- Katılım
- 23 Haz 2012
- Konular
- 639
- Mesajlar
- 2,456
- Online süresi
- 6h 9m
- Reaksiyon Skoru
- 368
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 13 Yıl 11 Ay 25 Gün
- Başarım Puanı
- 222
- MmoLira
- 74
- DevLira
- 0
ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!
MELİKŞAH
Büyük Selçuklu Devleti hükümdârı. Babası Sultan Alparslandır. 1055te doğdu. Büyük Selçuklu
Devletinin topraklarını en geniş hâle getirdiği için kendisi, Ebul-Feth (fetihlerin babası veya pekçok
fetih yapan) lakabıyla anıldı. Sâhip olduğu bâzı üstün husûsiyetler sebebiyle, özel bir eğitim ve öğretim
gösterilerek yetiştirildi. 1064-1065 Gürcistan Seferinde bulundu. Böylece küçük yaştan îtibâren devlet
idâresi ve duyu sevk etme husûsunda tecrübe kazı.
Kendisinden büyük erkek kardeşleri olmasına rağmen cesâreti, idârecilik vasfı gibi meziyetleri, Sultan
Alparslan tarafından veliahd seçilmesinde rol oynadı. Hânedânın kurucusu olan Selçuk Beyin mezarını
ziyâretten dönüşte, Hasan yakınındaki Radyanda veliahd îlân edildi. Melikşahın veliahdlığı Halife
Kaim bi Emrillahın tasdikiyle tamâmen resmiyet kazı. Veliahdlığı sırasında devletin çeşitli
cephelerinde vazife yapan Melikşah, Mâverâünnehr Seferinde şehit olan Sultan Alparslanın yerine
Devletin ileri gelenleri tarafından on sekiz yaşında sultan îlân edildi. Melikşah, babasının veziri olan
kıymetli devlet adamı Nizamülmülkü vazifesinde bıraktı.
Saltanatının ilk yılları, iç karışıklıkları bastırmakla geçti. 1072de Mâverâünnehr Seferinin intikamını
almak isteyen Karahanlı Şemsülmülk Nâsır bin İbrahim, Tirmizi yağma etti ve Belh şehrinde kendi
adına hutbe okuttu. Diğer taraftan Gazneliler de Çigil-kendde Selçuklu kumanı Ayazı esir aldılar.
Bu dış tehlikeler esnâsında, Melikşahın amcası olan Kirman Meliki Kavurdun, Sultan Alparslan
zamanında olduğu gibi saltanat iddiasında bulunarak isyan etmesi, bu meselenin tamâmen
halledilmesinin zamanının geldiğini iyice belli etti. Devletin parçalanmasına sebebiyet verecek bu
hareketin bir an önce çözümlenmesi için harekete geçen Sultan Melikşah, Mayıs 1073te Kerecde
yapılan meydan muhârebesinde amcası Kavurdu mağlup ve esir etti. Birkaç gün sonra Kavurdun
ölümüyle devlet içinde âsayiş yeniden temin edildi. Abbasî Halîfesi Kaim bin Kadir (1031-1075)
tarafından hâkimiyet alâmetlerinin gönderilmesi ve devlet adamlarının bağlılıklarını arz etmeleriyle
Melikşah, sultanlığını iyice kuvvetlendirdi. Halife tarafından Muizzeddin ve Celâlüddevle lakaplarının
lâyık görülmesinin yanısıra, o zamana kadar hiç bir hükümdâra verilmeyen ve hilâfet makam ve
hâkimiyetinin tağı mânâsına gelen Kâsım emirül-müminîn lakabı da verildi.
İçişlerini halleden Sultan Melikşah, Tirmizi kurtarmak için harekete geçti. Sefere başladığı sırada
Karahanlı Şemsülmülk Nâsırın mektubunu aldı ve elçisini kabul ettiyse de kararlı hareketinden
vazgeçmedi. Tirmizi muhâsaraya başladı. Emir Savteginin ikmâl yollarını kesmesi, sultanın başarıya
ulaşmasına ve şehrin düşmesine ve Şemsülmülkün sulhü kabul etmesine sebep oldu. Şemsülmülk
özür dileyerek bir daha düşmanca harekete girişmeyeceğine dâir söz vermesiyle yerinde bırakıldı.
Gaznelilere karşı, Emir Gümüştegin ve Anuştegini gönderdi. Ancak Gazneli hükümdârı İbrahim bin
Mesud, Melikşahın başarılarının artması üzerine itâate mecbûr oldu. Gönderdiği elçilik heyeti ve
hediyelerle iyi münasebetler tesis edildi. Sultanın kızı Gevher Hatunun, Gazneli veliahdı Mesud bin
İbrahim ile evlendirilmesi, iki devlet arasında çıkması muhtemel anlaşmazlığı önlemiş oldu.
Doğu sınırlarını böylelikle garanti altına alan Sultan Melikşah, kendi zamanında en geniş hâle getirdiği
devletinin fetih hareketlerini yapan askerî teşkilatında yeni düzenlemeler yaptı.
Malazgirt Zaferinden sonra, batıya yönelenSelçuklular; buraların fethi için Kutalmışoğulları, Mansur,
Süleyman Şah, Alp-ilig, Tutak gibi kıymetli komutanlar vazifelendirmişlerdi. Ayrıca Artuk Bey ve Tutak
Bey gibi Türkmen reislerinin harekâtı da Melikşah tarafından desteklendi.
Selçuklular Anadoluya doğru harekete geçtikleri sırada, tam bir keşmekeş içinde bulunan bu ülkenin
vaziyeti, fetihleri kolaylaştırdı. Baskı altında bulunan Hıristiyan halk, merkezle irtibatını kesen Bizans
derebeylerinin baskısıyla her yönden eziliydu. Ayrıca paralı askerlerden meydana gelen Frank
birliklerinin halka yapmadığı zulüm kalmamıştı. Bizans sarayında dönen entrikalar ve kendini kuvvetli
hisseden her komutanın imparatluğunu îlân etmeye kalkışması, Anadoluyu dağınık bir hâle
getirmişti. Bu durum, Anadolunun fethine memur olan Selçuklu komutanlarının işine oldukça kolaylık
sağladı.
Böylelikle Selçuklu akıncılarının Anadoluyu fetih hareketi, Bizans başşehrinin karşısına, yâni
Boğaziçine kadar dayı. Güneybatıda ise Milete kadar uzı. Neticede Anadoluda hareket
hâlinde Bizans askerî gücü kalmadı. Hattâ general Botaniatesin Türkmen askerinin ve Selçukluların
himâyesinde Bizans tahtına oturması da Anadoluda Türk gücünün tamâmen yerleştiğini gösteriydu.
Anadolunun fethine memur Süleyman Şâh, İzniki de ele geçirerek Boğaziçini kontrol altına aldı. Bu
fetih, batıda büyük bir heyecan doğurdu. Hattâ Avrupalılar Çine elçilik heyeti göndererek, Selçukluların
doğudan tazyik edilmesini bile istediler. Ancak bu müracaatları neticesiz kaldı.
1084te Selçuklu kuvvetleri Fahrüddevle Muhammed bin Cüneyrin komutasında Diyarbekir bölgesinin
fethi için harekete geçtiler. Fahrüddevle yanında Artuk Bey olduğu halde uzun bir muhasaradan sonra
4 Mayıs 1085te şehre girdiler. Diyarbekirin düşmesiyle Mervânîler Devleti tadan kalktı. Ayrıca
bölgede bulunan bozuk îtikatlı Karmatîlerin nüfûzuna son verildi.
Musulun fethine memur edilen Aksungur ve diğer büyük Türkmen emirleri şehre harpsiz girdiler. Fethi
müteakip Musula gelen Melikşah, büyük bir merâsimle karşılı. Ancak Belhte çıkan bir isyanı
bastırmak üzere geriye döndü ve liyakatini ispat eden Şerefüddevleye Musul emirliğini verdi.
Sultan Alparslan (1063-1072) zamanından beri Suriye ve daha güneylere doğru seferlerine devâm
eden meşhur Selçuklu kumanlarından Atsız, Melikşah zamanında da seferlerine devam etti. Uzun
süre muhâsara ettiği Dımeşk (Şam) şehrini Mart 1076da Selçuklu Devletine kattı. Dımaşkın
alınmasından sonra, câmilerde okunan Şiî-Fatimî ezânının okunmasını yasaklayarak Cumâ hutbesini
Halife El-Muktedi (1075-1094) ve Sultan Melikşah adına okuttu. Daha sonra Selçuklu Devletinin temel
politikası olan Şiî-Fâtımî Devletinin tadan kaldırılmasına uygun olarak, Mısıra doğru sefere devam
etti. Fakat bu hareket Fâtimîlerin şiddetli mukâvemeti sonucu başarısız kaldı. Başarısızlık, Atsızın
Suriye emirliğinden alınmasına sebep oldu. Emirliğe getirilen Melikşahın kardeşi Tâcüddevle Tutuş ile
Antakyaya gelen Süleyman Şahın arasının açılması, burada bir buhranın doğmasına yol açtı.
Süleyman Şâh Halebe doğru harekete geçmiş ve muhâsara neticesi dış kaleyi ele geçirmişti. Ancak
Melikşahın yaklaştığı haberi muhasarayı kaldırmasına sebep oldu. Süleyman Şâhın ölmesiyle Tutuş,
Halebi muhâsara etti. Melikşahın meşhur Selçuklu Kumanları yanında olduğu halde Suriyeye
gelmesiyle çekildi. Melikşah bölgede âsayişi yeniden tesis etti. Akdeniz kıyısına kadar gelen sultan
Melikşah, dönüşte hilafet merkezi olan Bağdatı ziyâret etti. Halife El-Muktedi tarafından iki kılıç
kuşatıldı. Suriye bölgesinde âsâyiş yeniden tesis edildi.
Sultan Alparslan zamanında hâkimiyet altına alınan Kafkasya, Melikşahın tahta geçmesinden kısa bir
süre sonra karışıklıklara sahne oldu. 1078-79da Kafkasya Seferine çıkan Sultan Melikşah, bölgeyi
tamâmen hâkimiyeti altına aldı. Buradaki Hıristiyan halkın mükellefiyetlerini azaltarak, devlete
bağlılıklarını arttırdı. Bölgenin idâresini de Kutbeddin İsmaile verdi.
Doğuya yaptığı seferlerle de Mâveraünnehr bölgesini Selçuklu topraklarına kattı. Semerk Hanı
Ahmed bin Hizrin halka zulmetmesi ve devrin âlimlerinin bu durumu düzeltmesini istemeleri, üzerine
çıktığı sefer neticesinde Buhara, Semerk, Kaşgar gibi mühim şehirleri ele geçirdi.
Anadoludan Asya içlerine kadar genişleyen Selçuklu Devletinin esas gâyelerinden birisi de Mekke ve
Medine şehirlerini alıp burada hutbenin hilâfet makamı adına okunması ve bir Şiî devleti olan
Fâtimîlerin yıkılmasıydı. Hicaz bölgesinin alınması ve hutbenin hâlife adına okunması, halledilmesi
mühim meselelerden biriydi. Meselenin halli için, emirlerden Tutuş, Aksungur Bozan ve Gevherayin
vazifelendirildi. Gevherayinin kumasında yola çıkan ve Törsek, Çubuk Yarınkuş gibi emirlerin de
içinde bulunduğu muazzam kuvvetler, Hicazdan başka Yemen ve Adenin de Selçuklu Devletine
katılmasını tamamladılar.
Sultan Melikşahın üzerinde ciddiyetle durduğu meselelerden birisi de Hasan Sabbâhın Bâtınî
faaliyetleriydi. Hasan Sabbâh, Sultan Alparslanın hâcibliğine kadar yükselmiş fakat onun ölümünden
sonra Nizamülmülkle arasının açılması üzerine Mısıra kaçmıştı. Burada sapık İsmailiye fırkasının
yolunu tuttu. Reye döndükten sonra kırdığı câhilleri etrâfına toplayarak eşkiyalığa başladı.
Sonradan Doğu İsmailiye Devleti olarak anılacak devletin temellerini attı. İlk olarak Taberistanda sapık
propagasına başladı. Sünnîlik aleyhindeki çalışmaları, bilhassa Nizâmülmülk tarafından dikkatle
tâkip ediliydu. Taraftarlarıyla, Alamut Kalesini ele geçirmesi ciddî tedbirler alınmasına yol açtı.
Üzerine Emir Yuntaş gönderildi ve yola getirilmesi istendi. Ancak Yuntaşın âni olarak vefâtı Bâtınî
propagasının artmasına yol açtı. İkinci bir harekâtın başladığı sırada Sultan Melikşahın vefâtı
(1092), seferi yarıda bıraktı.
Melikşah, bir insanın en verimli olabileceği bir yaşta, otuz sekiz yaşında vefât etti. Yirmi senelik
saltanatı esnasında devleti Kaşgardan Batı Anadoluya, Kafkasyadan Yemene kadar genişletti.
Bağdatta vefât eden Sultanın naaşı İsfahana nakledilerek kendisi için yaptırdığı medresedeki
türbesine defnedildi. Orta boylu, geniş omuzlu ve güzel yüzlüydü. Büyük bir devletin hükümdarı
olmasına rağmen yumuşak tabiatlı bir zât idi. Sarayında dâimâ devrin âlimleriyle sohbet ederek onların
kıymetli fikirlerini alırdı. Her cins silahı mükemmel kullanır ve iyi ata binerdi.
Sultan Melikşâhın sâhip olduğu ünvanlara kendisinden önce hiçbir sultan kavuşamamıştı. Yaptığı
fetihlerde hiç mağlub olmadığı için Ebül-feth; sâhip olduğu ülkelerin genişliğini belirtmek için
Es-Sultânül-âzam, Sultânül- âlem, Şehinşâh-i âzam; emrindekilere ve halkına âdil davranışından
dolayı Es-Sultânül-âdil gibi lakabları dâimâ ismiyle beraber söylenmiştir. Nizâmülmülk, onun
hakkındaki düşüncelerini şöyle dile getiriydu:
Melikşah, Alp-Er-Tunga neslinden olup dindâr, âlimlere hürmet, zâhidlere iyilik, fakirlere şefkat ve
halka adâlet gibi dünyada kimsenin hâiz olmadığı yüksek vasıflara sâhip bir cihân hâkimidir.
Devrinde bütün Selçuklu ülkelerini îmar ettirmiş, halkı refaha kavuşturmuştur. Tertip ettirdiği takvim,
Takvim-i Celâlî ismiyle bilinmektedir. Melikşah, yarım milyondan fazla askeri olan bir duya,
mükemmelen idâre edebilecek askerî bir dehâya da sâhipti. Melikşahın, veziri Nizâmülmülk ile tesis
ettiği, idârî, askerî, toprak sistemi ve teşkilâtı, devrindeki ve sonraki Türk-İslâm devletlerinde de tatbik
edildi.
Büyük Selçuklu Devleti hükümdârı. Babası Sultan Alparslandır. 1055te doğdu. Büyük Selçuklu
Devletinin topraklarını en geniş hâle getirdiği için kendisi, Ebul-Feth (fetihlerin babası veya pekçok
fetih yapan) lakabıyla anıldı. Sâhip olduğu bâzı üstün husûsiyetler sebebiyle, özel bir eğitim ve öğretim
gösterilerek yetiştirildi. 1064-1065 Gürcistan Seferinde bulundu. Böylece küçük yaştan îtibâren devlet
idâresi ve duyu sevk etme husûsunda tecrübe kazı.
Kendisinden büyük erkek kardeşleri olmasına rağmen cesâreti, idârecilik vasfı gibi meziyetleri, Sultan
Alparslan tarafından veliahd seçilmesinde rol oynadı. Hânedânın kurucusu olan Selçuk Beyin mezarını
ziyâretten dönüşte, Hasan yakınındaki Radyanda veliahd îlân edildi. Melikşahın veliahdlığı Halife
Kaim bi Emrillahın tasdikiyle tamâmen resmiyet kazı. Veliahdlığı sırasında devletin çeşitli
cephelerinde vazife yapan Melikşah, Mâverâünnehr Seferinde şehit olan Sultan Alparslanın yerine
Devletin ileri gelenleri tarafından on sekiz yaşında sultan îlân edildi. Melikşah, babasının veziri olan
kıymetli devlet adamı Nizamülmülkü vazifesinde bıraktı.
Saltanatının ilk yılları, iç karışıklıkları bastırmakla geçti. 1072de Mâverâünnehr Seferinin intikamını
almak isteyen Karahanlı Şemsülmülk Nâsır bin İbrahim, Tirmizi yağma etti ve Belh şehrinde kendi
adına hutbe okuttu. Diğer taraftan Gazneliler de Çigil-kendde Selçuklu kumanı Ayazı esir aldılar.
Bu dış tehlikeler esnâsında, Melikşahın amcası olan Kirman Meliki Kavurdun, Sultan Alparslan
zamanında olduğu gibi saltanat iddiasında bulunarak isyan etmesi, bu meselenin tamâmen
halledilmesinin zamanının geldiğini iyice belli etti. Devletin parçalanmasına sebebiyet verecek bu
hareketin bir an önce çözümlenmesi için harekete geçen Sultan Melikşah, Mayıs 1073te Kerecde
yapılan meydan muhârebesinde amcası Kavurdu mağlup ve esir etti. Birkaç gün sonra Kavurdun
ölümüyle devlet içinde âsayiş yeniden temin edildi. Abbasî Halîfesi Kaim bin Kadir (1031-1075)
tarafından hâkimiyet alâmetlerinin gönderilmesi ve devlet adamlarının bağlılıklarını arz etmeleriyle
Melikşah, sultanlığını iyice kuvvetlendirdi. Halife tarafından Muizzeddin ve Celâlüddevle lakaplarının
lâyık görülmesinin yanısıra, o zamana kadar hiç bir hükümdâra verilmeyen ve hilâfet makam ve
hâkimiyetinin tağı mânâsına gelen Kâsım emirül-müminîn lakabı da verildi.
İçişlerini halleden Sultan Melikşah, Tirmizi kurtarmak için harekete geçti. Sefere başladığı sırada
Karahanlı Şemsülmülk Nâsırın mektubunu aldı ve elçisini kabul ettiyse de kararlı hareketinden
vazgeçmedi. Tirmizi muhâsaraya başladı. Emir Savteginin ikmâl yollarını kesmesi, sultanın başarıya
ulaşmasına ve şehrin düşmesine ve Şemsülmülkün sulhü kabul etmesine sebep oldu. Şemsülmülk
özür dileyerek bir daha düşmanca harekete girişmeyeceğine dâir söz vermesiyle yerinde bırakıldı.
Gaznelilere karşı, Emir Gümüştegin ve Anuştegini gönderdi. Ancak Gazneli hükümdârı İbrahim bin
Mesud, Melikşahın başarılarının artması üzerine itâate mecbûr oldu. Gönderdiği elçilik heyeti ve
hediyelerle iyi münasebetler tesis edildi. Sultanın kızı Gevher Hatunun, Gazneli veliahdı Mesud bin
İbrahim ile evlendirilmesi, iki devlet arasında çıkması muhtemel anlaşmazlığı önlemiş oldu.
Doğu sınırlarını böylelikle garanti altına alan Sultan Melikşah, kendi zamanında en geniş hâle getirdiği
devletinin fetih hareketlerini yapan askerî teşkilatında yeni düzenlemeler yaptı.
Malazgirt Zaferinden sonra, batıya yönelenSelçuklular; buraların fethi için Kutalmışoğulları, Mansur,
Süleyman Şah, Alp-ilig, Tutak gibi kıymetli komutanlar vazifelendirmişlerdi. Ayrıca Artuk Bey ve Tutak
Bey gibi Türkmen reislerinin harekâtı da Melikşah tarafından desteklendi.
Selçuklular Anadoluya doğru harekete geçtikleri sırada, tam bir keşmekeş içinde bulunan bu ülkenin
vaziyeti, fetihleri kolaylaştırdı. Baskı altında bulunan Hıristiyan halk, merkezle irtibatını kesen Bizans
derebeylerinin baskısıyla her yönden eziliydu. Ayrıca paralı askerlerden meydana gelen Frank
birliklerinin halka yapmadığı zulüm kalmamıştı. Bizans sarayında dönen entrikalar ve kendini kuvvetli
hisseden her komutanın imparatluğunu îlân etmeye kalkışması, Anadoluyu dağınık bir hâle
getirmişti. Bu durum, Anadolunun fethine memur olan Selçuklu komutanlarının işine oldukça kolaylık
sağladı.
Böylelikle Selçuklu akıncılarının Anadoluyu fetih hareketi, Bizans başşehrinin karşısına, yâni
Boğaziçine kadar dayı. Güneybatıda ise Milete kadar uzı. Neticede Anadoluda hareket
hâlinde Bizans askerî gücü kalmadı. Hattâ general Botaniatesin Türkmen askerinin ve Selçukluların
himâyesinde Bizans tahtına oturması da Anadoluda Türk gücünün tamâmen yerleştiğini gösteriydu.
Anadolunun fethine memur Süleyman Şâh, İzniki de ele geçirerek Boğaziçini kontrol altına aldı. Bu
fetih, batıda büyük bir heyecan doğurdu. Hattâ Avrupalılar Çine elçilik heyeti göndererek, Selçukluların
doğudan tazyik edilmesini bile istediler. Ancak bu müracaatları neticesiz kaldı.
1084te Selçuklu kuvvetleri Fahrüddevle Muhammed bin Cüneyrin komutasında Diyarbekir bölgesinin
fethi için harekete geçtiler. Fahrüddevle yanında Artuk Bey olduğu halde uzun bir muhasaradan sonra
4 Mayıs 1085te şehre girdiler. Diyarbekirin düşmesiyle Mervânîler Devleti tadan kalktı. Ayrıca
bölgede bulunan bozuk îtikatlı Karmatîlerin nüfûzuna son verildi.
Musulun fethine memur edilen Aksungur ve diğer büyük Türkmen emirleri şehre harpsiz girdiler. Fethi
müteakip Musula gelen Melikşah, büyük bir merâsimle karşılı. Ancak Belhte çıkan bir isyanı
bastırmak üzere geriye döndü ve liyakatini ispat eden Şerefüddevleye Musul emirliğini verdi.
Sultan Alparslan (1063-1072) zamanından beri Suriye ve daha güneylere doğru seferlerine devâm
eden meşhur Selçuklu kumanlarından Atsız, Melikşah zamanında da seferlerine devam etti. Uzun
süre muhâsara ettiği Dımeşk (Şam) şehrini Mart 1076da Selçuklu Devletine kattı. Dımaşkın
alınmasından sonra, câmilerde okunan Şiî-Fatimî ezânının okunmasını yasaklayarak Cumâ hutbesini
Halife El-Muktedi (1075-1094) ve Sultan Melikşah adına okuttu. Daha sonra Selçuklu Devletinin temel
politikası olan Şiî-Fâtımî Devletinin tadan kaldırılmasına uygun olarak, Mısıra doğru sefere devam
etti. Fakat bu hareket Fâtimîlerin şiddetli mukâvemeti sonucu başarısız kaldı. Başarısızlık, Atsızın
Suriye emirliğinden alınmasına sebep oldu. Emirliğe getirilen Melikşahın kardeşi Tâcüddevle Tutuş ile
Antakyaya gelen Süleyman Şahın arasının açılması, burada bir buhranın doğmasına yol açtı.
Süleyman Şâh Halebe doğru harekete geçmiş ve muhâsara neticesi dış kaleyi ele geçirmişti. Ancak
Melikşahın yaklaştığı haberi muhasarayı kaldırmasına sebep oldu. Süleyman Şâhın ölmesiyle Tutuş,
Halebi muhâsara etti. Melikşahın meşhur Selçuklu Kumanları yanında olduğu halde Suriyeye
gelmesiyle çekildi. Melikşah bölgede âsayişi yeniden tesis etti. Akdeniz kıyısına kadar gelen sultan
Melikşah, dönüşte hilafet merkezi olan Bağdatı ziyâret etti. Halife El-Muktedi tarafından iki kılıç
kuşatıldı. Suriye bölgesinde âsâyiş yeniden tesis edildi.
Sultan Alparslan zamanında hâkimiyet altına alınan Kafkasya, Melikşahın tahta geçmesinden kısa bir
süre sonra karışıklıklara sahne oldu. 1078-79da Kafkasya Seferine çıkan Sultan Melikşah, bölgeyi
tamâmen hâkimiyeti altına aldı. Buradaki Hıristiyan halkın mükellefiyetlerini azaltarak, devlete
bağlılıklarını arttırdı. Bölgenin idâresini de Kutbeddin İsmaile verdi.
Doğuya yaptığı seferlerle de Mâveraünnehr bölgesini Selçuklu topraklarına kattı. Semerk Hanı
Ahmed bin Hizrin halka zulmetmesi ve devrin âlimlerinin bu durumu düzeltmesini istemeleri, üzerine
çıktığı sefer neticesinde Buhara, Semerk, Kaşgar gibi mühim şehirleri ele geçirdi.
Anadoludan Asya içlerine kadar genişleyen Selçuklu Devletinin esas gâyelerinden birisi de Mekke ve
Medine şehirlerini alıp burada hutbenin hilâfet makamı adına okunması ve bir Şiî devleti olan
Fâtimîlerin yıkılmasıydı. Hicaz bölgesinin alınması ve hutbenin hâlife adına okunması, halledilmesi
mühim meselelerden biriydi. Meselenin halli için, emirlerden Tutuş, Aksungur Bozan ve Gevherayin
vazifelendirildi. Gevherayinin kumasında yola çıkan ve Törsek, Çubuk Yarınkuş gibi emirlerin de
içinde bulunduğu muazzam kuvvetler, Hicazdan başka Yemen ve Adenin de Selçuklu Devletine
katılmasını tamamladılar.
Sultan Melikşahın üzerinde ciddiyetle durduğu meselelerden birisi de Hasan Sabbâhın Bâtınî
faaliyetleriydi. Hasan Sabbâh, Sultan Alparslanın hâcibliğine kadar yükselmiş fakat onun ölümünden
sonra Nizamülmülkle arasının açılması üzerine Mısıra kaçmıştı. Burada sapık İsmailiye fırkasının
yolunu tuttu. Reye döndükten sonra kırdığı câhilleri etrâfına toplayarak eşkiyalığa başladı.
Sonradan Doğu İsmailiye Devleti olarak anılacak devletin temellerini attı. İlk olarak Taberistanda sapık
propagasına başladı. Sünnîlik aleyhindeki çalışmaları, bilhassa Nizâmülmülk tarafından dikkatle
tâkip ediliydu. Taraftarlarıyla, Alamut Kalesini ele geçirmesi ciddî tedbirler alınmasına yol açtı.
Üzerine Emir Yuntaş gönderildi ve yola getirilmesi istendi. Ancak Yuntaşın âni olarak vefâtı Bâtınî
propagasının artmasına yol açtı. İkinci bir harekâtın başladığı sırada Sultan Melikşahın vefâtı
(1092), seferi yarıda bıraktı.
Melikşah, bir insanın en verimli olabileceği bir yaşta, otuz sekiz yaşında vefât etti. Yirmi senelik
saltanatı esnasında devleti Kaşgardan Batı Anadoluya, Kafkasyadan Yemene kadar genişletti.
Bağdatta vefât eden Sultanın naaşı İsfahana nakledilerek kendisi için yaptırdığı medresedeki
türbesine defnedildi. Orta boylu, geniş omuzlu ve güzel yüzlüydü. Büyük bir devletin hükümdarı
olmasına rağmen yumuşak tabiatlı bir zât idi. Sarayında dâimâ devrin âlimleriyle sohbet ederek onların
kıymetli fikirlerini alırdı. Her cins silahı mükemmel kullanır ve iyi ata binerdi.
Sultan Melikşâhın sâhip olduğu ünvanlara kendisinden önce hiçbir sultan kavuşamamıştı. Yaptığı
fetihlerde hiç mağlub olmadığı için Ebül-feth; sâhip olduğu ülkelerin genişliğini belirtmek için
Es-Sultânül-âzam, Sultânül- âlem, Şehinşâh-i âzam; emrindekilere ve halkına âdil davranışından
dolayı Es-Sultânül-âdil gibi lakabları dâimâ ismiyle beraber söylenmiştir. Nizâmülmülk, onun
hakkındaki düşüncelerini şöyle dile getiriydu:
Melikşah, Alp-Er-Tunga neslinden olup dindâr, âlimlere hürmet, zâhidlere iyilik, fakirlere şefkat ve
halka adâlet gibi dünyada kimsenin hâiz olmadığı yüksek vasıflara sâhip bir cihân hâkimidir.
Devrinde bütün Selçuklu ülkelerini îmar ettirmiş, halkı refaha kavuşturmuştur. Tertip ettirdiği takvim,
Takvim-i Celâlî ismiyle bilinmektedir. Melikşah, yarım milyondan fazla askeri olan bir duya,
mükemmelen idâre edebilecek askerî bir dehâya da sâhipti. Melikşahın, veziri Nizâmülmülk ile tesis
ettiği, idârî, askerî, toprak sistemi ve teşkilâtı, devrindeki ve sonraki Türk-İslâm devletlerinde de tatbik
edildi.



