Agora Metin2 1
Agora Metin2
Bvural41 1
Bvural41
Mt2Hizmet 1
Mt2Hizmet
SLyFeLLowTR 1
SLyFeLLowTR
DEVLOPER 1
DEVLOPER
noisiv 1
noisiv
Manwe Work 1
Manwe Work
Hikaye Ekle

Fotoğraf - 7. Bölüm

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan qecekondu06
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 1
  • Görüntüleme Görüntüleme 257

HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!

Tolga’ya verdiğim saçma sapan cevaptan sonra romantik akşam yemeğimizi sessizce noktalamıştık. Eve gidip aileme ‘müstakbel nişanlımla’ olduğumu söyleyince, aramızın iyi olduğuna sevinmişlerdi. Olaysız geçen günün ardından ise zorla uyandırıldım.
‘‘Kızım sen işe gitmeyecek misin? Ha, kuzum.’’
‘‘Tamam, anne sen çık ben geleceğim.’’
Gönül isterdi ki ‘sen in, ben geleceğim’ diyebilseydim. Fakat evimiz tek katlı. Üç odalı, bir salonlu, normal bir yuva. ‘‘Bak Eylem sinirlerim tepemde zaten! Babanla senin aranda mekik dokuyorum her sabah! Aynı tantana. Kalkacağım, kalkıyorum, kalktım! Uyan be çocuğum uyan!’’
Gözlerimi aralayarak nefesimi üfledim. ‘‘Sen başımda konuşurken nasıl uyunur ki anne?’’ Ayaklanarak vücudumu gerdirdim. ‘‘Sen unuttun saf kızım ama bugün nişan alışverişi var.’’
Anne sen dalga mı geçiyorsun? Bugüne mi ayarlanır?
‘‘İşim var benim, işim! Ben siz ev hanımları gibi her gün müsait olamam.-’’ Daha söylenecektim, neler diyecektim fakat annem elini kaldırarak beni susturdu.
‘‘Tolga damadım izin almış patronundan.’’
O kahvenin acısını bu kadar çabuk mu çıkaracaksın be Tolga?
‘‘Tamam, ne halimiz varsa görelim!’’ diyerek banyoya attım kendimi. Aslında daha söylenirdim fakat sabahın köründe o enerjiye sahip değildim.
Yüzüme su çarparken kollarıma kayan soğuk damlalarına içten küfür ettim. Allah aşkına sonbahardayız, neden sıcak suyun gelmesi bu kadar uzun sürüyor?
‘‘Anne, mutfaktaki suyu kapatsana!’’ diye bağırdım sesimi duyurabilmek için. Sabahın köründe buz gibi suyla kollarımıza duş aldırıyoruz, hiç hoş değil!
Havluyla yüzümü kurulayarak çıktım banyodan. Babam ısrarla kalın giyinmemizi söylüyor, yaktırmıyordu kaloriferi. Neymiş, bu soğuğu soğuk mu denirmiş? Soğuk işte basbaya!
‘‘Babam hala uyuyor mu?’’
‘‘Tabii. Kalkar mı? Kalmaz. Aman beş dakika az uyumasın. Ben her gün ikinizde önce kalkıp kahvaltı hazırlayım, siz anca çemkirin bana.’’
Selam verdik, borçlu çıktık.
‘‘Anne ne zaman çemkirdim sana?’’ dediğimde kocaman oldu gözleri. ‘‘Ha yani ben uyduruyorum kızım? Aferin, sen bu aklınla devam et. Allah’ım, bu günleri de mi görecektim?’’
‘‘Anne niye olayı dramatize ediyorsun ya. Valla demedim bir şey. A-a bak babamda geldi. Günaydın.’’
‘‘Günaydın.’’
Ailecek hoş sohbetli kahvaltımız sırasında kapı çalınca mavi askılı bluzum, kırmızı ve üzerinde yine mavi canavarlar olan eşofmanımla kapıyı açma gittim. Gitmez olaydım. Keşke üzerimdeki kıyafetleri giymeseydim!
‘‘Nergis Hanım?!’’
‘‘Anne de yavrum. Nergis anne.’’
Beni iterek hevesle içeri girdiğinde arkasından gelen Tülay’ın halime bakarak kıkırdadığını gördüm. Ne günah işledim de kayınvalidemin karşısına canavarlı pijamamla çıkıyorum ben?
Tolga’nın da geldiğini görünce kaşlarım iyice çatıldı. Tam hazırlanıp gelmişler, aile boyu! Hah, Tarık’ı bile sürüklemişler. O çocuğa da acıyorum, gidip gezip tozması lazım. Peşlerine takılmış gelmiş benim nişan alışverişime.
‘‘Gerçekten çok… Bebeksisin.’’ diyen Tolga'ya dil çıkarma dürtümü engelledim. Zaten adam bana 'bebeksisin' demiş, bir de iyice küçülmeyeyim gözünde.
‘‘Hı hı.’’ diyerek geçiştirdim olayı. Onların ayakkabılarını çıkarmalarını beklerken kapıya yaslanmıştım. Sanki atom parçalıyor! Alt tarafı ayakkabı çıkaracaksın be Tolga!
Annem beklenmeyen misafirler karşısında sadece şok olmamıştı aynı zamanda beni dövmemek için kendini zor tutuyordu. Gözlerini bereltmiş, kıyafetlerime içinden saydırıyordu. Hepimiz masaya yerleştiğimizde Nergis Hanım utangaç bir bakış fırlattı.
‘‘Sizin çoktan yediğinizi düşünmüştüm.’’
Pardon, kimi kekliyorsun sen anneciğim? O gün oğlunuz beni zorla evinize getirdiğinde saat ondu! Sabahın onunda kahvaltı ediyordunuz be!
‘‘Sormayın, Eylem’in uykusu çok ağır. Sığır gibi uyuyor.’’
Sağlam ailesinden yükselen gülüşmeler yerin dibine girmem için yeterdi, hatta artardı bile.
‘‘Anne, lütfen saygı çerçevemizi koruyalım.’’ diyerek uyardım. Normalde sorun etmem ama Tolga’da burada. Onun yanında ‘Sığır gibi uyuyor’ denir mi? Sonra hop Eylem, dalga malzemesi! Tabii damadına kızını doğru tanıtmaya çalışıyor ki defolu çıkınca iade etmesin.
‘‘Saygı çerçevesiymiş! Sabah kalkmayı, akşam yatmayı biliyorsun da sanki!’’
‘‘Anne valla evde kalacağım senin yüzünden. Aha, görürsün. Nergis Hanım vazgeçecek her şeyden! Başınıza kalacağım, oh mis. Yaşlanınca da ben sana değil, sen bana bakarsın artık!’’
Annem resmen ‘u’ dönüşü yaptı sözcüklerim karşısında. Gülüşüp duran Sağlam ailesine bakmamaya çalışıyordum. ‘‘Yok, kızım a-a. Şakalaşıyoruz biz. Şaka, şaka.’’
‘‘İstenmeyen evlat oldum iki dakika. Hadi hayırlısı!’’
‘‘Çay koyayım mı?’’ diyerek anne-kız çekişmesini böldü babam. Ah, emekli olunca eli alıştı herhalde çay koymaya falan. Kıyamam sana da! Annemle benim aramı iyi tutmakla geçti ömrü!
‘‘Yok, mümkünse biz hemen çıkalım.’’
Alttan bana mesaj var. Ama gerçekten alttan. Çünkü annem şuan bacağımı çimdiklemekle meşgul. ‘‘Ah! Anne acıyor, çimdik atma!’’ Sofradan ayaklanırken annemin ölümcül bakışları üzerimdeydi. İki parmağımla kaçırdığım salam parçasını görünce elime vurmaya çalıştı. Hamlesinden sıyrılıp odama koştum.
‘‘Bu kız da böyle işte, ne yapalım?’’
‘‘Arkamdan dedikodu yapma anne!’’ diye bağırdım kapıdan sarkarak. ‘‘Gel buraya, önünden yapacağım dedikoduyu.’’
Bunun tek anlamı var; ‘Hemen git giyin, kırdırtma bana bacaklarını!’
Nişan alışverişi olacağı için rahatça giyip çıkarabileceğim yeşil uzun kollu bluz, siyah pantolonumu giydim. Yeşil, turuncu ve beyaz renkleriyle örülmüş bilekliğimi takıp gülümsedim.
Hayır, bileklik takıntım yok. Sadece onlarca bilekliğim var!
Saçlarımı açıp şekilsiz olduğunu görünce örmeye başladım. Toka ağzımda, ellerim örgümde, aynanın karşısında kendimi dikizlerken odanın kapısı aralandı. Örgüyü bir kez bırakınca toparlayamayacağımı bildiğim için dönüp bakmadım. Yavaşça bitirip ağzımdaki tokayı saçımın ucuna geçiriverdim.
‘‘Bu da başka bir yüzün mü?’’ derken alayla sırıtıyordu Tolga. Odamın her köşesini incelerken dağınık yatağıma takılı kaldı gözleri. Örtü kaymış, yastık yere düşmüş, yorganda yere düşüp düşmemek arasında gidip geliyordu. Ah ah. Daha uyumam gereken beş dakikalar vardı... Annem sağolsun hepsi rüya olmuştu.
‘‘Biraz dağınık olabilir misin?’’
‘‘Kim? Ben mi? Güldürme beni.’’ derken takılarımın bulunduğu çekmeceyi açtım. Bütün kolyelerimin iç içe olduğunu görünce üşenerek tekrar kapattım. Şu an zincir ayıracak psikoloji de değildim! Ayrıca Tolga'nın görmesi demek, dağınık olduğumu kabullenmek demekti.
‘‘Eee, hadi gidelim. Bir dakika! Nişan alışverişine neden geliyorsun?’’
‘‘Annemin isteği. Gelinliği almayacağız, onun dışında her şeyi halledelim. İkinciye çıkmayalım diyor.’’
‘‘Tolga, baban nişanı atacaksınız dedi.’’ diyerek şaşkınlıkla bakakaldım. Babası bunu annesinin yanında söylemişti. ‘‘Öyle demedi. İsterseniz atarsınız dedi’’ diye düzeltti beni.
Allah’ım kalpten gideceğim şimdi!
‘‘Biz seninle gerçekten mi evleniyoruz şimdi?’’
Yok artık!
Dudaklarım şokla aralanmış, gözlerimin irice açılmıştı. Kendimi çizgi filmlerdeki o komedi karakterleri gibi hissediyorum.
Olumlu anlamda başını aşağı yukarı salladı. Sonrada alay edercesine yüzünü bana doğru eğdi. ‘‘Duvarlarımız ne renk olmalı sevgilim?’’
‘‘Ay yoksa ev bakmaya da mı gideceğiz?’’ diye odaya dalan annemi görünce itiverdim Tolga’yı. Sendeleyerek geriledi ve ikimizin de suratında oluşan ‘Eyvah, basıldık!’ ifadesine gören annem güldü.
‘‘Anne yok. Daha değil, sordu sadece.’’
Kıvırmaya çalıştığımı anlamış olmalıydı! Yüzünde hiç de masuma sayılmayan bir gülümseme vardı. Arkasından gelen Nergis Hanım kıkırdadı. ‘‘Tabii ki ev de bakacağız.’’
Bunlar beni kesin evlendirecek! Kaçmalıyım, hani ortaklık ayarlanana kadardı? Hani dayıya köprüyü geçene kadar ayı diyorduk? Pardon, düzeltiyorum. Hani ayıya köprüyü geçene kadar dayı diyorduk, Nergis Hanım? Hoş olmayan yollara gidiyor sonumuz. Ayrıca o atasözündeki 'ayı' umarım ben olmuyorumdur.
Düşündüm de evet, ben oluyorum.
‘‘Neyse hadi çıkalım.’’ diyerek konuyu toparlamaya çalıştı Tolga. Herkes onu dinleyerek salona geçince öfkelendim. Ben desem annem terlikle kovalardı, ‘sen bana emir mi veriyorsun?’ diyerek hem de!
‘‘Çok şey bakmayız değil mi?’’
Umutla sorduğum soruya Tülay acıyan bakışlarla cevap verdi. ‘‘Annem bugün için yemin etti.’’
‘‘Ne yemini?’’ diye sordum hiç istemeyerek. Duyacaklarımdan korkuyordum az çok. ‘‘En az beş saatlik bir alışveriş olacağı konusunda.’’ Al işte! Mezar taşıma ‘nişan alışverişinde dayanamadı da öldü’ yazın!
‘‘Umarım daha kısa sürede biter işimiz.’’
‘‘Ne kısası kızım? Üç ev var baktığımız, onları gezeceğiz. Nişan için annene, bana, Tülay’a, Tolga’ya, Tarık’a ve sana kıyafet alacağız. Ay babanı unuttum. Neyse, nişan mekânı bakacağız. Gecelikler, koltuklar, yatak odası takımı, mutfak takımı, ohoo.’’
‘‘Ne güzel, ne müthiş.’’
Tolga’nın -söylemiştim, ehuehu- bakışlarına karşılık gözlerimi devirmekle yetindim. Ultra rahat spor ayakkabılarımı giyersem günüm daha az zor geçerdi. Ayrıca Tolga bana atar yapmıştı ama kendisini nişan alışverişinde bulmuştu. Kısaca ben daha kardayım!
‘‘Kalkalım o zaman, ne duruyoruz?’’ diyen annem oldukça keyifliydi. ‘‘Ayıp ama! İnsan üzülüyormuş gibi rol yapar. Kızın evlenecek.’’ dedim dudaklarımı büzerek. Neden? Allah’ım taa buralara neden geldim? Ben dudak büzecek kız mıyım? Yirmi beş yaşındaydım ben!
‘‘Eylem, nasıl seviniyorum var ya anlatamam. Hani utanmasam göbek atacağım, ne üzüntüsü yavrum?’’
İtirafa bak. Kaç yaşında kadınsın, yakışıyor mu şu yaptıkların?
Topluca ayaklandığımızda Tülay’ın koluma girdiğini hissettim. ‘‘Var ya idolümsün! Eğer evde kalırsam bir kafeye oturup yakışıklı adam gelmesini bekleyeceğim. Sonra da ona ‘Pardon, fotoğraf çekinebilir miyiz?’ diye soracağım.’’
‘‘Ben aslında sormamıştım. Ayrıca bana evde kaldığımı ima etme! Daha yirmi beş yaşındayım’’ dediğimde merakla bana baktı.
Allah'ım, benim yaşımla hiçbir problemim yok. Fakat üçlü beşli gelip sürekli evde kaldığımı söylerlerse kompleksim oluşur.
Bunlar güzel şeyler değil.
‘‘Anlatsana ya lütfen, hadi!’’
Tülay'dan kaçış olmadığını anlayınca olayı doğrularıyla anlatma kararı aldım. Zaten aileme yalan söylediğim için vicdanım sızlıyordu. Yalan üstüne yalan atmayalım da azıcık kendimi rahatlatayım.
‘‘Gittim ve saat dedim. Var dediler, gördüğümü söyledim. Ondan sonra eğildim ağabeyine doğru. Saat kaç dedim, o sırada benden etkilendi sandım aptal gibi tabii. Döndü dedi ki bende yok arkadaşımda var. Nasıl sinirlendim, anlatamam. Beyin diye sordum. Anlamadı, bir şapşala bağladı. Son lafı koydum, yıktım geçtim ortalığı.’’
‘‘Ne dedin ki?’’ dedi aynı ilgi ve merakla.
‘‘Onun da arkadaşında olup kendisinde bulunmadığını.’’
Herkesin dikkatini çekecek kahkaha atınca doğal olarak bütün yüzler bize döndü.
‘‘Ağabeyime karşı çıkabilen ilk kadın, karısı olacak. Umarım evde birbirinizi yemezsiniz.’’
Tolga’nın kolumdan tutarak çekmesi ve beni kapıya doğru sürüklemesine izin verdim. Aniden durdu, hep yaptığı gibi başını bana doğru eğdi ve kaskatı kesilmemi sağlayacak o cümleyi söyledi.
‘‘Evde birbirimizi yemeninde zamanı gelecek!’’

1662680_814520275265918_3904521897434132053_n.jpg
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst