HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!
2. Bölüm
Peçete idi. Peçeteyle kanayan dudağımı siliyordu. Sağ tarafta ki yabancı. Kim olduğuna bakmak için başımı sağa çevirdim. 20 veya 21 yaşlarında gösteriyordu adam. Açık mavi gözleri, sarıyla kahverengi arasında kalan saçlarıyla inanılmaz görünüyordu. Mavi gömleği ve ceketiyle önemli birine benziyordu. Ben onu dikkatle incelerken o dudağıma konsantre olmuş yavaşça siliyordu. Düşündüğüm şeylerden utanarak yavaşça peçeteyi aldım. Onun aksine sertçe acıta acıta dudağımı silmeye başladım.
Önüme baktım. Taksici amca kulaklıkta müzik dinliyor bizi umursamıyordu bile. Yan tarafımda ki adam ise beni inceliyordu. Bana baktığını hissediyordum. Ona döndüm ve bakışlarımız ilk defa kesişti. Saçları ve dudakları ıslaktı ve çok seksi göründüğü inkar edilemeyecek bir gerçekti. Bu düşüncemle hemen cama döndüm.
Düşüncelerimden dolayı kendimi kınadım. Ben böyle düşünceleri hep saçma bulan bir kızdım. Adamın gözleri ise hala bendeydi. Ne kadar çirkin biri olduğumu düşünüyordu herhalde. Eminim ki birazdan taksiyi ilk onun kaptığını söyleyecek ve nazik ama iğneleyici bir sesle taksiden inmemi rica edecekti.
Bekledim ama hiç bir şey olmadı. Taksi milim milim ilerledi ve yağmur tüm hırsıyla yağmaya devam etti. Adamda sesini çıkarmadan bana bakıyordu. Ağlamayı bırakmıştım. Sonunda dayanamadım ve adama döndüm. Bana olan bakışlarını yakalamıştım. Ama o hiç utanmadan beni incelemeye devam ediyordu. Şaşkın görünüyordu. Şok olmuş desem daha doğru olur. Fısıldadı.
" L-lale. " Lale mi? Kaşlarımı kaldırdım. Öksürdü. Yüzümü tekrardan inceledi. " P-pardon birine benzettim. " Başını iki yana salladı. Belki de deli bir adamdı. Süzme işlemine devam etti. Bedenimi süzmeye başladığında bacaklarım durdu ve bana baktı. Bende en olmayacak şeyi yapıp kızardım. Yüzüm yanıyordu. Utançtan domatese benzediğime şüphem yoktu.
Belki de sapıktı! Deli ve sapık! Az önce olanları kendime hatırlattım. Kaşlarımı çattım ve adama sinirle baktım. O da tebessüm ederek bana baktı. Yanaklarında gamzeler olmuştu gülümseyince. Gözleri gözlerimi delip geçiyordu sanki. Sesimi bulmaya çalıştım ve huzur dolu sessizliği bozdum.
" İsterseniz ineyim. Benim için problem değil. Kendime başka bir taksi bulabilirim. " dedim titrek sesimle. Yaz yağmuru olsa da üşümüştüm ve titriyordum. Bu tanımadığım adamla da taksi kavgası yapmak istemiyordum. Bu gün yeterince olay yaşamıştım. Sesi çıkmayınca inmemi istediğini anladım. Kapıyı açtım ve bir ayağımı buz gibi olan soğuk dışarıya çıkardım. Tam inecektim ki onun boğuk sesini duydum.
" Dur lütfen! Önemli değil. Taksi ikimize de yetiyor. " Ayağımı taksiye geri çektim. Kapıyı kapattım. Dışarı soğuktu ve yağmur çok yağıyordu. Bende inmek istemiyordum. Bu havada taksi bulmakta zordu. Adama döndüm. O zaten bana bakıyordu. Rahatsız bakışlarından kurtulmak için çantamı bacaklarımın üzerine koyarak bacaklarımı örtmeye çalıştım. Bu hareketimle sırıttı ve beni izlemeye devam etti. Bende utanması için ona dik dik baktım. Ama lanet adam yerine ben utanıyordum.
" Teşekkür ederim." dedim. Bu havada ağlayarak taksi arayacaktım eğer inmeme izin verseydi. Bana anlayışla gülümsedi. Elini uzattı.
" Ben Utku Sarar. " Bir an için düşündüm. Tereddütte kaldım. Okulda dövülmüştüm ve küçük düşürülmüştüm. Takside gördüğüm bir yabancıyla tanışmak mantıklı bir fikir miydi ki? Sonra düşünmeyi bıraktım ve biraz oluruna bırakmaya karar verdim. Yaprağın da dediği gibi bazen hayatı akışına bırakmak
"Ben de Gül Duru. " elini tuttum. Tutmamla tuhaf bir heyecan sardı beni, bedenimi özellikle de kalbimi. Bu da neydi şimdi? Hafifçe salladık birleşik ellerimizi. Gözleri fazla yoğun bakıyordu. Elimi sonunda elinden çektim. O da elini kucağına aldı. Nedense onun eline dokunan elimi diğer elimle çantamın üzerine koydum ve hafifçe okşadım. Bu hissi daha önce hiç yaşamamıştım. KENDİNE GEL GÜL! Başımı cama çevirdim. Utku'da camdan dışarı bakıyordu. Üşümem arttı. Ellerimi açık olan omuzlarıma sardım ve sürttüm. Utku'da bu hareketimle bana döndü.
" Seneryoya göre ceketimi üşümemen için sana mı vermem gerekiyor?" dedi tebessümle. Şu an onun ceketini bile alabilirdim. Gülümsedim.
" Sanırım öyle. " dedim ve sırıttım. Sırıtmamla gülümsemesi arttı ve ceketini çıkardı. Bana uzattı. Tereddüt etmeden ceketini aldım ve giydim. Hemen göbeğimi örttüm. Ceketi sıcacıktı ve vanilya kokuyordu. İstemsizce iç çektim. Bu onun kokusu ise eğer bu kokunun içinde ölmeyi seçebilirdim. Çok güzeldi. Utku meraklı gözlerle bana bakıyordu. Dudağımı ısırdım.
" Hadi durma o soruyu sor.... Utku."
" Neden bu kadar güzelsin?" Gözlerim büyüdü ve yutkundum. Aynı zamanda da utançtan kızardım. Neden ben utanıyordum ki? Onun utanması lazımdı. Ve ben güzelde değildim. Eminim her kıza bunları söylüyordu. Deniz mavisi olan gözlerine baktım.
" Yanlış soru. " dedim. Derin bir nefes aldım. " 'Neden ağladın Gül?' diye sormalıydın. "
" Sırada ki sorumda oydu zaten. " dedi hınzırca. Gülümsedim. Nedense tuhaf olmuştum ve tuhaf hisler içerisindeydim. Acı ve üzüntü yerini mutlululuk ve huzura bıraktı. Kuruyan dallarım bir anda yeşeriverdi. Kimdi bu Utku'da beni böyle rahatlatabilmişti. Takside tanıştığım birine karşı nasıl bu kadar tuhaf hisler besleyivermiştim bir anda. O da gülümseyerek bana bakıyordu. " Madem ki sırada ki sorumu söyledin. O halde cevapla. "Koltukta bana yaklaştı. Artık aramızda mesafe yoktu. Dibimdeydi ve ben aramızda ki çekimden etkilenmiştim. Kalbim çok hızlı atıyordu. Kokusunu içime çekince nefes alış verişlerim hızlandı. Gözlerim ise mavilerinde kayboldu.
" B-ben." Kekelememle kaşlarımı çattım. " Bir daha seni görmeyeceğime göre anlatmamda bir sakınca yok herhalde. " dedim tek seferde. Başını evet anlamında salladı. Bir an için kaşlarını çattı.
" Kırıldım, dövüldüm, yapmadığım bir suçla suçlandım ve herkeze rezil oldum. Kısacası kötü bir gün. " dedim titrek bir sesle ve gözlerim doldu. Dudağımı dişledim. " Gerçekten hiç bir suçum yoktu Utku. "
Gözleri dipsiz bir mavilikteydi. Bitmiyordu. İnsan kayboluyordu içinde. Utku bana yaklaştı. Burunlarımız değiyordu. Kalbim hiç olmadığı kadar hızlanmıştı. Taksicinin küfredip korna çalmasıyla birbirimizden uzaklaştık. O eski yerine geçti ve aramızda ki mesafe büyüdü. Trafik ilerlemeye başladı. Yağmurda dinmişti. Dinmesine şaşırdım. Oysa ki az önce çok şiddetliydi. Taksici amca kulaklıklarını çıkardı ve dikiz aynasından bize baktı.
" Evet nereye gidiyorsunuz çocuklar?" dedi bıkkın bir sesle.
Utkuya baktım. " İlk seni bırakalım. "demesiyle taksiciye adresimi verdim. Taksinin ilerlemesi ve yağmurun durmasıyla sanki Utkuyla kurduğumuz sihirli alan yok olmuş gibiydi. On beş dakika süren sessizlik sonunda tanıdık evler görmemle evimi işaret edip taksici amcaya orda durmasını söyledim. Çantamı açtım ve paralarımı aradım. Cüzdan kullanmasını sevmiyordum ve paralarımı rastgele çantama atıyordum. Nerdeydi paralarım? Utku'nun elini elimde hissetmemle ona döndüm.
" Ben öderim Gül." dedi. Tanımadığım bir yabancıya taksi paramı ödetemezdim. Çantamda ki paralarımı sinirle buldum ve amcaya verdim. Kapıyı açmıştım ki Utku koluma nazikçe dokundu. Ona baktım. Mavilerine baktım. " Kimsenin seni üzmesine izin verme. Gülmek sana çok yakışıyor Gül Duru." dedi ve dudaklarını yaladı.
Ona gülümsedim. Ceketini çıkardım. Ona uzattım. Alırken eli elime değdi. Tuhaf bir elektrik oluştu yine. Dokunduğu tenim yanıyordu. Acaba o da hissediyor muydu benim hissettiklerimi? Elimi duraksayarak çektim. Çantamı omzuma astım ve son kez onun o yakışıklı yüzünü kalbime ve beynime çizdim. Ayaklarımı dışarıya çıkarttım ve taksiden çıktım. Kapıyı kapattım. Kapatmamla birlikte taksi yolda biriken su birikintilerini kavşağa sıçratarak uzaklaştı. Avucumun içinde ki kanlı peçeteyi çantama koydum. Bu günün anısı olarak saklayacaktım. Belki biraz saçmaydı.
Anahtarlarımı çantamdan çıkardım ve zorlanarak kapıyı açtım. Tahmin ettiğim gibi evde kimse yoktu. Çantamı olduğum yere bıraktım. Odama çıktım. Kendimi yatağıma attım. Zor bir gündü. Muhtemelen Yaprağın mezuniyetini de mahvetmiştim. Lidya bana Doruğun beni sevdiğini söylerken acaba gerçekten saçmalıyor muydu ki? Yoksa gerçek miydi? Ahh hayır tabi ki de gerçek değildi. Doruk gibi biri neden bana baksın ki. Bir kaç kez benden ders notlarını istemişti o kadar. Başka bir şey hakkında hiç konuşmamıştık ki. Ya Lidya'nın bana fahişe ünvanını takmasına ne demeliydi. Sinirle kaşlarımı çattım. Asıl fahişe olan biri varsa o da Lidyaydı. Ben şu ana kadar değil biriyle sevişmek sevgili bile olmamıştım ki. Yatağımdan kalktım ve banyoya gittim. Aynaya çekinerek baktım ve beklediğimden daha kötü olan görüntüme baktım. Saçlarım karman çorman olmuştu ve beni bir cadıya dönüştürmüştü. Sol yanağımda ise Lidya'nın tırnak izleri vardı. Kızarmıştı. Dudağımın kenarı ise kana bulanmıştı. Utku yalan söylemişti. Hiçte güzel değildim. Muhtemelen her kıza çok güzel olduğunu söyleyip kandırıyordu. Birden onu bir daha görmeyeceğim ve o garip duyguları hissetmeyeceğim için mutlu oldum.
Duşa girdim.
&&
Duştan çıktım ve ayıcıklı pijamalarımı giydim. Bunları genelde üzgün olduğum zamanlarda giyerdim.Saçlarımı taradım. Moralimi yerine getirecek şeyleri düşündüm. Kitaplığımdan en sevdiğim kitap olan Aynı Yıldızın Altında'yı aldım. Pencereden dışarıya baktım. Şaşırmamak elde değildi. Etraf günlük güneşlik olmuş cıvıl cıvıldı. Cidden mi? Cidden evren bana karşı oyun mu oynuyordu? Güneşi görmek istemiyordum. Perdeyi pencereyi örtecek şekilde kapattım. Elimde ki canım kitabımla odamdan çıkıp mutfağa gittim. Buzdolabını açtım ve çikolatalı kase dondurmayı elime aldım. Bir tanede tatlı kaşığı batırdım dondurmanın üzerine. Salona gittim ve babamın en sevdiği koltuğa oturdum. Çok rahattı koltuk. Babamın kokusu da sinmişti üzerine! Kitabımı açtım. Hazel ve Agustus'un aşkına girmeye hazırlandım. Tam o anda kapı açıldı ve içeriye kaşlarını çatmış olan Yaprak girdi. İç sesim başımın dertte olduğunu sessizce fısıldıyordu. Gerçi fısıldamasına da gerek yoktu . Ablamın halini gören herkes başımın dertte olduğunu anlayabilirdi. Kapıyı çarptı ve beni görmesiyle parkeleri döverek yanıma ulaşması bir oldu. Hemen sol yanağımı gizledim.
" Aptalsın! Çok aptalsın!! Aptalsın Gül! Aptal. Sadece aptal. İstersen heceleyeyim. Ap-tal. Harflerlede söyleye-." Sözünü kestim.
" Ahh yeter Yaprak. Kız bağır aptal demeye devam et ama bir şey değişmeyecek. Bir de sen gelme üzerime! Burada sebepsiz yere dayak yiyen benim, mağdur olan b-" sözümü kesti.
" Aptalsın çünkü o sürtüğe sana dedikleri yüzünden saldırmadın. Aptalsın çünkü 3 yıldır Doruğun sana aşık olduğunu göremedin. Aptalsın çünkü çok safsın Gül. " dediği şeylerle gözlerim şaşkınlıkla açıldı.
" Doruğun bana aşık olduğunu sanmıyo-" Ellerini beline yerleştirdi ve çocuk azarlayan annelere benzedi.
" Ahh yeter artık! Biraz gözlerini aç ve etrafına daha iyi bak saf kardeşim. Liseye yeni başladığın sıralarda Doruğun sana vurulduğu gayet belliydi. Herkes de bunu biliyordu zaten. Sürekli sana bakıyordu, dalıp dalıp gidiyordu ve gizlice senin fotoğraflarını çekiyordu! Lise ikiyi hatırla. Yağmurlu havada kimya notlarını getirmişti sana. Sırf sen sonraki gün kimyadan düşük not alma diye. Sınıfta kalma diye senin için piç fizikçiye bile yalvardı Doruk be! Bu seneki doğum gününde masanda bulduğun kimden geldiği belli olmayan hediyeyi de o almıştı. Önceki gün onu gümüşçüde gördüm. Paketten çıkan bileziğin aynısı vardı o dükkanda. Senin için her şeyi yaptı o çocuk. Hatta arada gizli gizli takip bile etti seni. " İnanamıyordum. DoruK'un beni seveceği imkansız geliyordu. Doruk gibi popüler ve yakışıklı bir çocuk benim gibi birini nasıl sevebilirdi ki? Ama asıl soru şuydu. Ben onu seviyor muydum?
" Ben. Ahhh bilmiyorum abla. " Yüzümü ellerimle gizledim.
" Korkma bir şey kaybetmedin. Dua et ki ablan benim gibi biri! Telefonuna bir bak Gül. Neler olduğunu anlarsın o zaman. " dedi ve sırıttı. Ablamın sırıtmasıyla hastalığının dengesizlik olduğu kanısına vardım. Ellerimi yüzümden çekerek ayağa kalktım. Yaprak'ın çığlığıyla kitabımı yere düşürdüm.
" İnanmıyorum!! Gül! Yanağında ki o tırnak izlerini o sürtük yaptı değil mi? Ahh o kızı öldüreceğim yemin ederim ki elimde kalacak! Bitti o kaltak. Onu okuldan kovduracağım. "
" Sakin ol Yaprak önemli bir şey değil zaten. Ufak çizikler işte. " çatılmış kaşlarının hedefi bendim.
"Korkma sen gittikten sonra onun sana yaptıklarını öğrendim. Ne kadar öfkelendiğimi tahmin ediyorsundur herhalde! O sürtüğün gününü gösterdim. O da morarmış bir gözle eve dönecek. Endişelenme Gül. Sen benim kardeşimsin ve seni benden başka kimse ezemez. "
" Ahhh! Morarmış bir göz mü? Biraz empati kur Yaprak. Demek ki kızın Doruğun benden hoşlandığından haberi yokmuş. Efe'nin başka bir kızdan hoşlandığını öğrendiğinde sen ne yapardın?" yerde ki kitabımı aldım.
" Sen kime çektin bilmiyorum ki! O kaltak bozuntusunun her şeyden haberi vardı Scooby! İnan bana Doruğun senden hoşlandığını biliyordu. Bunu bile bile Dorukla çıktı. Doruğun bilgisayarında senin fotoğraflarını görünce çıldırmış o sürtük. Kıskançlık nelere kaldı işte. Haa bu arada biz Efeyle bu gün ayrıldık. Yani ben ondan ayrıldım. İş böyle olunca elimde ki kozu kullanmak zorunda kaldım. " dedi ben şeytanım gülümsemesiyle. Efe'den ayrılmasına şaşırmamamıştım.
" Çok bile olmuş Efeyle. Koz neydi ki? Efeyle ne ilgisi var?"
" Ayyy aman kızım! Analatamayacağım şimdi. Telefonuna bak görürsün. Onu bunu bırak ta mezun oldum kızım ben! Allah Alllah! Bu gün her şeye rağmen çok çook mutluyum. Efe'den ayrıldım kurtuldum. Lidya'yı dövdüm rahatladım. Mezun oldum özgürleştim. Oh ohh Amanınn! Bu gün benden mutlusu yok arkadaş. Kep felan fırlattık. Çok güzeldi be Gül. Her neyse. Bu gün mezuniyeti kutlamaya gideceğiz bizim grupla. Sana gelecek misin diye sormuyorum çünkü geleceksin Scooby! " dedi ellerini çırparak. Hayatımda ilk defa Yaprak gibi bir ablam olduğu için mutlu oldum ve aynı zamanda gurur duydum. Ona minnetle gülümsedim. Her ne kadar onlarla bir yere gitmek istemesemde belki bana iyi gelebilirdi.
" Annem ne zaman gelecek peki? Hem ondan izin aldın mı? " Yaprak bana bıkkın tavırlarını gönderdi.
" Annem bu gün mesaiye kalacak. Patronuyla çalışacaklarmış. Biliyorsun o avukat çok pinpirikli. Her şeyi hemen beğenmiyormuş. Anlayacağın annem geç gelecek. İzinde aldım akşam bara gitme konusunda. Eeee hadi ne duruyorsun çık odaya! Giyinip süsleneceğiz kızım daha! Bu gün bizim günümüz! Hehe heytt ulen! Hadi sen yukarı çık bende dolapta özel günler için sakladığımız şarabı açıp geliyorum. " Elimde ki dondurma kabını ve kitabımı aldı. Gözleriyle hadisene dedi. Gülümsedim ve heyecan içinde koşarak yukarı çıktım. Hemen odaya girdim. Giysi işini Yaprağa bırakmaya karar verdim. Telefonumu aradım. Sahi neredeydi telefonum?
En son şortumun cebine koymuştum sanırım. Banyoya girdim. Bir iki adım atmamla kaygan suda kaydım. Elimle tutunacak yer ararken panikledim ve ayaklarım buz pateni yapar gibi su da kayıyordu. Sonunda ellerimi de çırpmaya başladım. Tabi ki de bir işe yaramadı ve yoğun çabalamalarımın sonucu hüsran oldu. Bütün bedenim soğuk betona devrildi. Soğuk olduğu yetmezmiş gibi bir de ıslaktı. Sırt üstü düşmüştüm. Belim çok ağrıyordu. Popomda yanıyordu. Lanet olsun! Kaymamaya çalışarak lavaboya tutunarak ayağa kalktım. Evrene ve kaderime lanet olsun!
Kirliler sepetine attığım şortumu buldum. Cebinden telefonumu aldım. Şortumu eski yeri olan kirliler sepetine geri koydum. Kaymamaya çok özen göstererek banyodan çıktım. Ayıcıklı pijamalarım su yüzünden ıslanmıştı zaten. Hapşırdım. Elimle ağzımı kapattım. Yaz yağmuru beni hasta etmişti sanırım. Kendimi yatağıma attım ve telefonumun tuş kilidini açtım.
28 YENİ MESAJ yazısını görmemle şok oldum.
Bana kim mesaj atmıştı ki. Reklam ve indirim mesajlarının bu kadar olacağını sanmıyordum. İnanamayarak mesajlara girdim. 8i ablamdandı. Onları geçtim. 10 tanesini de tanımadığım numaralar göndermişti. 8i Buseden di. Geriye kalan 2si ise Doruktan. Doruğ'un bana mesaj attığını gördüğümde tüm bedenimi bir heyecan sardı. Ne olmuştu bir an bana? Hepsini atladım ve Doruğun mesajının ilkini açtım.
Doruk: Ben çok üzgünüm Gül. Lidya'nın sana söylediği şeyler yüzünden çok üzgünüm. Sana tokat attığı içinse çok sinirliyim. Dediklerini umursama lütfen. Hepsi yalandı çünkü... Saat: 12.03
Yalanmış işte. Doruğun beni sevmemesi konusunda haklıydım. Hemen ikinci mesajına girdim.
Doruk: Kimi kandırıyorum ki SENİ SEVİYORUM GÜL. İşte tek gerçek bu. Saat: 12.04
Bu mesajı okumamla ellerimin titremesi, kalbimin heyecandan hızlı atması çok ani oldu. Birinin benden hoşlanması yüzünden bu kadar heyecanlanmıştım herhalde. Doruk gibi biri tarafından beğenilmek bu kadar heyecanlandırmıştı beni. Hala daha inanamıyordum. Kafam da yankılanan tek cümle Doruk beni seviyordu. Gülümsedim. Doruk beni seviyordu. Bir kaç dakika böyle donuk kalmamla kendimi topladım. Belki de benimle oyun oynuyordu. Ahh ben ve benim iğrenç teorilerim!! Doruğun attığı mesajlardan çıktım ve ablamın mesajlarını sildim. Kim bilir bana ne küfürlü mesajlar yazmıştı. Buse'nin yazdığı mesajlar ise beni merak ettiğiyle ilgiliydi. Buseye her şeyin yolunda olduğunu anlatan bir mesaj gönderdim. Geriye kalan 10 mesajı ise okulun dedikoducu kızları göndermişti. O mesajları da okuyup sildim. Yaprak odaya girdi. Elinde şaap şişesi vardı. Kahkaha atrak yanıma geldi.
" Okulun sitesine de gir. "
Demesiyle telefonumdan Özel Sevinç Lisesi sayfasına girmem bir oldu. Haberlerin bazıları mezuniyet ile ilgiliydi. Sonlara doğru olay haberleri gördüm. Ablamın remini görmemle o habere tıkladım.Resimde koymuşlardı. Resimde Yaprak Lidya'yı yere yatırmıştı. Üzerine çıkmış Lidya'ya yumruk atıyordu. Lidyaya bir an içinde olsa acıdım. Haberi okumadım. Haberlerin olduğu sayfaya geri döndüm. Büyük haflerle 'Lidya ve Efe seksi' yazan habere tıkladım hemen. Yaprak elbise seçiyordu. Çığlık attım. Lidya ve Efe'nin videosu vardı. Anlayacağınız üzere video +18di.
" Kozun bu muydu? İnanmıyorum sana Yaprak. Nasıl böyle bir kötülüğü yapabilirsin? Ve nasıl onları videoya aldın? " dedim sinirle. Yaprak şarabı yatağına bıraktı. Eline iki elbise aldı. Mavi mini straplez olan elbiseyi üzerine tuttu ve bana döndü.
" Bu mu? Yoksa..." Kırmızı ultra açık olan elbiseyi maviyle değiş tokuş ederek üzerine tuttu. " Yoksa bu mu?" kaşlarımı çattım.
" Sorularımı cevaplamadın. "
Bıkkınlıkla;
" Yaptım bir şekilde işte. Üzünü ye bağını sorma Scooby. Hangisini giyeyim? " dedi. Onun huyunu biliyordum. Uzatmanın mantığı yoktu. Nasıl yaptığını anlatmayacağı kesindi. Yataktan kalktım. Kırmızı elbiseyi elime aldım.
" Seksi olmak istiyorsan bunu giy. " sırıttı.
" Seksi olmak istiyorum Gül. " elimde ki kırmızı elbiseyi kaptı ve yatağına fırlattı. Maviyi, de dolabına geri koydu. Dolabını kurcalamaya devam etti. Benim için elbise baktığına eminim.
Eliyle elbiselerini kurcalarken;
" Yarın mezuniyet balom için elbise bakmaya gideceğiz. Hem sana bakacağız hemde bana. "
" Bu senin mezuniyetin Yaprak. Benim değil. O mezuniyete gidersem sıkılacağım, biliyorum. "
" Hiç de bile! " elbise araştırmayı bıraktı ve bana döndü. " Doruk mezuniyet kavalyen olursa sıkılmazın. " dedi ve arszca sırıttı.
" Sen bana elbise bulmaya devam et en iyisi..." dememle araştırmasına devam etti. Eliyle sırayla askıdaki elbiselere bakıyor dudaklarını bükerek bazı şeyleri tartıyor beğenmeyip sırada ki elbiseye geçiyordu. Bende kalçamı kendi dolabıma yaslamış merakla onu izliyordum. Sonunda bir tanesinde durdu ve beğeniyle elbiseye baktı. Elbiseyi dolaptan çıkardı. Bana doğru sanki ben yokmuşum gibi tuttu. Elbise siyahtı. Sırt dekoltesi çok fazlaydı ve fazla seksi gösterecek bir elbiseydi.
Memnuniyetle;
" Kesinlikle bu! " dedi.
Memnuniyetsizlikle;
" Kesinlikle bu değil! " dedim. Ablam kaşlarını çattı.
" Bu elbiseyi giyeceksin Gül. Ne dediysem o! Hadi git banyoda giyin. " Kardeş olmamıza rağmen ben ondan çok utanırdım.
" Neden ben banyoda giyiniyorum ki? Sen orada giyin. Ama bara gitmek istemiyorsan banyoda giyinmeye gidebilirim. Su da kayarım ve bacağım kırılır. Sende tüm gece benimle ilgilenmek zorunda kalırsın. Bara da gidemezsin. "
" Kesinlikle ben banyoda giyiniyorum." dedi ve banyoya girdi. Bende utana sıkıla üzerimi değiştirdim. Kendimi boy aynasında süzdüm. Gerçekten vay canına! Koca bir vay canına! Elbise beni seksi göstermişti. Şaşkınlıkla kendime bakıyordum. Ablam banyodan çıktı. Her zaman ki gibi harika görünüyordu. Kırmızı elbise bütün vücudunu sarmıştı. Ama asıl sorun şu ben nasıl seksi görünebiliyordum?Şaşkınlık ve beğeni içinde beni süzdü. Şu an beni değerlendirdiğine eminim.
" Eee nasılım? Kötü veya berbat mı?" kahkaha attı.
" Sadece seksi seçeneği Gül. Sadece seksi. Hemde beklediğimden daha fazla seksisin. Allah aşkına biraz böyle şeyler giy. Çok yakışmış. Açıkçası kıskandım. İlk defa benden daha seksi oldun. " Gerçekten öyle miydi ki? Gülümsedim ve omuz silktim. " Hadi saçlarımızı yapalım. Koltuğa otur ve kendini benim sihirli ellerime bırak. " makyaj masasına geçtim ve rahat koltuğa oturdum. Saçlarım bir faicaydı. Yüzüm ise feci halde kızarıktı. Lidya'nın tokat attığı yerde ki çizikler ise ayrı bir berbattı. Umutsuzlukla aynada kendime bakıyordum. Yaprak boynuma sardı kollarını ve aynadan bana baktı. " Üzülme. Halledebilirim. " dedi ve gülümsedi. Bende gülümsedim. Boynuma sarılmayı bıraktı ve malzelemeri ayarladı.
Huzursuz bir şekilde;
" Lütfen abartı bir şeyler yapma Yaprak. "
" Sadece gözlerini kapat ve koltuğa yaslan Sayın Gül Duru. Kendini benim sihirli ellerime bırak! "
" Pekala Yaprak Duru. Umarım pişman olmam. " Gözlerimi kapattım ve koltuğa yaslandım. Yaprak saçlarımla uğraşıyor, gözlerime bir şeyler sürüyor ve sol yanağıma sanırım kapatıcı sürüyordu. Dudaklarımada ruj sürdüğünü anladım. Kirpiklerimede rimelle dokundu. Saçlarımı maşalıyordu sanırım. Kahküllerimi yukarıda toplamıştı. Neredeyse uyuyacağım bir sırada konuşmaya başladı.
" Gözlerini aç ve yarattığım şahesere bir bak! " Umarım öyledir. Huzursuzca tek gözümü açtım. Aynada ki yansıma cidden ben miydim? Öbür gözümüde açmamla Yaprağın haklı olduğunu anladım. Gerçekten güzel olmuştum. Dudağıma pembe bir parlatıcı sürmüştü. Dudağımın kenarında ki çatlak silinmişti adeta. Biraz çekik olan kahverengi gözlerime göz kalemi ve rimel hiç bu kadar yakışmamıştı. Hemen sol yanağıma baktım. Kapanmıştı! Tırnak izleri neredeyse görünmüyordu bile. Yaprak Duru mucizeler yaratmıştı. Kahküllerimi yukarıdan geriye doğru tel tokayla abartı olamayacak şekilde tutturmuştu. Geriye kalan saçlarım maşa sayesinde dalgalıydı. Ablam hayran hayran aynada banabakıyordu. Gülümsüyordu da. Birden gözleri doldu.
" B-ben. Yaprak ben ne diyeceğimi bilemiyorum. "
Ukalaca;
" Teşekkür etmen yeterli."dedi
" Teşekkür ederim. " Koltuktan kalktım ve ona sarıldım. Papatyaya benzer kokusunu içime çektim.
" Ahh yeter bu kadar duygusallık. Güzelleşme sırası bende küçük hanım. Sana gerek yok. Ben kendimi güzelleştirebilirim. " ondan ayrıldım.Yanağına düşen yaşı belli etmemeye çalışarak sildi. Tam odadan çıkacaktım ki arkamdan bağırdı. " Dur! Çanta ve ayakkabı olmadan nereye?" Dolabına gitti. Mavi dikdörtgen şeklinde bir çanta ve siyah topuklu ayakkabılar verdi. Topuklu ayakkabı mı? Ahh hayır olamaz! Zaten sakar olan ben topuklu ayakkabılarla yürümekte faciaydım. Yüzümü buruşturdum ama itiraz etmedim. Yaprak kalktığım koltuğa otururken bende odadan çıktım. Merdivenlerden çıplak ayaklarımla indim. Merdivenin sonunda durdum ve son basamağa oturdum. Ellerimde ki topukluları ayağıma geçirdim. Annem ve babam bu halimi görse gözleri yaşarırdı. İkisi de benim hep böyle görünmemi isterdi. Annem hayatımı yeterince yaşayamadığımı söyler ve saçma yere yakınırdı. Ayağa kalktım ve salona geçtim. Ablamın elimden aldığı kitabım masanın üzerindeydi. Masaya gittim. Kitabımın kapağını okşadım. Ahh Agustus Waters! Ve tabi ki Hazel Grace. İkisinin aşkı bana göre hiç unutulmayacaktı. Umarım bende bir gün bana göre biriyle tanışabilirdim. Ablamın ayakkabılarının sesi duyuldu. Salondan çıktım.Yaprağın merdivenden asaletle inişini izledim. Onunla evlenecek adam çok şanslı ve çok şanssızdı. Islık çaldım.
Karamel renginde ki saçlarını düzleştirmiş. Kırmızı bir ruj sürmüştü. O her haliyle seksiydi. Yeşil gözleriyle buluştu gözlerim. Merdivenin son basamağından da indi ve yanıma geldi. Ondan biraz daha uzundum. Bana göz kırptı. Gülmeye başladım. Tek eliyle saçlarını savurdu. Kalçasını sallayarak bana şov yaptı ve yürüdü. Diğer eli belindeydi. Liya'nın taklidini yapıyordu. Gülmeye devam ettim. Çok komik görünüyordu. O da kahkaha attı. Yanıma doğru düzgünce (!) yürüdü.
" Kızlar ve tabi ki azgın teke Semih dışarıda bizi bekliyor Scooby."
" Çıkalım o zaman. " Koluma girdi.
" Semih'e dikkat et. Biliyorsun ki yavşağın teki. " Kesinlikle biliyordum. Kızlarla oyun oynamaya bayılırdı. İlişkileri yatakta son bulurdu. Bana genelde bulaşırdı. Ağabeyim gibi bir şeydi de zaten. Yaprak elime telefonunumu verdi. Çantama tıktım. Kol kola Yaprak ile evden çıktık. Üstü açık kırmızı bir araba çitlerin önünde bizi bekliyordu. Bahçeden çıktık. Çocuklar arabadaydı. Sürücü koltuğunda Ece vardı. Arka koltukta Beren ve Semih vardı. Müziği son ses açmışlardı. Manyaktı hepsi. Zaten ablamın arkadaşları da böyle olurdu. Üçüde şok olmuş bir şekilde bana bakıyordu. Ablam sessizliği bozdu.
" Ayy yeter! Şaşı olacaksınız ama." dedi ve ön koltuğa Ece'nin yanına oturdu. Bende arka koltuğa Semih'in yanına oturdum.
Ece;
" Vay canına! Sen ne olmuşsun Gül. Bana bak Yaprak. Yoksa siz Gül'e estetik mi yaptırdınız? Hemen söyle. " Ablam Ece'nin kafasına eliyle geçirdi. Önceden o kadar mı kötüydüm yani. O kadar mı çirkindim?
" Saçmalama Ece. " dedi Yaprak hanım bilmiş bir edayla.
Semih;
" Valla Yaprağın kardeşi olmasaydın bu gece üzerine atlamamla son bulabilirdi Gül." demesiyle ablam önden siyah çantasını Semih'e fırlattı. Malesef ıskalamıştı. " Iska! Hahahaaaha! Iskaladın! Iskaladın. Bacağıma geldi. Is-" ablamın ayakkabısı Semih'in kafasına çarpmasıyla Semih hariç hepimiz kahkaha attık.
" Ne diyordun Semih?" diye sordu ablam dikiz aynasından bize bakarak. Kahkaha atmayı sürdürdüm. Semihte sırıttı. Ablama ayakkabısını geri verdi. Diğerleride kahkaha attı. Ece arabayı sürmeye başladı. Semih kolunu omzuma attı.
" Ahhh bizim küçük Scoobyimiz Dafnye mi dönüşüvermiş yoksa? " dedi Semih. Koluna elimle vurdum. Yaprak şarkıyı değiştirdi ve keshanın şarkılarından birini bulunca durdu. Yaprak ellerini çırpıyor ve oturduğu yerden dans ediyordu. Ece direksiyona vurarak ritim tutuyordu. Beren ise ayağa kalkmış çığlık atıyordu. Semih parmaklarını şaklatıp, kafasını oynatıyordu. Ben mi? Ben hallerine gülüyordum. Hemde çok fazla gülüyordum. Ellerimi çırparak bende onlara eşlik ettim. Araba bir barın önünde durdu. Bu barı biliyordum Yapraklar genelde burada takılırdı. Ece şarkıyı kapattı. Hepimiz indik. Beren hemen bara girdi. Bizde onu takip ettik. İlk kez bara gelmiyordum. Önceden de bir kaç kez gelmiştim. Yaprağın zoruyla tabiki. Ellie Gouldingin sesi kulaklarıma doldu. Burn şarkısını severdim. Grubu takip ettim. Boş olan büyük koltuklara kuruldular. Bende Beren'nin yanına geçtim. Semih'de yanıma oturdu. Ablam ve Ece karşı koltuktaydı. Beren çoktan kendini kaybetmiş oturduğu koltukta Burn diye bağırıyordu. Semih omzuma vurdu. Ona baktım. Beni yanına çekti. İşaret parmağıyla dans edenlerden birini gösterdi. Kızıl bir kızı. Çok ateşli bir kızdı.
" O kızıl mı yoksaaa??"İşaret parmağı bar taburesinde oturan çok güzel bir esmere gitti. " Yoksa o esmer mi? Karar vermen için 10 saniye bücür?" Düşündüm ikisindende birinin canı yanacaktı. Kızıl takmayan birine benziyordu. Daha çok fahişeye diye düşündüm. "9-8-7"
"Kızıl olan. " diye cevapladım. Hep bu seçme işini bana bırakırdı Semih.
" İyi seçim. Neyse ben kaçtım kızlar. Etkilemem ve becermem gereken bir kızıl var" dedi Semih sırıtarak.
Yaprak ve Ece;
" Etkile o kızı şempaze!"
Semih "Gudbay." dedi ve yanağımı öptükten sonra dans pistinde kayboldu.
Sonrası sıkıcıydı zaten. Bizimkiler aptal aptal konuştular. İçmeden sarhoş olmuşlardı. Bende sıkıldım. Bu ortamlarda olmayı pek sevmezdim.
" Ben içki almaya gidiyorum. Ne istersiniz? "
Üçü birden " Cin!!" diye bağırınca aklımdan üç harflinin adını anmak geldi. Hayır sakın anma Gül. Küçükken o adı anınca çarpılacağımı düşünürdüm. Hala daha öyle düşünüyorum. Ayağa kalktım. Kendime şarap alacaktım. Belkide sadece meyve suyu...
Sürtünen ve delice dans eden bedenlerin arasından zorla geçtim. Bara ulaştım. Bar taburesine oturdum. Başkalarıyla ilgilenen barmen çocuğu bekledim. Acaba takside tanıştığım çocuk Utku'da burada mıydı? Utku'da nasıl girmişti hemen aklıma? Hala daha onu düşünmem kötüydü. Barmen çocuk beni fark etti. Yanıma geldi.
" Ne istiyorsun güzel kız?" güzel kız lafına takma Gül!! Eminim ki herkese öyle diyordur. Çocuğa bakmadan öksürdüm.
" Üç tane üç hafli olan içicek olacak ve bir tane de kola!" sesimi duyması için baya bir bağırdım. Çocuk gülmeye başladı.
" Üç harfli olan içicek de ne öyle?" demesiyle yan tarafımda ki taburede oturan boğuk sesli çocuk kahkaha attı. Bu.. Bu utku muydu? Kalbim istemsizce hızlandı. Keşke bunu kontrol edebilseydim. Sağa doğru başımı çevirdim. Bana gülen kişi Doruk'tu. Onun burada ne işi vardı. Kalbim normal hızda atmaya başladı. Zaten Utku'nun burada olmasını ummak bir hataydı. Evren beni sevmezdi ki onu karşıma tekrar çıkarsın. Ben neden onu tekrar görmek istiyordum ki? Doruk dudaklarını yaladı. Yeşil gözleri bana tuhaf bakıyordu. Bir yandan da gülüyordu.
" Üç harfli içecek mi Gül?" demesiyle kıkırdadım.
" O adı söyleyemem. "
" Neden ki?" sebebini söylemek ve söylememek arasında arasında kararsız kaldım.
" Ş-şey. Imm o sözcüğü söylersem çarpılırım çünkü. " sebebimin ne kadar saçma olduğunu şimdi anlamıştım. Doruğun güzel kahkası beni gülümsetti. Barmende üçharfli olan içiceği hazırlıyordu. Masaya koyduğum elimde hissettiğim el ile Doruğa döndüm. Gözleri fazla anlamlı bakıyordu. Utku'nun eli elime değdiğinde daha farklı hissetmiştim oysa ki. İç sesim bana kızdı. Yeter unut artık şu Utkuyu! Bİr daha görmeyeceğin sesini duymayacağın birine karşı olan hislerini neden umursuyorsun ki Gül! Kendine gel. Doruktan hoşlanıyor musun? Şu an da önemli olan tek şey bu soru. Ondan hoşlanıyor muydum ki? Doruk elimi sıktı. Bende hafifçe sıkarak ona cevap verdim. Gözleri umutla parlıyordu. Umutla bakan gözleri gülümsememe sebep oldu. Cidden çok mu seviyordu Doruk beni?
" Burada ne işin var?" diye sordum.
" Yaprak twitterda burada olacağını paylaştı. Bende senin geleceğini tahmin ettim. Aslında emin değildim. Yani sana attığım anlamsız mesajlardan sonra ve bu gün olanlardan sonra geleceğini pek düşünmemiştim. Küçük bir umut doğrultusuna geldim buraya Gül. Ama... Ama sadece senin için geldim. " Barmen içkileri masaya bıraktı. " İçkileri arkadaşlarına ver ve dışarıya gel. Seni götürmem gereken bir yer var. Ben. Imm. B-ben seni seviyorum. " elini elimden çekti. Bardan dışarı çıktığını gördüm. Sevilme hissi güzeldi. Doruğun bana bunu söylemesi daha da güzeldi.
" Bence çocuk sana sırılsıklam aşık." barmenin böyle demesiyle tedirgin oldum. Kolumu hareket ettirdim. Üçharfli içicekler ve kolam barmenin üzerine döküldü. İçkilerin kolumun yakınında olduğunu fark etmemiştim. Çocuğun gömleği boydan boya batmıştı.
" Ahhh çok özür dilerim. Çok pardon!! Yemin ederim ki yanlışlıkla oldu. Peçete felan yok mu ya ufff! kusura bakma barmen kardeş ya. Çok üzgü-"
"Tamam sorun değil sakar kız. Bence sen çocuğu daha fazla bekletme. Hadi koş git. Sana bol şans. " keyifcağzı bilirdi. Tabureden kalktım. İçkilerin parasını da vermemiştim. Adamda istememişti. Çantamdan telefonumu çıkardım. Ablama Dorukla bir işimin olduğunu anlatan kısa bir mesaj attım.
Sürtünen bedenleri ittirerek mide bulantısıyla bardan çıktım. Bar kapısının önündeydim. Sağ tarafta birileri öpüşüyordu. Doruk neredeydi ki? ( Katy perry part of me)
Daha sonra fark ettim de öpüşen kişiler Doruk ve Lidyaydı.
keyifli okumalar
Peçete idi. Peçeteyle kanayan dudağımı siliyordu. Sağ tarafta ki yabancı. Kim olduğuna bakmak için başımı sağa çevirdim. 20 veya 21 yaşlarında gösteriyordu adam. Açık mavi gözleri, sarıyla kahverengi arasında kalan saçlarıyla inanılmaz görünüyordu. Mavi gömleği ve ceketiyle önemli birine benziyordu. Ben onu dikkatle incelerken o dudağıma konsantre olmuş yavaşça siliyordu. Düşündüğüm şeylerden utanarak yavaşça peçeteyi aldım. Onun aksine sertçe acıta acıta dudağımı silmeye başladım.
Önüme baktım. Taksici amca kulaklıkta müzik dinliyor bizi umursamıyordu bile. Yan tarafımda ki adam ise beni inceliyordu. Bana baktığını hissediyordum. Ona döndüm ve bakışlarımız ilk defa kesişti. Saçları ve dudakları ıslaktı ve çok seksi göründüğü inkar edilemeyecek bir gerçekti. Bu düşüncemle hemen cama döndüm.
Düşüncelerimden dolayı kendimi kınadım. Ben böyle düşünceleri hep saçma bulan bir kızdım. Adamın gözleri ise hala bendeydi. Ne kadar çirkin biri olduğumu düşünüyordu herhalde. Eminim ki birazdan taksiyi ilk onun kaptığını söyleyecek ve nazik ama iğneleyici bir sesle taksiden inmemi rica edecekti.
Bekledim ama hiç bir şey olmadı. Taksi milim milim ilerledi ve yağmur tüm hırsıyla yağmaya devam etti. Adamda sesini çıkarmadan bana bakıyordu. Ağlamayı bırakmıştım. Sonunda dayanamadım ve adama döndüm. Bana olan bakışlarını yakalamıştım. Ama o hiç utanmadan beni incelemeye devam ediyordu. Şaşkın görünüyordu. Şok olmuş desem daha doğru olur. Fısıldadı.
" L-lale. " Lale mi? Kaşlarımı kaldırdım. Öksürdü. Yüzümü tekrardan inceledi. " P-pardon birine benzettim. " Başını iki yana salladı. Belki de deli bir adamdı. Süzme işlemine devam etti. Bedenimi süzmeye başladığında bacaklarım durdu ve bana baktı. Bende en olmayacak şeyi yapıp kızardım. Yüzüm yanıyordu. Utançtan domatese benzediğime şüphem yoktu.
Belki de sapıktı! Deli ve sapık! Az önce olanları kendime hatırlattım. Kaşlarımı çattım ve adama sinirle baktım. O da tebessüm ederek bana baktı. Yanaklarında gamzeler olmuştu gülümseyince. Gözleri gözlerimi delip geçiyordu sanki. Sesimi bulmaya çalıştım ve huzur dolu sessizliği bozdum.
" İsterseniz ineyim. Benim için problem değil. Kendime başka bir taksi bulabilirim. " dedim titrek sesimle. Yaz yağmuru olsa da üşümüştüm ve titriyordum. Bu tanımadığım adamla da taksi kavgası yapmak istemiyordum. Bu gün yeterince olay yaşamıştım. Sesi çıkmayınca inmemi istediğini anladım. Kapıyı açtım ve bir ayağımı buz gibi olan soğuk dışarıya çıkardım. Tam inecektim ki onun boğuk sesini duydum.
" Dur lütfen! Önemli değil. Taksi ikimize de yetiyor. " Ayağımı taksiye geri çektim. Kapıyı kapattım. Dışarı soğuktu ve yağmur çok yağıyordu. Bende inmek istemiyordum. Bu havada taksi bulmakta zordu. Adama döndüm. O zaten bana bakıyordu. Rahatsız bakışlarından kurtulmak için çantamı bacaklarımın üzerine koyarak bacaklarımı örtmeye çalıştım. Bu hareketimle sırıttı ve beni izlemeye devam etti. Bende utanması için ona dik dik baktım. Ama lanet adam yerine ben utanıyordum.
" Teşekkür ederim." dedim. Bu havada ağlayarak taksi arayacaktım eğer inmeme izin verseydi. Bana anlayışla gülümsedi. Elini uzattı.
" Ben Utku Sarar. " Bir an için düşündüm. Tereddütte kaldım. Okulda dövülmüştüm ve küçük düşürülmüştüm. Takside gördüğüm bir yabancıyla tanışmak mantıklı bir fikir miydi ki? Sonra düşünmeyi bıraktım ve biraz oluruna bırakmaya karar verdim. Yaprağın da dediği gibi bazen hayatı akışına bırakmak
"Ben de Gül Duru. " elini tuttum. Tutmamla tuhaf bir heyecan sardı beni, bedenimi özellikle de kalbimi. Bu da neydi şimdi? Hafifçe salladık birleşik ellerimizi. Gözleri fazla yoğun bakıyordu. Elimi sonunda elinden çektim. O da elini kucağına aldı. Nedense onun eline dokunan elimi diğer elimle çantamın üzerine koydum ve hafifçe okşadım. Bu hissi daha önce hiç yaşamamıştım. KENDİNE GEL GÜL! Başımı cama çevirdim. Utku'da camdan dışarı bakıyordu. Üşümem arttı. Ellerimi açık olan omuzlarıma sardım ve sürttüm. Utku'da bu hareketimle bana döndü.
" Seneryoya göre ceketimi üşümemen için sana mı vermem gerekiyor?" dedi tebessümle. Şu an onun ceketini bile alabilirdim. Gülümsedim.
" Sanırım öyle. " dedim ve sırıttım. Sırıtmamla gülümsemesi arttı ve ceketini çıkardı. Bana uzattı. Tereddüt etmeden ceketini aldım ve giydim. Hemen göbeğimi örttüm. Ceketi sıcacıktı ve vanilya kokuyordu. İstemsizce iç çektim. Bu onun kokusu ise eğer bu kokunun içinde ölmeyi seçebilirdim. Çok güzeldi. Utku meraklı gözlerle bana bakıyordu. Dudağımı ısırdım.
" Hadi durma o soruyu sor.... Utku."
" Neden bu kadar güzelsin?" Gözlerim büyüdü ve yutkundum. Aynı zamanda da utançtan kızardım. Neden ben utanıyordum ki? Onun utanması lazımdı. Ve ben güzelde değildim. Eminim her kıza bunları söylüyordu. Deniz mavisi olan gözlerine baktım.
" Yanlış soru. " dedim. Derin bir nefes aldım. " 'Neden ağladın Gül?' diye sormalıydın. "
" Sırada ki sorumda oydu zaten. " dedi hınzırca. Gülümsedim. Nedense tuhaf olmuştum ve tuhaf hisler içerisindeydim. Acı ve üzüntü yerini mutlululuk ve huzura bıraktı. Kuruyan dallarım bir anda yeşeriverdi. Kimdi bu Utku'da beni böyle rahatlatabilmişti. Takside tanıştığım birine karşı nasıl bu kadar tuhaf hisler besleyivermiştim bir anda. O da gülümseyerek bana bakıyordu. " Madem ki sırada ki sorumu söyledin. O halde cevapla. "Koltukta bana yaklaştı. Artık aramızda mesafe yoktu. Dibimdeydi ve ben aramızda ki çekimden etkilenmiştim. Kalbim çok hızlı atıyordu. Kokusunu içime çekince nefes alış verişlerim hızlandı. Gözlerim ise mavilerinde kayboldu.
" B-ben." Kekelememle kaşlarımı çattım. " Bir daha seni görmeyeceğime göre anlatmamda bir sakınca yok herhalde. " dedim tek seferde. Başını evet anlamında salladı. Bir an için kaşlarını çattı.
" Kırıldım, dövüldüm, yapmadığım bir suçla suçlandım ve herkeze rezil oldum. Kısacası kötü bir gün. " dedim titrek bir sesle ve gözlerim doldu. Dudağımı dişledim. " Gerçekten hiç bir suçum yoktu Utku. "
Gözleri dipsiz bir mavilikteydi. Bitmiyordu. İnsan kayboluyordu içinde. Utku bana yaklaştı. Burunlarımız değiyordu. Kalbim hiç olmadığı kadar hızlanmıştı. Taksicinin küfredip korna çalmasıyla birbirimizden uzaklaştık. O eski yerine geçti ve aramızda ki mesafe büyüdü. Trafik ilerlemeye başladı. Yağmurda dinmişti. Dinmesine şaşırdım. Oysa ki az önce çok şiddetliydi. Taksici amca kulaklıklarını çıkardı ve dikiz aynasından bize baktı.
" Evet nereye gidiyorsunuz çocuklar?" dedi bıkkın bir sesle.
Utkuya baktım. " İlk seni bırakalım. "demesiyle taksiciye adresimi verdim. Taksinin ilerlemesi ve yağmurun durmasıyla sanki Utkuyla kurduğumuz sihirli alan yok olmuş gibiydi. On beş dakika süren sessizlik sonunda tanıdık evler görmemle evimi işaret edip taksici amcaya orda durmasını söyledim. Çantamı açtım ve paralarımı aradım. Cüzdan kullanmasını sevmiyordum ve paralarımı rastgele çantama atıyordum. Nerdeydi paralarım? Utku'nun elini elimde hissetmemle ona döndüm.
" Ben öderim Gül." dedi. Tanımadığım bir yabancıya taksi paramı ödetemezdim. Çantamda ki paralarımı sinirle buldum ve amcaya verdim. Kapıyı açmıştım ki Utku koluma nazikçe dokundu. Ona baktım. Mavilerine baktım. " Kimsenin seni üzmesine izin verme. Gülmek sana çok yakışıyor Gül Duru." dedi ve dudaklarını yaladı.
Ona gülümsedim. Ceketini çıkardım. Ona uzattım. Alırken eli elime değdi. Tuhaf bir elektrik oluştu yine. Dokunduğu tenim yanıyordu. Acaba o da hissediyor muydu benim hissettiklerimi? Elimi duraksayarak çektim. Çantamı omzuma astım ve son kez onun o yakışıklı yüzünü kalbime ve beynime çizdim. Ayaklarımı dışarıya çıkarttım ve taksiden çıktım. Kapıyı kapattım. Kapatmamla birlikte taksi yolda biriken su birikintilerini kavşağa sıçratarak uzaklaştı. Avucumun içinde ki kanlı peçeteyi çantama koydum. Bu günün anısı olarak saklayacaktım. Belki biraz saçmaydı.
Anahtarlarımı çantamdan çıkardım ve zorlanarak kapıyı açtım. Tahmin ettiğim gibi evde kimse yoktu. Çantamı olduğum yere bıraktım. Odama çıktım. Kendimi yatağıma attım. Zor bir gündü. Muhtemelen Yaprağın mezuniyetini de mahvetmiştim. Lidya bana Doruğun beni sevdiğini söylerken acaba gerçekten saçmalıyor muydu ki? Yoksa gerçek miydi? Ahh hayır tabi ki de gerçek değildi. Doruk gibi biri neden bana baksın ki. Bir kaç kez benden ders notlarını istemişti o kadar. Başka bir şey hakkında hiç konuşmamıştık ki. Ya Lidya'nın bana fahişe ünvanını takmasına ne demeliydi. Sinirle kaşlarımı çattım. Asıl fahişe olan biri varsa o da Lidyaydı. Ben şu ana kadar değil biriyle sevişmek sevgili bile olmamıştım ki. Yatağımdan kalktım ve banyoya gittim. Aynaya çekinerek baktım ve beklediğimden daha kötü olan görüntüme baktım. Saçlarım karman çorman olmuştu ve beni bir cadıya dönüştürmüştü. Sol yanağımda ise Lidya'nın tırnak izleri vardı. Kızarmıştı. Dudağımın kenarı ise kana bulanmıştı. Utku yalan söylemişti. Hiçte güzel değildim. Muhtemelen her kıza çok güzel olduğunu söyleyip kandırıyordu. Birden onu bir daha görmeyeceğim ve o garip duyguları hissetmeyeceğim için mutlu oldum.
Duşa girdim.
&&
Duştan çıktım ve ayıcıklı pijamalarımı giydim. Bunları genelde üzgün olduğum zamanlarda giyerdim.Saçlarımı taradım. Moralimi yerine getirecek şeyleri düşündüm. Kitaplığımdan en sevdiğim kitap olan Aynı Yıldızın Altında'yı aldım. Pencereden dışarıya baktım. Şaşırmamak elde değildi. Etraf günlük güneşlik olmuş cıvıl cıvıldı. Cidden mi? Cidden evren bana karşı oyun mu oynuyordu? Güneşi görmek istemiyordum. Perdeyi pencereyi örtecek şekilde kapattım. Elimde ki canım kitabımla odamdan çıkıp mutfağa gittim. Buzdolabını açtım ve çikolatalı kase dondurmayı elime aldım. Bir tanede tatlı kaşığı batırdım dondurmanın üzerine. Salona gittim ve babamın en sevdiği koltuğa oturdum. Çok rahattı koltuk. Babamın kokusu da sinmişti üzerine! Kitabımı açtım. Hazel ve Agustus'un aşkına girmeye hazırlandım. Tam o anda kapı açıldı ve içeriye kaşlarını çatmış olan Yaprak girdi. İç sesim başımın dertte olduğunu sessizce fısıldıyordu. Gerçi fısıldamasına da gerek yoktu . Ablamın halini gören herkes başımın dertte olduğunu anlayabilirdi. Kapıyı çarptı ve beni görmesiyle parkeleri döverek yanıma ulaşması bir oldu. Hemen sol yanağımı gizledim.
" Aptalsın! Çok aptalsın!! Aptalsın Gül! Aptal. Sadece aptal. İstersen heceleyeyim. Ap-tal. Harflerlede söyleye-." Sözünü kestim.
" Ahh yeter Yaprak. Kız bağır aptal demeye devam et ama bir şey değişmeyecek. Bir de sen gelme üzerime! Burada sebepsiz yere dayak yiyen benim, mağdur olan b-" sözümü kesti.
" Aptalsın çünkü o sürtüğe sana dedikleri yüzünden saldırmadın. Aptalsın çünkü 3 yıldır Doruğun sana aşık olduğunu göremedin. Aptalsın çünkü çok safsın Gül. " dediği şeylerle gözlerim şaşkınlıkla açıldı.
" Doruğun bana aşık olduğunu sanmıyo-" Ellerini beline yerleştirdi ve çocuk azarlayan annelere benzedi.
" Ahh yeter artık! Biraz gözlerini aç ve etrafına daha iyi bak saf kardeşim. Liseye yeni başladığın sıralarda Doruğun sana vurulduğu gayet belliydi. Herkes de bunu biliyordu zaten. Sürekli sana bakıyordu, dalıp dalıp gidiyordu ve gizlice senin fotoğraflarını çekiyordu! Lise ikiyi hatırla. Yağmurlu havada kimya notlarını getirmişti sana. Sırf sen sonraki gün kimyadan düşük not alma diye. Sınıfta kalma diye senin için piç fizikçiye bile yalvardı Doruk be! Bu seneki doğum gününde masanda bulduğun kimden geldiği belli olmayan hediyeyi de o almıştı. Önceki gün onu gümüşçüde gördüm. Paketten çıkan bileziğin aynısı vardı o dükkanda. Senin için her şeyi yaptı o çocuk. Hatta arada gizli gizli takip bile etti seni. " İnanamıyordum. DoruK'un beni seveceği imkansız geliyordu. Doruk gibi popüler ve yakışıklı bir çocuk benim gibi birini nasıl sevebilirdi ki? Ama asıl soru şuydu. Ben onu seviyor muydum?
" Ben. Ahhh bilmiyorum abla. " Yüzümü ellerimle gizledim.
" Korkma bir şey kaybetmedin. Dua et ki ablan benim gibi biri! Telefonuna bir bak Gül. Neler olduğunu anlarsın o zaman. " dedi ve sırıttı. Ablamın sırıtmasıyla hastalığının dengesizlik olduğu kanısına vardım. Ellerimi yüzümden çekerek ayağa kalktım. Yaprak'ın çığlığıyla kitabımı yere düşürdüm.
" İnanmıyorum!! Gül! Yanağında ki o tırnak izlerini o sürtük yaptı değil mi? Ahh o kızı öldüreceğim yemin ederim ki elimde kalacak! Bitti o kaltak. Onu okuldan kovduracağım. "
" Sakin ol Yaprak önemli bir şey değil zaten. Ufak çizikler işte. " çatılmış kaşlarının hedefi bendim.
"Korkma sen gittikten sonra onun sana yaptıklarını öğrendim. Ne kadar öfkelendiğimi tahmin ediyorsundur herhalde! O sürtüğün gününü gösterdim. O da morarmış bir gözle eve dönecek. Endişelenme Gül. Sen benim kardeşimsin ve seni benden başka kimse ezemez. "
" Ahhh! Morarmış bir göz mü? Biraz empati kur Yaprak. Demek ki kızın Doruğun benden hoşlandığından haberi yokmuş. Efe'nin başka bir kızdan hoşlandığını öğrendiğinde sen ne yapardın?" yerde ki kitabımı aldım.
" Sen kime çektin bilmiyorum ki! O kaltak bozuntusunun her şeyden haberi vardı Scooby! İnan bana Doruğun senden hoşlandığını biliyordu. Bunu bile bile Dorukla çıktı. Doruğun bilgisayarında senin fotoğraflarını görünce çıldırmış o sürtük. Kıskançlık nelere kaldı işte. Haa bu arada biz Efeyle bu gün ayrıldık. Yani ben ondan ayrıldım. İş böyle olunca elimde ki kozu kullanmak zorunda kaldım. " dedi ben şeytanım gülümsemesiyle. Efe'den ayrılmasına şaşırmamamıştım.
" Çok bile olmuş Efeyle. Koz neydi ki? Efeyle ne ilgisi var?"
" Ayyy aman kızım! Analatamayacağım şimdi. Telefonuna bak görürsün. Onu bunu bırak ta mezun oldum kızım ben! Allah Alllah! Bu gün her şeye rağmen çok çook mutluyum. Efe'den ayrıldım kurtuldum. Lidya'yı dövdüm rahatladım. Mezun oldum özgürleştim. Oh ohh Amanınn! Bu gün benden mutlusu yok arkadaş. Kep felan fırlattık. Çok güzeldi be Gül. Her neyse. Bu gün mezuniyeti kutlamaya gideceğiz bizim grupla. Sana gelecek misin diye sormuyorum çünkü geleceksin Scooby! " dedi ellerini çırparak. Hayatımda ilk defa Yaprak gibi bir ablam olduğu için mutlu oldum ve aynı zamanda gurur duydum. Ona minnetle gülümsedim. Her ne kadar onlarla bir yere gitmek istemesemde belki bana iyi gelebilirdi.
" Annem ne zaman gelecek peki? Hem ondan izin aldın mı? " Yaprak bana bıkkın tavırlarını gönderdi.
" Annem bu gün mesaiye kalacak. Patronuyla çalışacaklarmış. Biliyorsun o avukat çok pinpirikli. Her şeyi hemen beğenmiyormuş. Anlayacağın annem geç gelecek. İzinde aldım akşam bara gitme konusunda. Eeee hadi ne duruyorsun çık odaya! Giyinip süsleneceğiz kızım daha! Bu gün bizim günümüz! Hehe heytt ulen! Hadi sen yukarı çık bende dolapta özel günler için sakladığımız şarabı açıp geliyorum. " Elimde ki dondurma kabını ve kitabımı aldı. Gözleriyle hadisene dedi. Gülümsedim ve heyecan içinde koşarak yukarı çıktım. Hemen odaya girdim. Giysi işini Yaprağa bırakmaya karar verdim. Telefonumu aradım. Sahi neredeydi telefonum?
En son şortumun cebine koymuştum sanırım. Banyoya girdim. Bir iki adım atmamla kaygan suda kaydım. Elimle tutunacak yer ararken panikledim ve ayaklarım buz pateni yapar gibi su da kayıyordu. Sonunda ellerimi de çırpmaya başladım. Tabi ki de bir işe yaramadı ve yoğun çabalamalarımın sonucu hüsran oldu. Bütün bedenim soğuk betona devrildi. Soğuk olduğu yetmezmiş gibi bir de ıslaktı. Sırt üstü düşmüştüm. Belim çok ağrıyordu. Popomda yanıyordu. Lanet olsun! Kaymamaya çalışarak lavaboya tutunarak ayağa kalktım. Evrene ve kaderime lanet olsun!
Kirliler sepetine attığım şortumu buldum. Cebinden telefonumu aldım. Şortumu eski yeri olan kirliler sepetine geri koydum. Kaymamaya çok özen göstererek banyodan çıktım. Ayıcıklı pijamalarım su yüzünden ıslanmıştı zaten. Hapşırdım. Elimle ağzımı kapattım. Yaz yağmuru beni hasta etmişti sanırım. Kendimi yatağıma attım ve telefonumun tuş kilidini açtım.
28 YENİ MESAJ yazısını görmemle şok oldum.
Bana kim mesaj atmıştı ki. Reklam ve indirim mesajlarının bu kadar olacağını sanmıyordum. İnanamayarak mesajlara girdim. 8i ablamdandı. Onları geçtim. 10 tanesini de tanımadığım numaralar göndermişti. 8i Buseden di. Geriye kalan 2si ise Doruktan. Doruğ'un bana mesaj attığını gördüğümde tüm bedenimi bir heyecan sardı. Ne olmuştu bir an bana? Hepsini atladım ve Doruğun mesajının ilkini açtım.
Doruk: Ben çok üzgünüm Gül. Lidya'nın sana söylediği şeyler yüzünden çok üzgünüm. Sana tokat attığı içinse çok sinirliyim. Dediklerini umursama lütfen. Hepsi yalandı çünkü... Saat: 12.03
Yalanmış işte. Doruğun beni sevmemesi konusunda haklıydım. Hemen ikinci mesajına girdim.
Doruk: Kimi kandırıyorum ki SENİ SEVİYORUM GÜL. İşte tek gerçek bu. Saat: 12.04
Bu mesajı okumamla ellerimin titremesi, kalbimin heyecandan hızlı atması çok ani oldu. Birinin benden hoşlanması yüzünden bu kadar heyecanlanmıştım herhalde. Doruk gibi biri tarafından beğenilmek bu kadar heyecanlandırmıştı beni. Hala daha inanamıyordum. Kafam da yankılanan tek cümle Doruk beni seviyordu. Gülümsedim. Doruk beni seviyordu. Bir kaç dakika böyle donuk kalmamla kendimi topladım. Belki de benimle oyun oynuyordu. Ahh ben ve benim iğrenç teorilerim!! Doruğun attığı mesajlardan çıktım ve ablamın mesajlarını sildim. Kim bilir bana ne küfürlü mesajlar yazmıştı. Buse'nin yazdığı mesajlar ise beni merak ettiğiyle ilgiliydi. Buseye her şeyin yolunda olduğunu anlatan bir mesaj gönderdim. Geriye kalan 10 mesajı ise okulun dedikoducu kızları göndermişti. O mesajları da okuyup sildim. Yaprak odaya girdi. Elinde şaap şişesi vardı. Kahkaha atrak yanıma geldi.
" Okulun sitesine de gir. "
Demesiyle telefonumdan Özel Sevinç Lisesi sayfasına girmem bir oldu. Haberlerin bazıları mezuniyet ile ilgiliydi. Sonlara doğru olay haberleri gördüm. Ablamın remini görmemle o habere tıkladım.Resimde koymuşlardı. Resimde Yaprak Lidya'yı yere yatırmıştı. Üzerine çıkmış Lidya'ya yumruk atıyordu. Lidyaya bir an içinde olsa acıdım. Haberi okumadım. Haberlerin olduğu sayfaya geri döndüm. Büyük haflerle 'Lidya ve Efe seksi' yazan habere tıkladım hemen. Yaprak elbise seçiyordu. Çığlık attım. Lidya ve Efe'nin videosu vardı. Anlayacağınız üzere video +18di.
" Kozun bu muydu? İnanmıyorum sana Yaprak. Nasıl böyle bir kötülüğü yapabilirsin? Ve nasıl onları videoya aldın? " dedim sinirle. Yaprak şarabı yatağına bıraktı. Eline iki elbise aldı. Mavi mini straplez olan elbiseyi üzerine tuttu ve bana döndü.
" Bu mu? Yoksa..." Kırmızı ultra açık olan elbiseyi maviyle değiş tokuş ederek üzerine tuttu. " Yoksa bu mu?" kaşlarımı çattım.
" Sorularımı cevaplamadın. "
Bıkkınlıkla;
" Yaptım bir şekilde işte. Üzünü ye bağını sorma Scooby. Hangisini giyeyim? " dedi. Onun huyunu biliyordum. Uzatmanın mantığı yoktu. Nasıl yaptığını anlatmayacağı kesindi. Yataktan kalktım. Kırmızı elbiseyi elime aldım.
" Seksi olmak istiyorsan bunu giy. " sırıttı.
" Seksi olmak istiyorum Gül. " elimde ki kırmızı elbiseyi kaptı ve yatağına fırlattı. Maviyi, de dolabına geri koydu. Dolabını kurcalamaya devam etti. Benim için elbise baktığına eminim.
Eliyle elbiselerini kurcalarken;
" Yarın mezuniyet balom için elbise bakmaya gideceğiz. Hem sana bakacağız hemde bana. "
" Bu senin mezuniyetin Yaprak. Benim değil. O mezuniyete gidersem sıkılacağım, biliyorum. "
" Hiç de bile! " elbise araştırmayı bıraktı ve bana döndü. " Doruk mezuniyet kavalyen olursa sıkılmazın. " dedi ve arszca sırıttı.
" Sen bana elbise bulmaya devam et en iyisi..." dememle araştırmasına devam etti. Eliyle sırayla askıdaki elbiselere bakıyor dudaklarını bükerek bazı şeyleri tartıyor beğenmeyip sırada ki elbiseye geçiyordu. Bende kalçamı kendi dolabıma yaslamış merakla onu izliyordum. Sonunda bir tanesinde durdu ve beğeniyle elbiseye baktı. Elbiseyi dolaptan çıkardı. Bana doğru sanki ben yokmuşum gibi tuttu. Elbise siyahtı. Sırt dekoltesi çok fazlaydı ve fazla seksi gösterecek bir elbiseydi.
Memnuniyetle;
" Kesinlikle bu! " dedi.
Memnuniyetsizlikle;
" Kesinlikle bu değil! " dedim. Ablam kaşlarını çattı.
" Bu elbiseyi giyeceksin Gül. Ne dediysem o! Hadi git banyoda giyin. " Kardeş olmamıza rağmen ben ondan çok utanırdım.
" Neden ben banyoda giyiniyorum ki? Sen orada giyin. Ama bara gitmek istemiyorsan banyoda giyinmeye gidebilirim. Su da kayarım ve bacağım kırılır. Sende tüm gece benimle ilgilenmek zorunda kalırsın. Bara da gidemezsin. "
" Kesinlikle ben banyoda giyiniyorum." dedi ve banyoya girdi. Bende utana sıkıla üzerimi değiştirdim. Kendimi boy aynasında süzdüm. Gerçekten vay canına! Koca bir vay canına! Elbise beni seksi göstermişti. Şaşkınlıkla kendime bakıyordum. Ablam banyodan çıktı. Her zaman ki gibi harika görünüyordu. Kırmızı elbise bütün vücudunu sarmıştı. Ama asıl sorun şu ben nasıl seksi görünebiliyordum?Şaşkınlık ve beğeni içinde beni süzdü. Şu an beni değerlendirdiğine eminim.
" Eee nasılım? Kötü veya berbat mı?" kahkaha attı.
" Sadece seksi seçeneği Gül. Sadece seksi. Hemde beklediğimden daha fazla seksisin. Allah aşkına biraz böyle şeyler giy. Çok yakışmış. Açıkçası kıskandım. İlk defa benden daha seksi oldun. " Gerçekten öyle miydi ki? Gülümsedim ve omuz silktim. " Hadi saçlarımızı yapalım. Koltuğa otur ve kendini benim sihirli ellerime bırak. " makyaj masasına geçtim ve rahat koltuğa oturdum. Saçlarım bir faicaydı. Yüzüm ise feci halde kızarıktı. Lidya'nın tokat attığı yerde ki çizikler ise ayrı bir berbattı. Umutsuzlukla aynada kendime bakıyordum. Yaprak boynuma sardı kollarını ve aynadan bana baktı. " Üzülme. Halledebilirim. " dedi ve gülümsedi. Bende gülümsedim. Boynuma sarılmayı bıraktı ve malzelemeri ayarladı.
Huzursuz bir şekilde;
" Lütfen abartı bir şeyler yapma Yaprak. "
" Sadece gözlerini kapat ve koltuğa yaslan Sayın Gül Duru. Kendini benim sihirli ellerime bırak! "
" Pekala Yaprak Duru. Umarım pişman olmam. " Gözlerimi kapattım ve koltuğa yaslandım. Yaprak saçlarımla uğraşıyor, gözlerime bir şeyler sürüyor ve sol yanağıma sanırım kapatıcı sürüyordu. Dudaklarımada ruj sürdüğünü anladım. Kirpiklerimede rimelle dokundu. Saçlarımı maşalıyordu sanırım. Kahküllerimi yukarıda toplamıştı. Neredeyse uyuyacağım bir sırada konuşmaya başladı.
" Gözlerini aç ve yarattığım şahesere bir bak! " Umarım öyledir. Huzursuzca tek gözümü açtım. Aynada ki yansıma cidden ben miydim? Öbür gözümüde açmamla Yaprağın haklı olduğunu anladım. Gerçekten güzel olmuştum. Dudağıma pembe bir parlatıcı sürmüştü. Dudağımın kenarında ki çatlak silinmişti adeta. Biraz çekik olan kahverengi gözlerime göz kalemi ve rimel hiç bu kadar yakışmamıştı. Hemen sol yanağıma baktım. Kapanmıştı! Tırnak izleri neredeyse görünmüyordu bile. Yaprak Duru mucizeler yaratmıştı. Kahküllerimi yukarıdan geriye doğru tel tokayla abartı olamayacak şekilde tutturmuştu. Geriye kalan saçlarım maşa sayesinde dalgalıydı. Ablam hayran hayran aynada banabakıyordu. Gülümsüyordu da. Birden gözleri doldu.
" B-ben. Yaprak ben ne diyeceğimi bilemiyorum. "
Ukalaca;
" Teşekkür etmen yeterli."dedi
" Teşekkür ederim. " Koltuktan kalktım ve ona sarıldım. Papatyaya benzer kokusunu içime çektim.
" Ahh yeter bu kadar duygusallık. Güzelleşme sırası bende küçük hanım. Sana gerek yok. Ben kendimi güzelleştirebilirim. " ondan ayrıldım.Yanağına düşen yaşı belli etmemeye çalışarak sildi. Tam odadan çıkacaktım ki arkamdan bağırdı. " Dur! Çanta ve ayakkabı olmadan nereye?" Dolabına gitti. Mavi dikdörtgen şeklinde bir çanta ve siyah topuklu ayakkabılar verdi. Topuklu ayakkabı mı? Ahh hayır olamaz! Zaten sakar olan ben topuklu ayakkabılarla yürümekte faciaydım. Yüzümü buruşturdum ama itiraz etmedim. Yaprak kalktığım koltuğa otururken bende odadan çıktım. Merdivenlerden çıplak ayaklarımla indim. Merdivenin sonunda durdum ve son basamağa oturdum. Ellerimde ki topukluları ayağıma geçirdim. Annem ve babam bu halimi görse gözleri yaşarırdı. İkisi de benim hep böyle görünmemi isterdi. Annem hayatımı yeterince yaşayamadığımı söyler ve saçma yere yakınırdı. Ayağa kalktım ve salona geçtim. Ablamın elimden aldığı kitabım masanın üzerindeydi. Masaya gittim. Kitabımın kapağını okşadım. Ahh Agustus Waters! Ve tabi ki Hazel Grace. İkisinin aşkı bana göre hiç unutulmayacaktı. Umarım bende bir gün bana göre biriyle tanışabilirdim. Ablamın ayakkabılarının sesi duyuldu. Salondan çıktım.Yaprağın merdivenden asaletle inişini izledim. Onunla evlenecek adam çok şanslı ve çok şanssızdı. Islık çaldım.
Karamel renginde ki saçlarını düzleştirmiş. Kırmızı bir ruj sürmüştü. O her haliyle seksiydi. Yeşil gözleriyle buluştu gözlerim. Merdivenin son basamağından da indi ve yanıma geldi. Ondan biraz daha uzundum. Bana göz kırptı. Gülmeye başladım. Tek eliyle saçlarını savurdu. Kalçasını sallayarak bana şov yaptı ve yürüdü. Diğer eli belindeydi. Liya'nın taklidini yapıyordu. Gülmeye devam ettim. Çok komik görünüyordu. O da kahkaha attı. Yanıma doğru düzgünce (!) yürüdü.
" Kızlar ve tabi ki azgın teke Semih dışarıda bizi bekliyor Scooby."
" Çıkalım o zaman. " Koluma girdi.
" Semih'e dikkat et. Biliyorsun ki yavşağın teki. " Kesinlikle biliyordum. Kızlarla oyun oynamaya bayılırdı. İlişkileri yatakta son bulurdu. Bana genelde bulaşırdı. Ağabeyim gibi bir şeydi de zaten. Yaprak elime telefonunumu verdi. Çantama tıktım. Kol kola Yaprak ile evden çıktık. Üstü açık kırmızı bir araba çitlerin önünde bizi bekliyordu. Bahçeden çıktık. Çocuklar arabadaydı. Sürücü koltuğunda Ece vardı. Arka koltukta Beren ve Semih vardı. Müziği son ses açmışlardı. Manyaktı hepsi. Zaten ablamın arkadaşları da böyle olurdu. Üçüde şok olmuş bir şekilde bana bakıyordu. Ablam sessizliği bozdu.
" Ayy yeter! Şaşı olacaksınız ama." dedi ve ön koltuğa Ece'nin yanına oturdu. Bende arka koltuğa Semih'in yanına oturdum.
Ece;
" Vay canına! Sen ne olmuşsun Gül. Bana bak Yaprak. Yoksa siz Gül'e estetik mi yaptırdınız? Hemen söyle. " Ablam Ece'nin kafasına eliyle geçirdi. Önceden o kadar mı kötüydüm yani. O kadar mı çirkindim?
" Saçmalama Ece. " dedi Yaprak hanım bilmiş bir edayla.
Semih;
" Valla Yaprağın kardeşi olmasaydın bu gece üzerine atlamamla son bulabilirdi Gül." demesiyle ablam önden siyah çantasını Semih'e fırlattı. Malesef ıskalamıştı. " Iska! Hahahaaaha! Iskaladın! Iskaladın. Bacağıma geldi. Is-" ablamın ayakkabısı Semih'in kafasına çarpmasıyla Semih hariç hepimiz kahkaha attık.
" Ne diyordun Semih?" diye sordu ablam dikiz aynasından bize bakarak. Kahkaha atmayı sürdürdüm. Semihte sırıttı. Ablama ayakkabısını geri verdi. Diğerleride kahkaha attı. Ece arabayı sürmeye başladı. Semih kolunu omzuma attı.
" Ahhh bizim küçük Scoobyimiz Dafnye mi dönüşüvermiş yoksa? " dedi Semih. Koluna elimle vurdum. Yaprak şarkıyı değiştirdi ve keshanın şarkılarından birini bulunca durdu. Yaprak ellerini çırpıyor ve oturduğu yerden dans ediyordu. Ece direksiyona vurarak ritim tutuyordu. Beren ise ayağa kalkmış çığlık atıyordu. Semih parmaklarını şaklatıp, kafasını oynatıyordu. Ben mi? Ben hallerine gülüyordum. Hemde çok fazla gülüyordum. Ellerimi çırparak bende onlara eşlik ettim. Araba bir barın önünde durdu. Bu barı biliyordum Yapraklar genelde burada takılırdı. Ece şarkıyı kapattı. Hepimiz indik. Beren hemen bara girdi. Bizde onu takip ettik. İlk kez bara gelmiyordum. Önceden de bir kaç kez gelmiştim. Yaprağın zoruyla tabiki. Ellie Gouldingin sesi kulaklarıma doldu. Burn şarkısını severdim. Grubu takip ettim. Boş olan büyük koltuklara kuruldular. Bende Beren'nin yanına geçtim. Semih'de yanıma oturdu. Ablam ve Ece karşı koltuktaydı. Beren çoktan kendini kaybetmiş oturduğu koltukta Burn diye bağırıyordu. Semih omzuma vurdu. Ona baktım. Beni yanına çekti. İşaret parmağıyla dans edenlerden birini gösterdi. Kızıl bir kızı. Çok ateşli bir kızdı.
" O kızıl mı yoksaaa??"İşaret parmağı bar taburesinde oturan çok güzel bir esmere gitti. " Yoksa o esmer mi? Karar vermen için 10 saniye bücür?" Düşündüm ikisindende birinin canı yanacaktı. Kızıl takmayan birine benziyordu. Daha çok fahişeye diye düşündüm. "9-8-7"
"Kızıl olan. " diye cevapladım. Hep bu seçme işini bana bırakırdı Semih.
" İyi seçim. Neyse ben kaçtım kızlar. Etkilemem ve becermem gereken bir kızıl var" dedi Semih sırıtarak.
Yaprak ve Ece;
" Etkile o kızı şempaze!"
Semih "Gudbay." dedi ve yanağımı öptükten sonra dans pistinde kayboldu.
Sonrası sıkıcıydı zaten. Bizimkiler aptal aptal konuştular. İçmeden sarhoş olmuşlardı. Bende sıkıldım. Bu ortamlarda olmayı pek sevmezdim.
" Ben içki almaya gidiyorum. Ne istersiniz? "
Üçü birden " Cin!!" diye bağırınca aklımdan üç harflinin adını anmak geldi. Hayır sakın anma Gül. Küçükken o adı anınca çarpılacağımı düşünürdüm. Hala daha öyle düşünüyorum. Ayağa kalktım. Kendime şarap alacaktım. Belkide sadece meyve suyu...
Sürtünen ve delice dans eden bedenlerin arasından zorla geçtim. Bara ulaştım. Bar taburesine oturdum. Başkalarıyla ilgilenen barmen çocuğu bekledim. Acaba takside tanıştığım çocuk Utku'da burada mıydı? Utku'da nasıl girmişti hemen aklıma? Hala daha onu düşünmem kötüydü. Barmen çocuk beni fark etti. Yanıma geldi.
" Ne istiyorsun güzel kız?" güzel kız lafına takma Gül!! Eminim ki herkese öyle diyordur. Çocuğa bakmadan öksürdüm.
" Üç tane üç hafli olan içicek olacak ve bir tane de kola!" sesimi duyması için baya bir bağırdım. Çocuk gülmeye başladı.
" Üç harfli olan içicek de ne öyle?" demesiyle yan tarafımda ki taburede oturan boğuk sesli çocuk kahkaha attı. Bu.. Bu utku muydu? Kalbim istemsizce hızlandı. Keşke bunu kontrol edebilseydim. Sağa doğru başımı çevirdim. Bana gülen kişi Doruk'tu. Onun burada ne işi vardı. Kalbim normal hızda atmaya başladı. Zaten Utku'nun burada olmasını ummak bir hataydı. Evren beni sevmezdi ki onu karşıma tekrar çıkarsın. Ben neden onu tekrar görmek istiyordum ki? Doruk dudaklarını yaladı. Yeşil gözleri bana tuhaf bakıyordu. Bir yandan da gülüyordu.
" Üç harfli içecek mi Gül?" demesiyle kıkırdadım.
" O adı söyleyemem. "
" Neden ki?" sebebini söylemek ve söylememek arasında arasında kararsız kaldım.
" Ş-şey. Imm o sözcüğü söylersem çarpılırım çünkü. " sebebimin ne kadar saçma olduğunu şimdi anlamıştım. Doruğun güzel kahkası beni gülümsetti. Barmende üçharfli olan içiceği hazırlıyordu. Masaya koyduğum elimde hissettiğim el ile Doruğa döndüm. Gözleri fazla anlamlı bakıyordu. Utku'nun eli elime değdiğinde daha farklı hissetmiştim oysa ki. İç sesim bana kızdı. Yeter unut artık şu Utkuyu! Bİr daha görmeyeceğin sesini duymayacağın birine karşı olan hislerini neden umursuyorsun ki Gül! Kendine gel. Doruktan hoşlanıyor musun? Şu an da önemli olan tek şey bu soru. Ondan hoşlanıyor muydum ki? Doruk elimi sıktı. Bende hafifçe sıkarak ona cevap verdim. Gözleri umutla parlıyordu. Umutla bakan gözleri gülümsememe sebep oldu. Cidden çok mu seviyordu Doruk beni?
" Burada ne işin var?" diye sordum.
" Yaprak twitterda burada olacağını paylaştı. Bende senin geleceğini tahmin ettim. Aslında emin değildim. Yani sana attığım anlamsız mesajlardan sonra ve bu gün olanlardan sonra geleceğini pek düşünmemiştim. Küçük bir umut doğrultusuna geldim buraya Gül. Ama... Ama sadece senin için geldim. " Barmen içkileri masaya bıraktı. " İçkileri arkadaşlarına ver ve dışarıya gel. Seni götürmem gereken bir yer var. Ben. Imm. B-ben seni seviyorum. " elini elimden çekti. Bardan dışarı çıktığını gördüm. Sevilme hissi güzeldi. Doruğun bana bunu söylemesi daha da güzeldi.
" Bence çocuk sana sırılsıklam aşık." barmenin böyle demesiyle tedirgin oldum. Kolumu hareket ettirdim. Üçharfli içicekler ve kolam barmenin üzerine döküldü. İçkilerin kolumun yakınında olduğunu fark etmemiştim. Çocuğun gömleği boydan boya batmıştı.
" Ahhh çok özür dilerim. Çok pardon!! Yemin ederim ki yanlışlıkla oldu. Peçete felan yok mu ya ufff! kusura bakma barmen kardeş ya. Çok üzgü-"
"Tamam sorun değil sakar kız. Bence sen çocuğu daha fazla bekletme. Hadi koş git. Sana bol şans. " keyifcağzı bilirdi. Tabureden kalktım. İçkilerin parasını da vermemiştim. Adamda istememişti. Çantamdan telefonumu çıkardım. Ablama Dorukla bir işimin olduğunu anlatan kısa bir mesaj attım.
Sürtünen bedenleri ittirerek mide bulantısıyla bardan çıktım. Bar kapısının önündeydim. Sağ tarafta birileri öpüşüyordu. Doruk neredeydi ki? ( Katy perry part of me)
Daha sonra fark ettim de öpüşen kişiler Doruk ve Lidyaydı.
keyifli okumalar

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)
Benzer konular
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 21
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 85
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 56
- Cevaplar
- 5
- Görüntüleme
- 56
- Cevaplar
- 0
- Görüntüleme
- 25
