noisiv 1
noisiv
Manwe Work 1
Manwe Work
bencemal 1
bencemal
mavzermete 1
mavzermete
farkmt2official 1
farkmt2official
Bvural41 1
Bvural41
Fethi Polat 1
Fethi Polat
Hikaye Ekle

İŞletme Ve Muhasebe Temel Kavramlar

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan xKaos
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 0
  • Görüntüleme Görüntüleme 635

Ayyıldız2 | 2008 TR Yapısı • 1-99 Orta Emek Destan • Oto Avsız • 10 Temmuz 21:00 HEMEN TIKLA!

İŞLETME VE MUHASEBE:

1.1. İŞLETMENİN VARLIKLARI VE BU VARLIKLARIN ELDE EDİLDİĞİ
KAYNAKLAR:

İşletme ile ilgili olarak üretim faktörlerini bilinçli ve sistemli olarak bir araya topladığı söylenebilir. O halde bir işletmenin varolabilmesi için üretim faktörlerine sahip olması gerekir. Üretim faktörleri emek, sermaye, tabiat unsurlarıdır. Girişimci bu unsurların tamamlayıcısıdır.

Üretim faaliyetine olanak sağlayacak olan üretim faktörlerini biraraya getirebilmek için ya o faktörlerin tamamına veya bir kısmına yahut da bu faktörleri biraraya getirecek güçte ve akılcılıkta bir araca, paraya sahip olmak gerekir.

O halde işletmenin, insanların ihtiyaçlarını karşılayacak malların veya hizmetlerin üretiminde bulunabilmesi hatta bir bakıma varolabilmesi için bazı varlıklara sahip olması şarttır.

İşletme sahibinden ayrı, kendine öz kişiliği olan işletme, kuruluşta, ancak başka kişilerin vermesi ile varlıklara sahip olabilir. Diğer bir deyişle, işletmenin elinde bazı varlıklar var ise bunlar muhakkak diğer kişiler ( gerçek yada tüzel ) tarafından verilmiştir. Bu nedenle varlıklar ile varlıkların kaynakları arasında bir ilişki ve değerce ( tutar yönünden ) bir eşitlik mevcuttur.

Kuruluşta işletmeye varlık veren kimseler genellikle işletme sahipleridir. Sonraki safhalarda işletme borçlanarak da varlıklarını artırabilir. Bu durumda da toplam varlıklar ile toplam kaynaklar değerce birbirine eşittir; ancak bu durumda varlıkların kaynakları işletme sahipleri ve üçüncü şahıslar olmak üzere farklı iki grup halinde oluşur.

Muhasebede işletme sahiplerinin varlıklar üzerindeki hakları “ sermaye “, üçüncü şahısların varlıklar üzerindeki hakları “ borçlar “ terimleri ile ifade edilir. Özet olarak varlıklar; işletmenin sahip olduğu ekonomik değerlerdir. Bunların fiziki karakterde olma zorunluluğu yoktur. Fiziki karakterde olan varlıklara binalar, mallar, makineler; fiziki karakterde olmayan varlıklara alacaklar örnek olarak gösterilebilir. Varlıklar paraya çevrilebilme kolaylığı ve amacı bakımından farklılıklar gösterir. Sermaye, işletme sahiplerinin varlıklar üzerindeki haklarını değer olarak ifade eder. Borçlar, üçüncü şahısların varlıklar üzerindeki haklarını değer olarak ifade eder. Borçlanma değişik nedenlerle ve değişik şartlarda oluşur. Örneğin, uzun vadeli veya kısa vadeli borçlar gibi.

1.2. İŞLETMELERDE MUHASEBENİN YERİ:

Günümüzün büyük ve modern işletmelerinin özellikleri genellikle şöyle sıralanmaktadır,

İşletmenin sahipleriyle yöneticileri birbirinden tamamen ayrı kimseler haline gelmiştir.
İşletmenin yöneticileri, işletme sahiplerinden başka, çeşitli menfaat gruplarına karşı da sorumludur.
Ulaşım ve haberleşme sistemindeki hızlı gelişmeler sonucu işletmelerin büyüklüklerinde değişmeler olmuş ve dev işletmeler meydana gelmiştir.
Modern işletmeler artan sayıda mamul ve piyasalara sahiptirler.
İşletmelerin büyümesi, en yüksek yöneticiye düşen görevleri ve sorumlulukları, bir tek yöneticinin kapasitesinin çok üstüne çıkardığından, modern işletmelerin yönetimi, ancak geliştirilmekte olan yeni yeni bazı yönetim teknikleri ile mümkün olmaktadır.
İşletmenin kar hedeflerinin gerçekleştirilmesinde, kar sorumluluklarının desantralizasyonu esastır.
Modern işletmeler, şiddetli rekabetten ötürü dar kar marjlarına sahiptirler.
Kar marjlarının dar olması, faaliyetlerin daima artan bir verimlilikle yapılmasını zorunlu kılmıştır. Bu şiddetli ihtiyacın karşılanabilmesi ve ekonomik değişme temposunu hızlandıracak yeni tekniklerin bulunması için de, modern işletmelerde araştırma ve geliştirme harcamaları hızla büyümektedir.

İşlâ€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€* â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€* â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€* â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€* â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€* â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*â€*eyi sağlayan temel etkenlerden biri olmuştur.

Diğer yönden muhasebe, işletmelerdedki önemine paralel olarak değişik öıkar gruplarının toplandığı ve karşılaştığı büyük işletmelerin durumunu ve faaliyet sonuçlarını tespit ettiğinden kamu çıkarlarını ve dolayısıyla devleti ilgilendiren bir konu haline gelmiştir.

1.3. YÖNETİM – MUHASEBE İLİŞKİSİ:

Her fonksiyonuna göre farklılık gösteren varlıklar işletmenin yönetimi sırasında devamlı olarak farklı ölçülerde değişmelere uğrarlar. İletmenin tüm olarak iyi yönetilmesi, bütün fonksiyonların işleyişi sırasında alınan yerinde ve uyumlu kararlarla varlıkların ve kaynakların güçlü ve karlı bir şekilde yöntilmesine bağlıdır. diğer bir deyişle iyi yönetim, belirli bir amaca ulaşmak için sadece insanların faaliyetlerinin iyi yönetimi ile değil, aynı zamanda varlıkların ve kaynakların da iyi yönetimi ile sağlanır.

İşletmenin varlıklarının ve kaynaklarının yapısı fonksiyonların yerine getirilmesini sağlayan kararların uygulanması ile değişmelere uğrar ve böylece işletmenin finansal durumu ve gücünde de değişmeler olur.

İşletmenin sahipleri tarafından verilen varlıklar işlemenin faaliyeti sonucu artarsa bu durumda işletme sahiplerinin haklarıda artmış olur; aradaki fark kardır. İşetmenin sahip olduğu varlıklar kredi ile temin edilen yeni varlıklarla artarsa bu durumda işletmenin borçlarıartmış olur. Görülüyorki işletme içinde alınan kararlar, işletmenin varlıkları ve kaynakları üzerinde değişmeler yaratır. Faaliyetler sonunda tüm değişmelerin etkisi ile varlıklar ve kaynaklar işe başlama tarihine göre farklı bir yapı ve büyüklük gösterirle. Varlıkların unsurları değişir, büyüklükleri değişir, aynı şekilde kaynakların unsurları ve büyüklükleri değişir. Dolayısıyla, belirli unsurlar arasındaki oranlarda değişme olur. Bu yeni durum işbaşındaki yönetim kadrosunun aldığı kararlar sonucu ortaya çıkan başarının bir sonucudur. Aynı süre içinde işbaşında bir yönetim kadrosu bulunsa, alınan kararlar farklı olacağından aynı sonucun, aynı mali ve ekonomik yapının elde edileceği söylenemez.

O halde gerek yönetimin başarısının ölçülmesi ve değerlemesi, gerekse gelecek yıla ait yönetim planlarının yapılmasında temel olacak verilerin sağlanması ve hatta tamamlanan süreye ait başarının önceden planlanan ile uygunluğunun araştırılması ( kontrol ) için öncelikle, yöneticilerin kararları ile şekil bulan ve işletmenin varlıkları ve kaynakları üzerinde para ile ifade edilebilen değişmelerin saptanması gerekir. İşte bu gereğe cevap verecek olan araç muhasebedir ve burada yönetim-muhasebe ilişkisi başlar.

1.4. MUHASEBE İLE İLGİLİ GENEL BİLGİLER:

1.4.1. MUHASEBENİN TANIMI :

Muhasebe, işletmenin faaliyet süreci içerisinde türlü fonksiyonların yerine getirilmesinde alınan kararların uygulanması ile varlıklatrda ve varlıkların kaynaklarında oluşan parasal değişmeleri saptar ve bunları yeni kararlar alınmasında tekrar kullanılabilir bilgiler haline getirir. Diğer bir ifade ile muhasebe, işletmenin varlıkları ve kaynakları üzerinde değişme yaratan ve parayla ifade edilebilen işlemlerle ilgili bilgileri toplar, kaydeder, sınıflar, özetler, analiz ve yorum ile ilgililerin bilgilerine sunar.
Bu basit tanımın yanısıra birçok başka tanımada rastlanır. Bunlara örnek olarak aşağıdaki tanımlar verilebilir,

Muhasebe, kısmen, bir ülkenin ekonomik, politik ve sosyal sistemlerinin bir fonksiyonudur. Muhasebe o ülkenin resmi dil ve kanunlar gibi bir kültürel fenomenidir. Ticari olaraksa muhasebe ekonomik kararlar vermede kullanılacak ekonomik varlıklar hakkında, öncelikle finansal ve sayısal bilgi toplama işi olarak tanımlanır.
Muhasebenin fonksiyonu yatırım, kredi, yada benzeri kararları alacak kişilere gerekli bilgiyi sağlamaktır. Gerçektende muhsebeciler karar vermede yetkili olan kişilere daha doğru kararlar vermelerine yardımcı olacak finansal bilgiyi sunarlar.
Bir finansal bilgi sistemi olarak muhasebe, ilgili enformasyon kullanıcılarına, organizasyonun ekonomik olaylarını tanımlama, ölçme, kaydetme ve iletme sürecidir. Buna göre tanımlama belirli bire organizasyonla ilgili, ekonomik kanıt niteliği taşıyan olayları seçmedir. Belirlenen bu hadiseler finansal terimlerle ölçülebilmelidir. Finansal olarak ölçümü yapılan değişmeler, organizasyonun dalgalı bir finansal aktiviteler tarihi olarak kaydedilir. Muhasebeci bu kayıtları sınıflandırır ve özetler.
Muhasebe, işletmenin varlıkları ve kaynakları ( sermayesi ve borçları ) üzerinde değişme yaratan ve para ile ifade edilen mali nitelikli işlemlere ait bilgileri; kaydetmek, sınıflandırmak, özetlemek, analiz etmek ve yorumlamak suretiyle ilgili kişi ve kurumlara raporlar halinde sunan bir bilgi sistemidir. Mali nitelikteki işlemlere ait bilgilerin, belgelendirilerek toplanması daha sonra bilgi kullanıcılarına sunulması ve yorumlamaya hazırlanması için belirli şekillere ve kurallara göre yazılması işlemine kaydetme denir.
Muhasebe kayıt, sınıflandırma, özetleme ve finansal işleri ve gelişmeleri parayla ifade etme sanatıdır.
Muhasebe hesaplar ilmidir. Bu deyim, mal ( varlık ) hareketleriyle bu hareketlerin ayrıntılarını izleyebilmek ve bunları gözönüne serebilmek için bunların metodlu bir şekilde kaydedilmesini ifade eder.

1.4.2 MUHASEBENİN ÖNEMİ :

Muhasebe işletmelerde yönetimin gözü kulağıdır. Küçük, büyük, özel ve resmi kuruluşlar muhasebeye muhtaçtırlar. Her kuruluşun mali bakımdan durumunu bilmesi gerekir. Kuruluşların kendi işlemlerini denetleme ve düzenleme için gözönünde bulundurması gereken işlemleri muhasebe sağlar. İşletmelerde yöneticiye işlerin iyi veya kötü gittiğini belirten temel bilgiyi muhasebe verir. Bu bilgi akışı şematik olarak Şekil 1.4.2.1’ de verilmiştir.






Karar verme


İşlerin oluşumu


Muhasebecilerin işlerin sonuçlarını
gösteren raporları hazırlaması


Şekil 1.4.2.1:Muhasebede Bilgi Akışı

Genel hesaplaşmalar, vergi için gerekli hesaplar, maliyet fiyatlarını hesaplamalar, bütçeleri düzenleme ve izleme, sistem kurmalar ve araştırmalar hep muhasebenin hizmet alanına girmektedir.

1.4.3. MUHASEBE İLE İLGİLİ TARAFLAR VE MUHASEBENİN FONKSİYONLARI :

İşletmenin mali durum ve faaliyetlerinin sonucuyla, doğrudan yada dolaylı çıkar ilişkileri nedeni ile ilgilenen taraflar vardır. Bu taraflar ilgili oldukları ve kendi kararlarına esas olacak tarafsız, doğru, güvenilir bilgileri muhasebenin fonksiyonlarını tam olarak yerine getirmesi sonucu elde edebilirler. İlgili taraflar şunlardır:
Yöneticiler
İşletme sahipleri ve ortaklar
Borç para verenler (alacaklılar )
Hizmetliler
Devlet
Kamu
Son zamanlarda işletmenin sosyal sorumluluğu felsefesinin doğması ve geniş ölçüde taraftar bulmasıyla muhasebe kaidelerinin ve usullerinin geliştirilmesine karşı olan ilgi de artmıştır. Bu arada öğrencilerin, araştırmacıların hazırlayacakları tezlerle ilgili olarak finansal tablolardan faydalandıklarınıda belirtmek gerekir. Muhasebe yukarıda sayılan taraflara ilgilendikleri bilgileri sağlar. Bu bakımdan muhasebeye bugün, genellikle “ işletmenin dili”
( the language of business ) denilmektedir.

İlgili tarafların kararlarında yararlanacakları bu bilgileri her olay için elde etmek istemeleri söz konusu değildir. Çünkü bu yolda elde edilecek bilgiler, olayların çokluğu nedeniyle, aklı karıştırıcı lüzumsuz bilgiler olmaktan öteye gidemez. Öte yandan olayların olumlu, olumsuz yönde olanlarının bir diğerinin sonucunu etkileyeceği açıktır. Bu bakımdan yöneticinin başarımını oluşturan bu olayların tek tek değil, belirli bir süre içinde toplananlarının tüm olarak ele alınması doğru ve faydalı olur. Burada olaylarla ilgili bilgilerin biriktirilmesi, depolanması gereği ortaya çıkar. Bu da belirli bir süre içindeki işetme varlıkları ve bu varlıkların kaynaklarında para ile ifade edilebilen değişme yaratan olaylarla ilgili bilgilerin toplanması, kaydedilmesi, sınıflanması ve özetlenmesi şeklinde olur. Mali karakterdeki bu olaylarla ilgili bilgilerin toplanması, kaydedilmesi, aynı özellikte olanların sınıflandırılması ve mali raporlar halinde özetlenmesi muhasebe fonksiyonlarından biridir. Bu kapsamdaki muhasebe, muhasebenin tümü değil “ kayıt tutma “ aşamasıdır.

Mali karakterdeki olaylar hakkında kayıtlar ile yaratılan toplu bilgiler yeterli değildir. Bu bilgilerin analiz ve yorum ile kullanılabilir bilgiler haline getirilmesi gerekir. Bu da muhsebenin ikinci fonksiyonudur.

Muhasebenin işletmelerdeki yerini ve fonksiyonlarını beraber incelersek, muhasebenin şu özellikleri önem arz eder ;

Borç ve alacak ilişkilerinin izlenmesi
Mal ve hizmetlerin maliyet bedellerinin hesaplanmasında aracılık
İşletme için gerekli istatistiki bilgileri sağlama
İşletme yönetiminde araç olma
İşletme sonuçlarını ortaya koyma
İşletmenin mali varlığını hesaplama
Muhasebe kayıtlarının işletme lehinde delil olması
Denetleme aracı olması

1.4.4. MUHASEBE TÜRLERİ:

Muhasebenin temel kavram ve ilkeleri aynı olmakla beraber işletme türlerinin değişikliği nedeniyle farklı işlemlerin etkilerini aktarma ve farklı hedeflere ulaşma amacı, farklı muhasebe türlerini ortaya çıkarmıştır. Söz gelişi mal alım satımı ile uğraşan bir işletmenin ( ticaret işletmesi ) muhasebesi ile imalatta bulunan bir işletmenin ( endüstri işletmesi ) muhasebesi, değişik faaliyet dolayısıyla farklı olacaktır. İkinci tür işletmenin muhasebe kayıtları birinci tür işletmede yer ala kayıtlar ( alış, satış, borçlanma, alacaklanma kayıtları ) yanında imal edilen mamülün maliyetini saptayıcı yolda kayıtlamayı da kapsayacaktır. Ticaret işletmeleri muhasebesi temeldir ve genellikle “genel muhasebe” veya “finansal muhasebe” diye tanınır. Genel muhasebede verilen teknik bilgiler diğer muhasebelerde de geçerlidir. Genel muhasebe dışında :

Devlet için : devlet muhasebesi,
Sınai işletmeler için : maliyet muhasebesi,
Banka işletmeleri için : banka muhasebesi,
Sigorta işletmeleri için: sigorta muhasebesi,
Tarım işletmeleri için : tarımsal maliyet muhasebesi
Ayrıca işletme içinde oluşan olayları saptama ve kaydetmenin yanında, planlama faaliyetlerinde, yürütme ve denetim alanlarına giren çeşitli karar işlemlerinde, olayların yorumlanmasını, zamanında ve yeterli bilgileri taşıyan raporlarla yöneticilere yansıtılmasında etkin bir görevi olan yönetim muhasebeside önemli bir muhasebe türüdür. Yönetim muhasebesi işletme içinde kullanılması için yönetime ölçülmüş, yorumlanmış, işlenmiş, yorumlanmış bilgi sağlar.

Bunlar gibi uzmanlık muhasebelerinden bahsedilebilir. Muhasebenin sadece kayıtlama olmadığı hatırlanırsa mali raporların analizinin de, işletme türlerine göre farklı özellikleri olmak şartı ile. Yukarıda bahis konusu edilen çeşitli muhasebelerin içinde yer alacağı açıktır.

Muhasebecinin türlerini belirlemede kullanılabilecek bir yol onları çalıştıkları organizasyona göre sınıflandırmaktır. Buna göre 3 çeşit muhasebeci vardır;

Özel bir şirket için çalışan muhasebeciler,
Kamu kuruluşları için çalışan muhasebeciler,
Devlet için çalışan muhasebeciler.

2. MUHASEBENİN TEMEL KAVRAMLARI

Günümüzde işletme faaliyetlerinin genişlemesi ve karmaşık bir duruma gelmesi, işletmeyle ilgili çeşitli grupları bilgi gereksinimlerinin karşılanmasını ön plana çıkarmıştır. Gerçekten, işletmenin iç ve dış ilgilileri, genel olarak işletmenin belirli bir dönemdeki faaliyet sonuçları ve bu dönem sonundaki mali durumuyla ilgili bilgilere gereksinim duyarlar. Bu ihtiyacı gideren en önemli bilgi kaynaklarından biri muhasebe dir.

Bir binanın sağlam temellere oturtulmasına benzer şekilde, muhasebe bilgilerinin de geçerli bir takım temellere dayandırılması önem taşımaktadır.

Muhasebece üretilen ve yönetimin başarımının ne olduğunu gösteren bu bilgiler, aslında yöneticilerin kendi faaliyetlerinin sonucu olmakla beraber, aynı zamanda muhasebecinin uyguladığı farklı kayıtlama ve hesaplama yöntemlerinin, değerleme ölçülerinin de etkisi altındadır. Aynı başarım, farklı muhasebecilerin farklı görüş nedeniyle farklı kayıtlama, hesaplama yöntemlerini ve değerleme ölçülerini kullanmaları sonucu farklı gösterilebilir.

Muhasebe uygulamalarına yol gösteren genel karar alma kurallarının, diğer bir deyişle kabul görmüş ilkelerin var olması yukarıda bahsedilen bu farkların en aza indirilmesini sağlar, ya da bu farkların nedenlerini açıklar. Bu kurallara genellikle Muhasebe İlkeleri denilmektedir. Muhasebe ilkeleri muhasebede, çeşitli ilgi taraflarının yararlarını dengeli şekilde göz önünde tutan, tecrübeden ve mantıktan doğan, faydalılıkları genellikle kabul edildikten sonra ilke haline gelen çok sayıda ve değişik kaidelerdir. Bu ilkelerin teorik dayanağını kavramlar oluşturur. Bu kavramlara Muhasebenin Temel Kavramları denilmektedir. Kavramlar bir muhasebe probleminin çözümü için uygulanacak ilke veya ilkelerin saptanmasında veya yeni ve değişen durumlar için gerekli olduğunda yeni ilkeler geliştirmede temel olacak görüşleri yansıtırlar.

Finansal tabloların bileşenlerinin ve olayların muhasebe sistemince nasıl, nezaman ve hangilerinin kayda alınması, ölçülmesi ve raporlanması gerektiği muhasebenin temel kavramları yardımıyla açıklanır. Temel kavramlar muhasebe mesleği tarafından bir işletmenin finansal faaliyet ve çabalarının ölçülmesi , kaydedilmesi ve raporlanmasında bir yol gösterici olarak benimsenirler. Kuramsal oldukları kadar uygulamaya da dayanırlar ve belirli bir zamanda neyin kabul edilebilir bir uygulama olduğu konusunda muhasebeciler arasındaki görüş birliğini ifade ederler. Muhasebenin temel kavramları, muhasebeciler tarafından halihazırda kullanılan uygulamaları genel açıdan tanımlarlar. Tabii ki bunun yanısıra daha iyiye ulaşmak için ne yapılması gerektiğini de içerecek şekilde olmaları bu kavramların daha faydalı olmalarını sağlar. Tutarlı muhasebe kuramlarının geliştirilmesine ilişkin genel problemlerle ilgili oldukları kadar uygulama prosedürlerine de yön verirler.

Muhasebenin temel kavramları, muhasebe kuramının gelişiminde özellikle iki açıdan önem taşırlar. Birincisi, kavramların kendileri finansal muhasebe kurallarının gelişimi için amprik sürecin bir parçasıdırlae. Bu bağlamda bu kavramlar, muhasebe kuramının esasına ait olarak görülebilirler. İkincisi kavramlar belirli bir ekonomik ve sosyal çevrede muhasebe felsefesini şekillendiren kuramsal güçlerin etkilerini yansıtırlar. Muhasebe kavramlarının önemini tam olarak anlamak için bunların hizmet ettiği amaçları bilmek gerekir;
Kavramlar, mevcut muhasebe uygulamalarının genel olarak tanımlanmasını sağlayarak muhasebeyi öğrenmede ve uygulamada yardımcı olacak yol göstericiler olarak hizmet verirler.
Kavramlar, çok bilinmeyen ve istisnai olarak karşılaşılan durumların analiz edilmesinde ve bu durumlara ilişkin muhasebeleştirme prosedürlerinin geliştirilmesinde yardımcı olurlar.
Kavramlar, yeni ve iyileştirilmiş muhasebe uygulamaları geliştirmek için daha iyi yol göstericiler sağlama çabasındadır. Kavramlar, hem gelecekteki eylemler için bir temel olarak hem de mevcut eylemlerin finansal raporlamadaki önemli etkilerini değerlendirmek için kullanırlar.

Ancak kullanılmakta olan temel kavramların gelişimi ve kapsamlarının belirlenmesi muhasebede daima en çelişkili ve zor görevlerden birisi olmuştur. Çünkü bunlar doğal bilimler veya matematikteki ilkeler, yasalar veya kurallar gibi değildir; doğa yasalarından türetilmezler ve dolayısıyla değişmez doğrular değillerdir. Bunlar insanlar tarafından oluşturulurlar veya geliştirilirler ve sezgi, yetki ve kabul edilebilirlikle desteklenir ve doğrulanırlar. Bu yüzden daima bir değişim içinde olan gereksinimler değiştikçe genel kabul görmüş muhasebe ilkelerinde de değişiklikler olacaktır.

Muhasebe kuramı, politik faktörler ve ekonomik koşullar muhasebe kavram ilke ve kurallarını oluşturma sürecinde üç temel faktördür. Bu ilişkileri şekil 2.1’deki gibi özetleyebiliriz.












Şekil 2.1: Finansal Muhasebe Çevresi

Görüldüğü gibi muhasebe kavramı, ilke ve kuralları muhasebe uygulamalarına şekil veren en önemli unsurlar olmakla birlikte politik ve ekonomik durumlar da uygulamaya şekil veren ve kuramsal yapının belirlenmesinde göz önünde bulundurulması gereken önemli zorlayıcılardır. Bu zorlayıcılar şekil 2.2’de gösterilen tarafların ekonomik, yasal, ahlaki, sosyal açıdan baskıları ile etken olurlar.








Şekil 2.2: Finansal Muhasebe Üzerindeki Baskı Grupları

Yukarıdaki şekilden de anlaşılacağı gibi muhasebeci bir bakıma bütün ilgili taraflar arasında bir hakemdir ve bu nedenle ilgili tarafların gereksinimlerini dengeli şekilde karşılayacak bir tutuma sahip olmalıdır. Bu da genellikle kabul edilebilir belirli ilkelere bağlılığı gerektirir. Aksi takdirde muhasebeden elde edilen finansal bilgiler, işletmenin işleyişini ve işleyiş sonucunu değerlemede güvenilir bir unsur, bir araç, bir ölçü olmayacaktır. Bu nedenle muhasebede çeşitli ilgili tarafların çıkarlarını dengeli şekilde göz önünde tutan, deneyimden ve mantıktan doğan, faydalılıkları genellikle kabul edildikten sonra muhasebe ilkeleri haline gelen çok sayıda ve değişik kurallar uygulanır. Daha önce de belirttiğimiz gibi bu ilke ve kuralların seçimi hem politik hem de tekniktir. Örneğin 1930’lu yıllarda ABD’deki en büyük şirketlerden sadece dört tanasininm finansal tablolarında bir tek açıklayıcı ek bilgi varken 1990’lı yıllarda yapılan bir araştırma çok sayıda işletmenin ek açıklamaları kullandığı ve ortalama onyedi sayfalık ek bilgi açıklandığını ortaya koymuştur. Yaklaşık altmış yılda ekonominin küreselleşmesi, teknolojik devrimler, yerel ve yabancı rekabetin etkisi, yeni ve daha kompleks finansal ürünlerin gelişimi gibi yenilikler ve gelişmeler ile SPK gibi düzenleyici kuruluşların gerektirdiği düzenlemeler,sağlanan finansal bilginin türünde değişikliklere ve iyileştirmelere neden olmuştur. Ekonomik ve finansal değişiklikler arttıkça ilgili ve güvenilir bilgi gereksinimi de artacaktır.

Ülkemizde, Muhasebe Sistemi Genel Tebliği ile getirilen muhasebenin temel kavramları tebliğdeki gibi sıralanmış ve açıklanmıştır:

Sosyal Sorumluluk Kavramı
Kişilik Kavramı
İşletmenin Sürekliliği Kavramı
Dönemsellik Kavramı
Parayla Ölçülme Kavramı
Maliyet Esası Kavramı
Tarafsızlık Ve Belgelendirme Kavramı
Tutarlılık Kavramı
Tam Açıklama Kavramı
İhtiyatlılık Kavramı
Önemlilik Kavramı
Özün Önceliği Kavramı

Bu kavramları şimdi sırayla incelemeye çalışalım.

2.1. SOSYAL SORUMLULUK KAVRAMI:

İşletme ile ilgili taraflara bilgi sağlama amacını karşılayacak olan finansal tabloların geliştirilmesi sosyal sorumluluk gerektirir. Muhasebe sadece işletmenin yöneticilerine gerekli bilgiler vermekle kalmaz. Değişik nedenlerle işletmenin işleyişi ile ilgileri bulunan veya ileride ilgilenecek olan taraflara da işletmenin finansal durumu ve işleyişinin sonucu hakkında bilgi vermek muhasebenin amaçlarından ve görevlerinden birisidir.
Muhasebe bu tarafları yanıltmayacak doğru bilgiler verme sorumluluğundadır. Muhasebe bu görevini yerine getirirken hukuki sorumluluktan daha kapsamlı bir sorumluluğu ifade eden sosyal sorumluluk duygusu ile hareket etmelidir. Muhasebenin organizasyonunda, uygulamaların gerçekleştirilmesinde, üretilen bilgilerin rapor edilmesinde belli bir ilgi grubunun değil tüm ilgi gruplarının hatta tüm toplumun çıkarlarının gözetilmesi gereğine sosyal sorumluluk kavramı denir. Ancak böyle bir sorumluluk duygusu ile hareket edildiği takdirde muhasebece sağlanan bilgilerin gerçeğe uygun, tarafsız, önyargısız ve adil olması sağlanabilir.

Bu kavrama “Doğruluk Kavramı”, “Hakkaniyet Kavramı” da denilmektedir. Bu kavrama bağlı kalmanın şartlarından biri muhasebeye esas olan verilerin güvenilir olmasıdır. Dolayısıyla kavramın “Tutarlılık Kavramı” ve “Tam Açıklama Kavramı” ile yakın ilgisi vardır.

Muhasebenin tanımında muhasebe ve muhasebecilerce yerine getirilecek önemli bir işlevin; işletmelerin ekonomik ve finansal durumlarını gösterir muhasebe bilgilerinin “işletme ile ilgili kişi ve kurumlara iletilmesi” olduğu belirtilmişti.

Muhasebe bilgi sistemi içinde üretilen bilgilerin önemi ve değeri genel olarak iki odakta toplanır. Bilgileri önemseyen ilk odak işletmenin kendisi ve ikincisi dış çevredir. İşletme yönetimine üstlendiği görevleri başarabilmek ve sorumluluklarını yerine getirebilmek için önderlik eden evrensel kavram sosyal sorumluluk kavramıdır. Sosyal sorumluluk kavramı ile anlatılmak istenen “bütün toplumlar ve zamanlar için geçerli olan” değer yargılarıdır. Bu değer yargıları en azından kişi ve kurumların ödev alırken ve yükümlülüklerini yerine getirirken bilinçlerinde duydukları iyilik ve doğruluk ögeleri, adalet duygusu, erdem ve ahlak değeri olarak onur dur.

Sosyal sorumluluk bilinci ile davranan muhasebecilerin ürettiği muhasebe bilgilerinin ikinci odağını oluşturan dış çevre olumlu veya olumsuz yönde, genellikle, kolayca etkilenirler. Karma ve/veya serbest piyasa ekonomisinin egemen olduğu çoğulcu demokrasilerde işletmelerin etkenliği ve çıkarlarını koruması; ancak, toplumu oluşturan ve farklı sosyo-ekonomik özellikler gösteren ilgi gruplarının gereksinimlerini karşılamakla ve onları yanıtlamakla olanaklıdır. Bu noktada muhasebe ve muhasebecilerin sosyal sorumluluklarının boyutu Kamuyu Aydınlatma İlkesi ile bütünleşmektedir.

Günümüzde işletmelerin artan faaliyet hacimleri, bu faaliyetler ve sonuçları ile ilgilenen menfaat gruplarının da hacmini artırmıştır.bu menfaat gruplarının başlıcaları yöneticiler, ortaklar, işletmede çalışan personel, işletmeye borç para veren kredi kurumları ve devlettir.

İşte muhasebe bu menfaat gruplarını yanıltmayacak doğru bilgiler verme sorumluluğu ile yükümlüdür. Bu da muhasebe işlemlerinde gerçeğin, adaletin daima temel olarak benimsenmesi ile mümkündür. Bu prensibe bağlı kalmanın şartlarından en önemlisi muhasebeye esas olan verilerin güvenilir olmasıdır.

2.2. KİŞİLİK KAVRAMI:

Muhasebe ilkelerinin uygulanması için ekonomik etkinliklere ait belirli birimlerin tanımlanması gereklidir. Her birim, kendisi için hesapların devam ettirilip raporların oluşturulacağı ayrı bir kişi olarak tanımlanır ve her bir birim muhasebe kişisini ifade eder. Muhasebe kişisi, kaynakları kontrol eden, taahhütte bulunmak ve taahhütleri üstlenmek için sorumluluk alan ve ekonomik etkinlikleri yürüten ekonomik bir birimdir. Bu kişinin sahiplerinden, çalışanlarından, alacaklılarından, yönetiminden veya onunla ilgisi olan diğer taraflardan ayrı bir varlık olduğu varsayılır ve bu kişi açıkça belirtilmiş veya ima edilmiş amaçları izlemek için insanlar yada ekonomik kaynaklar tarafından oluşturulmuş bir organizasyon, bir kuruluş veya bir faaliyet ünitesi olabilir. Böylece bir kar merkezi, bir üretim hattı, bir ortaklık, bir tek kişi işletmes, bir şirket veya şirketler grubu için muhasebe kişisi var olabilir ve muhasebeci bunlardan herhangi bir tanesi için kayıtları sürdürüp raporlar hazırlayabilir. Görüldüğü gibi muhasebe kişisinin tanımı ilgi alanını belirler ve böylece olası amaç ve etkinlikleri ve onların finansal tablolarda yer almasını sağlayabilecek tutarları sınırlandırır. Muhasebeci spesifik bir muhasebe girişiminin finansal bilgilerini muhasebeleştirecek ve raporlayacaktır; bu da muhasebe kişiliği varsayımının temelini oluşturur. Böylece bu varsayım, belirli bir muhasebe kişisinin finansal tablolarında hangi bilgilerin yer alacağının sınırlarını ortaya koyar.
Muhasebe kişiliği ile işletme kişiliği aslında birbirinden farklıdır. Bir birey, bir bölüm veya departman veya bir sektörün tamamı ayrı bir muhasebe kişiliği olarak düşünülebilir.

Muhasebenin, işletmenin sahiplerinden ayrı, kendine öz bir kişiliği olduğu varsayılır. Muhasebe kişiliği ile tüzel kişilik karıştırılmamalıdır. Bazı durumlarda çakışan bu terimler gerçekte farklı anlamlar taşırlar.

Muhasebe kişisi varlıkların üzerinde kontrola sahip olan, taahhütlere girişen ve bunları yerine getiren, ekonomik faaliyeti yöneten ekonomik birimdir. Böyle bir kişi kar amcı güden veya gütmeyen bir uğraşa sahip bir şahıs, adi bir ortaklık, bir şirket, bir işletmeler topluluğu hatta bir departman olabilir. Bir departmanın hukuki açıdan tüzel kişiliği olmamakla birlikte, bir muhasebe kişisi olanaklıdır. Muhasebe kişiliğinin tanınması faaliyet sahasının ve dolayısıyla finansal raporlara dahil edilecek hususların belirlenmesini sağlar.

Muhasebe işletme sahibinin değil, kurumun faaliyetlerini rapor etmektedir. Kurumun sahip veya sahiplerinden ayrı, kendi başına hesapsal bir kişiliği vardır. Bu varsayıma dayanarak ortaklardan birine yapılan satış diğer müşterilere yapılanlar gibi işlem görecektir.

Her kurumun sahibinden ayrı bir kişiliğe sahip olması ilkesi kurum ile sahipleri arasındaki ilişkilerin yasal izahına da uygundur. Bununla beraber, muhasebecilerin zaman zaman yasal bütünlük kavramını terkedip, idari ve ekonomik bütünlük kavramını tercih ettikleri görülür. Bu durumda muhasebeci birkaç yasal kurumu bir tek iktisadi kişi olarak kabul edebilir.

2.3. İŞLETMENİN SÜREKLİLİĞİ KAVRAMI:

Ekonomik çevre nispeten belirli bir düzeyde faaliyetlerini sürdüren işletmeler tarafından oluşur. Buna rağmen bazı işletmeler finansal zorluklarla karşılaşır ve faaliyetlerini durdurmak zorunda kalabilirler, ama bunlar normal beklentiler değildir. Bir işletmenin yaşamının, aksine bir kanıt olmadıkça sonsuz olduğu, sonsuz olmasa bile en azından mevcut planlarını, taahhütlerini ve kontratlarını yerine getirmeye yetecek kadar süreceği varsayılır.bu varsayım işletmenin sürekliliği kavramıdır.

Farklı birimler şeklinde olan muhasebe kişisinin yapısı göz önünde tutularak yapılan bu varsayım, faaliyetlerin sınırsız birzaman için organize edilmesini gerektirir. Bu nedenle normal koşullarda işletmenin süresiz olarak faaliyette bulunacağının kabul edilmesi önemli bir mantıksal adım olarak kabul edilir.

Bugünün rekabete dayalı ekonomik hayatına ayak uydurmayı mümkün kılacak uzun vadeli planlama ve araştırmaların yapılması da işletme yaşamının sürekliliğinin kabul edilmesi durumunda söz konusu olabilecektir. Bu eylemlerin gerektirdiği harcamalar da işletmenin sürekliliği kavramına göre muhasebeleştirilmelidir. İşletmenin sürekliliği kavramı temel alınmadığında, diğer bir ifade ile bu harcamalar sonunda elde edilecek faydaların uzun sürelere yayılmasının önemli görülmemesi halinde uygulanacak kayıt şekli(gider kaydetme) ile süreklilik kavramının benimsenmesi halinde uygulanacak kayıt şekli (aktifleştirme) birbirinden farklı olacaktır. Bu ayrımda ayrıca ileride inceleyeceğimiz diğer bir kavram olan dönemsellik kavramının da etkisi olduğunu belirtmek isteriz.

2.4. DÖNEMSELLİK KAVRAMI:

İşletmenin ekonomik alanda yaşamının devamlılığını sağlamak için geçmiş faaliyetlerini değerlemek, kontrolü sağlamak ve geleceği planlamak şarttır. İşletmeler, hükümetler, yatırımcılar ve diğer ilgili taraflar böyle bir bilgi için çok uzun hatta bazen sonsuz ve belirsiz bir şekilde bekleyemezler. Yatırımcılar, kreditörler ve diğer ilgili taraflar kaynakların dağılımı konusundaki kararlarını süreklilik varsayımı altında verirler ve karar vermede kendilerine yardımcı olacak finansal bilgilere zamanında ulaşma gereksinimi içindedirler. Bu yüzden raporlama ile kendilerine finansal veri sunulan taraflar, muhasebe kişiliği için belirli dönemlerin belirlenmesini zorunlu kılarlar Dönemsellik Kavramı, bir işletmenin yaşamı boyunca yaptığı ekonomik etkinliklerin finansal raporlama amacıyla çeşitli yapay zaman dilimlerine bölünebileceği varsayımıdır. Aslında işletmenin faaliyet sonuçlarının en doğru şekilde ölçülebilmesi, işletmenin nihai likiditasyonu anında gerçekleşir ve işletmenin yaşamı süresince oluşan kar, işletmenin ortaklarına vermiş olduğu varlıkların büyüklüğü ile ortaklarca işletmeye verilmiş olan büyüklük arasındaki farktır.bir projenin sağladığı hasılatın ölçülmesinde nispeten en kolay yol olan o projenin tamamlanma süreci boyunca sağladığı nakit hareketlerinin ölçülmesine benzer. Proje tamamlanmadan önce ona ilişkin hasılatın belirlenmesi oldukça zordur. Mevcut ve potansiyel yatırımcıların karar verebilmeleri, devlete olan vergi borcunun miktarının belirlenebilmesi gibi sebepler işletme faaliyetlerinin sonuçlarının belirli dönemler için ölçülmesini gerektirir. Bu nedenle muhasebeciler, sürekli olan işletme faaliyetlerinin sonuçlarını belirlemek için gereksinimlerine uygun olarak belirlenen zaman aralıklarından oluşan belirli muhasebe dönemlerini tanımlamak zorundadırlar. Ancak bu muhasebe dönemlerinin her bir tarafça kendi gereksinimleri doğrultusunda belirlenmesi karşılaştırma yapma olanağını ortadan kaldırabilir. Bu nedenle dönemlerin belirlenmesi ve uzunluğu konusunda varsayımlarda bulunulmuş ve dönemsellik kavramı oluşturulmuştur. Daha öncede belirtildiği gibi dönemsellik kavramı, muhasebe kişisinim ekonomik faaliyetlerinin finansal raporlama amacıyla yapay zaman dilimlerine bölünmesini ifade eder. Bu zaman dilimleri değişik nedenlerle farklı süreleri kapsasa bile finansal raporlamada genellikle bir yıl esas alınır.

Süreklilik kavramı ile bir işletme sonsuz yaşamı olan bir varlık olarak tanımlanmıştı. Ancak, bu sonsuz yaşamın nasıl sürdüğünü bilmek; diğer bir anlatımla işletmenin ekonomik yaşamda ve özellikle bağlı olduğu ticaret veya sanayi kesimindeki durumunu zaman zaman gözlemek ve gözlem sonuçlarını almak gerekir. Öyle ise; sürekli yaşam sürerken belli bir anda, gözlem için, geriye bakılacak ve geride kalmış olayların durumu değerlendirilecektir. Birbirini kovalayan iki gözlem anı arasında kalan zaman dilimi değerlendirmenin yapılacağı dönemi gösterecektir. Buna göre; sürekli yaşam bir dönemler zinciri olarak sürüp gidecektir.

İşletmenin özel muhasebe kişilikleri üstlendikleri görevi yerine getirirken; muhasebenin etkinliğini en üst düzeye çıkarabilmeyi de amaçlamalıdır. Bu amaca ulaşmada gözlenecek dönem süresinin uygunluğu önde gelen bir koşuldur. Muhasebe kişiliklerinin kayıtlama fonksiyonundan denetim fonksiyonuna kadar uzanan sorumlulukları, bu bu sorumluluklarının başarılmasında önceden belirlenmiş dönemlere dayanır. Uygulamada işletmelerin nitelik ve özelliklerine göre, genellikle yıllık, altı aylık, üç aylık, ve aylık dönemler görülür. Bilgi işlem makinalarının muhasebe uygulamalarında yeralması dönem sürelerini, bilgi sağlamadaki çabukluk nedeni ile daha da kısaltmaktadır.
Dönemsellik kavramı gereğince işletmenin sınırsız kabul edilen yaşamının belirli dönemlere bölünmesi ve bu dönemlere ilişkin faaliyet sonuçlarının diğer dönemlerin faaliyet sonuçlarından bağımsız olarak saptanması gerekir. Her bir dönemin faaliyet sonuçlarının net etkisini saptayabilmek için o dönemde sağlanan hasılat ile giderlerin belirlenmesi ve bunların eşleştirilmesi gerekir. İşletmenin döneme ait karının ve karlılığının belirlenmesinde hasılatın nezaman kayda alınacağı onemli olmaktadır. Örneğin, hasılat eğer erken kayda alınırsa gelir tablosunda olduğundan fazla raporlanacak, bu da işletmenin gerçekte olduğundan daha fazla karlı görülmesine neden olacaktır. Diğer taraftan eğer geç kayda alınırsa gelir tablosu bu kez de hasılatı ve karı olduğundan daha düşük gösterecek ve işletme olduğundan daha az karlı görünecektir. Her iki durumda da dönemler arası haksız kaymalara neden olacaktır. Dönem karının hesaplanabilmesi için öncelikle o dönemde sağlanan hasılatın aynı döneme ait giderlerle karşılaştırılması yine dönemsellik kavramının bir gereğidir ve eşlestirme ilkesini ifade eder.

2.5. PARA İLE ÖLÇME KAVRAMI:

Bu kavram aslında değişik görüşe göre değişikiki şekilde açıklanır. Görüşlerden birisi paranın ortak bir ölçü birimi olması esasına, diğeri ise ortak bir ifade aracı olması esasına dayanır.

Muhasebenin temel problemlerinden birisi, finansal nitelikteki işlemlerden etkilenen her bir unsurdaki değişmeyi ölçmek için uygulanabilecek ortak bir araç yani ölçü birimi bulmaktır.paranın ölçme birimi olarak seçilmesi esası, para biriminin sermaye, mal ve hizmet değişimlerinde ilgili taraflar için değişimi en etkin olarak ölçen ortak bir araç olduğunun varsayılmasıdır. Bu yüzden muhasebe kişisinin ekonomik etkinliklerinin sonuçları para ile ölçülmeli ve parasal büyüklükleri üzerinden raporlanmalıdır.bu kavramı kabul etmenin temelinde parasal birimin ilgili basit evrensel olarak kabul edilebilir, anlaşılabilir ve yararlı olduğu düşüncesi yatmaktadır. Çünkü ölçü birimi örneğin, metreküp, metrekare, adet, kilo gibi fiziki değişmelere ilişkin olabileceği gibi zamanla da ilgili olabilir. Ayrıca kasa, banka, alacak, borç gibi bazı unsurlar içinde para olabilir. Kayıtların böyle değişik ölçü birimleri üzerinden yapılması halinde işletmenin faaliyetlerinin ve hareket gören unsurların yapılarının birbirinden çok farklı olması nedeni ile ölçme işleminin yapılabilmesi için bunların toplanabilmeleri ve karşılaştırılabilmeleri olanaksız hale gelir. Ayrıca dönem sonunda bir dönemin faaliyetlerinin değerlendirilmesi, önceki dönemlerin karşılaştırılması ve kontrolü mümkün olmaz

Para ile Ölçme Kavramı’na göre muhasebeden beklenen kontrol ve planlama amaçlarına ulaşabilmek için sonucu etkileyen hareketlerin ortak bir ölçü birimi ile ifade edilmesi gerekir. Bu ortak ölçü birimi de günümüzün ortak değişim aracı olan paradır.

Para ile ölçülebilme kavramı muhasebeciler tarafından seçilebilen ve ölçülebilen bilginin tipine kesin bir sınır oluşturur ve böylece muhasebecinin işletme hakkında ileteceği bilginin türünü sınırlar.

Para ile ölçme esasının bazı zayıf yönleri de vardır; çünkü bu esas paranın satın alma değerinin zaman içinde değişmediği varsayımını da içermektedir. Ancak yaşanan enflasyon, paranın satın alma gücünde azalmalara neden olmaktadır. Bu durum paranın ölçü birimi olma niteliğini etkilemektedir. Bu bakımdan para ortak bir ölçü olmak yerine daha çok ortak bir ifade aracı olma işlevine sahiptir. Bu nedenle bu kavrama “para ile ölçme kavramı” yerine “para ile ifade kavramı” denilmesi tercih edilmelidir.

Paranın ortak bir ölçü birimi olma niteliğini engelleyen enflasyon nedeni oluşan etkileri gidermek üzere finansal tablolarda enflasyondan etkilenen rakamların paranın gerçek satın alma değerine göre düzeltilmesi veya değişen fiyatların etkisinin ek tablolarda açıklanması yoluyla bu kavramın eksikliği ortadan kaldırılmaya çalışılmaktadır. Anca yine de bu eksikliğin varolduğunu içerecek şekilde paranın ölçü birimi olması yerine para ile ifade etme kavramının tercih edilmesi daha uygun olmaktadır. Çünkü bu kavrama bağlı kalarak muhasebe ile aktarılacak bilgilerin ancak değişmelerin para ile ifadesi şeklinde olacağı belirtilmektedir.

Muhasebenin tanımında yeralan finansal nitelikli olaylar, para ile ifade edilebilen olaylardır. Para ile ifade edilemeyen olayların muhasebenin dışında kalacağı da bu kavramın gereğidir. Çünkü geleneksel olarak finansal tablolar sadece finansal bilgileri içerir. Ama finansal raporlar sadece finansal tablolarla sınırlı değildir. Finansal bilgilerle birlikte işletme ile ilgiliekonomik verilerin yer aldığı muhasebe raporlarıda söz konusudur.
Bu kavramın altında yatan diğer bir düşünce de ekonomik bilgilerin iletilmesinde ve rasyonel ekonomik kararların alınmasında sayısal verilerin daha temel olduğu düşüncesidir. Tabii ki bu sayısal verilerin de ortak bir ölçü birimi üzerinden yani para birimi olarak belirtilmesi, karşılaştırma ve değerleme yapmada daha yararlı olacaktır.

2.6. MALİYET ESASI KAVRAMI:

Varlıklar, geçmiş işlem veya olayların bir sonucu olarak belirli bir işletme tarafından elde edilen veya kontrol edilen olası gelecek ekonomik yararlardır. Yükümlülükler ise geçmişteki işlem veya olayların sonucu olarak gelecekte diğer işletmelere hizmet sağlamak veya varlıkları transfer etmek için belirli bir işletmenin şu andaki zorunlulukları nedeniyle vazgeçilecek olan olası gelecek ekonomik fedakarlıklardır. Varlıkların ve yükümlülüklerin muhasebe kayıtlarında ve tablolarında gösterilebilmesi için para ile ifade edilmesi gerekir.

Ancak para ile ifade edilecek büyüklüğün belirlenebilmesi için hangi değer esas alınacaktır? Bu değer,

Elde etme veya maliyet değeri,
Cari ney yerine koyma değeri,
Cari net satış değeri,
Gelecekteki nakit akışlarının şimdiki değeri,
olabilir.

Günümüzde varlıkların ve yükümlülüklerin değerlemesinde maliyet değeri esas alınmaktadır. Finansal tabloları hazırlayanlar ve kullananla, geleneksel olarak, Tarihi Maliyet Kavramı’na bağlı kalarak muhasebede ölçme ve raporlama için en faydalı esasın maliyet olduğunu kabul etmişlerdir. Çünkü;

Maliyet değeri belgelere dayandırılarak kolayca ve nesnel olarak elde edilebilir. Bu nedenlerle diğer değerleme yöntemlerine göre daha güvenilir olduğundan da bir üstünlüğe sahiptir.
Maliyet bir tahmin veya yargı konusu değil kesin ve kanıtlanabilir bir değerdir. Bir kez belirlendikten sonra o varlık işletmenin varlıkları arasında kaldığı sürece maliyeti de sabit kalır. Kesinlik ve kanıtlanabilirlik özellikleri muhasebe verilerini kullananlar için oldukça önemlidir.
Süreklilik kavramı işletmenin hemen likide edilemeyeceğini benimsediğinden tasfiye değeri yerine varlıkların elde edilme maliyetleri üzerinden ele alınmasını gerektirir.

Kesinlik ve kanıtlanabilirlik özellikleri muhasebe verilerini kullananlar için oldukça önemlidir. Çünkü sunulan bilgilere güvenebilmek için hem işletme içi hem de işletme dışı taraflar bilginin doğru olduğunu ve gerçeğe dayandığını bilmelidirler. Muhasebeciler kayıt tutmada maliyeti esas alarak raporlarında nesnel ve kanıtlanabilir veri sunabilirler.görüldüğü gibi tarihi maliyet kavramı, verilerin güvenilir olması (tarafsızlık ve belgelendirme) kavramı ile ilişkilidir. Örneğin, eğer cari net yerine koyma değeri kayıtların temeli olarak kabul edilmiş olsaydı bu durumda her bir varlıktan gelecekte yarar sağlama hakkını elde etmek için o varlığa cari olarak sahip olabilmenin gerektirdiği tutarları belirlememiz gerekecekti. Stoklar gibi sık sık satın alınan varlıklar için satıcıların kataloglarınaveya fiyat listelerine bakarak cari yerine koyma maliyetleri kolayca hesaplanabilir. Ancak, arazi, bina gibi daha az sıklıkla alınan varlıkların yerine koyma değerlerini bulmak daha zordur. Değerleme esası olarak cari yerine koyma maliyetini kullanmadaki temel güçlük, kullanılmakta olan varlıkların çoğu için iyi organize edilmiş ikinci el piyasaların olmamasıdır. Değerleme esası olarak cari net satış değeri alındığında da benzer sorunlarla karşılaşılacaktır. İşletmenin sahip olduğu varlıkların herbirini tek tek satması halinde elde edeceği net nakit büyüklüğü (satış fiyatıeksi satış gideri) cari net satış değeri olacaktır. Cari net satış değerinin bulunmasında karşılaşılacak ilk sorun, o unsurun satışı yapılmadan satış fiyatının nasıl belirleneceği konusunda olacaktır. Kullanılmış varlıklar için organize bir ikinci el piyasa olmadığında herkes farklı bir satış fiyatından sözedebilecektir. Bunun yanısıra tüm işletmeler hesaplarını en azından yıllık olarak kapatmak zorundadır ve buna ek olarak bazı işletmeler de her ay sonunda karlarını hesaplamak isteyebilirler. Bu işletmeler karını hesaplamak istedikleri her dönemin sonunda her bir varlığın eski satış değeri yerine yeni satış değerini belirleyip kullanmak zorunda kalacaklardır. Bu oldukça zor ve kişisel yargılardan etkilenebilecek olan bir durum olduğu için hesaplanacak kar rakamı da farklı ve yanıltıcı olabilecektir. Tabii bu sorunlar cari maliyet ve diğer değerleme yöntemleri içinde söz konusudur. Ancak değişik değerleme ölçülerine göre varlık ve yükümlülüklerin değerlenmesi ve karın ölçülmesi istenildiğinde bu olanağı sağlayacak değişik yöntem ve kayıtlama yollarıda vardır; fakat temel olan maliyet esasıdır.

Maliyet esası kavramısüreklilik kavramı ile bağlantılıdır yukarıda da değinildiği üzere işletmenin sürekliliği kabul edilmediği takdirde, edinilen varlığın tasfiye halindeki değeri düşünülecek, dolayısıyla piyasa fiyatlarının değişmesine paralel olarak varlıkların değeri her an değişiklik gösterecektir.piyasadaki her değişikliğe göre işletme varlıklarının değerinin değiştirilmesnin düşünülemeyeceği ortadadır. Bunun yerine değişmez nitelikteki maliyet esası kabul edilir . para değerindeki değişmelerin maliyet değerini anlamsız hale getirdiği durumlarda ; maliyet değeri o günün para değeri üzerinden yeniden belirlenebilir. Bu işlem daha çok, fiyat değişmelerinden uzun vadede etkilendikleri için, duran varlıklara uygulanır. Bunun dışında bazı durumlarda maliyet esası kavramından sapmalar olabilir.

2.7. TAM AÇIKLAMA KAVRAMI:

Hangi bilginin raporlanacağına karar vermede muhasebeciler, bilgilendirilen kullancıların yargılarını ve kararlarını etkileyecek her türlü bilginin tam olarak sağlanmasına ilişkin genel uygulamayı izlerler. Genellikle bu, tam açıklama ile ifade edilir. Bu kavram finansal raporlarda yer alan bilginin yapısını ve miktarını belirler. Kullanıcılar için fark yaratacak konuların açıklanmasında bilginin yeterince ayrıntılı olması ve bilginin anlaşılır kılınmasını sağlamak için yeterli bileşimde ve yoğunlukta olması gerekir. Bunun için de tam açıklama kavramının gereği olarak muhasebe, kayıt içine sokamadığı bazı bilgileri raporlarda, parentez içinde veya dipnot olarak veya açıklamalar olarak vermelidir. Varlıkların sigortalı olup olmadıkları, sigorta değerleri, bilanço hazırlıkları sırasında ancak bilanço tarihinden sonra meydana gelmiş büyük zarar (yangın, sel, deprem vb. Nedenlerle) veya dönem içinde yapılan fakat tamamlanmamış büyük değere sahip bir anlaşma (alınan sipariş gibi), benimsenen yöntem ve ilkelerdeki değişmeler sözünü ettiğimiz şekillerden birisiyle bilgi kullanıcılarına ileterek açıklanmalıdır. Tabii bu arada bunların kullanılmasının maliyeti de göz önünde bulundurulmalıdır.
Özetle muhasebeciler finansal durum, karlılık, nakit akışları ve yatırımlara ilişkin bilgilere üç şekilde sunabilirler:
Finansal tablolarda
Finansal tabloların açıklamalarında
Ek bilgi olarak
Bunların toplamı da finansal raporları oluşturur.

Bu kavram; mali tabloların, bu tablolardan yararlanacak kişi ve kuruluşların doğru karar vermelerine yardımcı olacak ölçüde yeterli, açık ve anlaşılır olmasını anlatır.

Bu kavram gereğince raporlar üzerinde inceleme yapacak olanlara gerkli tüm bilgiler raporla birlikte verilmelidir. Örneğin; raporda sadece borç miktarının yazılı olması, işletmenin mali durumu hakkında yorum yapılabilmesi için yeterli değildir. Bu borçların vadelerinin de bilinmesi gerekir. Borç miktarı aynı olduğu halde, borcun büyük kısmı uzun vadeli olduğunda mali durumu çok iyi olarak nitelenen bir işletmenin; aksi durumda yani darboğazla karşı karşıya olduğu düşünülebilir.

2.8. DEĞİŞMEZLİK ( TUTARLILIK ) KAVRAMI:

Muhasebe bilgisini kullanan taraflar işletme ile ilgili kararlar verirken hem işletmenin dönemleri arasında hem de işletmeler arasında kıyaslamalar yaparlar. Bu nedenle karşılaştırılabilirlik, benzerliklerin ve farklılıkların elde edilebilmesine olanak tanıyan önemli bir niteliktir. Muhasebe bilgisinin dönemler arası karşılaştırılabilirliği sağlamak için değişmezlik kavramı kabul edilmiştir. Değişmezlik kavramı, belirli bir muhasebe kişisinin muhasebe uygulama ve prosedürlerinin zaman içinde tutarlılıkla uygulanmasını vurgular. Diğer bir ifade ile, muhasebenin, amaçlarına ulaşabilmesi için her dönem bağlı kaldığı ilke ve usuller aynı olmalıdır. Çünkü karşılaştırılabilir olmadığında fark yeterince tanımlayıcı ve yararlı olmayacaktır.

Bu kavrama en çok raporların analizi ve yorumlanması sırasında gereksinim vardır. Muhasebe kayıtlarında bir önceki dönemden farklı usuller uygulanması halinde, bu kayıtların birer sonucu olan finansal raporlar yanıltıcı karşılaştırmalara yol açar. örneğin, bilançonun sınıflandırılmasında bir sınıfa dahil edilmiş bir unsurun ertesi dönem başka bir düşünce ile ayrı bir sınıfa dahil edilmesinin yaratacağı farklı durum iki dönemin raporları karşılaştırılırken yanlış fikirler elde edilmesine yol açar. o kadar ki aynı işletmenin, iki ayrı döneme ait faaliyetinin niteliği ve büyüklüğüaynı olsa bile uygulanan muhasebe yöntemlerinin farklı olması nedeniyle sonuçlar birbirinden çok farklı gözükebilir. Ancak, bu işletmenin benimsediği yöntemlerden hiçbir şekilde ayrılmayacağı anlamına da gelmez. Gerektiğinde değişme yapılabilir; fakat bu değişmenin ne şekilde olduğu ve ne tür bir etki yarattığı belirtilmelidir.

Tutarlılık kavramı; muhasebe uygulamaları için seçilen muhasebe politikalarının, birbirini izleyen dönemlerde değiştirilmeden uygulanması gereğini anlatır. İşletmelerin mali durumunun, faaliyet sonuçlarının ve bunlara ilişkin yorumların karşılaştırılabilir olması bu kavramın amacını oluşturur.

Tutarlılık kavramı, benzer olay ve işlemlerde kayıt düzenleri ile değerleme ölçülerinin değişmezliğini ve mali tablolarda biçim ve içerik yönünden tekdüzeni öngörür.

Geçerli nedenlerin bulunduğu durumlarda, uygulanan muhasebe politikaları değiştirilebilir. Ancak bu değişikliklerin ve bunların parasal etkilerinin açıklanması gerekir. Örneğin; maliyet uygulamasında bir değişiklik yapmak durumunda kalan işletme, bu değişikliğin stoklara ve satışların maliyetine yaptığı etkiyi bilanço ve gelir tablosu dipnotlarında açıklamalıdır.

2.9. VERİLERİN GÜVENLİ OLMASI (TARAFSIZLIK VE BELGELENDİRME ) KAVRAMI:

Muhasebe verilerinin güvenilirliği, işletmenin dış taraflarla arasındaki işlemlerin belgesel kanıtlarının yüksek derecede doğrulanabilir olmasından daha fazlasına dayanır. Hasılat ve giderlerin dönemlere dağıtılması gibi iç yargıların; ilgili gerçekleri ve durumları yansıtması için nitelikli elemanlar tarafından yürütülen bir iç kontrol sistemi gereklidir. Muhasebe verilerinim güvenilir olması işletmenin iç kontrolü ile mümkündür. Verilerin güvenilir olması kavramı objektiflik kavramını kapsar. Objektiflik dar tanımına göre, gözlemleyenlerden bağımsız ve dış faktörlerin varlığına dayandırılmaktan çok daha gerçekçi bir şekilde gözlemciler arasındaki bir fikir birliğidir. Geniş tanımına göre, tarafsız olunduğu vurgulanarak objektiflik, bir ölçümü destekleyen kanıtları, seçilen yöntemdeki taraf olma sorununu ve ölçümün muhasebe amaçlarını karşılamadaki uygunluğunu kapsar.

Sosyal sorumluluk kavramınıngereği gibi yerine getirilebilmesi için muhasebe kayıtlarının gerçek durumunu yansıtan ve usulüne uygun olarak düzenlenmiş objektif belgelere dayandırılması gerekir. Bu kavram, örneğin; bir mal alınışında ambar memurunun ifadesi yerine, satıcının faturasına ve ambar fişine dayanılarak muhasebeleştirme yapılması gereğini anlatır. Bu kavram gereğince muhasebe kayıtlarının dayanağı beyan, tahmin gibi öznel öğeler yerine, fatura, makbuz, senet, bordro gibi nesnel belgeler olmalıdır. Bu kavram, muhasebe kayıtlarına esas alınacak yöntemlerin seçilmesinde tarafsız ve önyargısız davranılmasınıda anlatır.

Özetle , işletmeyle ilgili çeşitli grupların çıkarlarını hakkaniyet ölçülerine uygun şekilde dengelemek üzere, muhasebe objektif gerçekleri yansıtan her zaman ispatlanabilen ve güvenilen belgelere dayanmalıdır.

2.10. İHTİYATLILIK ( TEMKİNLİ OLMA ) KAVRAMI:

“Temkinli ol!” uyarısı doğrudan doğruya muhasebecilere yöneltilmiş ve onlara uygulama anı ve sonrasında bilinçli, dikkatli ve özenli davranmaları,
Satışların, hasılatın ve gelirin saptanması konusunda herhangi bir tahminde bulunmamaları,
İşletmenin tüm borç ve zararlarını saptamaları ve kayıtlamaları
gereğini hatırlatmıştır.

Bu kavram muhasebe olaylarında temkinli davranılması, tarafsız bir muhakeme ile işletmenin karşılaşabileceği risklerin ve belirsizliklerin göz önünde tutulması gereğinş anlatır. Bu kavram gereğince; bir gelir ancak gerçekleştikten sonra işletmenin gelirleri arasına katılırken, gider ve zararlar kesinleşmese de ortaya çıktıklarında işletmenin sonuç hesaplarında gider ve zararların arasına katılır, yani işletmenin karından düşülür.

2.11. ÖNEMLİLİK KAVRAMI:

Muhasebe ve denetim literatüründe önemliliğin kesin tanımı yapılmamaktadır. Çünkü önemlilik, bahse konu olan herhangi bir problemin çözümünde o problemi çevreleyen şartların ışığı altında hüküm verilecek bir meseledir. Bu bakımdan muhasebecinin önemli olmayanı ayırabilmesi için ancak genel bir tanım yapılabilir.

Bir durum, bir olay veya unsurun, içinde bulunduğu zaman yönünden, açıklanması veya bir yöntem olarak kullanılması hükme tesir edecekse veya hükümde bir fark yaratacaksa o durum, o olay veya unsur önemlidir.

Yatırım ve diğer kararlar için ilgili olan finansal bilgiler genellikle önemli derecede detaylı olarak hazırlanabilir. Çok fazla bilgi tıpkı çok az bilgi gibi yanıltıcı olabilir. Eğer çok fazla bilgi gösterilirse, ilgili hususlar gömülür ve okuyucu kararlarını yetersiz bilgilere dayandırmış olur.

Muhasebecinin finansal raporlamadaki sorumluluklarından biri bu bilgi yığınını, raporları kullanacaklar için anlamlı hale getirecek şekilde özetlemektir. Böylece önemlilik, nelerin açıklanacağı üzerine bir sınırlamadır. Bir bakıma, önemlilik belirli kullanıcıların büyük detay yığını kullanma imkansızlığının ortaya çıkardığı bir zorunluluk olarak görülür.

Önemliliği etkileyen iki faktör vardır:
Bir unsurun rapordaki önemli sayısal büyüklüklere oranla hacmi (büyüklüğü),
Ele alınan unsurun yapısı .


2.12. ÖZÜN ÖNCELİĞİ KAVRAMI:

Bu kavram gereğince işlemlerin muhasebeye yansıtılmasında onların biçimlerinden önce finansal özellikleri ve işletme için ifade ettiği gerçek göz önünde tutulur. Genel olarak işlemlerin biçimleriyle özleri arasında bir paralellik olmakla birlikte bazı durumlarda farklılıklar ortaya çıkabilir. Böyle durumlarda özün önceliği esastır. Örneğin; finansal kiralamanın bazı şekillerinde kiracı gerçekte o varlığın mülkiyetine sahip olmasa dahi onu kiralanmış mülk olarak varlıkları arasında gösterir. Çünkü bu tür kiralamalar özde kiracıya o mülke sahip işletmelerin sahip olduğu hakların neredeyse aynısını sağlamaktadır. Bu nedenle öz yasal şeklin önüne geçmektedir.

3. GENEL KABUL GÖRMÜŞ MUHASEBE İLKELERİ


İlke uyulması gereken kuraldır. Muhasebe ilkeleri, belli bir andaki muhasebe uygulamasını kapsayan ve uyulması gerektiği genel kabul görmüş olan muhasebe yöntem ve usulleridir. Başka bir tanım vermek gerekirse, bu ilkeler muhasebe tecrübeleriyle gelişmiş yada yetkili bir kurum tarafından belirlenmiş muhasebe standartlarıdır.

Bu ilkeler 2 no’lu Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliğinde “ Temel Mali Tabloların Düzenlenme İlkeleri “ , Devlet Planlama Teşkilatının “ Muhasebenin Temel Kavramları Ve Genel Kabul Görmüş Muhasebe Prensipleri ” isimli yayınında “ Genel Kabul Görmüş Muhasebe Prensipleri “ olarak isimlendirilmiştir.
Her muhasebe dönemi sonunda, o muhasebe dönemiyle ilgili faaliyetleri özetleyen, gelir tablosu ve bilanço olmak üzere iki temel finansal tablo düzenlenir. Muhasebe ilkeleri bu iki temel finansal tablo esas alınarak iki ana gruba ayrılır :

Gelir tablosu ilkeleri
Bilanço ilkeleri

Bu ayırım 1-5 no’lu Muhasebe sistemi uygulama genel tebliğ değişikliklerini içeren son tebliğe göre yapılmıştır.

3.1. GELİR ( KAR – ZARAR ) TABLOSU İLKELERİ :

Bu ilkelere, gelir ve gider ilkeleride denilmektedir. Gelir tablosu ilkelerinin amacı; satışlar, hasılat, gelir, satışların maliyeti, giderler, kar ve zararla ilgili hesapların belli bir dönem veya dönemlere ait işletme faaliyeti sonuçlarını sınıflandırılmış ve doğru olarak göstermesini sağlamaktır.

Bütün satışlar, gelir ve karlar ile maliyet, gider ve zararlar brüt tutarları üzerinden gösterilirler ve hiçbir satış, gelir ve kar kalemi bir maliyet, gider ve zarar kalemi ile tamamen veya kısmen karşılaştırılmak suretiyle gelir tablosu kapsamından çıkarılamaz.
Gelir tablosu ile ilgili genel kabul görmüş muhasebe ilkeleri aşağıdaki gibidir :

Gerçekleşmemiş satışlar, gelir ve karlar gerçekleşmediği halde gerçekleşmiş gibi veya gerçek tutarından daha fazla veya az gösterilmemelidir. Aynı şekilde, her döneme ait faaliyet sonuçlarının doğru olarak gösterilebilmesi için dönem veya dönemlerin başında ve sonunda doğru hesap kesimi işlemleri yapılmalıdır.
Belli bir dönemin satılan malla maliyeti ve giderleri, o dönemin satışları ve hasılatı ile karşılıştırılmalıdır. Bu durumun sağlanabilmesi için de belli dönem veya dönemlerin başında ve sonunda stoklar, borçlar, maliyet ve giderlere ait hesap kesiminin doğru olarak yapılması gerekir.
Maddi ve maddi olmayan duran varlıklar ile özel tükenmeye tabi varlıklar için uygun amortisman, itfa ve tükenme payları ayrılmalıdır.
Maliyetler, ilgili gider grupları arasında uygun bir şekilde dağıtılmalıdır. Maliyetlerden direkt olanları doğrudan doğruya, birden fazla faaliyeti ilgilendirenleri, niteliklerine uygun dağıtım esaslarına göre dağıtılmalıdırlar.
Arızi ve olağanüstü niteliğe sahip kar ve zararlar, meydan geldikleri dönemde tahakkuk ettirilmeli, fakat normal faaliyet sonuçlarından ayrı olarak gösterilmelidir.
Bütün kar ve zararlardan, önceki dönemlerin mali tablolarında düzeltme yapılamsını gerektirecek büyüklük ve nitelikler dışında kalanlar, dönemin gelir tablosunda gösterilmelidir.
Karşılıklar, işletmenin karını keyfi bir şekilde azaltmak veya bir döneme ait karı diğer döneme aktarmak amacıyla kullanılmamalıdır.
Dönem sonuçlarının tespiti ile ilgili olarak uygulanagelen değerleme esasları ve maliyet yöntemlerinde bir değişiklik yapıldığı takdirde, bu değişikliğin etkileri açıkça belirtilmelidir.
Bilanço tarihinde var olan ve sonucu belirsiz bir veya birkaç olayın gelecekte ortaya çıkıp çıkmamasına bağlı durumları ifade eden, şarta bağlı olaylardan kaynaklanan, makul bir şekilde gerçeğe yakın olarak tahmin edilebilen gider ve zararlar, tahakkuk ettirilerek gelir tablosuna yansıtılır, şarta bağlı gelir ve karlar için ise gerçekleşme ihtimali yüksek de olsa herhangi bir tahakkuk işlemi yapılmaz; dipnotlarda açıklama yapılır.

3.2. BİLANÇO İLKELERİ :

Bilançolarda; varlıklar, yabancı kaynaklar ve öz kaynaklar olmak üzere üç ana hesap grubu bulunur. Bilanço ilkeleri de bu üç ana hesap grubuna uygun olarak üç ana başlık altında incelenmektedir :

Varlıklarla ilgili ilkeler
Yabancı kaynaklarla ilgili ilkeler
Öz kaynaklarla ilgili ilkeler

3.2.1. VARLIKLARLA İLGİLİ İLKELER:

Varlıklarla ilgili ilkelerin amacı; işletmenin sahip olmuş olduğu varlıkların doğru bir şekilde kaydedilip, işletmenin finansal durumunu açıklıkla ortaya konmasını sağlamaktır. Varlıklarla ilgili genel kabul görmüş muhasebe ilkeleri aşağıdaki gibidir :

İşletmenin bir yıl veya normal faaliyet dönemi içinde paraya dönüşebilecek varlıklar, bilançoda dönen varlıklar grubu içerisinde gösterilir.
İşletmenin bir yıl veya normal faaliyet dönemi içinde paraya dönüşemeyen hizmetlerinden bir hesap döneminden daha uzun süre yararlanılan uzun vadeli varlıkları, bilançoda duran varlıklar grubu içinde gösterilir. Dönem sonu bilanço gününde bu grupta yer alan hesapların vadeleri bir yılın altında kalanlar dönen varlıklar grubunda ilgili hesaplara aktarılır.
Bilanço varlıkları, bilanço tarihindeki gerçeğe uygun değerleriyle gösterebilmek için, varlıklardaki değer düşüklüklerini göstererek karşılıkların ayrılması zorunludur.
Dönen varlıklar grubu içinde yer alan menkul kıymetler, alacaklar, stoklar ve diğer dönen varlıklar içindeki ilgili kalemler için yapılacak değerleme sonucu gerekli durumlarda uygun karşılıklar ayrılır.
Bu ilke duran varlıklar grubunda yer alan alacaklar, bağlı menkul kıymetler, iştirakler, bağlı ortaklıklar ve diğer duran varlıklardaki ilgili kalemler için de geçerlidir
Gelecek dönemlere ait olarak önceden ödenen giderler ile cari dönemde tahakkuk eden ancak, gelecek dönemlerde tahsil edilecek olan gelirler kayıt ve tespit edilmeli ve bilençoda ayrıca gösterilmelidir.
Dönen ve duran varlıklar grubunda yer alan ancak senetlerini, bilanço tarihindeki gerçeğe uygun değerleri ile gösterebilmek için reeskont işlemleri yapılmalıdır.
Bilançoda duran varlıklar grubunda yer alan maddi duran varlıklar ile maddi olmayan duran varlıkların maliyetlerini çeşitli dönem maliyetlerine yüklemek amacıyla, her dönem ayrılan amortismanların birikmiş tutarları ayrıca bilançoda gösterilmelidir.
duran varlıklar grubunda yer alan özel tükenmeye tabi varlıkların maliyetlerini çeşitli dönem maliyetlerine yüklemek amacıyla, her dönem ayrılan tükenme paylarının birikmiş tutarları ayrıca bilançoda gösterilmelidir.
Bilançoda dönen ve duran varlıklar gruplarında yer alan alacaklar, menkul kıymetler, bağlı menkul kıymetler ve diğer ilgili hesaplardan ve yükümlülüklerden işletmenin sermaye ve yönetim bakımından ilişkili bulunduğu ortaklara, personele, iştiraklere ve bağlı ortaklıklara ait olan tur-tarlarının ayrı gösterilmesi temel ilkedir.
Tutarları kesinlikle saptanamayan alacaklar için herhangi bir tahkkuk işlemi yapılmaz. Bu tür alacaklar bilanço dipnot veya eklerinde gösterilir.
Verilen rehin, ipotek ve bilanço kapsamında yer almayan diğer teminatların özellikleri ve kapsamları bilanço dipnot veya eklerinde açıkça belirtilmelidir.
Bu ilke, alınan rehin, ipotek ve bilanço kapsamında yer almayan diğer teminatlar içinde geçerlidir.
Ayrıca işletme varlıkları ile ilgili toplam sigorta tutarlarının da bilanço dipnot veya eklerinde açıkça gösterilmesi gerekmektedir.

3.2.2. YABANCI KAYNAKLARLA İLGİLİ İLKELER:

Yabancı kaynaklarla ilgili ilkelerin amacı; işletmenin tüm yabancı kaynaklarının, işletmenin mali durumunu uygun biçimde ve açıkça gösterecek şekilde kaydedilmesi ve saptanmasıdır. Yabancı kaynaklarla ilgili genel kabul görmüş muhasebe ilkeleri aşağıdaki gibidir :

İşletmenin bir yıl veya normal faaliyet dönemi içinde vadesi gelen borçları, bilançoda kısa vadeli yabancı kaynaklar grubu içinde gösterilir.
İşletmenin bir yıl veya normal faaliyet dönemi içinde vadesi gelmemiş borçları, bilançoda uzun vadeli yabancı kaynaklar grubu içinde gösterilir. Dönem sonu bilanço gününde bu grupta yer alan hesaplardan vadeleri bir yılın altında kanlan kısa vadeli yabancı kaynaklar grubundaki ilgili hesaplara aktarılır.
Tutarları kesinlikle saptanamayanları veya durumları tartışmalı olanları da içermek üzere, işletmenin bilinen ve tutarları uygun olarak tahmin edilebilen bütün yabacı kaynakları kayıt ve tespit edilmeli ve bilançoda gösterilmelidir. İşletmenin bilinen ancak tutarları uygun olarak tahmin edilemeyen durumları da bilançonun dipnotlarında açık olarak belirtilmelidir.
Gelecek dönemlere ait olarak önceden tahsil edilen hasılat ile cari dönemde tahakkuk eden ancak, gelecek dönemlerde ödenecek olan giderler kayıt ve tespit edilmeli ve bilançoda ayrıca gösterilmelidir.
Kısa ve uzun vadeli yabancı kaynaklar grubunda yer alan borç senetlerini bilanço tarihindeki gerçeğe uygun değerleri ile gösterebilmek için reeskont işlemleri yapılmalıdır.
Bilançonun kısa ve uzun vadeli yabancı kaynaklar gruplarında yer alan borçlar, alınan avanslar ve diğer ilgili hesaplardan işletmenin sermaye ve yönetim bakımından ilgili bulunduğu ortaklara, personele, iştiraklere ve bağlı ortaklıklara ait olan tutarlarının ayrı gösterilmesi temel ilkedir.



3.2.3. ÖZ KAYNAKLARLA İLGİLİ İLKELER:

Öz kaynaklarla ilgili ilkelerin amacı; öz kaynağı oluşturan öğeleriğn anlamlı ve dönemden döneme ortaya çıkan değişmelerin kümülatif olarak aksettirilmeini sağlayacak biçimde muhasebeleştirilmesini sağlamaktır. Öz kaynaklarla ilgili genel kabul görmüş muhasebe ilkeleri aşağıdaki gibidir :

İşletme sahibi veya ortaklarının sahip veya ortak sıfatıyla işletme varlıkları üzerindeki hakları öz kaynaklar grubunu oluşturur.
İşletmenin bilanço tarihinde ödenmiş sermayesi ile işletme faaliyetleri sonucu oluşup, çeşitli adlar altında işletmede bırakılan karları ile dönem net karı ( zararı ) bilançoda öz kaynaklar grubu içinde gösterilir.
İşletmenin ödenmiş sermayesi bilançonun kapsamı içindeki tek bir kalem olarak gösterilir. Ancak esas özellikleri farklı hisse gruplarına ayrılmış bulunuyorsa, esas sermaye hesapları her grubun haklarını kar ve tasfiye paylarının dağıtımında sahip olabilecekleri özellikleri ve diğer önemli özellikleri yansıtacak biçimde bilançonun dipnotlarında gösterilmelidir.
İşletmenin hissedarları tarafından yatırılan sermayenin devam ettirilmesi gerekir. İşletmede bir zararın ortaya çıkması, herhengi bir nedenle öz kaynaklarda meydana gelen azalmalar; hem dönemsel, hem de kümülatif olarak izlenmeli ve kaydedilmelidir.
Öz kaynakların bilançoda net olarak gösterilmesi için geçmiş yıllar zararları ile dönem zararı, özkaynaklar grubunda indirim kalemleri olarak yer alır.
Öz kaynaklar; ödenmiş sermaye, sermaye yedekleri, kar yedekleri, geçmiş yıllar karları ( zararları ) ve dönem net karından ( zararından ) oluşur. Kar yedekleri yasal, statü ve olağanüstü yedekler ile yedek niteliğindeki karşılıklar, özel fonlar gibi işletme faaliyetleri sonucu elde edilen karların dağıtılmamış kısmını içerir. Sermaye yedekleri ise, hisse senedi ihraç primleri, iptal edilen ortalık payları, yeniden değerleme değer artışları gibi kalemlerden meydana gelir. Sermaye yedekleri, gelir unsuru olarak gelir tablosuna aktarılamaz.




4. BİLANÇO VE GELİR TABLOLARI:

4.1. MALİ TABLOLAR:

Muhasebenin birinci işlevinin “işletmenin varlıkları, borçları ve sermayesi üzerinde değişme yaratan mali nitelikli işlemlerle ilgili bilgileri kaydetmek, sınıflandırmak ve özetlemek” olduğunu belirtmiştik. Muhasebe sistemi içerisinde mali nitelikli işlemlere ait bilgiler belgelendirilmek suretiyle toplanır ve kaydedilir. Bu bilgiler; konularına, içeriklerine ve ait oldukları dönemlere gibi bazı ölçütlere göre sınıflandırılırlar. Bir dönemde mali nitelikli çok sayıda işlem meydana gelir, bunların hepskaydedilir ve sınıflandırılır. Daha sonra bu çok sayıdaki bilgiler anlaşılabilir ve kullanılabilir bilgiler olarak çeşitli amaçlara cevap vermek üzere değişik tablolar şeklinde özetlenir. Bu tablolara MALİ TABLOLAR veya MALİ RAPORLAR denir.

Muhasebede özel yeri olan en önemli mali tablolar bilanço ve gelir tablosudur. Bunlar yanında bazı konulara ve amaçlara göre düzenlenen satışların mali tablosu, fon akım tabloları , nakit akım tablosu, kar dağıtım tablosu, öz kaynak değişim tablosu gibi değişik tablolar vardır.

Mali tabloların genel olarak amaçları şöyledir;

Yöneticiler, yatırımcılar, kredi verenler ve diğer ilgililer için karar almada yaralı bilgiler sağlamak
Varlıklar, kaynaklar ve bunlardaki değişiklikler ile işletme faaliyet sonuçları hakkında bilgiler sağlamak
Gelecekteki nakit akımlarını (para giriş çıkışlarını) değerlendirmede yararlı bilgiler sağlamak.

Mali tablolardan beklenen amaçların sağlanması için bu tabloların; anlaşılabilir, ihtiyaca uygun, güvenilir, karşılaştırılabilir ve zamanında düzenlenip sunulmuş olması gerekmektedir.
Bu aşamada, temel mali tablolar olan bilanço ve gelir tablosu üzerinde durulacaktır.

4.2. BİLANÇO:

Bilanço, konuya bakış açısından değişik biçimlerde tanımlanmaktadır. İçeriği göz önünde tutulduğunda: “bilanço; bir işletmenin belli bir tarihte sahip olduğu varlıklar ile bu varlıkların sağlandığı kaynakları gösteren tablodur” şeklinde tanımlanabilir.

Bir işletmenin varlıkları ile bu varlıkların sağlandığı kaynaklar arasında eşitlik olması doğaldır. Bu eşitlikten dolayı işletmenin kaynakları ile bu kaynakların kullanma yerini gösteren tabloya, terazi anlamındaki latince “bilanx” sözcüğünden gelen, bilanço adı verilmiştir.

Kısaca, bilanço, işletmenin varlıklarını ve bu varlıklar üzerindeki hakları gösteren bir tablodur. Diğer bir deyişle, işletme tarafından kullanılan faaliyet araçlarının değerleriyle , bu araçların elde edilmesi için yararlanılan kaynakları gösteren temel bir mali durum raporudur.

4.2.1. BİLAÇO EŞİTLİĞİ:

Bir kişinin servetini (yada bir işletmenin sermayesini) hesaplamak için varlıklarından borçlarını düşmek gerekmektedir. Bu işlem bir eşitlik halinde yazılabilir.
Varlıklar- Borçlar= Sermaye
Borçlar kalemi; eşitliğin sağ yanına aktarıldığında ;


eşitliği ortaya çıkar. Bu eşitliğe bilanço temel eşitliği yada muhasebe temel denklemi denir.

Eşitliğin sol yanı , sahip olunan varlıkları, sağ yanı ise bunların sermaye koyma yada borçlanma yoluyla karşılandığını anlatır.

Bilanço, bu eşitliğin bir çizelge haline getirilmiş şeklidir. Bu çizelgede eşitliğin sol yanında kalan bölüme aktif sağ yanında kalan bölüme de pasif denir. Başka bir söyleyişle, mevcutlar ve alacaklar aktifi, sermaye ve borçlar pasifi oluşturur.
Bilanço eşitliğindeki varlıklar, işletmenin sahip olduğu para, mal, makine , araç-gereç, alacaklar gibi iktisadi değerleri ifade eder. Sermaye, işletme sahibi veya sahiplerinin kuruluşta sermaye olarak koydukları değer ile bunun yanında faaliyetlerden elde edilen fakat işletme sahibine verilmeyip işletmede bırakılan karları içine alır. Borçlar ise , işletmenin bankalara, satıcılara, personele ve diğer üçüncü kişilere olan kısa ve uzun vadeli senetli ve senetsiz borçlarının toplamından oluşur.

Bilanço eşitliği belli bir tarihe göre bir tablo şeklinde gösterilebilir. Bu tablo bilanço olarak adlandırılır. Buna göre, bilanço eşitliğinin bir tablo şeklinde gösterilmesi bilanço olmaktadır.

VARLIKLAR = SERMAYE + BORÇLAR

AKTİF PASİF

Görüldüğü gibi varlıklar aktifi , sermaye ve borçlar pasifi oluşturmaktadır. Aktif kapsamı içindeki unsurlar işletmenin sahip olduğu değerlerdir. Pasif ise sahip olunan varlıklar üzerinde sermaye koyanlarla, işletmeye borç verenlerin haklarının tamamıdır.

4.2.2. BİLANÇONUN ŞEKLİ:

Bilançoda varlıklar genellikle temel eşitlikteki sıraya uyularak, varlıklar sol tarafta borçlar ve sermaye de sağ tarafta olmak üzere karşılıklı olarak sıralanır. Dolayısıyla taraflar (aktif- pasif) arasında toplam olarak eşitlik vardır. Bilanço bu unsurların belirli bir andaki durumunu gösterdiğinden bir tarih taşımalıdır. Ayrıca bilançonun kime ait olduğunu gösterecek bir ifadeye gerek vardır. Bu açıklamalar bir arada dikkate alındığında bilançonun şekli aşağıda göründüğü gibi olacaktır;





 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst