- Katılım
- 25 Ocak 2013
- Konular
- 6,740
- Mesajlar
- 21,611
- Online süresi
- 2d 13h
- Reaksiyon Skoru
- 2,176
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 13 Yıl 4 Ay 17 Gün
- Başarım Puanı
- 509
- MmoLira
- 2,783
- DevLira
- 0
ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!
Tarık bir planı olduğunu söylediğinde benden kahve isteyecek, bütün gece uyutmayacak, yemek yaptıracak falan sanmıştım. Ne yazık ki fena halde yanılmıştım. Oturduğum yerde gerinirken acıyan parmak eklemlerimi ovuşturdum. Üç saattir aralıksız biçimde slaytı yeniden yapıyordum, kopyala-yapıştır kesinlikle yasaklanmıştı. Tarık ise... bacaklarını sehpaya uzatmış, bana zorla hazırlattığı portakal suyunu içiyordu.
Gözlerim sulanmaya başlamış, zihnim bulanmıştı. Bende eğer Ayşe Nur'sam bunu yanına bırakmam Tarık efendi. Son olarak teşekkür kısmını ekledim ve özenle kaydettim. Allah'tan dosya olarak çıkarttırmıştı, yoksa halim harap olurdu!
"Bitti, artık git."
Onun laptobu kırıldığı için benimkini kullanmıştık. Ve evimde oldukça rahat bir pozisyonda yayılmıştı. Ben bugün katil olmazsam, yarın olurum. Tarık'ın çevresinde olup ona tahammül edebilmek kolay mı sanıyorsunuz?
"Unuttuğun bir şeyler yok mu?"
"Hayır" dedim olabildiğince net. Başka birisi olsa o kelimenin içindeki 'yalnız kalmak istiyorum, defol' mesajını anlar ve giderdi. Tarık? İmkânsız anlaması. Tek kolunu koltuğun üzerine atarak "Akşam yemeği" diye emretti.
Beni polise şikayet etmekle tehdit etmese çoktan yumruk atmıştım! "Başka kapıya hadi! Yok yemek falan..."
"O zaman bende karakolda yiyeyim. Hem onlara vermem gereken bir darp raporu var. Telefon kulübesinde tacize uğradım da."
Oturduğu yerden ayaklanınca elim ayağıma dolandı. Cidden gidip darp raporu almış, bir kopyasını da bana vermişti. Ah ah. İşin ucunda hapislerde çürümek olmasaydı öyle yemekler yapardım ki midesini kusardı.
"Tamam Allah'ın cezası, tamam."
Pıtı pıtı mutfağa giderken içimden bu belayı başıma sardığı için Deniz'e saydırıyordum. "Prens hazretleri ne isterler acaba?" diye bağırdım sesime ince alay katarak. İmamı görmezden gelerek "Menemen yap.." dedi.
Onun emirlerini ve kendini övüşünü dinleyemeyecektim. Kulaklığımı takarak neşeli bir şarkı açtım. Domates, biber, yumurta gibi malzemeleri ayarlarken aynı anda etrafımda dönüyordum. Aslında hiç aklıma takılmazdı fakat Deniz zorla zihnime yerleştirmişti.
Tarık ve ben?
Daima hikayelerdeki gibi hayatım olsun istemiştim. Ki şu an öyle biz zaman dilimindeydik. Nasıl yaptıysam becermiş adamın laptopunu parçalamıştım. Ah, böyle durumda nasıl bana aşık olabilirdi ki?
Başımı çevirmemle elindeki telefonla beni çeken Tarık'ı gördüm. Dudaklarımın arasından bir çığlık kaçarken o kahkahalar atıyordu. Kulaklığımı zarar görmesini umursamadan çekiştirerek çıkardım ve kaşlarımı çattım. Aptal adamın elinde darp raporunun yanında, hoş olmayan videom vardı!
Şaka gibi.
''Tarık, sil şunu'' diyerek yanına ilerledim ama o diretmeye kararlıydı. Aramızdaki boy farkından yararlanarak telefonu ulaşamayacağım noktaya getirerek gülmeye devam etti. Onun gülünce yanağında beliren gamzesi o an için öfkemi artıran etkenlerden birisiydi. Kolunu çimdikledim, ayağına tekme attım hatta yanağını ısırmaya çalıştım. Hiçbir türlü pes ettiremedim!
''Ne istiyorsun karşılığında?'' dedim geri çekilerek. Uzun uğraşlarım yüzünden saçlarım kabartmış, ısırmaktan dudağımın kenarı kanamaya başlamıştı. Kıvırttığım, kollarımı saçma sapan salladığım ve bir o bir bu tarafa sallandığım video hayatımı karartabilirdi.
Tek omzunu mutfak kapısının pervazına yaslayarak kıkırdamaya devam etti.
''Seni biriyle tanıştıracağım.'' dedi karnını tutarak. Elindeki telefonu salladı ve devam etti. ''Tabii silmemi istiyorsan...''
''Tamam! Hadi, kalk. Gidelim, tanışayım, bitsin şu işkence.''
''Görgüsüz!'' diye homurdandı rehberden birinin ismini bulmayı denerken. ''Önce arayıp soralım. Uygun değillerse gidip ne yapacağız?''
Arama tuşuna bastığını görünce cevap vermekten vazgeçerek menemen yapımına döndüm. Tam yumurtaları kırmıştım ki ''Dur, yapma!'' dedi Tarık. ''Onlarda yiyeceğiz.''
Ağırlığımı diğer ayağıma verirken korkutucu olduğunu umduğum bakışımı attım.
''Neden sana güveneyim?''
''Çünkü başka çaren yok!''
Ah, bu oldukça güzel bir sebepti. Meburen peşine takıldım. Tarık arada bana bakıyor, sonr gülmeye başlıyordu. Ona birisini mi hatırlatıyordum yoksa yaptığım dans figürleri mi dengesini bozmuştu bilmiyordum. Merdivenlerden inerken telefonumun titrediğini hissettim.
'Yaşıyor musun?'
Deniz'in attığı mesaj sinir kat sayımı artırmaktan başka bir işe yaramamıştı. Eğer o binaya kaçmamış olsa bende bu işkenceyi çekmezdim! Hepsi onun suçuydu. 'Seni öldüreceğim, Deniz. Hatta alıp denize atacağım. Yok, yok önce işkence edeceğim ondan sonra kimsenin gitmediği bir araziye bırakacağım.'
Bu mesajımdan sonra sinmiş olmalı ki bir daha sesi soluğu çıkmadı.
Tarık'ın arabası tamirde olduğundan otobüs durağına kadar yürüdük. İçimdeki meraklı tarafa yenilerek sordum. ''Sen iş adamı gibi bir şey değil misin? Neden taksiye binmiyoruz?''
''Bilerek uzun yoldan götürüyorlar, kazıklanmak istemiyorum.''
Gözlerimi devirerek 'Cimri!' dedim ağzımın içinden. Duysa bile umursamadı. Önüne dönerek uzun adımlar atmaya devam etti. Benim inadıma mı yapıyordu, anlayamıyordum. Yetişemiyordum ve hiç beklemeye niyeti yoktu! Nihayetinde durağa ulaşabilmiştik, sessizlik oldukça sıkıcıydı. Başımı onun yüzüne doğru eğerek sırıttım.
''Söyle bakalım, kime gidiyoruz?''
''Ağabeyime.''
Tek taraflı verdiği cevap üzerine kendi kabuğuma çekildim. Benim şu an ayaklarımı sehpama uzatmış, aylaklık ediyor olmam gerekirdi. Tıkış pekiş zorla bindiğimiz otobüs de değil. O videoyu facebook gibi sosyal sitede yayınlamayacağını düşünüyordum. Pek emin de olamıyorum ama elimden bir şey gelmezdi.
Bundan sonra bir şekilde ona muhtaçtım!
Hayatın bana başka taraflarıyla güldüğünün işaretiydi. Kısmen dövdüğüm adama muhtaç olmak!
Tam gözlerim dışarıya daldığında ''Kaptan!'' diye bağırdı geriden birisi. ''Arka kapıyı aç. Arka kapı!''
Öyle bunalmıştım ki sıcaktan sırtını kapının çaprazındaki cama dayamış olan Tarık'ın yanına yerleşmeye çalıştım. Yandan bakış atsa da sessiz kalmayı tercih etti. Ayakta durmakta zorlanıyordum, ne yapabilirim?
''Benden tutunabilirsin...'' dedi ve kolunu uzattı. Bir atak yaparak beni rezil edeceğini düşünmüştüm fakat öyle olmadı. Onun elinden destek alarak daha rahat pozisyona geçtim. ''...Geldik.''
O kalabalıktan kurtulduğumuza sevinirken bambaşka endişe sarmıştı içimi. Ben şimdi Tarık'ın ağabeyiyle tanışacaktım, kim olarak? İki yabancı gibi yan yana yürümeye başladık. Konuşmuyorduk. Bu gerginlik dolu ortam beni bunaltmıştı.
''İçimi sıktın ya Tarık!'' dedim adımlarımı durdurarak. Otobüse bindiğimizden beri yüzüme bakmıyordu! Nihayet başını kaldırdı. Duygusal bir an yaşayacağımızı düşünüyordum. Ki yanılmıştım, her zaman ki gibi. Tarık tüm mahallede yankılanan kahkaha atıverince endişeyle elimi ağzına kapattım.
Dedikoducu, sıcak su fırlatan teyzelerin gazabından korkmuyor muydu bu çocuk?
''Pardon... Sana baktıkça... Dans edişin... Aklıma geliyor...''
Neden bütün yol boyunca gözlerini kaçırdığını, sessiz kaldığını açıklıyordu durumumuz. Gerginliğim uçup giderken bende kıkırdadım. Benim aleyhime olan kısmı unutmayı tercih etmiştim. ''Güldüğüme bakma. Sinirden bunlar hep! Psikolojimi bozdun. Parmak eklemlerim kireç tuttu!''
Söylediğimle sinir bozucu gülümseme bahşetti ve hiç umursamadan arkasını dönüp yürümeye başladı. Olduğum yerde durduğumu fark edince bana döndü. Tek kaşını kaldırarak anlamsızca suratıma baktı. ''Gelmiyorum.'' dedim omuz silkerken. ''Varlığımla yokluğumu anlamıyorsun bile.''
Ay ben bu adama trip mi attım şimdi?
Tam cevap vereceği sırada ''Tarık!'' diye bağırdı birisi. O tarafa dönünce oldukça sevimli, koyu kahverengi saçlarını bağlamış, kızarmış yanaklarıyla bize doğru koşan kadını gördüm. Kollarını Tarık'ın boynuna doladı ve aynı hızla geri çekildi. Yüzünde kurtarılmak istediğini anlatan bakış vardı.
''Senin bu ağabeyin tam bir zır deli! Hamile olduğumu öğrendiğinden beri hiçbir halta izin vermiyor. Sinirlerim çok bozuk!''
Kendimi dış kapının dış mandalı gibi hissediyordum. Saatin sekizinde ıssız sokakta, Tarık ve boynuna sarılan kadınla baş başa kalmıştım. Tek ayağımla sertçe ritim tutmaya başladığımda hatırlandım. ''Ah! Eylem. Seninle tanıştırmak istediğim kız vardı ya. Bu işte!''
İri, koyu kahverengi gözler üzerimde dolaşırken huzursuzca kıpırdandım. Pür dikkat incelenmek hoşlandığım şeyler arasında yoktu.
''Tarık'ın günlerdir dilinden düşüremediği kız sensin demek?''
O an egom tavan yapmıştı. Demek ki bey efendi beni ailesine anlatıyordu. Duruşum düzeldi, omuzlarım gerildi. Tabii ki anlatırdı. Herkesle aynı mıydım ben?
''Çocuğun burnunu, ayağını kırmışsın.''
Anlatacak o kadar şey vardı, neden içinden en gereksizini anlattın Tarık?
''Olayın ben açısı da var ama...'' dedim çaresizce. Havanın hafif kararması işime yaramıştı, iyi mi? İkimizin arasındaki konuşmayı dinleyen Tarık dayanamadı. Telefonundan açtığı videoyu Eylem'in önüne getirdi. ''Bak bakalım şuna! İş var mı ne dersin?''
Alay ettiğini anlayabilecek kapasitedeydim. Allah'ın cezası. ''Tarık bir sürü günah işledim de... Sen hangisinin bedelisin acaba?''
Son söylediğimle gülmeye başlayan Eylem, sağ koluma girerek kocaman gülümsedi.
''Biz seninle iyi anlaşacağız!''
Gözlerim sulanmaya başlamış, zihnim bulanmıştı. Bende eğer Ayşe Nur'sam bunu yanına bırakmam Tarık efendi. Son olarak teşekkür kısmını ekledim ve özenle kaydettim. Allah'tan dosya olarak çıkarttırmıştı, yoksa halim harap olurdu!
"Bitti, artık git."
Onun laptobu kırıldığı için benimkini kullanmıştık. Ve evimde oldukça rahat bir pozisyonda yayılmıştı. Ben bugün katil olmazsam, yarın olurum. Tarık'ın çevresinde olup ona tahammül edebilmek kolay mı sanıyorsunuz?
"Unuttuğun bir şeyler yok mu?"
"Hayır" dedim olabildiğince net. Başka birisi olsa o kelimenin içindeki 'yalnız kalmak istiyorum, defol' mesajını anlar ve giderdi. Tarık? İmkânsız anlaması. Tek kolunu koltuğun üzerine atarak "Akşam yemeği" diye emretti.
Beni polise şikayet etmekle tehdit etmese çoktan yumruk atmıştım! "Başka kapıya hadi! Yok yemek falan..."
"O zaman bende karakolda yiyeyim. Hem onlara vermem gereken bir darp raporu var. Telefon kulübesinde tacize uğradım da."
Oturduğu yerden ayaklanınca elim ayağıma dolandı. Cidden gidip darp raporu almış, bir kopyasını da bana vermişti. Ah ah. İşin ucunda hapislerde çürümek olmasaydı öyle yemekler yapardım ki midesini kusardı.
"Tamam Allah'ın cezası, tamam."
Pıtı pıtı mutfağa giderken içimden bu belayı başıma sardığı için Deniz'e saydırıyordum. "Prens hazretleri ne isterler acaba?" diye bağırdım sesime ince alay katarak. İmamı görmezden gelerek "Menemen yap.." dedi.
Onun emirlerini ve kendini övüşünü dinleyemeyecektim. Kulaklığımı takarak neşeli bir şarkı açtım. Domates, biber, yumurta gibi malzemeleri ayarlarken aynı anda etrafımda dönüyordum. Aslında hiç aklıma takılmazdı fakat Deniz zorla zihnime yerleştirmişti.
Tarık ve ben?
Daima hikayelerdeki gibi hayatım olsun istemiştim. Ki şu an öyle biz zaman dilimindeydik. Nasıl yaptıysam becermiş adamın laptopunu parçalamıştım. Ah, böyle durumda nasıl bana aşık olabilirdi ki?
Başımı çevirmemle elindeki telefonla beni çeken Tarık'ı gördüm. Dudaklarımın arasından bir çığlık kaçarken o kahkahalar atıyordu. Kulaklığımı zarar görmesini umursamadan çekiştirerek çıkardım ve kaşlarımı çattım. Aptal adamın elinde darp raporunun yanında, hoş olmayan videom vardı!
Şaka gibi.
''Tarık, sil şunu'' diyerek yanına ilerledim ama o diretmeye kararlıydı. Aramızdaki boy farkından yararlanarak telefonu ulaşamayacağım noktaya getirerek gülmeye devam etti. Onun gülünce yanağında beliren gamzesi o an için öfkemi artıran etkenlerden birisiydi. Kolunu çimdikledim, ayağına tekme attım hatta yanağını ısırmaya çalıştım. Hiçbir türlü pes ettiremedim!
''Ne istiyorsun karşılığında?'' dedim geri çekilerek. Uzun uğraşlarım yüzünden saçlarım kabartmış, ısırmaktan dudağımın kenarı kanamaya başlamıştı. Kıvırttığım, kollarımı saçma sapan salladığım ve bir o bir bu tarafa sallandığım video hayatımı karartabilirdi.
Tek omzunu mutfak kapısının pervazına yaslayarak kıkırdamaya devam etti.
''Seni biriyle tanıştıracağım.'' dedi karnını tutarak. Elindeki telefonu salladı ve devam etti. ''Tabii silmemi istiyorsan...''
''Tamam! Hadi, kalk. Gidelim, tanışayım, bitsin şu işkence.''
''Görgüsüz!'' diye homurdandı rehberden birinin ismini bulmayı denerken. ''Önce arayıp soralım. Uygun değillerse gidip ne yapacağız?''
Arama tuşuna bastığını görünce cevap vermekten vazgeçerek menemen yapımına döndüm. Tam yumurtaları kırmıştım ki ''Dur, yapma!'' dedi Tarık. ''Onlarda yiyeceğiz.''
Ağırlığımı diğer ayağıma verirken korkutucu olduğunu umduğum bakışımı attım.
''Neden sana güveneyim?''
''Çünkü başka çaren yok!''
Ah, bu oldukça güzel bir sebepti. Meburen peşine takıldım. Tarık arada bana bakıyor, sonr gülmeye başlıyordu. Ona birisini mi hatırlatıyordum yoksa yaptığım dans figürleri mi dengesini bozmuştu bilmiyordum. Merdivenlerden inerken telefonumun titrediğini hissettim.
'Yaşıyor musun?'
Deniz'in attığı mesaj sinir kat sayımı artırmaktan başka bir işe yaramamıştı. Eğer o binaya kaçmamış olsa bende bu işkenceyi çekmezdim! Hepsi onun suçuydu. 'Seni öldüreceğim, Deniz. Hatta alıp denize atacağım. Yok, yok önce işkence edeceğim ondan sonra kimsenin gitmediği bir araziye bırakacağım.'
Bu mesajımdan sonra sinmiş olmalı ki bir daha sesi soluğu çıkmadı.
Tarık'ın arabası tamirde olduğundan otobüs durağına kadar yürüdük. İçimdeki meraklı tarafa yenilerek sordum. ''Sen iş adamı gibi bir şey değil misin? Neden taksiye binmiyoruz?''
''Bilerek uzun yoldan götürüyorlar, kazıklanmak istemiyorum.''
Gözlerimi devirerek 'Cimri!' dedim ağzımın içinden. Duysa bile umursamadı. Önüne dönerek uzun adımlar atmaya devam etti. Benim inadıma mı yapıyordu, anlayamıyordum. Yetişemiyordum ve hiç beklemeye niyeti yoktu! Nihayetinde durağa ulaşabilmiştik, sessizlik oldukça sıkıcıydı. Başımı onun yüzüne doğru eğerek sırıttım.
''Söyle bakalım, kime gidiyoruz?''
''Ağabeyime.''
Tek taraflı verdiği cevap üzerine kendi kabuğuma çekildim. Benim şu an ayaklarımı sehpama uzatmış, aylaklık ediyor olmam gerekirdi. Tıkış pekiş zorla bindiğimiz otobüs de değil. O videoyu facebook gibi sosyal sitede yayınlamayacağını düşünüyordum. Pek emin de olamıyorum ama elimden bir şey gelmezdi.
Bundan sonra bir şekilde ona muhtaçtım!
Hayatın bana başka taraflarıyla güldüğünün işaretiydi. Kısmen dövdüğüm adama muhtaç olmak!
Tam gözlerim dışarıya daldığında ''Kaptan!'' diye bağırdı geriden birisi. ''Arka kapıyı aç. Arka kapı!''
Öyle bunalmıştım ki sıcaktan sırtını kapının çaprazındaki cama dayamış olan Tarık'ın yanına yerleşmeye çalıştım. Yandan bakış atsa da sessiz kalmayı tercih etti. Ayakta durmakta zorlanıyordum, ne yapabilirim?
''Benden tutunabilirsin...'' dedi ve kolunu uzattı. Bir atak yaparak beni rezil edeceğini düşünmüştüm fakat öyle olmadı. Onun elinden destek alarak daha rahat pozisyona geçtim. ''...Geldik.''
O kalabalıktan kurtulduğumuza sevinirken bambaşka endişe sarmıştı içimi. Ben şimdi Tarık'ın ağabeyiyle tanışacaktım, kim olarak? İki yabancı gibi yan yana yürümeye başladık. Konuşmuyorduk. Bu gerginlik dolu ortam beni bunaltmıştı.
''İçimi sıktın ya Tarık!'' dedim adımlarımı durdurarak. Otobüse bindiğimizden beri yüzüme bakmıyordu! Nihayet başını kaldırdı. Duygusal bir an yaşayacağımızı düşünüyordum. Ki yanılmıştım, her zaman ki gibi. Tarık tüm mahallede yankılanan kahkaha atıverince endişeyle elimi ağzına kapattım.
Dedikoducu, sıcak su fırlatan teyzelerin gazabından korkmuyor muydu bu çocuk?
''Pardon... Sana baktıkça... Dans edişin... Aklıma geliyor...''
Neden bütün yol boyunca gözlerini kaçırdığını, sessiz kaldığını açıklıyordu durumumuz. Gerginliğim uçup giderken bende kıkırdadım. Benim aleyhime olan kısmı unutmayı tercih etmiştim. ''Güldüğüme bakma. Sinirden bunlar hep! Psikolojimi bozdun. Parmak eklemlerim kireç tuttu!''
Söylediğimle sinir bozucu gülümseme bahşetti ve hiç umursamadan arkasını dönüp yürümeye başladı. Olduğum yerde durduğumu fark edince bana döndü. Tek kaşını kaldırarak anlamsızca suratıma baktı. ''Gelmiyorum.'' dedim omuz silkerken. ''Varlığımla yokluğumu anlamıyorsun bile.''
Ay ben bu adama trip mi attım şimdi?
Tam cevap vereceği sırada ''Tarık!'' diye bağırdı birisi. O tarafa dönünce oldukça sevimli, koyu kahverengi saçlarını bağlamış, kızarmış yanaklarıyla bize doğru koşan kadını gördüm. Kollarını Tarık'ın boynuna doladı ve aynı hızla geri çekildi. Yüzünde kurtarılmak istediğini anlatan bakış vardı.
''Senin bu ağabeyin tam bir zır deli! Hamile olduğumu öğrendiğinden beri hiçbir halta izin vermiyor. Sinirlerim çok bozuk!''
Kendimi dış kapının dış mandalı gibi hissediyordum. Saatin sekizinde ıssız sokakta, Tarık ve boynuna sarılan kadınla baş başa kalmıştım. Tek ayağımla sertçe ritim tutmaya başladığımda hatırlandım. ''Ah! Eylem. Seninle tanıştırmak istediğim kız vardı ya. Bu işte!''
İri, koyu kahverengi gözler üzerimde dolaşırken huzursuzca kıpırdandım. Pür dikkat incelenmek hoşlandığım şeyler arasında yoktu.
''Tarık'ın günlerdir dilinden düşüremediği kız sensin demek?''
O an egom tavan yapmıştı. Demek ki bey efendi beni ailesine anlatıyordu. Duruşum düzeldi, omuzlarım gerildi. Tabii ki anlatırdı. Herkesle aynı mıydım ben?
''Çocuğun burnunu, ayağını kırmışsın.''
Anlatacak o kadar şey vardı, neden içinden en gereksizini anlattın Tarık?
''Olayın ben açısı da var ama...'' dedim çaresizce. Havanın hafif kararması işime yaramıştı, iyi mi? İkimizin arasındaki konuşmayı dinleyen Tarık dayanamadı. Telefonundan açtığı videoyu Eylem'in önüne getirdi. ''Bak bakalım şuna! İş var mı ne dersin?''
Alay ettiğini anlayabilecek kapasitedeydim. Allah'ın cezası. ''Tarık bir sürü günah işledim de... Sen hangisinin bedelisin acaba?''
Son söylediğimle gülmeye başlayan Eylem, sağ koluma girerek kocaman gülümsedi.
''Biz seninle iyi anlaşacağız!''



