HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!
Bir öğrencinin öğrenme ile ilgili duruma karşı gösterdiği tutum motivasyon demektir. Öğrencinin bu tutumu, onun sahip olduğu motiflerin olgunluk seviyesine göre değişir. Motifler ise, kendiliğinden gelme doğal meraklan başlayarak hayat ülkülerinin sağladığı yoğun kanılara kadar gider. Doğanın bütün olayları ve yanları, normal merakı bulunan birey için ilginçtir. Bir doğa olayını anlatan ders, genellikle doğa motivasyonunu harekete getirir. Günlük olaylara karşı gösterdiğimiz düzensiz ve plânsız tepkiler, bir şey istememize, bazı şeylerden kaçınmamıza sebep olabilir. Olgunlaşmamış kişilerin motivasyonu çoğunlukla bu çeşit bir ilgi meydana getirebilir ve kişiden kişi ye geniş ölçüde değişebilir. Çocuk, eğitim yoluyla incelemenin ve ilerlemenin değerini kabul edebilir, ana - babanın, öğretmenlerin ve saygı duyduğu başka kişilerin umutlarını gerçekleştirmeyi bir ödev sayabilir. Bu disiplinli sorumluluk duygusu, çalışma motivasyonunun iyi ve sağlam bir kaynağı olabilir, sürekli öğretim ve rehberlik yoluyla geliştirilebilir. En etkili motivasyon çeşidi, kişinin hayatın yüce ülkülerini görmeye başlaması ve bunları gerçekleştirme isteğini duyması ile kendiliğinden gelişen motivasyondur. Başarının gerçek sevincini bulmak, çok arzu edilen bir şeye kendiliğinden yönelmenin heyecanını duymak bu motivasyonla ilgilidir.
Öğrenmeye karşı hazır olmanın bir çeşidi sayılan motivasyon, bir bakıma öğrencinin bilincinin ötesindedir. Bazı hallerde öğrenci, okulda bir öğrenme durumuna karşı nasıl tepki göstereceğini akıl yoluyla kararlaştırabilir; ama bazı hallerde de benliğine yerleşmiş motifler, onun bilemeyeceği ve bilinçli olarak kontrol edemeyeceği yoldan kararını etkileyebilir. Bu, öğrencideki gizli motiflerin onu dikkate yöneltmesi ve çalışmaya başlaması için harekete getirinceye kadar öğretmenin sabırla beklemesi, ya da her öğrencideki özel ilgileri keşfetmesi ve ona ilgileri çerçevesine giren dersleri sunması gerektiği anlamına gelmez. Bunun tek anlamı, öğretmenin bu motiflerin nasıl çalıştığını, okuldaki başarı uğrunda onları çalıştırmak için ne yapabileceğini bilmesi halinde öğretim çabalarında daha başarılı olacağıdır. Öğrenci bir şey öğrenmek istediği zaman. öğrenme durumuna karşı «alıcı» bir tutum gösterir. Bu «isteğin» ortaya çıktığı çeşitli biçimler vardır. Bunlar şöyle açıklanabilir:1) Normal merakı olan birey için doğanın bütün olayları ilginçtir. Dünyadaki gerçek şeyler, onlara eriştiğimiz zaman çekici ve ilginç görünür. İnsanın keşfettiği her yeni şey, yeni bir olay olarak ona bir serüven gibi gelir. Hayatın bir yanını canlı olarak temsil eden her ders de ilginçtir. Ama öğrenciler bütün derslerde bu konuda ilgi göstermeyebilirler. Oysa her ders hayatın bazı yanlarını işler. Bununla birlikte dersin işlenmesi sırasında öğretmen hayat ile ilgiyi yitirebilir. Çünkü daha çok kitaba bağlı kalabilir. Kitap, konu ile dolaysız bir ilişki sayılmaz. Konular gerçek doğayı gizleyen, ya da canlı tasarımların kolayca yapılmasını önleyen bir biçimde sunulduğu zaman öğrencilerin ilgisi kolayca sönebilir. Bundan dolayı kitaplar asla konunun yerini almamalıdır. Kitap, konu ile ilgili yazılı bilgiler ve hatta resimler verebilir, ama bunlar konunun kendisi değildir. Konu ile canlı ilgi kurulmasını önleyen araçlar kullandığımız zaman öğrencinin doğal merakı ve ilgisi başka vöne gider, böylece motivasyon zayıflar. Öğrencilerin gerçek şeylerle dolaysız bağ kurmasının gerekli olduğu ilk sınıflarda bu problem özel bir önem taşır.2) Hayattaki şeylerle ilgili doğal merak dışında, yetiştirilmemiş ve eğitilmemiş insanlarda karşılaşılan başka çeşit bir motivasyon da, günlük olaylara karşı gösterilen düzensiz ve düşüncesiz tepkilerdir.Örneğin, çocuklar zevk aldıkları için oyuna karşı yüksek bir motivasyona sahiptirler. Ama iyi yetiştirilmedikleri zaman ev işlerinde çalışmaya karşı ayni motivasyonu göstermezler. Şeker yemeye, karbonatlı içki içmeye, sinema seyretmeye, masal dinlemeye karşı motivasyonları fazladır. Bunlar, hoş şeylere dayanan iştah ve ilgi demektir. Ama diş fırçalama, derse çalışma. oyuncakları başkası ile paylaşma, odayı düzgün tutma konularında çocukların motivasyonu zayıftır; çünkü bu şeylerin hiçbiri sürekli bir hoşnutluk kaynağı değildir. Bütün bunlar, disiplinsiz motivasyonun ne demek olduğunu anlatır. Bu motivasyon, günlük yaşantının doğal bir sonucudur. Olgunlaşmamış bütün insanların davranışı üzerinde bunun büyük etkisi vardır. Ama bir eğitim programı, bu çeşit bir motivasyona dayanamaz.Okulda verilen bir ders, çocukların bu çeşit disiplinsiz zevkler ve tercihler sonucu geliştirdiği bir özelliği ara sıra taşıyabilir. Bu takdirde olgunlaşmamış çocuk bile derse ilgi gösterebilir. Ancak çocuğun iştahı doyduğu, ya da konu değiştiği zaman ilgi kaybolur. Bu, geçici cinsten bir motivasyondur. Böyle bir durum karşısında şöyle bir motivasyon ilkesi söz konusu olur: Bir öğrenci her hangi bir dersin kendisi için değerli olduğuna inanırsa, ona karşı alıcı duruma geçer. Sınıfında böyle öğrencilerin bulunduğu anlatmaya çalışmak, sonra da öğrencileri olgunlaştıracak bir yetiştirme ve disiplin çalışmasına başlamaktır. Etkinlik doyurucu olduğu zaman öğrencilerin ilgisi kolayca gelişebilir. Ayni şey kavramlarla ilgili malzeme için de söz konusudur.3) Öğretim ve rehberlik yoluyla meydana getirilen motifler, belli ülküler konusunda kendilerine bir görev duygusu bulan, çocuklarının da böyle davranmasını zevk verici ve doyurucu hale getiren olgun kişilerde en belirgin biçimde kendini gösterir. Bütün öğrenciler için belki de en başarılı adım, olgunlaşmamış kişinin disiplinsiz motivasyonundan bu noktaya yükselmektir. Bir öğrenci bu duygusunu eğitmek istiyorsa, prensip olarak bütün öğrenme durumlarına karşı olumlu bir tutum içinde demektir. Ancak bu konunun doğal bir çekicilik taşıması, öğrenmenin kolaylaştırılması için gerekli her şeyin yapılması, ya da iyi çalışan kişiler için öğrenme yaşantılarının doyurucu hale getirilmesi ile ilgili sorumluluktan öğretmenin kurtulacağı anlamına gelmez. Dersin doğal bir çekiciliği ve açıklığı bulunursa, işine çok bağlı öğrencinin bile olumlu bir tutum takınması ve öğrenmesi daha da kolaylaşır.4) Hayatla ilgili yüce ülkülerin gerçekleştirilmesine götüren bir anlayışın bütün öğrencilerde doğması, onlara geleceğe bakma ve olanaklarını tanıma yolunda sürekli olarak yardım eden bir öğretmen tarafından sağlanabilir. Şüphesiz böyle ülküler, zihin yeteneği bakımından üstün çocuklarda en iyi biçimini gösterir; ama yalnız onlara özgü de değildir. Eğer öğretmen, yüklenebilecekleri ölçüde sorumluluk taşımalarını okuldaki bir davranış olarak öğrencilerden isterse, bu ülkü gelişir. Bunun için de öğretmen her zaman iyi bir örnek olmalıdır. İyi örnekler gösterirken öğrencilerin davranışlarını da eleştirmelidir. Küçük çocuklar bile, kişiliklerini güvenlik altında gördükleri, öğretmenle ve arkadaşları ile iyi ilişkiler içinde bulundukları zaman çalışmalarının eleştirilmesini nasıl karşılayacaklarını çabucak öğrenirler. İyi yapılan bir işin hakkını vermek de önemlidir. Çünkü bu, öğrenciye ne kadar ilerlediğini anlatır. Sağlam ve içtenlikli bir eleştiri, öğrenme rehberliği bakımından gereklidir. Böyle bir eğitim ortamı içinde büyüyen çocuk, kendi kendini kontrol altına alabilir ve böylece öğretmenin kendisinde ilgi uyandırmasına lüzum kalmadan ileri doğru gelişir.
Öğrenmeye karşı hazır olmanın bir çeşidi sayılan motivasyon, bir bakıma öğrencinin bilincinin ötesindedir. Bazı hallerde öğrenci, okulda bir öğrenme durumuna karşı nasıl tepki göstereceğini akıl yoluyla kararlaştırabilir; ama bazı hallerde de benliğine yerleşmiş motifler, onun bilemeyeceği ve bilinçli olarak kontrol edemeyeceği yoldan kararını etkileyebilir. Bu, öğrencideki gizli motiflerin onu dikkate yöneltmesi ve çalışmaya başlaması için harekete getirinceye kadar öğretmenin sabırla beklemesi, ya da her öğrencideki özel ilgileri keşfetmesi ve ona ilgileri çerçevesine giren dersleri sunması gerektiği anlamına gelmez. Bunun tek anlamı, öğretmenin bu motiflerin nasıl çalıştığını, okuldaki başarı uğrunda onları çalıştırmak için ne yapabileceğini bilmesi halinde öğretim çabalarında daha başarılı olacağıdır. Öğrenci bir şey öğrenmek istediği zaman. öğrenme durumuna karşı «alıcı» bir tutum gösterir. Bu «isteğin» ortaya çıktığı çeşitli biçimler vardır. Bunlar şöyle açıklanabilir:1) Normal merakı olan birey için doğanın bütün olayları ilginçtir. Dünyadaki gerçek şeyler, onlara eriştiğimiz zaman çekici ve ilginç görünür. İnsanın keşfettiği her yeni şey, yeni bir olay olarak ona bir serüven gibi gelir. Hayatın bir yanını canlı olarak temsil eden her ders de ilginçtir. Ama öğrenciler bütün derslerde bu konuda ilgi göstermeyebilirler. Oysa her ders hayatın bazı yanlarını işler. Bununla birlikte dersin işlenmesi sırasında öğretmen hayat ile ilgiyi yitirebilir. Çünkü daha çok kitaba bağlı kalabilir. Kitap, konu ile dolaysız bir ilişki sayılmaz. Konular gerçek doğayı gizleyen, ya da canlı tasarımların kolayca yapılmasını önleyen bir biçimde sunulduğu zaman öğrencilerin ilgisi kolayca sönebilir. Bundan dolayı kitaplar asla konunun yerini almamalıdır. Kitap, konu ile ilgili yazılı bilgiler ve hatta resimler verebilir, ama bunlar konunun kendisi değildir. Konu ile canlı ilgi kurulmasını önleyen araçlar kullandığımız zaman öğrencinin doğal merakı ve ilgisi başka vöne gider, böylece motivasyon zayıflar. Öğrencilerin gerçek şeylerle dolaysız bağ kurmasının gerekli olduğu ilk sınıflarda bu problem özel bir önem taşır.2) Hayattaki şeylerle ilgili doğal merak dışında, yetiştirilmemiş ve eğitilmemiş insanlarda karşılaşılan başka çeşit bir motivasyon da, günlük olaylara karşı gösterilen düzensiz ve düşüncesiz tepkilerdir.Örneğin, çocuklar zevk aldıkları için oyuna karşı yüksek bir motivasyona sahiptirler. Ama iyi yetiştirilmedikleri zaman ev işlerinde çalışmaya karşı ayni motivasyonu göstermezler. Şeker yemeye, karbonatlı içki içmeye, sinema seyretmeye, masal dinlemeye karşı motivasyonları fazladır. Bunlar, hoş şeylere dayanan iştah ve ilgi demektir. Ama diş fırçalama, derse çalışma. oyuncakları başkası ile paylaşma, odayı düzgün tutma konularında çocukların motivasyonu zayıftır; çünkü bu şeylerin hiçbiri sürekli bir hoşnutluk kaynağı değildir. Bütün bunlar, disiplinsiz motivasyonun ne demek olduğunu anlatır. Bu motivasyon, günlük yaşantının doğal bir sonucudur. Olgunlaşmamış bütün insanların davranışı üzerinde bunun büyük etkisi vardır. Ama bir eğitim programı, bu çeşit bir motivasyona dayanamaz.Okulda verilen bir ders, çocukların bu çeşit disiplinsiz zevkler ve tercihler sonucu geliştirdiği bir özelliği ara sıra taşıyabilir. Bu takdirde olgunlaşmamış çocuk bile derse ilgi gösterebilir. Ancak çocuğun iştahı doyduğu, ya da konu değiştiği zaman ilgi kaybolur. Bu, geçici cinsten bir motivasyondur. Böyle bir durum karşısında şöyle bir motivasyon ilkesi söz konusu olur: Bir öğrenci her hangi bir dersin kendisi için değerli olduğuna inanırsa, ona karşı alıcı duruma geçer. Sınıfında böyle öğrencilerin bulunduğu anlatmaya çalışmak, sonra da öğrencileri olgunlaştıracak bir yetiştirme ve disiplin çalışmasına başlamaktır. Etkinlik doyurucu olduğu zaman öğrencilerin ilgisi kolayca gelişebilir. Ayni şey kavramlarla ilgili malzeme için de söz konusudur.3) Öğretim ve rehberlik yoluyla meydana getirilen motifler, belli ülküler konusunda kendilerine bir görev duygusu bulan, çocuklarının da böyle davranmasını zevk verici ve doyurucu hale getiren olgun kişilerde en belirgin biçimde kendini gösterir. Bütün öğrenciler için belki de en başarılı adım, olgunlaşmamış kişinin disiplinsiz motivasyonundan bu noktaya yükselmektir. Bir öğrenci bu duygusunu eğitmek istiyorsa, prensip olarak bütün öğrenme durumlarına karşı olumlu bir tutum içinde demektir. Ancak bu konunun doğal bir çekicilik taşıması, öğrenmenin kolaylaştırılması için gerekli her şeyin yapılması, ya da iyi çalışan kişiler için öğrenme yaşantılarının doyurucu hale getirilmesi ile ilgili sorumluluktan öğretmenin kurtulacağı anlamına gelmez. Dersin doğal bir çekiciliği ve açıklığı bulunursa, işine çok bağlı öğrencinin bile olumlu bir tutum takınması ve öğrenmesi daha da kolaylaşır.4) Hayatla ilgili yüce ülkülerin gerçekleştirilmesine götüren bir anlayışın bütün öğrencilerde doğması, onlara geleceğe bakma ve olanaklarını tanıma yolunda sürekli olarak yardım eden bir öğretmen tarafından sağlanabilir. Şüphesiz böyle ülküler, zihin yeteneği bakımından üstün çocuklarda en iyi biçimini gösterir; ama yalnız onlara özgü de değildir. Eğer öğretmen, yüklenebilecekleri ölçüde sorumluluk taşımalarını okuldaki bir davranış olarak öğrencilerden isterse, bu ülkü gelişir. Bunun için de öğretmen her zaman iyi bir örnek olmalıdır. İyi örnekler gösterirken öğrencilerin davranışlarını da eleştirmelidir. Küçük çocuklar bile, kişiliklerini güvenlik altında gördükleri, öğretmenle ve arkadaşları ile iyi ilişkiler içinde bulundukları zaman çalışmalarının eleştirilmesini nasıl karşılayacaklarını çabucak öğrenirler. İyi yapılan bir işin hakkını vermek de önemlidir. Çünkü bu, öğrenciye ne kadar ilerlediğini anlatır. Sağlam ve içtenlikli bir eleştiri, öğrenme rehberliği bakımından gereklidir. Böyle bir eğitim ortamı içinde büyüyen çocuk, kendi kendini kontrol altına alabilir ve böylece öğretmenin kendisinde ilgi uyandırmasına lüzum kalmadan ileri doğru gelişir.
Son düzenleme:
