HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!
Olmaz! Baksana mutfağı küçücük, hem tavanı da akmış. Biz beğenmedik.
Aslında annemin kurduğu bu karışık cümlenin gerçek manası şudur.
Bu evi tutamayız. Çünkü mutfağı çok geniş, hem boyaları da güzel. Kirası çok fazla.
Omuz silktim. Yanımdaki sıkılmış Tolga, Tarık derin bir muhabbete girmişlerdi, Tülay ise telefonla mesajlaşmakla meşguldü.
Nergis Hanım ve annem ise müthiş eve kulp takmakla ilgileniyorlar.
Bu sonuncu evdi. dedi evleri gezdiren adam titreyen sesiyle. O da haklı. Demedikleri kalmadı. Bir ara Nergis Hanımın Sifonu çekince ses geliyor. diyerek evi beğenmediğine şahit oldum!
Hepimiz adımlarımızı dışarı yönlendirdik. Resmen esnememek için dudaklarımı birbirine yapıştırdım. Arada annemin attığı uyarıcı bakışlar yüzünden gözlerimi bile yumamıyordum ki! Sonunda Tolga saçlarını dağıtarak Evi sonra halledelim. dedi. Onaylayan mırıltılar yükseldi kalabalıktan.
Anneciğim, Esma mesaj attı da kızlar toplanmış. Beni bekliyorlarmış. Tülaya bakarak başımı olumsuz anlamda salladım. Nergis Hanım-annem ve Tolga-Tarık ittifaklarına karşı beni tek bırakamazdı.
Tabii kızım git sen.
Hadi Eylem, belki sen de yırtarsın.
Anneciğim-
Hiç boşuna hayal kurma, Eylem! Kendime nişan alışverişine çıkmadım ben! Senin nişan alışverişin bu!
Neden, ha neden? Aman bir şey demedik. derken kollarımı göğsümde kavuşturdum. Tamı tamına bir saat otuz sekiz dakikadır aklımı Tolgadan uzak tutuyorum. Ve evden çıkmadan önce bana söylediği o sözden!
Tülay'ın bahsettiği 'yemek' ile Tolga'nın ki arasında dağlar kadar fark var canım! Pis sapık ne olacak?
Nişan yüzüklerini almaya gidelim bence. diyerek yeni rotamızı belirledi Tarık. Hevesle arabaya doluştuk. Tülay ne ara sıvıştı bilmiyorum ama biz zar zor içeri binerken o çoktan toz olmuştu!
Benim bildiğim bir kuyumcu var. dedi Nergis Hanım gülümseyerek. Annemle çok iyi anlaşıp kaynaşmışlardı. Normalde kaynanayla kızın annesi arasında çekişme olmaz mıydı? Hep bana denk geliyor ama! Haksızlık resmen!
Yanaklarımı şişirerek derin bir nefes aldığımda annem bütün gün beklediğim o soruyu sorabildi. Eylem, sen nasıl bir nişan olsun istersin?
Oturduğum yerde kıpırdanırken dudaklarıma sevimli bir gülümseme yerleştirdim. Öncelikle, çok kalabalık olmasın bence. Sade bir elbise alırız, kır düğünü gibi ortam. Masalar, sandalyeler falan renkli böyle. Çok güzel olmaz mı?
Annemin Para, para, para. diye bağıran gözlerini görünce iç çekmekten kendimi alamadım. Şaka yapıyordum. Evde, akrabaların arasında öyle yaparız bir nişan. diyerek tekrar pencereden dışarıyı izlemeye başladım.
En önemli ayrıntıyı unutmuştum, benim grubumdaki kızların düğünü aslında hayal edildiği şekilde olmazdı. Mesela hiçbir kız düğününde Çocukları pistten alalım diye anons duymak istemez veya Sıfır altı, adananın dsi, mersini isi plakalı araç sahibi hemen arabasını çeksin!
Kâbus gibi!
İçten içe biliyorum ki öyle olacaktı. Etrafta koşuşturup duran çocuklar, geriye bırakılan koca çöp yığınları, kalıptan çıkarılmış gibi bukleli saçlar. Korkunç bir makyaj. Terden parlayan akrabalar.
Tövbe Yarabbi!
Eylem, insene kızım arabadan!
Oho, gelmişiz ben hala düğünümde koşuşturacak gelinlikli kız çocuklarını düşünüyorum.
Düşüncelerimi yok etmeyi denedim. Aklıma gelen ani fikirle iç sıkıntım daha da büyüdü. Belki de Tolga nişanı atardı? Evlenmek istemez, hatta başkasına âşık olurdu? İmkânsız değildi ya?
Kapıyı açıp yavaşça adımımı attım. Annemlerin çekiştirerek soktuğu kuyumcuyu incelerken gözüme çok mükemmel bir bileklik takıldı. Dal şekli verilmiş, sarmaşık gibi birbirine bağlanmıştı. Fiyatının bir milyara yakın olduğunu görünce jet hızıyla uzaklaştım. O bilekliği alsam bileğimi koparıp çalarlar diye takmaya korkardım ben!
Bak bu nasıl? diyen annem dümdüz bir nişan yüzüğü gösteriyordu. Ciddi misin anne? Bin dokuz yüzlü yıllar geçti, iki bin on dört yılındayız!
Şu daha iyi. diyerek yine aynı sarmaşık tarzındaki yüzüğü gösterdim. Allahım, nasıl da parlıyor. Tolgaya sorulduğundaysa öylesine bakarak işaret parmağıyla birisini gösterdi. İncelememişti bile!
O an öfkeden deliye dönmüştüm!
Annemin elindeki dümdüz alyansı alıp parmağıma geçirdim. Ben bunu alıyorum. Tamam mı? Zaten başkasını da maddiyatımız kaldırmaz. dedim. Herkes şaşkınca bakarken nefeslerimi sakinleştirmeye çalışıyordum. Tolgaya dönüp öylesine baktım. Alman usulü yapalım!
Kuyumcu bile delirmişim gibi bakıyordu. Tabii ki öyle bakacak! Nişan yüzüğü böyle mi alınır? Kızınkini erkek, erkeğinkini kız alır. Ama Tolga öküzü yüzünden bu hayalimde sulara atladı.
Çantamı karıştırarak hızla cüzdanımı buldum. Tolganın avucu elimin üstüne kapandı. Ne yapıyorsun Eylem?
Alman usulü nişan yüzüğü alıyorum. dedim sakince. Öyle bir kurmuştum ki cümleyi. Hani duyan İki ekmek alıyorum diyorum sanar. O derece sakinim.
Saçmalıyorsun. dediğinde silkinerek kurtuldum tutuşundan. Parmağımda acımaya başlamıştı zaten. Ah be anne. Küçücük yüzüğü vermişsin, nasıl öfkelendiysem sokmuşum dolma gibi parmağıma. Çıkmayacak kesin.
Çıkar şu yüzüğü. dedi Tolga gerilen çenesiyle. Sinirlenirsin, tamam da çıkmıyor be adam!
Şöyle hafif oynatmayı denedim bana mısın demedi! Vallahi kaldı parmağımda, çıkmıyor! Hayır, diye bağırdım öfkeyle. Tek seçeneğim kaldı; nişan gerginliğine kapılmış yeni gelini oynamak. Sanki zorla yanımda tutuyormuşum gibisin! Seçtiğin yüzüğe bakmadın bile. Zaten gerginim, iyice geriyorsun beni.
Çantamı öfkeyle Tolganın kucağına iterek koşar adım çıkışa yöneldim. Aynı anda zorluyorum ama yok. Parmağımda gözün vardı değil mi hain alyans? Oysa ki ben o narin yüzüğü seçecektim!
Allahım, neydi günahım?
Koşmaya devam ederken arkamdan bağırarak gelen Tolgayı umursamadım. Bütün rezillikleri kabullenirim ama bu? Yo dostum. Yeter artık. Benim de derinlerde bir yerlerde çığlık çığlığa bağıran gururum var!
Kolumu tutup aynı filmlerde gibi kendine doğru çevirdi beni. Ne yazık ki durup kaşlarımı kaldırarak yüzüne bakamadım. Çünkü ayağım kaydı ve dengemi bulamadığımdan onun üstüne düştüm. Çok öfkeli olduğundan mıdır, bilmiyorum, düşüşümü engelleyemedi bile. İkimiz yolun ortasında altlı üstlü yatarken parmağımın gevşediğini hissettim.
Yüzük parmağımdan çıkmıştı! Sevinçle elimi ileri uzatarak almak için hamle yaptım, keşke daha hızlı olsaydım. Köşeden dönen adam, parıldayan yüzüğü görmeden hop üstüne basıverdi.
Hala Tolganın üzerinden kalkmamıştım o an ki şaşkınlıkla. Tabii annemin çığlığını duyunca hemen toparlanma gereği gördüm.
Kızım deli misin divane misin sen? Neden çıkıp gidiyorsun parmağında yüzükle? Hii, yüzük yok. Eylem, ne yaptın sen?
Üzerinde ayakkabı izi çıkan ve artık parıldamayan yüzüğü üzgünce alıp başımı sağa eğdim. Hadi ama besbelli hepsi Tolganın suçu!
Adam öldürücü bakışlarıma omuz silkerek karşılık verip yürümeye devam edince çaresiz döndüm anneme. İşte burada! Öfkemi mazur görün. Adam resmen sıkıldı benden. Yüzüğe bakmadı bile seçerken. Nasıl işe yaramaz ve iğrenç hissettim biliyor musunuz?
Eylem bakma gereği görmedim çünkü daha önce tek başıma gelip seçmiştim bile!
Bu adam sürekli beni şaşırtmak zorunda mı? Tam kazandığımı düşündüğüm an tek cümle söylüyor, kendimi sudan çıkmış balık gibi hissediyorum.
Ne Zaman?
Gözlerini devirdi, sanırım son yaptığım gerçekten de sinirlendirmişti. Günü burada noktalayabilir miyiz? Eylemin saçmalığından sonra devam edemeyeceğim.
Konuşmak yerine kaçıyorsun, tamam bana uyar.
Beni delirtme! diye bağırdığında annelerimizi unutmuştuk. Asıl beni delirten sensin! Bu nasıl umursamazlık ya? Doğru düzgün evlenemeyecek miyim ben?
Her şeyi mahveden sensin Eylem. Aniden sinirlenen, parmağındaki yüzükle kuyumcudan çıkıp giden, aklına estiğinde deli dolu davranan sensin. İlişkimizi yıpratan sensin.
Yemin ediyorum bir an ben bile inandım olmayan ilişkimize. Gözlerimin tam içine bakıyor, öyle inandırıcı konuşuyor ki konservatuar da oyunculuk okuduğunu düşünmeye başlamıştım. Sen hangi ilişkiden bahsediyorsun ya? diye homurdandım öfkeyle karışık. Yüzüğün parmağımdan çıkmamasıyla başlayan oyunum tabiri caizse Elimde patlamıştı! Resmen şu an gerçekten evli çiftler gibi didişiyorduk!
Doğru, unutmuşum. Nişanı atacaktık zaten değil mi? dedi annelerimizin duymaması için fısıldayarak. Tam o an yüzüne bağırıp çağırıp kaçmak istedim.
Hem de ona kaçtığını söyledikten sonra.
Çünkü kelimeler boğazıma dizildi. Uzun zaman sonra ilk defa beni zorlayan sözcük olmuştu Evet. Şu kısa süre içerisinde hangi ara benimsedim bilmiyorum fakat Tolgayla gerçek bir evlilik düşünürken bulmuştum kendimi. Olaylar kontrolümden çıkmıştı.
Onunla başka birini bağdaştıramıyordum mesela. Ne bileyim, herkes beni tebrik ederken gelin psikolojisine girivermiştim.
Senin düşüncen buysa evet.
Kaçamak cevabıma kaşlarını çatarak cevap verdi. Yemin ediyorum seni hiç anlamıyorum. Dudaklarımın arasından kusursuz, alaycı bir gülümseme kaçıverdi. Sanki ben seni anlıyorum da!
Sanırım iki gün görüşmeyip kendimize gelmeliyiz. dedi ciddiyet içinde. İstersen iki yüz gün görüşmeyelim. Benim yaşantım aynen devam edecek nasılsa.
Doğruları konuşalım, Eylem. Şimdi gitsem ve üç gün boyunca karşına çıkmasam hiç mi özlemeyeceksin beni?
Göğsümü şişiren derin bir nefes aldım, sahi özlemeyecek miydim? Kaç gündür tanışıyorduk ki? Bu zamana kadar Tolgasız yaşayabildiysem, bundan sonra da çok zor olmasa gerek. Hiç. Gram bile özlemeyeceğim! dedim ciddi olduğumu anlaması için ona doğru bir adım yaklaşarak.
Şu hoşuma giden losyonu sürmeseydi laf dalaşına daha da azimle devam edebilirdim. Yine de ölmek var, dönmek yok!
O zaman ben gidiyorum!
Hahayt! Sanki çok umurumda. Nereye gidersen git, tamam mı?
Cümleler ağzımdan benim iznim olmadan dökülüyordu. Tolga başını aşağı yukarı sallayınca dediklerimin farkına vardım. Ki şimdi bizi izleyen ailelerimiz vardı. Gururun incindiğini görebiliyordum. Onsuz hiç sıkıntı çekmeyeceğimi sokağın ortasında yüzüne bağırmıştım. Hem de Nergis Hanım sadece on adımlık mesafedeyken.
Tamam. İş için Antalyaya uçacağım.
Uç tabii.
Aslında aklımdan geçenler bunlar değildi.
Dikkat et de kanatlarını yolmasınlar
Uçarken aniden yere çakıl emi
Kendini Hazerfan Ahmet Çelebi mi sanıyorsun?
Geldiğim günün ertesinde nişanı yaparız artık. dedi öfkeyle. Siz her şeyi hazır edin. Ben hiçbir şeye dokunmayacağım. En azından iki günlük nişanlılık sürecine katlanırsın. Zaten buluşmayız bile. Madem bu kadar inandırmışsın kendini bir şeylere. Buyur, onlarla yaşamaya devam et.
Başını kaldırıp omzumun üstünden ailelerimizin olduğu yere kilitledi. Heyecanla başlayan, mutlu mesut devam eden günüm Tolganın gideceğini öğrendiğimde yaşadığım hüzünle bulanmıştı. Duydunuz. Bir süre birbirimize özlesek iyi olacak.
Arkasını dönüp yürümeye başladığında hıçkırdığımı duydum. Allahım, ağlıyorum! Hem de nişanını hali hazırda bekleyen öylesine bir adam için.
Nişanı atmak için nişanlandığım bir adam için!
Güçlü olmaya çalışarak dudağımı ısırdım.
İkimizde saygımızı korumayarak kırıcı sözler sarf etmiştik. Ama onun böyle çekip gitmesi, dillendirmek istemesem de koymuştu. Göğsüme çöreklenen yabancı hisle gözlerimi yumdum.
İlk kavga. diyerek omzumu sıvazladı annem. Tarık, ağabeyinin peşinden koşmaya başlayınca Nergis Hanımla kalakaldım. Neden ağladığımı bilmiyordum ki?
Onun karşısında bu kadar küçük düşmek istemezdim. Nergis Hanımın Tolgaya verdiği mavi gözlerine bakarak Özür dilerim. diye fısıldadım. Ben çok özür dilerim.
Bunu neden söylediğimi bile bilmiyordum!
Tek bildiğim; Tolgaya olan öfkem gözümü kör ettiği için şu an acı çektiğimdi.
Aslında annemin kurduğu bu karışık cümlenin gerçek manası şudur.
Bu evi tutamayız. Çünkü mutfağı çok geniş, hem boyaları da güzel. Kirası çok fazla.
Omuz silktim. Yanımdaki sıkılmış Tolga, Tarık derin bir muhabbete girmişlerdi, Tülay ise telefonla mesajlaşmakla meşguldü.
Nergis Hanım ve annem ise müthiş eve kulp takmakla ilgileniyorlar.
Bu sonuncu evdi. dedi evleri gezdiren adam titreyen sesiyle. O da haklı. Demedikleri kalmadı. Bir ara Nergis Hanımın Sifonu çekince ses geliyor. diyerek evi beğenmediğine şahit oldum!
Hepimiz adımlarımızı dışarı yönlendirdik. Resmen esnememek için dudaklarımı birbirine yapıştırdım. Arada annemin attığı uyarıcı bakışlar yüzünden gözlerimi bile yumamıyordum ki! Sonunda Tolga saçlarını dağıtarak Evi sonra halledelim. dedi. Onaylayan mırıltılar yükseldi kalabalıktan.
Anneciğim, Esma mesaj attı da kızlar toplanmış. Beni bekliyorlarmış. Tülaya bakarak başımı olumsuz anlamda salladım. Nergis Hanım-annem ve Tolga-Tarık ittifaklarına karşı beni tek bırakamazdı.
Tabii kızım git sen.
Hadi Eylem, belki sen de yırtarsın.
Anneciğim-
Hiç boşuna hayal kurma, Eylem! Kendime nişan alışverişine çıkmadım ben! Senin nişan alışverişin bu!
Neden, ha neden? Aman bir şey demedik. derken kollarımı göğsümde kavuşturdum. Tamı tamına bir saat otuz sekiz dakikadır aklımı Tolgadan uzak tutuyorum. Ve evden çıkmadan önce bana söylediği o sözden!
Tülay'ın bahsettiği 'yemek' ile Tolga'nın ki arasında dağlar kadar fark var canım! Pis sapık ne olacak?
Nişan yüzüklerini almaya gidelim bence. diyerek yeni rotamızı belirledi Tarık. Hevesle arabaya doluştuk. Tülay ne ara sıvıştı bilmiyorum ama biz zar zor içeri binerken o çoktan toz olmuştu!
Benim bildiğim bir kuyumcu var. dedi Nergis Hanım gülümseyerek. Annemle çok iyi anlaşıp kaynaşmışlardı. Normalde kaynanayla kızın annesi arasında çekişme olmaz mıydı? Hep bana denk geliyor ama! Haksızlık resmen!
Yanaklarımı şişirerek derin bir nefes aldığımda annem bütün gün beklediğim o soruyu sorabildi. Eylem, sen nasıl bir nişan olsun istersin?
Oturduğum yerde kıpırdanırken dudaklarıma sevimli bir gülümseme yerleştirdim. Öncelikle, çok kalabalık olmasın bence. Sade bir elbise alırız, kır düğünü gibi ortam. Masalar, sandalyeler falan renkli böyle. Çok güzel olmaz mı?
Annemin Para, para, para. diye bağıran gözlerini görünce iç çekmekten kendimi alamadım. Şaka yapıyordum. Evde, akrabaların arasında öyle yaparız bir nişan. diyerek tekrar pencereden dışarıyı izlemeye başladım.
En önemli ayrıntıyı unutmuştum, benim grubumdaki kızların düğünü aslında hayal edildiği şekilde olmazdı. Mesela hiçbir kız düğününde Çocukları pistten alalım diye anons duymak istemez veya Sıfır altı, adananın dsi, mersini isi plakalı araç sahibi hemen arabasını çeksin!
Kâbus gibi!
İçten içe biliyorum ki öyle olacaktı. Etrafta koşuşturup duran çocuklar, geriye bırakılan koca çöp yığınları, kalıptan çıkarılmış gibi bukleli saçlar. Korkunç bir makyaj. Terden parlayan akrabalar.
Tövbe Yarabbi!
Eylem, insene kızım arabadan!
Oho, gelmişiz ben hala düğünümde koşuşturacak gelinlikli kız çocuklarını düşünüyorum.
Düşüncelerimi yok etmeyi denedim. Aklıma gelen ani fikirle iç sıkıntım daha da büyüdü. Belki de Tolga nişanı atardı? Evlenmek istemez, hatta başkasına âşık olurdu? İmkânsız değildi ya?
Kapıyı açıp yavaşça adımımı attım. Annemlerin çekiştirerek soktuğu kuyumcuyu incelerken gözüme çok mükemmel bir bileklik takıldı. Dal şekli verilmiş, sarmaşık gibi birbirine bağlanmıştı. Fiyatının bir milyara yakın olduğunu görünce jet hızıyla uzaklaştım. O bilekliği alsam bileğimi koparıp çalarlar diye takmaya korkardım ben!
Bak bu nasıl? diyen annem dümdüz bir nişan yüzüğü gösteriyordu. Ciddi misin anne? Bin dokuz yüzlü yıllar geçti, iki bin on dört yılındayız!
Şu daha iyi. diyerek yine aynı sarmaşık tarzındaki yüzüğü gösterdim. Allahım, nasıl da parlıyor. Tolgaya sorulduğundaysa öylesine bakarak işaret parmağıyla birisini gösterdi. İncelememişti bile!
O an öfkeden deliye dönmüştüm!
Annemin elindeki dümdüz alyansı alıp parmağıma geçirdim. Ben bunu alıyorum. Tamam mı? Zaten başkasını da maddiyatımız kaldırmaz. dedim. Herkes şaşkınca bakarken nefeslerimi sakinleştirmeye çalışıyordum. Tolgaya dönüp öylesine baktım. Alman usulü yapalım!
Kuyumcu bile delirmişim gibi bakıyordu. Tabii ki öyle bakacak! Nişan yüzüğü böyle mi alınır? Kızınkini erkek, erkeğinkini kız alır. Ama Tolga öküzü yüzünden bu hayalimde sulara atladı.
Çantamı karıştırarak hızla cüzdanımı buldum. Tolganın avucu elimin üstüne kapandı. Ne yapıyorsun Eylem?
Alman usulü nişan yüzüğü alıyorum. dedim sakince. Öyle bir kurmuştum ki cümleyi. Hani duyan İki ekmek alıyorum diyorum sanar. O derece sakinim.
Saçmalıyorsun. dediğinde silkinerek kurtuldum tutuşundan. Parmağımda acımaya başlamıştı zaten. Ah be anne. Küçücük yüzüğü vermişsin, nasıl öfkelendiysem sokmuşum dolma gibi parmağıma. Çıkmayacak kesin.
Çıkar şu yüzüğü. dedi Tolga gerilen çenesiyle. Sinirlenirsin, tamam da çıkmıyor be adam!
Şöyle hafif oynatmayı denedim bana mısın demedi! Vallahi kaldı parmağımda, çıkmıyor! Hayır, diye bağırdım öfkeyle. Tek seçeneğim kaldı; nişan gerginliğine kapılmış yeni gelini oynamak. Sanki zorla yanımda tutuyormuşum gibisin! Seçtiğin yüzüğe bakmadın bile. Zaten gerginim, iyice geriyorsun beni.
Çantamı öfkeyle Tolganın kucağına iterek koşar adım çıkışa yöneldim. Aynı anda zorluyorum ama yok. Parmağımda gözün vardı değil mi hain alyans? Oysa ki ben o narin yüzüğü seçecektim!
Allahım, neydi günahım?
Koşmaya devam ederken arkamdan bağırarak gelen Tolgayı umursamadım. Bütün rezillikleri kabullenirim ama bu? Yo dostum. Yeter artık. Benim de derinlerde bir yerlerde çığlık çığlığa bağıran gururum var!
Kolumu tutup aynı filmlerde gibi kendine doğru çevirdi beni. Ne yazık ki durup kaşlarımı kaldırarak yüzüne bakamadım. Çünkü ayağım kaydı ve dengemi bulamadığımdan onun üstüne düştüm. Çok öfkeli olduğundan mıdır, bilmiyorum, düşüşümü engelleyemedi bile. İkimiz yolun ortasında altlı üstlü yatarken parmağımın gevşediğini hissettim.
Yüzük parmağımdan çıkmıştı! Sevinçle elimi ileri uzatarak almak için hamle yaptım, keşke daha hızlı olsaydım. Köşeden dönen adam, parıldayan yüzüğü görmeden hop üstüne basıverdi.
Hala Tolganın üzerinden kalkmamıştım o an ki şaşkınlıkla. Tabii annemin çığlığını duyunca hemen toparlanma gereği gördüm.
Kızım deli misin divane misin sen? Neden çıkıp gidiyorsun parmağında yüzükle? Hii, yüzük yok. Eylem, ne yaptın sen?
Üzerinde ayakkabı izi çıkan ve artık parıldamayan yüzüğü üzgünce alıp başımı sağa eğdim. Hadi ama besbelli hepsi Tolganın suçu!
Adam öldürücü bakışlarıma omuz silkerek karşılık verip yürümeye devam edince çaresiz döndüm anneme. İşte burada! Öfkemi mazur görün. Adam resmen sıkıldı benden. Yüzüğe bakmadı bile seçerken. Nasıl işe yaramaz ve iğrenç hissettim biliyor musunuz?
Eylem bakma gereği görmedim çünkü daha önce tek başıma gelip seçmiştim bile!
Bu adam sürekli beni şaşırtmak zorunda mı? Tam kazandığımı düşündüğüm an tek cümle söylüyor, kendimi sudan çıkmış balık gibi hissediyorum.
Ne Zaman?
Gözlerini devirdi, sanırım son yaptığım gerçekten de sinirlendirmişti. Günü burada noktalayabilir miyiz? Eylemin saçmalığından sonra devam edemeyeceğim.
Konuşmak yerine kaçıyorsun, tamam bana uyar.
Beni delirtme! diye bağırdığında annelerimizi unutmuştuk. Asıl beni delirten sensin! Bu nasıl umursamazlık ya? Doğru düzgün evlenemeyecek miyim ben?
Her şeyi mahveden sensin Eylem. Aniden sinirlenen, parmağındaki yüzükle kuyumcudan çıkıp giden, aklına estiğinde deli dolu davranan sensin. İlişkimizi yıpratan sensin.
Yemin ediyorum bir an ben bile inandım olmayan ilişkimize. Gözlerimin tam içine bakıyor, öyle inandırıcı konuşuyor ki konservatuar da oyunculuk okuduğunu düşünmeye başlamıştım. Sen hangi ilişkiden bahsediyorsun ya? diye homurdandım öfkeyle karışık. Yüzüğün parmağımdan çıkmamasıyla başlayan oyunum tabiri caizse Elimde patlamıştı! Resmen şu an gerçekten evli çiftler gibi didişiyorduk!
Doğru, unutmuşum. Nişanı atacaktık zaten değil mi? dedi annelerimizin duymaması için fısıldayarak. Tam o an yüzüne bağırıp çağırıp kaçmak istedim.
Hem de ona kaçtığını söyledikten sonra.
Çünkü kelimeler boğazıma dizildi. Uzun zaman sonra ilk defa beni zorlayan sözcük olmuştu Evet. Şu kısa süre içerisinde hangi ara benimsedim bilmiyorum fakat Tolgayla gerçek bir evlilik düşünürken bulmuştum kendimi. Olaylar kontrolümden çıkmıştı.
Onunla başka birini bağdaştıramıyordum mesela. Ne bileyim, herkes beni tebrik ederken gelin psikolojisine girivermiştim.
Senin düşüncen buysa evet.
Kaçamak cevabıma kaşlarını çatarak cevap verdi. Yemin ediyorum seni hiç anlamıyorum. Dudaklarımın arasından kusursuz, alaycı bir gülümseme kaçıverdi. Sanki ben seni anlıyorum da!
Sanırım iki gün görüşmeyip kendimize gelmeliyiz. dedi ciddiyet içinde. İstersen iki yüz gün görüşmeyelim. Benim yaşantım aynen devam edecek nasılsa.
Doğruları konuşalım, Eylem. Şimdi gitsem ve üç gün boyunca karşına çıkmasam hiç mi özlemeyeceksin beni?
Göğsümü şişiren derin bir nefes aldım, sahi özlemeyecek miydim? Kaç gündür tanışıyorduk ki? Bu zamana kadar Tolgasız yaşayabildiysem, bundan sonra da çok zor olmasa gerek. Hiç. Gram bile özlemeyeceğim! dedim ciddi olduğumu anlaması için ona doğru bir adım yaklaşarak.
Şu hoşuma giden losyonu sürmeseydi laf dalaşına daha da azimle devam edebilirdim. Yine de ölmek var, dönmek yok!
O zaman ben gidiyorum!
Hahayt! Sanki çok umurumda. Nereye gidersen git, tamam mı?
Cümleler ağzımdan benim iznim olmadan dökülüyordu. Tolga başını aşağı yukarı sallayınca dediklerimin farkına vardım. Ki şimdi bizi izleyen ailelerimiz vardı. Gururun incindiğini görebiliyordum. Onsuz hiç sıkıntı çekmeyeceğimi sokağın ortasında yüzüne bağırmıştım. Hem de Nergis Hanım sadece on adımlık mesafedeyken.
Tamam. İş için Antalyaya uçacağım.
Uç tabii.
Aslında aklımdan geçenler bunlar değildi.
Dikkat et de kanatlarını yolmasınlar
Uçarken aniden yere çakıl emi
Kendini Hazerfan Ahmet Çelebi mi sanıyorsun?
Geldiğim günün ertesinde nişanı yaparız artık. dedi öfkeyle. Siz her şeyi hazır edin. Ben hiçbir şeye dokunmayacağım. En azından iki günlük nişanlılık sürecine katlanırsın. Zaten buluşmayız bile. Madem bu kadar inandırmışsın kendini bir şeylere. Buyur, onlarla yaşamaya devam et.
Başını kaldırıp omzumun üstünden ailelerimizin olduğu yere kilitledi. Heyecanla başlayan, mutlu mesut devam eden günüm Tolganın gideceğini öğrendiğimde yaşadığım hüzünle bulanmıştı. Duydunuz. Bir süre birbirimize özlesek iyi olacak.
Arkasını dönüp yürümeye başladığında hıçkırdığımı duydum. Allahım, ağlıyorum! Hem de nişanını hali hazırda bekleyen öylesine bir adam için.
Nişanı atmak için nişanlandığım bir adam için!
Güçlü olmaya çalışarak dudağımı ısırdım.
İkimizde saygımızı korumayarak kırıcı sözler sarf etmiştik. Ama onun böyle çekip gitmesi, dillendirmek istemesem de koymuştu. Göğsüme çöreklenen yabancı hisle gözlerimi yumdum.
İlk kavga. diyerek omzumu sıvazladı annem. Tarık, ağabeyinin peşinden koşmaya başlayınca Nergis Hanımla kalakaldım. Neden ağladığımı bilmiyordum ki?
Onun karşısında bu kadar küçük düşmek istemezdim. Nergis Hanımın Tolgaya verdiği mavi gözlerine bakarak Özür dilerim. diye fısıldadım. Ben çok özür dilerim.
Bunu neden söylediğimi bile bilmiyordum!
Tek bildiğim; Tolgaya olan öfkem gözümü kör ettiği için şu an acı çektiğimdi.
Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)
Benzer konular
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 56
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 17
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 85
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 28
