Ayyıldız2 | 2008 TR Yapısı • 1-99 Orta Emek Destan • Oto Avsız • 10 Temmuz 21:00 HEMEN TIKLA!
İpek. Tolganın eski nişanlısı. Aklımı sürekli meşgul ediyordu. Normalde cumartesi günü önce öğlene kadar uyur, sonra annemin itip kakmalarıyla birlikte azıcık temizlik yapar ve son olarak iki film izleyerek kapatırdım gecemi. Şimdi ise sabahın sekizinde kâbusla uyanmış, geri uyuyamamış, üzerine bir de Tolganın eski nişanlısını düşünmeye başlamıştım. Elimde olmadan hiç görmediğim biriyle karşılaştırıyordum kendimi.
Benden güzel mi? Boyu uzun muydu? Yüzünde sivilce var mıydı? Aklı benim gibi bir karış havada mıydı? Çilleri var mıydı? Burnu yamuk muydu?
Ve daha bir sürü soru aklımı almıştı. Dayanamayarak Tolgayı aradım.
Kapanmasına bir çalış kalınca açabildi.
Tolga? dedim içimdeki sıkıntıyla. Duraksayan nişanlım Eylem? dedi ve bir süre bekledi. Sesi mahmur çıkıyordu. Benim yüzünden uyandığını anlamamak için salak olmak lazımdı. Bugün buluşsak mı? derken sesimin ilgisiz çıkmasını sağlamıştım. Gözlerimi halıya dikmiş, büyük bir heyecanla vereceği cevaba odaklanmıştım.
Bugün bir toplantım vardı Başka güne ertelesek olmaz mı? Yarın mesela?
Tamam.
Telefonu kapattığım gibi yatağıma fırlattım. Aslında duvara fırlatıp paramparça olmasını izlemek isterdim fakat zengin değildim!
Sıkıntıyla yanaklarımı şişirirken aynı anda homurdanmaya başlamıştım.
Dondurma diye bulduğun kutudan yaprak dolması çıksın emi Tolga! Kepekli saçlar için istediğin şampuan daha fazla kepeklendirsin kafanı! Gözlerinin rengi aksın, koyu kahverengi olsun. Serçe parmağını kapı, masa, sandalye, ne bulursan oraya çarp emi!
Derin bir nefes alabildiğimde kendime geldim! Burada oturup nişanlıma beddua etmek yerine daha önemli şeyleri açıklığa kavuşturabilirdim, önceliğimi en yakın arkadaşıma vermeyi düşünüyordum.
Ilgın. Ve ona karşı hissettiğim şüphe hissi. Bugün Tolgayla değil de Ilgınla buluşmalıydım. Yorganımın arasında kaybolmuş telefonumu yaklaşık iki dakika içinde bularak onu aradım.
Eylem? Sabah sabah rüyanda mı gördün be?
Ilgın, bugün buluşsak mı biz ya? dedim hiç geciktirmeden konuya girerek. Artık ne sabredecek gücüm ne dayanacak psikolojim kalmıştı, bu işi hemen bitirmek istiyordum.
Üç gündür benden kaçtığın düşünülürse bunu söylemen tuhaf oldu. dedi arkadaşım espriyi kenara bırakarak. Şüphenin yanında hissettiğim acıyla gözlerimi sımsıkı yumdum. Konuşmamız gerekiyor.
Sonunda çıkaracaksın ağzındaki baklayı? Ama biliyor musun Eylem, ben biliyorum ne düşündüğünü. Üç gündür içten içe gelip sormanı bekliyorum aslında. Her neyse mekânı ve saati mesaj at. Senin aksine ben yüzleşebilirim, orada olacağım.
Telefon suratıma kapandığında şok olmuştum. İnsanların duygularımı bu kadar net anlayabilmesi, her mimiğimin içimdekileri yansıttığını bilmek kötü hissettiriyordu. Telefonumda mesaj kısmını açarak hep gittiğimiz pastanenin adını ve saat olarak da dokuzu yazdım.
Düşüncelerimi daha fazla dizginleyemezdim, hemen kurtulmalıydım en yakın arkadaşıma karşı hissettiğim o berbat duygudan.
Bütün işleri hallettiğimde saat sekiz buçuktu. El mecbur attım kendimi evden. Kulaklığımı takarak yürürken aynı zamanda sabah havasını soluyordum. Belki de ilk defa içimdekilerden kaçıyordum. Ilgına karşı hissettiğim her şey yanlıştı! Bir insan en çok güvendiği kişiye karşı şüphe beslerse başka kime güvenebilirdi ki?
Pastanenin önüne geldiğimi fark edince içeriye girip girmeme konusunda kararsız kaldım. Ilgın daima gözü pekti. Tartışır, yargılanır hatta haksız olduğunu bile bile su üstüne çıkabilirdi. Peki, ben? Daha kendime hesap verememişken nasıl sorardım Ilgına o soruyu?
Düşüncelerimi bir kenara bırakarak ilerledim taşlı yolda. Dışarıya konulmuş masaya oturan Ilgın önüne konulmuş olan poğaçasını didikliyordu. Gözleri dalgın, aklı aynı benim gibi beş karış havadaydı. Sonunda başını kaldırıp beni görünce çığlık atmadı, gülümsemedi veya el sallamadı. Sadece tekrar önüne döndü.
Onun hemen karşısındaki sandalyeye yerleşirken dudaklarımı birbirine bastırdım. Kahvaltı etmediysen bir poğaça söyleyeyim mi? dedi Ilgın gözlerini benim olduğum tarafa çevirmeden. Aramızdaki gergin ve soğuk ortam alışkın olmadığım bir şeydi.
Gerek yok. Aç değilim.
Sor hadi. dedi Ilgın tamamen ilgisini bana yönlendirerek. İçini rahatlat Eylem.
O gün Fotoğrafımızın çekildiği gün Sen mi verdin basına?
Ilgın bir an nefesini tuttu. Yüzüne yayılan hayal kırıklığı o kadar barizdi ki kendimden utandım. Karşımda en yakın arkadaşımın dolan gözlerine bakarken yapabildiğim tek şey ellerimle oynamaktı.
Biliyor musun, sorunu cevaplamayacağım. dedi bakışlarını yukarı kaldırıp yüzünü ifadesizleştirmeye çalışırken. Sen içinde bir şeyleri halletmişsin Eylem. Bana edecek laf kalmadı ki. Eğer güvenseydin sormazdın. Ben kendimi bana güvenmeyen birine açmam.
Çantasını karıştırarak cüzdanını çıkardı. Sanırım bundan sonra bana en yakın arkadaşım demezsin. Keşke arkadaşlığımız temellerini daha sağlam atsaydık. Seni suçlamıyorum Eylem. Yanlış anlama, suçladığım kişi kendimim. Eğer bana güvenememişsen bu benim hareketlerimden kaynaklanıyordur.
Ilgın! dedim inlercesine. Yaptığım hatanın yeni farkına varıyor gibiydim. Gökhan ben yapmadım diyor. O fotoğraf bir sen de bir de Gökhandaydı. Ne düşünebilirdim ki?
Gökhan sana fotoğrafı basına satmadım dedi Eylem. Başkasına değil. Belki de onun yalan söylediğini düşünebilirdin veya başkasına sattığını. Bunları aklına getirmeden beni düşündün.
Ne kadar haklı olduğunu o konuştukça anlıyordum aslında. Bugün Gökhana sormam gereken bir hesap vardı. Onun yüzünden hem Tolgayı hem de Ilgını kaybedebilirdim! Özür dilerim. dedim Ilgının gönlünü nasıl alacağımı düşünerek. Bunun büyük bir sorun olduğunun farkındasın. O yüzden sorun değil demeyeceğim. Görüşürüz, Eylem.
Ilgın giderken tek yapabildiğim arkasından bakmak oldu. İçimdeki öfkeyle tekrar telefonuma sarıldım. Bu sefer Gökhanı arıyordum.
Alo? derken sesi hislerini yansıtmıyordu. Gökhan, konuşmamız lazım.
Manyak nişanlını üzerimden çek! diye bağırınca irkildim. Kesinlikle böyle bir çıkışma beklemiyordum. Ciğerlerime derin bir soluk çekerken en sonunda O fotoğrafları kimse sattın sen Gökhan? diye soruverdim. Dayanamamıştım işte!
Gerçekten bilmek istediğine emin misin?
Bunu kaldırabilirdim, en yakın arkadaşımı kaybetmeme ramak kalmıştı! Artık bilmeceler son bulsun istiyordum. Aklım karışmıştı! İpek. dedi gülerken. Tolganın eski nişanlısı. Sana karşı büyük bir nefret besliyor ve geri döndü.
Yalan söylüyorsun! diye bağırarak ayağa fırladım. Diğer masalarda oturanlar bana baksa da ben çoktan o taşlı yolu arşınlamaya başlamıştım. Tolgaya gidiyordum, emin olmam gerekiyordu. Sen Sen İpeki tanımıyorsun ki!
İpek benim arkadaşımdı. Fotoğrafı attığında yanımdaydı ve benden istedi. Bilirsin İyilik yapmayı severim. Şu anda Tolgayla olduğuna bahse girerim.
Telefon suratıma kapanınca birkaç saniye duraksadım. Gökhan hem yüzümü kapatmıştı hem de benim nişanlımın eski nişanlısıyla birlikte olduğunu iddia etmişti!
Tolga Toplantısı olduğunu söylemişti. Bunu söyledikten sonra gidip İpekle buluşacak hali yoktu. Ne yapacağımı bilemeden bekledim. Sanki duygularım ve düşüncelerim birbirine karışmış gibiydi. Ah, birinden hoşlanmadan önce hayatım daha sakindi!
Ilgına güvenmediğim için onu kaybetmek üzereydim. Aynısını Tolgaya yaparsam onu da kaybedebilirdim! Bunu göze alamadığımdan olsa gerek telefonumdan onu aradım. Asla beklemediğim bir şey oldu.
Sayın abonemiz, yeterli bakiyeniz bulunmamaktadır!
Zaten kontör bitince 'sayın abone' kontör yükleyince ise 'değerli müşteri' oluyorduk mesajlarda! Sabahtan beri bir Tolga, bir Ilgın, bir de Gökhan derken bütün kontörlerimi yemiştim! Şansımı seveyim.
Aklıma gelen tek fikirle hızla büfeye doğru yürümeye başladım. Tolgaya gidip onu basmayacaktım, arayacak ve dürüstlüğümü konuşturacaktım! Gözlerimi kapatıp ağzımı açmam yeterliydi, pek enerji harcadığımı söyleyemezdim.
Birini arayacaktım? derken soru dolu bakışlarımı büfenin içindeki genç oğlanda gezdirdim. Bu tarafa doğru gelin. diyerek sağ tarafını işaret etti. Dediğini harfi harfine uyguladım. Sonunda ise önümdeki beyaz ahizeyi kulağıma dayayarak numarasını tuşladım.
Bana sonsuz gibi gelen bir süre telefon çaldı.
Açıldığında ise Alo? diyen bir kadın sesi beni şaşkınlığa uğrattı. Sen kimsin be? diye çemkirdim hiçbir çekinme belirtisi göstermeden. İpeksin değil mi? Seninle birlikte. Ah, bende aptal gibi kandım Tolgaya! İkinizde-
Hanımefendi, diyerek sözümü kesti telefonunu ucundaki kadın. Kimi aramıştınız?
Tolgayı. desem de düzeltme gereği gördüm. Nişanlımı.
Bu telefon bana ait. Sanırım numarayı yanlış tuşladınız, iyi günler.
Çok özür dilerim hanımefendi! İyi günler, görüşmek üzere!
Ahizeyi paldır küldür yerine koyarak derin bir nefes aldım. Yanlış numarayı aradıktan sonra karşısındakine görüşürüz diyen tek akıllı ben olamazdım değil mi? Yok canım, değilimdir.
Bu sefer özenle her rakama dikkat ederek tuşladım nişanlımın numarasını. Alo? diyen Tolganın sesindeki mesafe kalbimin cız etmesine sebep oldu. O an telefonumdan değil, büfeden aradığımı hatırladım!
Tolga benim Eylem!
Bir şey mi oldu? dedi endişeyle. Arkadan gelen hışırtılar toparlanıp bulunduğu yerden fırlamak üzere olduğunu kanıtlar şekildeydi. Yok! diyebildim vicdan azabıyla. Ben Sana bir soru sormak için aradım, şarjım bitmişti de.
Biten şey şarjım değil kontörümdü. Allahım rezilliğe bakar mısın? Çalışan bir kadınım ama çaldırmalık kontörüm yok!
Evet, sor.
Kiminle birliktesin?!
Karşıdan bir süre ses gelmedi. O anlar benim için öyle berbattı ki ağlayabilirdim. Fakat Tolganın cevabı bütün duygusal ortamı yok etti. Bebeğim, biz birlikteyiz ya. Nişanlandık falan hani. Kafanı mı çarptın sen? Güneş mi geçti başına?
Öyle değil be Tolga! Şu an yanında kim var? diyerek düzelttim sorumu. Adamın her türlü aklındayım ama gelip sorguya tutmaktan geri kalmıyorum. Bazen bu huylarım yüzünden kendimden hiç haz etmiyorum!
Orkun var Ihım, Tarık var
Duraksayarak ve yarı kekeleyerek verdiği cevap karşısında kuşkulanmıştım. Telefonu Orkuna ver bakayım. dedim tek ayağımı stresle yere vurmaya başlayarak. Abla üç lirayı geçti, bak! diye uyaran genç çocuğa ölümcül bakışlar gönderdim! Resmen haksızlık, soyuluyoruz yahu! Alt tarafı kaç dakikadır konuşuyorum ki?
O kim Eylem?
E yuh ama! Çocuk abla dedi bir de. Eğer Tolga beni kıskanırsa çok gülerim. Baya gülerim.
Büfeci genç bir oğlan, Tolga! Konuyu geçiştirme de Orkuna ver telefonu.
Arkadan gelen hışırtılardan sonra Orkunun hevesle Yenge? diyen sesini duydum. Yüzümü buruşturduğumda bir şak sesi ve zavallıcığın inlemesi birbirini takip etti. Tolga orada beynini çıkarıp atmış bile olabilir! Veya pekmezini akıtmıştır.
Nerdesiniz siz? Konum açıp fotoğraf at çabuk. diye huysuzlandım suçsuz olduğunu bildiğim halde. Ah sevgili nişanlım arkadaşıyla gayet masum bir yemekteydi, eski nişanlısıyla falan değil!
Tamam, tamam. Onu bunu bırak da Ilgınla konuşacağım ben bugün. Nerede o?
Cevap veremeden alelacele yüzüne kapatıverdim. Telefon tam beş lira olmuştu çünkü! Bozukluğumun olmaması benim suçum değil ki. Büfeciye parasını ödedikten sonra hem arkadaşımı üzmüş olmanın getirdiği vicdan azabıyla hem de sevgilime güvenebilmenin verdiği mutlulukla eve doğru yola çıktım.
Ah, Orkun konusunu düşünmüyordum bile!
Keyifli okumalar
Benden güzel mi? Boyu uzun muydu? Yüzünde sivilce var mıydı? Aklı benim gibi bir karış havada mıydı? Çilleri var mıydı? Burnu yamuk muydu?
Ve daha bir sürü soru aklımı almıştı. Dayanamayarak Tolgayı aradım.
Kapanmasına bir çalış kalınca açabildi.
Tolga? dedim içimdeki sıkıntıyla. Duraksayan nişanlım Eylem? dedi ve bir süre bekledi. Sesi mahmur çıkıyordu. Benim yüzünden uyandığını anlamamak için salak olmak lazımdı. Bugün buluşsak mı? derken sesimin ilgisiz çıkmasını sağlamıştım. Gözlerimi halıya dikmiş, büyük bir heyecanla vereceği cevaba odaklanmıştım.
Bugün bir toplantım vardı Başka güne ertelesek olmaz mı? Yarın mesela?
Tamam.
Telefonu kapattığım gibi yatağıma fırlattım. Aslında duvara fırlatıp paramparça olmasını izlemek isterdim fakat zengin değildim!
Sıkıntıyla yanaklarımı şişirirken aynı anda homurdanmaya başlamıştım.
Dondurma diye bulduğun kutudan yaprak dolması çıksın emi Tolga! Kepekli saçlar için istediğin şampuan daha fazla kepeklendirsin kafanı! Gözlerinin rengi aksın, koyu kahverengi olsun. Serçe parmağını kapı, masa, sandalye, ne bulursan oraya çarp emi!
Derin bir nefes alabildiğimde kendime geldim! Burada oturup nişanlıma beddua etmek yerine daha önemli şeyleri açıklığa kavuşturabilirdim, önceliğimi en yakın arkadaşıma vermeyi düşünüyordum.
Ilgın. Ve ona karşı hissettiğim şüphe hissi. Bugün Tolgayla değil de Ilgınla buluşmalıydım. Yorganımın arasında kaybolmuş telefonumu yaklaşık iki dakika içinde bularak onu aradım.
Eylem? Sabah sabah rüyanda mı gördün be?
Ilgın, bugün buluşsak mı biz ya? dedim hiç geciktirmeden konuya girerek. Artık ne sabredecek gücüm ne dayanacak psikolojim kalmıştı, bu işi hemen bitirmek istiyordum.
Üç gündür benden kaçtığın düşünülürse bunu söylemen tuhaf oldu. dedi arkadaşım espriyi kenara bırakarak. Şüphenin yanında hissettiğim acıyla gözlerimi sımsıkı yumdum. Konuşmamız gerekiyor.
Sonunda çıkaracaksın ağzındaki baklayı? Ama biliyor musun Eylem, ben biliyorum ne düşündüğünü. Üç gündür içten içe gelip sormanı bekliyorum aslında. Her neyse mekânı ve saati mesaj at. Senin aksine ben yüzleşebilirim, orada olacağım.
Telefon suratıma kapandığında şok olmuştum. İnsanların duygularımı bu kadar net anlayabilmesi, her mimiğimin içimdekileri yansıttığını bilmek kötü hissettiriyordu. Telefonumda mesaj kısmını açarak hep gittiğimiz pastanenin adını ve saat olarak da dokuzu yazdım.
Düşüncelerimi daha fazla dizginleyemezdim, hemen kurtulmalıydım en yakın arkadaşıma karşı hissettiğim o berbat duygudan.
Bütün işleri hallettiğimde saat sekiz buçuktu. El mecbur attım kendimi evden. Kulaklığımı takarak yürürken aynı zamanda sabah havasını soluyordum. Belki de ilk defa içimdekilerden kaçıyordum. Ilgına karşı hissettiğim her şey yanlıştı! Bir insan en çok güvendiği kişiye karşı şüphe beslerse başka kime güvenebilirdi ki?
Pastanenin önüne geldiğimi fark edince içeriye girip girmeme konusunda kararsız kaldım. Ilgın daima gözü pekti. Tartışır, yargılanır hatta haksız olduğunu bile bile su üstüne çıkabilirdi. Peki, ben? Daha kendime hesap verememişken nasıl sorardım Ilgına o soruyu?
Düşüncelerimi bir kenara bırakarak ilerledim taşlı yolda. Dışarıya konulmuş masaya oturan Ilgın önüne konulmuş olan poğaçasını didikliyordu. Gözleri dalgın, aklı aynı benim gibi beş karış havadaydı. Sonunda başını kaldırıp beni görünce çığlık atmadı, gülümsemedi veya el sallamadı. Sadece tekrar önüne döndü.
Onun hemen karşısındaki sandalyeye yerleşirken dudaklarımı birbirine bastırdım. Kahvaltı etmediysen bir poğaça söyleyeyim mi? dedi Ilgın gözlerini benim olduğum tarafa çevirmeden. Aramızdaki gergin ve soğuk ortam alışkın olmadığım bir şeydi.
Gerek yok. Aç değilim.
Sor hadi. dedi Ilgın tamamen ilgisini bana yönlendirerek. İçini rahatlat Eylem.
O gün Fotoğrafımızın çekildiği gün Sen mi verdin basına?
Ilgın bir an nefesini tuttu. Yüzüne yayılan hayal kırıklığı o kadar barizdi ki kendimden utandım. Karşımda en yakın arkadaşımın dolan gözlerine bakarken yapabildiğim tek şey ellerimle oynamaktı.
Biliyor musun, sorunu cevaplamayacağım. dedi bakışlarını yukarı kaldırıp yüzünü ifadesizleştirmeye çalışırken. Sen içinde bir şeyleri halletmişsin Eylem. Bana edecek laf kalmadı ki. Eğer güvenseydin sormazdın. Ben kendimi bana güvenmeyen birine açmam.
Çantasını karıştırarak cüzdanını çıkardı. Sanırım bundan sonra bana en yakın arkadaşım demezsin. Keşke arkadaşlığımız temellerini daha sağlam atsaydık. Seni suçlamıyorum Eylem. Yanlış anlama, suçladığım kişi kendimim. Eğer bana güvenememişsen bu benim hareketlerimden kaynaklanıyordur.
Ilgın! dedim inlercesine. Yaptığım hatanın yeni farkına varıyor gibiydim. Gökhan ben yapmadım diyor. O fotoğraf bir sen de bir de Gökhandaydı. Ne düşünebilirdim ki?
Gökhan sana fotoğrafı basına satmadım dedi Eylem. Başkasına değil. Belki de onun yalan söylediğini düşünebilirdin veya başkasına sattığını. Bunları aklına getirmeden beni düşündün.
Ne kadar haklı olduğunu o konuştukça anlıyordum aslında. Bugün Gökhana sormam gereken bir hesap vardı. Onun yüzünden hem Tolgayı hem de Ilgını kaybedebilirdim! Özür dilerim. dedim Ilgının gönlünü nasıl alacağımı düşünerek. Bunun büyük bir sorun olduğunun farkındasın. O yüzden sorun değil demeyeceğim. Görüşürüz, Eylem.
Ilgın giderken tek yapabildiğim arkasından bakmak oldu. İçimdeki öfkeyle tekrar telefonuma sarıldım. Bu sefer Gökhanı arıyordum.
Alo? derken sesi hislerini yansıtmıyordu. Gökhan, konuşmamız lazım.
Manyak nişanlını üzerimden çek! diye bağırınca irkildim. Kesinlikle böyle bir çıkışma beklemiyordum. Ciğerlerime derin bir soluk çekerken en sonunda O fotoğrafları kimse sattın sen Gökhan? diye soruverdim. Dayanamamıştım işte!
Gerçekten bilmek istediğine emin misin?
Bunu kaldırabilirdim, en yakın arkadaşımı kaybetmeme ramak kalmıştı! Artık bilmeceler son bulsun istiyordum. Aklım karışmıştı! İpek. dedi gülerken. Tolganın eski nişanlısı. Sana karşı büyük bir nefret besliyor ve geri döndü.
Yalan söylüyorsun! diye bağırarak ayağa fırladım. Diğer masalarda oturanlar bana baksa da ben çoktan o taşlı yolu arşınlamaya başlamıştım. Tolgaya gidiyordum, emin olmam gerekiyordu. Sen Sen İpeki tanımıyorsun ki!
İpek benim arkadaşımdı. Fotoğrafı attığında yanımdaydı ve benden istedi. Bilirsin İyilik yapmayı severim. Şu anda Tolgayla olduğuna bahse girerim.
Telefon suratıma kapanınca birkaç saniye duraksadım. Gökhan hem yüzümü kapatmıştı hem de benim nişanlımın eski nişanlısıyla birlikte olduğunu iddia etmişti!
Tolga Toplantısı olduğunu söylemişti. Bunu söyledikten sonra gidip İpekle buluşacak hali yoktu. Ne yapacağımı bilemeden bekledim. Sanki duygularım ve düşüncelerim birbirine karışmış gibiydi. Ah, birinden hoşlanmadan önce hayatım daha sakindi!
Ilgına güvenmediğim için onu kaybetmek üzereydim. Aynısını Tolgaya yaparsam onu da kaybedebilirdim! Bunu göze alamadığımdan olsa gerek telefonumdan onu aradım. Asla beklemediğim bir şey oldu.
Sayın abonemiz, yeterli bakiyeniz bulunmamaktadır!
Zaten kontör bitince 'sayın abone' kontör yükleyince ise 'değerli müşteri' oluyorduk mesajlarda! Sabahtan beri bir Tolga, bir Ilgın, bir de Gökhan derken bütün kontörlerimi yemiştim! Şansımı seveyim.
Aklıma gelen tek fikirle hızla büfeye doğru yürümeye başladım. Tolgaya gidip onu basmayacaktım, arayacak ve dürüstlüğümü konuşturacaktım! Gözlerimi kapatıp ağzımı açmam yeterliydi, pek enerji harcadığımı söyleyemezdim.
Birini arayacaktım? derken soru dolu bakışlarımı büfenin içindeki genç oğlanda gezdirdim. Bu tarafa doğru gelin. diyerek sağ tarafını işaret etti. Dediğini harfi harfine uyguladım. Sonunda ise önümdeki beyaz ahizeyi kulağıma dayayarak numarasını tuşladım.
Bana sonsuz gibi gelen bir süre telefon çaldı.
Açıldığında ise Alo? diyen bir kadın sesi beni şaşkınlığa uğrattı. Sen kimsin be? diye çemkirdim hiçbir çekinme belirtisi göstermeden. İpeksin değil mi? Seninle birlikte. Ah, bende aptal gibi kandım Tolgaya! İkinizde-
Hanımefendi, diyerek sözümü kesti telefonunu ucundaki kadın. Kimi aramıştınız?
Tolgayı. desem de düzeltme gereği gördüm. Nişanlımı.
Bu telefon bana ait. Sanırım numarayı yanlış tuşladınız, iyi günler.
Çok özür dilerim hanımefendi! İyi günler, görüşmek üzere!
Ahizeyi paldır küldür yerine koyarak derin bir nefes aldım. Yanlış numarayı aradıktan sonra karşısındakine görüşürüz diyen tek akıllı ben olamazdım değil mi? Yok canım, değilimdir.
Bu sefer özenle her rakama dikkat ederek tuşladım nişanlımın numarasını. Alo? diyen Tolganın sesindeki mesafe kalbimin cız etmesine sebep oldu. O an telefonumdan değil, büfeden aradığımı hatırladım!
Tolga benim Eylem!
Bir şey mi oldu? dedi endişeyle. Arkadan gelen hışırtılar toparlanıp bulunduğu yerden fırlamak üzere olduğunu kanıtlar şekildeydi. Yok! diyebildim vicdan azabıyla. Ben Sana bir soru sormak için aradım, şarjım bitmişti de.
Biten şey şarjım değil kontörümdü. Allahım rezilliğe bakar mısın? Çalışan bir kadınım ama çaldırmalık kontörüm yok!
Evet, sor.
Kiminle birliktesin?!
Karşıdan bir süre ses gelmedi. O anlar benim için öyle berbattı ki ağlayabilirdim. Fakat Tolganın cevabı bütün duygusal ortamı yok etti. Bebeğim, biz birlikteyiz ya. Nişanlandık falan hani. Kafanı mı çarptın sen? Güneş mi geçti başına?
Öyle değil be Tolga! Şu an yanında kim var? diyerek düzelttim sorumu. Adamın her türlü aklındayım ama gelip sorguya tutmaktan geri kalmıyorum. Bazen bu huylarım yüzünden kendimden hiç haz etmiyorum!
Orkun var Ihım, Tarık var
Duraksayarak ve yarı kekeleyerek verdiği cevap karşısında kuşkulanmıştım. Telefonu Orkuna ver bakayım. dedim tek ayağımı stresle yere vurmaya başlayarak. Abla üç lirayı geçti, bak! diye uyaran genç çocuğa ölümcül bakışlar gönderdim! Resmen haksızlık, soyuluyoruz yahu! Alt tarafı kaç dakikadır konuşuyorum ki?
O kim Eylem?
E yuh ama! Çocuk abla dedi bir de. Eğer Tolga beni kıskanırsa çok gülerim. Baya gülerim.
Büfeci genç bir oğlan, Tolga! Konuyu geçiştirme de Orkuna ver telefonu.
Arkadan gelen hışırtılardan sonra Orkunun hevesle Yenge? diyen sesini duydum. Yüzümü buruşturduğumda bir şak sesi ve zavallıcığın inlemesi birbirini takip etti. Tolga orada beynini çıkarıp atmış bile olabilir! Veya pekmezini akıtmıştır.
Nerdesiniz siz? Konum açıp fotoğraf at çabuk. diye huysuzlandım suçsuz olduğunu bildiğim halde. Ah sevgili nişanlım arkadaşıyla gayet masum bir yemekteydi, eski nişanlısıyla falan değil!
Tamam, tamam. Onu bunu bırak da Ilgınla konuşacağım ben bugün. Nerede o?
Cevap veremeden alelacele yüzüne kapatıverdim. Telefon tam beş lira olmuştu çünkü! Bozukluğumun olmaması benim suçum değil ki. Büfeciye parasını ödedikten sonra hem arkadaşımı üzmüş olmanın getirdiği vicdan azabıyla hem de sevgilime güvenebilmenin verdiği mutlulukla eve doğru yola çıktım.
Ah, Orkun konusunu düşünmüyordum bile!
Keyifli okumalar

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)
Benzer konular
- Cevaplar
- 0
- Görüntüleme
- 25
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 85
- Kilitli
- Anket
- Cevaplar
- 9
- Görüntüleme
- 303
- Cevaplar
- 7
- Görüntüleme
- 128
- Cevaplar
- 3
- Görüntüleme
- 27