Ayyıldız2 | 2008 TR Yapısı • 1-99 Orta Emek Destan • Oto Avsız • 10 Temmuz 21:00 HEMEN TIKLA!
Allahım heyecandan ölen bir insan var mıdır? Yoksa bile ilk olma yolunda ilerliyorum. Kalbim resmen göğüs kafesimi delip geçmek istiyor. Öyle gürültülü atıyor ki kulaklarım uğulduyor sanki. Kızım bak bir şeyler ye. Bugün zaten elimiz ayağımıza dolanacak. Aç kalacaksın. Kahvaltını et bari. Kucağımıza falan bayılıp kalma.
Hello Kittyli geceliğimle kahvaltı masasında otururken bu kadar heyecan yaptıysam akrabaların yanında ölürüm herhalde. Anne ya ertelesek mi?
Neyi?
Nişanı.
Annem keyifle sandalyesine yaslanarak ekmeğine yağ sürmeye devam etti. Resmen benimle alay ediyordu, ah be anne! Düşene bir de sen vur. Ben ciddiyim, öleceğim gerginlikten.
Bak Eylem ben babanla evlenirken bayılmıştım. dedi annem oturuşunu düzeltirken. Ardından rahat tavırlarla çay koydu kendine. Heyecandan mı? diye sordum yüzümde bir gülümseme oluşurken.
Hayır, saf kızım. Açlıktan. Hiçbir şey yiyemiyorsun o yüzden rahatla ve kahvaltı et.
Babama her gün daha çok üzüldüğümü söylemiş miydim? Yuh anne ya. Babam yanımızda bari itiraf etme. diye homurdandım. Aslında ilişkileri çok hoştu, kırılma veya gocunma dertleri yoktu. Birbirlerinin yanında ne kadar rahat ve mutlu olduklarını görebiliyordum.
Aman, Allahın bildiğini kuldan mı saklayacağım? dedi annem. O sırada babam dilimlenmiş ekmeğin üzerine yağ sonra da çilek reçeli sürmüştü. Önüme uzatıp koydu ve Hadi ye. Annen gibi bayılmanı istemeyiz. dedi.
Tam reçelli-yağlı ekmeğimi dudaklarıma doğru götürdüğüm sırada telefonum çalmaya başladı. Aceleyle kaçırıyorlarmış gibi bir ısırık alarak telefonu açtım.
Öföndöm? (Efendim?)
Eylem sen misin yoksa uzaylılar tarafından kaçırıldın mı?
Lokmayı yutarak yüzümü buruşturdum. Dünya üzerinde her konuşmada rezil olduğunuz birisi var mıydı? Benim, evet. O şanslı insan ise Tolga. Nişanlanacağım kişi.
Öhü, yani ne oluyor? Kargalar Uyanmadan?
Babamın kargalar kelimesinden sonraki bakışını görünce devam etmeme kararı almıştım. Ne yaptın diye sormak amacıyla aramıştım. Sığır gibi uyuyorsun ya.
Al işte! Ben de diyorum hala dalga geçmedi, ne zaman gündeme getirecek o konuyu. Annem onun yanında kurduğu her cümleye dikkat etmeliydi bundan sonra! Of, alay edersen kapatırım yüzüne telefonu. diye tehdit ettim. Tamam be! Annem soruyor, kaçta hazır olurmuşsunuz?
Limuzin mi göndereceksin kapıma? derken hem sırıtıyor hem de babamla anneme kaşlarımı kaldırıyordum. Tek kaş işi bende yaş. Olmuyor. He işim gücüm yok sana limuzin göndereceğim.
Bozulsam da belli etmeden Haha, hiç gerek yok Tolgacığım. dedim, gün intikam günü! Ay kırmızı halı mı? Saçmalama. Tamam, bak böyle şeylere gerek yok. Benimle nişanlandığın için çok mu onurlandın? Tabii ki. Benim gibi kızı başka nerede bulacaksın? Niye şoförlüğümü sen yapacaksın canım? Olmaz öyle şey.
Annenle babanın yanındasın değil mi düzenbaz?
Hıı, evet. derken annemin yuvasından fırlamak üzere olan gözlerine bakıyordum keyifle. Neyse kapatıyorum ben. dediğimde o önce davrandı. Telefonun düzenli dıt, dıt, dıt sesini dinlerken çaktırmamayı denedim. Hayır, sen kapat. Olmaz, Tolga. Bana hayransın anladım ama-
Numarama devam edecektim, tabii telefon çalmasaydı. Kıpkırmızı olarak Tolganın aradığını gördüm. Bilerek yapmıştı pislik! Annem kıkırdarken babam kahkaha atıyordu. Telefonu açtım ve küfür etmemeye çalıştım.
He? Ne var?!
Küçük oyununu ortaya çıkarabildim mi?
Evet.
Hayır.
Sinirli ses tonum, telefonu sıkmaktan neredeyse kıpkırmızı olan ellerimle cevabımın yalan olduğu açıktı. Neyse şovumuza ara verdiysek devam ediyorum, tam saat iki de bizde olmalısınız. Tamam mı?
Hıı. dedim ve yüzüne kapatıverdim. Her şey karşılıklı demiş miydim? Telefonu öylesine masanın üzerine bırakarak yarım kalan ekmeğimi ısırdım. Annem sesini incelterek beni taklit etti. Onun bu haline gülsem de Tolgaya sinirli olduğum gerçeğini değiştirmiyordu. Tanışalı kaç gün olmuştu da yapacağım her hareketi tahmin edebiliyordu bu adam?
Düşüncelerimi kenara iterek keyifle kahvaltımı ettim. Karnımdaki kıpırtı, kalbimdeki gümbürtüyü umursamamaya çalıştım. En son çayımın son yudumunu içerek kalktım sofradan. Eylem, bir günde şu masayı ben toplayayım desen?
Nişanlanacağım ben! Gelmeyin üstüme. diyerek en son sekizinci sınıfta yaptığım atarı tekrarladım. O zaman da Sınavım var benim! Gelmeyin üstüme. demiştim.
Sen nişanlansan da nişanlanmasan da elini işe sürmüyorsun ki! diye çemkirdi annem. Ondan kaçabilmek adına hemen odama girdim. Yirmi beş yaşına girmiş olabilirim fakat ev işlerini sevmem gerekmiyor.
Rahatlayabilmek adına kulaklıklarımı takarak hareketli şarkılardan birini açtım. Hem saçma sapan dans figürleri sergiliyor, hem de kendimce bağırarak şarkıya eşil ediyordum.
Annemin kapıya yaslanmış, alay edercesine gülen ifadesini görmemle adımlarım dondu. Sen beni mi izliyorsun? dedim neredeyse inleyerek. Kulaklığımı çıkarıp yatağın üstüne atarken tekrar somurtmuştum. Evet, odaya girdiğimde ilk gördüğüm şey havada amaçsızca salladığın kollarındı.
Onların bir amacı var anne, dans!
Hım Bir sorun mu var?
Uzatmak istemediğinden olsa gerek başını iki yana salladı. Kaçta kuaföre gidecektin? diye sordu annem. On iki gibi.
Saatin on bir olduğunun farkındasın o zaman?
Dudaklarımın arasından engelleyemediğim bir çığlık kaçtı. Yuh yani! Biz kahvaltıyı bir saatte mi yaptık? Hepsi Tolganın yüzünden, oyaladı tabii beni!
Giyin, çık hemen. Tülay geldi. Kıza birlikte gideriz demişsin
Elbisemin eteklerine sarıldığım anda annemin hala odada olduğunu gördüm. Vücudumu dikizlemeyeceksen çıksan anne? Malum geç kaldım!
Annem resmen homurdanarak uzaklaşınca kendi kendime sırıttım. Allahım! Bugün nişanım var! Geceliğimden kurtulup bol bir kot ve rahat olabilmek amacıyla gömlek giyiverdim. Olabildiğince hızlı davranıyordum.
Kapıya uzanarak derin nefesler aldım, sakin olmalıyım.
Tülay?!
Elbiseni almamışsın ki! diye söylenen Tülay beni iterek odama girdi ve incelemeden dolabıma yürüdü. Hemen kapaklarını açarak şöyle bir göz attı. Aradığını bulmuş olmanın verdiği hevesiyle koyu yeşil elbisemi askıdan aldı.
Ay bir kez daha gururlandım. Bu elbiseyi bulmak her yiğidin harcı değildir!
Onun kendi iç diyaloguna gülümsedim. Gitmiyor muyuz hala? derken sesim alaycıydı. Bana bakıp bilerek gözlerini devirince ellerimi belime dayadım.
Aman şu poza girme! Annem hep öyle yapınca en az yarım saatlik nutuk atıyor. diyerek kapıdan çıktı. Kıkırdayarak peşine düştüm. Bütün anneler aynı canım. Sen yine yarım saatle yırtmışsın, benim ki en az bir saat sürüyor.
Biz aramızda gülüşürken çoktan salona varmıştık. Girer girmez ilk gördüğüm kişi Tolga oldu.
Hani beni telefonda rezil eden nişanlım(!)
Tolga?!
Ama hep aynı tepkiyi veriyorsun! Azıcık özgün ol. diyerek dalga geçen Tülaya korkutucu bakışlarla karşılık verdim. Bu ailenin tek amaçları var. O da beni şaşırtmak! Ne işin var burada? dedim sesimin sakinliğini korumaya çalışarak.
Şu ortadan kaybolma meselesini unutmuş gibi davranmalıydım. Böylece umursamadığımı düşünebilirdi! Ki durum böyleydi. Hıh, hiç takmadım!
Limuzin getirdim hanımefendi. Bir de şoförlük için başvurmuştum.
Bunu söylerken olmayan ceketinin düğmelerini ilikliyor gibi yaptı. Annem gülerek damadının koluna vurdu. Kaynana-damat ittifakı mı olur kadın?!
Ay ilahi Tolga. Komik çocuksun.
Hıı, o kadar komik ki gülmekten öldürdü hepimizi.
İğnelememe karşılık aldığım cevap; annemin ateşli bakışlarıydı. Ki burada bahsettiğim ateşli seksi değil, seni yakarım anlamı taşıyan bakıştı!
Hadi gidelim o zaman.
Ortamı yumuşatan her zaman olduğu gibi Tolgaydı. Annem bu adamın karşısında dut yemiş bülbüle dönüyor! Dediğini ikiletmiyor! Neydi günahım?
Kuzu sürüsü misali kapıya yürüdüğümüzde içimden kahkaha atmak geldi. İyi de ben sürü psikolojisine karşıyım! Tek tabanca takılmak en iyisidir.
Herkes ayakkabılarını giyince Tülay endişeyle merdiven basamağına oturuverdi. Ağabey, beni de bekleyin! Lise günlerimde bağcıklarım çözüldüğünde yaşadığım endişeyi şu an karşımda Tülay yaşıyordu. Biz önden gitmeyelim diye oturmuş, kendi elleriyle cebelleşiyor. Ah be yavrum!
Bekleyelim dedim annemi durdurarak. Gençliğimi hatırlattı.
Sanki elli yaşında haspam.
Anne!
Anlamıyorum, her zaman bu kadar ağzı bozuk, kızı hakkında söylenip duran birisi miydi? Yoksa Tolganın yanında özellikle mi yapıyor? Demedim bir şey! diye söylenince ya sabır çektim.
Önce bir güzel dalgasını geçiyor, sonrada demedim bir şey diyor! Tolganın elindeki alay malzemeleriyle bina yapılır be anne! Tamam, bu espriye kendim bile gülmedim.
Saçlarını nasıl bir şey yaptırmayı düşünüyorsun? diyerek hevesle koluma girdi Tülay. Nihayet bize yetişebilmişti. Kalıptan çıkma bukleler olmasın yeter! dedim neredeyse inleyerek. Halime kıkırdayarak Su dalgası yaptırıp toplatalım. dedi.
Aslında Su dalgası yaptırıp tek tarafıma almayı planlıyordum.
O da olabilir, diyerek anlarcasına başını salladı. Şu an bahsettiğiniz ne? diyen Tolga yüzünü buruşturmuştu. Muhabbetimizi anlamadığını fark edebilmiştik. Saçını topuz mu yapsın açık mı bıraksın? dedi Tülay ağabeyinin anlayabileceği şekilde tercüme etmeyi denerken.
Oha! Yani siz şu şifreli konuşmayı yaparken aslında topuz veya açık bırakmaktan mı bahsediyorsunuz? Kadınları anlamadım, anlayamıyorum, anlamayacağım!
Ağabey arada su dalgası var! diye isyan etti Tülay. Gerçi kıza da üzülmüyor değilim. İki tane geniş omuzlu, masmavi gözlü ağabeyle büyümüş. Ablası da yok! Ayrıca kızsal sorunlarını fark etmiş ağabeyleri!
Binadan çıktığımızda kırmızı mini Cooperı görmemle ellerimi çırpmam bir oldu. Çok güzel! derken ellerimi dikiz aynasında gezdirmiştim. Yirmi yaşına girdiğimde benim olacak bu bebek.Tülay gülümseyerek arka kapıyı okşadı.
Onun haline sırıtmaktan kendimi alamadım. Ben olsam yeni bir mini Cooper aldırırım. Babamın koskoca şirketi olsa ne diye ikinci el arabayla takılayım ki? Allah biliyor işte, o yüzden fazlasıyla zengin değiliz!
Annemin söylenmeleriyle arabaya yerleştik. Kaynanasını aldı şoför koltuğunun yanına. Yine utanç verici çocukluk anılarımı anlattırıyor. İleri de dalga geçecek çünkü! Ah, ciğerini bilirim senin!
Tülayın kolunu dürttüm hafifçe. Senin sevgili durumları nasıl? derken gülüyordum. İşler kesat... dedi yüzünü buruştururken. Ne zaman konuştuğum birisi olsa ya Tolga ya da Tarık her şeyi mahvediyor!
Ay kuzum senin ağabeylerin vardı değil mi? Kıyamam
Tülay alıngan bir bakış fırlatırken araba ani frenle durdu. Buyurunuz! dedi Tolga kolunu kapıya yaslarken. Sen inmiyor musun?
Lafı ağzımdan alan Tülaya minnettar bakışlar fırlattım. Hayır, gururumdan soramıyorum fakat bilmeyince meraktan çatlama noktasına geliyorum.
Sizi beş saat bekleyeyim mi? Olmaz canım!
Abartmasak? At tarafı bir buçuk saat. dedim homurdanarak kapıya uzanırken. Tolga oturduğu araba koltuğunda arkaya doğru döndü gülümseyerek. Yoksa şu alt tarafı bir buçuk saatte beni özleyecek misin? Ah, ne yapacağız? Bana tamamen âşık oldun.
Esprinde kendin gibi! İğrenç ve samimiyetsiz!
İçim acıyarak gürültüyle kapattım kapıyı. Sonuçta mini Cooper. İyi söyledin. diyen Tülay gülüyordu halime. Ona da atarlanarak bu sefer açık bıraktığım saçlarımı savurdum. Kuaföre doğru ilerlerdim büyük adımlarla. Kuaförümüz tanıdıktı. İçeri girince hemen hep oturduğum koltuğa yerleştim.
Tülayın elindeki elbiseyi işaret parmağımla gösterirken Sence ne uygun olur? diye soruverdim. Dağınık topuz mu yoksa tek tarafa toplamak mı?
Bir süre düşündükten sonra Topuz yapmayalım. dedi. Kendimi tamamen kuaförün insafına bırakmıştım. Nişanım biliyorsun değil mi? Lütfen, mahvolmasın!
Biliyoruz herhalde.
Tülayda yanımızdaki masaya otururken içeri annem girdi. Sanırım Tolgayla küçük bir konuşma yapmışlardı. O da Tülayın yanına oturunca zaten dün yıkadığım saçlarıma maşayla yaklaştı kuaför. Yıkama kısmını es geçtiğimizden sevinçliydim.
Kuaförler de keyif yapamıyordum. Bazen saçımı o kadar sert çekiyorlardı ki boynum lavaboya çarpıyordu!
Kötü anılarımı yok sayarak tamamen su dalgası halinde kalan saçıma baktım. Kuaför, sağ omzuma bıraktığı saçıma sprey sıktı hızla. Birkaç tel tokayı saçımda hissetsem de tam yerlerini tespit edememiştim. Hem aynadan bakınca da gözükmeyeceklerdi muhtemelen.
Alnında örgü mü geçirsek?
Tülayın fikri pek orijinal değildi fakat bende severdim örgülü saçı.
Hayır, olmaz!
Kuaförüm bütün ipleri eline almıştı ne yazık ki. Bundan sonra beni dinlemezdi de. Alnından değil ama başından geçirebiliriz. diyerek kulağımın üzerinde bir tutam saçı alarak kusursuz bir örgü yaptı.
Ben ördüğümde ya saçım birkaç yerden çıkar ya da bazı kısımları kalın bazıları ince oluyordu. Asla kuaför olamayacağım! Yine tel tokaları görünmeyecek biçimde saçıma yerleştirip şah eserine beğeni dolu bakışlar fırlattı. Elbisemi kucağıma vererek aşağıda giyinebileceğimi söyleyince hevesle başımı salladım.
Aynada saçımın oldukça güzel olduğunu görebilmiştim.
Tülay ve anneme bakmadan koşar adım aşağı indim. Üzerimdekileri bir çırpıda çıkararak elbisemin içine girdim. Tabii her şeyi garantileyebilmek adına korse de giymiştim. Aldığım bütün elbiseler gibi bu da arkadan fermuarlıydı.
Arkadan fermuarlı elbise kadınlara yapılmış koca bir hakaretti. Allahım elimiz, kolumuzun uzanmadığı yere nasıl ulaşalım?
Küçücük odada elbisenin fermuarına ulaşabilmek için ecel terleri dökerken kapı çalındı.
Tülayın geldiğini düşündüğümden duraksamadan Girin. diye mırıldandım. Duyduğum ıslık sesi olduğum yerde çakılı kalmamı sağladı. Ellerim sırtımda, insanüstü bir çaba içindeydim. Bu halimde kapıya döndüğümde karşılaşmayı beklediğim son insan bile değildi, Tolga.
Tolga?!
Of Eylem, hep aynı tepki.
Resmen benimle alay ediyor! Hem de kardeşinden -Tülaydan- alıntı yaparak! Çıksana be! diye çemkirirken arkamı göremeyeceği biçimde dönmüştüm. Yukarıda bizi bekliyorlar, gel kapatayım fermuarı. Çıkalım.
Aslında kabul etmezdim fakat adam zaten nişanlım olacaktı ki! Caiz midir ki? Omuz silkerek Hiçbir ima veya alay cümlesi duymayacağım değil mi? diye sordum endişeyle. Aşk olsun, ben hiç öyle şey yapar mıyım?
Cümleyi söyleyiş şekli bile izin vermemem için başlı başına bir neden. Ama zamanımızın azaldığı da bir gerçekti. Zaten fermuar boylu boyunca değildi. Bir karış anca vardı. Utana sıkıla döndüm arkamı.
Beklediğimin aksine hiçbir şey söylemeden hallediverdi işini.
Hadi bakalım, müstakbel nişanlım. Herkes bizi bekliyor.
O kadar romantik bir cümle gibiydi ki aniden nişanlı psikolojisine girmiştim. Yüzüme kocaman sırıtış yayılırken çok mantıklı bulduğum cevabı söyledim.
He, ayakkabısız çıkayım karşılarına?
Tolga, duyduğu cümleyle sağlam bir kahkaha atınca söylendim. Koltuğun üzerine koyduğu -ne zaman ayakkabının geldiğini bile bilmiyorum- alarak önümde diz çöktü. O sırada egom kendini şişirmekle meşguldü.
Ayağını uzat.
Dediğini yaptım, bileğimi tutarak topuklu ayakkabımı giydirince içimdeki şeytani taraf kahkahalara boğuldu.
Ünlü iş adamlarından biri olan Tolga Sağlam, önümde diz çökmüş krem rengi topuklu ayakkabımı giydiriyordu!
Artık gidebilir miyiz? dediğinde ise başımı olumlu anlamda salladım. Sonuçta daha çok günler vardı, ona çektireceğim. Nişanlılığımız bir süre devam etmeliydi. İstediğim kadar işkence edebilirdim.
Şimdilik işimi erteliyorum.
Elbiseler sana yakışmıyor. Garip oluyorsun.
Hıı, kıskanma.
Söylediğim cümlenin saçmalığına mı gülsem Tolganın kıkırtısına mı ağlasam bilemedim. Elbise giyişini mi kıskanmayayım? Hım, evet. Ben elbise giyemiyorum diye sana çok imreniyorum!
Bu adam benimle dalga geçmeden duramıyor mu acaba?
Bitti, ciddiyetini topla gidiyoruz.
Hıı, ciddiyet toplanan bir şey zaten. Hatta sen çıkar, çarp, böl.
Gerilince saçma sapan konuşan bir yapınız varsa kendinizi on beş yerinizden bıçaklamak isteyebilirsiniz.
Bana esprilerim için iğrenç ve samimiyetsiz diyen insandan bunları duymak gözlerimi yaşarttı.
Daha fazla rezil olmamak adına çenemi sımsıkı kapayarak merdivenleri çıktım. Sadece iki saat sonra nişanlı olacaktım, tabii kalpten gitmezsem!
Hello Kittyli geceliğimle kahvaltı masasında otururken bu kadar heyecan yaptıysam akrabaların yanında ölürüm herhalde. Anne ya ertelesek mi?
Neyi?
Nişanı.
Annem keyifle sandalyesine yaslanarak ekmeğine yağ sürmeye devam etti. Resmen benimle alay ediyordu, ah be anne! Düşene bir de sen vur. Ben ciddiyim, öleceğim gerginlikten.
Bak Eylem ben babanla evlenirken bayılmıştım. dedi annem oturuşunu düzeltirken. Ardından rahat tavırlarla çay koydu kendine. Heyecandan mı? diye sordum yüzümde bir gülümseme oluşurken.
Hayır, saf kızım. Açlıktan. Hiçbir şey yiyemiyorsun o yüzden rahatla ve kahvaltı et.
Babama her gün daha çok üzüldüğümü söylemiş miydim? Yuh anne ya. Babam yanımızda bari itiraf etme. diye homurdandım. Aslında ilişkileri çok hoştu, kırılma veya gocunma dertleri yoktu. Birbirlerinin yanında ne kadar rahat ve mutlu olduklarını görebiliyordum.
Aman, Allahın bildiğini kuldan mı saklayacağım? dedi annem. O sırada babam dilimlenmiş ekmeğin üzerine yağ sonra da çilek reçeli sürmüştü. Önüme uzatıp koydu ve Hadi ye. Annen gibi bayılmanı istemeyiz. dedi.
Tam reçelli-yağlı ekmeğimi dudaklarıma doğru götürdüğüm sırada telefonum çalmaya başladı. Aceleyle kaçırıyorlarmış gibi bir ısırık alarak telefonu açtım.
Öföndöm? (Efendim?)
Eylem sen misin yoksa uzaylılar tarafından kaçırıldın mı?
Lokmayı yutarak yüzümü buruşturdum. Dünya üzerinde her konuşmada rezil olduğunuz birisi var mıydı? Benim, evet. O şanslı insan ise Tolga. Nişanlanacağım kişi.
Öhü, yani ne oluyor? Kargalar Uyanmadan?
Babamın kargalar kelimesinden sonraki bakışını görünce devam etmeme kararı almıştım. Ne yaptın diye sormak amacıyla aramıştım. Sığır gibi uyuyorsun ya.
Al işte! Ben de diyorum hala dalga geçmedi, ne zaman gündeme getirecek o konuyu. Annem onun yanında kurduğu her cümleye dikkat etmeliydi bundan sonra! Of, alay edersen kapatırım yüzüne telefonu. diye tehdit ettim. Tamam be! Annem soruyor, kaçta hazır olurmuşsunuz?
Limuzin mi göndereceksin kapıma? derken hem sırıtıyor hem de babamla anneme kaşlarımı kaldırıyordum. Tek kaş işi bende yaş. Olmuyor. He işim gücüm yok sana limuzin göndereceğim.
Bozulsam da belli etmeden Haha, hiç gerek yok Tolgacığım. dedim, gün intikam günü! Ay kırmızı halı mı? Saçmalama. Tamam, bak böyle şeylere gerek yok. Benimle nişanlandığın için çok mu onurlandın? Tabii ki. Benim gibi kızı başka nerede bulacaksın? Niye şoförlüğümü sen yapacaksın canım? Olmaz öyle şey.
Annenle babanın yanındasın değil mi düzenbaz?
Hıı, evet. derken annemin yuvasından fırlamak üzere olan gözlerine bakıyordum keyifle. Neyse kapatıyorum ben. dediğimde o önce davrandı. Telefonun düzenli dıt, dıt, dıt sesini dinlerken çaktırmamayı denedim. Hayır, sen kapat. Olmaz, Tolga. Bana hayransın anladım ama-
Numarama devam edecektim, tabii telefon çalmasaydı. Kıpkırmızı olarak Tolganın aradığını gördüm. Bilerek yapmıştı pislik! Annem kıkırdarken babam kahkaha atıyordu. Telefonu açtım ve küfür etmemeye çalıştım.
He? Ne var?!
Küçük oyununu ortaya çıkarabildim mi?
Evet.
Hayır.
Sinirli ses tonum, telefonu sıkmaktan neredeyse kıpkırmızı olan ellerimle cevabımın yalan olduğu açıktı. Neyse şovumuza ara verdiysek devam ediyorum, tam saat iki de bizde olmalısınız. Tamam mı?
Hıı. dedim ve yüzüne kapatıverdim. Her şey karşılıklı demiş miydim? Telefonu öylesine masanın üzerine bırakarak yarım kalan ekmeğimi ısırdım. Annem sesini incelterek beni taklit etti. Onun bu haline gülsem de Tolgaya sinirli olduğum gerçeğini değiştirmiyordu. Tanışalı kaç gün olmuştu da yapacağım her hareketi tahmin edebiliyordu bu adam?
Düşüncelerimi kenara iterek keyifle kahvaltımı ettim. Karnımdaki kıpırtı, kalbimdeki gümbürtüyü umursamamaya çalıştım. En son çayımın son yudumunu içerek kalktım sofradan. Eylem, bir günde şu masayı ben toplayayım desen?
Nişanlanacağım ben! Gelmeyin üstüme. diyerek en son sekizinci sınıfta yaptığım atarı tekrarladım. O zaman da Sınavım var benim! Gelmeyin üstüme. demiştim.
Sen nişanlansan da nişanlanmasan da elini işe sürmüyorsun ki! diye çemkirdi annem. Ondan kaçabilmek adına hemen odama girdim. Yirmi beş yaşına girmiş olabilirim fakat ev işlerini sevmem gerekmiyor.
Rahatlayabilmek adına kulaklıklarımı takarak hareketli şarkılardan birini açtım. Hem saçma sapan dans figürleri sergiliyor, hem de kendimce bağırarak şarkıya eşil ediyordum.
Annemin kapıya yaslanmış, alay edercesine gülen ifadesini görmemle adımlarım dondu. Sen beni mi izliyorsun? dedim neredeyse inleyerek. Kulaklığımı çıkarıp yatağın üstüne atarken tekrar somurtmuştum. Evet, odaya girdiğimde ilk gördüğüm şey havada amaçsızca salladığın kollarındı.
Onların bir amacı var anne, dans!
Hım Bir sorun mu var?
Uzatmak istemediğinden olsa gerek başını iki yana salladı. Kaçta kuaföre gidecektin? diye sordu annem. On iki gibi.
Saatin on bir olduğunun farkındasın o zaman?
Dudaklarımın arasından engelleyemediğim bir çığlık kaçtı. Yuh yani! Biz kahvaltıyı bir saatte mi yaptık? Hepsi Tolganın yüzünden, oyaladı tabii beni!
Giyin, çık hemen. Tülay geldi. Kıza birlikte gideriz demişsin
Elbisemin eteklerine sarıldığım anda annemin hala odada olduğunu gördüm. Vücudumu dikizlemeyeceksen çıksan anne? Malum geç kaldım!
Annem resmen homurdanarak uzaklaşınca kendi kendime sırıttım. Allahım! Bugün nişanım var! Geceliğimden kurtulup bol bir kot ve rahat olabilmek amacıyla gömlek giyiverdim. Olabildiğince hızlı davranıyordum.
Kapıya uzanarak derin nefesler aldım, sakin olmalıyım.
Tülay?!
Elbiseni almamışsın ki! diye söylenen Tülay beni iterek odama girdi ve incelemeden dolabıma yürüdü. Hemen kapaklarını açarak şöyle bir göz attı. Aradığını bulmuş olmanın verdiği hevesiyle koyu yeşil elbisemi askıdan aldı.
Ay bir kez daha gururlandım. Bu elbiseyi bulmak her yiğidin harcı değildir!
Onun kendi iç diyaloguna gülümsedim. Gitmiyor muyuz hala? derken sesim alaycıydı. Bana bakıp bilerek gözlerini devirince ellerimi belime dayadım.
Aman şu poza girme! Annem hep öyle yapınca en az yarım saatlik nutuk atıyor. diyerek kapıdan çıktı. Kıkırdayarak peşine düştüm. Bütün anneler aynı canım. Sen yine yarım saatle yırtmışsın, benim ki en az bir saat sürüyor.
Biz aramızda gülüşürken çoktan salona varmıştık. Girer girmez ilk gördüğüm kişi Tolga oldu.
Hani beni telefonda rezil eden nişanlım(!)
Tolga?!
Ama hep aynı tepkiyi veriyorsun! Azıcık özgün ol. diyerek dalga geçen Tülaya korkutucu bakışlarla karşılık verdim. Bu ailenin tek amaçları var. O da beni şaşırtmak! Ne işin var burada? dedim sesimin sakinliğini korumaya çalışarak.
Şu ortadan kaybolma meselesini unutmuş gibi davranmalıydım. Böylece umursamadığımı düşünebilirdi! Ki durum böyleydi. Hıh, hiç takmadım!
Limuzin getirdim hanımefendi. Bir de şoförlük için başvurmuştum.
Bunu söylerken olmayan ceketinin düğmelerini ilikliyor gibi yaptı. Annem gülerek damadının koluna vurdu. Kaynana-damat ittifakı mı olur kadın?!
Ay ilahi Tolga. Komik çocuksun.
Hıı, o kadar komik ki gülmekten öldürdü hepimizi.
İğnelememe karşılık aldığım cevap; annemin ateşli bakışlarıydı. Ki burada bahsettiğim ateşli seksi değil, seni yakarım anlamı taşıyan bakıştı!
Hadi gidelim o zaman.
Ortamı yumuşatan her zaman olduğu gibi Tolgaydı. Annem bu adamın karşısında dut yemiş bülbüle dönüyor! Dediğini ikiletmiyor! Neydi günahım?
Kuzu sürüsü misali kapıya yürüdüğümüzde içimden kahkaha atmak geldi. İyi de ben sürü psikolojisine karşıyım! Tek tabanca takılmak en iyisidir.
Herkes ayakkabılarını giyince Tülay endişeyle merdiven basamağına oturuverdi. Ağabey, beni de bekleyin! Lise günlerimde bağcıklarım çözüldüğünde yaşadığım endişeyi şu an karşımda Tülay yaşıyordu. Biz önden gitmeyelim diye oturmuş, kendi elleriyle cebelleşiyor. Ah be yavrum!
Bekleyelim dedim annemi durdurarak. Gençliğimi hatırlattı.
Sanki elli yaşında haspam.
Anne!
Anlamıyorum, her zaman bu kadar ağzı bozuk, kızı hakkında söylenip duran birisi miydi? Yoksa Tolganın yanında özellikle mi yapıyor? Demedim bir şey! diye söylenince ya sabır çektim.
Önce bir güzel dalgasını geçiyor, sonrada demedim bir şey diyor! Tolganın elindeki alay malzemeleriyle bina yapılır be anne! Tamam, bu espriye kendim bile gülmedim.
Saçlarını nasıl bir şey yaptırmayı düşünüyorsun? diyerek hevesle koluma girdi Tülay. Nihayet bize yetişebilmişti. Kalıptan çıkma bukleler olmasın yeter! dedim neredeyse inleyerek. Halime kıkırdayarak Su dalgası yaptırıp toplatalım. dedi.
Aslında Su dalgası yaptırıp tek tarafıma almayı planlıyordum.
O da olabilir, diyerek anlarcasına başını salladı. Şu an bahsettiğiniz ne? diyen Tolga yüzünü buruşturmuştu. Muhabbetimizi anlamadığını fark edebilmiştik. Saçını topuz mu yapsın açık mı bıraksın? dedi Tülay ağabeyinin anlayabileceği şekilde tercüme etmeyi denerken.
Oha! Yani siz şu şifreli konuşmayı yaparken aslında topuz veya açık bırakmaktan mı bahsediyorsunuz? Kadınları anlamadım, anlayamıyorum, anlamayacağım!
Ağabey arada su dalgası var! diye isyan etti Tülay. Gerçi kıza da üzülmüyor değilim. İki tane geniş omuzlu, masmavi gözlü ağabeyle büyümüş. Ablası da yok! Ayrıca kızsal sorunlarını fark etmiş ağabeyleri!
Binadan çıktığımızda kırmızı mini Cooperı görmemle ellerimi çırpmam bir oldu. Çok güzel! derken ellerimi dikiz aynasında gezdirmiştim. Yirmi yaşına girdiğimde benim olacak bu bebek.Tülay gülümseyerek arka kapıyı okşadı.
Onun haline sırıtmaktan kendimi alamadım. Ben olsam yeni bir mini Cooper aldırırım. Babamın koskoca şirketi olsa ne diye ikinci el arabayla takılayım ki? Allah biliyor işte, o yüzden fazlasıyla zengin değiliz!
Annemin söylenmeleriyle arabaya yerleştik. Kaynanasını aldı şoför koltuğunun yanına. Yine utanç verici çocukluk anılarımı anlattırıyor. İleri de dalga geçecek çünkü! Ah, ciğerini bilirim senin!
Tülayın kolunu dürttüm hafifçe. Senin sevgili durumları nasıl? derken gülüyordum. İşler kesat... dedi yüzünü buruştururken. Ne zaman konuştuğum birisi olsa ya Tolga ya da Tarık her şeyi mahvediyor!
Ay kuzum senin ağabeylerin vardı değil mi? Kıyamam
Tülay alıngan bir bakış fırlatırken araba ani frenle durdu. Buyurunuz! dedi Tolga kolunu kapıya yaslarken. Sen inmiyor musun?
Lafı ağzımdan alan Tülaya minnettar bakışlar fırlattım. Hayır, gururumdan soramıyorum fakat bilmeyince meraktan çatlama noktasına geliyorum.
Sizi beş saat bekleyeyim mi? Olmaz canım!
Abartmasak? At tarafı bir buçuk saat. dedim homurdanarak kapıya uzanırken. Tolga oturduğu araba koltuğunda arkaya doğru döndü gülümseyerek. Yoksa şu alt tarafı bir buçuk saatte beni özleyecek misin? Ah, ne yapacağız? Bana tamamen âşık oldun.
Esprinde kendin gibi! İğrenç ve samimiyetsiz!
İçim acıyarak gürültüyle kapattım kapıyı. Sonuçta mini Cooper. İyi söyledin. diyen Tülay gülüyordu halime. Ona da atarlanarak bu sefer açık bıraktığım saçlarımı savurdum. Kuaföre doğru ilerlerdim büyük adımlarla. Kuaförümüz tanıdıktı. İçeri girince hemen hep oturduğum koltuğa yerleştim.
Tülayın elindeki elbiseyi işaret parmağımla gösterirken Sence ne uygun olur? diye soruverdim. Dağınık topuz mu yoksa tek tarafa toplamak mı?
Bir süre düşündükten sonra Topuz yapmayalım. dedi. Kendimi tamamen kuaförün insafına bırakmıştım. Nişanım biliyorsun değil mi? Lütfen, mahvolmasın!
Biliyoruz herhalde.
Tülayda yanımızdaki masaya otururken içeri annem girdi. Sanırım Tolgayla küçük bir konuşma yapmışlardı. O da Tülayın yanına oturunca zaten dün yıkadığım saçlarıma maşayla yaklaştı kuaför. Yıkama kısmını es geçtiğimizden sevinçliydim.
Kuaförler de keyif yapamıyordum. Bazen saçımı o kadar sert çekiyorlardı ki boynum lavaboya çarpıyordu!
Kötü anılarımı yok sayarak tamamen su dalgası halinde kalan saçıma baktım. Kuaför, sağ omzuma bıraktığı saçıma sprey sıktı hızla. Birkaç tel tokayı saçımda hissetsem de tam yerlerini tespit edememiştim. Hem aynadan bakınca da gözükmeyeceklerdi muhtemelen.
Alnında örgü mü geçirsek?
Tülayın fikri pek orijinal değildi fakat bende severdim örgülü saçı.
Hayır, olmaz!
Kuaförüm bütün ipleri eline almıştı ne yazık ki. Bundan sonra beni dinlemezdi de. Alnından değil ama başından geçirebiliriz. diyerek kulağımın üzerinde bir tutam saçı alarak kusursuz bir örgü yaptı.
Ben ördüğümde ya saçım birkaç yerden çıkar ya da bazı kısımları kalın bazıları ince oluyordu. Asla kuaför olamayacağım! Yine tel tokaları görünmeyecek biçimde saçıma yerleştirip şah eserine beğeni dolu bakışlar fırlattı. Elbisemi kucağıma vererek aşağıda giyinebileceğimi söyleyince hevesle başımı salladım.
Aynada saçımın oldukça güzel olduğunu görebilmiştim.
Tülay ve anneme bakmadan koşar adım aşağı indim. Üzerimdekileri bir çırpıda çıkararak elbisemin içine girdim. Tabii her şeyi garantileyebilmek adına korse de giymiştim. Aldığım bütün elbiseler gibi bu da arkadan fermuarlıydı.
Arkadan fermuarlı elbise kadınlara yapılmış koca bir hakaretti. Allahım elimiz, kolumuzun uzanmadığı yere nasıl ulaşalım?
Küçücük odada elbisenin fermuarına ulaşabilmek için ecel terleri dökerken kapı çalındı.
Tülayın geldiğini düşündüğümden duraksamadan Girin. diye mırıldandım. Duyduğum ıslık sesi olduğum yerde çakılı kalmamı sağladı. Ellerim sırtımda, insanüstü bir çaba içindeydim. Bu halimde kapıya döndüğümde karşılaşmayı beklediğim son insan bile değildi, Tolga.
Tolga?!
Of Eylem, hep aynı tepki.
Resmen benimle alay ediyor! Hem de kardeşinden -Tülaydan- alıntı yaparak! Çıksana be! diye çemkirirken arkamı göremeyeceği biçimde dönmüştüm. Yukarıda bizi bekliyorlar, gel kapatayım fermuarı. Çıkalım.
Aslında kabul etmezdim fakat adam zaten nişanlım olacaktı ki! Caiz midir ki? Omuz silkerek Hiçbir ima veya alay cümlesi duymayacağım değil mi? diye sordum endişeyle. Aşk olsun, ben hiç öyle şey yapar mıyım?
Cümleyi söyleyiş şekli bile izin vermemem için başlı başına bir neden. Ama zamanımızın azaldığı da bir gerçekti. Zaten fermuar boylu boyunca değildi. Bir karış anca vardı. Utana sıkıla döndüm arkamı.
Beklediğimin aksine hiçbir şey söylemeden hallediverdi işini.
Hadi bakalım, müstakbel nişanlım. Herkes bizi bekliyor.
O kadar romantik bir cümle gibiydi ki aniden nişanlı psikolojisine girmiştim. Yüzüme kocaman sırıtış yayılırken çok mantıklı bulduğum cevabı söyledim.
He, ayakkabısız çıkayım karşılarına?
Tolga, duyduğu cümleyle sağlam bir kahkaha atınca söylendim. Koltuğun üzerine koyduğu -ne zaman ayakkabının geldiğini bile bilmiyorum- alarak önümde diz çöktü. O sırada egom kendini şişirmekle meşguldü.
Ayağını uzat.
Dediğini yaptım, bileğimi tutarak topuklu ayakkabımı giydirince içimdeki şeytani taraf kahkahalara boğuldu.
Ünlü iş adamlarından biri olan Tolga Sağlam, önümde diz çökmüş krem rengi topuklu ayakkabımı giydiriyordu!
Artık gidebilir miyiz? dediğinde ise başımı olumlu anlamda salladım. Sonuçta daha çok günler vardı, ona çektireceğim. Nişanlılığımız bir süre devam etmeliydi. İstediğim kadar işkence edebilirdim.
Şimdilik işimi erteliyorum.
Elbiseler sana yakışmıyor. Garip oluyorsun.
Hıı, kıskanma.
Söylediğim cümlenin saçmalığına mı gülsem Tolganın kıkırtısına mı ağlasam bilemedim. Elbise giyişini mi kıskanmayayım? Hım, evet. Ben elbise giyemiyorum diye sana çok imreniyorum!
Bu adam benimle dalga geçmeden duramıyor mu acaba?
Bitti, ciddiyetini topla gidiyoruz.
Hıı, ciddiyet toplanan bir şey zaten. Hatta sen çıkar, çarp, böl.
Gerilince saçma sapan konuşan bir yapınız varsa kendinizi on beş yerinizden bıçaklamak isteyebilirsiniz.
Bana esprilerim için iğrenç ve samimiyetsiz diyen insandan bunları duymak gözlerimi yaşarttı.
Daha fazla rezil olmamak adına çenemi sımsıkı kapayarak merdivenleri çıktım. Sadece iki saat sonra nişanlı olacaktım, tabii kalpten gitmezsem!
Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)
Benzer konular
- Kilitli
- Anket
- Cevaplar
- 6
- Görüntüleme
- 61
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 86
- Cevaplar
- 0
- Görüntüleme
- 26
- Cevaplar
- 0
- Görüntüleme
- 27
- Cevaplar
- 5
- Görüntüleme
- 81