- Katılım
- 22 Ocak 2015
- Konular
- 4,152
- Mesajlar
- 12,387
- Online süresi
- 1m 12s
- Reaksiyon Skoru
- 1,516
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 11 Yıl 4 Ay 15 Gün
- Başarım Puanı
- 373
- Yaş
- 35
- MmoLira
- -17
- DevLira
- 0
ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!
Ruh Sağlığı
Bireyin kendisiyle ve çevresiyle denge ve uyum içinde olması gerekir. Duygusal tepkileri dengeli, sosyal durumu yeterli olan ve çevresine karşı olumlu bir şekilde davranan kişinin, ruh sağlığı bakımından iyi olduğu söylenilebilinirr.
Ruh sağlığı ile ilgilenen disiplinlerden biri Ruh Sağlığı Bilgisi diğeri de Psikiyatridir. Ruh Sağlığı Bilgisi, hastalığın doğmadan,ortaya çıkmadan önleme yollarını gösteren bilgi dalıdır. Psikiyatri ise ruh hastalıkları ile bireyde görülen uyumsuzlukları önlemek ve tedavi etmekle uğraşan bilimdir.
Saglıklı Olmanın Ölçüleri
Sağlıklı kişi uyumludur. Düşünme gücü yerindedir. Üstesinden gelebileceği işlerin farkındadır. İnsanlara karşı davranışları olumludur. Dengesiz hareketlerde bulunmaz. Ölçülü davranır. Duygusal yaşamı dengelidir. Toplumdaki yerini,sorumluluklarını ve yaşamın değerini bilir. Mutluluğunu birileriyle paylaşmasını bilir. Bunun gibi bir sürü şey sayabiliriz.
Sağlık,kişinin her zaman kendini iyi hissetmesidir. Sağlıklı bir kimse her türlü sorunlarını rahatlıkla ve gerçekçi bir gözle halletmeye çalışır.
Normal bir insanında sorunları olabilir. Çünkü onunda çeşitli sorunları,ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyaçların giderilmemesi,arzuların doyurulmaması gerilimlere ve üzüntülere neden olur. Sevdiğiniz insan sizi beğenmeye bilir ve sizin sevginize karşılık vermeye bilir. Bundan dolayı insanın üzülmesine neden olur. Böyle bir durumda amacımıza ulaşamayız. Çünkü tüm isteğimize rağmen olmamış ve engeller çıkmıştır. İşte, bir amacın gerçekleşmesi için bireyin yöneldiği doğrultuda bir engelin bulunması nedeniyle gerilimin giderilmeyip boşalıp ve doyumun olmaması durumunaengelleme denir.
Eğer bu durum devam ederse kişide düş kırıklığına yol açar. Düş kırıklığına uğrayan kişide isteğinden vazgeçer.
Engelleme doğuran etkenler iki grupta toplanabilir.
a). Dıştan gelen etkenler,doğal ya da sosyal çevrede bulunan engelliyici etkenlerdir. Yoğun kar yağışı,savaş gibi.
b). İçten gelen etkenler ise,bireyin kendi içinde bulunan fiziksel ya da ruhsal etkenlerdir.
Ruhsal etkenler oldukça önemli gerginlik oluşturabilir. Bunlardan en önemlisi çatışma dır. Çatışma bir organizmanın iki farklı istek,duygu,düşünce ve olasılık karşısında kaldığında bunlardan birini seçememesi durumudur.
Bazen kişi iki şeyden birini seçmek ya da istemediği bir şeyi yapmak zorunda kalır. Sonunda kişi kararsızlığa düşer. Kararsızlığa neden olan çatışmalar üç şekilde görülür.
Çatışamalar:
1.Yaklaşma-yaklaşma çatışması: Bu durumda her iki amaçta olumludur:ancak ikisini aynı anda gerçekleştirmek olanaksızdır. Bu tür çatışmalara günlük hayatta çok rastlanır. Örneğin;bir lisede okuyan bir kişi başka bir lisede okuması imkansızdır. Her ikisini birden yapamaz. Kişi bu tür çatışmalar içindedir. Eğer kişi kararsızlığa düştükçe gerilime yol açar.
2.Yaklaşma-kaçınma: Burada biri yaklaşmak,diğeri uzaklaşmak istediğimiz iki durumun yarattığı çatışma söz konusudur. Örneğin,hem üşümüş, hem de denize girmek isteyen kişinin durumu gibi. Denze girmenin vereceği zevk ve hastalığının daha da artması olasılığı arasında seçme yapma durumundadır.
3.Kaçınma-kaçınma çatışması: Burada kişinin bir çok nesne arasında seçim yapmakla karşı karşıyadır. Ameliyat olması gereken bir kişinin ancak ameliyattan korkmazsı gibi bir şey. Yani ikisi arasında seçim yapması gerekiyor.Ölümlerden ölüm beğen ve yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal gibi bir çok deyim bu gibi durumları en iyi şekilde açıklar.
İnsanlar için engelleme ve çatışmalardan kurtulmak olanaksızdır. Kişileri bu durumlar karşısında gösterdiği davranışlar kişiden kişiye değişir. İnsanlar bu durumlar karşısında yıkılır ya da katlanma gücü fazladır. Bazı insanlarda düş kırıklığı hoşgörüsü vardır. Bu durum karşısında ezilmez ve çökmezse o kimsede düş kırıklığı hoşgörüsü vardır.
Engellerin giderilmemesi ve çatışmaları ortadan kaldırılmaması insanı huzursuz,mutsuz kılar. Bunun için çeşitli mekanizmalardan yararlanır. Dengeleme bunlardan birisidir.
Dengeleme (Homeostatis)
Bir canlının hayatını düzenli bir şekilde sürdürebilmesi için,sorunlarını çözme ve başarma gücüne bağlıdır. Kişinin bu durum karşısında düzenli çalışması gerekiyor. Sorunlarının çözülmüş ve kendine güveni olması gerekir. Eğer organizma canlılığını bu şekilde sürdüremezse yaşayamaz ölür. Organizmanın içinde bulunduğu ahenkli durumunu kendi etkenliği ile korkmasına bir başka değişle,kararlı bir iç çevre sağlayabilme gücüne dengeleme denir.
Bildiğiniz gibi organizmanın dış çevreden gelen etkilere karşı tepkilerde bulunur;varlığını sürdürmek için yer ve içer. Eğer dış etki organizmalardan birini zedelemiş ise organizma,derhal dokuları onarım sistemi harekete geçer. Görülüyor ki,bedenimizde düzenleyici dengeleyici bir takım mekanizmalar vardır.
Bunların yanında bazı etkinlikler de fizyolojik,sosyal ve ruhsal dengelemeyi sağlarlar. Örneğin yorulmuş bir kişi oturmak için yer bulur. Eğer birey dengelemeyi sağlayamazsa yaşama uyum sağlayamaz.
Savunma Mekanizmaları
Yaşayan her canlı,kendini en uygun bir denge içinde tutmaya çalışır. Eğer bu dengeyi bozacak etken organizma tarafından tehlike olarak görülür.
Dış çevreden gelen etkenlere karşı ya kaçma ya da saldırma eğilimini gösterir. Ruh sağlığı alanında savunma denince bu tür savunmalar,yani dış tehlikelere karşı olan savunmalar anlaşılmaz. Anlaşılması gereken engelleme ve çatışmaya karşı kullanılan savunma mekanizmasıdır. Sonuçta benlik,iç çatışmalara,bunlardan kaynaklanan kaygılara,yasak dürtülere ve dıştan gelen baskılara karşı kendini bir takım yöntemlerle savunuyor.
Yüceltme:
Bu ise fizyolojik ve sosyal güdülerin neden olduğu ihtiyaç ve arzuların,estetik ve sosyal alana kanalize edilerek doyurulmasını sağlayan bir mekanizmadır. Örneğin çocuğu olmayan bir bayan,bir kreşte veya ana okulunda görev almakla,duygularını doyurma olanağı bulur. İnsanlar böyle durumlarda kendini tatmin edecek şeyler yaparlar. Bu durum diğer durumlar içinde geçerlidir. Resim yapmak ya da şiir yazmakla da sağlanabilir.
Ödünleme:
İnsanın üstün olmak ve hükmetmek arzusu çeşitli engellerle karşılaşır. Eğer bu engelleri aşamazsa,ümitsizliğe düşer. Aşağılık duygusuna kapılabilir. O zaman kişi bu durumdan kurtulmak için bütün gücünü üstünlük sağlayabileceği bir alana yöneltir. Beden yapısı elvermediği için sporda kendisini göstermeyen bir öğrencinin sınıf birincisi olmak için uğraşması. Konu hakkında çok az bir bilgisi olan bir kişinin konu hakkında abartılı bir biçimde ve çok şey biliyormuş gibi davranması gibi...
Neden Uydurma:
Bir tür kendini avutma yöntemidir. Acı ve kaygı verici bir nedeni,akla yatkın görünen ve sıkıntıdan kurtaran bir nedene dayandırmadır. Örneğin toplum içerisinde yapılmayacak bir davranışta bulunuyorsun bunu düzetmek yerine çevremizdekilere bunun böyle doğru olduğunu ya da böyle yapmak zorundaydım gibi bahaneler buluruz. Terli olduğu halde soğuk içen birine bunu sağlığına zararlı olacağın hatırlatırsa,kişi bana bir şey olmaz ben alışkınım hasta olmayacağını söyler. Bunun gibi bir çok örnek verebiliriz.
Yansıtma
Buna ise yaptığı bir şeyi başkasının üzerine atma mekanizmasıdır. Bu iki şekilde görülür. Birincisi,yetersizliğin,başarısızlığın ya da toplumca benimsenmeyen hoş karşılanmayan davranışların nedenlerin başkalarında veya başka şeylerde aranır. Bisikletten düşen çocuğun kabahati ya diğer taraftan gelen kişiye ya da fren tutmuyordu diye söylemesi. Öğrencinin sözlüden zayıf aldığı zaman öğretmen zor sordu diyerek olayı başkalarının üzerine atması gibi.
Bunların yanında başka savunma mekanizmaları da var. Kendine yöneltme ( öfkelenen bir kişinin duvarları yumruklaması ).Özdeşim (beğendiği bir sanatçının davranışları ve çeşitli özelliklerini benimseme ).Düş kurma ( Gerçekleştirilemeyen veya gerçekleşmesi için yapılması gerekenleri düş yoluyla doyurulması) gibi.
Bastırma Mekanizması :
Korku ve kaygı gibi durumların bilinçaltına atılması ve orada tutulması. Eğer bu durum sürekli devam ederse kişide ruhsal bozukluk,doyumsuzluk,sıkıntı gibi belirtiler ortaya çıkar.
Günlük yaşamda kullanımı sırasında yararsız duruma gelmeyen tek mekanizma yüceltmedir. Çünkü,eğilim ve isteklerin yararlı hale gelmesi,toplumsal bir nitelik kazanmasıdır.
Savunma mekanizmaları,engelleme ve çatışmanın yol açtığı kaygı ve gerilimi geçici olarak hafifletir. Bir süreliğine o düşünceden kişiyi uzaklaştırır. Ancak sorunu kesin olarak çözmez. Tümüyle ortadan kaldırmaz. Bu nedenle kişi savunma mekanizmalara sığınacağı yerde sorunu göğüslemelidir.
Ruh Sağlığının Korunması
Çağımızsa stresten kaçmak olanaksızdır. Günlük yaşamımız sürekli stresli bir şekilde sürer. İşe geç kalmamak için sürekli koşuşturma içerisinde olmak, taşıt kuyruğunda beklemek,derse geç kalmamak için koşuşturmalar bizi az ya da çok etkileyen stres kaynağıdır. Bu tür stresten günlük yaşamda kurtulmak için çeşitli yöntemler geliştirilmiştir. Bunlar a) bedenle b) zihinle c) davranışla ilgili olmamak üzere üç grupta toplanır.
a. Birinci grupta gevşeme teknikleri,beden hareketleri ve beslenme biçimleri yer alır. Çoğu kişiler gece uyurken,kas gerginliğini korumaktadır. Bu nedenle sabah kalktıklarında kendilerini yorgun ve yr-erince dinlenmemiş hissederler. Oysa bu durum gevşemekle giderilebilir. Gevşemeyi öğrenmenin amacı,kaslara gerekli çalışmaya uygun düşecek doğal gerginliği vermektir. Bunu uygulayan kişinin solunumu düzelir,nabzı yavaşlar,istemli kas hareketleri durur. Yoga bunların önde gelenlerindendir.
b. İkinci grupta uyumsuzluğa yol açan inançlarla başa çıkacak zihinsel teknikler yer alır. Stersler inançlarla yakından ilişkilidir. Örneğin, Üzerinize aldığınız her şeyi en iyi bilen ve mükemmel yapan kişi olmanız gerekir görüşüne inandığını varsayalım. Böyle inananda kronik bir strese neden olur. Böyle bir işin mükemmel yapılabilmesi için harcanması gereken enerji iyi yapılması için harcananın iki katını bulabilir. Bundan kurtulmak için akıl ve gerçeklerle bağdaşmayan inançlardan arınmaktır.
c.Üçüncü grubu oluşturan davranışla ilgili başa çıkma yolları,bazı davranış biçimlerinin değiştirilmesini, davranış eğitimini ve zamanın düzenlenmesini ele alır.
Stresi ortadan kaldırmak olanaksızdır. Ama onunla az çok başa çıkabiliriz. Aslında her şey bizim elimizde. Kendimize her şeyi dert etmemeliyiz. Sorunların üzerine mantıklı ve gerçekçi bir şekilde yaklaşmalıyız. Tek başımıza olsak bile,sorunlarda kaçmak yerine onları göğüsleyerek üstesinden gelebiliriz. Kaçmakla hiç bir şey çözümlenemez. Sorunların neden ve nereden kaynaklandığını bulup ona göre çözüm üretmeliyiz. Eğer stres sorun olmayı sürdürüyorsa en iyi davranış ya bir psikolog ya da psikiyatristle görüşmektir.
Ruh Sağlığının Korunmasında Başvurulabilecek,
Meslek Uzmanları ve Kuruluşlar :
Günümüzde ruh sağlığını korumak,eskiye oranla daha zorlaşmıştır.1962 yılında Srole ve arkadaşları New York kentinin Manahttan bölgesinde yetişkinler arasında örnekleme yoluyla araştırma yapmışlardır. Nüfusun %99unu beyazların oluşturduğu bu bölgede yetişkinlerin yaklaşık dörtte birinin ruhsal hastalık kategorisine girebilecek nitelikte belirti gösterdiği saptanmıştır.
1980de Hacettepe Üniversitesi Psikiyatri Bölümünce Ankaranın Gölbaşı bucağında benzer bir araştırma yapılmıştır. Bu araştırmada da yetişkinlerin yaklaşık beşte birinin psikiyatrik yardıma ihtiyacı olduğu görülmüştür.
Psikolog,psikoloji alanında derin ve geniş bilgisi olan ve bu bilgisi uygulayabilen kişidir. Daha çok danışman durumundadır. Psikoterapi uygulayarak bireyin sorunlarını tanımasına ve onları toplum ve çevre koşulları içinde çözümlemesine yardımda bulunur.
Ülkemizde ruh sağlığınının korunması için gerekli örgüt ve kuruluşlar oldukça yetersizdir. Günümüzde Bakırköy, Manisa, Elazığ, Samsun, Adanada Sağlık Bakanlığına bağlı beş ruh hastalıkları hastanesi vardır .Bunların en önemlisi İstanbul Bakırköy Ruh Hastalıkları Hastanesidir (1927).Bu hastane,son yıllarda atılımlar yapmış, çağdaş anlamda bir tedavi ve rehabilitasyon kuruluşu durumuna gelmek için önemli gelişmeler gerçekleştirmiştir. Ruh hastanelerinin yanında Tıp Fakülteleri, bazı Devlet, Sosyal Sigorta, Belediye ve özel hastane ve kliniklerde de ruh hastaları tedavi edilmektedir.
Son olarak bazı çevrelerde ruh hastalarının tehlikeli oldukları, toplumdan uzaklaştırılmalı gerektiği ve çoğunun iyileşemeyeceği yaygındıır. Bu görüş tümüyle yanlıştır. Ruh hastaları genellikle saldırgan ve tehlikeli değildir. Çoğu,içli, duyarlı, sevecen, acı çeken ve uyum güçlüğü içinde olan kişilerdir. Bu durum içinde olanlara elimizden geldiği kadar yardım etmeliyiz. Onlardan kaçarak ve onları hor görerek onların daha çok kötü olmasına ve kötü sonuçlar doğurmasına sebep olur. Bu nedenle diğer hastalara gösterdiğimiz ilgi ve alakayı onlarda göstermeliyiz.
STRES ( ZORLAMA )
Stresin Tanımı
Bugünkü anlamıyla stresi ilk açıklayan Kanadalı fizyoloji bilgini Dr.Hans Selyedir. Dr. Selyenin 1950 yılında yayınladığı Stres adlı eserinden sonra stres sözcüğü tıbbın ve yaşamın en güncel kavramlarından biri olmuştur.
Stresin önemini yakın zamanda anlaşılmasına karşın çağımıza uygun değildir. Psikologlar stresi değişik şekillerde tanımlamışlardır.
1. Sters,herhangi bir varlığa uygulandığında gerginlik ve düzen bozukluğu yaratan,çok yoğun olduğun da yapı ve görevlerde köklü değişme ve çöküntüye yol açar.
2. Stres,organizmanın bedensel ve ruhsal sınırlarının tehdit edilmesi ve zorlanması ile ortaya çıkan bir durumdur. Tehdit ve zorlam karşısında canlı kendini korumaya yönelir. Kişi bu tür durumlarda kendisinin baş edebileceğini düşünür.
3. Stres,bireyin fizik ve sosyal çevreden gelen olumsuz etkiler karşısında bedensel ve psikolojik sınırlarını0 ötesinde çaba harcamasıdır. Kişi soğuk bir günde ya şok sıkı bir şekilde giyinir ya da sıcak bir yere gitmek zorunda kalır.
Bu tanımlardan stresin bireyde az ya da çok bir gerginlik yaratmasıdır. Bireyin yeni duruma uyum sağlaması için çaba harcanmasıdır.
Stres Yaratan Faktörler
İnsan istekleri ve arzuları olan bir varlıktır. İsteklerini çoğu zaman karşılayamaz. Bunun iki sebebi vardır. Biri ihtiyaçları sınırsız olaması. Diğeri bireyin girişimlerde engellerle karşılaşır. Sters genellikle istenilen anca ulaşırken ortaya çıkar. İnsanı zorlayan ve strese neden olan iki faktör vardır. Dışsal ve içsel olmak üzere ikiye ayrılabilir. Örneğin,büyük kentlerde gürültüden kaynaklanan çevresel bir stres vardır. İki ortağın ayrılmaya ya da karı-kocanın boşanması ise içseldir. Stres yaratan dışsal faktörlerin belli başlıcaları, iklim. ortam,hava ve çevre kirliliği,gürültü...Bunlar kişinin denetimi dışında kalan ve onun biyolojik dengesini bozan fiziksel ve kimyasal kökenli faktörlerdir.
Stres yaratan içsel faktörlerin başlıcaları da düşünceler,olaylara verilen anlamlar,olaylar hakkında yapılan yorumlar,ergenlik,erişkinlik dönemlerinde karşılaşılan sorunlar ve bazı yaşam olaylarıdır. Günlük yaşamda da bu tür sorunlarla karşılaşabiliriz. İşten ayrılmak,kiralık ev bulmak,arkadaşlıklar arasında kırgınlıklar insanı zorlayan ve strese neden olan somut psikolojik etkenliklerdir.
Bunların birey üzerinde çeşitli etlileri vardır. Kısa süren stresler,kalp atışında hızlanmaya, adele geriliminde ve kan basıncında artmaya neden olur. Bireyde endişe,karamsarlık ve dikkatini toplayamama görülür. Sürekli stres altında olmak çeşitli sağlık sorunlarına neden olur. Oldukça stres altında kalanlar baş ağrısı,yüksek tansiyon,ülser gibi bedensel hastalıkların yanında depresyon,fobi gibi psikolojik ve zihinsel hastalıklara neden olur. Bunun sunucunda istenmeyen davranışlarda bulanabilirler. Toplum içerisinde hoş karşılanmayan durumlar olabilir. Bu durumda kişinin daha dikkatli olması ve sorunlarının üstesinden gelmek için kendine güveni ve güçlü olması gerekir. Hastalıkların daha fazla artması çeşitli sorunlara yol açabilir. İnsanların strese dayanma gücü birbirinden farklıdır. Birisi ufacık bir şeye gereğinden fazla tepki gösterir diğeri ise en zor durumlarda bile dengeli ve sakin bir şekilde karşılar.
Stres Çeşitleri
Eğer bir stres kişiyi uyumaya,çalışmaya ve yaratmaya yöneltiyorsa o iyi bir strestir. Bu durumda kişinin sosyal ve ruhsal bütünlüğünü,dolayısıyla kişiliğini korumaya ve geliştirmeye yardımcı olur. Örneğin, uzun zamandan beri hazırlandığı sınavı kazandığını öğrenen bir öğrencinin,yıllardır arzuladığı üst göreve atanan memurun yaşadığı zorlamalar iyi bir strestir.
Bazı psikologlar bu ayırımı değişik terimlerle yaparlar. İyi-kötü,olumlu-olumsuz yerine yapıcı-yıkıcı,zevk veren-zevk vermeyen stresler deyimlerini kullanırlar.
Görülüyor ki stresi kötü bir şey olarak algılamak yanlıştır. Stres, bireyin yaşamını sürdürmesi ve başarılı olması için gereklidir.
Strese Karşı Gösterilen Tepkiler
Strese gösterilen tepki sonunda meydana gelen bedensel değişiklikler bütün insanlarda hemen hemen aynıdır. Bu değişikliklerin amacı stresle mücadele için gerekli gücü bulmaktır. Psikolojik tepkiler ise bireyin kişiliğine ve ortama bağlı olarak büyük farklar gösterir. Bireyin stres karşısında gösterdiği anlık tepki savaşma-kaçma biçiminde olur. Eğer birey beliren tehlikeyle başa çıkacağını düşünüyorsa çabaya yönelik bir tepki biçimi geliştirir. Bu tepkiler ya atılım ya da çekilme şeklindedir. Atılım,amaca ulaşma yolundaki engelleri ortadan kaldırmaya yönelik olur. Çekilme, yenilginin kabul edilmesi ve alanın terk edilmesidir.
Sürekli streslerde ise birey,uyum sağlamaktan çok,içinde olduğu bunaltıcı durumdan kurtulabilmek için savunmaya yönelik tepkiler geliştirir.
Sinirsel Rahatsızlıklar
İyileştiriImesinin özellikle sabır ve zaman istediği sinirsel rahatsızlıkların günümüz yaşam biçimi ile ne kadar alakalı olduğunu biliyoruz. Travma, beyin zarının doğuştan veya sonradan yırtılması gibi tıbbi müdahale gerektiren fiziki oluşumlar haricinde sonradan bir takım çevresel veya diğer şartlarla oluşmuş günümüz insanının baş sorunu olan stres, depresyon, nevroz gibi asabi halleri bilimsel kurallar doğrultusunda incelemeye çalışmalıyız. Çağımızın yaşam koşullarının getirdiğı birçok değışik negatif sebep olmasından ötürü tıbbın bile teşhis ve tedavide büyük zorluk çektiği asap bozukluklarında; birçok psikolojik ve psikomatik hastalığın sebebi olarak dengesiz beslenme ve toksin birikimi eIe alınmaktadır. Bilinçli bir insanın vücuduna en iyi bakma yolu öncelikle neleri, nasıl yemesi gerektiğinden geçer. Dünyaya hakim olan çağdaş, rafine (işlem görmüş) beslenme bırakılıp doğal gıdalarla beslenmeye geçmek birçok hastalıkta olduğu gibi sinirsel rahatsızlıklarda da en önemli etkendir. Rafine gıdalardan doğal gıdalara geçilmesiyle vücut zamanla hem kuvvetlenecek hem de toksinlerden kurtulacaktır. O halde önce kısaca rafine gıdalar ve onun yerini alması gereken doğal alternatiflerini gördükten sonra vücudu toksinlerden kurtarıp sinirsel rahatsızlıkları iyileştirecek bir takım yolları göstereceğiz. Piyasada bulunan kepeğinden ayrılarak beyaz unla yapılan her gıda vücudu yoran ve kimyasal maddelerle dolduran niteliğe sahip olduğu için, (ekmek, simit, makarna, börek, kek vb.) alternatifi buğdayı doğal haliyle öğütüp elde edilen unla yapılan ekmeği ya da bulgur veya haşlanmış kepekli buğday yemektir. En uzun yaşayan insan ünvanındaki Zaro Ağa da (1774-1934) hayatı boyunca en çok bulgur ve yoğurt yemiştir.Aynı şekilde beyaz pirincin kepeği alınınca neredeyse bütün besIeyici değerini yitirir ve vücudu yorup pekliğe yolaçan bir madde haline dönüşür.Çözüm birtakım sağlıklı gıda dükkanIarından kepekli pirinci alıp yemektir. Bu konuya tahılların kepekli olarak yenilmesinin de bilimsel kaynaklarda adeta mecburi olarak gösterildiğini söyleyerek nokta koymalıyız. Her türlü gazoz, renkli koIalar, içecek, çay, kahve ve sigara sinir hastalığının baş sebebidir. İçerdiği çeşitli kimyasal katkılar, gıda boyaları vb. maddelerle birçok hastalığa yol açan bu tahripkar maddeIer derhal bırakılmalıdır. Özellikle sigarayı bırakmayan bir insanın sinirsel rahatsızlıklardan kurtulması imkansızdır. Dumanın içerdiği 4000 çeşit zararlı madde ve bilinen en şiddetli tehlikelerden olan nikotinin beyin ve sinirIer için en öldürücü alışkanlık olduğu bilimde yıllar önce ispatlanmıştır. Devamlı bir zehirlenmeye yol açan sigara nikotini spazmatik etkisiyle hem vücudu sürekli gergin tutar hem de alınan ilaçların etkisini yok eder. Su, maden suyu, şifalı bitki çayları ise normalin çok üzerinde mangan gibi toksik bir madde içerdiği için, ortaya çıkardığı fizyokimyasal semptomların başında beyin fonksiyonlarında bozukluklar, hatta mangan deliliği denen bir rahatsızlığa yol açan çayın yerini almalıdır. Aynı zehirIenmenin kahve iIe olacağı da tereddütsüzdür. Piyasada satılan sirke, salça, hazır çorba, puding gibi kimyasal maddeler içeren gıdalar vücuda girdiğinde ise akyuvarlar bir mikrop saldırısında olduğu gibi artmaktadır. Vücudu besleme yerine zarar veren bu maddeler ise sinir hastalıklarının diğer bir sebebi olup alternatifleri doğal sirke, salçalar, çorbalar ve meyvelerdir. Beyaz şeker ve türevleri ise beyaz tuz gibi hem granüle edilirken hem de beyazlatılırken çeşitli kimyasal işlemlerden geçerek toksik hale gelirler. Beyaz tuza alternatif doğal tuzdur. Şeker ise her tür gıdada bakliyat, meyve ve sebzede glikoz, fruktoz, sakkoroz gibi en doğal halleriyle zaten mevcuttur. Beyaz şeker ve türevleri olan reçel, çikolota, dondurma, lokum, pişmaniye v.b gıdalar vücutta kalsiyumu çalan, çabuk ekşidiği için sindirim sistemini bozan ölü gıdalardır. Aynı şekilde tereyağ, margarin ve rafine sıvı yağlar da çeşitli kimyasal ve toksik maddeler içerdikleri için alternatifleri doğal sızma yağlar veya zeytin, ceviz, susam, fındık gibi yağlı gıdalardır. Son olarak ise, tıbbi kuraIlarca üzerinde durulan bir konu olan et ve hayvani gıdaların (vücutta üre, asitürik, amonyak gibi toksik maddeler bıraktığı için) yerine protein ihtiyacımızı başta soya olmak üzere bitkisel kaynaklardan tüketme lüzumiyetidir. Rafine gıdalardan doğal gıdalara geçilmesi ve hayvani gıdaların azaltılmasıyla zaman içinde hem kuvvetlenilecek hem de toksinlerden kurtulunacaktır. Bu ise psikolojik hastalıkların tedavisinde tıbbi kontrolûn yanında çok güçlü bir adımdır. Ayrıca vücutta toksin birikimini engelleyici ve attırıcı olarak bilinen birtakım yollar da şunlardır:
(1) Tuz banyosu: 15 günde bir, bir küvet sıcak suyla doldurulup içine 1 kg. doğaI tuz atılarak 15-20 dakika banyo yapılacak (sıcak su kendisine zararlı olmayan kişilere),
(2) Terleme: Ter gözeneklerinden çıkarken vücuttaki zehirli maddelerin dışarı atılmasını sağlar. Bu iş 15 günde bir sauna, hamam veya spor gibi yöntemlerle sağlanabilir. Işleyen demirin pas tutmayacağını aklımızdan çıkarmayalım
(3) Ayda üç gün oruç ya da sadece su ve meyve ile perhiz yapılıp mide, karaciğer ve bağırsaklardaki toksinler arıtılacak. Avrupa ülkeleri orucun ehemmiyetini farkederek tüm hastalıkların sadece oruçla tedavi edildiği oruç klinikleri kurmuşlardır. Alman doktor Otto Buchinger (1882-1970) "Oruçlunun hissettiği açlık tedavi safhasının ta kendisidir." demiştir.
(4) Çürük dişlerden kurtularak. Dişlerin çürümesi ise her yemekten sonra veya günde 2-3 kere sade fırça (veya Misvak) ve su ile diş aralarındaki gıda artıklarından kurtulmak vasıtasıyla engellenir. "Eğer müminlere meşakkat vereceğini bilmiş olmasaydım onların her namaz sırasında misvak kullanmalarını emrederdim" hadisini unutmamalıyız.
(5) Kirli hava, kapalı ortamlardan kaçınılacak, haftada 1-2 kere ormanlık ve deniz kıyısı yerlerde bol oksijen alınacak.
(6) Antitoksik olarak bilinen şu baharat, sebze, ve meyveler sıksık kullanılacak ısırgan, tere, sarmısak, soğan, karanfil, tarçın, elma, karabiber, çilek, kiraz çöpü, nane, kekik, limon, papatya, yuIaf, zahter.
(7) Gürültülü ve stresli tartışmalardan uzak kalınacak.
(8) Su sesi (dalga, ırmak, şadırvan), kuş sesi, tilavet dinlenecek. Hastalar doğal sesleri dinlerken, vücutlarınde gevşeme ve rahatlık duyarlar. İşte o zaman salgı bezleri daha bol salgı salar ve hastanın yarasının daha çabuk iyileşmesine sebep olur.
(9) Gıdalar az ve sık yenerek sindirim sistemine yardımcı olunacak. "Hastalıkların başı çok yemek, tedavinin başı perhizdir." hadisini hepimiz biliriz.
(10) Uyku düzenli olacak günde yarım ila bir saat öğle uykusu uyunacak. Bilimsel olarak yarım saat öğle uykusunun iki saat gece uykusuna denk olduğu söylenmektedir. Yine araştırmacılarca ispatlanmıştır ki sağlıklı, uzun ömürlü insanlar öğle uykusunu ihmal etmemektedirler çünkü bu uyku esnasında vücut ihtiyacı olan hücre yapısını gerçekleştirmekte bu da vücudu dinç tutmaktadır.
(11) Bilimce tavsiye edilen ılık duşlar ve banyolar.
(12) Kan aldırma ise kirli kanı temizleyerek vücudu toksinlerden kurtarıcı olması onu verimli bir tedavi yöntemi haline getirir.
(13) Avrupada "Purgative Day veya Colonic Irrigation adı altında uygulanan sinameke gibi bir yumuşatıcı ile üç ayda bir bağırsaklarda biriken tüm pis kalıntıları ve toksin maddeleri atmaya yarayan bgilinçli ishal olma da vücudu zindeleştiren bir yöntemdir. Yalnız çok sık yapılması bağırsakları dejenere eder.
(14) Özellikle kışları ortaya çıkan depresif durumlar ise vücudun mineral dengesinin mevsimsel sebeplerle değişmesi ile ilgilidir. Magnezyum ve kalsiyum içeren havuç, lahana, şalgam, kereviz, greyfurt, portakal gibi kış meyve ve sebzeleri ise bu ihtiyaç çerçevesinde belirlenmiş en etkin ilaçlardır.
Bireyin kendisiyle ve çevresiyle denge ve uyum içinde olması gerekir. Duygusal tepkileri dengeli, sosyal durumu yeterli olan ve çevresine karşı olumlu bir şekilde davranan kişinin, ruh sağlığı bakımından iyi olduğu söylenilebilinirr.
Ruh sağlığı ile ilgilenen disiplinlerden biri Ruh Sağlığı Bilgisi diğeri de Psikiyatridir. Ruh Sağlığı Bilgisi, hastalığın doğmadan,ortaya çıkmadan önleme yollarını gösteren bilgi dalıdır. Psikiyatri ise ruh hastalıkları ile bireyde görülen uyumsuzlukları önlemek ve tedavi etmekle uğraşan bilimdir.
Saglıklı Olmanın Ölçüleri
Sağlıklı kişi uyumludur. Düşünme gücü yerindedir. Üstesinden gelebileceği işlerin farkındadır. İnsanlara karşı davranışları olumludur. Dengesiz hareketlerde bulunmaz. Ölçülü davranır. Duygusal yaşamı dengelidir. Toplumdaki yerini,sorumluluklarını ve yaşamın değerini bilir. Mutluluğunu birileriyle paylaşmasını bilir. Bunun gibi bir sürü şey sayabiliriz.
Sağlık,kişinin her zaman kendini iyi hissetmesidir. Sağlıklı bir kimse her türlü sorunlarını rahatlıkla ve gerçekçi bir gözle halletmeye çalışır.
Normal bir insanında sorunları olabilir. Çünkü onunda çeşitli sorunları,ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyaçların giderilmemesi,arzuların doyurulmaması gerilimlere ve üzüntülere neden olur. Sevdiğiniz insan sizi beğenmeye bilir ve sizin sevginize karşılık vermeye bilir. Bundan dolayı insanın üzülmesine neden olur. Böyle bir durumda amacımıza ulaşamayız. Çünkü tüm isteğimize rağmen olmamış ve engeller çıkmıştır. İşte, bir amacın gerçekleşmesi için bireyin yöneldiği doğrultuda bir engelin bulunması nedeniyle gerilimin giderilmeyip boşalıp ve doyumun olmaması durumunaengelleme denir.
Eğer bu durum devam ederse kişide düş kırıklığına yol açar. Düş kırıklığına uğrayan kişide isteğinden vazgeçer.
Engelleme doğuran etkenler iki grupta toplanabilir.
a). Dıştan gelen etkenler,doğal ya da sosyal çevrede bulunan engelliyici etkenlerdir. Yoğun kar yağışı,savaş gibi.
b). İçten gelen etkenler ise,bireyin kendi içinde bulunan fiziksel ya da ruhsal etkenlerdir.
Ruhsal etkenler oldukça önemli gerginlik oluşturabilir. Bunlardan en önemlisi çatışma dır. Çatışma bir organizmanın iki farklı istek,duygu,düşünce ve olasılık karşısında kaldığında bunlardan birini seçememesi durumudur.
Bazen kişi iki şeyden birini seçmek ya da istemediği bir şeyi yapmak zorunda kalır. Sonunda kişi kararsızlığa düşer. Kararsızlığa neden olan çatışmalar üç şekilde görülür.
Çatışamalar:
1.Yaklaşma-yaklaşma çatışması: Bu durumda her iki amaçta olumludur:ancak ikisini aynı anda gerçekleştirmek olanaksızdır. Bu tür çatışmalara günlük hayatta çok rastlanır. Örneğin;bir lisede okuyan bir kişi başka bir lisede okuması imkansızdır. Her ikisini birden yapamaz. Kişi bu tür çatışmalar içindedir. Eğer kişi kararsızlığa düştükçe gerilime yol açar.
2.Yaklaşma-kaçınma: Burada biri yaklaşmak,diğeri uzaklaşmak istediğimiz iki durumun yarattığı çatışma söz konusudur. Örneğin,hem üşümüş, hem de denize girmek isteyen kişinin durumu gibi. Denze girmenin vereceği zevk ve hastalığının daha da artması olasılığı arasında seçme yapma durumundadır.
3.Kaçınma-kaçınma çatışması: Burada kişinin bir çok nesne arasında seçim yapmakla karşı karşıyadır. Ameliyat olması gereken bir kişinin ancak ameliyattan korkmazsı gibi bir şey. Yani ikisi arasında seçim yapması gerekiyor.Ölümlerden ölüm beğen ve yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal gibi bir çok deyim bu gibi durumları en iyi şekilde açıklar.
İnsanlar için engelleme ve çatışmalardan kurtulmak olanaksızdır. Kişileri bu durumlar karşısında gösterdiği davranışlar kişiden kişiye değişir. İnsanlar bu durumlar karşısında yıkılır ya da katlanma gücü fazladır. Bazı insanlarda düş kırıklığı hoşgörüsü vardır. Bu durum karşısında ezilmez ve çökmezse o kimsede düş kırıklığı hoşgörüsü vardır.
Engellerin giderilmemesi ve çatışmaları ortadan kaldırılmaması insanı huzursuz,mutsuz kılar. Bunun için çeşitli mekanizmalardan yararlanır. Dengeleme bunlardan birisidir.
Dengeleme (Homeostatis)
Bir canlının hayatını düzenli bir şekilde sürdürebilmesi için,sorunlarını çözme ve başarma gücüne bağlıdır. Kişinin bu durum karşısında düzenli çalışması gerekiyor. Sorunlarının çözülmüş ve kendine güveni olması gerekir. Eğer organizma canlılığını bu şekilde sürdüremezse yaşayamaz ölür. Organizmanın içinde bulunduğu ahenkli durumunu kendi etkenliği ile korkmasına bir başka değişle,kararlı bir iç çevre sağlayabilme gücüne dengeleme denir.
Bildiğiniz gibi organizmanın dış çevreden gelen etkilere karşı tepkilerde bulunur;varlığını sürdürmek için yer ve içer. Eğer dış etki organizmalardan birini zedelemiş ise organizma,derhal dokuları onarım sistemi harekete geçer. Görülüyor ki,bedenimizde düzenleyici dengeleyici bir takım mekanizmalar vardır.
Bunların yanında bazı etkinlikler de fizyolojik,sosyal ve ruhsal dengelemeyi sağlarlar. Örneğin yorulmuş bir kişi oturmak için yer bulur. Eğer birey dengelemeyi sağlayamazsa yaşama uyum sağlayamaz.
Savunma Mekanizmaları
Yaşayan her canlı,kendini en uygun bir denge içinde tutmaya çalışır. Eğer bu dengeyi bozacak etken organizma tarafından tehlike olarak görülür.
Dış çevreden gelen etkenlere karşı ya kaçma ya da saldırma eğilimini gösterir. Ruh sağlığı alanında savunma denince bu tür savunmalar,yani dış tehlikelere karşı olan savunmalar anlaşılmaz. Anlaşılması gereken engelleme ve çatışmaya karşı kullanılan savunma mekanizmasıdır. Sonuçta benlik,iç çatışmalara,bunlardan kaynaklanan kaygılara,yasak dürtülere ve dıştan gelen baskılara karşı kendini bir takım yöntemlerle savunuyor.
Yüceltme:
Bu ise fizyolojik ve sosyal güdülerin neden olduğu ihtiyaç ve arzuların,estetik ve sosyal alana kanalize edilerek doyurulmasını sağlayan bir mekanizmadır. Örneğin çocuğu olmayan bir bayan,bir kreşte veya ana okulunda görev almakla,duygularını doyurma olanağı bulur. İnsanlar böyle durumlarda kendini tatmin edecek şeyler yaparlar. Bu durum diğer durumlar içinde geçerlidir. Resim yapmak ya da şiir yazmakla da sağlanabilir.
Ödünleme:
İnsanın üstün olmak ve hükmetmek arzusu çeşitli engellerle karşılaşır. Eğer bu engelleri aşamazsa,ümitsizliğe düşer. Aşağılık duygusuna kapılabilir. O zaman kişi bu durumdan kurtulmak için bütün gücünü üstünlük sağlayabileceği bir alana yöneltir. Beden yapısı elvermediği için sporda kendisini göstermeyen bir öğrencinin sınıf birincisi olmak için uğraşması. Konu hakkında çok az bir bilgisi olan bir kişinin konu hakkında abartılı bir biçimde ve çok şey biliyormuş gibi davranması gibi...
Neden Uydurma:
Bir tür kendini avutma yöntemidir. Acı ve kaygı verici bir nedeni,akla yatkın görünen ve sıkıntıdan kurtaran bir nedene dayandırmadır. Örneğin toplum içerisinde yapılmayacak bir davranışta bulunuyorsun bunu düzetmek yerine çevremizdekilere bunun böyle doğru olduğunu ya da böyle yapmak zorundaydım gibi bahaneler buluruz. Terli olduğu halde soğuk içen birine bunu sağlığına zararlı olacağın hatırlatırsa,kişi bana bir şey olmaz ben alışkınım hasta olmayacağını söyler. Bunun gibi bir çok örnek verebiliriz.
Yansıtma
Buna ise yaptığı bir şeyi başkasının üzerine atma mekanizmasıdır. Bu iki şekilde görülür. Birincisi,yetersizliğin,başarısızlığın ya da toplumca benimsenmeyen hoş karşılanmayan davranışların nedenlerin başkalarında veya başka şeylerde aranır. Bisikletten düşen çocuğun kabahati ya diğer taraftan gelen kişiye ya da fren tutmuyordu diye söylemesi. Öğrencinin sözlüden zayıf aldığı zaman öğretmen zor sordu diyerek olayı başkalarının üzerine atması gibi.
Bunların yanında başka savunma mekanizmaları da var. Kendine yöneltme ( öfkelenen bir kişinin duvarları yumruklaması ).Özdeşim (beğendiği bir sanatçının davranışları ve çeşitli özelliklerini benimseme ).Düş kurma ( Gerçekleştirilemeyen veya gerçekleşmesi için yapılması gerekenleri düş yoluyla doyurulması) gibi.
Bastırma Mekanizması :
Korku ve kaygı gibi durumların bilinçaltına atılması ve orada tutulması. Eğer bu durum sürekli devam ederse kişide ruhsal bozukluk,doyumsuzluk,sıkıntı gibi belirtiler ortaya çıkar.
Günlük yaşamda kullanımı sırasında yararsız duruma gelmeyen tek mekanizma yüceltmedir. Çünkü,eğilim ve isteklerin yararlı hale gelmesi,toplumsal bir nitelik kazanmasıdır.
Savunma mekanizmaları,engelleme ve çatışmanın yol açtığı kaygı ve gerilimi geçici olarak hafifletir. Bir süreliğine o düşünceden kişiyi uzaklaştırır. Ancak sorunu kesin olarak çözmez. Tümüyle ortadan kaldırmaz. Bu nedenle kişi savunma mekanizmalara sığınacağı yerde sorunu göğüslemelidir.
Ruh Sağlığının Korunması
Çağımızsa stresten kaçmak olanaksızdır. Günlük yaşamımız sürekli stresli bir şekilde sürer. İşe geç kalmamak için sürekli koşuşturma içerisinde olmak, taşıt kuyruğunda beklemek,derse geç kalmamak için koşuşturmalar bizi az ya da çok etkileyen stres kaynağıdır. Bu tür stresten günlük yaşamda kurtulmak için çeşitli yöntemler geliştirilmiştir. Bunlar a) bedenle b) zihinle c) davranışla ilgili olmamak üzere üç grupta toplanır.
a. Birinci grupta gevşeme teknikleri,beden hareketleri ve beslenme biçimleri yer alır. Çoğu kişiler gece uyurken,kas gerginliğini korumaktadır. Bu nedenle sabah kalktıklarında kendilerini yorgun ve yr-erince dinlenmemiş hissederler. Oysa bu durum gevşemekle giderilebilir. Gevşemeyi öğrenmenin amacı,kaslara gerekli çalışmaya uygun düşecek doğal gerginliği vermektir. Bunu uygulayan kişinin solunumu düzelir,nabzı yavaşlar,istemli kas hareketleri durur. Yoga bunların önde gelenlerindendir.
b. İkinci grupta uyumsuzluğa yol açan inançlarla başa çıkacak zihinsel teknikler yer alır. Stersler inançlarla yakından ilişkilidir. Örneğin, Üzerinize aldığınız her şeyi en iyi bilen ve mükemmel yapan kişi olmanız gerekir görüşüne inandığını varsayalım. Böyle inananda kronik bir strese neden olur. Böyle bir işin mükemmel yapılabilmesi için harcanması gereken enerji iyi yapılması için harcananın iki katını bulabilir. Bundan kurtulmak için akıl ve gerçeklerle bağdaşmayan inançlardan arınmaktır.
c.Üçüncü grubu oluşturan davranışla ilgili başa çıkma yolları,bazı davranış biçimlerinin değiştirilmesini, davranış eğitimini ve zamanın düzenlenmesini ele alır.
Stresi ortadan kaldırmak olanaksızdır. Ama onunla az çok başa çıkabiliriz. Aslında her şey bizim elimizde. Kendimize her şeyi dert etmemeliyiz. Sorunların üzerine mantıklı ve gerçekçi bir şekilde yaklaşmalıyız. Tek başımıza olsak bile,sorunlarda kaçmak yerine onları göğüsleyerek üstesinden gelebiliriz. Kaçmakla hiç bir şey çözümlenemez. Sorunların neden ve nereden kaynaklandığını bulup ona göre çözüm üretmeliyiz. Eğer stres sorun olmayı sürdürüyorsa en iyi davranış ya bir psikolog ya da psikiyatristle görüşmektir.
Ruh Sağlığının Korunmasında Başvurulabilecek,
Meslek Uzmanları ve Kuruluşlar :
Günümüzde ruh sağlığını korumak,eskiye oranla daha zorlaşmıştır.1962 yılında Srole ve arkadaşları New York kentinin Manahttan bölgesinde yetişkinler arasında örnekleme yoluyla araştırma yapmışlardır. Nüfusun %99unu beyazların oluşturduğu bu bölgede yetişkinlerin yaklaşık dörtte birinin ruhsal hastalık kategorisine girebilecek nitelikte belirti gösterdiği saptanmıştır.
1980de Hacettepe Üniversitesi Psikiyatri Bölümünce Ankaranın Gölbaşı bucağında benzer bir araştırma yapılmıştır. Bu araştırmada da yetişkinlerin yaklaşık beşte birinin psikiyatrik yardıma ihtiyacı olduğu görülmüştür.
Psikolog,psikoloji alanında derin ve geniş bilgisi olan ve bu bilgisi uygulayabilen kişidir. Daha çok danışman durumundadır. Psikoterapi uygulayarak bireyin sorunlarını tanımasına ve onları toplum ve çevre koşulları içinde çözümlemesine yardımda bulunur.
Ülkemizde ruh sağlığınının korunması için gerekli örgüt ve kuruluşlar oldukça yetersizdir. Günümüzde Bakırköy, Manisa, Elazığ, Samsun, Adanada Sağlık Bakanlığına bağlı beş ruh hastalıkları hastanesi vardır .Bunların en önemlisi İstanbul Bakırköy Ruh Hastalıkları Hastanesidir (1927).Bu hastane,son yıllarda atılımlar yapmış, çağdaş anlamda bir tedavi ve rehabilitasyon kuruluşu durumuna gelmek için önemli gelişmeler gerçekleştirmiştir. Ruh hastanelerinin yanında Tıp Fakülteleri, bazı Devlet, Sosyal Sigorta, Belediye ve özel hastane ve kliniklerde de ruh hastaları tedavi edilmektedir.
Son olarak bazı çevrelerde ruh hastalarının tehlikeli oldukları, toplumdan uzaklaştırılmalı gerektiği ve çoğunun iyileşemeyeceği yaygındıır. Bu görüş tümüyle yanlıştır. Ruh hastaları genellikle saldırgan ve tehlikeli değildir. Çoğu,içli, duyarlı, sevecen, acı çeken ve uyum güçlüğü içinde olan kişilerdir. Bu durum içinde olanlara elimizden geldiği kadar yardım etmeliyiz. Onlardan kaçarak ve onları hor görerek onların daha çok kötü olmasına ve kötü sonuçlar doğurmasına sebep olur. Bu nedenle diğer hastalara gösterdiğimiz ilgi ve alakayı onlarda göstermeliyiz.
STRES ( ZORLAMA )
Stresin Tanımı
Bugünkü anlamıyla stresi ilk açıklayan Kanadalı fizyoloji bilgini Dr.Hans Selyedir. Dr. Selyenin 1950 yılında yayınladığı Stres adlı eserinden sonra stres sözcüğü tıbbın ve yaşamın en güncel kavramlarından biri olmuştur.
Stresin önemini yakın zamanda anlaşılmasına karşın çağımıza uygun değildir. Psikologlar stresi değişik şekillerde tanımlamışlardır.
1. Sters,herhangi bir varlığa uygulandığında gerginlik ve düzen bozukluğu yaratan,çok yoğun olduğun da yapı ve görevlerde köklü değişme ve çöküntüye yol açar.
2. Stres,organizmanın bedensel ve ruhsal sınırlarının tehdit edilmesi ve zorlanması ile ortaya çıkan bir durumdur. Tehdit ve zorlam karşısında canlı kendini korumaya yönelir. Kişi bu tür durumlarda kendisinin baş edebileceğini düşünür.
3. Stres,bireyin fizik ve sosyal çevreden gelen olumsuz etkiler karşısında bedensel ve psikolojik sınırlarını0 ötesinde çaba harcamasıdır. Kişi soğuk bir günde ya şok sıkı bir şekilde giyinir ya da sıcak bir yere gitmek zorunda kalır.
Bu tanımlardan stresin bireyde az ya da çok bir gerginlik yaratmasıdır. Bireyin yeni duruma uyum sağlaması için çaba harcanmasıdır.
Stres Yaratan Faktörler
İnsan istekleri ve arzuları olan bir varlıktır. İsteklerini çoğu zaman karşılayamaz. Bunun iki sebebi vardır. Biri ihtiyaçları sınırsız olaması. Diğeri bireyin girişimlerde engellerle karşılaşır. Sters genellikle istenilen anca ulaşırken ortaya çıkar. İnsanı zorlayan ve strese neden olan iki faktör vardır. Dışsal ve içsel olmak üzere ikiye ayrılabilir. Örneğin,büyük kentlerde gürültüden kaynaklanan çevresel bir stres vardır. İki ortağın ayrılmaya ya da karı-kocanın boşanması ise içseldir. Stres yaratan dışsal faktörlerin belli başlıcaları, iklim. ortam,hava ve çevre kirliliği,gürültü...Bunlar kişinin denetimi dışında kalan ve onun biyolojik dengesini bozan fiziksel ve kimyasal kökenli faktörlerdir.
Stres yaratan içsel faktörlerin başlıcaları da düşünceler,olaylara verilen anlamlar,olaylar hakkında yapılan yorumlar,ergenlik,erişkinlik dönemlerinde karşılaşılan sorunlar ve bazı yaşam olaylarıdır. Günlük yaşamda da bu tür sorunlarla karşılaşabiliriz. İşten ayrılmak,kiralık ev bulmak,arkadaşlıklar arasında kırgınlıklar insanı zorlayan ve strese neden olan somut psikolojik etkenliklerdir.
Bunların birey üzerinde çeşitli etlileri vardır. Kısa süren stresler,kalp atışında hızlanmaya, adele geriliminde ve kan basıncında artmaya neden olur. Bireyde endişe,karamsarlık ve dikkatini toplayamama görülür. Sürekli stres altında olmak çeşitli sağlık sorunlarına neden olur. Oldukça stres altında kalanlar baş ağrısı,yüksek tansiyon,ülser gibi bedensel hastalıkların yanında depresyon,fobi gibi psikolojik ve zihinsel hastalıklara neden olur. Bunun sunucunda istenmeyen davranışlarda bulanabilirler. Toplum içerisinde hoş karşılanmayan durumlar olabilir. Bu durumda kişinin daha dikkatli olması ve sorunlarının üstesinden gelmek için kendine güveni ve güçlü olması gerekir. Hastalıkların daha fazla artması çeşitli sorunlara yol açabilir. İnsanların strese dayanma gücü birbirinden farklıdır. Birisi ufacık bir şeye gereğinden fazla tepki gösterir diğeri ise en zor durumlarda bile dengeli ve sakin bir şekilde karşılar.
Stres Çeşitleri
Eğer bir stres kişiyi uyumaya,çalışmaya ve yaratmaya yöneltiyorsa o iyi bir strestir. Bu durumda kişinin sosyal ve ruhsal bütünlüğünü,dolayısıyla kişiliğini korumaya ve geliştirmeye yardımcı olur. Örneğin, uzun zamandan beri hazırlandığı sınavı kazandığını öğrenen bir öğrencinin,yıllardır arzuladığı üst göreve atanan memurun yaşadığı zorlamalar iyi bir strestir.
Bazı psikologlar bu ayırımı değişik terimlerle yaparlar. İyi-kötü,olumlu-olumsuz yerine yapıcı-yıkıcı,zevk veren-zevk vermeyen stresler deyimlerini kullanırlar.
Görülüyor ki stresi kötü bir şey olarak algılamak yanlıştır. Stres, bireyin yaşamını sürdürmesi ve başarılı olması için gereklidir.
Strese Karşı Gösterilen Tepkiler
Strese gösterilen tepki sonunda meydana gelen bedensel değişiklikler bütün insanlarda hemen hemen aynıdır. Bu değişikliklerin amacı stresle mücadele için gerekli gücü bulmaktır. Psikolojik tepkiler ise bireyin kişiliğine ve ortama bağlı olarak büyük farklar gösterir. Bireyin stres karşısında gösterdiği anlık tepki savaşma-kaçma biçiminde olur. Eğer birey beliren tehlikeyle başa çıkacağını düşünüyorsa çabaya yönelik bir tepki biçimi geliştirir. Bu tepkiler ya atılım ya da çekilme şeklindedir. Atılım,amaca ulaşma yolundaki engelleri ortadan kaldırmaya yönelik olur. Çekilme, yenilginin kabul edilmesi ve alanın terk edilmesidir.
Sürekli streslerde ise birey,uyum sağlamaktan çok,içinde olduğu bunaltıcı durumdan kurtulabilmek için savunmaya yönelik tepkiler geliştirir.
Sinirsel Rahatsızlıklar
İyileştiriImesinin özellikle sabır ve zaman istediği sinirsel rahatsızlıkların günümüz yaşam biçimi ile ne kadar alakalı olduğunu biliyoruz. Travma, beyin zarının doğuştan veya sonradan yırtılması gibi tıbbi müdahale gerektiren fiziki oluşumlar haricinde sonradan bir takım çevresel veya diğer şartlarla oluşmuş günümüz insanının baş sorunu olan stres, depresyon, nevroz gibi asabi halleri bilimsel kurallar doğrultusunda incelemeye çalışmalıyız. Çağımızın yaşam koşullarının getirdiğı birçok değışik negatif sebep olmasından ötürü tıbbın bile teşhis ve tedavide büyük zorluk çektiği asap bozukluklarında; birçok psikolojik ve psikomatik hastalığın sebebi olarak dengesiz beslenme ve toksin birikimi eIe alınmaktadır. Bilinçli bir insanın vücuduna en iyi bakma yolu öncelikle neleri, nasıl yemesi gerektiğinden geçer. Dünyaya hakim olan çağdaş, rafine (işlem görmüş) beslenme bırakılıp doğal gıdalarla beslenmeye geçmek birçok hastalıkta olduğu gibi sinirsel rahatsızlıklarda da en önemli etkendir. Rafine gıdalardan doğal gıdalara geçilmesiyle vücut zamanla hem kuvvetlenecek hem de toksinlerden kurtulacaktır. O halde önce kısaca rafine gıdalar ve onun yerini alması gereken doğal alternatiflerini gördükten sonra vücudu toksinlerden kurtarıp sinirsel rahatsızlıkları iyileştirecek bir takım yolları göstereceğiz. Piyasada bulunan kepeğinden ayrılarak beyaz unla yapılan her gıda vücudu yoran ve kimyasal maddelerle dolduran niteliğe sahip olduğu için, (ekmek, simit, makarna, börek, kek vb.) alternatifi buğdayı doğal haliyle öğütüp elde edilen unla yapılan ekmeği ya da bulgur veya haşlanmış kepekli buğday yemektir. En uzun yaşayan insan ünvanındaki Zaro Ağa da (1774-1934) hayatı boyunca en çok bulgur ve yoğurt yemiştir.Aynı şekilde beyaz pirincin kepeği alınınca neredeyse bütün besIeyici değerini yitirir ve vücudu yorup pekliğe yolaçan bir madde haline dönüşür.Çözüm birtakım sağlıklı gıda dükkanIarından kepekli pirinci alıp yemektir. Bu konuya tahılların kepekli olarak yenilmesinin de bilimsel kaynaklarda adeta mecburi olarak gösterildiğini söyleyerek nokta koymalıyız. Her türlü gazoz, renkli koIalar, içecek, çay, kahve ve sigara sinir hastalığının baş sebebidir. İçerdiği çeşitli kimyasal katkılar, gıda boyaları vb. maddelerle birçok hastalığa yol açan bu tahripkar maddeIer derhal bırakılmalıdır. Özellikle sigarayı bırakmayan bir insanın sinirsel rahatsızlıklardan kurtulması imkansızdır. Dumanın içerdiği 4000 çeşit zararlı madde ve bilinen en şiddetli tehlikelerden olan nikotinin beyin ve sinirIer için en öldürücü alışkanlık olduğu bilimde yıllar önce ispatlanmıştır. Devamlı bir zehirlenmeye yol açan sigara nikotini spazmatik etkisiyle hem vücudu sürekli gergin tutar hem de alınan ilaçların etkisini yok eder. Su, maden suyu, şifalı bitki çayları ise normalin çok üzerinde mangan gibi toksik bir madde içerdiği için, ortaya çıkardığı fizyokimyasal semptomların başında beyin fonksiyonlarında bozukluklar, hatta mangan deliliği denen bir rahatsızlığa yol açan çayın yerini almalıdır. Aynı zehirIenmenin kahve iIe olacağı da tereddütsüzdür. Piyasada satılan sirke, salça, hazır çorba, puding gibi kimyasal maddeler içeren gıdalar vücuda girdiğinde ise akyuvarlar bir mikrop saldırısında olduğu gibi artmaktadır. Vücudu besleme yerine zarar veren bu maddeler ise sinir hastalıklarının diğer bir sebebi olup alternatifleri doğal sirke, salçalar, çorbalar ve meyvelerdir. Beyaz şeker ve türevleri ise beyaz tuz gibi hem granüle edilirken hem de beyazlatılırken çeşitli kimyasal işlemlerden geçerek toksik hale gelirler. Beyaz tuza alternatif doğal tuzdur. Şeker ise her tür gıdada bakliyat, meyve ve sebzede glikoz, fruktoz, sakkoroz gibi en doğal halleriyle zaten mevcuttur. Beyaz şeker ve türevleri olan reçel, çikolota, dondurma, lokum, pişmaniye v.b gıdalar vücutta kalsiyumu çalan, çabuk ekşidiği için sindirim sistemini bozan ölü gıdalardır. Aynı şekilde tereyağ, margarin ve rafine sıvı yağlar da çeşitli kimyasal ve toksik maddeler içerdikleri için alternatifleri doğal sızma yağlar veya zeytin, ceviz, susam, fındık gibi yağlı gıdalardır. Son olarak ise, tıbbi kuraIlarca üzerinde durulan bir konu olan et ve hayvani gıdaların (vücutta üre, asitürik, amonyak gibi toksik maddeler bıraktığı için) yerine protein ihtiyacımızı başta soya olmak üzere bitkisel kaynaklardan tüketme lüzumiyetidir. Rafine gıdalardan doğal gıdalara geçilmesi ve hayvani gıdaların azaltılmasıyla zaman içinde hem kuvvetlenilecek hem de toksinlerden kurtulunacaktır. Bu ise psikolojik hastalıkların tedavisinde tıbbi kontrolûn yanında çok güçlü bir adımdır. Ayrıca vücutta toksin birikimini engelleyici ve attırıcı olarak bilinen birtakım yollar da şunlardır:
(1) Tuz banyosu: 15 günde bir, bir küvet sıcak suyla doldurulup içine 1 kg. doğaI tuz atılarak 15-20 dakika banyo yapılacak (sıcak su kendisine zararlı olmayan kişilere),
(2) Terleme: Ter gözeneklerinden çıkarken vücuttaki zehirli maddelerin dışarı atılmasını sağlar. Bu iş 15 günde bir sauna, hamam veya spor gibi yöntemlerle sağlanabilir. Işleyen demirin pas tutmayacağını aklımızdan çıkarmayalım
(3) Ayda üç gün oruç ya da sadece su ve meyve ile perhiz yapılıp mide, karaciğer ve bağırsaklardaki toksinler arıtılacak. Avrupa ülkeleri orucun ehemmiyetini farkederek tüm hastalıkların sadece oruçla tedavi edildiği oruç klinikleri kurmuşlardır. Alman doktor Otto Buchinger (1882-1970) "Oruçlunun hissettiği açlık tedavi safhasının ta kendisidir." demiştir.
(4) Çürük dişlerden kurtularak. Dişlerin çürümesi ise her yemekten sonra veya günde 2-3 kere sade fırça (veya Misvak) ve su ile diş aralarındaki gıda artıklarından kurtulmak vasıtasıyla engellenir. "Eğer müminlere meşakkat vereceğini bilmiş olmasaydım onların her namaz sırasında misvak kullanmalarını emrederdim" hadisini unutmamalıyız.
(5) Kirli hava, kapalı ortamlardan kaçınılacak, haftada 1-2 kere ormanlık ve deniz kıyısı yerlerde bol oksijen alınacak.
(6) Antitoksik olarak bilinen şu baharat, sebze, ve meyveler sıksık kullanılacak ısırgan, tere, sarmısak, soğan, karanfil, tarçın, elma, karabiber, çilek, kiraz çöpü, nane, kekik, limon, papatya, yuIaf, zahter.
(7) Gürültülü ve stresli tartışmalardan uzak kalınacak.
(8) Su sesi (dalga, ırmak, şadırvan), kuş sesi, tilavet dinlenecek. Hastalar doğal sesleri dinlerken, vücutlarınde gevşeme ve rahatlık duyarlar. İşte o zaman salgı bezleri daha bol salgı salar ve hastanın yarasının daha çabuk iyileşmesine sebep olur.
(9) Gıdalar az ve sık yenerek sindirim sistemine yardımcı olunacak. "Hastalıkların başı çok yemek, tedavinin başı perhizdir." hadisini hepimiz biliriz.
(10) Uyku düzenli olacak günde yarım ila bir saat öğle uykusu uyunacak. Bilimsel olarak yarım saat öğle uykusunun iki saat gece uykusuna denk olduğu söylenmektedir. Yine araştırmacılarca ispatlanmıştır ki sağlıklı, uzun ömürlü insanlar öğle uykusunu ihmal etmemektedirler çünkü bu uyku esnasında vücut ihtiyacı olan hücre yapısını gerçekleştirmekte bu da vücudu dinç tutmaktadır.
(11) Bilimce tavsiye edilen ılık duşlar ve banyolar.
(12) Kan aldırma ise kirli kanı temizleyerek vücudu toksinlerden kurtarıcı olması onu verimli bir tedavi yöntemi haline getirir.
(13) Avrupada "Purgative Day veya Colonic Irrigation adı altında uygulanan sinameke gibi bir yumuşatıcı ile üç ayda bir bağırsaklarda biriken tüm pis kalıntıları ve toksin maddeleri atmaya yarayan bgilinçli ishal olma da vücudu zindeleştiren bir yöntemdir. Yalnız çok sık yapılması bağırsakları dejenere eder.
(14) Özellikle kışları ortaya çıkan depresif durumlar ise vücudun mineral dengesinin mevsimsel sebeplerle değişmesi ile ilgilidir. Magnezyum ve kalsiyum içeren havuç, lahana, şalgam, kereviz, greyfurt, portakal gibi kış meyve ve sebzeleri ise bu ihtiyaç çerçevesinde belirlenmiş en etkin ilaçlardır.






