noisiv 1
noisiv
Manwe Work 1
Manwe Work
farkmt2official 1
farkmt2official
Mt2Hizmet 1
Mt2Hizmet
Bvural41 1
Bvural41
berzahx 1
berzahx
mavzermete 1
mavzermete
Hikaye Ekle

Fotoğraf - 14. Bölüm

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan qecekondu06
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 1
  • Görüntüleme Görüntüleme 212

Ayyıldız2 | 2008 TR Yapısı • 1-99 Orta Emek Destan • Oto Avsız • 10 Temmuz 21:00 HEMEN TIKLA!

Günüm aynen düğünlerdeki oyun havaları gibi geçmişti. Nasıl ilerlediğini, sonuna geldiğimi anlayamamıştım. Aklımı Tolga ve yapacağı sürprizden uzak tutmuştum. Ne yazık ki eşyalarımı toplarken kapıda bekleyen nişanlıma nasıl ‘hayır’ diyeceğimi düşünüyordum. Sanki… Gidecektim!
Hayır, onu haklı çıkaramazdım! Beremi kafamı geçirdikten sonra kapıdan çıkan Orkun’a bakıp başımla selamladım. Hala tripliyim, gerçi Tolga ağzını açıp tek kelime etmemişti. Gerçekten ben neden Tolga’ya karşı tripliydim ki?
Ah, geberesice kız dayanışması!
Asansöre ilerlerken aynı zamanda kafamı çantamın içine gömmüştüm. Hangi kadın çantası açtığı an aradığını bulurdu ki? Özellikle de benim gibi dağınık biri.
Önümü görmediğimden olsa gerek birine çarpmıştım. Çantamın içindekiler dökülmedi, gözlerimiz müzik eşliğinde kesişmedi ve hayır çarpıştığım kişi hayatımın aşkı değildi. Çünkü Murat dört yıllık güzel bir ilişkisi olan iş arkadaşımdı.
Ayrıca Gökhan onu tanıdığından fotoğrafımızı çekemezdim. Murat’ın sevgilisi Gökhan’ın arkadaşıydı.
‘‘Selam!’’ derken yüzüm aydınlanmıştı. Bir sürü olumsuzluk üst üste geldiğinden onu nişanıma bile davet edememiştim. ‘‘A-a! Beni tanıyormuşsun. Uzun zaman sonra aklınıza gelebilmişim.’’
‘‘Deme öyle Murat ya.’’ diye homurdandım. Bende biliyordum ki onu ihmal etmiştim. ‘‘Hem sanki Gül izin verirdi de.’’ dedim onu zaafından vurarak. Gül, dört senelik ilişkilerine rağmen Murat’a nefes aldırmıyordu. Eee, haklıydı. Şirketteki bütün kızlar taş gibiydi, bende dâhil.
Arada egomu tatmin ediyorum da.
‘‘Sende her aynı konu açıldığında buradan vuruyorsun. Gül izin vermez, sen nefes alabiliyor muydun ya?, Gül tuvalete gitmene izin verdi mi? Valla ayıp oluyor artık.’’
Söyledikleri karşısında kıkırdadım sadece. Asansöre doğru birlikte yürüdüğümüzde Orkun’un bizi özenle izlediğini gördüm. Tolga’nın ajanı, muhbiri, dedektifi. Zaman, kıskandırma zamanı! Çok ileri gitmemeye çalışarak yavaşça Murat’ın koluna dokundum. ‘‘Deme öyle, içime oturdu gerçekten. Kendimi sana kahve ısmarlayıp affettireceğim. Şimdi gitsek?’’
Hem Tolga’nın sürprizini hiç için ekiyor olmazdım, hadi be Murat! Hem Orkun’da yanımızda dinliyor, lütfen beni rezil etme!
‘‘Gelirdim de… Gül…’’
Hiç yakıştı mı senin gibi kara kaşlı, kara gözlü bir adama Murat? ‘‘Tamam, Murat tamam. Anladım ben anlayacağımı. Bir daha da sakın bana uzun zaman sonra aklına gelebilmişim deme. Gül kızar.’’
Sevgilim olmayan adama da trip atarım, arkadaşıma trip atarım. Kimse önüme geçemez!
Orkun’un bıyık altından güldüğünü görünce daha da öfkelendim. Bıyık altı dediysem deyim olandı o. Sadece kirli sakalı var Orkun’un.
‘‘Yok, yok. Olmaz sen şimdi on ay konuşursun. Bir kahve içelim.’’
‘‘Başıma kakacaksan hiç gitmeyelim.’’
‘‘Olur mu ya?’’ derken samimi görünüyordu. Sonunda asansör gelmişti, üç kişi bindik ve Orkun zemin kat düğmesine bastı. Aynı anda cebinden telefonunu çıkarmış, mesaj yazmakla meşguldü. O mesaj Tolga’ya değilse bende erkekleri gram tanımıyorum!
‘‘Gül gelmeyecek değil mi?’’ dedim sessizce. Orkun mesajına gömüldüğünden bizi duymamıştı. Başını olumsuz anlamda iki yana salladı Murat. Koyu kahverengi gözleri, aynı derecede koyu olan saçlarıyla oldukça sempatikti. Tam bir karanlık prens tabii duygularını göz önünde bulundurmazsanız. Çünkü içini açıp bakarsanız oluyor Pamuk Prens.
Asansör sinir olduğum bir sesle açıldığında hepimiz çıktık içinden. ‘‘Nişanlanmışsın?’’ dedi kaşlarını kaldırarak. Parmağımda parlayan yüzüğümü gösterircesine elimle oynadım. ‘‘Evet, biraz hızlı oldu.’’
‘‘Eylem bu yerde evleneceğine imkân vermediğim tek kızdın.’’
Açıkça bozulmuştum, şimdi bu bana evlenilecek değil eğlenilecek kızsın mı diyordu? Murat sakallarını yolar, ağzına tıkarım. ‘‘Ne demek o?’’ derken huzursuzca kıpırdanmıştım. Döner kapıya geldiğimizde Orkun ikimizi bir tarafta bırakarak birkaç saniye bekledi. Ne yaptığına anlam veremedim. En yakın arkadaşının nişanlısını potansiyel bir erkekle yalnız mı bırakıyordu? Aptal!
‘‘Yani… Sen özgürlüğüne düşkün biriydin.’’
Hı, tabii. Annem de öyle diyordu. Evdeki özgürlük anlayışım odamın kapısının kilitlenebilir olmasıdır.
‘‘Aman şans işte.’’ diye geçiştirdim.
Siyah, son model arabasına yaslanmış olan Tolga dudaklarına yerleşmiş olan alaycı bir gülümsemeyle ikimize bakıyordu. Üzülmüş veya hayal kırıklığına uğramış olması gerekmez miydi? Adam baya sırıtıyor.
‘‘Eylem, Eylem, Eylem.’’ derken başını filmlerdeki gibi iki yana salladı. Onun orijinali ‘cık,cık, cık’ bir kere. Tolga’da iyice cahil çıktı, olmaz ki böyle. ‘‘O ne be?’’ diye çemkirdim ellerimi belime koyarak. ‘‘Adımı mı ezberliyorsun?’’
‘‘Sırf seni kıskanayım diye böyle ucuz numaralara başvurman beni derinden yaraladı.’’
İşte aniden bütün öfkemi toplayabilmişti. Söyledikleri kendimi berbat hissetmemi sağlamıştı, yahu adamla koridorda çarpışıp konuşmaya başladık. Nasıl hepsini tezgâhlayayım?
‘‘Sen ne dediğini bilmiyorsun. Gerçekten. İçip mi geldin, ne yaptın anlamadım ki!’’
‘‘Ben yeterince kendimdeyim!’’ diye bağırdı spor ayakkabısını hırsla yere vurup. Murat ikimizin arasındaki gerginliği görünce geri çekilip çekilmeme arasında kaldı. ‘‘Bu kim?’’ derken kaşlarıyla Tolga’nın olduğu tarafı işaret etmişti. Benim cevap vermeme kalmadan Tolga ‘‘Nişanlısıyım!’’ dedi bize doğru yürüyüp. ‘‘Sen de ikinci adam falan mısın?’’
‘‘Senin sinirden gözün dönmüş. Git, kendine gel, ondan sonra konuşuruz.’’
Cümlemi bitirdiğimde dibimizdeydi Tolga. İki elimi göğsüne koyarak yavaşça itmiştim onu.
Sanırım bu hareketim yatışmayan öfkesini daha da artırmıştı. ‘‘Şimdi de onu koruyor musun? Ne mükemmel! Ne diyeceksin? Dur, tahmin edeyim. Nişanı zaten bozacağız Tolga. Hayır, hayır. Böyle söylemezsin. Baban ne dedi hatırlamıyor musun? Evlenmeyeceğiz, sevgilim seni ilgilendirmez.’’
‘‘İyice haddini aşıyorsun artık!’’ derken bende kendi sinirimi kontrol edemiyordum. Çapraz kavganın ortasında kalan Murat şaşkınca tartışmamızı izliyordu.
‘‘Murat!’’ diye bağıran Gül’ün sesini duyunca olayların iyice boka saracağını anladım. En olmadık zamanlardan birinde nereden çıktın Gül?
Ah aklım ah. Neden Murat’ın psikopat olmaya meyilli sevgilisine rağmen kahve içmeye davet ettim? Hem hani gelmeyecekti bu kız?
‘‘Sevgilim.’’
Murat’ın sesi titremişti hatta neredeyse ağlayacaktı. Tolga ise alayla gülümsedi. ‘‘Bak bu ikisine.’’ dedi işaret parmağıyla beni ve Murat’ı gösterip. ‘‘Bizi şutlayıp sevgili olacaklar.’’
Öh be Tolga! Yavaş gel.
Gül’ün o an attığı bakış, korku filmlerinde katilin masum kıza attığı bakışlara eş değerdi. O kadar gözü dönmüştü. Allah’ım şu durumdan kurtulayım her akşam yatmadan önce üç dua okuyacağım. Küçüklüğümde öyle bir alışkanlığım vardı fakat işe başlayınca devam edememiştim. Haydi hayırlısı.
‘‘Ne diyor adam Murat?’’
‘‘Ne diyorsun sen Tolga?’’
Gül’le birlikte sevgililerimize -daha doğrusu nişanlıma- dönmüştük. Daha dikkatli incelediğimde Tolga’nın gözlerinin kırmızı olduğunu, biraz da içmiş olduğunu fark ettim. Saçmalamasının tek mantıklı sebebi buydu zaten. Sarhoş olması.
‘‘Yalan mı?’’ diye çıkıştı öfkeyle. ‘‘Sürekli ayrılacağımı ima ediyorsun. Senden hoşlandığımı söylüyorum, kaçıyorsun. Verdiğin mesaj öyle Eylem.’’
Birazdan Gül üstüme atlamazsa kurtulacağım şuradan. ‘‘Bunu arabada konuşabilir miyiz? Murat’la Gül dört seneden beri sevgililer ve ben bunu bilerek Murat’la münasebet kurar mıyım?’’ dedim yumuşatabilmek için. ‘‘Neden kolunu okşadın o zaman?’’ diye araya girerek tartışmadaki aleve benzin döktü Orkun.
O dilini eşek arıları soksun Orkun emi. Soğukta çıplak ayakla gez, sonra da cırcır ol.
‘‘Kolunu mu okşadın?!’’ dedi Tolga resmen beni omuzlarımdan tutup sarsarken. Başım dönerken tek yapabildiğimde onu itmek oldu.
‘‘İyice saçmalıyorsunuz be!’’ dedim dayanamayarak. Gerçekten sınırı aşmışlardı artık. Benim bile tahammül edebileceğimden fazlasıydı. Resmen iki dakika içinde kolay, aldatan, pislik bir insan oluvermiştim.
‘‘Gül, bunun aklı başında değil. İçmiş galiba. Saçmalıyor. Murat seni seviyor, dört senelik-’’
‘‘Kim demiş?’’ diyen Murat’a hepimiz şaşkınlık içinde baktık. Yahu neler oluyor? Allah’ım delireceğim şimdi.
‘‘Murat, aptalca konuşma.’’ dedim neredeyse dişlerimin arasından tıslayarak. Gül’ün bakışları gölgelendi, gözleri doldu ve dudağı titremeye başladı. Dört senelik güzel bir ilişkiyi batırıyorum şu an.
‘‘Bana biraz mesaj verseydin sana açılacaktım!’’ dedi kaşlarını kaldırarak. Az önce ağlayacak kıvama gelen Murat, şimdi karşımda kaşlarını kaldırmış bana ilan-ı aşk ediyor. Rüya mı bu? Lütfen kâbus olsun Allah'ım!
‘‘Saçmalamayın be!’’ dedim ellerim titremeye başlarken. Karnıma bir tuğla atmışlar gibiydi. Kalbim sıkışıyor, göğsüm acıyordu. Tolga’nın bana aldatan kadın gözüyle bakması bütün dengemi alt üst ederdi.
İşler ne ara bu hale gelmişti ki?
‘‘Allah belanızı versin!’’ dedi Gül elini yüzüne paravan ederken. Omuzları hareket ediyordu, sanırım ağlıyordu.
‘‘Murat!’’ diye döndüm hemen. ‘‘Nişanlandım dedim ya sana. Sadece kahve içecektik! O da hatır içindi, öylesine yani!’’
Tolga’da arkasını dönmüştü bana. Tek eliyle alnını ovuşturuyordu. ‘‘Yahu delirtecek misiniz beni?’’ dedim resmen ağlamaklı bir şekilde. Orkun zaten olduğumuz yerden uzaklaşmıştı belli mesafede. ‘‘Tolga, valla düşündüğün gibi değil.’’ derken hıçkırmamak için dudağımı dişledim.
Gözümden akan bir damla yaşı hırsla silip Tolga’nın koluna uzanmaya çalıştım. Diğerlerini gözüm görmüyordu ki.
Onu kendime doğru çevirdiğimde beklediğim şey; karşımdakinden başka her şeydi.
Öfkeli olmasını, nefret dolu bakmasını hatta yüzüme tokadı geçirmesini beklemiştim. Gülmesini değil.
Adam resmen karşıma geçmiş karnını tutarak kahkaha atıyordu. Tam aha delirttim Tolga’yı diye düşüneceğim sırada bakışlarım Murat’a kaydı. Arkasını dönmüştü ama yan profilden sırıttığını görmüştüm.
Gül ise ağladığını sandığım andan beridir aslında gülmekten kıpkırmızı olan gözlerini ortaya çıkardı. Orkun ileride tanıdığım arabalardan birisinin kaputuna oturmuş, kıkırdıyordu.
Anlamadan bakışlarımı hepsinde gezdirdim. Kocaman ve dolu olduğundan emin olduğum gözlerim, yaprak misali titreyen vücudum ve şaşkın bakışlarımla olayı algılamayı deniyordum.
‘‘Sürprizim işte.’’ dedi gülmeye devam ederken. ‘‘Beni kaybetmene bir adım kalmıştı ve sen ağladın. Bunu anlamanı sağladım. Beni kaybetmenin çok acı vereceğini.’’
Israrla gitmeyeceğimi söylediğim sürprizin içine kendim mi atılmıştım yani? Yok, daha neler! Beynim nihayet geldiğim oyunu algılayınca ‘‘Tolga!’’ diye çıkıştım. Koluna cılız yumruklar geçirirken aynı zamanda söyleniyordum.
‘‘Aptal, moron, öküz, geri zekâlı! Nasıl korktum haberin var mı? Murat’ta aptalca laflar ediyor, yok açılacakmış falan. Kalpten gidecektim!’’
‘‘Film mi kızım bu?’’ derken tek kolunu omzuma doladı. ‘‘Ben sana o kadar laf ettiğim için en az bir tokat atarsın diye düşündüm ama hiç ummadığım bir şeyle karşılaştım. Sen… Ağladın.’’
Nefesini yüzüme vurarak eğildi bana doğru. Kafamı milim hareket ettirmeden öylece hamlesini bekledim. Kalbim öncekine oranla daha saf bir duyguyla hızlanmıştı bu sefer. Heyecanla. Derin bir nefes alarak sakinleşmeye çalıştım ama beceremedim. Tolga'nın dudakları arasından kaçan kıkırtı karnımdaki garip hissi çoğalttı.
‘‘Demek ki sende benden hoşlanıyorsun.’'

67323_824882737563005_1438954938318480562_n.png
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst