Türkiye'de ilk Mobil & PC Aynı Anda Metin2 Oyna. Triarchonline kalıcı ve uzun ömürlü yapısı ile 24 Temmuz'da açılıyor. | 1-99 Mobil Metin2 Triarch HEMEN TIKLA!
Mustafa Kemali Etkileyen 4 Ermeni
Mustafa Kemal ve arkadaşları İstanbuldan Samsuna hareket etmek için son hazırlıklarını yürütüyordu. Gecenin geç saatlerinde, Mustafa Kemalin üç yıl önce kiraladığı ve bugün müze olarak kullanılan Şişlidekı evinin kapısı çalındı. Gelen kişi, Saadeddin Ferid (Talay)di. Saadeddin Ferid Bey, Mustafa Kemalin bir gazete aleyhine açtığı davaya bakan avukattı. Mustafa Kemal kapıda onu görünce, davayla ilgili bir konuda görüşme yapmak için geldiğini sandı. Fakat Saaded din Bey, bambaşka bir haberi bildirmek için gelmişti. Getirdiği haber, son derece önemliydi:
İngilizler, Bandırma Gemisini Karadenizde batıracaklar.
Mustafa Kemal, bu bilginin doğruluğunu saptayabilmek için kaynağını öğrenmek istedi:
Kimden öğrendiniz, bu bilgiyi? diye sordu.
Saadeddin Bey, bilginin kaynağına olan güveniyle yanıt verdi:
Berç Keresteciyan Efendiden, efendim
Mustafa Kemal yine sordu: Siz kendisini tanır mısınız?
Saadeddin Beyin Şahsen tanımıyorum, fakat ismen biliyorum yanıtından sonra Mustafa Kemal bu kez, Bu kişinin güvenilir biri olup olmadığını sordu.
Saadeddin Bey, bu soruyu ise şöyle yanıtladı:
Kendisi Osmanlı Bankası müdürüdür ve aynı zamanda Hilâl-i Ahmer (Kızılay) ikinci başkanıdır dedi. Hilâl-i Ahmer Başkanı Hamit Beye sordum. Bana, kişiliğinin, doğasının ve ahlakının son derece düzgün olduğunu söyledi. Sizin avukatınız olduğumu duyunca bana geldi ve kaynağını belirtmeden şu bilgileri verdi: Mustafa Kemal Paşanın bindiği vapur boğazdan çıktıktan sonra batırılacak. Bu görevin torpidoya mı denizaltına mı verilmesi bile araştırıldı. Ben de bunları duyduktan sonra Hilâl-i Ahmer Başkanı Hamit Beye sordum, kendisini nasıl tanıdığını...
Mustafa Kemal, arkadaşının getirdiği bu önemli bilgiyi değerlendirdi. Samsuna gitmek üzere bindiği Bandırma Gemisi hareket ettikten sonra kaptan köşküne çıktı ve kaptana, Bu andan sonra geminin komutanı benim ve siz benim komutam altındasınız dedikten sonra geminin rotasını değiştirmesi ve kıyıya olabildiğince yakın yeni bir rota izlemesi buyruğunu verdi.
Ermeni asıllı Berç Keresteciyan bu bilgiyi vermeseydi, Mustafa Kemal ve arkadaşlarını Samsuna götüren Bandırma Gemisi, İstanbul Boğazından çıkıp, Karadenize açıldıktan bir süre sonra, büyük bir olasılıkla torpillenmiş ve batırılmış olacaktı.
Berç Keresteciyan, Türkçenin ilk Etimolojik Sözlüğünü hazırlayan dilci Bedros Keresteciyanın oğluydu. Kızılay ikinci başkanı olarak onun, Kurtuluş Savaşımızda yaptığı üstün hizmetleri, bugün de zaman zaman takdir ve hayranlık duygularıyla anılmaktadır. Ordunun gereksinim duyduğu kimi araç gereçleri zaman zaman tıbbi malzeme ve ilaç sandıkları içinde cepheye ulaştırması, ayrıca bir kahramanlık örneği olarak da kuşaklardan kuşaklara anlatılmaktadır.
Mustafa Kemal, 1934 yılında emekli olan Berç Keresteciyanın kahramanlığını ve hizmetlerini hiçbir zaman unutmadı. Ülkesinin bu yurtsever evladını, doğum yeri olan Afyonkarahisardan milletvekili adayı gösterdi ve onun, milletinin vekili olarak TBMMne girmesini sağladı. TBMMde ilk gayrimüslim (Müslüman olmayan) milletvekili olan Berç Keresteciyana Mustafa Kemal, soyadı yasası çıktığında Türker soyadı vererek ona, kendinin ve ulusunun teşekkürlerini bildirmiş oldu.
***
Mustafa Kemal Şamda erlerin mektuplarını okuyup yazan bir askerden çokça söz edildiğini duydu. Okur yazar ve yardımsever bu askeri çağırıp onla tanıştı. Aksaraylı Garabed Tombalyandı. Garabed babası Kaspara çekmişti. Babası Gürünlüydü. Sıkıntısı olan herkesin yardımına koştuğu için lakabı Kaspar yapar olmuştu. Oğlunu Konyada kolejde okutmuş ardından askere göndermişti. Mustafa Kemal, Garabed Tombalyan ile tanıştıktan sonra onu yanına aldı.
Bir gece Mustafa Kemal çadırda uyuyordu. Garabed Tombalyan uyanıktı. Nöbetçiler Ayak sesleri var! diye uyarıda bulunmaya kalmadan üç kişi saldırıya geçti. Elinde bıçakla çadırı yırtmaya çalışanın üstüne atılan Garabed Tombalyan saldırganla boğuştu. Kolundan yaralandı. Saldırı bertaraf edildi. Mustafa Kemal Garabed Tombalyana teşekkür etti. Bir süre sonra Mustafa Kemal, Garabed Tombalyanı Halepe para götürmekle görevlendirdi. Yolda silahlı saldırıya uğrayan gruptan bir asker öldü. Garabed Tombalyan paraları alarak Şama geri dönüp getirdi, Mustafa Kemale teslim etti. Mustafa Kemal Şamdan ayrılıncaya değin bu sadık askerini yanından ayırmadı. Halepe yerleşen Garabed Tombalyan, Atatürkün ölümünü duyunca çok üzüldü. Yakınlarına Atatürk ile ilgili anılarını anlattı. Bir ay sonra öldü.
***
Agop Martayan, Robert Koleji, New York Bilim Ödülü alarak bitirdiği hafta askere alınmış, yedek subay olarak önce Diyarbakıra, sonra Kafkas Cephesine gönderilmişti. Büyük kahramanlıklar gösterdiği cephede yaralandı ve madalyayla ödüllendirildi. Daha sonra da, azınlık subaylarına yönelik önlemler çerçevesinde Güney Cephesine gönderildi. Halepe asker gözetiminde varan Agop otele giderken yolda tutsak İngiliz askerlerle karşılaştı. Hintli bir albay Agopa, salçalı yemekleri yiyemediklerini, kendilerine kuru gıdalar verilmesini söyledi ve ondan, bu isteğini Türkçeye çevirmesini istedi. Agop, tutsak Hintli albayın bu isteğini yerine getirdikten sonra gittiği otelde gece yarısı, casusluk yaptığı suçlamasıyla gözaltına alındı.
Komutana hesap vermek üzere iki asker gözetiminde Şamdaki birliğine gönderildi. Şamda huzuruna çıkarıldığı komutan Mustafa Kemaldi.
Mustafa Kemal, Agopla ilgili raporu okuduktan sonra, biraz hayranlıkla, biraz da merakla Agopa sordu:
Nasıl oldu da kaçmadın? dedi. Kolaylıkla kaçabilirdin...
Agop, Kafkas Cephesinde aldığı madalyasını işaret etti:
Bu vatan için kan dökmüşüm, bu madalya sahte değildir dedi. Kafkas Cephesinden kaçmayan her halde Şam sokaklarından kaçacak değildir. Emir buyurun süngüyü çıkarsınlar.
Askere Süngüyü çıkar buyruğu veren Mustafa Kemal, genç subaya bir öğüt verdi:
Halep'te seni tutuklayan komutanını kötülüyorsun ama o haklıydı dedi. Seni de anlıyorum... Gençsin, yedek subaysın, daha askeri kanunları okumamışsın, bilmiyorsun. Şunu bilmelisin ki, tutsaklarla temas etmek yasaktır.
Mustafa Kemal, Agopun yanında taşıdığı kitabı gördü ve ilgilendi. Latin harfleriyle yazılı Türkçeyi ilk kez o kitapta görüyordu.
Agopa, tabancasını, belgesini verdi ve Şamı biliyor musun? diye sordu. Agop Şamı çok iyi bilirim deyince Mustafa Kemal ona bu kez, özel bir izin verdi.
O halde git, şehri biraz gez, ondan sonra gel dedi.
Agopun belgesi elindeydi. İstese, bu belgeyle firar edebilirdi. Tam kapıdan çıkarken, Mustafa Kemal onu geri çağırdı:
Gel bakalım senin üstün başın perişan dedi. Bu perişan giysilerle Şamı gezmek olmaz. Cebinden kartını çıkardı, bir not yazdı, kartı Agopa uzattı ve gerekli yere vermesini söyledi. Kartta şu yazı vardı:
Bu mülazım efendiyi giydiriniz ve tabldotumuza dahil ediniz.
Aradan yıllar geçti. Sofya Üniversitesinde çalışan Agop adlı bir bilim adamının, İstanbulda yayımlanan Ermenice Arevelk gazetesinde Türk Yazıtlarının 1200. Yıldönümü başlıklı bir yazı dizisi yayımlandı. Bu yazı dizisi, dil devrimi hazırlıkları içinde olan Mustafa Kemalin dikkatini çekti. Yazıları okudukça, yazarının kendisine hiç de yabancı gelmediğini duyumsadı. Yıllar önce Şamda casus diye karşısına getirilen Ermeni yedek subayı geldi gözlerinin önüne. Yazarın fotografını görmek istedi. Eşinin annesinin evini bilen bir kişi gitti, oradan aldığı Agopun bir fotografını getirdi. Mustafa Kemal fotograftaki Agopu hemen tanıdı. Bu Agop Şamda bana casus diye getirilen Agopun ta kendisi dedi ve Onun adını, Dil Kurultayına katılacak bilim adamları listesine yazdırdı.
Mustafa Kemalin çağrısı üzerine Sofyadan gelen Agop ve eşi, İstanbulda çiçeklerle karşılandı. Zaman yitirilmeden Agop, Dolmabahçe Sarayına götürüldü. Mustafa Kemal yıllar sonra görüştüğü Agopa hak ettiği konumu sağladı. Onun danışmanı, sözcüsü ve yapıtlarını düzenleyen biri oldu. Dil hususunda yoğun tartışmaların yapıldığı anlarda yanı başlarında duran karatahtanın önünde açıklamaları hep Agop yaptı. Bu yüzden soyadı devrimi ile birlikte Atatürk Dil konularını açıklar anlamında ona Dilaçar soyadı verdi. Ölüm döşeğindeyken Atatürkün görmek istediği kişilerin başında Agop Dilaçar geliyordu. Atatürk çok ağır hastaydı. Ona bir vasiyette bulundu:
Arkadaşlara selam... Sakın... Dil çalışmalarını... Gevşetmeyiniz... dedi.
Agop Dilaçar tüm yaşamını, Atatürkün bu vasiyetini yerine getirmek için çalışarak değerlendirdi.
***
Mustafa Kemalin İstanbuldaki dostları arasında İğneciyan adında bir Ermeni vardı. Mustafa Kemal Çanakkaleden döndükten sonra İğneciyan, Mustafa Kemalin Şişlideki evini sık sık ziyaret ederdi. Türkçe Sözlük hususunda çalışmalar yapan İğneciyan oldukça da zengindi. Mustafa Kemal, maddi sıkıntıya düştüğünde ona yardım da etmişti.
Mustafa Kemal Anadoluya geçince İğneciyan tutuklanıp Maltaya sürgün edildi. Servetine, tüm mallarına el konuldu. Maltadan döndükten sonra üzerindeki elbiseden başka hiçbir şeyi olmayan bir yoksul adamdı artık İğneciyan. Apartmanları ve köşkü elinden gittiği için kızıyla birlikte Yedikulede bir gecekonduya sığındı.
Yıl 1927... Mustafa Kemal Anadoluya geçtikten yıllar sonra ilk kez İstanbula geldi. Bunu duyan İğneciyan eski dostunu görmek ve uğradığı haksızlığın düzeltilmesi için Dolmabahçe Sarayına gitti. Kapıda nöbetçiye, Ben, Gazinin eski dostuyum, onu görmek istiyorum dedi.
Nöbetçi, adını ve soyadını sordu, daha ayrıntılı bilgi istedi.
Adım İğneciyandır dedi. Gazinin eski dostuyum, arkadaşıyım.
Nöbetçi baştan aşağı İğneciyanı süzdü. Kılık kıyafetine baktı. Söylediklerini inandırıcı bulmadı, onu geri çevirdi. İğneciyan birkaç kez daha geldi Dolmabahçe Sarayına ama her gelişinde çeşitli gerekçelerle atlatıldı.
Fakat yılmadı. Bir gün kızıyla birlikte yeniden Dolmabahçe Sarayının önüne geldi. İnsanlar toplanmışlardı sarayın çevresinde... Motor sesleri, polislerin koşuşturmaları ve halkın coşkusu birbirine karışıyordu. Bu hareketlilik, Mustafa Kemalin bir gezi için saraydan çıkacağının belirtisiydi. Polisler, İğneciyan ve kızına çevreden uzaklaşmalarını söylediler. Bu sırada Mustafa Kemal kapıdan çıkmış otomobiline binmek üzereydi. İğneciyanın kızı ok gibi fırlayıp insanların oluşturduğu etten duvarın arasından sızarak Gazinin yanına kadar varabildi.
Genç kızın telaşlı durumu, Mustafa Kemalin dikkatini çekti:
Kim bu kız? dedi.
Çevredekiler şaşkın ve suskundu. Mustafa Kemalin sorusunu, küçük kız kendi yanıtladı:
Ben İğneciyanın kızıyım, Gazi Hazretleri dedi.
Gazi birden durdu ve küçük kıza merakla sordu:
Baban nerede? dedi. Hani, baban?.. Nerede?..
Küçük kız biraz da ezik bir sesle yanıtladı bu soruyu:
Dışarıda bekliyor dedi. İçeri sokmuyorlar, sizin yanınıza yaklaştırmıyorlar...
Mustafa Kemalin buyruğuyla İğneciyan içeri alındı. İki dost, yıllar sonra birbirine kavuştuğunda Mustafa Kemal, ne durumda olduğunu sordu İğneciyana. O da başına gelen tüm olayları ve kendisine yapılan tüm haksızlıkları tek tek anlattı. Mustafa Kemalin gözleri doldu.
Böyle bir haksızlık karşısında kayıtsız kalınamaz dedi ve İğneciyanın anlattığı olayların en ince ayrıntısına değin araştırılması buyruğunu verdi.
Yapılan araştırma ve inceleme sonucu İğneciyanın haklı olduğu, tüm mallarının elinden haksız yere alındığı anlaşıldı. El konulan tüm malları kendisine geri verildikten sonra ayrıca, bir de maaş bağlandı. İğneciyan eski günlerinin huzuruna kavuştu.
Bu olayın ardından onbir yıl geçmişti. Yıl 1938 Kasımının 10uydu. Mustafa Kemalin ölüm haberi, İğneciyana da çok ağır gelmiş, onu yatağa düşürmüştü.
Bakalım nasıl dayanacağım, ne kadar dayanacağım bu acıma? dedi kızına ve... Ancak iki gün dayanabildi. 12 Kasım 1938 tarihinde de, İğneciyan yaşamını yitirdi.
Mustafa Kemal ve arkadaşları İstanbuldan Samsuna hareket etmek için son hazırlıklarını yürütüyordu. Gecenin geç saatlerinde, Mustafa Kemalin üç yıl önce kiraladığı ve bugün müze olarak kullanılan Şişlidekı evinin kapısı çalındı. Gelen kişi, Saadeddin Ferid (Talay)di. Saadeddin Ferid Bey, Mustafa Kemalin bir gazete aleyhine açtığı davaya bakan avukattı. Mustafa Kemal kapıda onu görünce, davayla ilgili bir konuda görüşme yapmak için geldiğini sandı. Fakat Saaded din Bey, bambaşka bir haberi bildirmek için gelmişti. Getirdiği haber, son derece önemliydi:
İngilizler, Bandırma Gemisini Karadenizde batıracaklar.
Mustafa Kemal, bu bilginin doğruluğunu saptayabilmek için kaynağını öğrenmek istedi:
Kimden öğrendiniz, bu bilgiyi? diye sordu.
Saadeddin Bey, bilginin kaynağına olan güveniyle yanıt verdi:
Berç Keresteciyan Efendiden, efendim
Mustafa Kemal yine sordu: Siz kendisini tanır mısınız?
Saadeddin Beyin Şahsen tanımıyorum, fakat ismen biliyorum yanıtından sonra Mustafa Kemal bu kez, Bu kişinin güvenilir biri olup olmadığını sordu.
Saadeddin Bey, bu soruyu ise şöyle yanıtladı:
Kendisi Osmanlı Bankası müdürüdür ve aynı zamanda Hilâl-i Ahmer (Kızılay) ikinci başkanıdır dedi. Hilâl-i Ahmer Başkanı Hamit Beye sordum. Bana, kişiliğinin, doğasının ve ahlakının son derece düzgün olduğunu söyledi. Sizin avukatınız olduğumu duyunca bana geldi ve kaynağını belirtmeden şu bilgileri verdi: Mustafa Kemal Paşanın bindiği vapur boğazdan çıktıktan sonra batırılacak. Bu görevin torpidoya mı denizaltına mı verilmesi bile araştırıldı. Ben de bunları duyduktan sonra Hilâl-i Ahmer Başkanı Hamit Beye sordum, kendisini nasıl tanıdığını...
Mustafa Kemal, arkadaşının getirdiği bu önemli bilgiyi değerlendirdi. Samsuna gitmek üzere bindiği Bandırma Gemisi hareket ettikten sonra kaptan köşküne çıktı ve kaptana, Bu andan sonra geminin komutanı benim ve siz benim komutam altındasınız dedikten sonra geminin rotasını değiştirmesi ve kıyıya olabildiğince yakın yeni bir rota izlemesi buyruğunu verdi.
Ermeni asıllı Berç Keresteciyan bu bilgiyi vermeseydi, Mustafa Kemal ve arkadaşlarını Samsuna götüren Bandırma Gemisi, İstanbul Boğazından çıkıp, Karadenize açıldıktan bir süre sonra, büyük bir olasılıkla torpillenmiş ve batırılmış olacaktı.
Berç Keresteciyan, Türkçenin ilk Etimolojik Sözlüğünü hazırlayan dilci Bedros Keresteciyanın oğluydu. Kızılay ikinci başkanı olarak onun, Kurtuluş Savaşımızda yaptığı üstün hizmetleri, bugün de zaman zaman takdir ve hayranlık duygularıyla anılmaktadır. Ordunun gereksinim duyduğu kimi araç gereçleri zaman zaman tıbbi malzeme ve ilaç sandıkları içinde cepheye ulaştırması, ayrıca bir kahramanlık örneği olarak da kuşaklardan kuşaklara anlatılmaktadır.
Mustafa Kemal, 1934 yılında emekli olan Berç Keresteciyanın kahramanlığını ve hizmetlerini hiçbir zaman unutmadı. Ülkesinin bu yurtsever evladını, doğum yeri olan Afyonkarahisardan milletvekili adayı gösterdi ve onun, milletinin vekili olarak TBMMne girmesini sağladı. TBMMde ilk gayrimüslim (Müslüman olmayan) milletvekili olan Berç Keresteciyana Mustafa Kemal, soyadı yasası çıktığında Türker soyadı vererek ona, kendinin ve ulusunun teşekkürlerini bildirmiş oldu.
***
Mustafa Kemal Şamda erlerin mektuplarını okuyup yazan bir askerden çokça söz edildiğini duydu. Okur yazar ve yardımsever bu askeri çağırıp onla tanıştı. Aksaraylı Garabed Tombalyandı. Garabed babası Kaspara çekmişti. Babası Gürünlüydü. Sıkıntısı olan herkesin yardımına koştuğu için lakabı Kaspar yapar olmuştu. Oğlunu Konyada kolejde okutmuş ardından askere göndermişti. Mustafa Kemal, Garabed Tombalyan ile tanıştıktan sonra onu yanına aldı.
Bir gece Mustafa Kemal çadırda uyuyordu. Garabed Tombalyan uyanıktı. Nöbetçiler Ayak sesleri var! diye uyarıda bulunmaya kalmadan üç kişi saldırıya geçti. Elinde bıçakla çadırı yırtmaya çalışanın üstüne atılan Garabed Tombalyan saldırganla boğuştu. Kolundan yaralandı. Saldırı bertaraf edildi. Mustafa Kemal Garabed Tombalyana teşekkür etti. Bir süre sonra Mustafa Kemal, Garabed Tombalyanı Halepe para götürmekle görevlendirdi. Yolda silahlı saldırıya uğrayan gruptan bir asker öldü. Garabed Tombalyan paraları alarak Şama geri dönüp getirdi, Mustafa Kemale teslim etti. Mustafa Kemal Şamdan ayrılıncaya değin bu sadık askerini yanından ayırmadı. Halepe yerleşen Garabed Tombalyan, Atatürkün ölümünü duyunca çok üzüldü. Yakınlarına Atatürk ile ilgili anılarını anlattı. Bir ay sonra öldü.
***
Agop Martayan, Robert Koleji, New York Bilim Ödülü alarak bitirdiği hafta askere alınmış, yedek subay olarak önce Diyarbakıra, sonra Kafkas Cephesine gönderilmişti. Büyük kahramanlıklar gösterdiği cephede yaralandı ve madalyayla ödüllendirildi. Daha sonra da, azınlık subaylarına yönelik önlemler çerçevesinde Güney Cephesine gönderildi. Halepe asker gözetiminde varan Agop otele giderken yolda tutsak İngiliz askerlerle karşılaştı. Hintli bir albay Agopa, salçalı yemekleri yiyemediklerini, kendilerine kuru gıdalar verilmesini söyledi ve ondan, bu isteğini Türkçeye çevirmesini istedi. Agop, tutsak Hintli albayın bu isteğini yerine getirdikten sonra gittiği otelde gece yarısı, casusluk yaptığı suçlamasıyla gözaltına alındı.
Komutana hesap vermek üzere iki asker gözetiminde Şamdaki birliğine gönderildi. Şamda huzuruna çıkarıldığı komutan Mustafa Kemaldi.
Mustafa Kemal, Agopla ilgili raporu okuduktan sonra, biraz hayranlıkla, biraz da merakla Agopa sordu:
Nasıl oldu da kaçmadın? dedi. Kolaylıkla kaçabilirdin...
Agop, Kafkas Cephesinde aldığı madalyasını işaret etti:
Bu vatan için kan dökmüşüm, bu madalya sahte değildir dedi. Kafkas Cephesinden kaçmayan her halde Şam sokaklarından kaçacak değildir. Emir buyurun süngüyü çıkarsınlar.
Askere Süngüyü çıkar buyruğu veren Mustafa Kemal, genç subaya bir öğüt verdi:
Halep'te seni tutuklayan komutanını kötülüyorsun ama o haklıydı dedi. Seni de anlıyorum... Gençsin, yedek subaysın, daha askeri kanunları okumamışsın, bilmiyorsun. Şunu bilmelisin ki, tutsaklarla temas etmek yasaktır.
Mustafa Kemal, Agopun yanında taşıdığı kitabı gördü ve ilgilendi. Latin harfleriyle yazılı Türkçeyi ilk kez o kitapta görüyordu.
Agopa, tabancasını, belgesini verdi ve Şamı biliyor musun? diye sordu. Agop Şamı çok iyi bilirim deyince Mustafa Kemal ona bu kez, özel bir izin verdi.
O halde git, şehri biraz gez, ondan sonra gel dedi.
Agopun belgesi elindeydi. İstese, bu belgeyle firar edebilirdi. Tam kapıdan çıkarken, Mustafa Kemal onu geri çağırdı:
Gel bakalım senin üstün başın perişan dedi. Bu perişan giysilerle Şamı gezmek olmaz. Cebinden kartını çıkardı, bir not yazdı, kartı Agopa uzattı ve gerekli yere vermesini söyledi. Kartta şu yazı vardı:
Bu mülazım efendiyi giydiriniz ve tabldotumuza dahil ediniz.
Aradan yıllar geçti. Sofya Üniversitesinde çalışan Agop adlı bir bilim adamının, İstanbulda yayımlanan Ermenice Arevelk gazetesinde Türk Yazıtlarının 1200. Yıldönümü başlıklı bir yazı dizisi yayımlandı. Bu yazı dizisi, dil devrimi hazırlıkları içinde olan Mustafa Kemalin dikkatini çekti. Yazıları okudukça, yazarının kendisine hiç de yabancı gelmediğini duyumsadı. Yıllar önce Şamda casus diye karşısına getirilen Ermeni yedek subayı geldi gözlerinin önüne. Yazarın fotografını görmek istedi. Eşinin annesinin evini bilen bir kişi gitti, oradan aldığı Agopun bir fotografını getirdi. Mustafa Kemal fotograftaki Agopu hemen tanıdı. Bu Agop Şamda bana casus diye getirilen Agopun ta kendisi dedi ve Onun adını, Dil Kurultayına katılacak bilim adamları listesine yazdırdı.
Mustafa Kemalin çağrısı üzerine Sofyadan gelen Agop ve eşi, İstanbulda çiçeklerle karşılandı. Zaman yitirilmeden Agop, Dolmabahçe Sarayına götürüldü. Mustafa Kemal yıllar sonra görüştüğü Agopa hak ettiği konumu sağladı. Onun danışmanı, sözcüsü ve yapıtlarını düzenleyen biri oldu. Dil hususunda yoğun tartışmaların yapıldığı anlarda yanı başlarında duran karatahtanın önünde açıklamaları hep Agop yaptı. Bu yüzden soyadı devrimi ile birlikte Atatürk Dil konularını açıklar anlamında ona Dilaçar soyadı verdi. Ölüm döşeğindeyken Atatürkün görmek istediği kişilerin başında Agop Dilaçar geliyordu. Atatürk çok ağır hastaydı. Ona bir vasiyette bulundu:
Arkadaşlara selam... Sakın... Dil çalışmalarını... Gevşetmeyiniz... dedi.
Agop Dilaçar tüm yaşamını, Atatürkün bu vasiyetini yerine getirmek için çalışarak değerlendirdi.
***
Mustafa Kemalin İstanbuldaki dostları arasında İğneciyan adında bir Ermeni vardı. Mustafa Kemal Çanakkaleden döndükten sonra İğneciyan, Mustafa Kemalin Şişlideki evini sık sık ziyaret ederdi. Türkçe Sözlük hususunda çalışmalar yapan İğneciyan oldukça da zengindi. Mustafa Kemal, maddi sıkıntıya düştüğünde ona yardım da etmişti.
Mustafa Kemal Anadoluya geçince İğneciyan tutuklanıp Maltaya sürgün edildi. Servetine, tüm mallarına el konuldu. Maltadan döndükten sonra üzerindeki elbiseden başka hiçbir şeyi olmayan bir yoksul adamdı artık İğneciyan. Apartmanları ve köşkü elinden gittiği için kızıyla birlikte Yedikulede bir gecekonduya sığındı.
Yıl 1927... Mustafa Kemal Anadoluya geçtikten yıllar sonra ilk kez İstanbula geldi. Bunu duyan İğneciyan eski dostunu görmek ve uğradığı haksızlığın düzeltilmesi için Dolmabahçe Sarayına gitti. Kapıda nöbetçiye, Ben, Gazinin eski dostuyum, onu görmek istiyorum dedi.
Nöbetçi, adını ve soyadını sordu, daha ayrıntılı bilgi istedi.
Adım İğneciyandır dedi. Gazinin eski dostuyum, arkadaşıyım.
Nöbetçi baştan aşağı İğneciyanı süzdü. Kılık kıyafetine baktı. Söylediklerini inandırıcı bulmadı, onu geri çevirdi. İğneciyan birkaç kez daha geldi Dolmabahçe Sarayına ama her gelişinde çeşitli gerekçelerle atlatıldı.
Fakat yılmadı. Bir gün kızıyla birlikte yeniden Dolmabahçe Sarayının önüne geldi. İnsanlar toplanmışlardı sarayın çevresinde... Motor sesleri, polislerin koşuşturmaları ve halkın coşkusu birbirine karışıyordu. Bu hareketlilik, Mustafa Kemalin bir gezi için saraydan çıkacağının belirtisiydi. Polisler, İğneciyan ve kızına çevreden uzaklaşmalarını söylediler. Bu sırada Mustafa Kemal kapıdan çıkmış otomobiline binmek üzereydi. İğneciyanın kızı ok gibi fırlayıp insanların oluşturduğu etten duvarın arasından sızarak Gazinin yanına kadar varabildi.
Genç kızın telaşlı durumu, Mustafa Kemalin dikkatini çekti:
Kim bu kız? dedi.
Çevredekiler şaşkın ve suskundu. Mustafa Kemalin sorusunu, küçük kız kendi yanıtladı:
Ben İğneciyanın kızıyım, Gazi Hazretleri dedi.
Gazi birden durdu ve küçük kıza merakla sordu:
Baban nerede? dedi. Hani, baban?.. Nerede?..
Küçük kız biraz da ezik bir sesle yanıtladı bu soruyu:
Dışarıda bekliyor dedi. İçeri sokmuyorlar, sizin yanınıza yaklaştırmıyorlar...
Mustafa Kemalin buyruğuyla İğneciyan içeri alındı. İki dost, yıllar sonra birbirine kavuştuğunda Mustafa Kemal, ne durumda olduğunu sordu İğneciyana. O da başına gelen tüm olayları ve kendisine yapılan tüm haksızlıkları tek tek anlattı. Mustafa Kemalin gözleri doldu.
Böyle bir haksızlık karşısında kayıtsız kalınamaz dedi ve İğneciyanın anlattığı olayların en ince ayrıntısına değin araştırılması buyruğunu verdi.
Yapılan araştırma ve inceleme sonucu İğneciyanın haklı olduğu, tüm mallarının elinden haksız yere alındığı anlaşıldı. El konulan tüm malları kendisine geri verildikten sonra ayrıca, bir de maaş bağlandı. İğneciyan eski günlerinin huzuruna kavuştu.
Bu olayın ardından onbir yıl geçmişti. Yıl 1938 Kasımının 10uydu. Mustafa Kemalin ölüm haberi, İğneciyana da çok ağır gelmiş, onu yatağa düşürmüştü.
Bakalım nasıl dayanacağım, ne kadar dayanacağım bu acıma? dedi kızına ve... Ancak iki gün dayanabildi. 12 Kasım 1938 tarihinde de, İğneciyan yaşamını yitirdi.
Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)
Benzer konular
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 139
- Cevaplar
- 0
- Görüntüleme
- 29
- Cevaplar
- 0
- Görüntüleme
- 27
- Cevaplar
- 0
- Görüntüleme
- 26
