bikral 1
bikral
noisiv 1
noisiv
Manwe Work 1
Manwe Work
Bvural41 1
Bvural41
ShadowFon 1
ShadowFon
mavzermete 1
mavzermete
YazilimMühendisi 1
YazilimMühendisi
Fethi Polat 1
Fethi Polat
InfernoShade 1
InfernoShade
Hikaye Ekle

Fotoğraf - 18. Bölüm

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan qecekondu06
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 2
  • Görüntüleme Görüntüleme 215

HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!

Ailemin bakışlarında gördüğüm o hayal kırıklığına uğramış ifadeden nefret ediyordum. Büründükleri halin sebebinin kendim olması ise daha büyük bir nefret kapısını aralamıştı. Arabanın içinde babam sessizce yola bakarken annem sıkıntıyla camı açmış, ellerini yüzüne doğru sallıyordu. Ben tamamen kendi dünyama gömülmüştüm, en azından onların böyle sanmalarını istiyordum.
Bana karşı kuşandıkları kalkanlar o kadar kalındı ki ne babamı ne annemi yumuşatabilmiştim. İkisinin de bakışlarındaki soğukluk içime kadar işlemişti.
Eh, haksızda sayılmazlardı. Tek kızları, güvenceleri onları kandırmıştı. Ben aileme yalan söylemiştim. Ki sınav kâğıdını çalmaya çalıştığımda, televizyonu yere çakıp paramparça ettikten sonra, arkalarından dedikodu yapıp yüzlerine bunları dürüstçe söyleyen birisiydim.
Çok yanlış yapmıştım ve sonra toparlayamamıştım.
Küçücük yalandan çıkan bir olay, çığ misali büyümüş, ailelerimize ulaşmıştı. Eskiden şakaların havada uçuştuğu, alaylarla geçen araba yolculuğumuz şu an feci halde sıkıntılıydı. En sonunda başımı geriye yaslayarak gözlerimi yumdum. Belki de kâbustan uyanma vaktim gelirdi? Umudumu kaybetmemiştim.
‘‘Eylem, kız! Ne ara uyudu bu çocuk Allah aşkına? Vallahi öldürecek beni bir gün. Ay Eylem!’’
Annemin homurdanarak beni dürten elini hissedince araladım gözlerimi. Gelmiştik, kâbus değildi. Sağlam malikanesinin önünde dikilirken kurbanlık koyun gibiydim. İstemeden, zorla çekiliyordum o eve. Ayaklarım gitmemek için dirense de annemin çekiştirmeleri yüzünden beş dakikaya kalmadan kapının önüne gelivermiştik.
Artık ipin ucu kaçmıştı.
‘‘Battı balık yan gider.’’ diyerek başımı salladıktan sonra kaybettiğim özgüvenimi geri kazanmaya çalıştım. Ne yazık ki ben başarılı olamadan annem yüzündeki huysuz bakışlarla zili çaldı. Bana sonsuzluk gibi gelen fakat sadece bir dakikanın geçtiği zaman diliminde kapı aralandı.
‘‘Hoş geldiniz.’’
Nergis hanım, gerginliğine rağmen gülümsemeyi denemişti. Onunda çabası başarısız olmuş, o ifadesini silip yerine endişeli bakışlarını getirmişti. Annem ayakkabılarını çıkarıp eve girerken aynı zamanda soğuk bir ses tonuyla cevapladı. ‘‘Valla hiç hoş gelmedik.’’
Sadece bana değil, herkese yapıyormuş gıcıklığını. Oh içim rahatladı.
Adamlar selamlaştı, kadınlar da başlarıyla işaretleştiler. Tolga, Tarık ve Tülay’ın yan yana gelmiş, kuzu bakışlarla bizimkileri izlemesi o kadar komikti ki burnumdan çıkan sese engel olamamıştım. Annem ışık hızıyla bana dönerek ciddiyet maskesi hatırlatmasını yaptı.
Ciddi olmam gereken yerlerde gülmem gerekirse hemen üzücü olayları düşünmeye başlıyordum.
Hatta bir keresinde yavru kedimin öldüğünü düşünüp ağlamaya başlamıştım, vur dedik öldürdün olayına doğru gitmişti o konu.
‘‘Vallahi Mehmet Bey, ilk duyduğumda öyle öfkelendim ki. Ne olursa olsun siz birazcık olgun olup durumu açıklamalıydınız. Hadi bunlar daha çocuk. Cahilliklerine gelmiş, kurmuşlar bir oyun. Peki, siz? Siz nasıl yalan söylersiniz bize? Eylem bizim ilk ve son göz ağırımız. Onun evlendiğini görmeyi ne kadar istediğimizi tahmin edebilirsiniz. Nasıl bizi bilmediğimiz bu oyunun içine sürüklersiniz yahu?’’
Mehmet amca o kadar pişman duruyordu ki karşımızda özür dilemek istedim. O güçlü adam başını eğmiş, yüzünü göstermemek için elini kendine paravan etmişti. Ortaya atılıp bütün suçu üzerime alınmak istedim. Sonra annemin üzerime çörekleneceği gazabı aklıma geldi, vazgeçtim. Tamam, ben aptallık etmiştim ama Mehmet amca bizi kazanamayacağımız bir oyuna sürüklemişti.
Nişanlanın demişti. Birisiyle birlikte olma fikri benden fazlaca uzak olduğundan aniden benimseyivermiştim. Alay malzemesi, dalga konusu olarak görmüştüm Tolga’yı. Ciddi duygular besleyeceğimi düşünmemiştim bile. Ta ki ondan hoşlandığımı fark edene kadar.
Bize en azından bana iyilik değil kötülük yapmıştı. Canım yanıyordu. Ailemin kabullenmediği bir evlilik yapamazdım, sürdüremezdim. Tabii ki Tolga’nın kurgudan ibaret olması herkesin sinir kat sayılarını yükseltmişti. Bu sebeple babam acilen nişanı iptal edecekti.
‘‘Karşınızda çok mahcubum. Siz bana inanmayacaksınız biliyorum, yine de açıklayacağım. Tolga’nın ne düşündüğünü ben bilirim, ne hissedeceğini de. Onun Eylem’e olan tutumunun değişeceğine ve ona değer vereceğine emindim. Yoksa asla sizinle oynamak gibi bir derdim yoktu. Tek amacım; Tolga ve Eylem’i birbirlerini kırmadan baş göz etmekti.’’
Yok, daha neler! Tongaya geldi aşkımız, ikimizde şaşkınız!
‘‘Çocuklar siz çıkın bakayım.’’
Nergis teyzenin söyledikleriyle kaşlarım çatıldı. Ne güzel, kovun durun bizi. İtiraz etmeden ayaklandım. Kapıya yöneldiğimde Tolga, Tarık ve Tülay’ın da peşimde olduğunu fark ettim. Kapının girişinde adımlarımı durdurduğumda gerginlik yüklü bir bakışma geçti.
Tarık yarım ağız gülümseyerek ‘‘Yakın arkadaşlarımız bize 3T diyor.’’ diye ortamı gevşetmeyi denedi. İlk başta sessizlik hâkimken gülmeye başladım. Kıkırtılarım kahkahalara dönüşürken elimi ağzıma bastırmak zorunda kaldım. Aslında gülmüyordum, dünden beri vücudumda biriktirdiğim gerginliği atıyordum.
Karnım sancıyana, çenem yorulana kadar güldüm. Öyle ki mutfağa geçip sandalyeye çöktüğümü bile fark edememiştim. Masaya konulan su dolu bardağı önüme itti Tolga. Endişeyle beni izliyordu.
Çok gerildiğimde, üzüldüğümde veya bazı olaylar bünyeme fazla gelince kahkahalar atmaya başlıyordum, sinir bozukluğu yüzünden ağlayana kadar gülüyor ardından da susup kenara çekiliyordum. Bünyem alışıktı buna.
‘‘İyi misin Eylem?’’
Başımı olumsuz anlamda sağa sola sallarken eş zamanlı olarak dolan gözlerimi sildim. Kötüydüm. Ailemin güvenini kaybetmiştim ve şimdi de Tolga’yı kaybetmek üzereydim.
O fotoğrafı çekinmemize sebep olan cesaretim başkaldırıyla kendini belli etti.
‘‘Tolga’’ dedim kendime bile yabancı gelen bir ses tonuyla. ‘‘Benimle gerçekten evlenmek istiyor musun, istemiyor musun?’’
Anlık bir duraksama yaşamadı bile.
‘‘İstiyorum.’’
‘‘O zaman gir içeri, vur yumruğunu masaya. Evleneceğim lan ben bu kızla de!’’
Tolga o an ne yapacağını şaşırmış gibi baktı bana. Sonra da dudakları iki yana kıvrıldı. ‘‘Adamın karşısına geçip ‘lan’ dersem tabii vermez kızını.’’ Az önceki sinir krizimin aksine bu sefer gerçekten güldüm. Şebeklik yaparak moralimi düzeltmeye çalışıyordu.
‘‘Ben ciddiyim. Bizim bir ilişkimiz olduğumuzu anlamalılar.’’
‘‘Evet, ağabey!’’ diyerek bana destek çıktı Tülay. ‘‘Olmadı kaçırırız kızı. Hayatım o kadar monoton ki buna bile razıyım.’’
Tarık’la çak beşlik yaptıktan sonra bize döndüler. Onların bu hevesli hali bende gözlerimi devirme hissi yaratıyordu. ‘‘Ne yapacağız ki?’’ diye sordu Tarık. Hepimizin diline kadar gelen fakat dillendirmediği soruyu tek hamlede omuz silkerek sormuştu. Aptal erkek mantığı! Ops, genelleme yaptım, üzgünüm. Tarık’ın aptal mantığı!
Tolga kardeşinin sorusunu cevaplamadı.
Onun aksine bileğime yapıştı. ‘‘İçeri de ne dersem diyeyim beni onayla, tamam mı?’’ diye sordu. Ne yapacağını kestiremesem de başımı onayladım. Beni çekiştirerek içeri yürüttüğünde ‘‘Eyvah, ağabeyim kesin delirdi!’’ diye bağırdı Tülay. ‘‘Aha bende bundan bahsediyordum, devam koçum!’’ diyerek gaz verdi Tarık.
Ne olduğunu bile anlamamıştım ki, fazla masumum.
‘‘Anne, baba ve tekrar anne baba! Ben kızınızı seviyorum be! Vallahi! İki gözüm önüme aksın bakın. Yalan söylüyorsam başım dertten kurtulmasın. On beş saksı düşsün kafama yalan söylüyorsam değil mi Eylem?’’
Allah cezanı vermesin, Tolga. Ben de bir planı var sanıyorum atlıyorum bu adamla içeri. ‘‘Evet, valla aksın gözleri. Başı dertten kurtulmasın bakın! On beş değil yüz beş saksı düşsün kafasına.’’
‘‘Vur dedik öldürdün be!’’diye çemkirdi azıcık eğilip bizi duymasınlar diye. Vur deyince öldüreceğimi biliyorsunuz, neden vur diyorsunuz? ‘‘Hem eğer evlenmemize izin vermezseniz kaçırırım ben Eylem’i. Öyle değil mi Eylem?’’
‘‘Öyle, kaçırır vallahi!’’
‘‘Biz seviyoruz birbirimizi. Olmadı sokaklarda yatarız, aç kalırız. Kışın soğuktan, yazın sıcaktan bunalırız yine de evleniriz biz! Öyle değil mi Eylem?’’
‘‘Öyle- Bir dakika be! Nereye kaçırıyorsun beni, kime kaçırıyorsun? Aaa, delinin zoruna bak!’’ Dalmışım farkında olmadan onaylıyorum her şeyi. Ailemin önünde, Sağlam ailesinin önünde yapmadığım bir bu kalmıştı.
Şu an kendimi tokatlamak ardından da aptallığımı kutlayan bir plaketle ödüllendirmek istiyorum!
Tarık ve Tülay arkamızda çoktan gülme krizine girmişlerdi, Mehmet Bey’le babam gülümsüyorlar, annelerimiz ise kahkaha atıyordu. Sudan çıkmış balık gibi etrafımızda gülenlere bakıyorduk. Allah aşkına bizimle dalga mı geçiyordu bunlar?
‘‘Ne oluyor ya?’’ dedim kafam karışmış şekilde.
Beynim algılamayı reddediyordu.
‘‘Siz oyun oynarsınız da biz oynayamaz mıyız Eylem Hanım?’’
Ah be anne. Yaktın beni. ‘‘Siz… Biliyor muydunuz?’’ dedi Tolga mavi gözlerini kocaman açarak.
‘‘Tabii biliyorduk. Nergis Hanım ve Mehmet Bey konuşmuştu bizimle.’’ dedi annem bilmişlik taslayıp. ‘‘Nasıl ya?’’ dedi Tolga kendini koltuğa resmen fırlatarak. Kocaman adamın düştüğü duruma bak! Şu an aşırı derece de şaşkın olmasam gülerdim.
‘‘Tolga’nın nişanda Eylem’e sürpriz hazırlamak istediğini öğrenince anladık bizim oğlanın senden elektrik aldığını.’’ dedi Mehmet amca. Elektrik almak? Vallahi kaç gündür bilmem kaç voltla çarpıldım Tolga yüzünden!
‘‘Dedim gel Nergis, anlatalım dünürlerimize.’’
Deme öyle deme!
‘‘Sonra da anlattık ailene.’’
Başınız göğe erdi mi?
‘‘İlk öğrendiğimde Tolga’ya yumruk atmak istemiştim, Mehmet Bey’den de izni alınca öğrenmiş gibi yaparak geçirdim bir tane. Kusura bakma evlat. İçimde kalırdı.’’
‘‘Lafı bile olmaz! Bu arada bir daha kız isteme merasimi olmaz. Eylem’in yaptığı kırmızıbiberli, tarçınlı, tuzlu kahve bağırsaklarımdan üç haftada söküldü yemin ederim.’’
‘‘Kırmızıbiber, karabiber, tarçın ve tuzlu kahve.’’ diyerek düzelttim. Keyfim yerine gelmişti, en azından ailem kızgın değildi.
Herkes son söylediğime kahkahalar atarken bende koltuğa yerleşmiştim. Dünden beri kasılan bedenim, ani gevşemeyle rahatlamış ve ağırlaşmıştı. Artık mutlu günler vardı önümüzde.
Tolga’yla nişanı atma derdim olmadan konuşabileceğim, onu nişanı atmakla tehdit edebileceğim, aklıma estiğinde görebileceğim bir hayatım vardı. Her şey düzene girmişti. Tek sorun; o fotoğrafı kimin basına verdiğiydi.
Her kimse iyi bir halt yemiş, benim Tolga’yla tanışmama vesile olmuştu. Bu sebeple ona kızmayacaktım!

İyi okumalaar...
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst