Cannn6161 1
Cannn6161
onur akbaş 1
onur akbaş
PrimeAC 1
PrimeAC
Mt2Hizmet 1
Mt2Hizmet
romegames 1
romegames
Fethi Polat 1
Fethi Polat
xranzei 1
xranzei
Bvural41 1
Bvural41
kralhakan2009 1
kralhakan2009
noisiv 1
noisiv
Manwe Work 1
Manwe Work
Vahsi Uzman 1
Vahsi Uzman
Hikaye Ekle
Reklam vermek için turkmmo@gmail.com

Fotoğraf | Final

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan qecekondu06
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 0
  • Görüntüleme Görüntüleme 243

qecekondu06

Developer
Telefon Numarası Onaylanmış Üye
Fahri Üye
TM Üye
Katılım
25 Ocak 2013
Konular
6,740
Mesajlar
21,611
Online süresi
2d 13h
Reaksiyon Skoru
2,176
Altın Konu
0
TM Yaşı
13 Yıl 4 Ay 16 Gün
Başarım Puanı
509
MmoLira
2,783
DevLira
0
Ticaret - 0%
0   0   0

ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!

Final
Olduğum yerde fırtına ortasında kalan yaprak misali titriyordum. Ellerimi hissetmiyordum, ayaklarım ise lapa kıvamındaydı. Kalbimin durmasından korkar hale gelmiştim.Tabii ki bu halimle alay eden arkadaşlarımı da unutmamak lazımdı.‘‘Ay Ilgın bunu çıkarmasak mı insan içine? Kalp krizi falan geçirmesin?’’ diyen anneme kötü bir bakış attım. Ya kıvranıyorum burada, insan azıcık yardımcı olur!‘‘Valla aynısını düşünmüştüm! Ölecek gerginlikten.’’‘‘Seni de göreceğim ben Ilgın Hanım.’’ diyerek kollarımı göğsümde birleştirdim. Aynı anda arkadaşım ‘cık, cık, cık’ nidası eşliğinde üzerime atladı. ‘‘Kızım ne yapıyorsun ya?! Şu gelinliği ütülemek için kaç kişi uğraşmışlardır kim bilir?’’ dedi homurdanarak. Kollarımı kavuşturmak bile yasak bana!Yanaklarımı şişirerek abartıyla nefesimi üfledim.‘‘Görebilir miyim artık?’’ dedim ellerimle oynamaya başlarken. Başını olumlu anlamda sallayan Ilgın, sadistçe bir sırıtışlar üzerime örtü örttüğü aynaya yaklaştı. ‘‘Hazır mısın?’’‘‘Sanki yarışma programına katıldım be! Aç şu aynayı.’’Aynanın üzerindeki siyah örtü filmlerdeki gibi yavaşça sıyrılırken yansımamı görebildim. Tek kelimeyle anlatabilirdim; muhteşemdi!Duvağım belime kadar iniyordu ve ucu dantel işlemeliydi. Gelinlikse üzerime tam oturmuştu. Straplezdi ve karnımın hemen üstünden iki şerit çapraz halde geçiyordu. Kabarık eteğiyle göz dolduruyordu, dantel detaylarıyla hayallerimdeki gibiydi.Saçlarım hafif dalgalandırılarak açık bırakılmıştı. Kendimi seyrederken belki de ilk defa bu kadar güzel hissetmiştim.Tolga her şeyi benden habersiz hazırlamıştı.Düğünü, davetiyeyi, gelinliğimi.Minik heyecanlarımı benden çaldığı için onu affetmeyecektim fakat birlikteliğimizde. Bunun acısını elbet çıkaracaktım!‘‘Çok güzelim!’’Annem elleriyle suratını serinletirken ‘‘Bunu bizim sana dememiz gerekiyordu ama hiç içimden gelmiyor valla.’’ diye mırıldandı. Evleniyor olmamdan dolayı birazcık huysuzdu. Sonuçta terlikle kovalayacağı, zorla temizlik yaptırtacağı, sabahları hırpalayarak uyandıracağı biricik kızı olmayacaktı.‘‘Kıskanmayalım.’’ derken gelinliğimin eteğini kaldırarak aynadan onuncu kez kendimi süzdüm.‘‘Sanki biz evlenmedik. Nereni kıskanayım?’’Tam cevap vereceğim sırada odanın kapısı tıklatıldı. Annem ‘gel’ diye seslenince ise babamın başı gözüktü aralıktan. Gözleri beni bulduğunda iç çektiğini fark ettim. ‘‘Kızımla birkaç saniye konuşabilir miyim?’’Odadaki kadınlar curcunayla dışarıya çıkarlarken yavaşça çift kişilik koltuğa yerleştim. Hem eteğimdeki kırışıklıkları düzeltmeye çalışıyor, hem de ayakkabının güzel olup olmadığını kontrol ediyordum. Babamın gölgesi üzerime düştüğünde seslice yutkundum. Karaltı yanımdaki boşluğa yerleştiğindeyse iç çektim.‘‘Her düştüğünde arkandaydım…’’ diye söze başladı babam. ‘‘Bisiklete bindiğinde peşinden koştum. Paten öğrendiğinde elini tuttum, ilk adımını attığında kollarımı açtım. Eylem… Benim güzel kızım. Nasıl da mutluyum biliyor musun? Senden ayrılıyor olsam da sırf sen hayatının en güzel gününü yaşıyorsun diye ne kadar mutluyum ben. Çünkü anne-babaların böyle olması gerekiyor. Biz daima senin yanındaydık. Sadece artık başkaları da olacak.’’Babam boğazını temizleyerek kısa bir ara verdiğinde ağlamamak için gözlerimi tavana diktim. ‘‘Sakın moralini bozma, tamam mı? O aptal seni üzecek olursa nerede olduğumuzu biliyorsun.’’ dedi gülmeye çalışarak. Gözlerinde akmayan yaşlar parıldıyordu. Saçımı okşayarak beni süzdü tekrar. ‘‘Çok güzelsin.’’ derken sesi çatlamış ve titremişti.Kollarımı babamın omzuna doladım. Onun varlığını her daim hissetmiştim yanımda. Şimdi ayrılık biraz koyuyordu. Odanın kapısı ikinci kez tıklatıldı. Tolga’nın başı gözüktüğünde heyecanla geri çekildim. Masmavi gözleri sevgiyle parıldıyordu. Dudaklarındaki kocaman gülümseme sadece bana aitti. Hem de tescilli olarak.Tolga tam içeri adım atacağı sırada kocaman bir el gözlerine kapandı. ‘‘Aah! Enişte bey yaptığın hoş mu? Uğursuzluk bunlar hep!’’‘‘Ben aldım gelinliği Ilgın!’’Ilgın’ın Tolga’yı yaka paça dışarı atışını izledik gülerek. Ardından arkadaşım koşar adımlarla yanıma yaklaştı ve tek helmede zar zor giydiğim ayakkabımı çekip aldı. Ters çevirerek altına birkaç isim daha ekledi. Babamla aramızdaki atmosferin farkındaydı ve bunu ağlamayayım diye yapıyordu.‘‘Ne çok evlenecek insan varmış ya’’ diye homurdandı son ismi yazarken. ‘‘Yaz yaz bitmedi. Hepsi seni bekliyormuş kız.’’Burnumu kırıştırarak ayaklandım. Vücudumun sağ yarısı üstte, sol yarısı altta kalmıştı. Ilgın bu halime bir müddet güldükten sonra nihayet ayakkabımı verebildi. O an yaklaşıyordu. Ayağımı falan burkmayayım diye dua ediyordum.Kapının önünde dikilen Tolga’ya da içim acımıyor değildi. Son bir haftadır birbirimizin yüzünü görememiştik. ‘‘Çatladı ya çatladı!’’ diyerek kapıya yürüdü Ilgın. Tolga’nın savurduğu tehditleri duyunca birazcık ürkmüş olabilirdi tabii.Doğrularak sevdiğim adama doğru yürüdüm. Tam hayallerimdeki gibiydi işte.Tolga damatlığıyla kapımda beni bekliyordu. Elini uzatarak gülümsediğinde Ilgın’ın kıskançlıkla ‘Hiç yakışmıyorsunuz’ tarzındaki sataşmalarına maruz kaldık. Nihayet Tolga’nın koluna girebildiğimde babam ortadan kaybolmuştu. Ilgın küçük çocuklar misali eteğimin arkasını tuttuğunda kıkırdamadan edemedim.Merdivenleri inerken Tolga’nın kolunu daha da sıkı kavradım.‘‘Kendi düğünümde kendi eteğime basarak kendi üzerime düşersem kendimi asla affetmem.’’‘‘Aşkım böyle anlar sende oksijen yetersizliği yapıyor. Ondan bu kadar saçmalıyorsun.’’ diyerek benimle alay eden Tolga’nın kolunu çimdikledim. Billur Güventürk’ün – Sen şarkısı eşliğinde yürüyorduk. Düğündeki bütün gençler önümüzde ellerini birleştirmiş, altından geçmemizi bekliyordu.‘‘Kandıralım mı?’’ derken kaşlarımla heyecanla bekleyen kalabalığı gösterdim. ‘‘Nasıl?’’‘‘O açtıkları yerden değil, yanlarından geçelim.’’ Benim hain planımı öğrenen Tolga, kolumu tutarak zorla o daracık alandan geçirdi. Bilerek birkaç kişiye dirsek attım, bazılarının ayağını ezdim. Eee, gelinim çekecekler azıcık nazımı.Nikâhımız zaten kıyılmıştı. Bugün sadece oyun havaları, halaylar ve akrabalar olacaktı! Tolga bey sırf ayağına basmayayım diye bağdaş kurarak oturmuştu nikâh masasına, bunu da bir kenara not etmiştim. Doya doya ayağını ezemediğimi hatırlayınca o kalabalıkta birazcık basmış olabilirdim!‘‘Şş, yapma daha balayı var.’’Kolunu olabildiğince sıkmama karşılık sadece güldü. Öyle güzel güldü ki kalbimde kanat çırpan kuşlar bambaşka bir boyuta geçiverdi. Avuçlarım terlemişti, gelin buketim kayıyordu. Masaya geçebildiğimizde soluksuz kalmıştım.‘‘Çok gerildim ya!’’Tolga yüzlerce insanın önünde olmamızı umursamadan eğilerek yanağımı öpünce dirseğimle dürttüm. ‘‘Nikâhlı karımı öpemeyeceksem neden dudaklarım var? Artık caiz.’’ dediğinde gülüşümü bastırmak için su içmek zorunda kaldım. Sarı kola falan içmeyi düşünmüyordum. Allah korusun, tuvalet ihtiyacım gelirse yarım saatte gidemezdim.Düşünsenize üç kişi gelini tuvalete çıkarıyor, tövbe tövbe.‘‘Eylem&Tolga çifti için burada toplanmış bulunuyoruz! Evet, tüm misafirler… Hoş geldiniz! Gelin ve damadı ilk dans için piste alalım.’’Daha sandalyeyi hissedememiştim bile. Ben kalkmamak için direnirken karın boşluğuma çimdik atmaya çalışan Tolga, korseyi hesaba katmamıştı. ‘‘Ah! Bu ne ya?’’ derken kolumu tutarak kalabalığın ortasına sürükledi beni.İlk dansımızı yaparken başımı onun göğsüne koyarak uyumamak için kendimi zor tuttum. Ayrıca bize kıskanç bakışlar atan kadınlara da gözlerimi bereltiyordum. İyi ki Tolga’ya belli etmeden cebine nazar boncuğunu sıkıştırıvermiştim.‘‘Göğsüme bir şey batıyor.’’‘‘Nazar boncuğu o!’’ dedim çengel iğnenin açılmadığını umarak. Damatsın sen. Düğün boyunca yanımdan bir kez bile ayrılırsan balayını zehir ederim. ‘‘Of Eylem of! Hurafelerin eksikti.’’‘‘Hurafe değil. Kapa çeneni ya.’’Cidden düğünlerde gelin-damat adayları romantik şeyler değil de, nazar boncuğunu mu konuşuyor? Ben bu kısmı böyle hayal etmedim ki! Nihayet müzik kesildiğinde Tolga’yı sap gibi bırakarak masaya doğru yürüdüm. Gelinliğim o kadar kabarıktı ki lenslerimi takmamış olsam, yanımdakileri dahi göremezdim. O kadar uzaklar yani!Oturur oturmaz insanlar yanımıza akın etmeye başlamıştı. O kadar çok tebrik eden vardı ki beynim birkaç cümleyi kaydedebilmişti.‘‘Hayırlı olsun, kuzularım.’’‘‘Allah bir yastıkta kocatsın.’’‘‘Ömür boyu sürsün güzelliğiniz.’’Ve daha niceleri. Hepsine aynı cevapları vererek geçiştirmeye çalışırken zar zor oyun havalarına geçiş yapıldığını fark ettim. Ov hayır. Almışlar teyzenin tekini ortaya, alkış yapıp gaza getiriyorlar. Yazıktır, günahtır. Yapmayın.Neler olduğunu anlayamamıştım bile. Aralarda beni kaldırıp birkaç oyun havası oynatmışlardı, babam ve annem ziyaret edip nasıl gittiğini sormuştu. Halaya girmemiştim çünkü gelinliğim müsait değildi. Tükenmiştim, saçımın bozulup bozulmadığından emin değildim.‘‘Tolga?’’ derken ayağımın ucuyla bacağını dürtüklemiştim. Kaşlarını kaldırarak bana dönünce gülümsedim. Onu hak etmek için ne yaptığımı bile bilmiyordum. ‘‘Fotoğraf çekinmek istiyorum.’’‘‘Tamam, sevgilim.’’ dedi ve birkaç dakika sonra fotoğrafçı karşımıza dikildi. Ayağa kalktığım an, Tolga’da fırlamıştı oturduğu yerden. Omuzlarından bastırarak tekrar sandalyeye yerleşmesini sağladım. İlk fotoğrafımızdaki gibi hafifçe eğildim. Ne yaptığımı çok şükür anlamış olmalı ki o çarpık gülüşü süsledi dudaklarını.Davetlilerin hepsi bize dönerken nihayet istediğim kareyi elde edebilmiştik. Hiç beklemediğim bir anda Tolga yanağımı öpüverdi. ‘‘Sonunda evleniyoruz!’’ dediğinde kıkırdadım. Aptal âşık, yeni farkına varıyordu.‘‘Evleniyoruz değil şapşal. Evlendik bile.’’Gülerek benim oturmama yardımcı oldu ve sonunda gözleri ileriye kilitlendi. Onun nereye baktığını anlamaya çalışırken öfkeyle doldum. ‘‘Yuh be adam!’’ diye homurdandım eteğimi düzeltmek için kendimle savaşırken. ‘‘Nergis’i mi kesiyorsun sen?’’‘‘Evet Eylem! Kendi düğünümde karımın kuzenini kesiyorum. Tövbe ya.’’‘‘İtiraf da ettin. Yüzünde kızarmıyor ki. Nasıl bir adamsın sen?’’ dedim dişlerimi gıcırdatarak. Her ne kadar bakmadığını bilsem de içime kurt düşmüştü.‘‘Eylem… İnsanlar aldığı kışlık montu bile üç sene giyiyor. Sıkılmıyor! Anlıyor musun? Biz seninle evleniyoruz. Düğünümüz de gidip başkalarına bakmam değil mi?’’‘‘Anladım, üç yıl sonra bakmaya başlayacaksın.’’‘‘Bende eski Eylem ne zaman dönecek diyordum’’ diyerek doğruldu oturduğu yerden. Sanırım arkadaşları tarafından çağrılıyordu. ‘‘Sakın gitme!’’ dedim kolunu tutmadan. İnsanlara kocasını kısıtlayan, her işine karışan o cadaloz kadınlar gibi gözükemem. Rahat tavırlar sergilemeliyim.‘‘Fotoğraf çektirip geleceğim Eylem! İnsanlar evlenmeden önce panik olur, senin jeton köşeli. Evlendik, öyle korkmaya başladın.’’Saçımı düzeltiyor bahanesiyle şakaklarımı ovdum. ‘‘İstatistiklere göre; evli adamlar daha çok aldatır.’’ dedim homurdanır gibi. ‘‘Benim gözümün senden başkasını gördüğümü var sanki!’’ diye kızında daha da sinirlendim.‘‘Nergis önümüzde gezerken gözün görüyordu ama.’’‘‘Yok daha neler!’’Onu dinlemeden zar zor ayaklandım. Gidip azıcık kurtlarımı dökmem, birazcık kıvırmam gerekiyordu. Tolga’nın beni aldatmayacağını biliyordum hatta ona kendimden daha fazla güveniyordum. Yine de başka kızların bakışlarını gördükçe öfkeleniyordum. Sevgili kocacığımı da yapacak bir şey kalmıyordu. Nazımı çekiyor, olabildiğince alttan alıyordu.‘‘Gelin dediğin bu kadar oynak mı olur yahu?’’ derken kolumu tutmuştu Tolga. Daha fazla tahammül edemediğine emindim artık. ‘‘Ne var canım? Bir kere evleniyoruz herhalde!’’‘‘Ne var canım? Bir kereliğine katil olurum ben de!’’Abartıyla gözlerimi devirirken çevredeki dedikodu arayan gözlere inat elini tuttum Tolga’nın. Ondan ayrılmayacak, onu asla bırakmayacaktım. ‘‘Bu anın ne demek olduğunu biliyorsun değil mi Tolga?’’‘‘Biliyorum.’’ dedi başını bana doğru eğerken. Nefeslerimiz birbirine karışırken nerede olduğumuzu idrak edebildim. Tek elimi göğsüne dayadım, gözlerimi kısarak. ‘‘Öküz! Ne yapıyorsun herkesin içinde?’’‘‘Ohoo! Evlendik kızım biz.’’Tolga’nın elini hırsla bırakarak homurdana homurdana masamıza doğru ilerlemeye başladım. Romantik bir anımızı fark ettiği zaman direk moronluk moduna geçiyordu. İnsan güzel sözler, afilli cümleler bekliyor ama nerede?Bugüne kadar ki bütün şikâyetlerim, kızgınlıklarım, öfkelerim sevgimden kaynaklanıyordu. Başkasına karşı bazı kötü duygular besleyebilmek için önce sevmek gerekiyordu. Bunu öğrenmiştim Tolga’yla.Tanışmamız tesadüf eseri olsa da hayatımın tam orta yerine bomba misali düşmüştü. Eşim, yuvam, evim olmuştu şimdi de. Yaşama amacımdı. Gökhan veya İpek asla ayıramayacaktı bizi. Biliyordum.Çünkü aramızda onların anlayamayacağı bambaşka bir bağ vardı.Aşk gibi.
 
Son düzenleme:

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst