mavzermete 1
mavzermete
Psych0SoociaL 1
Psych0SoociaL
noisiv 1
noisiv
Manwe Work 1
Manwe Work
Agora Metin2 1
Agora Metin2
Hikaye Ekle

Fotoğraf - 9. Bölüm

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan qecekondu06
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 1
  • Görüntüleme Görüntüleme 274

HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!

Tamı tamına üç gündür ne Tolga’yı görüyorum ne de sesini duyuyorum. Aslında o günden sonra çok kafama taktığım söylenemez. Sonuçta nişanlılığımız gerçek değil. Benim başımıza sardığım bir bela sadece.
Ya da böyle düşünerek kafamı rahatlattım, bilmiyorum. Duygularını açık seçik seçebilen birisi olmadım. Tolga'ya karşı duygum veya düşüncem var mı ondan bile emin değilim. İlk gittiği zaman azıcık acı çektiğimi kabul etmiştim fakat umursamaz maskemi takınmaktan da geri kalmamıştım.
Kabul etmem gereken bir gerçek var.
Tolga'sız üç gün oldukça sıkıcıydı.
Kimseyle laf dalaşına girmediğim, sessiz sakince nişanımı beklediğim üç gün!
Ayrıca oldukça bunaltıcı geçen nişan ve düğün hazırlığı vardı tabii.
Düşüncelerimi kendimi saklayarak tek tur etrafımda döndüm. Ilgın, içinde bulunduğum elbiseye hayran bakışlar atıyordu. Tolga bugün dönecekti, çünkü yarın nişanımız vardı. Aileler ne yapmış etmiş, hazırlıkları yetiştirmişlerdi. Babam her şeyi çok hızlı olduğu konusunda öfkelense de annemin otoritesi karşısında sessiz kalmayı seçiyordu.
Emeklilik başa bela işte! Koskoca adam minyon karısına laf, söz dinletemiyor.
‘‘Kızım afet olmuşsun.’’
‘‘Tabii ki.’’ diyerek gururla kaldırdım başımı. Ilgın bu hareketime gülünce bende koltuğa bıraktım kendimi. ‘‘Sana bir şey söyleyeceğim.’’ dedi ciddiyetle.
‘‘Hıı?’’
‘‘Sana özgüven falan geldi.’’ diyerek resmen benimle alay etti. ‘‘Hı hı.’’ dedim onu umursamadığımı anlamasını sağlayarak. ‘‘Ben ciddiyim, olgunlaştın kız!’’
Başımı iki yana sallayarak masamın üzerindeki tarağı kaptım. Ne yapacağımı anlayınca Ilgın’ın dudakları arasından kahkaha döküldü. Perdelerinden tamamen kapalı olduğundan emin olunca koltuğa çıktım.
Gürültüyle şarkı söylemeye başlarken tarağı dudaklarıma yaklaştırmıştım.
‘‘Gel, bana anlatma
Zamanım sende dursun,
Bırak yarım kalsın
Ya da al elimde kalan
Sor sana söyler hayat cevabın bende dursun…’’
Tarağı Ilgın’a uzattığımda aynı benim gibi yatağa çıkıp bağırarak eşlik etmeye başladı. İkimizde deli gibi zıplayarak şarkıyı söylemeye devam ederken nereden geldiğini anlayamadığım terlik bacağımı buldu ve değdiği yeri yaktı geçti resmen.
‘‘A-aa!’’ diyerek yere düştüğümde Ilgın’da kendini yatağa atmıştı. ‘‘Yarın nişanın var senin?! Dalga mı geçiyorsun çocuğum?’’ diyerek beni paylayan annemden kaçmak için ayaklandım. ‘‘Gelme üstüme anne ya!’’ dedim küçük çocuklar gibi mızmızlanarak.
Beni umursamadan ikinci terliğini Ilgın’a fırlatınca gülmeye başladık hep beraber. ‘‘O kıyafete bir şey olsun bak ne yapıyorum sana Eylem!’’ Üzerimdeki koyu yeşil, dantel süslemeli, dizlerimin üzerine gelen kıyafetime bakış atıp kapıya koştum. Ilgın’da peşimden geldiğini kafamın üstünden uçan terlikle anladım.
‘‘Çıkın evimden!’’ diye çemkirdi annem. ‘‘Çabuk! Sinir hastası edeceksiniz beni!’’
Dış kapıya yöneldiğim sırada ‘‘Eylem!’’ dedi yarı bağırır yarı sitemle. ‘‘Bak yırtılacak elbise!’’ Tabii onu dinlemeden kapıyı açıp iki adım attım. Ne yazık ki daha fazla ilerleyemeden birinin bedenine çarptım.
Tolga. Nişan hazırlığında beni ‘mal’ gibi bırakıp giden adam. Tolga Sağlam!
Üç gündür görmediğim kişi.
Hıh, hiç özlememişim.
‘‘Ne işin var burada?’’ dedim soğuk bir sesle. Her şey tamamdı. Buz bakışlar, ciddiyetle birbirine yapıştırdığım dudaklarım, kollarımı göğsümde bağlayışım. Hepsi yerle bir olmadan önce iki saniye öyle kalabildim. Anneme bakarak koşan Ilgın sırtıma çarpınca ikinci kez Tolga’nın kucağında buldum kendimi.
‘‘Beni özlemediğini söyleyeceksin, biliyorum ama kendini sürekli kucağıma atarsan nasıl inanayım sana?’’
Aldın mı cevabını Eylem? Sen anca oraya buraya savrul!
‘‘Beni görmeyeceğini söyleyip çekip giden bir adam için çok emin konuşuyorsun?’’
Söylediklerimle suratı büzüldü, morali bozuldu. ‘‘Eee,’’ dedi konuyu değiştirmek için çabalarken. O sırada kıyafetlerime göz atmayı akıl edebilmişti. Beni süzerken gözlerim Ilgın’ı aradı. Anneminkinden çok benim gazabımdan korkup kaçmıştı büyük ihtimalle.
Biliyor tabii öleceğini.
‘‘Kıyafetin bu mu?’’
‘‘Alışverişte yanımda olsaydın, bilirdin.’’ dedim iğneleyerek. Daha sonra bağladığım saçlarımı unutup elimi omzuma götürdüm. Amacım; saçlarımı geriye savurup havalı bir çıkış yapmaktı. Sorun ise; bağlı olduklarını unutmam.
Mükemmelsin Eylem! Aptallığımı umursamadan başımı gururla dikleştirip eve girdim. Bilerek gelmesi için kapıyı açık bırakmıştım. Mesajı almış olmalı ki ayakkabılarını çıkararak adımını attı.
Benim de adım Eylem’se seni pişman edeceğim, Tolga Sağlam.
‘‘Anne bak gidip hiçbir şeye elini sürmeyen damat adayın geldi!’’
Öfkeyle homurdanan babam ayağa kalkarak soğukça hoş geldin dedi. Ee, biricik kızıyla kavga eden adama gülümseyecek değildi ya? ‘‘Öyle değil, efendim.’’ diyen Tolga delice bir açıklama isteği duyuyordu.
Dur sen dur. Daha nasıl kıvranacaksın karşımda, pislik!
‘‘Kız niye öyle diyorsun?’’ dedi annem her zamanki gibi damadını koruyarak. ‘‘Çocuk öfkelendi gitti. Şimdi soğukluk girmesin araya. Geç otur, oğlum şu köşeye.’’
Resmen zorla itekleyerek yanıma oturtturdu Tolga’yı. Babamın karşısındaki tekli koltuğa yerleşip bana kaş göz işareti yapmaya başladı. Ayakta kalan zavallı Ilgın ise son karar olarak salondaki sandalyeye oturdu ürkekçe. Bacak bacak üstüne atarken başımı babamın olduğu tarafa çevirmiştim.
‘‘Nişan evi değişti, ben onu haber vermek için gelmiştim.’’
Gözlerim fal taşı gibi açılırken aramızdaki soğukluğu unutup döndüm Tolga’ya. ‘‘Ne diyorsun sen?’’ dedim sesimi düz tutmaya çalışarak. ‘‘Bizim evde yapacağız nişanı.’’
Yok artık!
‘‘Nasıl ya?’’ derken sesimin sitem dolu çıkmasına özen göstermiştim. Biz hazırlığı nasıl yetiştireceğiz diye düşünelim, Tolga Bey gelip nişanın onların evinde olacağını söylesin. ‘‘Şöyle ki ailemle konuştum. Nişan bizim evimizde olacak. Her şeyi halledeceğiz, siz sadece giyinip kuşanıp gelin yeter.’’
‘‘Tolga!’’ diye bağırdım öfkeyle. ‘‘Bize misafir muamelesi yapma! Farkında mısın bilmiyorum ama yarın nişanlanacak olanlar ikimiziz! Kendinle evlenmiyorsun.’’
‘‘Bütün sözlerimi nasıl amacı dışında anlıyorsun Eylem?’’
Sinirle yumruklarımı sıkarak başımı tekrar babamın olduğu tarafa çevirdim, konuşmayacaktım. ‘‘Bakın, size misafir muamelesi yapmıyorum. Sadece yorulmanıza gerek olmadığını söylüyorum, bizimkiler halledecek her şeyi.’’
Yarı yola kadar inatçı kalabilen, hiç hırslı olmayan biri olarak az sonra kendimden nefret edecektim! Kaşlarımı çatarak tekrar Tolga’ya döndüm. ‘‘Yahu sen deli misin? Biz hazırlıkları nasıl yetiştireceğiz- Bir saniye. Çağırdığımız herkes nişanı bu evde olacak diye biliyor.’’
‘‘Aslında, hayır. Hepsi arandı ve nişan yerinin değiştiği haberi verildi.’’
Tepkisiz kalmıştım. Ne diyebilirdim ki? Adam bir gitmiş, maşallah bin türlü haberle geri gelmişti. Bütün akrabalar arandıysa evi ayağa kaldırmanın da mantığı yoktu. Sessiz bir kabullenişle ayaklandım. ‘‘Üstümü değiştireyim.’’
‘‘Aslında... Beklediğimden güzel olmuşsun.’’
İçimdeki arada oyun havası dinleyen, kamyon arkası yazılarını okuyan kıro taraf ‘Doktor değilim ama hastam çok!’ diyerek trip atsa da ben gülümsemekle yetindim. Hayır, ortamı yumuşatayım ki Tolga’ya yumruk atmak amacıyla an kollayan babam gerilmesin.
‘‘Teşekkür ederim.’’ diyerek ayrıldım salondan. Peşimden gelen minik adım seslerini duysam da dönüp bakmadım. Bundan cesaret alan Ilgın paldır küldür yürüdü üstüme doğru. ‘‘Kızım var ya seni bugün öldürmezsem başka gün öldürmem herhalde.’’
‘‘Bunu son dediğinde seni baloya götürmüştüm.’’ deyip kıs kıs güldü. Sonra aklına gelmişçesine başını kaldırdı. ‘‘Aslında ondan sonra da söylemiştin. Şey yaptığımda… Sevgilinin telefonunu arayıp gizliden işletme çalıştığımda.’’
O anıyı hatırlayamadığım için kaşlarım çatıldı. ‘‘Buna ne diye kızmışım ki?’’ deyiverdim. Ilgın resmen bağırarak kahkaha atınca irkildim. ‘‘Senin telefonundan aramıştım, numara çıkınca da çocuk seni sapık sanıp ayrılmıştı.’’
‘‘Ne çirkefmişsin sen.’’
Yüzünü buruşturup bana bakınca işaret parmağımla arkamda kalan fermuarı gösterdim. ‘‘Aç ve git.’’
Dediğimi ikiletmeden fermuarı açıp koşarak kaçtı. Kapının kapandığına emin olunca üzerimdeki elbiseyi sıyırdım. Aynada kendime bakarken çok fazla kilom olmadığını fark edebilmiştim. Tolga hem cılız demişti hem de ele gelmiyorsun. Hah, sanki onun elinin ayarında olmaya çalışan vardı!
Adamın tek avucu benim iki avucuma eşit. Nasıl eline geleyim ben onun?
Geceliğimi giyerek iyice çekiştirdim. Üzerinde Hello Kitty’nin olduğu sevimli mi sevimli pembe elbiseydi. Dizlerimin altında bittiğinden rahatça içeri doğru yürüdüm. Zaten canavarlı pijamamı görmüşlerdi, Hello Kitty’li geceliğimi görse ne olacak?
Hem belki çocuksu görüp pis imalardan vazgeçer.
Ilgın saçlarımı toplamaya çabalarıma gülünce herkesin bakışları bana döndü. Tolga sanki dünyanın en önemli sırrını gizliyormuşçasına geriye yaslandı kasılmış yüzüyle. ‘‘Neler oluyor?’’ dedim şaşkınlıkla.
Babamın ifadesi yumuşamış, annem ise tamamen gülerek bakıyordu bana. Ne yaptım da hepiniz sevgi pıtırcığı oldunuz?
‘‘Ölecek miyim?’’ derken kendimi koltuğa atmıştım bile. Annemin anında kaşları çatıldı. ‘‘Ah yavrum. Senin aklın gitti yine. Ne diyorsun Eylem?’’
‘‘Ne bileyim hepiniz yüzüme gülüyorsunuz, arkamdan gizlice konuşuyorsunuz. Doğru söyleyin bak. İflas mı ettik? Bir dakika, sen çalışmıyorsun ki baba. Hii, yoksa emekli maaşını da alamayacaksın? Evi satıp kiraya mı çıkıyoruz? Neler oluyor?’’
‘‘He kızım, manyağız biz. Hazır evi satıp kiraya çıkıyoruz. Tövbe estağfurullah.’’
Omuz silktim.
‘‘Ben kalkayım artık.’’ dedi Tolga ellerini dizlerine vurarak. ‘‘Bence de kalk git. Hem neden geldin ki zaten? Arayıp söylesen ölür müydün?’’
‘‘Seni görmek için bahanem oldu.’’
Yemiyorum Tolga’cığım. Çok güzel yalakalık yapıyorsun ama olmuyor yani. ‘‘Tabii kesin.’’ diyerek bende ayaklandım. ‘‘Siz oturun, ben geçireyim ona. Öhü, yani geçireyim onu.’’
Aslında tokat atmak anlamında söylemiştim fakat Tolga’nın imayla sırıtan yüzünü görünce yine ve yeniden sapıkça anladığını fark etmiştim. Başımı sinirle iki yana sallayarak kolunu dürtükledim.
‘‘Yarın nişanlanıyoruz.’’
‘‘Gerçekten mi Tolga? Bunu biliyorum, bilmeyen sensin. Unuttun mu gün belli bile değilken çekip gittin.’’
Gözlerini devirdiğinde çoktan kapıya giden koridora girmiştik. ‘‘Asla unutmayacaksın değil mi?’’
‘‘Sen olsan unutur muydun?’’ diyerek kaçamak bir cevap verdim. Başını alayla sağa yatırdı. ‘‘Ben olsam…’’ dedi ve düşünür gibi yaptı. ‘‘Üç gün boyunca görmezsem seni özleyeceğimi itiraf ederdim.’’
Bir an ne diyeceğimi bilemedim. Sanki… Bütün kızgınlığım geçip gitmişti. Oysaki daha bugün uyandığımda benden çok çekeceğine söz vermiştim içimden.
Ah be şu katır inadından bende de olsaydı!
‘‘Eee, yani?’’ diyebildim zorlukla. ‘‘İtiraf et.’’ diyen Tolga gevşekçe duvara yaslanmıştı. Ben burada ecel terleri döküyorum, karşımdakinin rahatlığına bak. Bağlamış kollarını göğsünde sırıtarak izliyor iç savaşımı.
‘‘Neyi itiraf edeceğim ya? Tolga git artık.’’
‘‘Geçen üç günde beni özlediğini, bugün ne kadar mutlu olduğunu… İtiraf et.’’
‘‘Haha. Çok komiksin.’’
Birazdan boynuna sarılıp ‘seni özledim’ diyebilirim. Böyle de dengesizim! Ama içimden bir ses kazananın o olmayacağını söylüyordu. Evet, doğru söylüyordu. İtiraf etmekten nefret etsem de özlemiştim. Bir an da varlığına alıştırıp aniden yok olunca eksikliği çarpmıştı gözüme. Neyse ki bunu söylemeyecek kadar kendimdeydim.
‘‘Tamam.’’ derken rahat duruşu bozulmuştu. Omuzları çökmüş, suratı bariz şekilde asılmıştı. ‘‘Zor olmalı. Sevmediğin birisiyle nişanlanacaksın. Senin için işleri hızlandırmayı deneyeceğim.’’
Kim sana böyle bir şey söyledi?
‘‘Tolga içimi baydın yemin ederim ya! Of, uydurup inanıyorsun sonra da triplere giriyorsun. Valla hiç yakışmıyor, kaç yaşında adamsın!’’
Ani çıkışım karşısında sersemlese de dudaklarına o vazgeçemediği alaycı gülüş yerleşti hemen. ‘‘Yani beni sevmiyor değilsin?’’ diye sordu kaşlarını kaldırarak.
‘‘Nötr.’’ diye cevapladım.
‘‘Ha?’’
İçimdeki şeytani tarafa uyarak ‘‘Pis cahil,’’ diye homurdandım. ‘‘Nötr, yani tarafsız! Ne seviyorum ne sevmiyorum. Tamam mı? Artık gidecek misin?’’
‘‘Resmen ağzından lafı cımbızla alıyoruz!’’ derken ayakkabılarını giymeye koyuldu. Sırıtmamak amacıyla dişlerimi iç yanağıma geçirdim. ‘‘Cımbızın görevini biliyormuşsun gibi.’’ dedim kendimi olabildiğince sıkarken.
‘‘Tülay kullanırken görmüştüm. Şey için-’’
‘‘İğrençsin, def ol!’’
Onun açıklamasına izin vermeden iterek kapıya çıkarttım. ‘‘İyi geceler öpücüğüm?’’ dediğinde bu sefer alayla gülümseyen ben olmuştum. Annem izlese bile küs olduğumuzu biliyordu, öpmesem de olurdu!
İçimdeki kıro tarafa yeniden uyarak cevapladım onu.
‘‘Nazar etme ne olur bulursan seninde olur!’’

10690352_816742945043651_2996593862576790293_n.jpg
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst