HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!
21. Bölüm
Not: Bu bölüm hiç Tolga içermediğinden yeni bölümü en kısa zamanda ekleyeceğim dkfjd
Eylem diye seslendi annem sondaki e harfini uzatarak. Hıı? diye cevap verdim, bir yandan televizyona bakıyor bir yandan da çatalıma zeytin batırmaya çalışıyordum. Bugün izinliydim, annemler yüzünden. Zorla Orkunu arattırmışlardı, işten atılmazsam iyidir. Kız Eylem! dedi annem daha gür bir sesle.
Ne var anne? Sabahtan beridir adımı mı ezberliyorsun?
Enseme doğru yediğim şaplak öyle güçlüydü ki kurduğum cümleye pişman olmuştum bile. İnleyerek elimi kafama götürdüğümde babamın kıs kıs güldüğünü gördüm. Eee, saldı karısını üstüme zevk alır tabii. Anneyle doğru düzgün konuş! diye sabah çemkirmesini de yaparak derin bir nefes aldı.
Bugün şeye gidelim dedik Nergis hanımla
Neye? dedim gözlerimi devirerek. Karın ağrısı belli olmuştu işte! Yine kaynanalar kafa kafaya vererek bir şeyler ayarlamışlardı! Şeye işte kızım ya diyerek bir lokma peyniri ağzına attı ve işaret parmağıyla dudaklarını göstererek Şunu bitireyim. dedi.
Buradan anladığım kadarıyla onaylamadığım bir işe sürükleyecekler beni.
Anne meraktan çatlatma insanı. Söyleyiver işte.
Falcıya.
Çay bardağımı dudaklarıma götürmüştüm ama içemeden öylece kalmıştım. Bir süre donmuş halde bekledim ve sonunda başımı geriye atarak gür bir kahkaha patlattım. Çay elime dökülmesin diye tabağa koymaya uğraşırken aynı anda diğer elimde dudaklarımı kapatıyordum. Fal Falcı mı? Ay kadın sen beni öldüreceksin bir gün.
Ben ciddiyim kız! Belki adam seni aldatacak, belki de ex aşkı var. Ne biliyorsun? Falcı tanıdığı varmış Nergis'in, takır takır döküyormuş her şeyi ortaya.
Anne seni böyle şeylere kim inandırıyor ya? Yalan onlar yalan. Ayrıca sen nereden biliyorsun ex aşkı falan Valla kaç yaşında kadınsın, hiç yakışmıyor.
Annem kaşlarını çatarak süzdü bir süre beni. Eylem, eğer benimle falcıya gelmezsen babanın önünde yemin ediyorum bak odana elimi sürmem. Çamaşırlarını yıkamam.
Çamaşırı sen değil makine yıkıyor zaten. dedim omuz silkerek. Ardından çatalımı masamızdan eksilmeyen peynire batırdım. Annemin kaşlarını kaldırarak takındığı ben ciddiyim ifadesini görünce ise kaçışımın olmadığını anladım. Allahım sabır ver bana! Tamam anne, olur anne, gideriz anne! Komşu çocuğunu geçebildim mi bari?
Komşu çocuğu demişken aklıma geldi! Nurgül teyzenin kızı Sıla hiç zorlamadan gitmiş annesiyle falcıya! Tüh sana!
Yok, yok! Gelmişim yirmi beş yaşına hala komşu çocukları benden daha iyi. Annemdeki bu zihniyeti asla yok edemeyeceğim. Sanırım ben altmış yaşındayken falan gelir, Şunun çocuğu üç kere evlendi sen hala tek adam da takılı kaldın! diye söylenirdi! O potansiyeli görüyorum annemde!
Ben giyineceğim ya dedim hafif bozularak. Ayaklandığımda ne babamdan ne de annemden ses çıkmadı, alacağınız olsun emi! Odama doğru yürürken aynı zamanda cebimden düşmesine ramak kalmış telefonumu çıkardım.
Ilgını ağaççık diye kaydetmiştim. Normalde isminin ilk anlamı Akdeniz bölgesinde yetişen bir ağaçtı ama sorulduğunda serap, hayal, kavurucu sıcak cevabını veriyordu. Yalan değildi, her anlama geliyordu ama ben çok ağaççık diyerek dalga geçmeyi seviyordum.
Hiç düşünmeden, sorgulamadan arama tuşuna basıverdim! Barışmamıştık ve ilk adımı ben atacaktım.
Alo? diyerek birinci çalışta açınca şaşkınlıkla kalakaldım. Telefonun başında çaresiz bekliyorum Bekliyorum ama aramayacak biliyorum!
Ne diyorsun Eylem be?
Kız kukumav kuşu gibi ne bekliyorsun telefonun başında? diyerek aramızdaki soğuk buzları eritme işine giriştim. Kukumav kuşu nedir? Necidir ya? Hem telefondan oyun oynuyordum, beklemiyordum falan.
Ağaççığım dedim ve gülmesini bekledim. Sessizlikle karşılaşınca yüzümü buruşturarak yatağıma zıpladım. Eğer gülmüyorsa, çok kötü darıldığını anlayabiliyordum. Bak, Ilgın. Seninle konuşmak istiyorum. Kendimi affettireceğim kız! Kaçırma fırsatı Hem benimle falcıya gelir misin?
İşte o an telefonun diğer ucundan kıkırtı yükseldi. Sen fala inanmıyordun ki. dedi daha sıcak bir ses tonuyla. Ne demişler? Fala inanma, falsız da kalma. Yalan be yalan! Annemler sürüklüyor.
Bu sefer kahkaha attı. Bari geleyim de can çekişmeni izleyeyim.
Eh, dedim dudaklarıma yerleşen kocaman gülümsemeyle. Hak ettim yani
( )
Falcının olduğu yere gelmiştik, her ne kadar itiraz cümleleri kursam da ne Ilgın, ne annem ne de Nergis hanım, Nuh demiş peygamber dememişti! Ilgının bıyık altı sırıtışı, annemin kolumu morartacak çimdikleri ve son olarak da Nergis hanımın övgüleriyle içeri girmiştik. Hayır, kadın şimdi yolacak hepimizi. Şu fala da bakayım, bunu da ister misiniz falan filan derken en az elli lira gidecekti!
Ah be baba. Vur yumruğunu masaya, gidilmeyecek falcıya de! Sonra da annemin şaplağını yiyiver, ne olacak sanki?
Ya anne bak büyücü gibi bir şeyse dakika durmam orada kaçarım!
Nergis hanım anlayışla başını iki yana salladı. Yok, kızım. Öyle bir yer değil. diyerek kapısında beklediğimiz zile basıverdi. İçimden dua ederken eş zamanlı olarak kızıyordum. İnsan hazır mısın diye sorar, sonuçta herkese sorulan klişe bir şey değil mi bu soru?
Kapı aralandı ve ben kendi kendine açıldığını düşünmeye başlayacakken tıfıl birisiyle karşı karşıya geldik. Minyon tipli hafif kırlaşmış saçlarıyla ve giydiği uzun elbiseyle gayet modern birisi gibi duruyordu. Hoş geldiniz... diyerek kapıyı daha çok araladı ve dişlerini gösterecek biçimde sırıttı.
Gülersin tabii, bulmuşsun yolunacak tavuğu
Valla ben hiç hoş gelmedim! diyerek ayaklarımı çıkarmaya giriştim. Eğilmiş masumca bağcıklarla uğraşırken beklediğim atak geldi. Annemin eli omzumu kavradı ve inlememi sağlayacak kadar yarı uyarır yarı döver mahiyette sıktı! Ah, anne al omzumu al. Hatta kolumu da al. Çünkü kopmaya çok müsaitler.
Ben de seni dövmeye çok müsaidim Eylem!
Buradan sonrası ise sessiz kabullenişimdi Ne yalan söyleyeyim, göze alamadım hiçbir şeyi! İçeri girebildiğimizde salona doğru yönlendirildik. En sonunda büyücü olarak düşündüğüm kadınla karşı karşıya geldim. Boyu omuzlarıma anca denk gelen, güler yüzlü, sevimli ve ellili yaşlarında görünen teyze eliyle koltukları işaret etti.
Önce kahvelerimizi içelim. diyerek kapıyı açan tıfıl hanıma emir verdi. Anlatın bakalım, nasılsınız?
Tabii ki ona hiçbir şey anlatmayacaktım! Hadi ama beni iyice dinleyecek ve sonunda söylediklerimi farklı cümlelerle aktaracaktı! Sonra da ben falcıyım, yok efendim ben geleceği görüyorum!
Ayy, Pakize Hanım vallahi bu kız ömrümü yiyor benim.
Anne sen çok normalsin de ben senin ömrünü mü yiyorum yani?
Konuşuyor bir de!
Dudaklarıma fermuar çekiyormuş gibi yaparak hoşnutsuzca geriye yaslandım. Ilgında yanımdaydı ve dişlerini sıkmış kendini sakinleştirmekle meşguldü. Bak şimdi izle! diye homurdandım Ilgının kulağına doğru. Her haltı anlattıracak sonra da diyecek ki kızınız nişanlı, çok mutlular falan filan! Adım gibi eminim!
Çok güldüm, cidden. Ay karnıma sancı giriyor.
Oh oh. Eğlen sen de be! Yolunacağız burada.
Biz dalmış kendi aramızda muhabbet ederken kahveler geldi. Önümüze konulan kahvelere garip bir bakış atmaktan kendimi alamadım. İçine bir şeyler katmamıştır değil mi? Önce kadının höpürdeterek içmesini izledim, ardından bende yudum aldım.
Iyh, ne koydunuz bunun içine be?
Normal kahve işte Eylem! diye kızan anneme yalvaran bakışlarımdan fırlattım. İşe yaramamış olacak ki Bitecek o kahve! diye homurdandı. İçemezsen, burnunu falan tıka.
Şurup içmiyorum kadın kahve içiyorum!
Annemin gazabından korktuğumdan olsa gerek susmakta karar kıldım. Ilgın gülmekten kahveyi yarılamazken ben yavaşça bitiremeyeceğimden emin olduğumdan fondip yaptım. Ama kahveyi öyle bir içmişim ki telvesinden de azıcık yemedim değil.
Iyy ben sizin göreceğiniz falı da yedim galiba!
Ilgın artık saklayamadan açıkça kahkaha atarken homurdanarak fincanı kapattım ve hem kendimin hem de arkadaşımın suyunu içtim üst üste. Arkama yaslanırken karnımı ovuşturuyordum. Pakize Hanım yarı gülümser yarı şaşırmış bir biçimde izledi beni. Korkmayın ya diye alayla mırıldandım. Benimle tanışan herkes, motor çarpmışa dönüyor!
Annem laflarımı öksürüklerinin arkasına saklamaya çalışsa da becerikli olamamıştı!
En sonunda kahvelerin açılacağı bölüme de gelmiştik. Yarım saattir düşmanca beni süzen anneme usluca gülümsüyordum!
Senden başlayalım Eylem. diyerek fincanımı kaldırdı. İçine bakarken öyle adapte olmuştu ki kıkırtımı bastırmaya çalıştım. Sanki doktor da ameliyata girmiş havası var yani!
Kızım sen evli misin? diye sordu başını kaldırarak. Aha, tuzak soru! Parmağımda yüzük var fakat nişan yüzüğü. Resmen alay ediyor! Hayır. dedim başımı olumsuz anlamda iki yana sallayarak. Anneme baktığımda hevesle izlediğini gördüm. Bir daha annemle Nurgül teyzeyi konuşturtmayacaktım! Aklına girmiş kadının resmen.
Nişanlı veyahut sözlüsün o zaman?
Annem öyle büyük bir sevinçle Evet! dedi ki öfkelendim. Yüzüğümün olduğu elimi havaya kaldırdım ve sinir bozucu gülümseme gönderdim. Bunu kör olmayan herkes anlayabilir anne.
Pakize Hanım, laf sokmamı umursamadan iyice çevirdi fincanını. Nişanlının isminin baş harfi Annem ve Nergis teyze sanki gerilim filmi izliyor gibi kocaman açtılar gözlerini. T
Ev-vet! dedi Ilgın dudaklarını dişleyerek. Bunu da bildiniz!
Herkesten beklerdim de senden beklemezdim Ilgın! Annemi gaza getiriyor ya!
Hım Bak kızım senin önünde iki yol var.
Gözlerimi devirmemeye çalıştım, yalan ya yalan. Ne yolu? Olsa olsa karayoludur o.
Birisinin sonunda ışık var, diğerininki karanlık. Bak, gördün mü? dedi ve iki yere ayrılmış telveyi gösterdi. Birisi akmış ve fincanın kenarını kahverengiye boyamış, diğeri ise kesilmişti. Belki de telve bitmiştir, ışık değildir, olamaz mı? dedim oflayarak.
Eğer bir cümle daha kurarsan fal mal bakmam sana! diyerek patladı Pakize hanım teyze.
Yahu kadın ben zaten istemiyorum ki fal baktırmak! Tamam, tamam. Sustum. İşin ucunda annemden gelecek terlikler olmasa cevabını verirdim de
Şimdi Bu nişanlının ayartmaya çalışan birisi var. Ama yüz vermiyor adam! Oh, oh. Çok güzel. Ayrıca senin seçimin ikinizin kaderini belirleyecek.
Ne seçimi ya? Bu sene seçim falan yok ki. Cahil karı.
Ve son olarak, bu oğlan uzun boylu, mavi gözlü, yakışıklı mı yakışıklı.
Pakize hanım teyze, son bir soru sorabilir miyim? dedim yarı gülümser yarı üzgün bir ifadeyle. Bıkmış gibi gözlerini devirse de Sor. dedi.
Mavi gözlü olduğunu nereden biliyorsun Allah aşkına? Telve mavileşti mi? Resmen araştırmışsın bizi. Atıp tutuyorsun be!
Ilgının kahkahalarını duyarken paldır küldür ayaklandım. Dayanamayacağım! Ben gidiyorum ya. Mavi gözlüymüş! Yok, teyze yok. Aslında mor gözlü. Telve kahverengiyle karşınca öyle mavi gibi gördün sen. Allahım sen falcıya gelenlere akıl fikir ver.
Kapıya ulaşıp açtım ve Ilgını bekleyerek dışarı çıktım. Annemler donup kalmış biçimde hala evdeydi. Ay hafiften tırsmadım değil. Bu kadın şimdi muska falan yapıp annemin orasına burasına sıkıştırırsa? Yok canım. Kadın falcı, üfürükçü değil ki!
Kadın mosmordu. Ay, manyak mısın kızım sen? Of karnım ağrıdı resmen!
Arkadaşım ayakkabılarını giyerken bende gülmeye başladım. Annem akşama ağzıma edecekti ama dayanamamıştım işte! Oh be.
İşte şimdi rahatladım!
Yirmi İkinci Bölümden Alıntı;
Hişt!
Ah be, yumurta kapıya dayandı. Adam bana sesleniyor. Aferin Eylem, sen zaten anca karanlığa kal Eylem! Annem beddua etti de o mu tuttu acaba? Ben beklerim o kadından. Eylem!
Ben adımlarımı büyütüp daha da hızlanırken adımı bildiğini de öğrenmiş oldum. Şansımı seveyim be! Tescilli sapığım var ve beni evimin önünde son model arabasına yaslanarak köşeye sıkıştırmaya çalışıyor. Beynim bir yerden sonra filmi kopardı. Sanırım algılayamadım!
Beni takip eden adım sesleri korkumu ikiye katlayıp üçe bölerken yapabileceğim hiçbir şey olmadığını fark ettim. Elveda hayat, elveda mutluluk, elveda ses tellerim.
İmdat! Adam kaçırıyorlar! İmdat, öldürüyorlar beni-
keyifli okumalar
Not: Bu bölüm hiç Tolga içermediğinden yeni bölümü en kısa zamanda ekleyeceğim dkfjd
Eylem diye seslendi annem sondaki e harfini uzatarak. Hıı? diye cevap verdim, bir yandan televizyona bakıyor bir yandan da çatalıma zeytin batırmaya çalışıyordum. Bugün izinliydim, annemler yüzünden. Zorla Orkunu arattırmışlardı, işten atılmazsam iyidir. Kız Eylem! dedi annem daha gür bir sesle.
Ne var anne? Sabahtan beridir adımı mı ezberliyorsun?
Enseme doğru yediğim şaplak öyle güçlüydü ki kurduğum cümleye pişman olmuştum bile. İnleyerek elimi kafama götürdüğümde babamın kıs kıs güldüğünü gördüm. Eee, saldı karısını üstüme zevk alır tabii. Anneyle doğru düzgün konuş! diye sabah çemkirmesini de yaparak derin bir nefes aldı.
Bugün şeye gidelim dedik Nergis hanımla
Neye? dedim gözlerimi devirerek. Karın ağrısı belli olmuştu işte! Yine kaynanalar kafa kafaya vererek bir şeyler ayarlamışlardı! Şeye işte kızım ya diyerek bir lokma peyniri ağzına attı ve işaret parmağıyla dudaklarını göstererek Şunu bitireyim. dedi.
Buradan anladığım kadarıyla onaylamadığım bir işe sürükleyecekler beni.
Anne meraktan çatlatma insanı. Söyleyiver işte.
Falcıya.
Çay bardağımı dudaklarıma götürmüştüm ama içemeden öylece kalmıştım. Bir süre donmuş halde bekledim ve sonunda başımı geriye atarak gür bir kahkaha patlattım. Çay elime dökülmesin diye tabağa koymaya uğraşırken aynı anda diğer elimde dudaklarımı kapatıyordum. Fal Falcı mı? Ay kadın sen beni öldüreceksin bir gün.
Ben ciddiyim kız! Belki adam seni aldatacak, belki de ex aşkı var. Ne biliyorsun? Falcı tanıdığı varmış Nergis'in, takır takır döküyormuş her şeyi ortaya.
Anne seni böyle şeylere kim inandırıyor ya? Yalan onlar yalan. Ayrıca sen nereden biliyorsun ex aşkı falan Valla kaç yaşında kadınsın, hiç yakışmıyor.
Annem kaşlarını çatarak süzdü bir süre beni. Eylem, eğer benimle falcıya gelmezsen babanın önünde yemin ediyorum bak odana elimi sürmem. Çamaşırlarını yıkamam.
Çamaşırı sen değil makine yıkıyor zaten. dedim omuz silkerek. Ardından çatalımı masamızdan eksilmeyen peynire batırdım. Annemin kaşlarını kaldırarak takındığı ben ciddiyim ifadesini görünce ise kaçışımın olmadığını anladım. Allahım sabır ver bana! Tamam anne, olur anne, gideriz anne! Komşu çocuğunu geçebildim mi bari?
Komşu çocuğu demişken aklıma geldi! Nurgül teyzenin kızı Sıla hiç zorlamadan gitmiş annesiyle falcıya! Tüh sana!
Yok, yok! Gelmişim yirmi beş yaşına hala komşu çocukları benden daha iyi. Annemdeki bu zihniyeti asla yok edemeyeceğim. Sanırım ben altmış yaşındayken falan gelir, Şunun çocuğu üç kere evlendi sen hala tek adam da takılı kaldın! diye söylenirdi! O potansiyeli görüyorum annemde!
Ben giyineceğim ya dedim hafif bozularak. Ayaklandığımda ne babamdan ne de annemden ses çıkmadı, alacağınız olsun emi! Odama doğru yürürken aynı zamanda cebimden düşmesine ramak kalmış telefonumu çıkardım.
Ilgını ağaççık diye kaydetmiştim. Normalde isminin ilk anlamı Akdeniz bölgesinde yetişen bir ağaçtı ama sorulduğunda serap, hayal, kavurucu sıcak cevabını veriyordu. Yalan değildi, her anlama geliyordu ama ben çok ağaççık diyerek dalga geçmeyi seviyordum.
Hiç düşünmeden, sorgulamadan arama tuşuna basıverdim! Barışmamıştık ve ilk adımı ben atacaktım.
Alo? diyerek birinci çalışta açınca şaşkınlıkla kalakaldım. Telefonun başında çaresiz bekliyorum Bekliyorum ama aramayacak biliyorum!
Ne diyorsun Eylem be?
Kız kukumav kuşu gibi ne bekliyorsun telefonun başında? diyerek aramızdaki soğuk buzları eritme işine giriştim. Kukumav kuşu nedir? Necidir ya? Hem telefondan oyun oynuyordum, beklemiyordum falan.
Ağaççığım dedim ve gülmesini bekledim. Sessizlikle karşılaşınca yüzümü buruşturarak yatağıma zıpladım. Eğer gülmüyorsa, çok kötü darıldığını anlayabiliyordum. Bak, Ilgın. Seninle konuşmak istiyorum. Kendimi affettireceğim kız! Kaçırma fırsatı Hem benimle falcıya gelir misin?
İşte o an telefonun diğer ucundan kıkırtı yükseldi. Sen fala inanmıyordun ki. dedi daha sıcak bir ses tonuyla. Ne demişler? Fala inanma, falsız da kalma. Yalan be yalan! Annemler sürüklüyor.
Bu sefer kahkaha attı. Bari geleyim de can çekişmeni izleyeyim.
Eh, dedim dudaklarıma yerleşen kocaman gülümsemeyle. Hak ettim yani
( )
Falcının olduğu yere gelmiştik, her ne kadar itiraz cümleleri kursam da ne Ilgın, ne annem ne de Nergis hanım, Nuh demiş peygamber dememişti! Ilgının bıyık altı sırıtışı, annemin kolumu morartacak çimdikleri ve son olarak da Nergis hanımın övgüleriyle içeri girmiştik. Hayır, kadın şimdi yolacak hepimizi. Şu fala da bakayım, bunu da ister misiniz falan filan derken en az elli lira gidecekti!
Ah be baba. Vur yumruğunu masaya, gidilmeyecek falcıya de! Sonra da annemin şaplağını yiyiver, ne olacak sanki?
Ya anne bak büyücü gibi bir şeyse dakika durmam orada kaçarım!
Nergis hanım anlayışla başını iki yana salladı. Yok, kızım. Öyle bir yer değil. diyerek kapısında beklediğimiz zile basıverdi. İçimden dua ederken eş zamanlı olarak kızıyordum. İnsan hazır mısın diye sorar, sonuçta herkese sorulan klişe bir şey değil mi bu soru?
Kapı aralandı ve ben kendi kendine açıldığını düşünmeye başlayacakken tıfıl birisiyle karşı karşıya geldik. Minyon tipli hafif kırlaşmış saçlarıyla ve giydiği uzun elbiseyle gayet modern birisi gibi duruyordu. Hoş geldiniz... diyerek kapıyı daha çok araladı ve dişlerini gösterecek biçimde sırıttı.
Gülersin tabii, bulmuşsun yolunacak tavuğu
Valla ben hiç hoş gelmedim! diyerek ayaklarımı çıkarmaya giriştim. Eğilmiş masumca bağcıklarla uğraşırken beklediğim atak geldi. Annemin eli omzumu kavradı ve inlememi sağlayacak kadar yarı uyarır yarı döver mahiyette sıktı! Ah, anne al omzumu al. Hatta kolumu da al. Çünkü kopmaya çok müsaitler.
Ben de seni dövmeye çok müsaidim Eylem!
Buradan sonrası ise sessiz kabullenişimdi Ne yalan söyleyeyim, göze alamadım hiçbir şeyi! İçeri girebildiğimizde salona doğru yönlendirildik. En sonunda büyücü olarak düşündüğüm kadınla karşı karşıya geldim. Boyu omuzlarıma anca denk gelen, güler yüzlü, sevimli ve ellili yaşlarında görünen teyze eliyle koltukları işaret etti.
Önce kahvelerimizi içelim. diyerek kapıyı açan tıfıl hanıma emir verdi. Anlatın bakalım, nasılsınız?
Tabii ki ona hiçbir şey anlatmayacaktım! Hadi ama beni iyice dinleyecek ve sonunda söylediklerimi farklı cümlelerle aktaracaktı! Sonra da ben falcıyım, yok efendim ben geleceği görüyorum!
Ayy, Pakize Hanım vallahi bu kız ömrümü yiyor benim.
Anne sen çok normalsin de ben senin ömrünü mü yiyorum yani?
Konuşuyor bir de!
Dudaklarıma fermuar çekiyormuş gibi yaparak hoşnutsuzca geriye yaslandım. Ilgında yanımdaydı ve dişlerini sıkmış kendini sakinleştirmekle meşguldü. Bak şimdi izle! diye homurdandım Ilgının kulağına doğru. Her haltı anlattıracak sonra da diyecek ki kızınız nişanlı, çok mutlular falan filan! Adım gibi eminim!
Çok güldüm, cidden. Ay karnıma sancı giriyor.
Oh oh. Eğlen sen de be! Yolunacağız burada.
Biz dalmış kendi aramızda muhabbet ederken kahveler geldi. Önümüze konulan kahvelere garip bir bakış atmaktan kendimi alamadım. İçine bir şeyler katmamıştır değil mi? Önce kadının höpürdeterek içmesini izledim, ardından bende yudum aldım.
Iyh, ne koydunuz bunun içine be?
Normal kahve işte Eylem! diye kızan anneme yalvaran bakışlarımdan fırlattım. İşe yaramamış olacak ki Bitecek o kahve! diye homurdandı. İçemezsen, burnunu falan tıka.
Şurup içmiyorum kadın kahve içiyorum!
Annemin gazabından korktuğumdan olsa gerek susmakta karar kıldım. Ilgın gülmekten kahveyi yarılamazken ben yavaşça bitiremeyeceğimden emin olduğumdan fondip yaptım. Ama kahveyi öyle bir içmişim ki telvesinden de azıcık yemedim değil.
Iyy ben sizin göreceğiniz falı da yedim galiba!
Ilgın artık saklayamadan açıkça kahkaha atarken homurdanarak fincanı kapattım ve hem kendimin hem de arkadaşımın suyunu içtim üst üste. Arkama yaslanırken karnımı ovuşturuyordum. Pakize Hanım yarı gülümser yarı şaşırmış bir biçimde izledi beni. Korkmayın ya diye alayla mırıldandım. Benimle tanışan herkes, motor çarpmışa dönüyor!
Annem laflarımı öksürüklerinin arkasına saklamaya çalışsa da becerikli olamamıştı!
En sonunda kahvelerin açılacağı bölüme de gelmiştik. Yarım saattir düşmanca beni süzen anneme usluca gülümsüyordum!
Senden başlayalım Eylem. diyerek fincanımı kaldırdı. İçine bakarken öyle adapte olmuştu ki kıkırtımı bastırmaya çalıştım. Sanki doktor da ameliyata girmiş havası var yani!
Kızım sen evli misin? diye sordu başını kaldırarak. Aha, tuzak soru! Parmağımda yüzük var fakat nişan yüzüğü. Resmen alay ediyor! Hayır. dedim başımı olumsuz anlamda iki yana sallayarak. Anneme baktığımda hevesle izlediğini gördüm. Bir daha annemle Nurgül teyzeyi konuşturtmayacaktım! Aklına girmiş kadının resmen.
Nişanlı veyahut sözlüsün o zaman?
Annem öyle büyük bir sevinçle Evet! dedi ki öfkelendim. Yüzüğümün olduğu elimi havaya kaldırdım ve sinir bozucu gülümseme gönderdim. Bunu kör olmayan herkes anlayabilir anne.
Pakize Hanım, laf sokmamı umursamadan iyice çevirdi fincanını. Nişanlının isminin baş harfi Annem ve Nergis teyze sanki gerilim filmi izliyor gibi kocaman açtılar gözlerini. T
Ev-vet! dedi Ilgın dudaklarını dişleyerek. Bunu da bildiniz!
Herkesten beklerdim de senden beklemezdim Ilgın! Annemi gaza getiriyor ya!
Hım Bak kızım senin önünde iki yol var.
Gözlerimi devirmemeye çalıştım, yalan ya yalan. Ne yolu? Olsa olsa karayoludur o.
Birisinin sonunda ışık var, diğerininki karanlık. Bak, gördün mü? dedi ve iki yere ayrılmış telveyi gösterdi. Birisi akmış ve fincanın kenarını kahverengiye boyamış, diğeri ise kesilmişti. Belki de telve bitmiştir, ışık değildir, olamaz mı? dedim oflayarak.
Eğer bir cümle daha kurarsan fal mal bakmam sana! diyerek patladı Pakize hanım teyze.
Yahu kadın ben zaten istemiyorum ki fal baktırmak! Tamam, tamam. Sustum. İşin ucunda annemden gelecek terlikler olmasa cevabını verirdim de
Şimdi Bu nişanlının ayartmaya çalışan birisi var. Ama yüz vermiyor adam! Oh, oh. Çok güzel. Ayrıca senin seçimin ikinizin kaderini belirleyecek.
Ne seçimi ya? Bu sene seçim falan yok ki. Cahil karı.
Ve son olarak, bu oğlan uzun boylu, mavi gözlü, yakışıklı mı yakışıklı.
Pakize hanım teyze, son bir soru sorabilir miyim? dedim yarı gülümser yarı üzgün bir ifadeyle. Bıkmış gibi gözlerini devirse de Sor. dedi.
Mavi gözlü olduğunu nereden biliyorsun Allah aşkına? Telve mavileşti mi? Resmen araştırmışsın bizi. Atıp tutuyorsun be!
Ilgının kahkahalarını duyarken paldır küldür ayaklandım. Dayanamayacağım! Ben gidiyorum ya. Mavi gözlüymüş! Yok, teyze yok. Aslında mor gözlü. Telve kahverengiyle karşınca öyle mavi gibi gördün sen. Allahım sen falcıya gelenlere akıl fikir ver.
Kapıya ulaşıp açtım ve Ilgını bekleyerek dışarı çıktım. Annemler donup kalmış biçimde hala evdeydi. Ay hafiften tırsmadım değil. Bu kadın şimdi muska falan yapıp annemin orasına burasına sıkıştırırsa? Yok canım. Kadın falcı, üfürükçü değil ki!
Kadın mosmordu. Ay, manyak mısın kızım sen? Of karnım ağrıdı resmen!
Arkadaşım ayakkabılarını giyerken bende gülmeye başladım. Annem akşama ağzıma edecekti ama dayanamamıştım işte! Oh be.
İşte şimdi rahatladım!
Yirmi İkinci Bölümden Alıntı;
Hişt!
Ah be, yumurta kapıya dayandı. Adam bana sesleniyor. Aferin Eylem, sen zaten anca karanlığa kal Eylem! Annem beddua etti de o mu tuttu acaba? Ben beklerim o kadından. Eylem!
Ben adımlarımı büyütüp daha da hızlanırken adımı bildiğini de öğrenmiş oldum. Şansımı seveyim be! Tescilli sapığım var ve beni evimin önünde son model arabasına yaslanarak köşeye sıkıştırmaya çalışıyor. Beynim bir yerden sonra filmi kopardı. Sanırım algılayamadım!
Beni takip eden adım sesleri korkumu ikiye katlayıp üçe bölerken yapabileceğim hiçbir şey olmadığını fark ettim. Elveda hayat, elveda mutluluk, elveda ses tellerim.
İmdat! Adam kaçırıyorlar! İmdat, öldürüyorlar beni-
keyifli okumalar

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)
Benzer konular
- Cevaplar
- 0
- Görüntüleme
- 25
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 28
- Kilitli
- Anket
- Cevaplar
- 6
- Görüntüleme
- 61
