Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz.. Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
Rus Devrimi'nin ünlü kişilerinden Leon Davidoviç Troçki'nin
Meksika'ya gelişinden beri geçen olayları kafasından geçiriyordu. Troçki ve yanındakiler gelmeden önce
onu böyle gece yarısı sokağa düşürecek olaylar öylesine az olurdu ki... Ama bu Ruslar geleli beri
başkent Mexico'da çok şey değişmişti.
Troçki'nin
Morelos caddesi üzerindeki evi
şehrin dışındaydı. Evi dışardan görenler
eski çağlardan kalma bir şato olduğu yargısına kolayca varabilirlerdi. Troçki ve yakınları
evi satın aldıktan sonra
onu tam bir kale durumuna getirmişlerdi. Alçak bahçe duvarları yükseltilmiş
kapıya kurşun işlemez kalın bir zırh geçirilmiş
üstelik her yana alarm zilleri takılmıştı.
Mexico halkı
bu güvenlik tedbirlerini çoğu zaman alaya alıyor
"Don Leon" dedikleri Troçki'ye ölüm korkusunun yerleştiğini söylüyordu. İşin doğrusunda
Gizli Polis Şefi Salazar da
halktan ayrı düşünmüyordu bu konuda...
Morelos caddesi bilimindeki eve geldiğinde Salazar görevlilerden ilk bilgileri aldı; suikast sonuçsuz kalmış
Troçki'ye hiç bir şey olmamıştı
ilk kapı
arkasından ikinci bira kapı daha geçildi. Salazar şimdi
Meksika iklimine özgü çiçeklerle süslü bir bahçedeydi. Burada
başta Troçki'nin sekreteri olmak üzere
öbür koruyucu polisler
ellerinde tabancalarıyla
halâ üzerlerinden atamadıkları bir heyecan içinde Gizli Polis Şefini karşıladılar.
Troçki de bu kalabalığın arasındaydı. Soğukkanlı görünüyordu. Yalnız
gözlüklerinin ardındaki mavi gözleri
bir garip ışıltıyla parlamaktaydı. Karısı yanıbaşında duruyordu. Kadın oldukça heyecanlıydı. Troçki'nin Sieva adındaki torunu
ayağından hafifçe yaralandığı için topallayarak yürüyordu.
Hep birlikte Troçki'lerin yatak odasına girdiler. Keskin bir barut ve yanık kokusu kaplamıştı odayı. Duvarlar ve yatakların üzerleri
atılan kurşunlarla delik deşik olmuştu. Odanın döşemesi ve yatak örtüleri de yanmıştı. Taban tahtalarından hâlâ duman tütüyordu. Odanın makineli tüfekle tarandığını anlamak için
Gizli Polis Şefi olmak gerekli değildi!.
Yapılan incelemeden sonra
Troçki'nin karısı Nathalia
olayı Salazar'a şöyle anlatıyordu:
"Gecenin yarısını bulmuştuk. Çok yakından gelen silah sesleriyle uyandım. Leon da uyanmış
uyku sersemliğiyle bana bakıyordu. Kulağına eğildim; "Odaya ateş ediliyor!.." dedim. Birlikte yataktan döşeme üzerine kaydık. O sırada
bahçe
evin içi ve oda
sanki birbiri arkasına yıldırım düşüyormuşçasına aydınlanıyordu. Kapının eşiğinde duran üniforma giyinmiş bir adam
durmadan içeriye ateş ediyordu. Bir ara
Leon'u kurşunlardan korumak düşüncesiyle yerimden doğrulmak istedim. Fakat hızla beni yanına çekti. Adamın elindeki makineli tüfeğin parıltısı ve gürültüsü
bir süre daha devam etti. Sonra birden
bütün sesler kesildi. Torunumuz kaçırıldı
yakınlarımız öldürüldü
diye düşündüm. Şimdi de
Leon'u yeniden öldürmeye gelecekler kaygısı içinde
korkunç bir umutsuzluğa kapıldım..."
Evin önündeki çimenlik
suikastçilerin attıkları bir yangın bombasıyla kavrulmuştu. Troçki
eliyle çimenliği göstererek:
"Anlaşılan
gelenler yalnızca beni öldürmek değil
aynı zamanda evi de yakmak istiyorlarmış.." dedi.
Albay Salazar sordu:
"Suç delillerini yok etmek için mi?"
"O da akla gelebilir... Ama
arşivimi ve bende kalan gizli belgeleri yok etmek için de bu saldırıya girişmiş olabilirler. G.P.U (Sovyet Gizli Polis Örgütü) şu sıra sürdürdüğüm çalışmaların konusunu öğrenmiş olabilir. Daha önce de
Norveç'teyken
evde olmadığımız bir sırada bazı kimseler içeri girmek istemişlerdi. Fransa'da da
buna benzer bir şey oldu; Sosyal Tarih Enstitüsüne belgeler vermiştim. Bir gece
kimlikleri bilinmeyen kişiler
Enstitünün demir kapısını kaynakla eriterek içeri girmişler
66 kilo ağırlığındaki belgeleri çalmışlardı.."
Bütün tunları kuşkusuz Stalin düzenliyordu. O Rusya'da egemen olabilmek için en yakınlarını bile ortadan kaldırmaktan çekinmiyordu. Elbette sıra bir gün
Troçki'ye de gelecekti. Belirtileri de ortadaydı. Troçki'nin adı Sovyet devrim tarihlerinden
devrimi yansıtan tablolardan
hatta belgesel filmlerden
şarkı ve marşlardan çıkartılmamış mıydı?.. Önce Rusya'dan sürülmüştü. Şimdi de Troçki'yi öldürterek
bu sorunu çözümlemiş olacaktı. Ayrıca elini çabuk tutması da gerekiyordu; çünkü Troçki
kendi hayat hikâyesini yazmaya başlamıştı. Hem de tarihi belgelere dayanarak... Bunu önlemeliydi.
Yarım kalan bu suikastın üzerinden aşağı yukarı 3 ay geçmişti. 1940 yılının 20 Ağustos günü gelip çattı. Oldukça sıcak ve güneşli bir gün başlıyordu. Troçki
çalışma odasına geçmek üzereydi. Karısı Nathalia
kurşun geçirmez ceketini giymesini istedi. Troçki
her zaman olduğu gibi direnmiş ve kurşun geçirmez ceketi
tehlikeye daha yakın gördüğü koruyucusuna giydirmişti.
Onun kendine göre bir hayat görüşü vardı. "Kişinin kendisini süresiz olarak ölüme karşı savunması imkânsızdır. Yoksa
yaşamanın değeri kalmaz!.." derdi. Kendisini ölüme götürecek olan ikinci suikastın yapılacağı 20 Ağustos günü işte böyle başlamıştı.
Sonradan
karısının anlattığına göre
Troçki bütün gününü çalışma odasında geçirmişti. Akşama doğru dışarı çıkmış
bahçedeki tavşanlarını beslemişti. Yanıbaşında birisi vardı; hem de havanın açık olmasına rağmen
kolunda yağmurluğu
başına iyice geçirilmiş şapkasıyla Jackson duruyordu. Jackson. her günkünden daha sinirli ve kuşkulu görünüyordu. Bu adam
çevresinde de sevilmeyen birisiydi. Komünist geçinmesine rağmen
bu konuda bilgisi hemen hemen hiç yoktu. Yalnız
Troçki'nin en güvendiği sekreterlerinden birinin kızıyla nişanlı olması
Troçki'nin yanına girebilme olanağını ona sağlıyordu. Nişanlısıyla birlikte gelirdi daima
ilk olarak 18 Ağustos günü yalnız gelmişti. Bu gün de ikinci kere Troçki'nin evine tek başına geliyordu.
Bir ara Troçki karısına:
"Jackson burada
nişanlısı Sylvia'yı bekliyor... Bu gece New York'a gideceklermiş." dedi.
Jackson da
bayan Nathalia'ya şunları söylemek gereğini duydu:
"Onu
burada bulamayınca şaşırdım! Oysa daha önce gelmesi gerekiyordu."
Sonra Troçki'ye dönerek:
"Onu beklerken
son yazdığım yazıyı da bir gözden geçirelim." dedi.
Troçki'nin bu teklif karşısında biraz canı sıkılır gibi oldu. Fakat olgun kimselere özgü hoşgörüsüyle
bu teklifi kabul etti. Birlikte çalışma odasına girdiler.
Olayın bundan sonrasını bayan Nathalia şöyle anlatmıştır:
"En çok iki üç dakika geçmişti ki
korkunç bir bağırma işittim. Baktım; Leon
eşik üzerinde gözüktü. Düşmemek için de arkasını kapıya dayadı. Zorlukla ayakta durmaya çalışıyordu. Yüzü kan içindeydi. Gözlüksüzdü ve gözleri dehşetle açılmıştı!
"Ne oldu
ne oldu?" diye bağırarak onu kollarımın arasına aldım. O
yalnızca:
"Jackson..."
diyebildi. Her şeye rağmen soğukkanlı bir görünüş içindeydi. Birlikte birkaç adım atabildik. Sonra onu yavaşça yere bıraktım. O zaman işitilmesi güç bir sesle:
"Seni seviyorum Nathalia!.." dedi. Başıyla çalışma odasını göstererek:
"Biliyor musun orada... Ne yapacağını anladım... Bir kere daha vurmak istedi
fakat kaçtım!."
Durumu öğrenen evdeki koruyucular
dışarıdaki polislere haber salarken
süre kaybetmeden Jackson'ın üzerine atılmışlardı. Umutsuzca direnen katilin şapkası başından fırlamış
odanın bir köşesine yuvarlanmıştı. Elindeki suç aracı olan keser de
boğuşma sırasında yere düşmüştü. Kâğıtlar
gazete ve dergiler ortalığa saçılmıştı. Troçki'nin üzerinde büyük bir özenle çalıştığı Stalin'in hayatıyla ilgili eserin birçok sayfası kan içindeydi!.. Öfke içindeki koruyucular