- Katılım
- 25 Ocak 2013
- Konular
- 6,740
- Mesajlar
- 21,611
- Online süresi
- 2d 13h
- Reaksiyon Skoru
- 2,176
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 13 Yıl 4 Ay 22 Gün
- Başarım Puanı
- 509
- MmoLira
- 2,783
- DevLira
- 0
HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!
2. Bölüm
Beynim herkesinden bambaşka çalışıyordu. Mesela, mutlu anları asla unutmazdım. Beş yaşında gördüğüm güzel rüyaları hala hatırlama potansiyeline sahiptim. Fakat kötüleri anında unuturdum! Aklımdan o zamanı silerdim. Kısaca o adamla karşılaşmayacağım için rahattım. Hem unutmuştum da.
Televizyonumun karşısına geçmiştim. Ayaklarımı sehpaya uzatmış, inekli pijamalarımla birlikte koltuğa yayılmıştım. Ayaklarımı sıcacık tutan patiklerimi giymiştim. Bunun yanında kola, cips ve film üçlüsü içinde boğulmak üzereydim.
Ah, gerilim müziğini duymuyor musun ya? Kaçsana oradan. Hem zekânı git ölçtür! Saat gecenin bilmem kaçı çıkmışsın dağa taşa. Ölürsün tabii.
Ayşe! diye bağırdı koltuğun yastığına koala misali yapışan Deniz. Yeter be! Filmi mahvediyorsun. İnsan azıcık korkar.
Üç saniye sonra kız ölmezse hiçbir şey bilmiyorum ben. dedim gururla ve cümlem bittiği an ekrandan çığlık yükseldi. Kanlar sıçradı, gölge ağaçların arasında koşarak yok oldu. Korku filmi klişesi.
Ayşe?
Gözlerimi televizyon ekranından çevirmeden Hıı. diye cevap verdim. Elimi ikimizin ortasında duran cips tabağına daldırdım. Tam filme tekrar odaklanıyordum ki kapı çaldı. Öfkeyle ağzıma attığım çerezi çiğnedim. Kıymetlini kaldırıp kapıya bakmayı düşündün mü? diye sordu Deniz. Yüzünde bıkmış bir ifade vardı.
Sen bakıversene be. Hadi.
Ev senin. diyip işten kaçtı, pis çıkarcı. Mecburen ayaklandım. Kapı ikinci kez çaldı ve sonunda Aç kapıyı, evde olduğunu biliyorum. diye bağırdı ev sahibim. Ya insanlar niye yabancı dizilere özeniyor ki?
Patiklerimi sürükleyerek kapıya doğru ilerledim. Nihayet açabildiğimde dördüncü kez çalıyordu. Efendim Kadir amca? diyerek kirişe yaslandım. Kızım, kirayı ne zaman ödeyeceksin acaba? Hep geciktiriyorsun! Bıktım valla hatta gittim yeni sahip baktım.
İnsanlar eve bakıyor, Kadir amca çıkıp sahibe bakıyor! Bari ev sahibim normal olsaydı ne olurdu?
Ödeyeceğim dedim ya! diye söylendim sinirle. Gıcıklığına yaptığını bilsem de işkillenmiştim. Yavrum taşınacağız biz. Evi satmayı düşünüyorum. Dediğim gibi talibi de var. Onunla anlaş ama önce kiramı öde!
Sanki kızını evlendiriyor, talip dedi ya!
Peki, anlaşamazsam?
Ev bakmaya başlarsın.
Ne kadar kolay söylüyordu! Kontrat imzaladık Kadir amca! diye inledim yavaşça doğrulurken. Gözlerini devirerek ensesini kaşıdı. Kızım, sen kontrat tarihine baktın mı? Bu ay bitiyor anlaşmamız.
Ağrımaya başlayan alnımı ovuştururken bu kadar şanssızlığın benim bünyeme bile fazla geldiğini düşünüyordum. Çantamı çaldırdım, Kadir amca. Azıcık hoşgörülü olamaz mısın? dedim ellerimle oynamaya başlarken. Gergin olduğumda daima bunu yapıyordum.
Başını sağa eğerek yavru köpek bakışı attı Kadir amca. Bunun anlamını az çok çözmüştüm. Elimden bir şey gelmez, kusura bakma cümlesinin kelimeye dökülmemiş haliydi. Arkasını dönüp kendi evine, yani hemen yan kapıya ilerlediğinde çaresizce kalakalmıştım.
Hani ayrılık sahneleri oluyordu filmlerde. Kadın adamın arkasından bakıyordu, daha sonra tekrar koşup sarılıyorlar falan, bir an o moda girmiştim. Sonra fark ettim ki arkasından melül bakışlar attığım insan ev sahibimdi. Hem de kırk beş yaşındaydı!
Ayşe? Bir sorun mu var?
Neden hayatım yolunda gitmiyordu ki? Ah be Deniz. İnsan konuşmaya şahit olur, gel benim evimde kal der. Aksiyon yaşarız ama yok! Benim arkadaşım ancak cips tıkınır!
Yok ya. Ne sorunu? dedim gülümsemeyi deneyerek.
Başıma ne geliyorsa sebebi bendim!
Ha tamam. Hadi gel, film yarım kaldı.
İnsanda azıcık görgü ve adap olur değil mi? Sorar soruşturur. Arkadaşım dostum sorunun ne diye sorar. Geldim ya. diye söylenirken salondaki kanepeye yerleştim. Bu işi daha sonra düşünebilirdim. Sonuçta her gün ayaklarımı sehpama uzatarak film izlemiyordum! Ah lafımı geri aldım. Aynen öyle yapıyordum.
Ben mutfağa gideyim. İçecekler bitmiş. diyerek ayaklandım bir süre sonra. Filmi çoktan kaçırmıştım, aklıma ev sahibimin söyledikleri geliyordu. Ne yapacaktım? Gururum yüzünden arkadaşlarımdan borç para almaktan haz etmiyordum. Kara kara düşünerek buzdolabına yöneldiğim sırada kulağımın dibinde canımı yakan bir ses tonu yükseldi.
Ayşe Nur!
Efendim? derken olduğum yerde irkilmiştim. Allahım o nasıl bir çığlık-cırlama-bağırma üçlemesidir. Yıktı geçti yahu!
Dalmışsın gitmişsin yine!
Ödümü kopardın Deniz.
Ne yapsaydım? Arayıp telefonla yanına geliyorum mu deseydim? Deli misin divane misin?
Arkadaşım diye demiyorum, iğrenç esprileriyle meşhurdur. Çok mu aradın bu şakayı ya? dedim suratımı buruşturarak. Kolayı nihayet alabilmiştim elime.
Yok, ben çaldırdım o aradı.
Deniz!
Ayşe Nur!
Bıkmış bir halde salona yöneldiğimde keyfim yerine gelmişti. Her ne kadar içten içe kızgın dursam da Denize minnettardım. Bunları sıkıntımın farkına vararak gülümseyeyim diye yapmıştı. Beklediği etkiyi yaratmamıştı fakat artık kendimi iyi hissediyordum.
Bu arada Bak ne hatırladım? Tarık ile nereden tanışıyorsunuz?
Denizin hinle parıldayan gözlerine bakarken ellerimi suçsuzum dercesine havaya kaldırdım. Anlattık işte. Adama hem tekme attım hem de dirsek. Yani aranızı mı yapsak bakışını üzerimden çekebilirsin.
Yanaklarını şişirerek koltuğunda geriye yaslandı. Aynı anda telefonu çalmaya başlamıştı. İsmi göz ucuyla fark etmiştim. Aşkitotoşko arıyor yazısı intihar sebebiydi. Aşkitoşko ne be? diye kıkırdadım keyifle. Of ne cahilsin! Aşkitotoşko o. Sevgilime özel hitap şekli. Romantizm katili ya!
Hitap şekli değil de küfür gibi duruyordu ki.
Hay ben senin aşkitotoşkona falan diye bir argo cümlesi üretilebilirdi mesela.
Aşkım! Nasılsın? Hım Ne yapıyorsun? Aşkım, ne yapıyorsun? İyiyim deme Oğuz. Soru kalıbının cevabı o değil. Ne yapıyorsun diyorum, iyiyim diyorsun!
Muhabbetleri kafamı duvara vurmak gibi bir istek yaratınca mecburen televizyondaki tadı kaçan filmime geri döndüm. Vıcık vıcık âşıkları asla anlamayacaktım! Hıı Anladım Tamam dedim ya! Seni seviyorum... Bende çok özledim
Böndö sönö çök özlödöm.
Onlarla dalga geçmeme aldırmadan ayaklandı. Sanırım onu rahatsız etmemden korkuyordu. Sinsi bir gülüş atarak boğazımı temizledim. Hey bebek! Hepsi senin mi? diye bağırdım sesimi özellikle kalınlaştırarak. Denizin gözleri kocaman olurken kıkırdadım. Oğuz bizim olayımızı ciddiye almış olmalıydı.
Ah ah. Bunu yapmayı seviyorum.
Oğuz, saçmalama! Ayşe Nur o. Dalga geçiyor aklı sıra.
Zevkten dört köşe olmuş biçimde iyice yayıldım koltukta. Aynı anda onların konuşmalarını dinliyordum. Yuh Oğuz! Güvensizlikte yeni bir çığır açtın şu an. Neyse ya. Sus, konuşma! Ayağını ritmik şekilde yere vuruyordu fark etmese de. Konuşsana adam. diye çemkirdi dayanma sınırını geçince.
Az önce konuşma dedin çocuğa. dedim gülerek. Bana öldürücü bir bakış attığındaysa olduğum yere sindim.
Kızgın Denize bulaşmak, yağmur yağdıktan sonra isteyerek kaldırımın kenarında yürüyüp üstünün başının çamur olması demekti! Öyle garip bir durum.
Şş, kapatın şu telefonu be. Kırk yılın başı gelmişsin onda da telefonla geçirdin.
Yalanını seveyim. Her gün buradayım, insafsız. diye homurdandı Deniz. Hem benimle hem de sevgilisiyle muhabbet edebiliyordu. Bu kızın kapasitesine hastayım. Cidden ya. Niye her gün buradasın sen? Evin yok mu kardeşim?
Dengesiz
Aşk böceği
Atışmamıza nokta koyan ikinci zil sesi oldu. Deniz tek elini savurarak git, kapıya bak anlamında işaretler yapmaya çalıştı. Keşke yapabilseydi
Oturduğum yerden kalkarak tekrar bitap halde koridora yöneldim. Benim evimde de gizli geçitler olsaydı ne kadar hoş olurdu. Tabii iki oda bir salon olan kulübe olmaya aday evimin neresine yapılabilecekse!
Kapıyı araladığımda ise hiç de hoş olmayan bir sürpriz beni bekliyordu.
Tarık.
Beni görünce sanki başına tuğlayla vurulmuş gibi irkildi. Senin Burada ne işin var? dedi sakin görünmeyi denerken. Huzursuzluğunu sezmiştim, yüzünü buruşturmakla buruşturmamak arasında gidip geliyordu.
Kendi evimde takılmak için de senden izin mi alacağım? diyerek kollarımı göğsümde kavuşturdum.
Aslında evet!
Kadir amcanın kapıdan çıkıp bana cevap verdiğini görünce duruşumu değiştirdim. Düşündüğüm şey olursa bonibon alarak hayalimde intihar edecektim! Efendim Kadir amca?
Ondan izin almak zorundasın çünkü yeni ev sahibin. Neyse Gel evladım. Sana evimi gezdireyim.
Evimi derken yaptığın vurgu kalbimi kırdı Kadir amca.
Şu an müsait değilim. diyerek kurtulmayı denedim. Bunu bana yapamazlar! Yasal olarak doğru değil ki. Yani ev, ev değil. Cipsler, kolalar, açık bir film. Dağınık kanepe. Masanın üzerindeki kahve bardağının lekeleri. Olamaz!
Tamam. Gel sen şöyle oğlum. Yarım saatin var, Ayşe.
Ah zalım ah. Ne yaptın? Herkes olurdu da dövdüğüm adam olamazdı Kadir amca!
Onların ikisi eve girdiğinde bile kapıda dikilmeye devam ettim. Tarıkı gördüğümde oluşan şok, hücrelerime ancak etki ediyordu. Galiba beynim yavaşladı.
Ayşe Nur! Ne oluyor? Put kesilmişsin.
Evi topla. diyebildim sadece. Yarım saatimin olduğu fikri aklıma kazınırken fırladım durduğum yerden. Denizin şaşkın bakışlarına aldırmadan koltuktaki yastıkları düzeltmeye başladım. Sarı bezi getir. Sarı bez. diye el kol yaptım fakat benim telaşlı halimin fotoğrafını çekmek isteyen arkadaşım duymadı.
Ya Deniz. Sarı bez, sarı.
Durumun ciddiyetini idrak edebildiğinde koşturarak mutfağa yöneldi. Sonuna gelinmiş filmi kapatarak yerine haber kanallarından birini açtım. Ben cips tabağını, çöpleri, kola bardaklarını sırayla mutfağa taşırken Deniz masayı ve sehpayı siliyordu.
Yarım saatin sonunda ev, bal dök yala biçimine gelmişti.
Bir annem geldiğinde bir de ev sahibim geldiğinde böyle olabiliyordu. Zihnimde köşelere ittiğim, hatırlamak istemediğim gerçek gün yüzüne çıkıyordu. Tarık. Yeni ev sahibim olacaktı veya direk olarak beni atacaktı!
Onunla aramız düzeltmeliydim. Dirsek ve tekme olayını unutursak, bir de hakaretler var tabii. Sonuç olarak sorunlarım hallolacaktı.
Zil çaldığında her ne kadar beklesek de sıçradık. Deniz bir ara giysi dolabıma saklanmaya çalışmış, sığamayınca da aksiyon yaratma kısmını es geçmişti.
Hoş geldiniz. diyerek kocaman gülümsedim. İkinci tarafımı gören Tarık, kamyon çarpmışa dönmüştü. Aklında tanıştığı iki ayrı kişiliği kıyasladığını fark edebilmiştim. Tarık oğlum tek başına gezmek istedi evi. Aslında şahsi almayacak. Ailesiyle alıyormuş bildiğim kadarıyla.
Bilgilendirmenin üzerine azıcık rahatlamıştım. Kadir amca yanımızdan ayrıldığında üçümüz kalmıştık. Deniz, ben ve tabii ki Tarık.
Hadi bakalım!
Başlasın curcuna.
Keyifli okumalar
Beynim herkesinden bambaşka çalışıyordu. Mesela, mutlu anları asla unutmazdım. Beş yaşında gördüğüm güzel rüyaları hala hatırlama potansiyeline sahiptim. Fakat kötüleri anında unuturdum! Aklımdan o zamanı silerdim. Kısaca o adamla karşılaşmayacağım için rahattım. Hem unutmuştum da.
Televizyonumun karşısına geçmiştim. Ayaklarımı sehpaya uzatmış, inekli pijamalarımla birlikte koltuğa yayılmıştım. Ayaklarımı sıcacık tutan patiklerimi giymiştim. Bunun yanında kola, cips ve film üçlüsü içinde boğulmak üzereydim.
Ah, gerilim müziğini duymuyor musun ya? Kaçsana oradan. Hem zekânı git ölçtür! Saat gecenin bilmem kaçı çıkmışsın dağa taşa. Ölürsün tabii.
Ayşe! diye bağırdı koltuğun yastığına koala misali yapışan Deniz. Yeter be! Filmi mahvediyorsun. İnsan azıcık korkar.
Üç saniye sonra kız ölmezse hiçbir şey bilmiyorum ben. dedim gururla ve cümlem bittiği an ekrandan çığlık yükseldi. Kanlar sıçradı, gölge ağaçların arasında koşarak yok oldu. Korku filmi klişesi.
Ayşe?
Gözlerimi televizyon ekranından çevirmeden Hıı. diye cevap verdim. Elimi ikimizin ortasında duran cips tabağına daldırdım. Tam filme tekrar odaklanıyordum ki kapı çaldı. Öfkeyle ağzıma attığım çerezi çiğnedim. Kıymetlini kaldırıp kapıya bakmayı düşündün mü? diye sordu Deniz. Yüzünde bıkmış bir ifade vardı.
Sen bakıversene be. Hadi.
Ev senin. diyip işten kaçtı, pis çıkarcı. Mecburen ayaklandım. Kapı ikinci kez çaldı ve sonunda Aç kapıyı, evde olduğunu biliyorum. diye bağırdı ev sahibim. Ya insanlar niye yabancı dizilere özeniyor ki?
Patiklerimi sürükleyerek kapıya doğru ilerledim. Nihayet açabildiğimde dördüncü kez çalıyordu. Efendim Kadir amca? diyerek kirişe yaslandım. Kızım, kirayı ne zaman ödeyeceksin acaba? Hep geciktiriyorsun! Bıktım valla hatta gittim yeni sahip baktım.
İnsanlar eve bakıyor, Kadir amca çıkıp sahibe bakıyor! Bari ev sahibim normal olsaydı ne olurdu?
Ödeyeceğim dedim ya! diye söylendim sinirle. Gıcıklığına yaptığını bilsem de işkillenmiştim. Yavrum taşınacağız biz. Evi satmayı düşünüyorum. Dediğim gibi talibi de var. Onunla anlaş ama önce kiramı öde!
Sanki kızını evlendiriyor, talip dedi ya!
Peki, anlaşamazsam?
Ev bakmaya başlarsın.
Ne kadar kolay söylüyordu! Kontrat imzaladık Kadir amca! diye inledim yavaşça doğrulurken. Gözlerini devirerek ensesini kaşıdı. Kızım, sen kontrat tarihine baktın mı? Bu ay bitiyor anlaşmamız.
Ağrımaya başlayan alnımı ovuştururken bu kadar şanssızlığın benim bünyeme bile fazla geldiğini düşünüyordum. Çantamı çaldırdım, Kadir amca. Azıcık hoşgörülü olamaz mısın? dedim ellerimle oynamaya başlarken. Gergin olduğumda daima bunu yapıyordum.
Başını sağa eğerek yavru köpek bakışı attı Kadir amca. Bunun anlamını az çok çözmüştüm. Elimden bir şey gelmez, kusura bakma cümlesinin kelimeye dökülmemiş haliydi. Arkasını dönüp kendi evine, yani hemen yan kapıya ilerlediğinde çaresizce kalakalmıştım.
Hani ayrılık sahneleri oluyordu filmlerde. Kadın adamın arkasından bakıyordu, daha sonra tekrar koşup sarılıyorlar falan, bir an o moda girmiştim. Sonra fark ettim ki arkasından melül bakışlar attığım insan ev sahibimdi. Hem de kırk beş yaşındaydı!
Ayşe? Bir sorun mu var?
Neden hayatım yolunda gitmiyordu ki? Ah be Deniz. İnsan konuşmaya şahit olur, gel benim evimde kal der. Aksiyon yaşarız ama yok! Benim arkadaşım ancak cips tıkınır!
Yok ya. Ne sorunu? dedim gülümsemeyi deneyerek.
Başıma ne geliyorsa sebebi bendim!
Ha tamam. Hadi gel, film yarım kaldı.
İnsanda azıcık görgü ve adap olur değil mi? Sorar soruşturur. Arkadaşım dostum sorunun ne diye sorar. Geldim ya. diye söylenirken salondaki kanepeye yerleştim. Bu işi daha sonra düşünebilirdim. Sonuçta her gün ayaklarımı sehpama uzatarak film izlemiyordum! Ah lafımı geri aldım. Aynen öyle yapıyordum.
Ben mutfağa gideyim. İçecekler bitmiş. diyerek ayaklandım bir süre sonra. Filmi çoktan kaçırmıştım, aklıma ev sahibimin söyledikleri geliyordu. Ne yapacaktım? Gururum yüzünden arkadaşlarımdan borç para almaktan haz etmiyordum. Kara kara düşünerek buzdolabına yöneldiğim sırada kulağımın dibinde canımı yakan bir ses tonu yükseldi.
Ayşe Nur!
Efendim? derken olduğum yerde irkilmiştim. Allahım o nasıl bir çığlık-cırlama-bağırma üçlemesidir. Yıktı geçti yahu!
Dalmışsın gitmişsin yine!
Ödümü kopardın Deniz.
Ne yapsaydım? Arayıp telefonla yanına geliyorum mu deseydim? Deli misin divane misin?
Arkadaşım diye demiyorum, iğrenç esprileriyle meşhurdur. Çok mu aradın bu şakayı ya? dedim suratımı buruşturarak. Kolayı nihayet alabilmiştim elime.
Yok, ben çaldırdım o aradı.
Deniz!
Ayşe Nur!
Bıkmış bir halde salona yöneldiğimde keyfim yerine gelmişti. Her ne kadar içten içe kızgın dursam da Denize minnettardım. Bunları sıkıntımın farkına vararak gülümseyeyim diye yapmıştı. Beklediği etkiyi yaratmamıştı fakat artık kendimi iyi hissediyordum.
Bu arada Bak ne hatırladım? Tarık ile nereden tanışıyorsunuz?
Denizin hinle parıldayan gözlerine bakarken ellerimi suçsuzum dercesine havaya kaldırdım. Anlattık işte. Adama hem tekme attım hem de dirsek. Yani aranızı mı yapsak bakışını üzerimden çekebilirsin.
Yanaklarını şişirerek koltuğunda geriye yaslandı. Aynı anda telefonu çalmaya başlamıştı. İsmi göz ucuyla fark etmiştim. Aşkitotoşko arıyor yazısı intihar sebebiydi. Aşkitoşko ne be? diye kıkırdadım keyifle. Of ne cahilsin! Aşkitotoşko o. Sevgilime özel hitap şekli. Romantizm katili ya!
Hitap şekli değil de küfür gibi duruyordu ki.
Hay ben senin aşkitotoşkona falan diye bir argo cümlesi üretilebilirdi mesela.
Aşkım! Nasılsın? Hım Ne yapıyorsun? Aşkım, ne yapıyorsun? İyiyim deme Oğuz. Soru kalıbının cevabı o değil. Ne yapıyorsun diyorum, iyiyim diyorsun!
Muhabbetleri kafamı duvara vurmak gibi bir istek yaratınca mecburen televizyondaki tadı kaçan filmime geri döndüm. Vıcık vıcık âşıkları asla anlamayacaktım! Hıı Anladım Tamam dedim ya! Seni seviyorum... Bende çok özledim
Böndö sönö çök özlödöm.
Onlarla dalga geçmeme aldırmadan ayaklandı. Sanırım onu rahatsız etmemden korkuyordu. Sinsi bir gülüş atarak boğazımı temizledim. Hey bebek! Hepsi senin mi? diye bağırdım sesimi özellikle kalınlaştırarak. Denizin gözleri kocaman olurken kıkırdadım. Oğuz bizim olayımızı ciddiye almış olmalıydı.
Ah ah. Bunu yapmayı seviyorum.
Oğuz, saçmalama! Ayşe Nur o. Dalga geçiyor aklı sıra.
Zevkten dört köşe olmuş biçimde iyice yayıldım koltukta. Aynı anda onların konuşmalarını dinliyordum. Yuh Oğuz! Güvensizlikte yeni bir çığır açtın şu an. Neyse ya. Sus, konuşma! Ayağını ritmik şekilde yere vuruyordu fark etmese de. Konuşsana adam. diye çemkirdi dayanma sınırını geçince.
Az önce konuşma dedin çocuğa. dedim gülerek. Bana öldürücü bir bakış attığındaysa olduğum yere sindim.
Kızgın Denize bulaşmak, yağmur yağdıktan sonra isteyerek kaldırımın kenarında yürüyüp üstünün başının çamur olması demekti! Öyle garip bir durum.
Şş, kapatın şu telefonu be. Kırk yılın başı gelmişsin onda da telefonla geçirdin.
Yalanını seveyim. Her gün buradayım, insafsız. diye homurdandı Deniz. Hem benimle hem de sevgilisiyle muhabbet edebiliyordu. Bu kızın kapasitesine hastayım. Cidden ya. Niye her gün buradasın sen? Evin yok mu kardeşim?
Dengesiz
Aşk böceği
Atışmamıza nokta koyan ikinci zil sesi oldu. Deniz tek elini savurarak git, kapıya bak anlamında işaretler yapmaya çalıştı. Keşke yapabilseydi
Oturduğum yerden kalkarak tekrar bitap halde koridora yöneldim. Benim evimde de gizli geçitler olsaydı ne kadar hoş olurdu. Tabii iki oda bir salon olan kulübe olmaya aday evimin neresine yapılabilecekse!
Kapıyı araladığımda ise hiç de hoş olmayan bir sürpriz beni bekliyordu.
Tarık.
Beni görünce sanki başına tuğlayla vurulmuş gibi irkildi. Senin Burada ne işin var? dedi sakin görünmeyi denerken. Huzursuzluğunu sezmiştim, yüzünü buruşturmakla buruşturmamak arasında gidip geliyordu.
Kendi evimde takılmak için de senden izin mi alacağım? diyerek kollarımı göğsümde kavuşturdum.
Aslında evet!
Kadir amcanın kapıdan çıkıp bana cevap verdiğini görünce duruşumu değiştirdim. Düşündüğüm şey olursa bonibon alarak hayalimde intihar edecektim! Efendim Kadir amca?
Ondan izin almak zorundasın çünkü yeni ev sahibin. Neyse Gel evladım. Sana evimi gezdireyim.
Evimi derken yaptığın vurgu kalbimi kırdı Kadir amca.
Şu an müsait değilim. diyerek kurtulmayı denedim. Bunu bana yapamazlar! Yasal olarak doğru değil ki. Yani ev, ev değil. Cipsler, kolalar, açık bir film. Dağınık kanepe. Masanın üzerindeki kahve bardağının lekeleri. Olamaz!
Tamam. Gel sen şöyle oğlum. Yarım saatin var, Ayşe.
Ah zalım ah. Ne yaptın? Herkes olurdu da dövdüğüm adam olamazdı Kadir amca!
Onların ikisi eve girdiğinde bile kapıda dikilmeye devam ettim. Tarıkı gördüğümde oluşan şok, hücrelerime ancak etki ediyordu. Galiba beynim yavaşladı.
Ayşe Nur! Ne oluyor? Put kesilmişsin.
Evi topla. diyebildim sadece. Yarım saatimin olduğu fikri aklıma kazınırken fırladım durduğum yerden. Denizin şaşkın bakışlarına aldırmadan koltuktaki yastıkları düzeltmeye başladım. Sarı bezi getir. Sarı bez. diye el kol yaptım fakat benim telaşlı halimin fotoğrafını çekmek isteyen arkadaşım duymadı.
Ya Deniz. Sarı bez, sarı.
Durumun ciddiyetini idrak edebildiğinde koşturarak mutfağa yöneldi. Sonuna gelinmiş filmi kapatarak yerine haber kanallarından birini açtım. Ben cips tabağını, çöpleri, kola bardaklarını sırayla mutfağa taşırken Deniz masayı ve sehpayı siliyordu.
Yarım saatin sonunda ev, bal dök yala biçimine gelmişti.
Bir annem geldiğinde bir de ev sahibim geldiğinde böyle olabiliyordu. Zihnimde köşelere ittiğim, hatırlamak istemediğim gerçek gün yüzüne çıkıyordu. Tarık. Yeni ev sahibim olacaktı veya direk olarak beni atacaktı!
Onunla aramız düzeltmeliydim. Dirsek ve tekme olayını unutursak, bir de hakaretler var tabii. Sonuç olarak sorunlarım hallolacaktı.
Zil çaldığında her ne kadar beklesek de sıçradık. Deniz bir ara giysi dolabıma saklanmaya çalışmış, sığamayınca da aksiyon yaratma kısmını es geçmişti.
Hoş geldiniz. diyerek kocaman gülümsedim. İkinci tarafımı gören Tarık, kamyon çarpmışa dönmüştü. Aklında tanıştığı iki ayrı kişiliği kıyasladığını fark edebilmiştim. Tarık oğlum tek başına gezmek istedi evi. Aslında şahsi almayacak. Ailesiyle alıyormuş bildiğim kadarıyla.
Bilgilendirmenin üzerine azıcık rahatlamıştım. Kadir amca yanımızdan ayrıldığında üçümüz kalmıştık. Deniz, ben ve tabii ki Tarık.
Hadi bakalım!
Başlasın curcuna.
Keyifli okumalar




