- Katılım
- 6 Kas 2012
- Konular
- 2,235
- Mesajlar
- 4,824
- Online süresi
- 9d 14h
- Reaksiyon Skoru
- 343
- Altın Konu
- 0
- Başarım Puanı
- 289
- MmoLira
- 1,096
- DevLira
- 0
ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!
Bilecik Adı
MÖ 2000li yıllarda Anadoluda hüküm sürmüş uygarlıklardan biri olan Hititler, Bilecike Şirin köy anlamına gelen Belekoma ismini vermişlerdir. Şehrin Hamsu ve Debbağhane deresi arasında Belekoma adlı bir kalenin varlığı da bilinmektedir. Bu tarihten sonra da şehir uzun süre Belekome olarak anılmaya devam etti. Yaygın olmamakla beraber bazı kaynaklarda şehir Melançiya ve Agrilion olarak da yer almaktadır.
Bilecik daha sonraki dönemlerde Justiniano Polis Mela ya da Gordonun şehri anlamına gelen Justiniano Polis Gordi olarak da adlandırıldı. Nitekim 553 yılında yapılan Konsülde bölge bu şekilde isimlendirildi. Genel itibarıyla Justiniano Polis Mela olarak adlandırılan Bilecik daha sonraki dönemlerde Malagina olarak da anılmıştır.
Eskiçağlar, Roma ve Bizans Dönemlerinde Bilecik
İstanbulun Anadolu yakası, Kocaeli, Adapazarı, Bolu, Bursa ve Bilecik illerinin kuzey kesimlerini içine alan ve Bithynia olarak adlandırılan bölge, ismini bir Thrak boyu olan Thynlerden almıştır. Bithynia bölgesi, Mısır firavunlarından II. Amozis döneminde bir süre Mısırın egemenliğinde kaldı. Hititlerin ihtişamlı dönemlerinde ise Bithynia Hitit hâkimiyetine girdi. MÖ 1190 yıllarında Hititlerin tarih sahnesinden çekilmesi ile Trakya ve Balkanlardan göç eden Frigler ön Asyaya gelerek Bithynia bölgesine hâkim oldular.
Firiglerin toplu olarak oturdukları yerler Bilecik-Belekoma, İzmit, Bolu civarlarıdır. MÖ 676da Kimmerler, Frig egemenliğine son vererek Anadolunun birçok şehirleri ile birlikte Bithynia bölgesinde bulunan Bilecik şehrini de yağmaladılar. MÖ 553 senesinde Bithynia bölgesi Lidyalıların egemenliğine geçti. MÖ 546 yılında ise bu kez Persler bölgeye hâkim oldular. Persler Anadoluda Yuana, Çaparda, Helespont ve Kilikya adlarıyla dört büyük satraplık (yönetim bölgesi) kurmuşlardı. Helespont, Bitinya, Paflagonya, Frigya gibi bölgeleri ihtiva ediyordu. Bilecik, Bitinya ve Frigyanın komşu kesimleri içinde yer alıyordu.
MÖ 344te şehir İskender İmparatorluğunun bir parçası hâline geldi. İskenderin ölümü ile birlikte komutanlarından Antigonenin eline geçti. Sonrasında İskenderin komutanlarından Lizimahos ve Nikomed 32 yıl boyunca Bithynia hükümdarlığı yaptılar. Bithynia MÖ 74 yılında Romalıların hâkimiyetine girdi. Uzun yıllar Romalılar tarafından yönetilen bu topraklar MS 395 yılında Roma İmparatorluğunun yıkılmasıyla Bizans yönetimine girdi.
Bithynia bölgesi içinde bulunan Bilecik, Müslümanların Anadoluya gelmelerine kadar Bizans hâkimiyetinde kaldı. Muaviye döneminde (673-678) Müslümanlar Bithyniayı aldılar. Bundan sonra başta Bilecik olmak üzere Söğüt ve Bozüyük, Müslümanların İstanbul önlerinde Bizanslılara yenilmelerine kadar Emevilerin elinde kaldı. Halife Harun Reşit döneminde Bithynianın diğer şehirleri gibi Bilecik de Abbasi yönetimine geçti. Bizans yönetimi ile Harun Reşitin anlaşması ile Bilecik bir kez daha Bizans himayesine verildi. Bilecikin Romalılar ve Bizanslılar zamanında küçük bir yer olduğu düşünülmektedir. Fakat İstanbul şosesi olarak anılan İstanbul-Bağdat kervan yolu üzerinde bulunması adının çok eskiden beri bilinmesini sağlamıştır.
Selçuklu Döneminde Bilecik
Bizansın doğu sınırlarını tehdit eden Selçuklu Devletini Anadoludan çıkarmak amacıyla Bizans imparatoru Romen Diojen, doğuya giderken Bilecike gelmiş ve buradan Eskişehire geçmiştir. 26 Ağustos 1071 yılında Bizansın Selçuklular tarafından yenilmesiyle birlikte Anadoluda fetih hareketleri hızlanmış, Anadolunun diğer şehirleri gibi Bilecik de Selçuklu egemenliğine girmiştir.Selçuk Türkleri mahalli kuvvetlerle savaşarak Batı Anadoluya kadar ilerlediler. Nihayet merkezi İznik olmak üzere 1078de tarihlerin Rum devleti Selçukiyesi diye kayıt ettikleri imparatorluğu kurdular. Bu imparatorluk hududu içinde Bilecik de (Bellekoma) bulunuyordu.
1097de Haçlı orduları İznik önlerine kadar geldiler, İznik hükümdarı Kılıçarslan Eskişehire doğru çekilmek zorunda kaldı. 19 Haziran 1097 tarihinde Haçlılar İzniki aldılar. 28 Haziran 1097de Bilecikten geçip Eskişehire ulaştılar. Böylelikle İznik, Bilecik ve Yenişehir tekrar Bizanslıların eline geçti. Bilecik bu tarihten itibaren Osman Beyin Bileciki fethine kadar Bizans egemenliğinde kaldı.
Osmanlı Döneminde Bilecik
Osmanlı Devletinin kurucuları Oğuzların Kayı boyundandır. Ertuğrul Gazinin babası Süleyman Şah, Caber kalesi yakınında Fırat nehrinden geçerken boğularak vefat etti. Bunun üzerine oğullarından ikisi maiyetindekilerle birlikte geri döndüler. Ertuğrul Bey ile kardeşi Dündar Bey yaklaşık 400500 kadar aileyle beraber Anadolu Selçuklularına katılmak üzere Sivas taraflarına geldiler. Burada Selçuklu güçleriyle Moğol güçleri arasında bir muharebede Ertuğrul Bey, Selçuklulara yardım etti. Bunun üzerine Sultan Alâeddin, Ertuğrul Beye hilat (kaftan) göndermiş ve Ertuğrul Gazi maiyetindekilerle Ankara yakınındaki Karadağlar arasına yerleşti. Bir müddet sonra Ertuğrul Bey kendisi ve halkına münasip bir yer tahsis edilmesi isteğiyle oğlu Savcı Beyi bazı hediyelerle birlikte Konyaya gönderdi. Bunun üzerine Ertuğrul Beye, Domaniç yaylak, Söğüt ile Karacaşehir de kışlak olarak verildi.
Ertuğrul Gazi ve Osman Bey, bir yandan Selçuklulara bağlılıklarını sürdürürken diğer yandan da gaza faaliyetlerine devam ettiler. Ertuğrul Gazinin vefatından sonra Osman Bey tarafından İnegöl ve Karacahisar alındı. Bunun üzerine Selçuklu Sultanı II. Alaeddin, Osman Gaziye Beylik alameti olarak kabul edilen davul ve bayrak yolladı. Osman Bey de 1299 yılında bir hutbe okutarak bölgesinde bağısızlığını ilan etti. Bu fetihleri 1299da Bilecikin alınması takip etti. Osman Gazi burada bir mescit yaptırdı. Bilecikin gelirlerini ailesine tahsis edip küçük oğlu Aliyi annesiyle birlikte burada bırakarak Şeyh Edebalıyı emin tayin etti. Şeyh Edebalı ve kızı vefatlarına kadar Bilecik'te yaşadılar ve buraya defnedildiler.
Ayrıca Orhan Gazinin asker için ilk defa ak börk yaptırttığı yer de burasıdır. Şehir, daha önceki dönemlerde olduğu gibi Osmanlılar zamanında da Bursa-Eskişehir güzergâhında önemli bir konaklama yeri olma özelliğini sürdürdü. Ancak Bilecik arazinin müsait olmaması sebebiyle büyük bir gelişme gösteremedi. XVI. Yüzyıl başlarında, Kadı Emir, Dere, Pazar, Hisar, Börkçüler adında altı Müslüman mahalle ile bir gayrimüslim cemaatten meydana gelen küçük bir kasaba konumundaydı. En kalabalık mahalleleri ise, Pazar ve Kadı mahallesiydi. Kasabanın nüfusu 700 dolayında olup bunun yetmiş kadarını Hıristiyan nüfus oluşturuyordu.
Bilecik, Klasik dönemde Eskişehir ve çevresinden oluşan Sultanönü Sancağının bir kazası durumundaydı. Tanzimattan sonra Muhassaslıkların kurulması üzerine Hüdavendigar Vilayetinin Eskişehir Muhassalığına bağlı bir kaza oldu. 1840 tarihinde ise Bilecik Muhassıllığı lağvedilerek Eskişehire ilhak edildi. Fakat 1847 tarihinde, Sancak merkezi olan Eskişehirin bağlı kazaların ortasında olmaması ve bu durumun zorluklara sebebiyet vermesi nedeniyle sancak merkezi Bilecike taşındı.
25 Ağustos 1885te (H.14 Zilkade 1302) Bilecik, Söğüt, İnegöl ve Yenişehir kazalarının Bursa Sancağından ayrılması ve Bilecik merkez olmak üzere Ertuğrul adıyla üçüncü sınıf bir mutasarrıflık teşkil edilmesi padişaha arz edildi. 30 Ağustos 1885 (H.19 Zilkade 1302) tarihli iradeyle Osmanlı Devletinin kurulduğu yer olması ve Ertuğrul Gazinin burada medfun bulunması nedeniyle Bilecikin mutasarrıflığa dönüştürülmesi ve bu mutasarrıflığa Ertuğrul Gazinin adının verilmesi uygun görüldü. Aynı zamanda burada bir cami inşası bunun gibi hayır binalarının tesisiyle ve eski eserlerin resimlerini çekmek üzere buraya bir fotoğrafçı gönderilmesi emredildi.
19071908 yıllarında Ertuğrul Sancağının merkezi olan Bilecikin 76.899 nüfusu vardı. Küplü Yarhisar, Pazarcık Lefke ve Gölpazarı adlı beş nahiyesi ve 193 köyü bulunuyordu. Bu dönemde Bilecik merkezinde bir hükûmet dairesi, bir zabıta dairesi, dört yüz - beş yüz kişilik bir hapishane, bir belediye dairesi, bir askerî daire, bir depo-yı hümayun, bir miri ambar, Ticaret Odasına ait bir silahhane, bir belediye bahçesi, bir buçuk dönüm çamlık, kırklar adlı mevkide yeni inşa idilmiş bir köşk, Belediyeye ait bir gazhane, vakfa ait büyük bir koza hanı, inşa edilmekte olan bir bedesten çarşısı ve istasyon yolu caddesinde inşa edilmekte olan bir idadi-i mülki mektebi ve bunun yakınında on beş metre yüksekliğinde bir saat kulesi, bir kız ve üç ibtidai (İlkokul) mektebi bulunuyordu.
Aynı zamanda Sultan Osman, Sultan Orhan ile Süleyman ve Şerif Paşaların birer cami, hükümet avlusu, Ak Mescit Mahallesi ve Emirler Mahallesinde birer cami ve Akkaldırım mevkiinde bir mescit vardı. Osman Gazi Mahallesinde Uşşaki Dergâhı ve Sultan Osman Gazinin kayınpederleri Şeyh Edebalının türbesi ve Katolik ve Ermenilerin birer mektepleri, Katolik ve Ermeni cemaatlerine ait iki kilise mevcuttur. Bilecik merkezde 6 hamam, 2 eczane, 3 sarraf, 1 dikiş makinesi dükkânı, 2 kıraathane, 3 otel, 80 kahvehane, 20 terzi dükkanı, 2 bonmarşa, ipekli mendil ve baş örtüsü imaline mahsus 3 tezgâh, 390 bakkal ve saire dükkanı, 6 ekmek fırını, 11 ipek fabrikası, 8 han, aşağı mahallede 1 imarethane ve hamsu deresinde 1 un değirmeni ile 16 debbağhane ve karasu boyunda12 un değirmeni vardır.
Bilecik şehri Millî Mücadele yıllarında büyük felaketlere maruz kaldı. Üç defa Yunan işgali altında kalan şehir, ekonomik ve sosyal yönden büyük sarsıntı geçirdi. Yunanlıların 1920 Haziranından itibaren Batı Anadoluda ilerleyişleri, Bursa ve Balıkesir'i işgallerinden sonra 5 Aralıkta Ankara hükümetiyle Tevfik Paşanın başında bulunduğu İstanbul hükûmeti arasındaki ilk görüşmeler Bilecikte yapıldı. Mustafa Kemal Paşa ile İsmet Paşanın Ankara hükümetini, Ahmet İzzet Paşa ile Salih Paşanın İstanbul hükümetini temsil ettiği görüşmeler Bilecik'te istasyon binasında gerçekleştirildi. 8 Ocak 1921de şehir Yunan kuvvetleri ta-rafından işgal edildi ama I. İnönü Savaşı neticesinde Yunanlılar geri çekilmek zorunda kaldılar. İkinci işgal 13 Temmuzda oldu ve çok kısa sürdü; ancak hemen sonra 22 Temmuzdaki üçüncü işgal 6 Eylül 1922'ye kadar devam etti. Yunan kuvvetleri şehri boşaltırken büyük bir yangın çıkardılar. 1956 ev, 331 dükkân, 18 han, fabrikalar, hükûmet konağı, camiler tamamıyla yandı. Cumhuriyet döneminde il merkezi durumuna getirilen Bilecik, yeniden fakat yavaş bir şekilde gelişmeye başladı.
Cumhuriyet Döneminde Bilecik
Savaşlardan yıkılarak çıkan Bilecik devletin yardımları ve halkın çalışmaları sonucu bugünkü yerinde yeniden kuruldu. Bu devrede Bilecikin gelişmesi tarım alanında oldu ama İpekçilik ve kadifecilik eski durumuna getirilemedi. Bilecik, Planlı döneme girişe kadar büyük ve hızlı gelişen iller arasında yer alması, iş sahası ve müteşebbislerin azlığı gibi nedenlerle hızlı bir gelişme gösteremedi. Planlı dönemde ise yapılan yatırımlarla önemli bir gelişim çizgisi kaydetti.
MÖ 2000li yıllarda Anadoluda hüküm sürmüş uygarlıklardan biri olan Hititler, Bilecike Şirin köy anlamına gelen Belekoma ismini vermişlerdir. Şehrin Hamsu ve Debbağhane deresi arasında Belekoma adlı bir kalenin varlığı da bilinmektedir. Bu tarihten sonra da şehir uzun süre Belekome olarak anılmaya devam etti. Yaygın olmamakla beraber bazı kaynaklarda şehir Melançiya ve Agrilion olarak da yer almaktadır.
Bilecik daha sonraki dönemlerde Justiniano Polis Mela ya da Gordonun şehri anlamına gelen Justiniano Polis Gordi olarak da adlandırıldı. Nitekim 553 yılında yapılan Konsülde bölge bu şekilde isimlendirildi. Genel itibarıyla Justiniano Polis Mela olarak adlandırılan Bilecik daha sonraki dönemlerde Malagina olarak da anılmıştır.
Eskiçağlar, Roma ve Bizans Dönemlerinde Bilecik
İstanbulun Anadolu yakası, Kocaeli, Adapazarı, Bolu, Bursa ve Bilecik illerinin kuzey kesimlerini içine alan ve Bithynia olarak adlandırılan bölge, ismini bir Thrak boyu olan Thynlerden almıştır. Bithynia bölgesi, Mısır firavunlarından II. Amozis döneminde bir süre Mısırın egemenliğinde kaldı. Hititlerin ihtişamlı dönemlerinde ise Bithynia Hitit hâkimiyetine girdi. MÖ 1190 yıllarında Hititlerin tarih sahnesinden çekilmesi ile Trakya ve Balkanlardan göç eden Frigler ön Asyaya gelerek Bithynia bölgesine hâkim oldular.
Firiglerin toplu olarak oturdukları yerler Bilecik-Belekoma, İzmit, Bolu civarlarıdır. MÖ 676da Kimmerler, Frig egemenliğine son vererek Anadolunun birçok şehirleri ile birlikte Bithynia bölgesinde bulunan Bilecik şehrini de yağmaladılar. MÖ 553 senesinde Bithynia bölgesi Lidyalıların egemenliğine geçti. MÖ 546 yılında ise bu kez Persler bölgeye hâkim oldular. Persler Anadoluda Yuana, Çaparda, Helespont ve Kilikya adlarıyla dört büyük satraplık (yönetim bölgesi) kurmuşlardı. Helespont, Bitinya, Paflagonya, Frigya gibi bölgeleri ihtiva ediyordu. Bilecik, Bitinya ve Frigyanın komşu kesimleri içinde yer alıyordu.
MÖ 344te şehir İskender İmparatorluğunun bir parçası hâline geldi. İskenderin ölümü ile birlikte komutanlarından Antigonenin eline geçti. Sonrasında İskenderin komutanlarından Lizimahos ve Nikomed 32 yıl boyunca Bithynia hükümdarlığı yaptılar. Bithynia MÖ 74 yılında Romalıların hâkimiyetine girdi. Uzun yıllar Romalılar tarafından yönetilen bu topraklar MS 395 yılında Roma İmparatorluğunun yıkılmasıyla Bizans yönetimine girdi.
Bithynia bölgesi içinde bulunan Bilecik, Müslümanların Anadoluya gelmelerine kadar Bizans hâkimiyetinde kaldı. Muaviye döneminde (673-678) Müslümanlar Bithyniayı aldılar. Bundan sonra başta Bilecik olmak üzere Söğüt ve Bozüyük, Müslümanların İstanbul önlerinde Bizanslılara yenilmelerine kadar Emevilerin elinde kaldı. Halife Harun Reşit döneminde Bithynianın diğer şehirleri gibi Bilecik de Abbasi yönetimine geçti. Bizans yönetimi ile Harun Reşitin anlaşması ile Bilecik bir kez daha Bizans himayesine verildi. Bilecikin Romalılar ve Bizanslılar zamanında küçük bir yer olduğu düşünülmektedir. Fakat İstanbul şosesi olarak anılan İstanbul-Bağdat kervan yolu üzerinde bulunması adının çok eskiden beri bilinmesini sağlamıştır.
Selçuklu Döneminde Bilecik
Bizansın doğu sınırlarını tehdit eden Selçuklu Devletini Anadoludan çıkarmak amacıyla Bizans imparatoru Romen Diojen, doğuya giderken Bilecike gelmiş ve buradan Eskişehire geçmiştir. 26 Ağustos 1071 yılında Bizansın Selçuklular tarafından yenilmesiyle birlikte Anadoluda fetih hareketleri hızlanmış, Anadolunun diğer şehirleri gibi Bilecik de Selçuklu egemenliğine girmiştir.Selçuk Türkleri mahalli kuvvetlerle savaşarak Batı Anadoluya kadar ilerlediler. Nihayet merkezi İznik olmak üzere 1078de tarihlerin Rum devleti Selçukiyesi diye kayıt ettikleri imparatorluğu kurdular. Bu imparatorluk hududu içinde Bilecik de (Bellekoma) bulunuyordu.
1097de Haçlı orduları İznik önlerine kadar geldiler, İznik hükümdarı Kılıçarslan Eskişehire doğru çekilmek zorunda kaldı. 19 Haziran 1097 tarihinde Haçlılar İzniki aldılar. 28 Haziran 1097de Bilecikten geçip Eskişehire ulaştılar. Böylelikle İznik, Bilecik ve Yenişehir tekrar Bizanslıların eline geçti. Bilecik bu tarihten itibaren Osman Beyin Bileciki fethine kadar Bizans egemenliğinde kaldı.
Osmanlı Döneminde Bilecik
Osmanlı Devletinin kurucuları Oğuzların Kayı boyundandır. Ertuğrul Gazinin babası Süleyman Şah, Caber kalesi yakınında Fırat nehrinden geçerken boğularak vefat etti. Bunun üzerine oğullarından ikisi maiyetindekilerle birlikte geri döndüler. Ertuğrul Bey ile kardeşi Dündar Bey yaklaşık 400500 kadar aileyle beraber Anadolu Selçuklularına katılmak üzere Sivas taraflarına geldiler. Burada Selçuklu güçleriyle Moğol güçleri arasında bir muharebede Ertuğrul Bey, Selçuklulara yardım etti. Bunun üzerine Sultan Alâeddin, Ertuğrul Beye hilat (kaftan) göndermiş ve Ertuğrul Gazi maiyetindekilerle Ankara yakınındaki Karadağlar arasına yerleşti. Bir müddet sonra Ertuğrul Bey kendisi ve halkına münasip bir yer tahsis edilmesi isteğiyle oğlu Savcı Beyi bazı hediyelerle birlikte Konyaya gönderdi. Bunun üzerine Ertuğrul Beye, Domaniç yaylak, Söğüt ile Karacaşehir de kışlak olarak verildi.
Ertuğrul Gazi ve Osman Bey, bir yandan Selçuklulara bağlılıklarını sürdürürken diğer yandan da gaza faaliyetlerine devam ettiler. Ertuğrul Gazinin vefatından sonra Osman Bey tarafından İnegöl ve Karacahisar alındı. Bunun üzerine Selçuklu Sultanı II. Alaeddin, Osman Gaziye Beylik alameti olarak kabul edilen davul ve bayrak yolladı. Osman Bey de 1299 yılında bir hutbe okutarak bölgesinde bağısızlığını ilan etti. Bu fetihleri 1299da Bilecikin alınması takip etti. Osman Gazi burada bir mescit yaptırdı. Bilecikin gelirlerini ailesine tahsis edip küçük oğlu Aliyi annesiyle birlikte burada bırakarak Şeyh Edebalıyı emin tayin etti. Şeyh Edebalı ve kızı vefatlarına kadar Bilecik'te yaşadılar ve buraya defnedildiler.
Ayrıca Orhan Gazinin asker için ilk defa ak börk yaptırttığı yer de burasıdır. Şehir, daha önceki dönemlerde olduğu gibi Osmanlılar zamanında da Bursa-Eskişehir güzergâhında önemli bir konaklama yeri olma özelliğini sürdürdü. Ancak Bilecik arazinin müsait olmaması sebebiyle büyük bir gelişme gösteremedi. XVI. Yüzyıl başlarında, Kadı Emir, Dere, Pazar, Hisar, Börkçüler adında altı Müslüman mahalle ile bir gayrimüslim cemaatten meydana gelen küçük bir kasaba konumundaydı. En kalabalık mahalleleri ise, Pazar ve Kadı mahallesiydi. Kasabanın nüfusu 700 dolayında olup bunun yetmiş kadarını Hıristiyan nüfus oluşturuyordu.
Bilecik, Klasik dönemde Eskişehir ve çevresinden oluşan Sultanönü Sancağının bir kazası durumundaydı. Tanzimattan sonra Muhassaslıkların kurulması üzerine Hüdavendigar Vilayetinin Eskişehir Muhassalığına bağlı bir kaza oldu. 1840 tarihinde ise Bilecik Muhassıllığı lağvedilerek Eskişehire ilhak edildi. Fakat 1847 tarihinde, Sancak merkezi olan Eskişehirin bağlı kazaların ortasında olmaması ve bu durumun zorluklara sebebiyet vermesi nedeniyle sancak merkezi Bilecike taşındı.
25 Ağustos 1885te (H.14 Zilkade 1302) Bilecik, Söğüt, İnegöl ve Yenişehir kazalarının Bursa Sancağından ayrılması ve Bilecik merkez olmak üzere Ertuğrul adıyla üçüncü sınıf bir mutasarrıflık teşkil edilmesi padişaha arz edildi. 30 Ağustos 1885 (H.19 Zilkade 1302) tarihli iradeyle Osmanlı Devletinin kurulduğu yer olması ve Ertuğrul Gazinin burada medfun bulunması nedeniyle Bilecikin mutasarrıflığa dönüştürülmesi ve bu mutasarrıflığa Ertuğrul Gazinin adının verilmesi uygun görüldü. Aynı zamanda burada bir cami inşası bunun gibi hayır binalarının tesisiyle ve eski eserlerin resimlerini çekmek üzere buraya bir fotoğrafçı gönderilmesi emredildi.
19071908 yıllarında Ertuğrul Sancağının merkezi olan Bilecikin 76.899 nüfusu vardı. Küplü Yarhisar, Pazarcık Lefke ve Gölpazarı adlı beş nahiyesi ve 193 köyü bulunuyordu. Bu dönemde Bilecik merkezinde bir hükûmet dairesi, bir zabıta dairesi, dört yüz - beş yüz kişilik bir hapishane, bir belediye dairesi, bir askerî daire, bir depo-yı hümayun, bir miri ambar, Ticaret Odasına ait bir silahhane, bir belediye bahçesi, bir buçuk dönüm çamlık, kırklar adlı mevkide yeni inşa idilmiş bir köşk, Belediyeye ait bir gazhane, vakfa ait büyük bir koza hanı, inşa edilmekte olan bir bedesten çarşısı ve istasyon yolu caddesinde inşa edilmekte olan bir idadi-i mülki mektebi ve bunun yakınında on beş metre yüksekliğinde bir saat kulesi, bir kız ve üç ibtidai (İlkokul) mektebi bulunuyordu.
Aynı zamanda Sultan Osman, Sultan Orhan ile Süleyman ve Şerif Paşaların birer cami, hükümet avlusu, Ak Mescit Mahallesi ve Emirler Mahallesinde birer cami ve Akkaldırım mevkiinde bir mescit vardı. Osman Gazi Mahallesinde Uşşaki Dergâhı ve Sultan Osman Gazinin kayınpederleri Şeyh Edebalının türbesi ve Katolik ve Ermenilerin birer mektepleri, Katolik ve Ermeni cemaatlerine ait iki kilise mevcuttur. Bilecik merkezde 6 hamam, 2 eczane, 3 sarraf, 1 dikiş makinesi dükkânı, 2 kıraathane, 3 otel, 80 kahvehane, 20 terzi dükkanı, 2 bonmarşa, ipekli mendil ve baş örtüsü imaline mahsus 3 tezgâh, 390 bakkal ve saire dükkanı, 6 ekmek fırını, 11 ipek fabrikası, 8 han, aşağı mahallede 1 imarethane ve hamsu deresinde 1 un değirmeni ile 16 debbağhane ve karasu boyunda12 un değirmeni vardır.
Bilecik şehri Millî Mücadele yıllarında büyük felaketlere maruz kaldı. Üç defa Yunan işgali altında kalan şehir, ekonomik ve sosyal yönden büyük sarsıntı geçirdi. Yunanlıların 1920 Haziranından itibaren Batı Anadoluda ilerleyişleri, Bursa ve Balıkesir'i işgallerinden sonra 5 Aralıkta Ankara hükümetiyle Tevfik Paşanın başında bulunduğu İstanbul hükûmeti arasındaki ilk görüşmeler Bilecikte yapıldı. Mustafa Kemal Paşa ile İsmet Paşanın Ankara hükümetini, Ahmet İzzet Paşa ile Salih Paşanın İstanbul hükümetini temsil ettiği görüşmeler Bilecik'te istasyon binasında gerçekleştirildi. 8 Ocak 1921de şehir Yunan kuvvetleri ta-rafından işgal edildi ama I. İnönü Savaşı neticesinde Yunanlılar geri çekilmek zorunda kaldılar. İkinci işgal 13 Temmuzda oldu ve çok kısa sürdü; ancak hemen sonra 22 Temmuzdaki üçüncü işgal 6 Eylül 1922'ye kadar devam etti. Yunan kuvvetleri şehri boşaltırken büyük bir yangın çıkardılar. 1956 ev, 331 dükkân, 18 han, fabrikalar, hükûmet konağı, camiler tamamıyla yandı. Cumhuriyet döneminde il merkezi durumuna getirilen Bilecik, yeniden fakat yavaş bir şekilde gelişmeye başladı.
Cumhuriyet Döneminde Bilecik
Savaşlardan yıkılarak çıkan Bilecik devletin yardımları ve halkın çalışmaları sonucu bugünkü yerinde yeniden kuruldu. Bu devrede Bilecikin gelişmesi tarım alanında oldu ama İpekçilik ve kadifecilik eski durumuna getirilemedi. Bilecik, Planlı döneme girişe kadar büyük ve hızlı gelişen iller arasında yer alması, iş sahası ve müteşebbislerin azlığı gibi nedenlerle hızlı bir gelişme gösteremedi. Planlı dönemde ise yapılan yatırımlarla önemli bir gelişim çizgisi kaydetti.


