- Katılım
- 22 Ocak 2015
- Konular
- 4,152
- Mesajlar
- 12,387
- Online süresi
- 1m 12s
- Reaksiyon Skoru
- 1,516
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 11 Yıl 4 Ay 24 Gün
- Başarım Puanı
- 373
- Yaş
- 35
- MmoLira
- -17
- DevLira
- 0
HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!
Nasıl Yazar Olunur ?
Ülkemiz gizli kalemler vatanıdır. Yaşı ilerlemesine rağmen henüz kalemi eline alamamış, ama yazmak hayalinden de vazgeçmemiş potansiyeller vardır. Bana öyle geliyor ki bu biraz da bende yapabilirim düşüncesiyle paralel seyrediyor. Oysa bana göre okumayı bilmeyen yazmaya niyet bile etmemelidir. Çok az okuyan bir millet olarak metrekare başına düşen yazar sayısı bir hayli fazladır. Yani bizde okur olmadan yazar olma gibi kestirme bir yol tercih edilmektedir. Yazar önce aydın olma arzusuna sahip olmalı sonra yazar olmalıdır. Bilmeden örgü olmaz. Kurgu da tamamlanamaz. En kısa şiirde bile bir örgü ve kurgu hakimdir ki bu örgü ve kurgu şairin üslubunu, hayata ve insanlara bakışını, derinlemesine bilgisini yansıtır. Bir de işin yataylamasına bilinmesi vardır ki o başlı başına uzmanlık dediğimiz şeydir.
Okumadan yazar olmak tamamen temelsiz bir hayal olmakla beraber herkesin kafasında işler rayına oturunca kaleme alacağım bir şeyler var düşüncesi yatmakta. Hayır efendim o iş öyle olmaz. İşler rayına oturunca zaten onu yazmanıza gerek kalmaz. Özellikle şiir anın şiiridir. Anlık hissiyatı aktarmaktır. Andan kastım yaşandığı zaman dilimidir. Bu dilim hayalllerle birleşince de beklenilene yazılmış olur. Hiç kimse eski bir mutluluk anına dair en güzel şiiri yazamaz. Şiir anın hayalle buluşması neticesinde daha bir güçlü olur. Kimisi hayat hikâyesini yazmak istiyor, kimi bir tanıdığının başından geçenleri. Kimi geçmişin intikamını kitapla almak istiyor, kimi sadece kalıcı bir eser bırakmak. Ayrıntılar ekleniyor, ayrıntılar çıkarılıyor vs.
Her insanın hayatı ve kişiliği, mayası ve kimyası nasıl farklıysa, yazı serüveni de farklıdır. Herkese uyan tüm evreni içine alabilen bir reçete olamaz. Kimi kırkından sonra yazmaya başlar, başarıyı da yakalayabilir, kimi en güzel eserlerini gençliğinde verir. Kimi bir kitabı on beş senede tamamlar, kimi üç-beş ayda. Burada uzun zamanda tamamlanan eser daha kıymetlidir sonucunu çıkaramayız. Bu yazarın başarısı ve enerjisiyle alakalIdır. Yani üretkenlik ve yetenekle. Hiçbir yol, bir diğerine üstün değildir. Aslolan, ortaya çıkan eserin derinliği ve kalitesidir. Bana sürekli sordukları bir soru vardır; "hocam nasıl yazmalıyım?" diye öyle sanıyorum ki onlar benim sihirli formülü kendime sakladığımı düşünüyorlar. Hayır efendim kendime şiar edindiğim bir şey varsa o da tecrübelerimi özellikle genç nesillere olmak üzere herkese aktarmaktır.
Yazmak isteyende yukarıda bahsettiğimiz konuların haricinde neler olmalıdır?
Hınç..Hırs...Emek... Disiplin... Aşk... Tutku...Delilik... Kalabalıklarda yalnız yaşamak. Kendine bir mefkure edinmek. Hınç edilmişseniz yazarak ayağa kalkabilirsiniz. Hırsınızla mücadele edebilirsiniz. Bu ikisini yaparken de kendinizi disipline edeceksiniz. Burada en önemli olan şey kendi gardiyanınız olacaksınız. Uykularınızdan fedakarlık etmeden yazar olamazsınız. İyi bir yazar olamazsınız demeliyim. Uğruna ağlayabileceğiniz bir hayaliniz de yoksa yine iyi bir yazar olamazsınız. Aslında yazarlık gelmeyecek bir otobüsü karayolu bile olmayan bir vadide ısrarla beklemekten öte bir şey değildir. Önce yolu hayal edecek yazacaksınız. Sonra yolu inşa edecek, projelendirecek mühendisliği, sonra teknolojiyi daha da geliştirerek üretilecek otobüsü, eğitilecek şoförü, size gelmeden önce bir başlangıç noktası olması gerektiğini, ilk durağını, sonra sizi alıp götürebileceği bir başka diyarın inşasının olmasını bekleyeceksiniz. Bütün bunlar oluştuğunda da siz o beklediğiniz ve alındığınız durağın hikayesini, yolcularını yazabileceksiniz. Bütün bunlar sabır, emek ve disiplin gerektirir. Bu dediğim emek ve disiplin olmadan hırsınız ve hıncınız yetersiz kalacaklardır. Dediğim gibi uykularınızın katili olacaksınız başta.
Delilik aslında aşk ve tutkuyu içinde barındırır bu da yazarlığın olmazsa olmazıdır. Aşk öyle bir durumdur ki somutlukla açıklanamaz. Rasyonellikle de açıklayamazsınız. Mantığın gidebildiği en öte köyden daha öteyi yazabilmek yaşayabilmektir aşk. Yıllar yılı bana şiirlerimin muhatabının kim olduğu soruldu. Bakın ben daha genç bir kalemken ve kendi şiirim kendime okunduğunda yanaklarım kızararak şunu derdim " ben içimdeki kıza yazıyorum" bu ifade insanları epey zaman susturmama yetti. Sonra bu soruyu yeniden sordular ben yine "ben içimdeki kıza yazıyorum" dedim evet bende değişen birşey yoktu içimdeki kızda da değişen bir şey yoktu. Aşık olmadan bu şiirler yazılır mı? dediler. Ben şiirler yazmıyorum kendimle konuşuyorum dedim. İşte o kız on dört yaşımda elimden bir tuttu hala o olmadan ayakta kalamayacağımı düşünüyorum. Bugünlerde karşımda duruyor beni sorguluyor, hırpalıyor ama ben o kadar benimsedim ki beni katledecek olsa sesim çıkmayacak. Yazarlık böyle bir şeydir işte. Ben yaptığım işi o kadar çok benimserim ki yazmadan yaşamayı, hatta nefes almayı bile düşünemem. Burada disiplinimin yerini delilik almıştır. Ben yazmaya koyuldum mu durmadan, duramadan, gece gündüz yazarım. Saatler, günler, aylar ve senelerce gıdım gıdım biriken emeğimi yazarım. Bekleyişimi, kıvranışımı, kımıldayamayışımı... Ve tabii bir de yazarlığımın olmazsa olmazı: yalnızlığım.
Okumadan yazar olmak tamamen temelsiz bir hayal olmakla beraber herkesin kafasında işler rayına oturunca kaleme alacağım bir şeyler var düşüncesi yatmakta. Hayır efendim o iş öyle olmaz. İşler rayına oturunca zaten onu yazmanıza gerek kalmaz. Özellikle şiir anın şiiridir. Anlık hissiyatı aktarmaktır. Andan kastım yaşandığı zaman dilimidir. Bu dilim hayalllerle birleşince de beklenilene yazılmış olur. Hiç kimse eski bir mutluluk anına dair en güzel şiiri yazamaz. Şiir anın hayalle buluşması neticesinde daha bir güçlü olur. Kimisi hayat hikâyesini yazmak istiyor, kimi bir tanıdığının başından geçenleri. Kimi geçmişin intikamını kitapla almak istiyor, kimi sadece kalıcı bir eser bırakmak. Ayrıntılar ekleniyor, ayrıntılar çıkarılıyor vs.
Her insanın hayatı ve kişiliği, mayası ve kimyası nasıl farklıysa, yazı serüveni de farklıdır. Herkese uyan tüm evreni içine alabilen bir reçete olamaz. Kimi kırkından sonra yazmaya başlar, başarıyı da yakalayabilir, kimi en güzel eserlerini gençliğinde verir. Kimi bir kitabı on beş senede tamamlar, kimi üç-beş ayda. Burada uzun zamanda tamamlanan eser daha kıymetlidir sonucunu çıkaramayız. Bu yazarın başarısı ve enerjisiyle alakalIdır. Yani üretkenlik ve yetenekle. Hiçbir yol, bir diğerine üstün değildir. Aslolan, ortaya çıkan eserin derinliği ve kalitesidir. Bana sürekli sordukları bir soru vardır; "hocam nasıl yazmalıyım?" diye öyle sanıyorum ki onlar benim sihirli formülü kendime sakladığımı düşünüyorlar. Hayır efendim kendime şiar edindiğim bir şey varsa o da tecrübelerimi özellikle genç nesillere olmak üzere herkese aktarmaktır.
Yazmak isteyende yukarıda bahsettiğimiz konuların haricinde neler olmalıdır?
Hınç..Hırs...Emek... Disiplin... Aşk... Tutku...Delilik... Kalabalıklarda yalnız yaşamak. Kendine bir mefkure edinmek. Hınç edilmişseniz yazarak ayağa kalkabilirsiniz. Hırsınızla mücadele edebilirsiniz. Bu ikisini yaparken de kendinizi disipline edeceksiniz. Burada en önemli olan şey kendi gardiyanınız olacaksınız. Uykularınızdan fedakarlık etmeden yazar olamazsınız. İyi bir yazar olamazsınız demeliyim. Uğruna ağlayabileceğiniz bir hayaliniz de yoksa yine iyi bir yazar olamazsınız. Aslında yazarlık gelmeyecek bir otobüsü karayolu bile olmayan bir vadide ısrarla beklemekten öte bir şey değildir. Önce yolu hayal edecek yazacaksınız. Sonra yolu inşa edecek, projelendirecek mühendisliği, sonra teknolojiyi daha da geliştirerek üretilecek otobüsü, eğitilecek şoförü, size gelmeden önce bir başlangıç noktası olması gerektiğini, ilk durağını, sonra sizi alıp götürebileceği bir başka diyarın inşasının olmasını bekleyeceksiniz. Bütün bunlar oluştuğunda da siz o beklediğiniz ve alındığınız durağın hikayesini, yolcularını yazabileceksiniz. Bütün bunlar sabır, emek ve disiplin gerektirir. Bu dediğim emek ve disiplin olmadan hırsınız ve hıncınız yetersiz kalacaklardır. Dediğim gibi uykularınızın katili olacaksınız başta.
Delilik aslında aşk ve tutkuyu içinde barındırır bu da yazarlığın olmazsa olmazıdır. Aşk öyle bir durumdur ki somutlukla açıklanamaz. Rasyonellikle de açıklayamazsınız. Mantığın gidebildiği en öte köyden daha öteyi yazabilmek yaşayabilmektir aşk. Yıllar yılı bana şiirlerimin muhatabının kim olduğu soruldu. Bakın ben daha genç bir kalemken ve kendi şiirim kendime okunduğunda yanaklarım kızararak şunu derdim " ben içimdeki kıza yazıyorum" bu ifade insanları epey zaman susturmama yetti. Sonra bu soruyu yeniden sordular ben yine "ben içimdeki kıza yazıyorum" dedim evet bende değişen birşey yoktu içimdeki kızda da değişen bir şey yoktu. Aşık olmadan bu şiirler yazılır mı? dediler. Ben şiirler yazmıyorum kendimle konuşuyorum dedim. İşte o kız on dört yaşımda elimden bir tuttu hala o olmadan ayakta kalamayacağımı düşünüyorum. Bugünlerde karşımda duruyor beni sorguluyor, hırpalıyor ama ben o kadar benimsedim ki beni katledecek olsa sesim çıkmayacak. Yazarlık böyle bir şeydir işte. Ben yaptığım işi o kadar çok benimserim ki yazmadan yaşamayı, hatta nefes almayı bile düşünemem. Burada disiplinimin yerini delilik almıştır. Ben yazmaya koyuldum mu durmadan, duramadan, gece gündüz yazarım. Saatler, günler, aylar ve senelerce gıdım gıdım biriken emeğimi yazarım. Bekleyişimi, kıvranışımı, kımıldayamayışımı... Ve tabii bir de yazarlığımın olmazsa olmazı: yalnızlığım.







