- Katılım
- 6 Kas 2012
- Konular
- 2,235
- Mesajlar
- 4,824
- Online süresi
- 9d 14h
- Reaksiyon Skoru
- 343
- Altın Konu
- 0
- Başarım Puanı
- 289
- MmoLira
- 1,096
- DevLira
- 0
ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!
AKÇAKOCA TARİHİ
Akçakocanın 1934 yılından önceki adı AKÇAŞEHİR idi. Bu nedenle tarihi kaynaklarda Akçakoca adı yerine Akçaşar, Akçaşehir adı geçmektedir. Türklerin bu bölgeye yerleşmesinden çok önceki dönemlerde de bu kasaba Bolunun bir iskelesi olarak vardı. Kara ulaştırmasının çok güç şartlarda yapıldığı bir dönemde deniz ulaştırması büyük önem taşıyordu ve ulaştırma deniz yoluyla gerçekleştiriliyordu. Bu nedenle de o dönemlerden yakın dönemlere kadar Akçakocalıların en büyük geçim kaynağı deniz ulaştırmacılığı idi.
Akçakocanın tarih öncesi çağlarına ait dönemdeki yapılan çalışmalar: mevcut bilgilerin yetersiz oluşu nedeni ile tam olarak bilinmemektedir. Hitit dönemine ait bilgilerde yetersizdir. Bu nedenle bu dönemler hep karanlıkta kalmıştır. İncelediğimiz kaynaklar, Akçakoca ve çevresi ile ilgili tarihi hep Bithynialar ile başlatılmaktadır. Tarih süreci içinde Bolu ve çevresi ve Akçakocada Romalıların, Bizanslıların, Selçukluların ve Osmanlıların eserlerine rastlamaktayız. Bu eserlerin bazıları günümüze kadar gelmiştir.
Tarihte Trak Boğazı denilen İstanbul Boğazının doğusu Anadolu Trakyası olarak bilinmektedir. Bolu, Anadolu Trakyasının doğusunda yer almaktadır. Bu bölgeye, yerleşen kafilelere oranla Bebrisya ve Bitinya adları verildiği gibi, Bolu çevresi ve Kuzey- Batı Anadoluya Bithynia denmektedir. Bolunun en eski adı Bitinyum idi. Daha sonraki dönemlerde Bitinyum adı Kladyopolis (Cloudiopolis) olarak değişmiştir.
Genellikle Bitinyanın deniz kıyılarında yerleşmeyi tercih eden Bebrislerin, Bitinyenlerden olmadığı bilinmektedir. Ünlü ozan Homoresun Truva savaşlarını anlatan destanlarında Bebrislerden hiç söz etmemesi de Bebrislerin Trak kökenli olmadıklarının bir kanıtı sayılır. Önceleri Çanakkale çevresinde krallık kuran Bebrisler Karadenizde Akçakoca ve Karadeniz Ereğlisi çevresinde yerleşmişlerdir. Bebrisler bir Frik boyudur.
Bitinya krallığının kurucusu Biastır. Biasın ölümü üzerine Zipitis, Bitinyanın ikinci kralı oldu. Bu dönemde Karadeniz Ereğlisinin adı Herakliadır. Heraklia, krallıkla yönetiliyordu. Bitinyalılara karşı düşmanca davranıyorlardı. Zipitis M.Ö. 298-297 yıllarında Heraklia üzerine yürüdü ve Herakliayı zaptetti. Bu dönemde Akçakoca ve çevresi ormanlarla kaplı bir yerdi. Halk göçebe bir düzen içinde derme çatma kulübe ve çadırlarda yaşıyorlardı. Bu bölge, daha uygar bir düzen kuran Bitinyalılar için cazip görünüyordu. Zipitis, doğa olanaklarından yana zengin, insan emeğinden yana fakir olan bu geniş alanda kendi adına bir şehir kurdu. Dia veya Diapolis adları, Akçakocanın bilinen en eski adıdır. Diapolis, Zeüsün kenti anlamına da gelmektedir. Dia, Grekçe ve Latincede arasından ayırmak ya da iki parçaya ayırmak anlamlarına gelmektedir. Akça sözcüğünün ışıkla ilgisi vardır. Pisidya tarihi ile ilgili kaynaklarda ve rastlanan Pisidya haritalarında Dia veya Diapolis adları yer almaktadır. Bir başka kaynağa göre ise Akçakocanın ilk adı Tospolis idi. Şarl Teksiyenin Küçük Asya adlı kitabında Akçaşehirin adı Tospolis olarak geçmektedir.
Makedonya kralı Büyük İskender, İran hükümdarı III. Daraya karşı Asya seferini açtığı zaman, Bitinyalılar la Heraklialılar savaş halinde idi. (Bolu Salnamesi, 1338, s.224) Bitinyaya bağlı Akçakoca ile Ereğli arası devamlı savaşların yapıldığı bir bölgedir. Bölge daha sonra Büyük İskenderin himayesine girdi. İskenderin Babilde ölmesi üzerine, bölge önce komutanlarından Antigonun ve daha sonra da Lazirmarkın eline geçti. Sezar, Pontosu zaptederek Roma İmparatorluğuna kattı.
Böylece Bitinya, Romalıların Anadoludaki beş eyaletinden biri oldu. Roma İmparatorluğu M.S. 395 yılında ikiye ayrılınca Akçakoca bölgesi, merkezi İstanbul olan Doğu Roma İmparatorluğuna katıldı.
Akçakoca, Bizans döneminde Arap akınlarına uğradı. Halife Velid döneminde (705-714) Emevilerin ikinci halifesi ve ilk İslâm parasını basan Birinci halife Abdül Melik bin Mervanın (685/705 oğlu) Karadeniz Ereğlisini ve Amasra yı yakıp yıktı. Mutaasım (833-842) zamanında, hassa ordusu, Türklerden kurulmuştu. Mütevekkil (847-861); Abbasilerin 10. Halifesi zamanında, Arap askerleri terhis edildi. Halife ordusu yalnız Türklerden ibaret kaldı. Bu dönemde Türkler, halife adına Abbasi Saltanatını yönetiyordu. Böylelikle Anadoluda Türklerin eline geçmiş bulunuyordu. Bunlar Anadoluya fatih olarak değil, halife askeri sıfatıyla gelmişlerdi. Görünüşte halifeye bağlı, ama gerçekte bağımsız idiler. Hemen her sene gazaya çıkarlar, Anadoluya akın ederler, Bizansa hücum ederler bir veya birkaç şehir alırlardı. Profesör Mükrimin Halil Yinanç derki; Anadoluda bunların akınına uğramayan hemen hemen hiçbir şehir yoktur. Yaklaşık iki buçuk üç asır süren bu Gaza ve Cihad devri, Bizansın temeli sayılan Anadoludaki şehirlerin yıkılmasına ve servetlerin mahvına neden oldu. Bu Türk akınları XI yüzyılda doğudan gelecek olan Türk fatihlerinin, Anadoluda ki fetihlerini kolaylaştırmıştır. Bolu ve Düzce bölgesi de huduttaki, uç eyalet gazileri tarafından istilaya uğramıştı.
Oğuzların, Bizansa karşı yaptıkları akınlar on birinci yüzyılda (1019) başladı 1079 yılına kadar sürdü. 1071de Alpaslana yenilen Bizanslılar Anadoluyu terk etti ve Anadoluda Selçuklu Devleti kuruldu. Kutulmuş oğlu Süleyman Bolu ve bölgesini zaptetti. Büyük Selçuk Sultanı Melikşah ile kıymetli veziri Nizamülmülk Anadoluyu Türkmenlere yurt olarak göstermiş; Türkmen boyları Anadolunun her tarafına yayılmışlardı. Anadoluya gelen göçmenlerin miktarı yaklaşık yerli halk kadardı. Günümüzde ilçe, bucak ve köy isimleri Türkmenlerin ulus, boy, oymak isimlerini saklamaktadır.
Prof. Dr. Mecdi Emiroğlunun Bolu Yöresi Yer Adları adlı araştırmasında şu ifadeler yer almaktadır. 11.yy. dan itibaren Anadoluya doğudan gelip yerleşen Türkler bu yerlere yeni adlar verirlerken bunların bir kısmını da eski şekliyle kullanmaya devam ettikleri veya dillerine uygun hale sokarak adlandırıldıkları görülmektedir. Bolu (Cloudiopolis), Mudurnu (Modrenae), Düzce (Dusea pros Olympum) vb.
Yörede özellikle öz Türkçe adlar Oğuz Türkleriyle verilmeye başlamış ve Osmanlıların yükseliş dönemine dek (1450) sürmüştür.
Enver Konukçunun Köroğlunun Yaşadığı Asırda Bolunun Siyasi Durumu XVI-XIII. Yüzyıllar, Ankara 1983 s 53 adlı araştırmasında şu ifadeler yer almaktadır.
Bolu Kuzey-Batı Anadolunun eski ve önemli yerleşme merkezlerinden biri idi. Bizans devrindeki Klaudiopolisin son kısmındaki polis (şehir) den halk arasında Bolı, Boli ve Bolu diye söylenmiştir.
Mesutun Ankara Meliki olmasından az önce II. Kılıç Aslan (1155-1192)ın Selçuklu kuvvetleri, 1177de bu kale önlerinde görünerek kısa müddet kuşatmışlardı. Ancak Mycrikephalon Meydan Savaşı mağlubu Manuel Komnenos burada kendi şerefini iade edecek küçük bir başarı kazanabilmişti. Melik Mesut Bolunun doğusunda yeni fetihlerde bulunmuş Kastamonu Bölgesini ve Safranboluyu kuşatarak ele geçirmiş ve Türk göçmenlerini iskân ettirmiştir. Gerede,, Mengen, Köroğlu Dağları ve Bolu çevresi Oğuz kabileleri birliğine dahil birçok Türkmen gruplarının yeni vatanı olurken, Mudurnu istikametinden de Sakarya vadisine doğru yayılışları görülmektedir.
Selçuklu Devletinin yıkılmasından sonra Umur Hanlılar bu bölgeye hakim oldular. Osmanlı ve Candar Beylikleri arasında kalan Umur Hanlıların yerini, Göynük, Bolu ve Geredede küçük beyler almışlardır ki, bunların askeri kuvvetleri 3000 - 5000 atlıyı geçmiyordu.
Anadoluya oranla Bolu yöresinde Oğuz boylarına ait yer adlarının oldukça fazla olduğu görülmektedir. Akçakocada Kınık ve yer adı olarak Yörük Yatağı Tepesi buna örnektir. Kınık adı ile 46 yerleşme bilinmektedir. Bunun 6 tanesine (0/0 13ü) Bolu yöresinde rastlanmaktadır.
Bir başka kaynağa göre Akçakocaya Selçuklu Türkleri gelerek yerleşmeye ve köyler kurmaya başlamışlardı. İlk gelenlerin Koçar Bey ve onun yakınları olduğunu söylemektedir. Koçar Beyin yerleştiği yer bugünkü Koçar köyüdür. Selçuk kollarının orman bölgesinde kurdukları köyler şunlardır; Gökçeali, Doğancılar, Beyören, Balatlı, Kınık, Ketmenli, Kepenç, Göktepe, Keramettin, Kapkirli ve Cuma yeri vb
Cevdet Türkkayanın Osmanlı İmparatorluğunda Oymak, Aşiret ve Cemaatlar-İstanbul, 1979 adlı eserinde:
Kerameddinler bugünkü Akçakocaya yerleşmişlerdir. Denizden görünüşü beyaz olduğu için Kerameddinler buraya Akçaşar veya Akçaşehir adını vermişlerdir. Keramettin (Kazanın Merkezi); Akçaşehiri, Bolu kazası (Bolu sancağı) olarak belirtilmekte, halkının yörükan tarifesinden olduğu (s. 507) ve Keramettinin mezarının ise, Orhan Gazi İlkokulunun 50 metre yakınında ve yolun sağında olduğu ifadesi yer almaktadır.
Osmanlılar batıdan doğuya doğru ilerledikçe şehir isimleri de değiştirildi. Dia/Diospolis, Akçaşehir ya da Akkent adını aldı. Bu sahil kasabasının ilk sakinleri Kerameddinlilerdir
Aynı şekilde Tahirli, Arabacılar, Fadıllar, Kınık köyleri halkının da Yörük olduğu belirtilmektedir. Kınık için aynen şu ifadeler yer almaktadır.
Adana, Hama, Hums, Ankara, Aksaray, Konya, Karaman, Kütahya ve Çorum sancakları, Koçhisar kazası (Kengir sancağı), On iki Divan kazası (Bolu sancağı) Edirne kazası (Paşa sancağı), Çorlu kazası (Vize sancağı), Tekfur dağ kazası (Çimen sancağı) Türkmen yörükan taifesindendir. Kara koyun aşiretinden olan Kınık cemaatı, Adanada kışlardı. (s. 517)
Halk arasında yaygın olarak kullanılan Manav Türkleri hakkında yaptığımız incelemede; Manavların; İçel sancağı, Anamur kazası (İçel sancağı), Manisa kazası (Saruhan sancağı) Düşenbe kazası (Ala iye sancağı) yörelerindeki yörükan taifesidir. Yörük deyimi; iyi ve çabuk yürüyen, göçebe, (Anadoluda çadırda oturana) Türkmenler, bir yerde yerleşmeyen göçebe halkı anlamına kullanılmaktadır.
Dördüncü Haçlı Ordusunun çoğu Fransızdır. Venedik gemileri ile Venedikten hareket ettiler. İstanbula gelerek konakladılar. O sırada Bizansta yine post kavgaları devam ediyordu. Haçlılar bu nedenle İstanbula davet edilmişlerdi. Cenevizler şehrin güzelliğine dayanamadılar ve İstanbulu zaptettiler. (MS 1204) Latin İmparatorluğunu kurdular. (1204-1261)
Dördüncü Haçlı Seferi sırasında Karadeniz kıyılarında Cenevizliler müstemlekeler kurmuşlardı. Ticaret merkezlerini elde ederek limanlardan sahile doğru yayılmışlardır. Karadeniz sahilinde bulunan Ereğli ile Amasra ve havalisi Cenevizlilerin eline geçti. Gebe kilise (Aktaş), Kızılca kilise (Nazımbey) köylerinin bulunduğu arazi ile Ceneviz kalesi ve çevresinde bağcılık ve çiftçilikle geçinen Hıristiyan halk bulunuyordu.
Selçuklular Moğol istilası karşısında yenilince (1227-1330) göçebe Türkler Moğollara karşı devamlı isyan etmeye başladılar ve beylikler kurmaya başladılar. Boluda Bolu Beyliği, Söğütte Osman oğulları bulunuyordu. Osman Bey, Bizans hududunda üç tane uç beylik kurdu. Kara Denize doğru olan yerlere Konuralpi İzmit ve havalisine Akçakocayı İznike, Samsa Çavuşu uçbeyi seçti. Ancak Bitinye Bölgesinde bulunan şehirlerin alınması işi Orhan zamanında tamamlanabilmiştir. Orhan Bey tahta geçince İzmit havalisine, Konuralpi Gerede nahiyesi, Akbaş Mahmutu Karadeniz sahiline, Gazi Abdurramanı Yalova ve Gemlik bölgesinde görevlendirdi. Orhan Beyin Akçakoca Bölgesine geldiği ve Göçürler köyünde Baki Çelebide ve Kepenç Köyünde Çavuşoğlunun evinde misafir kaldığı söylenir. (1323) Zaman içinde küçülen ve 17 hane kalan Göçürler Köyü bugünkü Töngelli köyü civarında idi. 1891 yılında dağılmıştır.
Akçakocanın Osmanlılar tarafından zaptedildiğine dair bir belgeye rastlanmamıştır. Akçakoca Beyin Akçakocayı zaptettiğine dair bilgi yoktur. Bazı yazarlara göre, zaten Yörük olan Akçakoca yöresi kendiliğinden Osmanlılarla birleşmiştir. Bu görüşü destekleyen bazı kanıtlardan söz edelim
1. 1337/1923 tarihli Bolu İl Salnamesi s. 550de; Orhan Gazinin akıncılarından Akbaş Mahmutun Amasyaya kadar uzanan Karadeniz kıyılarını zaptettiği yazılıdır. Akçaşehirin zaptedildiğinden söz edilmemektedir.
2. Cevdet Paşanın Kısas-ı Enbiyasında da Orhan Gaziden bahsederken Akçakocayı İzmit havalisine, Konuralpi Gerede nahiyesine, Akbaş Mahmutu Karadeniz sahiline, Abdurrahman Gaziyi Yalova ve Gemlik havalisine izam eyledi, denilmektedir. Burada da Akça şehrin fethedildiğine dair bir ifade bulunmamaktadır.
3. Orhan Gazinin Prusyayı (Üskübü) ele geçirmek üzere 40 atlı ile Akçaşehire geldiği, Aftunağzı (Çayağzı) köyünde konakladığı, hatta oradaki caminin Orhan Gazinin buyruğu ile o zaman yapıldığı, Akçaşehirden Baki Çelebi ile Çavuşoğlunu alıp Üskübünün fethine gittiği, yararlıklarını gördüğü bu iki kişiye Üskübüden bol miktarda toprak verilerek ödüllendirildiği bugünde halk arasında söylenmektedir. Ayrıca, Akçaşehirin güneyindeki dağlara Orhan Dağları, Yalı Mahallesindeki akan dereye Orhan Deresi denilmektedir. Aynı derenin doğusundaki topraklara tapu kayıtlarında ise Orhan Gazi vakfındandır. Şeklinde kayıt bulunmaktadır.
İdari bakımdan hep Boluya bağlı kalmış olan Akçakoca, 1999 yılında il olan Düzceye bağlanmıştır. Akçakoca idari yönden şu aşamalardan geçmiştir.
Akçakocanın 1934 yılından önceki adı AKÇAŞEHİR idi. Bu nedenle tarihi kaynaklarda Akçakoca adı yerine Akçaşar, Akçaşehir adı geçmektedir. Türklerin bu bölgeye yerleşmesinden çok önceki dönemlerde de bu kasaba Bolunun bir iskelesi olarak vardı. Kara ulaştırmasının çok güç şartlarda yapıldığı bir dönemde deniz ulaştırması büyük önem taşıyordu ve ulaştırma deniz yoluyla gerçekleştiriliyordu. Bu nedenle de o dönemlerden yakın dönemlere kadar Akçakocalıların en büyük geçim kaynağı deniz ulaştırmacılığı idi.
Akçakocanın tarih öncesi çağlarına ait dönemdeki yapılan çalışmalar: mevcut bilgilerin yetersiz oluşu nedeni ile tam olarak bilinmemektedir. Hitit dönemine ait bilgilerde yetersizdir. Bu nedenle bu dönemler hep karanlıkta kalmıştır. İncelediğimiz kaynaklar, Akçakoca ve çevresi ile ilgili tarihi hep Bithynialar ile başlatılmaktadır. Tarih süreci içinde Bolu ve çevresi ve Akçakocada Romalıların, Bizanslıların, Selçukluların ve Osmanlıların eserlerine rastlamaktayız. Bu eserlerin bazıları günümüze kadar gelmiştir.
Tarihte Trak Boğazı denilen İstanbul Boğazının doğusu Anadolu Trakyası olarak bilinmektedir. Bolu, Anadolu Trakyasının doğusunda yer almaktadır. Bu bölgeye, yerleşen kafilelere oranla Bebrisya ve Bitinya adları verildiği gibi, Bolu çevresi ve Kuzey- Batı Anadoluya Bithynia denmektedir. Bolunun en eski adı Bitinyum idi. Daha sonraki dönemlerde Bitinyum adı Kladyopolis (Cloudiopolis) olarak değişmiştir.
Genellikle Bitinyanın deniz kıyılarında yerleşmeyi tercih eden Bebrislerin, Bitinyenlerden olmadığı bilinmektedir. Ünlü ozan Homoresun Truva savaşlarını anlatan destanlarında Bebrislerden hiç söz etmemesi de Bebrislerin Trak kökenli olmadıklarının bir kanıtı sayılır. Önceleri Çanakkale çevresinde krallık kuran Bebrisler Karadenizde Akçakoca ve Karadeniz Ereğlisi çevresinde yerleşmişlerdir. Bebrisler bir Frik boyudur.
Bitinya krallığının kurucusu Biastır. Biasın ölümü üzerine Zipitis, Bitinyanın ikinci kralı oldu. Bu dönemde Karadeniz Ereğlisinin adı Herakliadır. Heraklia, krallıkla yönetiliyordu. Bitinyalılara karşı düşmanca davranıyorlardı. Zipitis M.Ö. 298-297 yıllarında Heraklia üzerine yürüdü ve Herakliayı zaptetti. Bu dönemde Akçakoca ve çevresi ormanlarla kaplı bir yerdi. Halk göçebe bir düzen içinde derme çatma kulübe ve çadırlarda yaşıyorlardı. Bu bölge, daha uygar bir düzen kuran Bitinyalılar için cazip görünüyordu. Zipitis, doğa olanaklarından yana zengin, insan emeğinden yana fakir olan bu geniş alanda kendi adına bir şehir kurdu. Dia veya Diapolis adları, Akçakocanın bilinen en eski adıdır. Diapolis, Zeüsün kenti anlamına da gelmektedir. Dia, Grekçe ve Latincede arasından ayırmak ya da iki parçaya ayırmak anlamlarına gelmektedir. Akça sözcüğünün ışıkla ilgisi vardır. Pisidya tarihi ile ilgili kaynaklarda ve rastlanan Pisidya haritalarında Dia veya Diapolis adları yer almaktadır. Bir başka kaynağa göre ise Akçakocanın ilk adı Tospolis idi. Şarl Teksiyenin Küçük Asya adlı kitabında Akçaşehirin adı Tospolis olarak geçmektedir.
Makedonya kralı Büyük İskender, İran hükümdarı III. Daraya karşı Asya seferini açtığı zaman, Bitinyalılar la Heraklialılar savaş halinde idi. (Bolu Salnamesi, 1338, s.224) Bitinyaya bağlı Akçakoca ile Ereğli arası devamlı savaşların yapıldığı bir bölgedir. Bölge daha sonra Büyük İskenderin himayesine girdi. İskenderin Babilde ölmesi üzerine, bölge önce komutanlarından Antigonun ve daha sonra da Lazirmarkın eline geçti. Sezar, Pontosu zaptederek Roma İmparatorluğuna kattı.
Böylece Bitinya, Romalıların Anadoludaki beş eyaletinden biri oldu. Roma İmparatorluğu M.S. 395 yılında ikiye ayrılınca Akçakoca bölgesi, merkezi İstanbul olan Doğu Roma İmparatorluğuna katıldı.
Akçakoca, Bizans döneminde Arap akınlarına uğradı. Halife Velid döneminde (705-714) Emevilerin ikinci halifesi ve ilk İslâm parasını basan Birinci halife Abdül Melik bin Mervanın (685/705 oğlu) Karadeniz Ereğlisini ve Amasra yı yakıp yıktı. Mutaasım (833-842) zamanında, hassa ordusu, Türklerden kurulmuştu. Mütevekkil (847-861); Abbasilerin 10. Halifesi zamanında, Arap askerleri terhis edildi. Halife ordusu yalnız Türklerden ibaret kaldı. Bu dönemde Türkler, halife adına Abbasi Saltanatını yönetiyordu. Böylelikle Anadoluda Türklerin eline geçmiş bulunuyordu. Bunlar Anadoluya fatih olarak değil, halife askeri sıfatıyla gelmişlerdi. Görünüşte halifeye bağlı, ama gerçekte bağımsız idiler. Hemen her sene gazaya çıkarlar, Anadoluya akın ederler, Bizansa hücum ederler bir veya birkaç şehir alırlardı. Profesör Mükrimin Halil Yinanç derki; Anadoluda bunların akınına uğramayan hemen hemen hiçbir şehir yoktur. Yaklaşık iki buçuk üç asır süren bu Gaza ve Cihad devri, Bizansın temeli sayılan Anadoludaki şehirlerin yıkılmasına ve servetlerin mahvına neden oldu. Bu Türk akınları XI yüzyılda doğudan gelecek olan Türk fatihlerinin, Anadoluda ki fetihlerini kolaylaştırmıştır. Bolu ve Düzce bölgesi de huduttaki, uç eyalet gazileri tarafından istilaya uğramıştı.
Oğuzların, Bizansa karşı yaptıkları akınlar on birinci yüzyılda (1019) başladı 1079 yılına kadar sürdü. 1071de Alpaslana yenilen Bizanslılar Anadoluyu terk etti ve Anadoluda Selçuklu Devleti kuruldu. Kutulmuş oğlu Süleyman Bolu ve bölgesini zaptetti. Büyük Selçuk Sultanı Melikşah ile kıymetli veziri Nizamülmülk Anadoluyu Türkmenlere yurt olarak göstermiş; Türkmen boyları Anadolunun her tarafına yayılmışlardı. Anadoluya gelen göçmenlerin miktarı yaklaşık yerli halk kadardı. Günümüzde ilçe, bucak ve köy isimleri Türkmenlerin ulus, boy, oymak isimlerini saklamaktadır.
Prof. Dr. Mecdi Emiroğlunun Bolu Yöresi Yer Adları adlı araştırmasında şu ifadeler yer almaktadır. 11.yy. dan itibaren Anadoluya doğudan gelip yerleşen Türkler bu yerlere yeni adlar verirlerken bunların bir kısmını da eski şekliyle kullanmaya devam ettikleri veya dillerine uygun hale sokarak adlandırıldıkları görülmektedir. Bolu (Cloudiopolis), Mudurnu (Modrenae), Düzce (Dusea pros Olympum) vb.
Yörede özellikle öz Türkçe adlar Oğuz Türkleriyle verilmeye başlamış ve Osmanlıların yükseliş dönemine dek (1450) sürmüştür.
Enver Konukçunun Köroğlunun Yaşadığı Asırda Bolunun Siyasi Durumu XVI-XIII. Yüzyıllar, Ankara 1983 s 53 adlı araştırmasında şu ifadeler yer almaktadır.
Bolu Kuzey-Batı Anadolunun eski ve önemli yerleşme merkezlerinden biri idi. Bizans devrindeki Klaudiopolisin son kısmındaki polis (şehir) den halk arasında Bolı, Boli ve Bolu diye söylenmiştir.
Mesutun Ankara Meliki olmasından az önce II. Kılıç Aslan (1155-1192)ın Selçuklu kuvvetleri, 1177de bu kale önlerinde görünerek kısa müddet kuşatmışlardı. Ancak Mycrikephalon Meydan Savaşı mağlubu Manuel Komnenos burada kendi şerefini iade edecek küçük bir başarı kazanabilmişti. Melik Mesut Bolunun doğusunda yeni fetihlerde bulunmuş Kastamonu Bölgesini ve Safranboluyu kuşatarak ele geçirmiş ve Türk göçmenlerini iskân ettirmiştir. Gerede,, Mengen, Köroğlu Dağları ve Bolu çevresi Oğuz kabileleri birliğine dahil birçok Türkmen gruplarının yeni vatanı olurken, Mudurnu istikametinden de Sakarya vadisine doğru yayılışları görülmektedir.
Selçuklu Devletinin yıkılmasından sonra Umur Hanlılar bu bölgeye hakim oldular. Osmanlı ve Candar Beylikleri arasında kalan Umur Hanlıların yerini, Göynük, Bolu ve Geredede küçük beyler almışlardır ki, bunların askeri kuvvetleri 3000 - 5000 atlıyı geçmiyordu.
Anadoluya oranla Bolu yöresinde Oğuz boylarına ait yer adlarının oldukça fazla olduğu görülmektedir. Akçakocada Kınık ve yer adı olarak Yörük Yatağı Tepesi buna örnektir. Kınık adı ile 46 yerleşme bilinmektedir. Bunun 6 tanesine (0/0 13ü) Bolu yöresinde rastlanmaktadır.
Bir başka kaynağa göre Akçakocaya Selçuklu Türkleri gelerek yerleşmeye ve köyler kurmaya başlamışlardı. İlk gelenlerin Koçar Bey ve onun yakınları olduğunu söylemektedir. Koçar Beyin yerleştiği yer bugünkü Koçar köyüdür. Selçuk kollarının orman bölgesinde kurdukları köyler şunlardır; Gökçeali, Doğancılar, Beyören, Balatlı, Kınık, Ketmenli, Kepenç, Göktepe, Keramettin, Kapkirli ve Cuma yeri vb
Cevdet Türkkayanın Osmanlı İmparatorluğunda Oymak, Aşiret ve Cemaatlar-İstanbul, 1979 adlı eserinde:
Kerameddinler bugünkü Akçakocaya yerleşmişlerdir. Denizden görünüşü beyaz olduğu için Kerameddinler buraya Akçaşar veya Akçaşehir adını vermişlerdir. Keramettin (Kazanın Merkezi); Akçaşehiri, Bolu kazası (Bolu sancağı) olarak belirtilmekte, halkının yörükan tarifesinden olduğu (s. 507) ve Keramettinin mezarının ise, Orhan Gazi İlkokulunun 50 metre yakınında ve yolun sağında olduğu ifadesi yer almaktadır.
Osmanlılar batıdan doğuya doğru ilerledikçe şehir isimleri de değiştirildi. Dia/Diospolis, Akçaşehir ya da Akkent adını aldı. Bu sahil kasabasının ilk sakinleri Kerameddinlilerdir
Aynı şekilde Tahirli, Arabacılar, Fadıllar, Kınık köyleri halkının da Yörük olduğu belirtilmektedir. Kınık için aynen şu ifadeler yer almaktadır.
Adana, Hama, Hums, Ankara, Aksaray, Konya, Karaman, Kütahya ve Çorum sancakları, Koçhisar kazası (Kengir sancağı), On iki Divan kazası (Bolu sancağı) Edirne kazası (Paşa sancağı), Çorlu kazası (Vize sancağı), Tekfur dağ kazası (Çimen sancağı) Türkmen yörükan taifesindendir. Kara koyun aşiretinden olan Kınık cemaatı, Adanada kışlardı. (s. 517)
Halk arasında yaygın olarak kullanılan Manav Türkleri hakkında yaptığımız incelemede; Manavların; İçel sancağı, Anamur kazası (İçel sancağı), Manisa kazası (Saruhan sancağı) Düşenbe kazası (Ala iye sancağı) yörelerindeki yörükan taifesidir. Yörük deyimi; iyi ve çabuk yürüyen, göçebe, (Anadoluda çadırda oturana) Türkmenler, bir yerde yerleşmeyen göçebe halkı anlamına kullanılmaktadır.
Dördüncü Haçlı Ordusunun çoğu Fransızdır. Venedik gemileri ile Venedikten hareket ettiler. İstanbula gelerek konakladılar. O sırada Bizansta yine post kavgaları devam ediyordu. Haçlılar bu nedenle İstanbula davet edilmişlerdi. Cenevizler şehrin güzelliğine dayanamadılar ve İstanbulu zaptettiler. (MS 1204) Latin İmparatorluğunu kurdular. (1204-1261)
Dördüncü Haçlı Seferi sırasında Karadeniz kıyılarında Cenevizliler müstemlekeler kurmuşlardı. Ticaret merkezlerini elde ederek limanlardan sahile doğru yayılmışlardır. Karadeniz sahilinde bulunan Ereğli ile Amasra ve havalisi Cenevizlilerin eline geçti. Gebe kilise (Aktaş), Kızılca kilise (Nazımbey) köylerinin bulunduğu arazi ile Ceneviz kalesi ve çevresinde bağcılık ve çiftçilikle geçinen Hıristiyan halk bulunuyordu.
Selçuklular Moğol istilası karşısında yenilince (1227-1330) göçebe Türkler Moğollara karşı devamlı isyan etmeye başladılar ve beylikler kurmaya başladılar. Boluda Bolu Beyliği, Söğütte Osman oğulları bulunuyordu. Osman Bey, Bizans hududunda üç tane uç beylik kurdu. Kara Denize doğru olan yerlere Konuralpi İzmit ve havalisine Akçakocayı İznike, Samsa Çavuşu uçbeyi seçti. Ancak Bitinye Bölgesinde bulunan şehirlerin alınması işi Orhan zamanında tamamlanabilmiştir. Orhan Bey tahta geçince İzmit havalisine, Konuralpi Gerede nahiyesi, Akbaş Mahmutu Karadeniz sahiline, Gazi Abdurramanı Yalova ve Gemlik bölgesinde görevlendirdi. Orhan Beyin Akçakoca Bölgesine geldiği ve Göçürler köyünde Baki Çelebide ve Kepenç Köyünde Çavuşoğlunun evinde misafir kaldığı söylenir. (1323) Zaman içinde küçülen ve 17 hane kalan Göçürler Köyü bugünkü Töngelli köyü civarında idi. 1891 yılında dağılmıştır.
Akçakocanın Osmanlılar tarafından zaptedildiğine dair bir belgeye rastlanmamıştır. Akçakoca Beyin Akçakocayı zaptettiğine dair bilgi yoktur. Bazı yazarlara göre, zaten Yörük olan Akçakoca yöresi kendiliğinden Osmanlılarla birleşmiştir. Bu görüşü destekleyen bazı kanıtlardan söz edelim
1. 1337/1923 tarihli Bolu İl Salnamesi s. 550de; Orhan Gazinin akıncılarından Akbaş Mahmutun Amasyaya kadar uzanan Karadeniz kıyılarını zaptettiği yazılıdır. Akçaşehirin zaptedildiğinden söz edilmemektedir.
2. Cevdet Paşanın Kısas-ı Enbiyasında da Orhan Gaziden bahsederken Akçakocayı İzmit havalisine, Konuralpi Gerede nahiyesine, Akbaş Mahmutu Karadeniz sahiline, Abdurrahman Gaziyi Yalova ve Gemlik havalisine izam eyledi, denilmektedir. Burada da Akça şehrin fethedildiğine dair bir ifade bulunmamaktadır.
3. Orhan Gazinin Prusyayı (Üskübü) ele geçirmek üzere 40 atlı ile Akçaşehire geldiği, Aftunağzı (Çayağzı) köyünde konakladığı, hatta oradaki caminin Orhan Gazinin buyruğu ile o zaman yapıldığı, Akçaşehirden Baki Çelebi ile Çavuşoğlunu alıp Üskübünün fethine gittiği, yararlıklarını gördüğü bu iki kişiye Üskübüden bol miktarda toprak verilerek ödüllendirildiği bugünde halk arasında söylenmektedir. Ayrıca, Akçaşehirin güneyindeki dağlara Orhan Dağları, Yalı Mahallesindeki akan dereye Orhan Deresi denilmektedir. Aynı derenin doğusundaki topraklara tapu kayıtlarında ise Orhan Gazi vakfındandır. Şeklinde kayıt bulunmaktadır.
İdari bakımdan hep Boluya bağlı kalmış olan Akçakoca, 1999 yılında il olan Düzceye bağlanmıştır. Akçakoca idari yönden şu aşamalardan geçmiştir.


