Ayyıldız2 | 2008 TR Yapısı • 1-99 Orta Emek Destan • Oto Avsız • 10 Temmuz 21:00 HEMEN TIKLA!
19. Bölüm
İki gündür aklımı meşgul eden, mutluluğumu boğazıma dizen ve nefret ettiğim bir duyguyla boğuşuyordum. Ilgına karşı içime ekilen şüphe tohumlarıyla. Benim kardeşim olarak gördüğüm insandı o. Bütün sırlarımı bilen tek kişi, beni olduğum gibi kabullenen arkadaşım. Gökhan yüzünden artık gülümseyemiyordum yüzüne.
O adam vermemişti fotoğrafı basına. Peki, Ilgın bunu bana yapar mıydı?
Para için arkadaşlığımızı, bağımızı, daha doğrusu beni satar mıydı? Ona olan sonsuz güvenimin temellerini sağlam atamamıştım belki de. Eğer tam anlamıyla güvenebilseydim, şüphe etmezdim değil mi?
Önümdeki dosyalardaki yazıyı onuncu kez okumaya başladığımda hiçbir şey anlayamayacağımı idrak ettim. Döner sandalyemde geriye yaslanarak kollarımı esnettim. Son iki gündür algılarım kapanmıştı!
Telefonum çalmaya başladığında oflayıp puflayarak uzandım. Yanıma stajyer bir asistan vermişlerdi, o gelen aramaları tedirgin bir şekilde cevaplarken bende telefonumu cevapladım. Tarık arıyordu, nişanlımın kardeşi.
Alo? derken sesi biraz utangaç çıkıyordu. Tarık ve utangaç kelimelerini yan yana getiremeyen beynime rağmen Efendim? diyebildim.
Sana bir soru sormak için aramıştım.
Sor o zaman Tarık. Zamanımı çalıyorsun.
O kendine güvenen, esprili adam gitmiş yerine pısırık biri mi gelmişti? İşte buna bir tarafımla gülerim! Bir kıza nasıl hediye alırsın? Ne gibi?
Kokonaysa ayakkabı al. dedim burnumu kırıştırarak. Nişanlısına pideci kapattıran birisi olarak tabii ki makyajdan ve boya küpü kadınlardan hoşlanmıyordum. Yok, hayır. Beğenmeyeceğine eminim. Daha doğal birisi.
Kitap? Kitap ayracı? Kupa? Kalem? Dur bir düşüneyim, kolye? Bileklik? Ne bileyim Tarık. Kızı sen tanıyorsun. Bir kadına binlerce hediye alabilirsin ama beğeneceği şey tektir.
Çok teşekkür ederim ya. Öyle yardımcı oldun ki!
Onun alaylı ses tonuna karşılık gözlerimi devirdim. Pişt! Yoksa hayatında birisi mi var? Âşık mı oldun?
Arkadaşımın doğum günü! Ne kadar fesatsın. dedi ardından da aceleyle ekledi. Tünele giri-yo-rum. Ey-lem. Çekm-iyor, ses gi-di-yor.
Yüzüme kapanan telefona bakarken öyle geniş sırıtıyordum ki dudaklarım gerginlikten acımaya başlamıştı. Bizim gibi Tarıkın da başı yanmıştı iyi mi? Sıra Tülayda! Tabii mağara adamı olan ağabeyleri izin verirse.
Eylem! diye seslenen Orkunu duyduğumda kaşlarımı kaldırarak baktım. Hala Ilgından özür dilemeye çalışıyordu ve hayır daha dileyememişti. Aptal adam! Orkun, sen bu yavaşlıkla kıza özür dilediğinde o zaten evlenmiş olacak. dedim resmen sırıtarak. Özel konularımızı mesai saatleri dışında konuşalım, Eylem hanım.
Kaşlarıyla yeni stajyer asistan olan Esmayı göstermeye çalışıyordu. Patronum olmasını umursamadan alayla daha da geriye yaslandım. Kaşın gözün ayrı oynuyor. Tikin mi var?
Sen kazandın der gibi ellerini havaya kaldırdığında Esmanın gülümseyerek bizi izlediğini fark ettim. Nedense bu kızı seviyordum, fazla zararsızdı. Seninle uğraşamayacağım cadı. Şimdi bana Ilgına kendimi affettirebilmem için ne almam gerektiğini söyle.
Sende mi hediye alacaksın?
Şaşkınlıkla kaşlarımı kaldırınca gözlerimin içine bakarak sırıttı. Başka kim sordu ki? Sesini düz tutmaya çalışsa da parlayan bakışları kendini ele veriyordu. Kendi kuruntum olduğunu düşünerek üzerinde durmadım.
Tarık. Of beni de lafa tuttun. Senin imzalaman gereken sözleşmelerin, yapman gereken telefon konuşmaların yok mu be?
Aniden sahip olduğum özgüvende Tolganın da parmağı vardı. Bana Orkuna istediğim gibi davranabileceğimi söylemişti, bende şu an intikamımı alıyordum. Sekreterlerim, asistanlarım, hepsi bunlar için. derken o da sinir bozucu bir sırıtmayla bana bakıyordu.
Bugünlük yeter mi? dedi en sonunda. Beni kovmaya mı çalışıyordu? Ah, karşımda kıvranmasından anlamalıydım. Hain pislik!
Ben de ağzındaki baklayı ne zaman çıkaracak diye bekliyordum. Tolga mı örgütledi seni?
Orkun elini saçlarına atarak dağıttı. Kızım bana bak! Sevgilini şirketimden uzak tut. Manyak adam, beni sana bakan herkesi işten kovmakla tehdit etti. Duyduklarım keyfimi yerine getirmişti, öyle mutlu olmuştum ki sandalyemden fırladım. Parmağımın parçası olan yüzüğüme sırıtarak bakarken Orkunun omzuna vurdum dostane bir tavırla.
Ben onun kulağını çekip geleyim.
Arkamdan Orkunun Sana maaş falan yok ulan! Patron sen misin, ben miyim belli değil. diye homurdandığını duydum. Kıkırtımı gizlemeden merdivenlere yöneldim. Ayakkabılarımın tıkırtısını dinleyerek yavaş adımlarla ilerledim. Tolganın deli olduğunu bildiğimden mini siyah eteğimi ve beyaz gömleğimi giymiştim.
Sekterine baş selamı verdiğimde gülümsedi. Sümeyye de zararsız bir stajyerdi. Zaten onunda yüzük parmağına geçirilmiş yüzük vardı. Nişanlıydı.
Toplantısı falan yok değil mi? derken duraksamıştım. İşini umursamamak, onun düşüncelerini takmamak anlamına gelirdi. Son düşündüğüm şey ise buydu. Tolgayı anlıyordum, işiyle ilgilenmeyi seviyordu.
Yok efendim. Zaten içeriye hiç kimseyi almamamı söylemişti.
Sümeyyenin iması açıktı. Siz hiç kimse değilsiniz. Dişlerimi göstererek sırıtmamak amacıyla yanağımın içini ısırdım. Hala alışamamıştım Tolganın benim olmasına.
Kapısını tıklayarak mahremiyetine saygı gösterdim. Sümeyye kimseyi alma içeri demedim mi? diye çemkirdiğini duyunca yüzüme kocaman bir gülümseme yerleştirdim. Kapıyı aralayarak yavaşça içeri geçtim. Başını kaldırmamıştı, şakaklarını ovarak önündeki anlaşmanın şartlarını inceliyordu.
Hemen topuklu ayakkabılarımın ses çıkarmamasına özen göstererek ona yürüdüm. Ne yazık ki kafasını kaldırıp deniz rengi gözlerini bana dikmişti. Öyle derin ve güzel bakıyordu ki iç çekmekten kendimi alamamıştım.
Konuşmadan masasına doğru ilerlemeye devam ettim. Sandalyesinin arkasına geçtiğimde o da tek kelime etmemişti. Parmaklarımı şakaklarına koyarak ovmaya başladım. Resmen inleyerek koskoca sandalyede kendisini geriye atmıştı.
Babam daima benim çok iyi masaj yaptığımı söylerdi. Ne kadar iyi olduğumu bilmiyordum fakat Tolganın an be an gevşeyen bedeni egomu tatmin etmişti. Sabahtan beri ihtiyacım olan tek şey; sihirli parmaklarınmış.
Egomu doldurmayı kes.
Sihirli parmaklarımı(!) başından çekerek hemen masanın etrafını dolandım. Kendimi siyah, deri koltuğa bıraktım. Bakışlarının üzerimde gezindiğini bilsem de ona dönmedim.
Orkun seni ispiyonladı. dedim kaşlarımı kaldırarak. Gülümseyen yüzü gölgelendi önce. Hemen ardından kaşları çatıldı ve gözlerinin rengi koyulaştı.
O adama güven olmadığını bilmeliydim!
Birincisi; o adam senin arkadaşın! İkincisi ise Tolga ben seninle tanışmadan önce çalışıyordum şirkette! dedim hayretle. O modern insan gitmiş, yerine su katılmamış mağara adamı gelmişti!
O zamanlar nişanlım değildin! Artık öylesin Sen etek giymesene, çarpık bacaklı!
Gözlerimi devirirken oturuşumu dikleştirdim. Benim sırf etek veya elbise giymemem için böyle söylediğini biliyordum ama zoruma gitmişti. Diz kapaklarımı ovuştururken kaşlarımı çattım.
Evlenme o zaman ya! Sanki silah zoruyla nişanlanmışız gibi.
Bak yine konuyu nereye getirdin? Ben sana diyorum ki çirkin oluyorsun etek giyince. Giyme. Bol pantolon giy, ne bileyim çuval geçir bacaklarına! Ayrıca o adamları da kovacağım vallahi! Yeter. Bir ara senin yüzünden bütün adamları kovup sadece kadınları işe almak geldi içimden.
Cümlesini bitirdiği an, ne dediğinin farkına vardı. Aceleyle koltuğundan doğrulurken O anlamdan demedim-
Şirketi kızlarla dolduracaksın? Komik adam seni. Tolga, ciğerini sökerim senin! Beni delirtme. Eğer öyle bir şey yaparsan giderim, erkeklerin dolu olduğu bir şirkete başvururum. Görürsün gününü. Aptal.
Yiyorsa buyur, tutmayayım seni.
Buraya ne kadar masum duygularla gelmiş, neler duymuştum? Deli adam, sinirlerimi getirmek için elinden geleni ardına koymuyordu. Derin bir nefes alarak Ne yapıyoruz Allah aşkına? diye sordum. Buraya gelmiş, kadın-erkek olayını konuşuyoruz!
Tolganın yüzü nedenini bilmediğim bir şekilde öfkeyle kasıldı. Dirseklerini yine masaya dayadı ve koyulaşarak laciverte dönmüş göz bebeklerini bana çevirdi.
Eylem, seninle konuşmam gereken bir konu var.
Aniden yüzündeki öfkeli ifade kayboldu, yerine ciddiyet dolu bir bakış geldi. Bende oturduğum yerde daha da dikleştim. Sanırım konuşmak istediği konu Tolga için zordu. Bakışlarından, ellerini nereye koyacağını bilememesinden, sürekli iç çekmesinden anlamıştım bunu.
Hadi hayırlısı, yine ve yeniden nasıl bir dert var başımızda?
Lafımı bölmeden, sessizce dinlemeni istiyorum.
Başımı onaylarcasına salladım. Şu an kendimi konuşabilecek durumda hissetmiyordum. Eğer yine olumsuz bir olayla karşılaşırsak Tolga ile birlikte olmaktan vazgeçecektim! Evrenin gönderdiği Ayrılın! mesajlarının belirginliği canımı yakıyordu.
Seninle tanışmadan önce, yaklaşık bir yıl kadar falan olaylar olmuştu. Buna benzer.
Nasıl bizim olayımıza benzeyebilir ki? Allah aşkına adama neler yaptım? Başka hangi zeki insan bunu yapar? Eee? dedim anlatmaya devam etmesi için. Boğazım kurumuştu, yine de sessizce beklemeye devam ettim.
Tamamen tesadüf eseri tanışmıştık. dedi temkinle. O an da bana eski sevgilisini anlattığını fark edebildim. Ne güzel, geçmişim karşısına beyefendinin eskilerini dinliyorum. Ellerim dizlerimi sıkıca kavrarken hoş görüyle yaklaşmam gerektiğini hatırlattım kendime. Fikrini değiştirebilirdi tepkime göre.
Konuştuk, mesajlaştık, buluştuk. Çok tatlı birisiydi. Sadece aşırı kıskançtı. Sen veya ben gibi değil. Sekreterimden tut, binadaki temizlik görevlisine kadar herkesten şüphe duyardı. Sürekli evli kadınları işe almamı, hatta mümkünse kadınları işe almamamı söylerdi.
Sinirlerim gittikçe geriliyordu, Tolgada bunu anlamış olmalı ki susarak anlatmaya ara verdi. Neden anlattığını bile bilmiyordum ki! Oturduğum yerde mümkünmüş gibi daha da dikleşmeye çalıştım.
Nişanlandık ve beni bunaltmaya başladı. Herkesten rahatsız olduğunu belirtti. Ailemle birlikte yaşamak istemedi. Hayatımdaki tek kişi olmak istedi En sonunda nişanımız bozuldu.
Nedensizce canım yanmıştı, kalbim acıyordu. O kadın her kimse Tolgaya sahip olmuştu, kısa süreli de olsa. Bunları bana neden anlattığını bilmiyordum dolayısıyla tepki de verememiştim. Tolga, başını sağa eğerek yüzümü daha net görmeye çalıştı.
Aklımı kaçırmama sebep olacak olan o soruyu dillendirdim.
Bunları bana neden anlatıyorsun Tolga?
İpek Geri döndü.
Gözlerim irileşirken ayağa fırlayıverdim. Ne?! Sesim tüm ofisi doldurmuştu neredeyse. Tolga gözlerini yumarak içinden bir şeyler mırıldandı ve aynı benim gibi ayaklandı. Masanın etrafından dolaşıp yanıma gelerek avuçlarının arasına aldı ellerimi.
Eylem, hayatımdaki tek kişi sensin. Anladın mı? İpek sadece arkadaş. Arıyor, mesaj atıyor. Cevap vermiyorum. Sadece bilmeni istedim. Başkasından duymaktansa benden öğren istedim. Asla yanılgıya düşme. Gün gelir, İpek karşına çıkar ve saçmalarsa ona inanma. Olur mu? Benim hakkımda ne duyarsan duy, inanmadan önce bana sor.
İlişkileri yıpratan en önemli etkenlerden birisiydi; iki tarafı da dinlememek. Bunun farkında olarak başımı onaylarcasına salladım. Tolganın avuçları ellerimi es geçerek yanaklarıma doğru çıktı. Elmacık kemiklerimi kavrayarak yüzlerimizi birbirine yaklaştırdı.
Ben onunla değil seninle nişanlıyım artık. Bunu asla unutma.
Umarım, unutmazdım!
İki gündür aklımı meşgul eden, mutluluğumu boğazıma dizen ve nefret ettiğim bir duyguyla boğuşuyordum. Ilgına karşı içime ekilen şüphe tohumlarıyla. Benim kardeşim olarak gördüğüm insandı o. Bütün sırlarımı bilen tek kişi, beni olduğum gibi kabullenen arkadaşım. Gökhan yüzünden artık gülümseyemiyordum yüzüne.
O adam vermemişti fotoğrafı basına. Peki, Ilgın bunu bana yapar mıydı?
Para için arkadaşlığımızı, bağımızı, daha doğrusu beni satar mıydı? Ona olan sonsuz güvenimin temellerini sağlam atamamıştım belki de. Eğer tam anlamıyla güvenebilseydim, şüphe etmezdim değil mi?
Önümdeki dosyalardaki yazıyı onuncu kez okumaya başladığımda hiçbir şey anlayamayacağımı idrak ettim. Döner sandalyemde geriye yaslanarak kollarımı esnettim. Son iki gündür algılarım kapanmıştı!
Telefonum çalmaya başladığında oflayıp puflayarak uzandım. Yanıma stajyer bir asistan vermişlerdi, o gelen aramaları tedirgin bir şekilde cevaplarken bende telefonumu cevapladım. Tarık arıyordu, nişanlımın kardeşi.
Alo? derken sesi biraz utangaç çıkıyordu. Tarık ve utangaç kelimelerini yan yana getiremeyen beynime rağmen Efendim? diyebildim.
Sana bir soru sormak için aramıştım.
Sor o zaman Tarık. Zamanımı çalıyorsun.
O kendine güvenen, esprili adam gitmiş yerine pısırık biri mi gelmişti? İşte buna bir tarafımla gülerim! Bir kıza nasıl hediye alırsın? Ne gibi?
Kokonaysa ayakkabı al. dedim burnumu kırıştırarak. Nişanlısına pideci kapattıran birisi olarak tabii ki makyajdan ve boya küpü kadınlardan hoşlanmıyordum. Yok, hayır. Beğenmeyeceğine eminim. Daha doğal birisi.
Kitap? Kitap ayracı? Kupa? Kalem? Dur bir düşüneyim, kolye? Bileklik? Ne bileyim Tarık. Kızı sen tanıyorsun. Bir kadına binlerce hediye alabilirsin ama beğeneceği şey tektir.
Çok teşekkür ederim ya. Öyle yardımcı oldun ki!
Onun alaylı ses tonuna karşılık gözlerimi devirdim. Pişt! Yoksa hayatında birisi mi var? Âşık mı oldun?
Arkadaşımın doğum günü! Ne kadar fesatsın. dedi ardından da aceleyle ekledi. Tünele giri-yo-rum. Ey-lem. Çekm-iyor, ses gi-di-yor.
Yüzüme kapanan telefona bakarken öyle geniş sırıtıyordum ki dudaklarım gerginlikten acımaya başlamıştı. Bizim gibi Tarıkın da başı yanmıştı iyi mi? Sıra Tülayda! Tabii mağara adamı olan ağabeyleri izin verirse.
Eylem! diye seslenen Orkunu duyduğumda kaşlarımı kaldırarak baktım. Hala Ilgından özür dilemeye çalışıyordu ve hayır daha dileyememişti. Aptal adam! Orkun, sen bu yavaşlıkla kıza özür dilediğinde o zaten evlenmiş olacak. dedim resmen sırıtarak. Özel konularımızı mesai saatleri dışında konuşalım, Eylem hanım.
Kaşlarıyla yeni stajyer asistan olan Esmayı göstermeye çalışıyordu. Patronum olmasını umursamadan alayla daha da geriye yaslandım. Kaşın gözün ayrı oynuyor. Tikin mi var?
Sen kazandın der gibi ellerini havaya kaldırdığında Esmanın gülümseyerek bizi izlediğini fark ettim. Nedense bu kızı seviyordum, fazla zararsızdı. Seninle uğraşamayacağım cadı. Şimdi bana Ilgına kendimi affettirebilmem için ne almam gerektiğini söyle.
Sende mi hediye alacaksın?
Şaşkınlıkla kaşlarımı kaldırınca gözlerimin içine bakarak sırıttı. Başka kim sordu ki? Sesini düz tutmaya çalışsa da parlayan bakışları kendini ele veriyordu. Kendi kuruntum olduğunu düşünerek üzerinde durmadım.
Tarık. Of beni de lafa tuttun. Senin imzalaman gereken sözleşmelerin, yapman gereken telefon konuşmaların yok mu be?
Aniden sahip olduğum özgüvende Tolganın da parmağı vardı. Bana Orkuna istediğim gibi davranabileceğimi söylemişti, bende şu an intikamımı alıyordum. Sekreterlerim, asistanlarım, hepsi bunlar için. derken o da sinir bozucu bir sırıtmayla bana bakıyordu.
Bugünlük yeter mi? dedi en sonunda. Beni kovmaya mı çalışıyordu? Ah, karşımda kıvranmasından anlamalıydım. Hain pislik!
Ben de ağzındaki baklayı ne zaman çıkaracak diye bekliyordum. Tolga mı örgütledi seni?
Orkun elini saçlarına atarak dağıttı. Kızım bana bak! Sevgilini şirketimden uzak tut. Manyak adam, beni sana bakan herkesi işten kovmakla tehdit etti. Duyduklarım keyfimi yerine getirmişti, öyle mutlu olmuştum ki sandalyemden fırladım. Parmağımın parçası olan yüzüğüme sırıtarak bakarken Orkunun omzuna vurdum dostane bir tavırla.
Ben onun kulağını çekip geleyim.
Arkamdan Orkunun Sana maaş falan yok ulan! Patron sen misin, ben miyim belli değil. diye homurdandığını duydum. Kıkırtımı gizlemeden merdivenlere yöneldim. Ayakkabılarımın tıkırtısını dinleyerek yavaş adımlarla ilerledim. Tolganın deli olduğunu bildiğimden mini siyah eteğimi ve beyaz gömleğimi giymiştim.
Sekterine baş selamı verdiğimde gülümsedi. Sümeyye de zararsız bir stajyerdi. Zaten onunda yüzük parmağına geçirilmiş yüzük vardı. Nişanlıydı.
Toplantısı falan yok değil mi? derken duraksamıştım. İşini umursamamak, onun düşüncelerini takmamak anlamına gelirdi. Son düşündüğüm şey ise buydu. Tolgayı anlıyordum, işiyle ilgilenmeyi seviyordu.
Yok efendim. Zaten içeriye hiç kimseyi almamamı söylemişti.
Sümeyyenin iması açıktı. Siz hiç kimse değilsiniz. Dişlerimi göstererek sırıtmamak amacıyla yanağımın içini ısırdım. Hala alışamamıştım Tolganın benim olmasına.
Kapısını tıklayarak mahremiyetine saygı gösterdim. Sümeyye kimseyi alma içeri demedim mi? diye çemkirdiğini duyunca yüzüme kocaman bir gülümseme yerleştirdim. Kapıyı aralayarak yavaşça içeri geçtim. Başını kaldırmamıştı, şakaklarını ovarak önündeki anlaşmanın şartlarını inceliyordu.
Hemen topuklu ayakkabılarımın ses çıkarmamasına özen göstererek ona yürüdüm. Ne yazık ki kafasını kaldırıp deniz rengi gözlerini bana dikmişti. Öyle derin ve güzel bakıyordu ki iç çekmekten kendimi alamamıştım.
Konuşmadan masasına doğru ilerlemeye devam ettim. Sandalyesinin arkasına geçtiğimde o da tek kelime etmemişti. Parmaklarımı şakaklarına koyarak ovmaya başladım. Resmen inleyerek koskoca sandalyede kendisini geriye atmıştı.
Babam daima benim çok iyi masaj yaptığımı söylerdi. Ne kadar iyi olduğumu bilmiyordum fakat Tolganın an be an gevşeyen bedeni egomu tatmin etmişti. Sabahtan beri ihtiyacım olan tek şey; sihirli parmaklarınmış.
Egomu doldurmayı kes.
Sihirli parmaklarımı(!) başından çekerek hemen masanın etrafını dolandım. Kendimi siyah, deri koltuğa bıraktım. Bakışlarının üzerimde gezindiğini bilsem de ona dönmedim.
Orkun seni ispiyonladı. dedim kaşlarımı kaldırarak. Gülümseyen yüzü gölgelendi önce. Hemen ardından kaşları çatıldı ve gözlerinin rengi koyulaştı.
O adama güven olmadığını bilmeliydim!
Birincisi; o adam senin arkadaşın! İkincisi ise Tolga ben seninle tanışmadan önce çalışıyordum şirkette! dedim hayretle. O modern insan gitmiş, yerine su katılmamış mağara adamı gelmişti!
O zamanlar nişanlım değildin! Artık öylesin Sen etek giymesene, çarpık bacaklı!
Gözlerimi devirirken oturuşumu dikleştirdim. Benim sırf etek veya elbise giymemem için böyle söylediğini biliyordum ama zoruma gitmişti. Diz kapaklarımı ovuştururken kaşlarımı çattım.
Evlenme o zaman ya! Sanki silah zoruyla nişanlanmışız gibi.
Bak yine konuyu nereye getirdin? Ben sana diyorum ki çirkin oluyorsun etek giyince. Giyme. Bol pantolon giy, ne bileyim çuval geçir bacaklarına! Ayrıca o adamları da kovacağım vallahi! Yeter. Bir ara senin yüzünden bütün adamları kovup sadece kadınları işe almak geldi içimden.
Cümlesini bitirdiği an, ne dediğinin farkına vardı. Aceleyle koltuğundan doğrulurken O anlamdan demedim-
Şirketi kızlarla dolduracaksın? Komik adam seni. Tolga, ciğerini sökerim senin! Beni delirtme. Eğer öyle bir şey yaparsan giderim, erkeklerin dolu olduğu bir şirkete başvururum. Görürsün gününü. Aptal.
Yiyorsa buyur, tutmayayım seni.
Buraya ne kadar masum duygularla gelmiş, neler duymuştum? Deli adam, sinirlerimi getirmek için elinden geleni ardına koymuyordu. Derin bir nefes alarak Ne yapıyoruz Allah aşkına? diye sordum. Buraya gelmiş, kadın-erkek olayını konuşuyoruz!
Tolganın yüzü nedenini bilmediğim bir şekilde öfkeyle kasıldı. Dirseklerini yine masaya dayadı ve koyulaşarak laciverte dönmüş göz bebeklerini bana çevirdi.
Eylem, seninle konuşmam gereken bir konu var.
Aniden yüzündeki öfkeli ifade kayboldu, yerine ciddiyet dolu bir bakış geldi. Bende oturduğum yerde daha da dikleştim. Sanırım konuşmak istediği konu Tolga için zordu. Bakışlarından, ellerini nereye koyacağını bilememesinden, sürekli iç çekmesinden anlamıştım bunu.
Hadi hayırlısı, yine ve yeniden nasıl bir dert var başımızda?
Lafımı bölmeden, sessizce dinlemeni istiyorum.
Başımı onaylarcasına salladım. Şu an kendimi konuşabilecek durumda hissetmiyordum. Eğer yine olumsuz bir olayla karşılaşırsak Tolga ile birlikte olmaktan vazgeçecektim! Evrenin gönderdiği Ayrılın! mesajlarının belirginliği canımı yakıyordu.
Seninle tanışmadan önce, yaklaşık bir yıl kadar falan olaylar olmuştu. Buna benzer.
Nasıl bizim olayımıza benzeyebilir ki? Allah aşkına adama neler yaptım? Başka hangi zeki insan bunu yapar? Eee? dedim anlatmaya devam etmesi için. Boğazım kurumuştu, yine de sessizce beklemeye devam ettim.
Tamamen tesadüf eseri tanışmıştık. dedi temkinle. O an da bana eski sevgilisini anlattığını fark edebildim. Ne güzel, geçmişim karşısına beyefendinin eskilerini dinliyorum. Ellerim dizlerimi sıkıca kavrarken hoş görüyle yaklaşmam gerektiğini hatırlattım kendime. Fikrini değiştirebilirdi tepkime göre.
Konuştuk, mesajlaştık, buluştuk. Çok tatlı birisiydi. Sadece aşırı kıskançtı. Sen veya ben gibi değil. Sekreterimden tut, binadaki temizlik görevlisine kadar herkesten şüphe duyardı. Sürekli evli kadınları işe almamı, hatta mümkünse kadınları işe almamamı söylerdi.
Sinirlerim gittikçe geriliyordu, Tolgada bunu anlamış olmalı ki susarak anlatmaya ara verdi. Neden anlattığını bile bilmiyordum ki! Oturduğum yerde mümkünmüş gibi daha da dikleşmeye çalıştım.
Nişanlandık ve beni bunaltmaya başladı. Herkesten rahatsız olduğunu belirtti. Ailemle birlikte yaşamak istemedi. Hayatımdaki tek kişi olmak istedi En sonunda nişanımız bozuldu.
Nedensizce canım yanmıştı, kalbim acıyordu. O kadın her kimse Tolgaya sahip olmuştu, kısa süreli de olsa. Bunları bana neden anlattığını bilmiyordum dolayısıyla tepki de verememiştim. Tolga, başını sağa eğerek yüzümü daha net görmeye çalıştı.
Aklımı kaçırmama sebep olacak olan o soruyu dillendirdim.
Bunları bana neden anlatıyorsun Tolga?
İpek Geri döndü.
Gözlerim irileşirken ayağa fırlayıverdim. Ne?! Sesim tüm ofisi doldurmuştu neredeyse. Tolga gözlerini yumarak içinden bir şeyler mırıldandı ve aynı benim gibi ayaklandı. Masanın etrafından dolaşıp yanıma gelerek avuçlarının arasına aldı ellerimi.
Eylem, hayatımdaki tek kişi sensin. Anladın mı? İpek sadece arkadaş. Arıyor, mesaj atıyor. Cevap vermiyorum. Sadece bilmeni istedim. Başkasından duymaktansa benden öğren istedim. Asla yanılgıya düşme. Gün gelir, İpek karşına çıkar ve saçmalarsa ona inanma. Olur mu? Benim hakkımda ne duyarsan duy, inanmadan önce bana sor.
İlişkileri yıpratan en önemli etkenlerden birisiydi; iki tarafı da dinlememek. Bunun farkında olarak başımı onaylarcasına salladım. Tolganın avuçları ellerimi es geçerek yanaklarıma doğru çıktı. Elmacık kemiklerimi kavrayarak yüzlerimizi birbirine yaklaştırdı.
Ben onunla değil seninle nişanlıyım artık. Bunu asla unutma.
Umarım, unutmazdım!
Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)
Benzer konular
- Cevaplar
- 3
- Görüntüleme
- 27
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 85
- Cevaplar
- 0
- Görüntüleme
- 25
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 60