Türkiye'de ilk Mobil & PC Aynı Anda Metin2 Oyna. Triarchonline kalıcı ve uzun ömürlü yapısı ile 24 Temmuz'da açılıyor. | 1-99 Mobil Metin2 Triarch HEMEN TIKLA!
Yumuşak ve tatlı. Allahım bu çok güzel bir his.
Hayır, Tolganın dudakları değil!
Meyveli jelibonum!
Zaten o utandırıcı kısmı oldukça hızlı geçmiştik. Ben Tolgayı herkesin içinde öptükten sonra beyinleri altı yaşında anca basan erkekler ooo diye bağırmış, birkaç kadın ise telefonunu çıkarıp fotoğrafımı çekmişti. Kısacık o an içinde geri çekilmiş, Tolgayı tabiri caizse mal gibi bırakarak şirkete kaçmıştım.
Kızlar tuvaletine girmiş, kabine saklanmıştım. Herkesin içeri girdiğinden emin olunca da saklandığım yerden çıkmış ve işimin başına geçmiştim. İmayla bakan gözleri görmemiş, birkaç edepsiz sözü duymuyor gibi yapmıştım.
Önüme gelen dosyayı Orkuna götürmeden önce şeklini armut yapmaya çalıştıkları ama mağaza vitrinlerindeki garip mankenlere benzemiş jelibonu ağzıma attım. Tolgayla karşılaşmamış olmak büyük bir lütuftu. Umarım akşama kadar da karşılaşmazdık.
Ve umarım o fotoğraf basına sızmaz.
Allahım başıma ne geldiyse şu fotoğraflar yüzünden geldi, herkesin kameraları çatlasın emi. Buyurun Orkun Bey. derken gözlerine bakmamak için odayı beşinci kez inceliyordum. Bugün ki gösteriniz Oldukça gerçekçiydi. diyen Orkun kıkırdadı.
Ardından ise Ilgının telefon numarası var mı sen de? diye sordu. Benim sorgulayıcı bakışlarım altında ezilirken Özür dileyeceğim. dedi açıklama yaparak.
Hım, bende daha fazla bağırıp çağırmak istediğinizi düşünmüştüm. diyerek laf çarptım. Oh olsun!
Ver şu numarayı.
Ilgının bu şirkette çalıştığını biliyorsunuz umarım.
Açelya herkese bu dedikoduyu yaymıştı tabii ama ne Ilgın ne de Orkun açıklama yapmayınca dedikodu olarak kalmıştı. Arada Ilgının yalancı olduğunu konuştuklarını duysam da hak veriyordum. Baya gözünü kapatıp başka yerlerin sallamıştı hanım efendi! Kusura bakmasın, Orkunu ona yönlendirmekle yetinecektim. Üzüldüğünü gördüğüm an; olaya parmak atardım o kadar.
Gidip isteyemem. Yanlış anlaşılır.
O zaman çıkış da onu takip edip yakalamalısınız çünkü numarasını vermeyeceğim!
Ilgın bunu duyup beni öldürmeden önce Tolgayla karşılaşmayız umarım.
Of Eylem of!
İğrenç şakanızın yanında bu hiçbir şey Orkun Bey. Ayrıca benimle gayri ihtiyari konuşmamanızı rica edeceğim. Nişanlı bir kadınım, sizinle yakınlık kurmak istemem.
Orkun ellerini yukarı doğru kaldırarak Allahım sen bana ve bu kızın iletişim kurduğu herkese peygamber sabrı ver, âmin. dedi abartıyla. Gülmemek için yanağımın iç kısmını ısırsam da dışarıdan tepkim; ifadesizdi. İzninizle. diyerek kapıya yöneldim.
Tolga dışarıda, haberin olsun.
Asıl Allah bana sabır versin, sizin yüzünden delireceğim ya! Teşekkür ederim. dedim oldukça soğuk bir tavırla. Ardından kendimi ofisin dışına attım, maalesef haklıydı.
Tolga başını sağa yatırmış, kollarını göğsünde birleştirmiş, masama yaslanmış biçimde beni bekliyordu.
Kapının sesini duymasıyla başını kaldırdı. Nefesim kesilir gibi oldu, öyle derin ve anlam yüklü bakıyordu ki adım atamadım. Mavi gözleri daha da koyulaşmış laciverte yakın bir renge bürünmüştü.
Eylem? derken sesi sıkıntılı geliyordu, sanki morali bozulmuş gibi.
Sağ omzumdaki melek sınırlarını işgal ettin diye haykırırken sol tarafımdaki eli yabalı şeytan gözlerini devirdi. Öpücükten hoşlanmadı hepsi bu. Yeni yetme bir oğlan değil sonuçta. Daha derin, uzun ve dilli bir şeyler bekliyordur.
Sol taraftaki şeytan hem espritüel hem de iğrenç.
Buyurun, benim. dedim sesimi düz tutmaya özen gösterirken. İçeride yaşadığım soğuk savaşı dışarıya yansıtmadığım için kendimi daha sonra tebrik edeceğim. Söyleyecek bir şeylerin yok mu? derken aramızdaki mesafeyi kapatmak adına bana doğru bir adım attı.
Anında geriye doğru kaçarken Hayır. diye mırıldandım. Tolga yüzünü buruşturunca inatla boğazımı temizledim ve daha net bir cevap verdim. Hayır, benim size söylemem gereken hiçbir şey yok fakat sizin var gibi.
Beni öptün! diye bağırdı çileden çıkmış bir şekilde saçlarını çekiştirip. Gözlerimi devirmemek amacıyla kendimi sıktım.
Biliyorum, bende oradaydım. diyerek The Vampire Diariesten alıntı yaptım. Tabii bunu anlayamayan Tolga öfkeden delirmişti. Alay edebilecek durumda mısın? Benden tiksinirken nasıl öpebilirsin?
Senden tiksindiğimi nereden çıkardın?
Cümlemdeki anlamı idrak edince toparlanmam gerektiğini hissettim. Her insanın aklında olan süzgeç bende yoktu. Beynim kelimeleri bir araya getiriyor, ağzımda paldır küldür söyleyiveriyordu. Aradaki birkaç organım mı yok acaba?
Yani Benden tiksinmiyor musun?
Ben Tolgayı öptükten sonra gelip benimle konuştuğu konuya bak! Tiksinmek! Hayır, ne münasebet? dedim şaşkın bir biçimde. Artık düşünerek konuşmanın zamanıydı. Hatta kendimi zorlarsam kelime oyunları bile yapabilirdim.
Beni orada bırakıp şirkete girince benden tiksindiğini düşünmüştüm.
Her cümlende tiksinmek kelimesi geçmek zorunda mı? Garip hissettiriyor da.
Tolga başını anlayışla sallarken onun yanından geçip masama ulaştım. Artık çekilebilirsin. derken büründüğüm hava, filmlerdeki arkasında patlama olurken güneş gözlüğünü takmış yürüyen kızda yoktu.
Çıkışta seni alırım.
Arkasını dönüp asansörlerin olduğu tarafa yürüdüğünde neden odasının Orkundan bir kat yukarıda olduğunu düşünüyordum. Tolga? diye seslendim merakıma engel olamadan. Odan niye bir üst katta?
Söylenmelerimi sonraya saklıyorum, akşam beni alacağı zamana. Karizmatik bir şekilde bana doğru döndü. İlk karşılaştığımızda büründüğü kötümser hava yoktu artık. Suratına çarpık bir gülüş yerleşmişti.
Sen beni özle diye.
Ağzım beş karış açık bir şekilde öylece kalakalmıştım. O gittikten sonra anca toparlanabildim. Aptal adam, hala tek cümlesiyle dengemi bozabiliyordu. Gözüm parmağımdaki ışıl ışıl parlayan yüzükte gezindi. Ben Tolga Sağlamın nişanlısıydım. Eylem Sağlam olacaktım belki de.
Haha çok beklersin dedi sol taraftaki eli yabalı iğrenç espriler yapan şeytan. Sağ omzumdaki melekten ses gelir diye bekledim ama çıtını çıkarmadı. Sanırım bu bana evrenin tabii tabii kim seviyor belli deme şekliydi.
Evrene de sol omzumdaki şeytana kulaklarımı tıkadıktan sonra kendimi dosyaların yoğun dünyasına bıraktım.
( )
Çantamı rahat bir tavırla omzuma atmış, mevsimliğimi üzerime geçirmiştim. Yağan yağmur otobüs planlarımı mahvettiğinden tek çarem taksiydi. Tolgayla falan dönmeyecektim eve! Topuklu ayakkabılarım canımı yaksa da kendimden emin duruşumu bozmadım. Asansöre bastığımda nedense beklediğim şeyle karşılaştım.
Kattakileri durdurup kimseyi içeri almayan, Tolgayla.
Onun yüzünden şirkettekiler beni öldürecek haberi yok adamın! Kolumu tutarak itiraz etmeme izin vermeden asansöre çekti beni. Zamanı nasıl ayarlıyorsun? diye sordum diğer konuşacaklarımı geriye iterek. Şimdilik bunu öğrensem yeterdi.
Zamanı mı ayarlıyorum? On üç dakikadır asansörün içinde bas diye bekliyorum be ben! diye çemkirdi. A-a! Ben mi dedim bekle diye? Delinin zoruna bak!
Homurdanmalarıma karşılık yaptığı şey gözlerini devirmek oldu. Zemin kat düğmesine bastığında Bir daha yapma. dedim gözlerim ise asansörün aynasında geziniyordu. Saçlarımı inceledikten sonra yüzüme daha dikkatli baktım. Tolga burnunu kırıştırarak Neyi? diye sordu.
Anlayamazlığa vurması tepkimi büyütüyordu. Her şeyi! Asansörü durdurma, yangın alarmını çalıştırma, beni kıskanma!
Bunları beni öpen birisi mi söylüyor? dedi o soğuk sesiyle. Mecburiyetti o! diyerek yaptım savunmamı. Kapı açıldığında müdürlerden ikisi şaşkınca bize baktı, sanki binip binmemekte kararsız kalmış gibi.
Gelin, kapı kapanacak. dedim alelacele. Tolga bana korkutucu bir bakış atsa da yorumda bulunmadı, aksine başını eğerek onayladı. Adamlar bindi ve bizim aramızdaki diyalog tamamen son buldu.
Ben asıl sormam gereken soruyu daima erteliyordum.
Biz ne zaman bozacaktık bu nişanı?
Aklım sorularla dolmuşken kapı açıldı. Hep beraber zemin katta indik. Tolga gülümseyerek iyi akşamlar dese de ben sadece başımı sallayabilmiştim. Nedense huzursuzlaşmıştım, kendime itiraf edemediğim, yediremediğim şeyler vardı.
Tolga benden hoşlandığını söylemişti, bende istemem yan cebime koy modun dadolanıyordum ama eğer nişanı bozmak istediğini söylerse canım yanardı. Yapamazdım, parmağıma takılan yüzüğü çıkaramazdım ki.
Binmeyecek misin?
Ne ara arabanın önüne geldiğimizi anlamasam da bindim şoför koltuğunun yanına. Tolgada yanıma yerleşti, kemerime uzandığımda Ben hallederim diye seslendi. Üzerime doğru eğilerek sıkışan kemer tokasını çekiştirdi. Kullandığı losyonun kokusu burnuma dolarken parfüm sıkmayı unuttuğumu fark ettim.
Tolga geri çekildiğinde hiç romantik an yaşayamamıştık çünkü ona bakmaktan kaçınıyordum. Vanilyalı daha güzeldi. dediğinde boş bakışlarımı ona çevirdim.
Dondurmanın mı?
Sorum hayatımın en saçma sorularından biri olarak tarihe yazıldı.
Hayır, şampuanın. Bu kahve gibi kokuyor.
Parmaklarımın ucuna doladığım saç tutamını burnuma götürüp kokladığımda haklı olduğunu fark ettim. İki farklı şampuanım vardı ve o gün hangi ruh halindeysem onu kullanıyordum. Sanırım Tolga vanilyalı olanı sevmişti.
Senin losyonun da iyi. derken geriye yaslanmıştım. Artık bir şeyler yapmalıydım yoksa nişan bozulacaktı! Tolga benden hoşlandığını söylemişti fakat vazgeçebilirdi. Sonuçta kim sürekli iğneleyen bir sevgili ister?
Bana bir süre baktıktan sonra arabayı çalıştırdı. Yola baktığımda görüntüler film şeridi misali gözümün önünden geçmedi, çünkü akşam trafiği vardı! Ah herkesin iş çıkışlarının aynı ana denk gelmesinden nefret ediyorum!
Eee? Beni affettiğin konusunda ciddi miydin?
Yaptığın saçmalıktı. Hatta aptallık. Geri zekalılık. Öküzlük. Moronluk.
Biliyorum. dedi tek elini alnına dayayarak. Yapabileceğim başka bir şey yoktu, Eylem. Eğer sen benimle aynı duyguları paylaşmazsan Gidersin diye korktum.
Çok büyük bir itiraf olduğunu anlayabiliyordum, Tolganın ne kadar zorlandığını da. Yine de yeterli değildi benim için.
Yapabileceğin bir şey vardı, Tolga! Beklemek! Bekleyebilirdin ama hayır. Bunun yerine aptalca oyun oynadın. Bana ucuz biriymişim gibi hissettirdin. Çok ağır hakaretler ettin. Arkadaşlarımın yanında küçük düşürdün. Bunları benim duygularımı önemsediğin için değil kendininkilerden korktuğun için yaptın! Seni öylece affedemem. Erkekler için tek sözden ibaret olabilir, kadınlar için değil. Bir özürle yırtamazsın, üzgünüm.
Öfkeyle bakışlarımı ilerlemeyen trafiğe diktim. Uzun soluklu konuşmam yan koltuktaki adamın moralini mahvetmişti, hissedebiliyordum. Anlamak içi yüzüne bakmama gerek yoktu.
Haklısın. dedi kısık sesiyle. Aptallıktı.
Aslında benim duygularımı önemsemediği kısımda haklıydım. Bunu yüzüne vurma gereği görmedim. Dolambaçlı yola girdiğinde ses çıkarmadım. Sadece eve ulaşmasını ve yorganımın altına girip söylediklerimden pişman olmamayı istiyordum, o kadar.
Nihayet araba durduğunda saniye fazla beklemeden attım kendimi içinden. Daralmıştım, içim sıkılmıştı.
Arkama bakmadan koşar adımlarla girdim binamıza. Keşke biraz dikkatli olup Tolganın peşimde olduğunu anlasaydım. Kolumu tutarak beni kendine çevirdiğinde sendeledim. Böyle bir anda düşmediğim için mutlu bile olmuştum.
Ne var? dedim bağırarak. Artık sinirlerim sınıra dayanmıştı. Tolga yüzünden şirkettekilerin alay kaynağı olmuştum! İmalı bakışlar, edepsiz sözler canıma tak etmişti.
Affetmeyeceksen ne yapacaksın? Daha ne kadar böyle sürecek? dedi benimkine benzer öfkeyle. Bana hesap mı soruyorsun? diye daha da yükselttim sesimi. Şu an son düşündüğüm şey; komşumuz dedikoducu Şehriban teyzeydi. Ki onu bile umursamıyorsam gerçekten sinirlenmişim demektir.
Evet! Yeter, tamam mı? Zaten vicdan azabı çekiyorum, özrümü kabul etsen ölür müsün?
Nişanı bozalım o zaman! dedim asıl korktuğum şeyi dile getirerek. Söylediklerimin şokuyla bir adım geriye doğru sendeledi. Ne?
Zaten anlaşma bu değil miydi? diye seslendim sırtımı binanın yeşil duvarına yaslarken. Sizin ortaklığınız olana kadar nişanlı kalmayacak mıydık? Bozalım artık!
Tolga bakışlarını kaçırdığında göğsüme çöreklenen acı verici duyguyla gözlerim dolmaya başlamıştı. Söylediklerime kendime bile inanmıyordum ki. Çıkaramazdım o yüzüğü parmağımdan! Aptal ben, keşke kabul etseydim özrünü!
Eylem?
Gözlerim kocaman olurken merdivenin başında şaşkınca tartışmamıza şahit olan anneme baktım. Duymuştu, aralanan dudakları, buğulanan bakışları ve hayal kırıklığı dolu yüz ifadesine bakarken bunu anlamamak imkânsızdı.
Hepsi Oyun muydu?
Hayır, Tolganın dudakları değil!
Meyveli jelibonum!
Zaten o utandırıcı kısmı oldukça hızlı geçmiştik. Ben Tolgayı herkesin içinde öptükten sonra beyinleri altı yaşında anca basan erkekler ooo diye bağırmış, birkaç kadın ise telefonunu çıkarıp fotoğrafımı çekmişti. Kısacık o an içinde geri çekilmiş, Tolgayı tabiri caizse mal gibi bırakarak şirkete kaçmıştım.
Kızlar tuvaletine girmiş, kabine saklanmıştım. Herkesin içeri girdiğinden emin olunca da saklandığım yerden çıkmış ve işimin başına geçmiştim. İmayla bakan gözleri görmemiş, birkaç edepsiz sözü duymuyor gibi yapmıştım.
Önüme gelen dosyayı Orkuna götürmeden önce şeklini armut yapmaya çalıştıkları ama mağaza vitrinlerindeki garip mankenlere benzemiş jelibonu ağzıma attım. Tolgayla karşılaşmamış olmak büyük bir lütuftu. Umarım akşama kadar da karşılaşmazdık.
Ve umarım o fotoğraf basına sızmaz.
Allahım başıma ne geldiyse şu fotoğraflar yüzünden geldi, herkesin kameraları çatlasın emi. Buyurun Orkun Bey. derken gözlerine bakmamak için odayı beşinci kez inceliyordum. Bugün ki gösteriniz Oldukça gerçekçiydi. diyen Orkun kıkırdadı.
Ardından ise Ilgının telefon numarası var mı sen de? diye sordu. Benim sorgulayıcı bakışlarım altında ezilirken Özür dileyeceğim. dedi açıklama yaparak.
Hım, bende daha fazla bağırıp çağırmak istediğinizi düşünmüştüm. diyerek laf çarptım. Oh olsun!
Ver şu numarayı.
Ilgının bu şirkette çalıştığını biliyorsunuz umarım.
Açelya herkese bu dedikoduyu yaymıştı tabii ama ne Ilgın ne de Orkun açıklama yapmayınca dedikodu olarak kalmıştı. Arada Ilgının yalancı olduğunu konuştuklarını duysam da hak veriyordum. Baya gözünü kapatıp başka yerlerin sallamıştı hanım efendi! Kusura bakmasın, Orkunu ona yönlendirmekle yetinecektim. Üzüldüğünü gördüğüm an; olaya parmak atardım o kadar.
Gidip isteyemem. Yanlış anlaşılır.
O zaman çıkış da onu takip edip yakalamalısınız çünkü numarasını vermeyeceğim!
Ilgın bunu duyup beni öldürmeden önce Tolgayla karşılaşmayız umarım.
Of Eylem of!
İğrenç şakanızın yanında bu hiçbir şey Orkun Bey. Ayrıca benimle gayri ihtiyari konuşmamanızı rica edeceğim. Nişanlı bir kadınım, sizinle yakınlık kurmak istemem.
Orkun ellerini yukarı doğru kaldırarak Allahım sen bana ve bu kızın iletişim kurduğu herkese peygamber sabrı ver, âmin. dedi abartıyla. Gülmemek için yanağımın iç kısmını ısırsam da dışarıdan tepkim; ifadesizdi. İzninizle. diyerek kapıya yöneldim.
Tolga dışarıda, haberin olsun.
Asıl Allah bana sabır versin, sizin yüzünden delireceğim ya! Teşekkür ederim. dedim oldukça soğuk bir tavırla. Ardından kendimi ofisin dışına attım, maalesef haklıydı.
Tolga başını sağa yatırmış, kollarını göğsünde birleştirmiş, masama yaslanmış biçimde beni bekliyordu.
Kapının sesini duymasıyla başını kaldırdı. Nefesim kesilir gibi oldu, öyle derin ve anlam yüklü bakıyordu ki adım atamadım. Mavi gözleri daha da koyulaşmış laciverte yakın bir renge bürünmüştü.
Eylem? derken sesi sıkıntılı geliyordu, sanki morali bozulmuş gibi.
Sağ omzumdaki melek sınırlarını işgal ettin diye haykırırken sol tarafımdaki eli yabalı şeytan gözlerini devirdi. Öpücükten hoşlanmadı hepsi bu. Yeni yetme bir oğlan değil sonuçta. Daha derin, uzun ve dilli bir şeyler bekliyordur.
Sol taraftaki şeytan hem espritüel hem de iğrenç.
Buyurun, benim. dedim sesimi düz tutmaya özen gösterirken. İçeride yaşadığım soğuk savaşı dışarıya yansıtmadığım için kendimi daha sonra tebrik edeceğim. Söyleyecek bir şeylerin yok mu? derken aramızdaki mesafeyi kapatmak adına bana doğru bir adım attı.
Anında geriye doğru kaçarken Hayır. diye mırıldandım. Tolga yüzünü buruşturunca inatla boğazımı temizledim ve daha net bir cevap verdim. Hayır, benim size söylemem gereken hiçbir şey yok fakat sizin var gibi.
Beni öptün! diye bağırdı çileden çıkmış bir şekilde saçlarını çekiştirip. Gözlerimi devirmemek amacıyla kendimi sıktım.
Biliyorum, bende oradaydım. diyerek The Vampire Diariesten alıntı yaptım. Tabii bunu anlayamayan Tolga öfkeden delirmişti. Alay edebilecek durumda mısın? Benden tiksinirken nasıl öpebilirsin?
Senden tiksindiğimi nereden çıkardın?
Cümlemdeki anlamı idrak edince toparlanmam gerektiğini hissettim. Her insanın aklında olan süzgeç bende yoktu. Beynim kelimeleri bir araya getiriyor, ağzımda paldır küldür söyleyiveriyordu. Aradaki birkaç organım mı yok acaba?
Yani Benden tiksinmiyor musun?
Ben Tolgayı öptükten sonra gelip benimle konuştuğu konuya bak! Tiksinmek! Hayır, ne münasebet? dedim şaşkın bir biçimde. Artık düşünerek konuşmanın zamanıydı. Hatta kendimi zorlarsam kelime oyunları bile yapabilirdim.
Beni orada bırakıp şirkete girince benden tiksindiğini düşünmüştüm.
Her cümlende tiksinmek kelimesi geçmek zorunda mı? Garip hissettiriyor da.
Tolga başını anlayışla sallarken onun yanından geçip masama ulaştım. Artık çekilebilirsin. derken büründüğüm hava, filmlerdeki arkasında patlama olurken güneş gözlüğünü takmış yürüyen kızda yoktu.
Çıkışta seni alırım.
Arkasını dönüp asansörlerin olduğu tarafa yürüdüğünde neden odasının Orkundan bir kat yukarıda olduğunu düşünüyordum. Tolga? diye seslendim merakıma engel olamadan. Odan niye bir üst katta?
Söylenmelerimi sonraya saklıyorum, akşam beni alacağı zamana. Karizmatik bir şekilde bana doğru döndü. İlk karşılaştığımızda büründüğü kötümser hava yoktu artık. Suratına çarpık bir gülüş yerleşmişti.
Sen beni özle diye.
Ağzım beş karış açık bir şekilde öylece kalakalmıştım. O gittikten sonra anca toparlanabildim. Aptal adam, hala tek cümlesiyle dengemi bozabiliyordu. Gözüm parmağımdaki ışıl ışıl parlayan yüzükte gezindi. Ben Tolga Sağlamın nişanlısıydım. Eylem Sağlam olacaktım belki de.
Haha çok beklersin dedi sol taraftaki eli yabalı iğrenç espriler yapan şeytan. Sağ omzumdaki melekten ses gelir diye bekledim ama çıtını çıkarmadı. Sanırım bu bana evrenin tabii tabii kim seviyor belli deme şekliydi.
Evrene de sol omzumdaki şeytana kulaklarımı tıkadıktan sonra kendimi dosyaların yoğun dünyasına bıraktım.
( )
Çantamı rahat bir tavırla omzuma atmış, mevsimliğimi üzerime geçirmiştim. Yağan yağmur otobüs planlarımı mahvettiğinden tek çarem taksiydi. Tolgayla falan dönmeyecektim eve! Topuklu ayakkabılarım canımı yaksa da kendimden emin duruşumu bozmadım. Asansöre bastığımda nedense beklediğim şeyle karşılaştım.
Kattakileri durdurup kimseyi içeri almayan, Tolgayla.
Onun yüzünden şirkettekiler beni öldürecek haberi yok adamın! Kolumu tutarak itiraz etmeme izin vermeden asansöre çekti beni. Zamanı nasıl ayarlıyorsun? diye sordum diğer konuşacaklarımı geriye iterek. Şimdilik bunu öğrensem yeterdi.
Zamanı mı ayarlıyorum? On üç dakikadır asansörün içinde bas diye bekliyorum be ben! diye çemkirdi. A-a! Ben mi dedim bekle diye? Delinin zoruna bak!
Homurdanmalarıma karşılık yaptığı şey gözlerini devirmek oldu. Zemin kat düğmesine bastığında Bir daha yapma. dedim gözlerim ise asansörün aynasında geziniyordu. Saçlarımı inceledikten sonra yüzüme daha dikkatli baktım. Tolga burnunu kırıştırarak Neyi? diye sordu.
Anlayamazlığa vurması tepkimi büyütüyordu. Her şeyi! Asansörü durdurma, yangın alarmını çalıştırma, beni kıskanma!
Bunları beni öpen birisi mi söylüyor? dedi o soğuk sesiyle. Mecburiyetti o! diyerek yaptım savunmamı. Kapı açıldığında müdürlerden ikisi şaşkınca bize baktı, sanki binip binmemekte kararsız kalmış gibi.
Gelin, kapı kapanacak. dedim alelacele. Tolga bana korkutucu bir bakış atsa da yorumda bulunmadı, aksine başını eğerek onayladı. Adamlar bindi ve bizim aramızdaki diyalog tamamen son buldu.
Ben asıl sormam gereken soruyu daima erteliyordum.
Biz ne zaman bozacaktık bu nişanı?
Aklım sorularla dolmuşken kapı açıldı. Hep beraber zemin katta indik. Tolga gülümseyerek iyi akşamlar dese de ben sadece başımı sallayabilmiştim. Nedense huzursuzlaşmıştım, kendime itiraf edemediğim, yediremediğim şeyler vardı.
Tolga benden hoşlandığını söylemişti, bende istemem yan cebime koy modun dadolanıyordum ama eğer nişanı bozmak istediğini söylerse canım yanardı. Yapamazdım, parmağıma takılan yüzüğü çıkaramazdım ki.
Binmeyecek misin?
Ne ara arabanın önüne geldiğimizi anlamasam da bindim şoför koltuğunun yanına. Tolgada yanıma yerleşti, kemerime uzandığımda Ben hallederim diye seslendi. Üzerime doğru eğilerek sıkışan kemer tokasını çekiştirdi. Kullandığı losyonun kokusu burnuma dolarken parfüm sıkmayı unuttuğumu fark ettim.
Tolga geri çekildiğinde hiç romantik an yaşayamamıştık çünkü ona bakmaktan kaçınıyordum. Vanilyalı daha güzeldi. dediğinde boş bakışlarımı ona çevirdim.
Dondurmanın mı?
Sorum hayatımın en saçma sorularından biri olarak tarihe yazıldı.
Hayır, şampuanın. Bu kahve gibi kokuyor.
Parmaklarımın ucuna doladığım saç tutamını burnuma götürüp kokladığımda haklı olduğunu fark ettim. İki farklı şampuanım vardı ve o gün hangi ruh halindeysem onu kullanıyordum. Sanırım Tolga vanilyalı olanı sevmişti.
Senin losyonun da iyi. derken geriye yaslanmıştım. Artık bir şeyler yapmalıydım yoksa nişan bozulacaktı! Tolga benden hoşlandığını söylemişti fakat vazgeçebilirdi. Sonuçta kim sürekli iğneleyen bir sevgili ister?
Bana bir süre baktıktan sonra arabayı çalıştırdı. Yola baktığımda görüntüler film şeridi misali gözümün önünden geçmedi, çünkü akşam trafiği vardı! Ah herkesin iş çıkışlarının aynı ana denk gelmesinden nefret ediyorum!
Eee? Beni affettiğin konusunda ciddi miydin?
Yaptığın saçmalıktı. Hatta aptallık. Geri zekalılık. Öküzlük. Moronluk.
Biliyorum. dedi tek elini alnına dayayarak. Yapabileceğim başka bir şey yoktu, Eylem. Eğer sen benimle aynı duyguları paylaşmazsan Gidersin diye korktum.
Çok büyük bir itiraf olduğunu anlayabiliyordum, Tolganın ne kadar zorlandığını da. Yine de yeterli değildi benim için.
Yapabileceğin bir şey vardı, Tolga! Beklemek! Bekleyebilirdin ama hayır. Bunun yerine aptalca oyun oynadın. Bana ucuz biriymişim gibi hissettirdin. Çok ağır hakaretler ettin. Arkadaşlarımın yanında küçük düşürdün. Bunları benim duygularımı önemsediğin için değil kendininkilerden korktuğun için yaptın! Seni öylece affedemem. Erkekler için tek sözden ibaret olabilir, kadınlar için değil. Bir özürle yırtamazsın, üzgünüm.
Öfkeyle bakışlarımı ilerlemeyen trafiğe diktim. Uzun soluklu konuşmam yan koltuktaki adamın moralini mahvetmişti, hissedebiliyordum. Anlamak içi yüzüne bakmama gerek yoktu.
Haklısın. dedi kısık sesiyle. Aptallıktı.
Aslında benim duygularımı önemsemediği kısımda haklıydım. Bunu yüzüne vurma gereği görmedim. Dolambaçlı yola girdiğinde ses çıkarmadım. Sadece eve ulaşmasını ve yorganımın altına girip söylediklerimden pişman olmamayı istiyordum, o kadar.
Nihayet araba durduğunda saniye fazla beklemeden attım kendimi içinden. Daralmıştım, içim sıkılmıştı.
Arkama bakmadan koşar adımlarla girdim binamıza. Keşke biraz dikkatli olup Tolganın peşimde olduğunu anlasaydım. Kolumu tutarak beni kendine çevirdiğinde sendeledim. Böyle bir anda düşmediğim için mutlu bile olmuştum.
Ne var? dedim bağırarak. Artık sinirlerim sınıra dayanmıştı. Tolga yüzünden şirkettekilerin alay kaynağı olmuştum! İmalı bakışlar, edepsiz sözler canıma tak etmişti.
Affetmeyeceksen ne yapacaksın? Daha ne kadar böyle sürecek? dedi benimkine benzer öfkeyle. Bana hesap mı soruyorsun? diye daha da yükselttim sesimi. Şu an son düşündüğüm şey; komşumuz dedikoducu Şehriban teyzeydi. Ki onu bile umursamıyorsam gerçekten sinirlenmişim demektir.
Evet! Yeter, tamam mı? Zaten vicdan azabı çekiyorum, özrümü kabul etsen ölür müsün?
Nişanı bozalım o zaman! dedim asıl korktuğum şeyi dile getirerek. Söylediklerimin şokuyla bir adım geriye doğru sendeledi. Ne?
Zaten anlaşma bu değil miydi? diye seslendim sırtımı binanın yeşil duvarına yaslarken. Sizin ortaklığınız olana kadar nişanlı kalmayacak mıydık? Bozalım artık!
Tolga bakışlarını kaçırdığında göğsüme çöreklenen acı verici duyguyla gözlerim dolmaya başlamıştı. Söylediklerime kendime bile inanmıyordum ki. Çıkaramazdım o yüzüğü parmağımdan! Aptal ben, keşke kabul etseydim özrünü!
Eylem?
Gözlerim kocaman olurken merdivenin başında şaşkınca tartışmamıza şahit olan anneme baktım. Duymuştu, aralanan dudakları, buğulanan bakışları ve hayal kırıklığı dolu yüz ifadesine bakarken bunu anlamamak imkânsızdı.
Hepsi Oyun muydu?
Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)
Benzer konular
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 35
- Cevaplar
- 2
- Görüntüleme
- 169
- Cevaplar
- 0
- Görüntüleme
- 41
- Cevaplar
- 0
- Görüntüleme
- 53
- Cevaplar
- 2
- Görüntüleme
- 122
