- Katılım
- 25 Ocak 2013
- Konular
- 6,740
- Mesajlar
- 21,611
- Online süresi
- 2d 13h
- Reaksiyon Skoru
- 2,176
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 13 Yıl 4 Ay 22 Gün
- Başarım Puanı
- 509
- MmoLira
- 2,783
- DevLira
- 0
HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!
Babası; Mehmet Sağlam. Annesi; Nergis Sağlam. Üç kardeşler. En büyüğü ise Tolga. İkinci kardeşi; Tarık Sağlam. Kız kardeşi ise en küçükleri ve ismi de Tülay Sağlam. Anladın mı?
Derin bir nefes verirken yastığıma daha sıkı sarıldım. Ilgın, yeter. Kusacağım artık. Anladım, onlar Sağlam ailesi.
Başına talih kuşu kondu ama sen anca yay kıymetlini otur güzelim oldu mu? dedi sinirle. Onun heyecanını anlamıyordum, aileme anlatamadan gelip ona dökülüvermiştim. Sonuçta her gün tanımadığım bir adamla nişanlanmıyorum. Ne yapacağımı şaşırmam normal değil mi?
Oldu.
Ters cevabım karşısında koltukta uzanarak söylenmeye devam etti. O değil de sen annene, babana nasıl anlatacağını düşün bence.
Telefonumun titremeye başladığında çığlık atarak yüzümü yastığa gömdüm. Arayan sülalemden kaç akraba vardı, bilmiyorum. Allahım daha on dakika önce çocukluk arkadaşım aradı. Beşinci sınıftayken aynı okuldaymışız, yuh dedim başka bir şey diyemedim. Hayır, numaramı nereden buluyorlar onu da hiç anlayamadım.
Nişanlın arıyor. derken keyifle yattığı yerde kıpırdandı Ilgın. Hemen telefonu elime alıp açtım.
Bunu nasıl yaparsın? diye sordu gayet sakin bir sesle. Tamam, sanırım tartışmayacağız. Neden bahsettiğini açar mısın?
Babamın teklifini nasıl kabul edebilirsin?! dedi patlayarak. Öyle kuvvetli bağırmıştı ki Ilgının bile duyduğuna emindim.
Bana bağırma, diye uyararak sabahtan beri arkasına saklandığım sebebi söyleyiverdim. Çünkü sen sürekli suçlu olduğumu söyledin. Bende yardımcı olmaya çalıştım. Tabii senin gibi bir öküz bunu anlayamaz.
Saygı sınırlarımı çoktan aştığımı biliyordum fakat öfkemi kontrol edemiyordum. Açıklasam başka dert, babasının isteğini kabul etsem ayrı.
Tamam, nişanlı mı olacağız? O zaman hayatındaki en maço erkeği görmenin zamanı geldi.
Her şey karşılıklı! diyerek telefonu suratına kapattım. Ha, maço erkek? Kılıbığın teki. Adam çok yakışıklı, ona nasıl bağırıyorsun? diye sordu Ilgın. Gözlerimi devirmekle yetindim. Bir kere çok yakışıklı değil. Kirpikleri çok uzun, gözlerinin rengi çok mavi. Ben renkli göz sevmem.
Şu saydıklarının kötü özellikler olmadığını biliyorsun değil mi? Adamın taş olduğunun farkındasın.
Belki birazcık. Aman havyan kadar param olsa ben de çirkin olmazdım. diye savunmaya geçtim. Tam o sırada telefondan gelen hışırtılar dikkatimi çekti. Kulağıma koymamla onun kahkahasını duymam bir oldu.
Yuh, ben bu telefonu kapatmamış mıyım?
Kapatmamışsın güzelim. Yakışıklı olduğumu bilmen hoş tabii. Ama hayvan kadar paran olsa da senden bir cacık olmaz.
Allahım, sen bu adam benim rezilliklerime şahit olması için mi yarattın? Çünkü ne zaman konuşsak yerin dibine batan ben oluyorum? Bana bak bana! Cacık sensindir! Malum koca bir hıyar olduğundan!
Söylediğim cümlenin saçmalığını umursamadan bu sefer telefonu kapattığıma emin olarak yatağa attım. Ay evli çiftler gibi didişiyorsunuz!
Sus Ilgın, konuşma Ilgın, zaten hepsi senin yüzünden Ilgın!
Senin sayende taş gibi adam buldum demiyorsun da.
Biz neden dönüp dolaşıp adamın vücudundan konuşuyoruz? Hayır, yani anladık. Çalışmış çabalamış kas yapmış. İyi de bundan bana ne?
Anneme açıklarken de taş gibi adam derim zaten! diye söylenemeye devam ettim. Madem benim hayatım mahvolmuştu, Ilgında çenemi çekebilirdi. O adama da dediğim gibi her şey karşılıklı!
Arkadaşım omuz silkerek imayla kaşlarını kaldırdı. Eminim annen zaten bunu biliyordur. Fotoğraflarınız gazetelerde
O an aklım başka bir şeye takılmıştı. Oturduğum yerden fırlayarak ayaklandım. Üzerimdeki gömleği düzeltmeye çalışırken nasıl unuttuğumu düşünüyordum. Kafa kalmamıştı ki?!
Ilgın bir hafta sonra hem nişanlı hem de işten kovulmuş biri olacağım! İşe gitmeyi unuttum. Ceydaya da iki saat idare et demiştim. O kız var ya iki saati bir dakika geçirmez.
Eteğimi çekiştirerek kapıya koştum. Topuklu ayakkabılarımı ayağıma geçirmeye çalışırken bana kahkaha atan arkadaşıma sinirli bakışlarımı gönderdim. Bugün izin günüm, oh mis.
Kıskanmadım. Yarın da benim izin günüm. Özgürlüğümü ertelemek zorundayım! Merdivenlerden inerken Ilgın son anda çantamı da kucağıma attı. Allahım, ne olur içindeki parfüm kırılmamış olsun. İlk defa bir parfümün orijinalini aldım. Ah dertli yaşamım ah.
Binadan çıkıp caddeye koştururken aynı zamanda telefonumu çıkardım. Ceydanın numarasına tıklayarak açılmasını bekledim.
Alo?
Ceyda? Ben Eylem. Yirmi dakikaya oradayım. Ne dedi Hakan Bey? Fark etmiştir yokluğumu.
Sorun değil. İşleri hallettim ben.
Taksiye atladığımda bile şoktan çıkamamıştım. Bu kızın davranışları bile üç yüz altmış derece yön değiştirdiyse kesin çok önemli birisi Tolga. Aslında üç yüz altmış derece yön değiştirirse başladığı noktaya döner. Yani değişmiş olmaz. Yüz seksen derece değiştirmiş olur cümlenin doğrusu. Ya da mantığım yanlış.
Neyse, matematik en zayıf dersimdi zaten.
İş yerimin adresini verdikten sonra taksicinin Yakın mesafe olduğunu söylemedin abla. demesiyle sinirlerim zıpladı. Ne ablası ya? Kaç yaşında duruyorum oradan?
Genelleme konuşuyoruz abla, kusura bakma işte.
Hala abla diyor. Ah be amca çocuğun yaşındayım senin. Ne ablası?
Tamam, amca. dedim sohbeti sonlandırabilmek adına. Ne amcası ya? diyerek bu sefer de o beğenmedi hitap biçimini. Zıpkın gibi delikanlıyım ben.
Hıı, bende senin ablan yaşındayım. Amca gelmişsin elli yaşına delikanlıyım diyorsun.
Daha saçlarıma aklar düşmedi benim! diye beni payladığında kahkaha atmamak için zor durdum. Sanırım daha önce saçlarının arkasından bahseden olmamış. Ya yaşlısın işte, kabullenirsen daha kolay atlatırsın.
Uzatmayayım diye Tamam abi. dedim.
O da dünden razıymış gibi kesti konuşmayı. Nihayet önüne geldiğimizde baktım dokuz lira bilmem kaç kuruş tutmuş. On lirayı çıkardım uzattım cüzdandan. Hayatımda en nefret ettiğim ikilem içinde kaldım.
Şimdi, üstü kalsın desem zaten kaç kuruş para üstü verecek ki? Dalga geçiyorum zanneder. Beklesem iki kuruş için bekliyor der. Çantamdan bir şey arıyormuş gibi yaparak zaman öldürme taktiğinde karar kıldım. O sırada çıkarıp yirmi kuruşu uzattı bana.
Kolay işler abi.
Evet, dünyada bir ilk. Kolay işler. Kolay gelsin ve iyi işler adlı iki cümlenin birleşiminden oluşmuş, taksiciler için bulunmuş bir söz. Ah biraz sakin insanlardan olabilsem.
Binanın içine koşarcasına girerek asansörlere yöneldim. İnadıma yapıyorlar, gerçekten! Sekizinci kattaydı ve hala çıkıyordu. Aslında filmlerdeki gibi havalı şekilde merdivenlere koşabilirdim ama yemedi. Çünkü bizim ofis on dördüncü katta. Ayrıca o koşma sahneleri gerçek değil. Adamlar durduruyor, su içiyor, ne bileyim dublör falan kullanıyor.
Gerçi merdivenlerde koşma sahnesi için dublör kullanan sanatçı görmedim fakat ben olsaydım kullanırdım.
Derin düşüncelerimi bölen asansör sesiyle etrafıma bakındığımda dokuz kişi olduğumuzu gördüm. Yuh ulan! Nereye saklanmıştınız da aniden biriktiniz şimdi? Daha iki dakika önce yalnızdım ben.
Tıpış tıpış bindim o daracık alana yanımdaki sekiz kişiyle birlikte. Yapıştık, tek vücut olduk! Adam iki asansör yapar, şu trafiği rahatlatır.
On dördüncü kata çoktan basılmıştı iyi ki. Yoksa imkânı yok buradan uzanamam kat tuşuna!
Nihayet katımıza ulaşınca indim asansörden. Ceydanın başını kaldırmasıyla gülümsemesi bir oldu. Hakan Bey seni odasında bekliyor Eylem.
Kesin kovuldum. Ceyda gülümsüyor ve sanki çok önemli bir müşteriymişim gibi sakince, iğnelemeden konuşuyor. Ona cevap vermeye gerek görmeden odaya yürüdüm yavaşça. Bugün hayatımın dönüm noktası olmuştu. Nişanlanacak, üstüne kovulacaktım.
Hem de hepsi tek bir fotoğraf yüzünden!
Altı üstü saçma sapan fotoğraf!
Kapıyı tıklayıp boğazımı temizledim. Hadi buyurun cenaze namazına. Hakan Bey, açıklayabilirim-
Eylem, gel kızım otur şöyle.
Hakan Beyin gülümseyen yüzüne bakarken içten içe sevindim. Kesin iyi şeyler olmuştu! Sonunda bir şeyler yolunda gidiyordu. Çekinerek içeriye yürüdüm ve deri, siyah koltuğun her an altımdan çekilecekmişçesine ucuna yerleştim.
Hiç söylemiyorsun sevgilinin Tolga olduğunu.
Gözlerimi devirmemek için kendimi kastım. Evet, ağzından çıkardı baklayı. Desene adam iş de kullanacağım seni diye!
Çok yeniydi efendim diye cevapladım. Zaten nişanlanacaktık, aramızda hiçbir şey olmadığını bilmesine gerek yoktu. Şey diyorum Sağlam holdingle şirketimizin ortaklığı her açıdan bize yarar sağlar. Acaba sevgilinle konuşsan mı?
Yüzüne o kadar laf ettikten sonra mı? Tabii ki hayır!
Konuşurum efendim. dedim gülümseyerek. Ama söz veremem. Hala şirketin başındaki babası. Bu sebeple ricamı kabul etmeyebilir.
Rahatlayarak koltuğuna yaslandı ve Söylesen yeter. deyiverdi. Şimdi çıkabilirsin. Bugün ve yarın izinlisin.
Yarın zaten normal izin günüm be adam!
Teşekkür ederim efendim.
Çantamın sapını kavrayarak ayaklandım. Kapıya doğru yürümeye başladığımda omuzlarımda kocaman bir ağırlık varmış gibi hissediyordum.
Hayatımdaki değişimlere ayak uyduramayan tek insan bendim. Ceyda bile bana iyi davranırken ben neler olduğunu açıklayamamıştım bile. Annemi ararken asansöre yöneldim.
Kızım! Sabahtan beri telefonlarımı açmıyorsun, intihar ettin sandım!
Yok, anne yok. Eee, nasılsınız?
İyiyiz biz. Düğün ne zaman?
Yanıma gelenlerin garipseyen bakışlarını üstüme çeksem de son üç saattir alışmıştım. Ne düğünü anne? diye sordum bezgince. Tolga Sağlam ve senin düğünün!
Yok, daha neler!
Anne, saçmalıyorsun. dedim uyarıcı bir ses tonuyla. Magazin haberlerine çık, bizi yedi sülalemize rezil et. Sonra saçmalayan anne olsun. Aferin kızım aferin. Sen evlenmeden onunla aynı evde yaşamaya başlarsın. Hatta çocukta yaparsın.
Yuh anne ya! İki dakika kendi kendine senaryo kurdun onu anlatıyorsun.
Sus cevap verme anneye! diye bağırınca dişlerimi yanağımın içine geçirerek dediğini yaptım. Tek kelime etmeden beklemeye başladım.
Eylem çabuk cevap ver bana! diye çemkirdi bu sefer.
Yahu bir karar ver. Cevap vereyim mi vermemeyim mi?
İstediğim cevapları ver. diyerek olayı noktaladı. Vallahi benden zeki bu kadın. Annemden zekâ almamışım gitmişim burnunu almışım! Olacak iş mi?
Anne şimdi eve geliyorum. Orada konuşsak? Ben muhabbete dalmışken çoktan asansör gelmiş, içine doluşulmuştu bile. Bıkkınca merdivenlere yöneldim. İmkânı yok kapatamazdım telefonu. Ağır ağır inmeye başlarken annem söylenmeye başlamıştı.
Ali, koş gel bu kız beni öldürecek! Gazetelere, televizyonlara çıkıyor. Hala da dil pabuç. Aman her kaprisin anneye. Kızım sen akılsız mısın? Diyorum ki yedi sülale öğrendi. Ne olacak şimdi? O adam senden ayrılırsa ne yapacaksın? Akrabaların yüzüne nasıl bakarız?
Anne, anne dur yeter. Dur. Nişanlanacağız biz.
Amacım yüz yüzeyken söylemekti. Ama dayanamamıştım. Kim dayanabilir ki?
Ay Ali. Bizim kız kedi olalı bir fare yakaladı. Nişanlanıyormuş. Evet, hani şu televizyona çıktığı adamla. Kapat güzel kızım benim kapat. Daha teyzengile, amcangile, yengenlere falan haber vereceğim.
Annem daha sayardı, telefonu kapatmasaydım.
Bir günde hayatınız baştan aşağı değişebilir miydi?
Ah, benimki değişti bile.
Derin bir nefes verirken yastığıma daha sıkı sarıldım. Ilgın, yeter. Kusacağım artık. Anladım, onlar Sağlam ailesi.
Başına talih kuşu kondu ama sen anca yay kıymetlini otur güzelim oldu mu? dedi sinirle. Onun heyecanını anlamıyordum, aileme anlatamadan gelip ona dökülüvermiştim. Sonuçta her gün tanımadığım bir adamla nişanlanmıyorum. Ne yapacağımı şaşırmam normal değil mi?
Oldu.
Ters cevabım karşısında koltukta uzanarak söylenmeye devam etti. O değil de sen annene, babana nasıl anlatacağını düşün bence.
Telefonumun titremeye başladığında çığlık atarak yüzümü yastığa gömdüm. Arayan sülalemden kaç akraba vardı, bilmiyorum. Allahım daha on dakika önce çocukluk arkadaşım aradı. Beşinci sınıftayken aynı okuldaymışız, yuh dedim başka bir şey diyemedim. Hayır, numaramı nereden buluyorlar onu da hiç anlayamadım.
Nişanlın arıyor. derken keyifle yattığı yerde kıpırdandı Ilgın. Hemen telefonu elime alıp açtım.
Bunu nasıl yaparsın? diye sordu gayet sakin bir sesle. Tamam, sanırım tartışmayacağız. Neden bahsettiğini açar mısın?
Babamın teklifini nasıl kabul edebilirsin?! dedi patlayarak. Öyle kuvvetli bağırmıştı ki Ilgının bile duyduğuna emindim.
Bana bağırma, diye uyararak sabahtan beri arkasına saklandığım sebebi söyleyiverdim. Çünkü sen sürekli suçlu olduğumu söyledin. Bende yardımcı olmaya çalıştım. Tabii senin gibi bir öküz bunu anlayamaz.
Saygı sınırlarımı çoktan aştığımı biliyordum fakat öfkemi kontrol edemiyordum. Açıklasam başka dert, babasının isteğini kabul etsem ayrı.
Tamam, nişanlı mı olacağız? O zaman hayatındaki en maço erkeği görmenin zamanı geldi.
Her şey karşılıklı! diyerek telefonu suratına kapattım. Ha, maço erkek? Kılıbığın teki. Adam çok yakışıklı, ona nasıl bağırıyorsun? diye sordu Ilgın. Gözlerimi devirmekle yetindim. Bir kere çok yakışıklı değil. Kirpikleri çok uzun, gözlerinin rengi çok mavi. Ben renkli göz sevmem.
Şu saydıklarının kötü özellikler olmadığını biliyorsun değil mi? Adamın taş olduğunun farkındasın.
Belki birazcık. Aman havyan kadar param olsa ben de çirkin olmazdım. diye savunmaya geçtim. Tam o sırada telefondan gelen hışırtılar dikkatimi çekti. Kulağıma koymamla onun kahkahasını duymam bir oldu.
Yuh, ben bu telefonu kapatmamış mıyım?
Kapatmamışsın güzelim. Yakışıklı olduğumu bilmen hoş tabii. Ama hayvan kadar paran olsa da senden bir cacık olmaz.
Allahım, sen bu adam benim rezilliklerime şahit olması için mi yarattın? Çünkü ne zaman konuşsak yerin dibine batan ben oluyorum? Bana bak bana! Cacık sensindir! Malum koca bir hıyar olduğundan!
Söylediğim cümlenin saçmalığını umursamadan bu sefer telefonu kapattığıma emin olarak yatağa attım. Ay evli çiftler gibi didişiyorsunuz!
Sus Ilgın, konuşma Ilgın, zaten hepsi senin yüzünden Ilgın!
Senin sayende taş gibi adam buldum demiyorsun da.
Biz neden dönüp dolaşıp adamın vücudundan konuşuyoruz? Hayır, yani anladık. Çalışmış çabalamış kas yapmış. İyi de bundan bana ne?
Anneme açıklarken de taş gibi adam derim zaten! diye söylenemeye devam ettim. Madem benim hayatım mahvolmuştu, Ilgında çenemi çekebilirdi. O adama da dediğim gibi her şey karşılıklı!
Arkadaşım omuz silkerek imayla kaşlarını kaldırdı. Eminim annen zaten bunu biliyordur. Fotoğraflarınız gazetelerde
O an aklım başka bir şeye takılmıştı. Oturduğum yerden fırlayarak ayaklandım. Üzerimdeki gömleği düzeltmeye çalışırken nasıl unuttuğumu düşünüyordum. Kafa kalmamıştı ki?!
Ilgın bir hafta sonra hem nişanlı hem de işten kovulmuş biri olacağım! İşe gitmeyi unuttum. Ceydaya da iki saat idare et demiştim. O kız var ya iki saati bir dakika geçirmez.
Eteğimi çekiştirerek kapıya koştum. Topuklu ayakkabılarımı ayağıma geçirmeye çalışırken bana kahkaha atan arkadaşıma sinirli bakışlarımı gönderdim. Bugün izin günüm, oh mis.
Kıskanmadım. Yarın da benim izin günüm. Özgürlüğümü ertelemek zorundayım! Merdivenlerden inerken Ilgın son anda çantamı da kucağıma attı. Allahım, ne olur içindeki parfüm kırılmamış olsun. İlk defa bir parfümün orijinalini aldım. Ah dertli yaşamım ah.
Binadan çıkıp caddeye koştururken aynı zamanda telefonumu çıkardım. Ceydanın numarasına tıklayarak açılmasını bekledim.
Alo?
Ceyda? Ben Eylem. Yirmi dakikaya oradayım. Ne dedi Hakan Bey? Fark etmiştir yokluğumu.
Sorun değil. İşleri hallettim ben.
Taksiye atladığımda bile şoktan çıkamamıştım. Bu kızın davranışları bile üç yüz altmış derece yön değiştirdiyse kesin çok önemli birisi Tolga. Aslında üç yüz altmış derece yön değiştirirse başladığı noktaya döner. Yani değişmiş olmaz. Yüz seksen derece değiştirmiş olur cümlenin doğrusu. Ya da mantığım yanlış.
Neyse, matematik en zayıf dersimdi zaten.
İş yerimin adresini verdikten sonra taksicinin Yakın mesafe olduğunu söylemedin abla. demesiyle sinirlerim zıpladı. Ne ablası ya? Kaç yaşında duruyorum oradan?
Genelleme konuşuyoruz abla, kusura bakma işte.
Hala abla diyor. Ah be amca çocuğun yaşındayım senin. Ne ablası?
Tamam, amca. dedim sohbeti sonlandırabilmek adına. Ne amcası ya? diyerek bu sefer de o beğenmedi hitap biçimini. Zıpkın gibi delikanlıyım ben.
Hıı, bende senin ablan yaşındayım. Amca gelmişsin elli yaşına delikanlıyım diyorsun.
Daha saçlarıma aklar düşmedi benim! diye beni payladığında kahkaha atmamak için zor durdum. Sanırım daha önce saçlarının arkasından bahseden olmamış. Ya yaşlısın işte, kabullenirsen daha kolay atlatırsın.
Uzatmayayım diye Tamam abi. dedim.
O da dünden razıymış gibi kesti konuşmayı. Nihayet önüne geldiğimizde baktım dokuz lira bilmem kaç kuruş tutmuş. On lirayı çıkardım uzattım cüzdandan. Hayatımda en nefret ettiğim ikilem içinde kaldım.
Şimdi, üstü kalsın desem zaten kaç kuruş para üstü verecek ki? Dalga geçiyorum zanneder. Beklesem iki kuruş için bekliyor der. Çantamdan bir şey arıyormuş gibi yaparak zaman öldürme taktiğinde karar kıldım. O sırada çıkarıp yirmi kuruşu uzattı bana.
Kolay işler abi.
Evet, dünyada bir ilk. Kolay işler. Kolay gelsin ve iyi işler adlı iki cümlenin birleşiminden oluşmuş, taksiciler için bulunmuş bir söz. Ah biraz sakin insanlardan olabilsem.
Binanın içine koşarcasına girerek asansörlere yöneldim. İnadıma yapıyorlar, gerçekten! Sekizinci kattaydı ve hala çıkıyordu. Aslında filmlerdeki gibi havalı şekilde merdivenlere koşabilirdim ama yemedi. Çünkü bizim ofis on dördüncü katta. Ayrıca o koşma sahneleri gerçek değil. Adamlar durduruyor, su içiyor, ne bileyim dublör falan kullanıyor.
Gerçi merdivenlerde koşma sahnesi için dublör kullanan sanatçı görmedim fakat ben olsaydım kullanırdım.
Derin düşüncelerimi bölen asansör sesiyle etrafıma bakındığımda dokuz kişi olduğumuzu gördüm. Yuh ulan! Nereye saklanmıştınız da aniden biriktiniz şimdi? Daha iki dakika önce yalnızdım ben.
Tıpış tıpış bindim o daracık alana yanımdaki sekiz kişiyle birlikte. Yapıştık, tek vücut olduk! Adam iki asansör yapar, şu trafiği rahatlatır.
On dördüncü kata çoktan basılmıştı iyi ki. Yoksa imkânı yok buradan uzanamam kat tuşuna!
Nihayet katımıza ulaşınca indim asansörden. Ceydanın başını kaldırmasıyla gülümsemesi bir oldu. Hakan Bey seni odasında bekliyor Eylem.
Kesin kovuldum. Ceyda gülümsüyor ve sanki çok önemli bir müşteriymişim gibi sakince, iğnelemeden konuşuyor. Ona cevap vermeye gerek görmeden odaya yürüdüm yavaşça. Bugün hayatımın dönüm noktası olmuştu. Nişanlanacak, üstüne kovulacaktım.
Hem de hepsi tek bir fotoğraf yüzünden!
Altı üstü saçma sapan fotoğraf!
Kapıyı tıklayıp boğazımı temizledim. Hadi buyurun cenaze namazına. Hakan Bey, açıklayabilirim-
Eylem, gel kızım otur şöyle.
Hakan Beyin gülümseyen yüzüne bakarken içten içe sevindim. Kesin iyi şeyler olmuştu! Sonunda bir şeyler yolunda gidiyordu. Çekinerek içeriye yürüdüm ve deri, siyah koltuğun her an altımdan çekilecekmişçesine ucuna yerleştim.
Hiç söylemiyorsun sevgilinin Tolga olduğunu.
Gözlerimi devirmemek için kendimi kastım. Evet, ağzından çıkardı baklayı. Desene adam iş de kullanacağım seni diye!
Çok yeniydi efendim diye cevapladım. Zaten nişanlanacaktık, aramızda hiçbir şey olmadığını bilmesine gerek yoktu. Şey diyorum Sağlam holdingle şirketimizin ortaklığı her açıdan bize yarar sağlar. Acaba sevgilinle konuşsan mı?
Yüzüne o kadar laf ettikten sonra mı? Tabii ki hayır!
Konuşurum efendim. dedim gülümseyerek. Ama söz veremem. Hala şirketin başındaki babası. Bu sebeple ricamı kabul etmeyebilir.
Rahatlayarak koltuğuna yaslandı ve Söylesen yeter. deyiverdi. Şimdi çıkabilirsin. Bugün ve yarın izinlisin.
Yarın zaten normal izin günüm be adam!
Teşekkür ederim efendim.
Çantamın sapını kavrayarak ayaklandım. Kapıya doğru yürümeye başladığımda omuzlarımda kocaman bir ağırlık varmış gibi hissediyordum.
Hayatımdaki değişimlere ayak uyduramayan tek insan bendim. Ceyda bile bana iyi davranırken ben neler olduğunu açıklayamamıştım bile. Annemi ararken asansöre yöneldim.
Kızım! Sabahtan beri telefonlarımı açmıyorsun, intihar ettin sandım!
Yok, anne yok. Eee, nasılsınız?
İyiyiz biz. Düğün ne zaman?
Yanıma gelenlerin garipseyen bakışlarını üstüme çeksem de son üç saattir alışmıştım. Ne düğünü anne? diye sordum bezgince. Tolga Sağlam ve senin düğünün!
Yok, daha neler!
Anne, saçmalıyorsun. dedim uyarıcı bir ses tonuyla. Magazin haberlerine çık, bizi yedi sülalemize rezil et. Sonra saçmalayan anne olsun. Aferin kızım aferin. Sen evlenmeden onunla aynı evde yaşamaya başlarsın. Hatta çocukta yaparsın.
Yuh anne ya! İki dakika kendi kendine senaryo kurdun onu anlatıyorsun.
Sus cevap verme anneye! diye bağırınca dişlerimi yanağımın içine geçirerek dediğini yaptım. Tek kelime etmeden beklemeye başladım.
Eylem çabuk cevap ver bana! diye çemkirdi bu sefer.
Yahu bir karar ver. Cevap vereyim mi vermemeyim mi?
İstediğim cevapları ver. diyerek olayı noktaladı. Vallahi benden zeki bu kadın. Annemden zekâ almamışım gitmişim burnunu almışım! Olacak iş mi?
Anne şimdi eve geliyorum. Orada konuşsak? Ben muhabbete dalmışken çoktan asansör gelmiş, içine doluşulmuştu bile. Bıkkınca merdivenlere yöneldim. İmkânı yok kapatamazdım telefonu. Ağır ağır inmeye başlarken annem söylenmeye başlamıştı.
Ali, koş gel bu kız beni öldürecek! Gazetelere, televizyonlara çıkıyor. Hala da dil pabuç. Aman her kaprisin anneye. Kızım sen akılsız mısın? Diyorum ki yedi sülale öğrendi. Ne olacak şimdi? O adam senden ayrılırsa ne yapacaksın? Akrabaların yüzüne nasıl bakarız?
Anne, anne dur yeter. Dur. Nişanlanacağız biz.
Amacım yüz yüzeyken söylemekti. Ama dayanamamıştım. Kim dayanabilir ki?
Ay Ali. Bizim kız kedi olalı bir fare yakaladı. Nişanlanıyormuş. Evet, hani şu televizyona çıktığı adamla. Kapat güzel kızım benim kapat. Daha teyzengile, amcangile, yengenlere falan haber vereceğim.
Annem daha sayardı, telefonu kapatmasaydım.
Bir günde hayatınız baştan aşağı değişebilir miydi?
Ah, benimki değişti bile.
- Katılım
- 18 Tem 2014
- Konular
- 687
- Mesajlar
- 3,378
- Reaksiyon Skoru
- 353
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 11 Yıl 11 Ay 3 Gün
- Başarım Puanı
- 191
- MmoLira
- 16
- DevLira
- 0
Teşekkürler
- Katılım
- 7 Ara 2013
- Konular
- 46
- Mesajlar
- 8,360
- Reaksiyon Skoru
- 504
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 12 Yıl 6 Ay 11 Gün
- Başarım Puanı
- 142
- MmoLira
- -17
- DevLira
- 0
Teşekkürler.
Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)
Benzer konular
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 27
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 54





