Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz.. Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!
Jül Sezar
M.Ö 101 yılında Roma'da soylu bir ailenin oğlu olarak dünyaya geldi. Sağlam bir eğitim gördüğü gibi
ailesi tarafından bir silahşor olarak yetiştirilmişti. Edebiyata ve güzel sanatlara aşırı bir düşkünlüğü vardı.
Fakat bu genç adam
dünya zevklerine
içkiye ve kadınlara karşı da aynı ilgiyi duyar
bu arada kendisine açılan erkek kollarına hiç çekinme duymadan vücudunu teslim ederdi. Olağanüstü bir hatip
yaman bir binici
kadınları baştan çıkarmada eşi bulunmaz bir ustaydı. Roma'da genelev sokağında bir oda tutarak yıllarca sefahat içinde yaşamıştı.
Annesi Auralia
bu çok yakışıklı
güzellikte mitoloji kahramanları Adonis ve Paris'le eş tutulan oğluna para yetiştirmekte güçlük çekiyordu. Jül Sezar
parası tükenince
arkadaşlarından ve düşüp kalktığı yosmalardan borç alır
bir daha da ödemezdi. Onlara şöyle derdi yalnızca:
"Dostlarım
Roma İmparatorluğunu pençeme alacağım güne kadar bana zaman veriniz..."
Yirmi yaşlarındayken. İmparator Sulla'nın can düşmanı Marius'un yeğeni olduğu için
Roma'dan kaçmak zorunda kaldı. Anadolu'ya kaçmak isterken korsanların eline düştü. Korsanlar onu Antalya'ya götürmüşler ve kurtuluş parası olarak 20 talent istemişlerdi. Genç delikanlı kendisine biçilen bu fiyat karşısında küplere binmiş ve :
"Hayvanlar!.
Ben 20 talentlik bir tutsak mıyım? Yakaladığınıza iyi bakın
size 50 talent getirteceğim!..)" diye bağırmıştı.
Roma'daki ailesine bir mektup göndermiş
para gelinceye kadar da korsanlarla al takke ver külah bir hayat yaşamıştı. Onlarla içki içiyor
şiirler okuyup oyunlar oynuyordu. Ara sıra da korsanlara :
Parası gelince özgürlüğüne kavuştu ve Ege bölgesindeki Milet kentine gitti. Buradan sağladığı birkaç gemiyle
kendisini tutsak eden korsanların üzerine giderek
onları Antalya açıklarında yakaladı. Hepsini zincire vurup Bergama'ya götürdü
Vali'nin vereceği emri beklemeden hepsini astırdı.
Roma'ya dönüp siyasi hayata atıldığında 33 yaşlarındaydı. Yakın arkadaşlarından biri
Jül Sezar'a siyasi tutkuları olduğunu söylediğinde ondan şu karşılığı aldı :
"Ne diyorsun sen! Makedonyalı Büyük İskender'in hayatını okumadın mı? O benim yaşımdayken bütün dünyayı ele geçirmişti. Ben daha ne yaptım?"
Kırk bir yaşına geldiğinde
Roma'nın seçkin kişilerinden biri olmuştu. Çağının ünlü generallerinden Crassus ve Pompeus ile üçlü bir anlaşma yaparak kendisini "Konsül / Devlet Başkanı" seçtirtti. Dostlarına ve düşüp kalktığı kadınlara olan 1300 talent borcunu ödemek için Galya Valiliğini de üzerine aldı. Bu yetki kendisinde olmasına rağmen Senato ses çıkaramadı. Çünkü Jül Sezarın Galya Valisi olarak Roma'dan uzaklaşması ihtimali hem Senatonun hem de Pompeus'un işine geliyordu. Bu nedenle Galya dışında bazı eyaletleri de ona bağladılar.
Jül Sezar'ın amacı
Galya'da kendine bağlı bir ordu kurmak ve Roma'nın üzerine yürüyerek diktatör olmaktı. Konsüllük süresi bir yıl sonra bitince Jül Sezar Galya'ya gitti. Sekiz yüzden fazla kenti olan bu zengin ülke onun borçlarını ödedikten başka
gerekli adamları satın alacak ölçüde zenginleşmesine de yetti. Savaşlarda ele geçirilen 1 milyon tutsağın köle olarak satışından eline gecen para
Jül Sezarın en güçlü silahı olmuştu. Romalılar yüz yirmi yıl içinde Galya'nın ancak Güney bölgelerini ele geçirebilmişlerdi
Sezar sekiz yılda bütün Galya'yi Roma imparatorluğu sınırları içine kattı.
Bu sıralarda Crassus
Doğu'da Fırat ırmağı kıyılarında Partlara yenilerek ölmüş ve Pompeus Roma'nın tek egemeni durumuna gelmişti. Pompeus mutlu ye kaygısız bir yaşantı içindeydi. Oysa çevresindekiler. Jül Sezarı iyi tanıdıklarından
Pompeus'a sık sık şu soruyu soruyorlardı :
"Sezar
Roma üzerine yürürse
onu durdurup geri püskürtecek askerleriniz var mı?"
Pompeus gururla gülümsüyor:
"Kaygılanmayın
İtalyanın neresinde olursa olsun
ayağımla yere vurduğumda oradan ordular fışkırtırım
" diyordu. Oysa elinde hazır ve kendine bağlı bir ordusu yoktu. Sezar ise
kendisine ölesiye bağlı bir ordu kurmuştu. Roma generallerinden hiç birine benzemiyordu. Askerleriyle birlikte oturup şarap içer
onlarla zar atıp kumar oynar
en kaba ve cıvık şakalar
arkadaşlıklar yapardı. Fakat savaşlarda değişir
gerçek bir komutan kesilirdi.
M.Ö. 50 yılında
kasım ayının ilk gününde toplantı durumundaki Senato'ya bir haber ulaştı :
"Sezar
sekiz lejyondan kurulu ordusuyla
Alplerden Güney'e doğru iniyor."
Pompeus
beklemediği bu haber karşısında çok şaşırmıştı. Daha önceki sözünü unutmayan bir dostu:
"Haydi ayağını yere vur da ordular fışkırsın
zamanı geldi..:" diyerek Pompeus'la alay etmişti. Pompeus ve Senato'daki taraftarları. Jül Sezar'a şu haberi saldılar:
"Sezar askerlerini hemen terhis etmeli ve geriye yalnızca bir lejyon bırakmalı
ayrıca Galya Valiliğinden de istifa; ederek
Roma'ya sıradan bir yurttaş olarak girmeliydi."
Sezar
bu şartları kabul etmedi ve savaştan başka çıkar yol olmadığını anladı. Roma üzerine yürüyüşe geçtiğinde Pompeus hazinesini bile almaya vakit bulamadan
taraftarlarıyla birlikte Adriyatik denizindeki donanmasına binerek Epir'e kaçtı.
Jül Sezar'ın donanması yoktu
mevsim de kıştı. Varını yoğunu askerlerine dağıtmış
meteliksiz kalmıştı. Hızlı bir yürüyüşle karadan dolaşıp Yunanistan'ın Epir bölgesine girdi. Pompeus ve taraftarlarının 47 bin kişilik yaya
7 bin kişilik de atlı ordusu vardı. Sezar'ın ordusu daha küçüktü. Emrinde 22 bin yaya ve bin atlı askeri vardı.
Savaş
yalnızca Jül Sezar ve Pompeus arasında geçmiyordu. Kısa süre içinde bütün Roma İmparatorluğuna yayılmış
bir iç savaş halini almıştı. Bir tarihçi
bu dönemi şöyle anlatmaktadır :
"Bütün Senato bu savaşın içindeydi. Ordular da öyle. Hepsi Roma kanı taşıyan askerlerden kurulu 11 lejyonla öteki 18 lejyon amansızca çarpışıyorlardı. Galyalılar ve Germenler Jül Sezar'ı tutuyorlardı. Trakya
Sicilya
Yunanistan
Makedonya ve Doğu Pompeus'la birlikti. Savaş İtalya'da başladı
oradan Galya'ya ve İspanya'ya sıçradı; Batı'dan dönerek bütün şiddetini Epir ve Tesalya üzerine topladı; Mısır'a kadar uzandı. Küçük Asya'ya el attı ve alev ancak Afrika'da söndürülebildi..."
Yunanistan'da Farsalos bölgesinde iki ordu arasında korkunç bir meydan savaşı olmuş ve Sezar
Pompeus'un ordusunu darmadağın etmişti. Pompeus
Mısır Kralı Ptolemeus'un yanına kaçmaktan başka çare bulamamıştı. Roma artık Jül Sezar'ın "pençeleri" arasındaydı. Dört bin kişilik seçme bir orduyla
Pompeus'un arkasından Mısır'a gitti. Ptotemeus
başına gelecekleri anladığından
Pompeus'un kafasını keserek Jül Sezar'a gönderdi. Sezar burada
Ptolemeus'un kız kardeşi Kleopatra'yla uzun bir aşk hayatı yaşadıktan sonra onu Mısır Kraliçesi yaptı. Sonra M.Ö. 47 yılında Anadolu'ya girerek Pontus Kralı Pnarankes'i yendi. Savaş beş gün sürmüş
Sezar durumu Roma Senatosuna şu üç kelimeyle bildirmişti:
"Veni
vidi
vici." (Geldim
gördüm
yendim.)
Aynı yıl Roma'ya dönerek İmparator oldu. Önce 1 yıl için diktatör ilân edildi. Senato daha sonra bu yetkiyi 10 yıla çıkardı. Aradan çok geçmeden de Jül Sezar
ömür boyunca diktatör seçildi.
Koyu Cumhuriyetçiler ve soylular
Roma İmparatorluğunun diktatörlüğe kaymasından tedirgin olmuşlardı. Sonunda
Sezar'ı öldürüp Cumhuriyeti kurtarmak için gizli bir örgüt kurdular. Bu örgüte
Sezar'ın yetiştirmesi
bir söylentiye göre de
düşüp kalktığı kadınlardan Servilia'dan doğan öz oğlu Brütüs de girmişti. Örgüt
suikast için M.Ö. 44 yılının 15 martını seçmişti. Bir kâhin ona daha önceden
"15 marttan sakın" demişti. Bir gece önce de karısı kötü bir rüya görmüş ve Jül Sezar'ın sokağa çıkmamasını istemişti. O sabah yolda
Kâhin'e rastlamış ve :
"İşte 15 mart geldi..." demişti. Kâhin de Jül Sezar'a şu karşılığı vermişti :
"15 mart geldi
ama daha bitmedi...)"
Jül Sezar
Senato'ya gelince suikastçılar çevresini sardılar. Hançerleri harmanilerin altında gizliydi. İçlerinden biri
siyasi hükümlü olan kardeşinin bağışlanmasını diledi. Sezar onu dinlerken
suikastçılar hançerlerini çekip saldırdılar. Titilus adlı bir soylu
Jül Sezar'ın harmanisini omuzlarından tutarak aşağı doğru yırttı. Sezar
ilk önce kendini savunacak oldu
fakat vücuduna saplanmak için havaya kalkan hançerlerden birini Brütüs'ün tuttuğunu görünce:
"Sen de mi oğlum Brütüs!?.." diye bağırdı ve harmanisini başına örterek
kendini hançer vuruşlarına bıraktı.
Tam 23 yerinden hançerlenen Jül Sezar
cansız yere serildi. Suikastçılar
Sezar'ın ölümünden halkın sevinç duyacağını sanmışlardı. Kanlı hançerlerini Roma halkına göstererek :
"Zalimin vücudu ortadan kalktı!.." diye bağırıyorlardı.
Fakat
Roma halkının tepkisi
umdukları gibi olmadı. Halk
"katillere ölüm!." Bağrışlarıyla ayaklanınca kaçmak zorunda kaldılar. O sırada
Senato'nun Jül Sezar'ı öldürenleri bağışladığı öğrenilince halk Senato'ya saldırdı. Yapıyı ateşe verdiler. Halkın ayaklanması üzerine Sezar'ın katilleri Roma'dan kaçtılar ama