HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!
Ilgınla oturup saatlerce konuşmuş ve olayı tatlıya bağlamıştık. Artık aramız kötü değildi, hem de hiç! Beni affetmişti. Şu an tek sorunum; eve gidince annemle nasıl yüzleşeceğimdi. Hafiften tırsmıyorum değil. Sonuçta Nergis teyzenin yanında rezil oldu! Daha doğru ben rezil oldum.
Ayrılacağımız sokağa geldiğimde Ilgın! dedim yalvaran bir sesle. Bize gelsene ya. Annem çiğ çiğ yiyecek beni!
Yok, kızım yok! Bir kere geldim terliklerden nasibimi aldım. Akıllandım ben. Git paşa paşa ye azarını, akşam ara beni.
Zaten akşam oldu! dedim gözlerimi devirerek. Hadi be. Geliver işte!
A-aa! Tolga mı o?
Hemen arkamı dönerek etrafa bakınmaya başladım, sahi gelmiş miydi? Ilgının koşar adımlarını duyunca tongaya düştüğümün farkına vardım ve hemen ona doğru döndüm. Nasıl topuklarını bir tarafına vurarak koştuysa sokağı yarılamıştı!
Sana iyi azar işitmeler! diye bağırarak belli belirsiz elini kolunu salladı. İçimden ona saydırırken eve doğru yürümeye başladım. Annem bağırır, sonra biraz daha bağırır, sesi kısılır gibi olur, su içer, tekrar bağırır, döner babama homurdanır ve kapanışını işaret parmağıyla odama göstererek yapar. Hım. Sanırım dayanabilirim.
Adımlarımı yavaşlatırken siyah bir arabanın binamızın önüne park ettiğini gördüm. Yüzü seçilmeyen birisi o kaportaya yaslanmış, ayağını yere vurarak bekliyordu. Hii, ben bu sahneyi korku filminde görmüştüm. Masum, saf salak kızımız karanlığa ve o süliete doğru yürüyordu. Sonrası ise belli.
Hemen telefonumu çıkararak adamı görmemiş gibi yaptım ve arkamı döndüm.
Hişt!
Ah be, yumurta kapıya dayandı. Adam bana sesleniyor. Aferin Eylem, sen zaten anca karanlığa kal Eylem! Annem beddua etti de o mu tuttu acaba? Ben beklerim o kadından.
Eylem!
Ben adımlarımı büyütüp daha da hızlanırken adımı bildiğini de öğrenmiş oldum. Şansımı seveyim be! Tescilli sapığım var ve beni evimin önünde son model arabasına yaslanarak köşeye sıkıştırmaya çalışıyor. Beynim bir yerden sonra filmi kopardı. Sanırım algılayamadım!
Beni takip eden adım sesleri korkumu ikiye katlayıp üçe bölerken yapabileceğim hiçbir şey olmadığını fark ettim. Elveda hayat, elveda mutluluk, elveda ses tellerim.
İmdat! Adam kaçırıyorlar! İmdat, öldürüyorlar beni-
Dudaklarımın üstüne kapanan el yüzünden panik olurken dirseğimi karın boşluğuna geçirebildim. Öksürürken Dur be! Benim Tolga! diye seslendi nişanlım. Utandım fakat öyle böyle değil.
Hii, Eylem! Kız ne yapıyorsunuz orada? Yanındaki adam kim?
Pencereye koşmuş olan Hatice ablaya bakarak İyiyim! dedim. Hala kalbim ağzımda atıyordu. Bir an telaş yapıp bağırdım. Nişanlım bu adam!
Dedikodu yakalayamamanın verdiği hırsla söylenerek içeri girdi. Ben de öfkeyle sevgili nişanlıma döndüm. Kalbime indiriyordun be! diye bağırdım. O ne öyle? Sokak serserisi gibi arabaya yaslanmalar falan.
Ne bileyim beni tacizci sanacağını? dedi o da aynı kızgınlıkla. Hem sen sevgilinle sokaktaki birini ayırt edemiyor musun?
Oha, Tolga Sağlam trip atıyor. Ekranda kalın, sayın seyirciler.
Sen bana trip atıyor olabilir misin şu an?
Yo, ne alakası var? derken suratı asılmıştı. Yüzüne birazcık renk gelsin diye parmak uçlarımda kalkıp yanağına öpücük kondurdum. Aslında onun için değil, kendim için öptüm, şş çaktırmayın.
Oy oy kızdın mı sen?
Eylem bebek veya köpek sevmiyorsun. Kaç yaşında adamım, gelmişsin oy oy diye nida yapıyorsun bana. diyerek triplerin alasını attı. Bazen hangimizin kız, hangimizin oğlan tarafı olduğunu karıştırıyorum yahu! Kız evi naz eviydi, artık oğlan evi trip evi oldu! Madem öyle diyerek iğrenç bir espriye imza attım!
Nida kim be?
İkimizde birbirimize ne oluyor der gibi baktık. Evet, azıcık saçmalamıştık. Sonuçta yaşını başını almış, olgun insanlarız. Yok olmadı! Resmen cümle de özne-yüklem uyuşmazlığı var. Biz? Tolga ve ben. Olgunluk? İmkânsız.
Ne bekliyordun kapımda? Eve girmek aklına gelmedi mi?
Var ya romantiklik yapacaktım, aldın götürdün bütün hevesimi.
Nereye götürdüysem getirmesini bilirim. diyerek sol elini kavradım. Bir an için suratını buruştursa da kendini toparladı. Yüzüme hâkim olan şirin gülümsemeye bakarak çapkınca sırıttı. Tamam, o zaman. Seni bir yere götürecektim. Ailenden izin aldım ve seni bekledim.
Çok mu bekledin ya? dedim elini daha sıkı kavrarken. Buz gibi olmuş yanağın, ellerin. İçimdeki şefkat ayaklanmıştı, Ilgınla konuşmamı erteleseydim keşke!
Yok canım. Kansızlık var bende ondan soğuktur. Yoksa daha çıkalı beş dakika olmuş-Ah, ne çimdikliyorsun?
Tolga öküzün teki değilse benim de adım Eylem değil.
Ya insan uydurur be. Sevgilim kırk dakikadır bekliyorum, üşüdüm ısıt beni falan demeliydin yani!
Sonra da ayy, sapık dersin sen. Dengesizsin çünkü. dedi ve ben onun bir kere daha haklı olduğunu kabullendim. Kitaplarda falan ısıt beni dendiğinde romantik geliyordu ama sevgilim gelip bana ısıt beni yavrum dese oradan ışık hızıyla uzaklaşırım. Ben düşüncelerime dalmışken Tolga kolumu dürttü.
Bir daha söylesene. dedi ve tek elini yanağıma doğru getirdi. Heyecanla söylediğim cümleyi hatırlamaya çalıştım. Eli soğuk olsa da dokunuşu o kadar içtendi ki gülümsemekten kendimi alamadım. Üşüdüm, ısıt beni...
Ondan önce ne söyledin? dedi tuttuğu elimi daha da sıkıp beni arabaya çekiştirirken. Kırk dakikadır bek
Ondan da önce?
Ne söylemiştim ki ben ya? İnsan uydurur be dedim! Bunu söyledim, romantiklik anlayışın bu mudur Tolga? dedim hayal kırıklığı içinde. Neden Tolganın içinde kusursuz bir ayı olmak zorunda?
Ondan sonra. Of Eylem ya hem romantik olmadığımı söylüyorsun hem de sevgilim dediğini hatırlamıyorsun dedi ve elimi bırakarak arabanın kapısını açtı. Açıkça bozulmuştu, ah ya ben üşüdüğümden mi saçmalıyorum acaba? Arabaya binip kapıyı usulca kapattım. O da o sırada önden dolaşmış ve kendini içeriye atmıştı.
Ne uyuşuk bir kişiliğim var yahu. Adam arabanın etrafını dolaşıyor ve biniyor, ben o sırada sadece kapı örtebiliyorum. Hii, Tolgada olmasa evde kalırdım bence.
Tolga? dedim avuçlarımı birbirine sürtüp ısınmaya çalışırken. Beni takmadan Hıı? diye cevap verdi. Tolga ya? dedim sabah annemin bana uyguladığı işkenceyi nişanlıma yansıtarak. Hıı?
Adama bak be! Analar neler doğuruyor? Of of. İçim yandı.
Araba öyle ani bir frenle durdu ki yol boş olmasaydı arkadaki bize fena geçirmişti. Bütün vücudum sarsılınca zar zor torpido gözünden tutunmuştum. Hani nerede o adam? Sen yanımda laf mı atıyorsun elin çocuğuna?
Yok adam falan! Kendine gel diye yaptım herhalde. Hıı deyip geçiştiriyordun beni be!
Efendim Eylem? Ne oldu Eylem? Söyle Eylem!
Her Eylem aslında bir küfür barındırıyordu arkadaşlar. İnanmayalım, bunu da böyle yayalım herkese. O an ki ciddiyete uymayan bir şeyler söylemeliydim, bunun yüzünden aklıma gelen ilk cümle dudaklarımdan firar etti.
Maviş maviş baktın, yüreğimi yaktın Tolga!
Şaşkınca birkaç saniye ciddi olup olmadığımı anlamak ister gibi baktı suratıma. Ne var yahu? Kamyon arkası yazısı bile uydurdum senin için. Bir de romantik değil dedin. Vallahi ayıp.
Eylem, sana ne içirdi Ilgın?
Bir dakika, bir dakika. Ben nişanlıma Ilgınlayım demedim ki! Sen nereden biliyorsun bakayım Ilgınla olduğumu? Yoksa beni takip falan mı ettiriyorsun?
Kızım instagrama fotoğraf atmışsınız ya! dedi oflayarak. Ardından kumral saçlarını karıştırdı. Nedense ikimizin arasında romantik anlar anında son buluyordu! Pislik herif!
Aman ya. Demedim bir şey. Hem nereye gidiyoruz biz?
Şimdi nişanlıyız ya? Flört dönemimiz olmadı, bu sebeple seni herkesten kaçtığımda gittiğim yere götüreceğim.
Herkesten kaçtığında gittiği yer ya küçüklükteki ağaç evi ya da sahil kenarı falan olmalıydı. Sorsam söylemeyeceği için saldırıya geçtim. Umarım ahıra filan gitmeyiz.
Tolga kaşlarını kaldırıp neden bahsettiğimi anlamaya çalıştı. Ne ahırı? dediğinde kendimi tutamayıp kıkırdadım. Hani senin doğal ortamın ya canım. Öküzler, inekler falan. Oraya götürürsün diye düşünmedim değil.
Başını iflah olmazsın dercesine iki yana sallayarak arabanın camını indirdi. Tek kolunu karizmatik bir biçimde oraya yaslayarak radyoya uzandı. Onu sinir edememenin verdiği gerginlik vardı üzerimde. Yanımda oturan adam, bağımlılık yapmıştı bende!
Annen ve annem beni zorla falcıya götürdü. dedim sessizlikten rahatsız olarak. Hı hı. Duydum maceralarını. Kadına neler demişsin öyle ya...
Konunun başlamasına izin vermeden bitiren Tolgaya öldürücü bir bakış fırlattım. Ne yazık ki beni görmeyecek kadar keyifliydi. Allah, nereye gidiyoruz biz ya? Ürktüm bak şimdi!
Arabayı durdurduğunda ıssız bir tepeye geldiğimizi gördüm. Amacı ne bu adamın yahu? Ne yapıyorsun? desem de sadece sakince arabadan indi. Zar zor arabanın etrafını dolandığını gördüm. Çok karanlıktı!
Arabamın kapısı açılırken egom ayaklandı fakat şu an daha büyük sorunum vardı.
Nereye gidiyoruz be? diye çemkirdim en sonunda. Tolganın eli kolumu yavaşça kavradı ve beni indirdi. Hemen sonra elini üzerimden çekerek boş tepede yürümeye başladı. Konuşmuyor, arkası bana dönük sadece ilerliyordu. El mecbur peşine düştüm. Biraz sonra yere oturdu ve sağ avucunu toprağa vurarak beni yanına çağırdı.
Sessizce yanına yerleştim.
Lafımı bölmeden beni dinle yoksa yemin ederim konuşmam. dedi ve derin bir nefes aldı.
İlk tanıştığımız gün Çok garipti. Bana gelip beyinsiz olduğumu ima etmiştin. Ve sonra ikimizin haberleri gazetelere falan çıktı. Çok sinirlendiğimi hatırlıyorum, öfkeliydim. Sana, yaptıklarına ve beni güvensiz evlat rolüne düşürmene. Nasıl oldu bilmiyorum veya hatırlamıyorum. Bir an sana kızıyordum sonra hayranlık duyuyordum. Çok özelsin, eşsizsin ve kendinsin. Başka maskelerin ardına saklanmıyorsun Eylem.
Uzun konuşmasının ardından birkaç saniye bekledi. Sanırım bu bir soruydu. Dinlemek isteyip istemediğimi tartıyordu. Bakışlarımı açıkça belli olan ve parlayan yıldızlara çevirdim.
Sana haksızlık ettim, biliyorum. Ama biraz anlayışlı olman gerekiyor. Çünkü daha önce böyle hissetmemiştim. Ne yapacağıma karar veremiyordum. Hem beni etkilediğin için senden uzaklaşamaya çalıştım hem de uzaklaştıkça daha fazla özler oldum. Sen anlayamadığım bir anda içime sızdın. Çok, çok farklı bir duyguydu. Kurmacadan ibaret olan nişanımız aniden gerçeğe dönüştü. O elbisene garip dediğim de çarpık bacaklı diyerek dalga geçtiğimde aslında seni kıskanıyordum. Başkasının dönüp bakması bile sinirlenmeme yetiyor. Ops, çok fazla detay verdim galiba. Her neyse hiçbir şeyimiz normal olmadı, bildiğin üzere. O yüzden sana bütün film, kitaplardaki o klişe sahneyi yaşatmaya karar kıldım.
Yavaşça ve her kelimeyi iyice anlamamı ister gibi konuşması beni etkilemişti. Hevesle söyleyeceği cümleyi beklerken Bunu neden yapıyordum ki? diye homurdandı. Elini cebine atıp bir şey çıkardı. Karanlık yüzünden tam seçememiştim.
Minik kutuyu araladığında gördüğüm şey; bir yüzüktü. Ama normal olanlardan değil.
El yazısıyla Tolga damgası bulunan yüzüktü!
Tek taş bile değil.
Sen benimsin, Eylem. Bunu kalbinde, aklında, ruhunda hatta parmağında bile taşımanı istiyorum. Evet, sözlerim klişe ama evlilik teklifim değil. Bu yüzüğü tak parmağına. Benim olmaya yemin et. Birbirimizi sonsuza dek seveceğimizi söyle. Çünkü artık dayanamıyorum.
O an aklıma takılan konu bambaşka bir şeydi.
Peki, sen üzerinde Eylem yazan bir yüzük takacak mısın?
Buraya gelmiş sana evlenme teklif etmeye çalışıyorum, romantik cümleler kuruyorum ve takıldığın konu bu mu?
Şaşırdığını anlayabiliyordum, ne yapayım? İçimde kalacağına onun aklında kalsın.
Konuyu sapıtma, cevap ver.
Tamam, takacağım! dedi gözlerini devirerek. Vücudumun tamamını ona dönerek, göremediğim çimen ve toprak karışımı zeminden destek aldım. Sorumu hala duyamamıştım. Taksana yüzüğü! dedi Tolga sabrı taşmış şekilde. Soruyu alayım.
Bendeki özgüvene bakar mısın? Sanki marketten iki ekmek alıyorum.
Sayın Eylem Şensu, bana eşiniz olma onurunu bahşeder misiniz?
Evet diyemezdim, hadi ama! Dizlerimin üzerine kalkarken şaşkınlıkla bakan iri, mavi gözlere hayranlık duyuyordum. İki elimi birbirine vurarak çırptıktan sonra onun elmacık kemiklerinin üzerine koydum. Elindeki yüzük kutusu hala açık bir şekilde bekliyordu. Dudaklarımızı birleştirirken aynı zamanda böyle muhteşem adamı nasıl hak ettiğimi düşünüyordum. Tolganın kolu belime sarılırken geriye doğru eğilmek zorunda kaldım, saniyeler sonra onunda dizleri üzerinde olduğunu fark edebildim.
Bir insan öpüşürken bile nasıl anormal olabilir ki?
Varla yok arası bir yerde parmağıma geçirilen soğuk metali hissettim. İçime yayılan sıcaklık o kadar barizdi ki nefes almak için hafifçe geri çekildiğinde soluk soluğaydım. Alnı alnıma yaslayarak güldü. Ve her zaman ki gibi içimden bir şeyler kopup gitti.
Eylem Sağlam olma yolunda hızlı adımlarla ilerliyordum.
keyifli okumlar
Ayrılacağımız sokağa geldiğimde Ilgın! dedim yalvaran bir sesle. Bize gelsene ya. Annem çiğ çiğ yiyecek beni!
Yok, kızım yok! Bir kere geldim terliklerden nasibimi aldım. Akıllandım ben. Git paşa paşa ye azarını, akşam ara beni.
Zaten akşam oldu! dedim gözlerimi devirerek. Hadi be. Geliver işte!
A-aa! Tolga mı o?
Hemen arkamı dönerek etrafa bakınmaya başladım, sahi gelmiş miydi? Ilgının koşar adımlarını duyunca tongaya düştüğümün farkına vardım ve hemen ona doğru döndüm. Nasıl topuklarını bir tarafına vurarak koştuysa sokağı yarılamıştı!
Sana iyi azar işitmeler! diye bağırarak belli belirsiz elini kolunu salladı. İçimden ona saydırırken eve doğru yürümeye başladım. Annem bağırır, sonra biraz daha bağırır, sesi kısılır gibi olur, su içer, tekrar bağırır, döner babama homurdanır ve kapanışını işaret parmağıyla odama göstererek yapar. Hım. Sanırım dayanabilirim.
Adımlarımı yavaşlatırken siyah bir arabanın binamızın önüne park ettiğini gördüm. Yüzü seçilmeyen birisi o kaportaya yaslanmış, ayağını yere vurarak bekliyordu. Hii, ben bu sahneyi korku filminde görmüştüm. Masum, saf salak kızımız karanlığa ve o süliete doğru yürüyordu. Sonrası ise belli.
Hemen telefonumu çıkararak adamı görmemiş gibi yaptım ve arkamı döndüm.
Hişt!
Ah be, yumurta kapıya dayandı. Adam bana sesleniyor. Aferin Eylem, sen zaten anca karanlığa kal Eylem! Annem beddua etti de o mu tuttu acaba? Ben beklerim o kadından.
Eylem!
Ben adımlarımı büyütüp daha da hızlanırken adımı bildiğini de öğrenmiş oldum. Şansımı seveyim be! Tescilli sapığım var ve beni evimin önünde son model arabasına yaslanarak köşeye sıkıştırmaya çalışıyor. Beynim bir yerden sonra filmi kopardı. Sanırım algılayamadım!
Beni takip eden adım sesleri korkumu ikiye katlayıp üçe bölerken yapabileceğim hiçbir şey olmadığını fark ettim. Elveda hayat, elveda mutluluk, elveda ses tellerim.
İmdat! Adam kaçırıyorlar! İmdat, öldürüyorlar beni-
Dudaklarımın üstüne kapanan el yüzünden panik olurken dirseğimi karın boşluğuna geçirebildim. Öksürürken Dur be! Benim Tolga! diye seslendi nişanlım. Utandım fakat öyle böyle değil.
Hii, Eylem! Kız ne yapıyorsunuz orada? Yanındaki adam kim?
Pencereye koşmuş olan Hatice ablaya bakarak İyiyim! dedim. Hala kalbim ağzımda atıyordu. Bir an telaş yapıp bağırdım. Nişanlım bu adam!
Dedikodu yakalayamamanın verdiği hırsla söylenerek içeri girdi. Ben de öfkeyle sevgili nişanlıma döndüm. Kalbime indiriyordun be! diye bağırdım. O ne öyle? Sokak serserisi gibi arabaya yaslanmalar falan.
Ne bileyim beni tacizci sanacağını? dedi o da aynı kızgınlıkla. Hem sen sevgilinle sokaktaki birini ayırt edemiyor musun?
Oha, Tolga Sağlam trip atıyor. Ekranda kalın, sayın seyirciler.
Sen bana trip atıyor olabilir misin şu an?
Yo, ne alakası var? derken suratı asılmıştı. Yüzüne birazcık renk gelsin diye parmak uçlarımda kalkıp yanağına öpücük kondurdum. Aslında onun için değil, kendim için öptüm, şş çaktırmayın.
Oy oy kızdın mı sen?
Eylem bebek veya köpek sevmiyorsun. Kaç yaşında adamım, gelmişsin oy oy diye nida yapıyorsun bana. diyerek triplerin alasını attı. Bazen hangimizin kız, hangimizin oğlan tarafı olduğunu karıştırıyorum yahu! Kız evi naz eviydi, artık oğlan evi trip evi oldu! Madem öyle diyerek iğrenç bir espriye imza attım!
Nida kim be?
İkimizde birbirimize ne oluyor der gibi baktık. Evet, azıcık saçmalamıştık. Sonuçta yaşını başını almış, olgun insanlarız. Yok olmadı! Resmen cümle de özne-yüklem uyuşmazlığı var. Biz? Tolga ve ben. Olgunluk? İmkânsız.
Ne bekliyordun kapımda? Eve girmek aklına gelmedi mi?
Var ya romantiklik yapacaktım, aldın götürdün bütün hevesimi.
Nereye götürdüysem getirmesini bilirim. diyerek sol elini kavradım. Bir an için suratını buruştursa da kendini toparladı. Yüzüme hâkim olan şirin gülümsemeye bakarak çapkınca sırıttı. Tamam, o zaman. Seni bir yere götürecektim. Ailenden izin aldım ve seni bekledim.
Çok mu bekledin ya? dedim elini daha sıkı kavrarken. Buz gibi olmuş yanağın, ellerin. İçimdeki şefkat ayaklanmıştı, Ilgınla konuşmamı erteleseydim keşke!
Yok canım. Kansızlık var bende ondan soğuktur. Yoksa daha çıkalı beş dakika olmuş-Ah, ne çimdikliyorsun?
Tolga öküzün teki değilse benim de adım Eylem değil.
Ya insan uydurur be. Sevgilim kırk dakikadır bekliyorum, üşüdüm ısıt beni falan demeliydin yani!
Sonra da ayy, sapık dersin sen. Dengesizsin çünkü. dedi ve ben onun bir kere daha haklı olduğunu kabullendim. Kitaplarda falan ısıt beni dendiğinde romantik geliyordu ama sevgilim gelip bana ısıt beni yavrum dese oradan ışık hızıyla uzaklaşırım. Ben düşüncelerime dalmışken Tolga kolumu dürttü.
Bir daha söylesene. dedi ve tek elini yanağıma doğru getirdi. Heyecanla söylediğim cümleyi hatırlamaya çalıştım. Eli soğuk olsa da dokunuşu o kadar içtendi ki gülümsemekten kendimi alamadım. Üşüdüm, ısıt beni...
Ondan önce ne söyledin? dedi tuttuğu elimi daha da sıkıp beni arabaya çekiştirirken. Kırk dakikadır bek
Ondan da önce?
Ne söylemiştim ki ben ya? İnsan uydurur be dedim! Bunu söyledim, romantiklik anlayışın bu mudur Tolga? dedim hayal kırıklığı içinde. Neden Tolganın içinde kusursuz bir ayı olmak zorunda?
Ondan sonra. Of Eylem ya hem romantik olmadığımı söylüyorsun hem de sevgilim dediğini hatırlamıyorsun dedi ve elimi bırakarak arabanın kapısını açtı. Açıkça bozulmuştu, ah ya ben üşüdüğümden mi saçmalıyorum acaba? Arabaya binip kapıyı usulca kapattım. O da o sırada önden dolaşmış ve kendini içeriye atmıştı.
Ne uyuşuk bir kişiliğim var yahu. Adam arabanın etrafını dolaşıyor ve biniyor, ben o sırada sadece kapı örtebiliyorum. Hii, Tolgada olmasa evde kalırdım bence.
Tolga? dedim avuçlarımı birbirine sürtüp ısınmaya çalışırken. Beni takmadan Hıı? diye cevap verdi. Tolga ya? dedim sabah annemin bana uyguladığı işkenceyi nişanlıma yansıtarak. Hıı?
Adama bak be! Analar neler doğuruyor? Of of. İçim yandı.
Araba öyle ani bir frenle durdu ki yol boş olmasaydı arkadaki bize fena geçirmişti. Bütün vücudum sarsılınca zar zor torpido gözünden tutunmuştum. Hani nerede o adam? Sen yanımda laf mı atıyorsun elin çocuğuna?
Yok adam falan! Kendine gel diye yaptım herhalde. Hıı deyip geçiştiriyordun beni be!
Efendim Eylem? Ne oldu Eylem? Söyle Eylem!
Her Eylem aslında bir küfür barındırıyordu arkadaşlar. İnanmayalım, bunu da böyle yayalım herkese. O an ki ciddiyete uymayan bir şeyler söylemeliydim, bunun yüzünden aklıma gelen ilk cümle dudaklarımdan firar etti.
Maviş maviş baktın, yüreğimi yaktın Tolga!
Şaşkınca birkaç saniye ciddi olup olmadığımı anlamak ister gibi baktı suratıma. Ne var yahu? Kamyon arkası yazısı bile uydurdum senin için. Bir de romantik değil dedin. Vallahi ayıp.
Eylem, sana ne içirdi Ilgın?
Bir dakika, bir dakika. Ben nişanlıma Ilgınlayım demedim ki! Sen nereden biliyorsun bakayım Ilgınla olduğumu? Yoksa beni takip falan mı ettiriyorsun?
Kızım instagrama fotoğraf atmışsınız ya! dedi oflayarak. Ardından kumral saçlarını karıştırdı. Nedense ikimizin arasında romantik anlar anında son buluyordu! Pislik herif!
Aman ya. Demedim bir şey. Hem nereye gidiyoruz biz?
Şimdi nişanlıyız ya? Flört dönemimiz olmadı, bu sebeple seni herkesten kaçtığımda gittiğim yere götüreceğim.
Herkesten kaçtığında gittiği yer ya küçüklükteki ağaç evi ya da sahil kenarı falan olmalıydı. Sorsam söylemeyeceği için saldırıya geçtim. Umarım ahıra filan gitmeyiz.
Tolga kaşlarını kaldırıp neden bahsettiğimi anlamaya çalıştı. Ne ahırı? dediğinde kendimi tutamayıp kıkırdadım. Hani senin doğal ortamın ya canım. Öküzler, inekler falan. Oraya götürürsün diye düşünmedim değil.
Başını iflah olmazsın dercesine iki yana sallayarak arabanın camını indirdi. Tek kolunu karizmatik bir biçimde oraya yaslayarak radyoya uzandı. Onu sinir edememenin verdiği gerginlik vardı üzerimde. Yanımda oturan adam, bağımlılık yapmıştı bende!
Annen ve annem beni zorla falcıya götürdü. dedim sessizlikten rahatsız olarak. Hı hı. Duydum maceralarını. Kadına neler demişsin öyle ya...
Konunun başlamasına izin vermeden bitiren Tolgaya öldürücü bir bakış fırlattım. Ne yazık ki beni görmeyecek kadar keyifliydi. Allah, nereye gidiyoruz biz ya? Ürktüm bak şimdi!
Arabayı durdurduğunda ıssız bir tepeye geldiğimizi gördüm. Amacı ne bu adamın yahu? Ne yapıyorsun? desem de sadece sakince arabadan indi. Zar zor arabanın etrafını dolandığını gördüm. Çok karanlıktı!
Arabamın kapısı açılırken egom ayaklandı fakat şu an daha büyük sorunum vardı.
Nereye gidiyoruz be? diye çemkirdim en sonunda. Tolganın eli kolumu yavaşça kavradı ve beni indirdi. Hemen sonra elini üzerimden çekerek boş tepede yürümeye başladı. Konuşmuyor, arkası bana dönük sadece ilerliyordu. El mecbur peşine düştüm. Biraz sonra yere oturdu ve sağ avucunu toprağa vurarak beni yanına çağırdı.
Sessizce yanına yerleştim.
Lafımı bölmeden beni dinle yoksa yemin ederim konuşmam. dedi ve derin bir nefes aldı.
İlk tanıştığımız gün Çok garipti. Bana gelip beyinsiz olduğumu ima etmiştin. Ve sonra ikimizin haberleri gazetelere falan çıktı. Çok sinirlendiğimi hatırlıyorum, öfkeliydim. Sana, yaptıklarına ve beni güvensiz evlat rolüne düşürmene. Nasıl oldu bilmiyorum veya hatırlamıyorum. Bir an sana kızıyordum sonra hayranlık duyuyordum. Çok özelsin, eşsizsin ve kendinsin. Başka maskelerin ardına saklanmıyorsun Eylem.
Uzun konuşmasının ardından birkaç saniye bekledi. Sanırım bu bir soruydu. Dinlemek isteyip istemediğimi tartıyordu. Bakışlarımı açıkça belli olan ve parlayan yıldızlara çevirdim.
Sana haksızlık ettim, biliyorum. Ama biraz anlayışlı olman gerekiyor. Çünkü daha önce böyle hissetmemiştim. Ne yapacağıma karar veremiyordum. Hem beni etkilediğin için senden uzaklaşamaya çalıştım hem de uzaklaştıkça daha fazla özler oldum. Sen anlayamadığım bir anda içime sızdın. Çok, çok farklı bir duyguydu. Kurmacadan ibaret olan nişanımız aniden gerçeğe dönüştü. O elbisene garip dediğim de çarpık bacaklı diyerek dalga geçtiğimde aslında seni kıskanıyordum. Başkasının dönüp bakması bile sinirlenmeme yetiyor. Ops, çok fazla detay verdim galiba. Her neyse hiçbir şeyimiz normal olmadı, bildiğin üzere. O yüzden sana bütün film, kitaplardaki o klişe sahneyi yaşatmaya karar kıldım.
Yavaşça ve her kelimeyi iyice anlamamı ister gibi konuşması beni etkilemişti. Hevesle söyleyeceği cümleyi beklerken Bunu neden yapıyordum ki? diye homurdandı. Elini cebine atıp bir şey çıkardı. Karanlık yüzünden tam seçememiştim.
Minik kutuyu araladığında gördüğüm şey; bir yüzüktü. Ama normal olanlardan değil.
El yazısıyla Tolga damgası bulunan yüzüktü!
Tek taş bile değil.
Sen benimsin, Eylem. Bunu kalbinde, aklında, ruhunda hatta parmağında bile taşımanı istiyorum. Evet, sözlerim klişe ama evlilik teklifim değil. Bu yüzüğü tak parmağına. Benim olmaya yemin et. Birbirimizi sonsuza dek seveceğimizi söyle. Çünkü artık dayanamıyorum.
O an aklıma takılan konu bambaşka bir şeydi.
Peki, sen üzerinde Eylem yazan bir yüzük takacak mısın?
Buraya gelmiş sana evlenme teklif etmeye çalışıyorum, romantik cümleler kuruyorum ve takıldığın konu bu mu?
Şaşırdığını anlayabiliyordum, ne yapayım? İçimde kalacağına onun aklında kalsın.
Konuyu sapıtma, cevap ver.
Tamam, takacağım! dedi gözlerini devirerek. Vücudumun tamamını ona dönerek, göremediğim çimen ve toprak karışımı zeminden destek aldım. Sorumu hala duyamamıştım. Taksana yüzüğü! dedi Tolga sabrı taşmış şekilde. Soruyu alayım.
Bendeki özgüvene bakar mısın? Sanki marketten iki ekmek alıyorum.
Sayın Eylem Şensu, bana eşiniz olma onurunu bahşeder misiniz?
Evet diyemezdim, hadi ama! Dizlerimin üzerine kalkarken şaşkınlıkla bakan iri, mavi gözlere hayranlık duyuyordum. İki elimi birbirine vurarak çırptıktan sonra onun elmacık kemiklerinin üzerine koydum. Elindeki yüzük kutusu hala açık bir şekilde bekliyordu. Dudaklarımızı birleştirirken aynı zamanda böyle muhteşem adamı nasıl hak ettiğimi düşünüyordum. Tolganın kolu belime sarılırken geriye doğru eğilmek zorunda kaldım, saniyeler sonra onunda dizleri üzerinde olduğunu fark edebildim.
Bir insan öpüşürken bile nasıl anormal olabilir ki?
Varla yok arası bir yerde parmağıma geçirilen soğuk metali hissettim. İçime yayılan sıcaklık o kadar barizdi ki nefes almak için hafifçe geri çekildiğinde soluk soluğaydım. Alnı alnıma yaslayarak güldü. Ve her zaman ki gibi içimden bir şeyler kopup gitti.
Eylem Sağlam olma yolunda hızlı adımlarla ilerliyordum.
keyifli okumlar

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)
Benzer konular
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 54
- Cevaplar
- 3
- Görüntüleme
- 27
- Cevaplar
- 5
- Görüntüleme
- 81
- Cevaplar
- 0
- Görüntüleme
- 25
- Cevaplar
- 7
- Görüntüleme
- 125
