TGamesZeus 1
TGamesZeus
Best Studio 1
Best Studio
berkmenoo 1
berkmenoo
InfernoShade 1
InfernoShade
noisiv 1
noisiv
Manwe Work 1
Manwe Work
Agora Metin2 1
Agora Metin2
Bvural41 1
Bvural41
onur akbaş 1
onur akbaş
IronTalonX 1
IronTalonX
D 1
delimuratt
berzahx 1
berzahx
Hikaye Ekle

AŞKIN YÜZÜ | 26. Bölüm

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan qecekondu06
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 3
  • Görüntüleme Görüntüleme 273

qecekondu06

Developer
Telefon Numarası Onaylanmış Üye
Fahri Üye
TM Üye
Katılım
25 Ocak 2013
Konular
6,740
Mesajlar
21,611
Online süresi
2d 13h
Reaksiyon Skoru
2,176
Altın Konu
0
TM Yaşı
13 Yıl 4 Ay 23 Gün
Başarım Puanı
509
MmoLira
2,783
DevLira
0
Ticaret - 0%
0   0   0

HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!

26. Bölüm


Taksi durduğunda evime gelmemin huzuru vardı. Parayı çantamdan çıkararak verdim. Kapıyı açıp önce sağ ayağımı, ardından sol ayağımı dışarıya attım. Tamamen belimi doğrulttuğum da, ayaklarımın dibime şoför bavulumu bıraktı. Kısaca teşekkür ettim. O da başı ile selam verip taksisi ile uzaklaştı. Ardından bakarken, bir süre yola baktım.

Bu sokaklarda ne anılarım vardı. Yağız ve benim anılarım. Ne kadar giden olsa da, geriye anıların ve fotoğrafların kaldığı doğruymuş. Bende kalanlar bir parça anılardı. Sinirlendiğimden dolayı fotoğraflarının hepsini silmiştim.

Yıllar, yollar, saatler her şey bizi bir yaprak gibi oradan oraya savurmuştu. Son kozlarını da bugün oynuyordu hayat. Sevdiğim adamın başka bir kadına gidişi saatler sonra gerçekleşecekti. Bu, kalbimde öyle derin acılara gebe oluyordu ki; anlatmam imkansızdı. Kalbimi söken eller, boğazıma dolanan ve yutkunmamı engelleyen ipler vardı. Midemde ki yanma hissi fokurdayarak kaynıyordu. Ben ise sadece sokağa bakabiliyordum.

“Buse!”annemin bana bağırması ile kafamı bahçe kapımıza doğru çevirdim.

Annemin bağırışı ile beraber babam da dışarı koşarak çıkmıştı. Anneme kızmak için ağzını açtığında beni görünce yüzünde kocaman gülücükler açtı. Tek yapabildiğim karşılık olarak onlara tebessüm edebilmekti. Ağzım gülmek için bile fazlaca yorgundu.

Ağır adımlarla kapıya giderek sıkıca kollarımı anne doladım. Saçlarımı okşarken; gözlerimden gelen yaşlar onun omuzlarına dökülüyordu. Kokusunu içime çekerek daha da gömdüm yüzümü boynuna. Sanki her şey son bulmuş gibiydi.

“Bende kızım ile sarılabilir miyim acaba?”

Annemin kollarından çıkarak, babamın limanın sığındım. Hiçbir sarılma onlarınki gibi değildi. Ağlamam devam ederken hala babamın kollarındaydım. Babam kollarımdan tutarak yüzlerimizi hizaya getirdi. Sonra elleri ile gözyaşlarımı silmeye başladı.

“Ağlama güzel kızım. Neden ağladığını biliyorum senin.”dediğinde meraklı gözlerle ona baktım.

Gözlerimdeki merakı anlamış olacak ki, “Yağız’ın, Damla ile evlendiğini biliyoruz. O çocuk için hala üzüldüğünü bilmek beni de üzüyor yavrum.”

“Yağız için mutluyum baba. Böyle olmasını biz istedik ve oldu. Yapacağımız bir şey yok. Kader bizi bir araya getirmeyi uygun görmemiş demek ki.”dediğim de kalbime kocaman bir taş çoktan oturmuştu bile.

“Of… Hadi içeri girelim. Buseme kendi ellerimle sarmalar hazırladım. Hadi Bey sen bavulu al da biz içeri girelim kızım ile.”annem koluma girerek çoktan beni eve sokuyordu.

Arkamızda babam homurdanarak giderken kahkahalar boğuldum. İşte aile böyle bir şeydi. Sizin güldüren, her anınızda yanınızda olandı. Aşk acısı çekerken bile kollarını genişçe açıp sizi ısıtandı. Aile demek her şey demekti. Bunu bugün daha da çok anlamıştım.

Yüreğim acımıyor muydu? Hem de en kötüsünden acıyordu. Bir daha o kömür karası gözlere bakamamak; ışığı kaybeden körlerden etmişti beni. Her bir parçamı söküp almıştı benden. Aşkımın yüzü o iken; nasıl olurda nefes alabilirdim ben?

Mutfağa girerek yerlerimize oturduk. Babam valizimi salona koyarak yanımıza geldi. Annem çorbalarımızı kaselere koyup önlerimize servis etti. Kaşığı alıp içecekken, başıma giren ağrı ile elimi başıma götürdüm. Çok şiddetli değildi. Aslında arada bir başımın ağrısı böyle geliyordu. İçimde korku yer edinirken elimi hemen başımdan çektim. Anne ve babama sezdirmemeliydim. Kendim doktora giderek içimi rahatlatabilirdim.

Çorbalarımızı içerken arada babam şaka yaparak beni güldürmeye çalışıyordu. Bunda başarılı olsa da; kalbimdeki sızıyı alamıyordu. Çorbalardan sonra sarmalara gelmişti sıra. Gülümseyerek hepsini yemeğe koyuldum.

“Gördün mü Hanım. Sarmalar bile bizden daha çok güldürdü kızımızı.”

“Ya… Baba deme öyle.”dediğimde babam elimi sıkarak, “Şaka kızım. Takılıyorum sadece sana.”dedi.

Sarmalar da bitince annem yardım tekliflerimi reddederek beni odama postaladı. Odam da her şey yerli yerinde duruyordu. Yağız ile birlikte çalıştığımız çalışma masam, sarılarak film izlediğimiz yatağım. Bu oda bile onun anıları ile doluydu. Kaçarken bile ona geliyordum ben. Her kaçışım da onda kendimi bulmak istemiyordum. O belki de şimdiden evlenmiş bile olabilirdi. O artık Damla Birlerdi. Sevgili kocası da Yağız Birler.

Telefonum sessiz odamda yankılanırken kotumun cebinden telefonumu çıkardım. Bilmediğim numaradan gelen mesajı açarak okumaya başladım.

Sizin evin aşağısında olan parktayım. Çok önemli, lütfen gel.

Düşünmeden telefonumu sıkıca tutarak aşağıya indim. Anneme ve babama biraz gezeceğimi söyleyerek dışarıya çıktım. Park ve ev çok yakın olduğundan beş dakika da oradaydım. Geldiğim de etrafıma bakınarak tanıdığım bir yüz arıyordum. Onu gördüğüm de önce şaşırsam da; sonradan içimdeki nefret ile ona yürümeye başladım. Bunca yıldan sonra neden gelmişti ki?

Banka gidip yanına oturduğum da dahil hiç istifini bozmadı. Huzursuzca yerimde kıpırdandım. Onun o yüzünü görmek istemiyordum. Onu boğmak ve öldürmek istiyordum. Belki bencilce olacak ama aynı acıları çeksin istiyordum. Hayatımı mahfeden adam yanımda otururken iyi düşünmem için sebebim yoktu.

“Buse!”sesindeki acı mıydı, yoksa ben mi yanlış duymuştum?

“Bunca seneden sonra neden geldin Orkun?”

“Yağız’a mesaj attım önce ama gelmedi. Sonra zor da olsa senin numaranı buldum. Ben… Benim yaptığım çok kötüydü Buse. Özür dilemesen de beni affetmeyeceğini biliyorum. Yine de özür dilerim. Bunların sorumlusu Gözdeydi. Tamam benim de suçum var kabul ama en çok onun var. Suna onun üvey kardeşiydi Buse. Yağız ve Buse öldürdü kardeşimi diyerek bana planını anlatınca kabul ettim. Gözde’ye aşıktım ve tamam yaparım dedim. Tek istediği intikamdı ve aldı. Her şey geçen sene ortaya çıktı. Meğer bu Berkay’a aşık olmuş sonradan ve reddedilmiş. Hem Yağız, hem de Berkay tarafından istenmeyince intihar etmiş. Böylece ben de anlatıp hatamı telafi etmek istedim.”

Duyduklarımı sindirmek kolay değildi. İntikam oyununa yenik düşmüştü demek bizim aşkımız. Saf ve temiz olan o aşk kirlenmişti artık. Suna belki Berkay’a aşık olduğunu söyleseydi ölmeyecekti. Yaptığı aptallıktı bana göre. İleride karşısına çok insan çıkacaktı. Ama Suna buydu. Birini alamaz, kaybederse savaşmak yerine tırnaklarını gösterirdi. Bu sefer kendi tırnaklarını kendine geçirmişti. Üvey kardeşi
olduğunu asla bilmiyordum. Bu kişinin Gözde çıkması büyük bir şoktu. Hayat her olaya gebeydi. Bu olayda da öyle olmuştu.

“Çok geç kaldın be Orkun. Hem de çok geç.”dediğimde gözümden akan yaş, kurumuş dudaklarımda son buldu.

“Nasıl yani?”diye sordu Orkun.

“Yağız evleniyor Orkun. O günden sonra çok olaylar oldu. Bir aşk için bunlara değer mi diyeceğim sana? Söylemeden cevabını ben vereyim, değer.”

“O zaman sen neden buradasın? Gidip sevdiğini almak yerine neden gözyaşını boşuna akıtıyorsun?”

Orkun belki de haklıydı. Denemekten ne zarar gelirdi ki? Bu aşk yüzünden ben Selimi bırakmamış mıydım? Damla’ya kötülük yapacak ve onu yıkacağım. Büyük bir günahın adımı atacağım. Artık umursamam gerekiyordu. Üç koca sene alınmıştı benden. Hem iki kişi birbirini seviyorken; diğeri de onu anlardı.

“Haklısın Orkun. Peki Gözde ile mutlu oldun mu? Değdi mi yaptıkların?”

“Hayır. Ama başka bir kız buldum ve ona daha da aşık oldum. Aşk elden kaçıramayacağın kadar güzel bir duyguymuş onu anladım.”

Bir şey demeden oradan ayrıldım. Yağız bana inanmayacak olursa onu aramamı söyledi arkamdan bağırarak. Hızlı adımlarım ile eve gittim. İlk iş davetiyeyi bulmaktı. İçeri girdiğim de annem ve babam salonda oturuyorlardı. Çekinerek yanlarına gidip oturdum.

“Ay çok yoruldum ya. Sahi anne size davetiye geldi mi?”sohbet havasında gibi sormaya çalıştım.

“O nereden çıktı şimdi kızım?”

“Hiç. Merak ettim işte. Sonuçta Damla sizi çok severdi de.”alay ile söyledim. Aslında Damla annem ve babamı çok sevmezdi.

Onların çok sıkıcı olduklarını düşünürdü. Kendi anne ve babasını görmemiş gibi konuşurdu. Bunu da susmuştum. Çünkü o benim tek arkadaşımdı ve ben onu kaybetmek istememiştim. Şimdiki aklım olsa asla yapmam. Direk hayatımdan gözümü kırpmadan siler atarım.

“Geldi.”dedi annem kuru bir sesle.

“Görebilir miyim? Söz veriyorum ağlamak yok.”ellerimi havaya kaldırarak teslim oluyorum der gibi yaptım.

Annem televizyon çekmesini gösterdiğinde çekmeceyi açıp aldım. Sade davetiyeydi. Beyazdı ve yazılar koyu siyah ile yazılıydı. Gözüm sadece nerede ve hangi saatte olduğunu arıyordu. Bulduğumda zafer ile gülümsememek için kendimi zor tuttum. Neredeyse başlamasına üç saat kalmıştı.

Davetiyeyi yerine koyarak pür dikkat eden aileme döndüm. Gülümseyerek elime telefonumu aldım. Mesaj gelmiş gibi yapacak ve evden çıkacaktım. Daha Selimden ayrıldığımı bilmediklerinden onunla buluşacağım yalanını rahatlıkla atabilirdim.

“Aa! Selim mesaj atmış, ben çıkıyorum ya.”dedim şaşırır gibi yaparak.
Ayağa kalkarak anne ve babama sulu öpücüklerimi kondurdum. Odama çıkarak çantamı kaptığım gibi dışarı çıktım. Taksi durağına yürüyerek gittim ve bindim. Elis düğün salonunun adresini verince arkama yaslandım. İçimde küçücük kıpırtılar vardı. Umut etmekten vazgeçtiğim anda, umut ayaklarıma kadar gelmişti.

Camdan İstanbul’un kalabalığına bakarken, gülümsedim. Her zaman bu kalabalığı sevdim. Değişik insanların oluşunu, yolda yürürken bağırarak konuşmalarını, sarılarak yürümelerini, çalan arabaların korna seslerini çok sevdim. Ben İstanbul’a aşık bir kızdım. Kazandırdıklarına da aşıktım.

“Bayan, geldik.”sesi duyunca kendime geldim.

Taksiciye parayı ödeyerek, taksiden indim ve salona doğru yürüdüm. Çok görkemli ve şık bir salondu. Zaten Yağız gibi zengin birine ancak bu yakışırdı. Kırmızı halı seriliydi. Merdivenden çıkarken göze konulan çiçekler çarpıyordu. Pembe ve beyaz tonlarındaydı. Müzik çalıyor ve insanlar gülüşüyorlardı.

O sırada servis yapan garsonu durdurarak, “Gelin ve damat odası nerede acaba?”diyerek sordum.

Garson beni süzerek, “İçeride Hanımefendi.”kafası ile kapıyı gösterdi ve gülümseyerek yanından ayrıldım.

Gelin odası yazılı tabelayı görünce direk orayı girmek istesem de, tam yanında duran damat odasına yürüdüm. Kapıyı çalarak o sesin beni içeri çağırmasını bekledim. Aksine kapı açıldı ve karşımda başka bir yüz belirdi.

“Siz kimsiniz?”

“Ben, ben Yağız Bey’i görmek için gelmiştim de.”dediğimde o sesi duydum. “Buse!”sesinden şaşkınlık akıyordu.

Bu kadar mıydı? Sadece şaşkın mıydı yani? Kalbimin ağrısı şiddetlenirken, beynime sancı girdi. Duvara tutunarak destek alırken, biri dirseğimden tutup beni odaya soktu. Kanepeye oturunca başımı sıkıyordum artık. Ağrı çok kötüydü. Ama kalbim kadar değil.

“Ben çıkayım da siz konuşun.”kapı açıldı ve ardından kapandı. Odada şimdi ikimiz kalmıştık.

“Neden geldin Buse?”şimdi şaşırma sırası bendeydi.

Ağzımı açıp konuşacakken gözlerim onu süzdü. Damatlığı içinde çok yakışıklıydı. Siyah damatlığının içinde beyaz gömlek yerine, siyah gömlek vardı. Siyah kravat ve takım. Her şeyi siyahtı. Bu onu daha da çekici hale getirmişti. Gözlerimi sonunda bedeninde çekerek yüzüne kaldırdım. Benden açıklama bekliyor gibi duruyordu.

“Geldim çünkü anlatmam gereken şeyler var Yağız.”

“Seni dinliyorum.”diyerek kollarını göğsünde birleştirdi. Soğukluğu bedenime kırbaç darbeleri indiriyordu.

“Neden soğuksun bana karşı bu kadar?”

“Çünkü öyle olması gerekiyor Buse. Sana karşı soğuk davranmaya çalışmakta benim canımı yakıyor ama yapacak bir şeyim yok. Eğer yapmazsam, sana sarılmak ve öpmek isteyeceğim. Yine benim
olmanı isteyeceğim. Sen beni istemeyeceksin ve bu beni daha da beter edecek. Şuan bile sana dokunmak için can atıyorum. Yüreğim çok yanıyor be Busem. Ne zaman geçer bunun acısı?”

Sözleri bittiğinde hıçkırıklarım daha da arttı. Aynı duyguları bende yaşıyordum. İşte şimdi bunlara son vermek dudağımın arasından çıkacak kelimelere bağlıydı.

“Sana söz verdim çıkacağım hayatından. Mutlu olacaksın. Damla’yı yüz üstü bırakmamış da olacağım. Herkes istediğine kavuşacak.”dediğinde gözlerimi hırsla sildim.

Ayağa kalkarak tam önünde durdum. “Bunu mu istiyorsun cidden? Sana evlenme desem de, evlenecek misin?”dedim.

Kapıcı hızlıca açıldığında ikimizde oraya baktık. Gelinlikler içinde melek kadar güzel Damla duruyordu. Yanıma gelerek beni itti ve Yağız’ın koluna girdi.

“Bizi bekliyorlar aşkım.”diyerek çekelemeye başladı.

Adım attıklarında, “Gitme.”diye fısıldadım.

Damla, Yağız’ın kolunu kurtararak yürümeye başladılar. Ben ise arkalarından yeniden bakıyordum. Söyleyememiştim. Lanet olsun bana, kendi ruhumu başkasına veriyordum. Halbuki deseydim şimdiden gidecektik. Koşarak bahçeye çıktığımda, nikah masasına oturduklarını görünce öylece durdum. Yağız ile gözlerimiz kenetlenmiş bakıyorduk. Nikah memuru Damlaya sordu ilk soruyu ve Damla coşku ile evet dedi. Yağız’a sıra gelince dudaklarımı oynatarak, “Yapma.”dedim.

Memur ikinci kez sorarken, çatık kaşlı Damla bana bakıyordu. Yağız ağzını açıp cevap verecekken şiddetle giren ağrı nedeni ile bağırdım. Herkes olduğum yere bakarken gözlerim kararıyordu. Tek hatırladığım tanıdık bir insanın kollarında olduğumdu. Gerisi ise karanlık bir boşluk…



Not: Sizce Buse’ye ne olmuş olabilir ve en önemlisi Yağız acaba evet diyecek mi? Yorumlarınız ve beğenileriniz için çok teşekkür ederim.




10805830_836871406364138_5367525082621721909_n.jpg
 
Aşk bir sudur, iç iç kudur :D
 
Paylaşım için tşkler..!
 
coook uzun arkadaş D:QW
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst