C 1
chengdu
xranzei 1
xranzei
zendor2 1
zendor2
Bvural41 1
Bvural41
noisiv 1
noisiv
Manwe Work 1
Manwe Work
Almira2 1
Almira2
romegames 1
romegames
D 1
delimuratt
Hikaye Ekle
Reklam vermek için turkmmo@gmail.com

"Hoşgörü"yle katledilenler: Ezidiler

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan JueLsa
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 0
  • Görüntüleme Görüntüleme 2K

JueLsa

Level 8
TC Kimlik Numarası Doğrulanmış Üye
TM Üye
Katılım
24 May 2014
Konular
1,102
Mesajlar
2,714
Online süresi
5h 34m
Reaksiyon Skoru
186
Altın Konu
0
TM Yaşı
12 Yıl 15 Gün
Başarım Puanı
222
MmoLira
99
DevLira
0
Ticaret - 0%
0   0   0

ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!

[h=1]
995426_detay.jpg
[/h]Ey Tanrım, Şeyh Şems ve Şeyh Ali; Ey
Sultan Ezi’nin devrine inancım var,
Ezid’in ağıldaki kuzusuyum,
Ey Tanrım sen bizi baştan et, imandan etme.
Onları ilk kez televizyonda ’den kaçmaya çalışırlarken gördüm. Daha önce birkaç kez Yezid, kelimelerini duymuş olsam da araştıracak kadar ilgimi çekmemişti. Ta ki , ’ta lerin bulunduğu bölgeye saldırıp erkeklerin kafalarını kesip, kadınlarına tecavüz edene kadar.
lere, tövbe edip Müslüman oldukları taktirde canlarını bağışlayacağını söylemişti. Ancak hiçbiri bunu yapmadı. Yukarıdaki dörtlük ler’in duasından bir parça. Tıpkı dualarındaki gibi baştan oldular da yine de inançlarını bırakmadılar.

“din” kisvesi altında gösterdiği bu barbarca tutumu, yeterince “Müslüman” görmediği herkese karşı uyguluyordu ve halkına yaptığı da diğerlerinden çok farklı değildi. Aradaki fark lerin tarih boyunca inançları yüzünden benzeri işkencelere ve soykırımlara uğramış olmasıydı. ne ilkti, ne de son olacaktı...
Ben kafamda ler tam olarak neye inanıyor diye düşünedururken evrene fazla mesaj göndermiş olmalıyım ki tam da konuyla ilgili bir basın bülteni mailime düştü.
İstanbul Bilgi Üniversitesi santralistanbul Kampüsü’nde yer alan Enerji Müzesi’nde düzenlenen ve Bilgi Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim görevlisi olan ’in, ler’i ve inanışlarını ele aldığı “Kara Kitap Kara Talih” kitabının lansmanında çok daha fazlasını öğrendim. ’in çektiği mükemmel fotoğraflarla süslenmiş bu kitabın önsözünü ise kaleme almış.
“Şeytana tapıyorlar, ateşe secde ediyorlar” efsaneleri etrafında haklarında oldukça fazla bilgi kirliliği oluştu. Peki kim bu ler? Tarih boyunca yok edilmeye çalışılan bu insanlar neye inanıyor da bu kadar tehlikeli algılanıyor? çok da uzak değil, bu kültüre bu kadar yabancı olmamamız gerek öyle değil mi? Hatta ’a gitmenize gerek yok, onlar içimizde Türkiye’de de yaşıyorlar. Daha geçtiğimiz ayda 2.000 , canlarını kurtarmak için Habur sınır kapısından Türkiye'ye giriş yaptı, çoğu da kadın ve çocuk. Güneydoğu'daki belediyelerin tahsis ettiği spor salonlarında, çadırlarda kalıyorlar. Burnumuzun dibinde ne dramlar yaşanıyor...
Batman’da, Mardin’de sessiz sedasız hayatlarına devam ediyorlar. Ne yazık bize! Burnumuzun dibinde yaşanan acıların farkına bile varmadan yaşayıp gidiyoruz. Ancak onların farkında olmamamızın tek sorumlusu biz değiliz. Bu aynı zamanda kendi tercihleri. Çünkü korkuyorlar... Dünyada sadece 700.000 var. Tarih boyunca yok edilmeye çalışıldıkları için farklı yerlere dağılmışlar.
Tüm kurallarının yazılı olduğu belli bir kutsal kitapları olmadığından farklı ülkelerdeki lerin inançları da farklılık gösterebiliyor. Ancak temel aynı, yarı insan-yarı melek soyundan geldiklerine inanıyorlar ve bu nedenle ancak bir anneden doğarsanız olabiliyorsunuz. Başkalarıyla evlenmeleri ve soylarını bozmaları yasak. Hatta kendi aralarında bile kast ayrımından ötürü evlilik yasağı var.
Şimdi hepsini ’in 2004’te başladığı Türkiye, Suriye, , Gürcistan, Ermenistan ve Almanya’da yürüttüğü saha araştırmalarından elde ettiği değerli bilgilerin sonucu olan bu kitap sayesinde öğreneceğiz.
Gökçen; “Şimdi bu kitabı yayınladıktan birkaç yıl sonra her zaman yaptıkları gibi bazı kişiler çıkıp yazdıklarımın doğru olmadığı iddia edecek ve yeni tartışmalar başlatacaklar. Yazdığım hiçbir şeyin doğru olduğunu iddia etmiyorum. Ama ben öyle gördüm, öyle anlattılar. Bu yazılı bir din değil ve her ülkedeki ler’in inanışları birbirinden farklılık gösterebiliyor. Ermenistan’daki çok başka bir lik, ’taki başka bir lik…” diye özetliyor durumu.
995426_9c4e5eea8a2740e414b6b0429267e4c3.jpg

lere olan ilginiz nereden kaynaklanıyor?

: Çocukken yaşadığım Diyarbakır'da lere ilişkin birçok hikaye duyardım, bunlar zaman içerisinde benim ilgimin bu topluluğa doğru yönelmesini sağladı. Sonraki yıllarda da tanıştığım birkaç sayesinde toplulukla doğrudan bir ilişki kurma şansını elde ettim ve bugüne kadar süre gelen çalışmalara başladım.
Tanıdığınız ler içinde 'den kaçarken kötü anılar yaşamış olanlar var mı? Nasıl iletişim kurdunuz?

A.G. : Telefonlaştık. Arkadaşım diğer lerle birlikte bir kamyona binmiş Şengal'den topluca kaçarlarken Şengal'den daha yeni çıkmışlarken kamyonları bozuluyor. Yolun ortasında birilerinin onlara yardım etmesi için beklerken bir süre sonra militanları geliyor.
militanları kamyonun kasasını açınca içeride bir sürü kadın, çocuk ve adamın olduğunu görüyor. 3 kadını seçip, onların karşılığında hepsini serbest bırakacaklarını söylüyorlar. Aynı aileden 3 tane evli ve çocuklu kadını alıp bütün herkesi serbest bırakıyorlar. Buna benzer yüzlerce olay ve hikaye var.
Peki madem telefonları vardı, onlara gelmeden önce haberleşip kaçamazlar mıydı?

A.G. : zaten hep oradaydı. Sadece bugün siyasi olarak daha güçlü bir hale geldiler. Suriye'den aldıkları destekle birlikte zirve noktasına çıktılar.
Diğer ülkelerdeki ler birbirini koruyup kollayamıyor mu?

A.G.: Çok fazla koruyup kollama imkanına sahip değiller çünkü ler fakir insanlar. Bu fakirlik içerisinde de yardımlaşmaları zor oluyor.
Türkiye'deki ler en çok nerede toplanmış durumdalar?

A.G. : Türkiye'de 500 var. Yoğun olarak Batman, Urfa ve Mardin'deler.
Neredeyse 1970’li yıllara kadar Ermenistan leri hariç, lerin çok büyük bir bölümü okuma-yazma bilmiyordu. Ancak , okuma-yazma bilmeyen dervişlerin, ölen kişinin yanına oturup okuduğu duayı şaşkınlıkla dinlemiş.
Dervişler ölenlerin ardından bedenin yanına gidip “Bu dünya İbrahim'e de, İskender'e de kalmadı; bu dünya Sokrates'e de Platon'a da kalmadı” diyormuş. Okuma yazma bilmediği halde Sokrates’ten Platon’dan bahseden bu dervişler Gökçen’i fazlasıyla şaşırtmış.
Kitabın önsözü, 1980’de yayınladığı “Mahmud ile Yezida” romanıyla ler’i tiyatro edebiyatına ilk kez katan ’a ait. Mungan bu kitaba neden sunuş yazısı yazdığını merak edenler için ilk kitabı “Mahmud ile Yezida”nın bir Müslüman delikanlıyla kızın efsaneleşmiş aşkını anlattığını hatırlatıyor ve çocukken gördüğü ve hiç unutamadığı bir anısını aktarıyor:
995426_7c5c82773e884d3c3d676a5ac2962180.jpg

Babasının iş gezilerinden birinde Mardin’e giden Mungan, çevresine bir daire çizilen bir adamın etrafını kuşatan kalabalık tarafından sürekli taşlandığına ancak adamın daireden çıkıp kaçmadığına şahit oluyor. Adamın olduğunu, ler’in ’a taptıklarını, inançlarına göre dairenin kutsal olduğunu, bu nedenle daire silinmeden içindekinin dışarı çıkamadığını öğreniyor.
Daha sonraları, bu inancı gülünç bulanların da başka türlü görünmeyen daireler içinde durduğunu ve çıkamadığını fark ediyor. Ve “Kara Kitap Kara Talih”e yazdığı önsözün “Mahmud ile Yezida”yı yazdığı günden beri kendisine lere ilişkin yöneltilen sorulara toplu yanıt yerine geçmesini diliyor.
"BİNLERCE YILDIR HOŞGÖRÜ SAVAŞLARI YAPILIYOR"
"Benim derdim hakikati göstermek. ler, Ortadoğu'nun Aborjinleridir. Bu insanların din hanesine bile dinleri yazılmazdı. Şimdi lik üzerinden siyaset yapıldığına şahit oluyoruz. Vicdanınızı unutarak, insan olmayı unutarak politika yapamazsınız. Kendimize "hoşgörü dini" diyoruz ama binlerce yıldır "hoşgörü savaşları" yapılıyor. Kim bu hoşgörü gösterenler merak ediyorum!" diyerek çok haklı bir noktaya değiniyor .
ile ler'in bulunduğu toprakları gezerek fotoğraflarını çeken ise çok sevdiği bu insanları televizyonda 'den kaçarken görmenin kendisini nasıl huzursuz hissettirdiğini söyleyerek, "Tanıştığım insanların çoğu belki de artık yaşamıyor" diyerek üzüntüsünü dile getirdi. Hepsinin ortak bir çağrısı var; lerin acılarına duyarsız kalmayın, Türkiye'ye sığınan lere bağış yapın, yardım edin. Buna gerçekten ihtiyaçları var. Bir kavmin nesli tükenmek üzere!
Şimdi aklımdaki soruları "Kara Kitap Kara Talih"te yazılanlara göre ve 'in kaleminden yanıtlayacağım.
ADI NEREDEN GELİYOR?

toplulukların çoğu bu adı “Dünyanın Yaratılışı” ilahisinde yer alan bir anlatıyla açıklar ve Tanrı’nın “Ben kimim?” sorusunu, “Sen Xuda’sın, ben Ezda! Sen Yaradan’sın ben mahlukat!” diye yanıtlayan ’un bu “adlandırmasıyla” ilişkilendirir.
Bir diğer sava göreyse, inancının yaratılış mitolojisine bir gönderme olarak Adem’den sonraki ataları kabul ettikleri, bazı kaynaklarda Seyyid bin Car bazı kaynaklarda “Ezda” olarak anılan Şahid bin Car’ın soyundan geldikleri için Ezda’ya mensup olanlar anlamında bu adı aldıkları.
ONLARI ÖZEL KILAN NE?

İnanışlarına göre diğer tüm insanlar Adem ile Havva’nın soyundan gelirken onlar Adem’in tek başına kendi yaptığı “ikinci ata” dedikleri Ezda’dan çoğalmışlardır. Bu nedenle kendilerini seçilmiş halk olarak görürler. Yani doğuştan olmayan sonradan olamaz. Ancak liği kabul eden Kürt, Arap kabileler olduğu gibi, Aleviliği, Bektaşiliği seçen ler de olmuştur.
995426_5db800f08ff63760237f217212d41a97.jpg

Mİ?

Geçmişten beri değil olarak anılmak istiyorlar. Bunun nedeni de soyağaçlarını Yezid b. Muaviye ya da Yezid b. Uneysa’ya bağlamaya çalışan İslami mihrakların iddiasını boşa çıkarmak ve “Yezit” sözcüğünün Müslüman algıdaki olumsuz çağrışımını kendilerinden uzak tutmak.
Yezid b. Muaviye, Hz. Hüseyin’in Kerbela’da şehit edilmesinden sorumlu tutulduğundan “yezit” sözcüğüne kötü bir anlam yüklenmiştir. Bazı toplulukların dönemin siyasal, sosyal koşulları nedeniyle Hz. Hüseyin’in katli konusunda suçsuzluğuna inandıkları için Muaviye ve oğullarını desteklemiş olması, Müslümanların onları soy bağıyla Yezid b. Muaviye’ye bağlamalarına ve liği İslamiyet’ten kopmuş sapkın topluluk olarak göstermelerine neden olmuştur.
ŞEYTANA MI TAPIYORLAR?

lerin şeytana tapan, satanist bir tarikat oldukları iddiası Sünni İslam tarafından özellikle yaygınlaştırılmıştır. İlahi bildikleri ’un, Müslümanların ve Hıristiyanların “şeytan”ı ile herhangi bir bağlantısı yoktur. Tanrı’nın yarattığı Baş Melek Azazil’in lerde ’a, diğer tek tanrılı dinlerde Şeytan’a kaynaklık etmesi bu yanılgıyı pekiştiriyor.
lerin meleği yedi küp gözyaşı dökmüş ve sonra Xuda tarafından affedilerek yeniden Tanrı katına çağrılmışken diğer dinlerin Şeytan’ı affedilmemiş ve dünyada kalmaya mahkum edilmiştir. ’un döktüğü 7 küp gözyaşıyla cehennem ateşini söndürdüğüne ve bu yüzden de artık cehennem diye bir yer olmadığına inanmaktadırlar. (Bu hikaye ayrıntılı olarak aşağıda anlatılacaktır...)
KUTSAL KİTAPLARI NE?

lik tarihi yüzyıllar öncesinin sözlü kültüre dayanan, dini bilgilerle ibadetlerin kuşaktan kuşağa aktarıldığı bir gelenektir. Asuri, İrani, Mecusi, Sabii, Maniheist, Mazdeki, Hıristiyan ve Müslüman unsurlar liğin içinde katmanlanmıştır. Kutsal diye nitelendirilebilecek 2 kitapları vardır.
Kimler tarafından yazıldığı kesin olarak bilinmemekle birlikte Şeyh Adi b. Musafir tarafından yazıldığına inanılan ve ilk nüshası 8 sayfa, 109 satırdan oluşan Kitab-ı Cilwe (Nur Kitabı) ile bilinen ilk nüshası 152 satırdan oluşan Mushaf-ı Reş. Ancak lere göre bu metinler Kur’an ya da İncil gibi birer vahiy kitabı değildir bu nedenle “kutsal” metin olarak görülmezler. Ayrıca bu nüshaların zaman içinde değiştirildiğine inanmaktadırlar.
Onların dini pratikleri bu kitapların içeriğinden çok gelenekle devralınan kurallar ve ayinlerden oluşur. Yani lik yazılı değil, sözlü bir dindir. Ayrıca ler diğer dinlerin kutsal kitaplarının da zaman içinde insan eliyle bozulduğunu ve eklemeler, çıkarmalar yapılarak tanrısal gerçekliklerin ve vahiylerin çarpıtıldığını iddia ederler.
ler dini bilgileri kendi din adamlarından nakil yoluyla öğrenirler bu nedenle din adamlarına ve emirlere tam bir teslimiyetle bağlanmaları gerekmektedir. lik, İslam’ın şeriat düzenini kabul etmez, şeriatın alemin nizamı için insanlar tarafından yazılmış olduğunu iddia eder.
995426_756c491f1a70980c66f08e1ff8a5e215.jpg

KİMDİR? NEDİR?
Tanrı kendisini belli belirsiz bir an içinde yoktan var eder. Beyaz bir kuş yaratır ve kuşun sırtına bir inci yerleştirir. Tanrı kendisini o incinin içine hapseder ve kuşun sırtında alemi seyre dalar. Kuş alemin bir yerinde ansızın durur. Tanrı inciyi sayısız parçaya böler ve göğe doğru yükselir. Boşluğa yayılan inci parçalarından Güneş, yıldızlar, gezegenler, karanlık ve aydınlık çıkar.
Saçılan parçalardan biri Dünya’dır. Tanrı yeri ve göğü birbirinden ayırır ve der ki; “Dünya şen olmalı.”Tanrı kendisini boşlukta yok etmeden önce Dünya şen olsun diye bir kuş yaratır; kuşun adı ’tur. (Tawusi Melek) binlerce yıl boyunca ne olduğunu bilmeden Dünya’nın etrafından dolanıp durur ve bir gün Tanrı ’u test etmeye karar verir. Dünya’nın tepesinde kökleri göğe, dalları yere uzanan bir ağaç yaratır ve yaratıldığı günden bu yana ilk defa bir yere konar.
Tanrı karşısında belirir ve ’a “Söyle Tavus ben kimim?” diye sorar. ; “Sen sensin ben de ben. Başka ne olabilir ki?” diye yanıt verir. Tanrı bu cevap üzerine ’a çok kızar ve ağaçla birlikte gözden kaybolur. Binlerce yıl sonra yeniden ortaya çıkar ve ’a aynı soruyu sorar. Tavus aynı cevabı verir ve Tanrı yeniden sinirlenip yok olur. O zaman Tanrı’yı düşünmeye başlar ve onun kim olduğunu anlar.
Ona bağlılığını göstermek için binlerce yıl yeniden Tanrı’nın belirmesini bekler. Bir gün Tanrı yeniden ağaçla birlikte belirir ve tekrar “Söyle bana ben kimim?” diye sorar. Bunun üzerine da “Sen Xuda’sın ben Ezda, sen yaradansın ben mahlukat” cevabını verir. Tanrı, ’a sadece O’na secde etmesini ve yeri göğü yaratanın kendisi olduğunu söyler.
, Tanrı’yı onaylar ve cennete çıkarlar. Tavus kuşunun ’un suretini yansıttığına inandıkları için dini ve kültürel her figürde tavus kuşu resmine rastlamak mümkündür.
ADEM'İN YARATILIŞI
995426_49a0d0f71e5403b075c4f2e242bf7458.jpg

Tanrı ’a; “Dünya şen olsun” der. Perşembe günü Dünya’yı şekillendirmeye başla, karanlığı aydınlıktan dağları denizlerden ayırıp toprağa can verir. Tanrı ’a bir daha“Dünya şen olsun” der. Tanrı’nın ne istediğini anlayamaz ve terlemeye başlar. Terleri toprağa dökülür ve ıslanan topraktan şekiller yapmaya başlar.
Daha sonra Tanrı’ya elleri ve ayakları olan, yüz hatları belirgin topraktan yapılmış bir şey getirir. Tanrı topraktan şeklin yüzüne doğru nefesini üfler ve “Adı Adem olsun” der. Adem’i alıp Cennet’te bir yere götürür. Ancak sonra Tanrı’nın karşısına götürüp “Tanrım, Adem’in gözleri var görüyor, kulakları var duyuyor ama yine de bir şeyler eksik” der. Tanrı beklediği bu soru karşısında ’a; “Git Ruh’la konuş ve ona de ki; Tanrı Adem’in bedenine girmeni istiyor.”
, Ruh’a gider ve Tanrı’nın buyruğunu iletir. Ruh da ’a “Adem ölümlü müdür?”diye sorar. ölümlü olduğunu bildirince de Ruh; “O vakit git ve Tanrı’ya şunu sor: Adem öldüğünde ölen Adem midir, ruh mudur?”
bu soruya aldığı cevabı Ruh’a iletir ve “Ölen sen değilsin, Adem’dir” der. Ruh tekrar sorar;“Bu Adem dediğiniz varlık zarar gördüğünde acıyı çeken Adem midir, ruh mudur?”
, Tanrı’nın huzuruna çıkıp bu soruya da yanıt alır ve tekrar Ruh’un yanına gidip; “Ölen de sen değilsin acı çeken de; yaşadığı sürece mükafatta Adem’indir cefa da” der. Ruh bunun üzerine mecburen Adem’in bedenine girer. , Adem’in göbek deliğini düğümler ve Ruh böylece Adem’in bedenine hapsolur. canlanan Adem’i alıp Cennet’e gelir.
, CENNET'TEN KOVULUR
Bunun üzerine Tanrı tüm melekleri ve Adem’i huzuruna çağırıp “Bir emanetim var ve aranızdan birine bunu vermek istiyorum” der. Melekler korku içerisinde tek kelime etmeden bekler. Sadece Adem “Ben emanetinizi almaya talibim” der. dahil tüm melekler şaşkınlıkla Adem’e bakarken, Tanrı tüm meleklere dönüp Adem’e secde etmelerini söyler.
Biri hariç tüm meleklerin alnı Adem’in önünde yere değer. Tanrı secde etmeyen ’a “Neden secde etmedin ey Melek?” der. büyük bir gururla “Sen yeri ve göğü yaratan kadir-i mutlak olansın. Senden başkasına inanmam, senden başkasını dinlemem. Bu da bir sınavdır ve ben senden başkasına secde etmem” diye karşılık verir. Bunun üzerine Tanrı ’u Araf’a atarak cezalandırır.
995426_d8b3f38d6d4918b2213cbd6e83d2cd90.jpg

MELEK TAVUS'UN 40 KÜP GÖZYAŞI CEHENNEM ATEŞİNİ SÖNDÜRÜR
40 bin yıl ağlar. Gözyaşlarını 40 küpte biriktirir ve hiç şikayet etmez. 40 bin yılın sonunda Tanrı, yaşananların bir bütün olarak sınav olduğunu söyler. Öncekiler gibi sonraki zamanlarda yaratılacak olan tüm canlılar da bu sınavlarla özgürleşecek ve yaşamlarını onurlu bir şekilde sürdürecektir.
Tanrı ’u Cennet’ine alır ve “Tüm sınavlardan başarıyla geçtin ve bana olan sadakatini bir kez daha gösterdin. Sen artık meleklerin başı ve Dünya’nın yürütücüsüsün” der. bunun üzerine Araf’ta biriktirdiği 40 küp gözyaşıyla Cehennem ateşini söndürür ve Dünya’yı yönetmeye başlar.
ADEM’İN ÇOCUKLARI

Tanrı, ’tan Dünya’yı şenlendirmesini ister. Bunun üzerine , Adem’in kaburgalarından Havva’yı yapar. Onları Cennet’te bir ağacın gölgesine bırakırken “Tanrı’nın emridir, bu ağacın meyvesinden yemeyin” diye uyarır. Hikayenin bundan sonraki kısmı tanıdık. Adem’le Havva bir süre sonra bir yılanın kandırması sonucu “Yasak meyve”den yer ve Cennet’ten atılarak Dünya’ya gönderilirler. Şimdi gelelim Adem’le Havva’nın nasıl çoğaldığına…
lere göre Adem ile Havva nasıl çoğalacaklarına dair konuşurlarken, Cennet’ten iki küp getirir. Adem’le Havva “ruh”larını küplere koyarlar. 40 gün sonra küpleri açtıklarında Havva’nın küpünde börtü böcek, Adem’in küpünde ise Seyyid bin Car (Küpten Gelen Çocuk) olduğunu görürler. Yıllar sonra , Seyyid bin Car’a eş olarak Cennet’ten bir huri getirir. Seyyid bin Car ve Cennet’ten getirilen hurinin çocukları olur.
Adem’in sonraki yıllarda olan çocuklarının hepsi Havva’dandır ve çocukları ikizdir. Seyyid bin Car ve hurinin çocukları bugünkü topluluğunun atalarını, Adem ve Havva’dan olan diğer çocuklar da farklı milletleri oluşturmaktadır. Yani ler, bir insanla bir hurinin birleşmesi sonucu meydana gelmişken diğer insanlar iki insandan çoğalmışlardır.
Seyyid bin Car, Adem ve Havva’dan değil, sadece Adem’in çocuğu olarak resmedilmektedir. topluluğu bu sebeple dünyanın yaratıldığı andan itibaren var olan kutsal kana sahip olduklarına inanmaktadırlar ve olmayan biriyle evlenmeyi kabul etmezler.
995426_4a46e1ee83e080f3d2700dd8bb87be06.jpg

“ŞEYTAN” MI?

Yaratılış mitinde yer alan ; Kur’an, İncil ve Tevrat’ta “Kötülük Meleği” olarak yazılmış olması liğin “Kötülük Meleği’ne Tapanlar” olarak algılanmasına sebep olmuştur. Ancak bu kitaplarda “Kötülük Meleği”, “Şeytan” olarak resmedilen ’un Tanrı’nın emrine uymayarak secde etmemesinin temel sebebi kibirli olması değil, Tanrı’ya olan kusursuz bağlılığıdır.
Semavi dinler, Tanrı’nın emrine uymayarak Adem’e secde etmeyen ve cennetten kovulan asi meleği kapsayan bu yaratılış hikayesini, meleğin Tanrı’ya uymadığı ve atıldığı kısmında bitirirler. ler ise hikayeyi devam ettirir ve sonunda ’un affedildiğine inanırlar. Bir diğer önemli nokta da, inancına göre Tanrı dünyanın ve kainatın yaratıcısıdır ama sürdürücüsü değildir.
Dünyanın geleceği Tanrı tarafından şekillendirildikten sonra kainatı idare etme görevi ’a verilmiştir. Ancak herhangi bir tanrısal güç barındırmaz ve sınırlı bir güce sahiptir. , Tanrı’nın emirlerini yerine getiren vekili ve yardımcısı olarak algılanır.
REENKARNASYONA MI İNANIYORLAR?
Birçok Ezidi’ye göre ruh ölümsüzdür ve ölümlü olan beden karşısında ruh kendisini sürekli yenileyerek yeni bedende var eder.
Ezidi liderlerinden Emir Muaviye bin İsmail el- diyor ki: “Biz ruh göçüne inanıyoruz. Çünkü Melek-e Tawus’un aracılığı ile Yüce Varlık’ın yarattığı cevher sonsuzluktan başka bir şey olamaz. Cehennem ve Cennet tekbirleşmişlerdir. İnsan eylemlerinden ötürü harfi harfine, noktası noktasına bu dünyada yargılanır ve ödüllendirilir veya cezalandırılır."
Ancak bu sözlerin tam tersini 1990’da Ezidi Ruhani Meclisiyle yapılan bir görüşme sırasında Baba Qewal dile getiriyor;
“Allah insanoğlunu yarattığı zaman, insanoğlunun günah işleyeceğini biliyordu. Eğer Yargı Günü’nde iyi bir yer yoksa ve hapishane gibi bir yer yoksa-cennet ve cehennem yoksa- insanlar Allah’tan nasıl korkardı. Bu yerler olmaksızın, insanoğlu O’ndan korkmazdı. Bu yüzden O iyiler için cenneti, kötüler için cehennemi yarattı.”
3 KUTSAL İLKE
Her Ezidi’de mevcut olması gereken 3 özellik vardır:
1. Doğruluk İlkesi: Her Ezidi doğru yolda olmalı, Tanrı yolundan ayrılmamalı ve yalandan uzak durmalıdır.
2. Bilme İlkesi: Her Ezidi, kendini, etrafındakileri ve bununla birlikte dinini bilmelidir.
3. Utanma İlkesi: Başı dik bir biçimde cemaatte gezebilmeli ve kötü bir işe bulaşmamalıdır.
DİNİN ŞARTLARI
Dua etmek, oruç tutmak, zekat vermek, hacca gitmek, sünnet olmak ve Toke Ezi.
Toke Ezi nedir?
Ezidi inancına göre Seyyid bin Car, Melek Tavus’un Cennet’ten getirdiği huriden olan çocuklarının Adem ve Havva’nın çocuklarından farklı olduğunu göstermek amacıyla kendi çocuklarının boynuna beyaz bir ip bağlar. Bu ip bugün de Ezidiliğin simgesel göstergelerinden biridir ve her Ezidi’nin boynunda mutlaka bulunmalıdır. Ayrıca ölen kişi mahşer kalabalığında Melek Tavus tarafından bu ip sayesinde tanınıp Cennet’e alınacaktır.
GÜNEŞ’E VE ATEŞE Mİ TAPIYORLAR?
995426_9c37e8f4323d6066292f39d6e7ed22ef.jpg

Güneş bir kült olarak Ezidi ibadetlerinin belirleyici unsurudur. Fakat Ezidiler hiçbir koşulda güneşe veya ateşe tapmaz. Güneş barındırdığı ateşle birlikte tüm diğer elementlerin ve doğanın yapısını değiştirebilecek bir güce sahip olması sebebiyle böyle bir öneme sahiptir.
Ayrıca yarı insan-melek’lerden Şeşims güneş olarak tasvir edilmektedir. Güneş’e yani Şeşims’e doğru edilen duaların Tanrı’ya iletileceğine inanmaktadırlar. Güneşin doğuşunda Doğu'ya, batışında Batı'ya ve gece de Doğu'ya dönerek dua ederler. Dualar Kürtçe okunur. Günlük dua ibadetleri bireysel olarak yapılır. ’te yapılan hac törenleri dışında toplu ibadet ve dua mekanları yoktur.
SÜNNET ve VAFTİZ
Yeni doğan çocuklar mümkünse bir hafta içinde ya da 2 yaşına kadar mutlaka vaftiz (Mohr kirin) olmalıdır. ’te bulunan Şeyh Adi Mabedi civarından alınan su çocuğun başına 3 defa dökülür. Sünnet de vaftizden kısa bir süre sonra yapılmalıdır.
HAC
Ezidiler hac için ’e giderler ancak Ezidi inancı çerçevesinde toplu ibadet edilen tek mekan ’tir. Ruhban sınıfı da ’e yakın köylerde yaşar. 6-13 Ekim tarihleri arasında ’taki Vadisi’nde Şeyh Adi Mabedi’nde yapılan hac, Ezidiler için yerine getirilmesi gereken dini bir kuraldır.
Hac mekanında ağaç kesmek, ayakkabıyla dolaşmak ve içki içmek günahtır. Hac görevi bir hafta sürer ve bu süre içinde şeylerin türbeleri gezilir, kurban kesilir ve her gece ruhani grup tarafından Sema adı verilen dini bir tören düzenlenir.
Çakıltu, sema törenlerinin vazgeçilmez parçasıdır. Mevcut 5 kasenin içi yağla doldurulup yakılır. Üstte olan büyük kase dünyayı, onun altındaki 4 kase de doğu, batı, kuzey ve güney yönlerini simgeler. Bu haliyle sema halindeki ruhbanlar dünyanın etrafında dönen melekleri tasvir etmektedir.
DIŞARDAN BİRİYLE EVLENMELERİ YASAK MI?

Ezidiler Adem’in oğlu Seyyid bin Car’la cennetten getirilen bir hurinin soyundan geldiklerine inandıkları için Ezidi bir anne babadan doğmak Ezidi olmanın temel ölçütüdür.
Bir Ezidi’nin Ezidi olmayan biriyle evlenmesi kesinlikle yasak olduğu gibi bir Ezidi’nin bir başka Ezidi ile evlenmesinin önünde de birçok engel vardır. En önemli engel kastlar arasındaki farktır. Ezidi toplumu şeyh, pir ve mürid kastlarından oluşur ve bu kastlar arasında evlilik kesinlikle yasaktır.
Ancak Ezidilerin evlilikle ilgili anlayışları son 200 yıl içinde değişmiştir. Önceki yüzyıllarda cemaat çok eşliliğe karşı çıkarken şimdi nüfusun azalması nedeniyle buna göz yumulmaktadır. Evlilik ve boşanma işlemleri Şeyh Hesen şeyhleri tarafından yapılır.
Topluluk arasında boşanma yok denecek kadar az olsa da böyle durumlarda kadının da boşanma hakkı vardır.
ÖLÜM- CENAZE TÖRENLERİ
995426_1226928afe51148a389b7e47d265f178.jpg

Dünyanın neresinde bir Ezidi ölürse, o Ezidi’nin cenazesi doğduğu topraklara getirilir. Cenaze töreni sırasındaki dini ritüeller Ezidilerin yaşadıkları ülkeye göre değişebilmektedir.
Örneğin Ermenistan’da mezarlıklar küçük bir oda olarak tasarlanır; ölen kişiye yeni bir kıyafet giydirildikten sonra kefenlenir, ölünün başının altına yastık, tabutun yanına bir tas ve özel eşyaları konur.
Ermenistan dışındaki bölgelerde ise yakın zamana kadar tabut kullanılmazdı. Ölen kişiye beyaz bir fistan, eldiven, çorap ve hırka giydirilir, sonrasında kefene sarılırdı. ’ta ’ten getirilen toprak gözlere, ellere ve biraz da dudağa sürüldükten sonra yüzü güneşe dönük bir şekilde gömülür.
Cenaze sırasında ölen kişinin ahret kardeşi, bağlı bulunduğu şeyh, pir ve merebbi de hazır bulunmalıdır. Pir, suyu bedene helal kılar, merebbi suyu şeyhe verir, şeyh de bedeni dualar eşliğinde yıkar. Ölü toprağa verilmeden önce ahret kardeşi kefeni açar. Ayrıca ölenin yakın akrabaları, örgülü saçlarını kesip tabuta atar veya mezar taşına bağlar.
Birçok ruhban Ezidi’ye göre ruh ölümsüzdür ve ruh kendisini sürekli yenileyerek yeni bedende var eder. Bu nedenle Ezidiler ölüm anına kiras guherandin(beden değiştirmek) demektedir.
BISK TÖRENİ
Erkek çocuklar, tabi oldukları şeyh köye gelip yüzlerine dokunup Bısk Duası’nı okuyana kadar saçlarını kesmez. Kızlara bısk uygulanmaz. Kızlar ’teki kutsal suyla vaftiz edilmekle yükümlüdür. Hurilerin saçlarının kesilmediği inancından dolayı kızların saçlarını ömür boyu kesmemeleri gerekmektedir.
995426_c6e1ec4128d3e951f114009bcf8e6115.jpg

VE YASAKLAR...
Tanrı, Melek Tavus ve Xudan’ların adını kötü anmak, ruhbanlara ve kutsal mekanlara saygısızlık etmek gibi soyut günahlar dışında elle tutulur bir dini kitabın olmaması yasaklar arasında kültürlere göre değişimlerin olmasına yol açmıştır. Bazı yasaklar da bazı gruplara mahsustur. Örneğin bazı Amadin şeyhleri güneşin kölesi olduğuna inandıkları için horoz eti yemezken müridler için böyle bir sınırlama yoktur.
Ayrıca birçok Ezidi için balık tutmakta sakınca yokken tutulan balığın yenilmemesi daha çok kabul görür.
Balık yememek yasağın değil minnetin ifadesi anlamına gelmektedir.
Ateş mümkün olduğunca söndürülmez ve siyah yılan da öldürülmez.
Siyah yılan öldürmemeye yönelik farklı hikayeler anlatılmaktadır.
Ermenistan’da, Adem ve Havva’yla konuşan ve dünyanın şenlenmesine vesile olan yılandır; Türkiye’de Nuh’u gemisinde açılan deliği tıkayan ve kainatın felakete doğru gitmesini engelleyen yılandır; Irak’ta Ezidi topluluğuyla husumeti olan Şeyh Mend’in topluluktan ayrılıp Laleş yolunda durdurarak tapınağa geri getiren yine yılandır.
Lahana, marul gibi içe doğru kapanan sebzelere yönelik yasaklara Avrupa ve Türkiye’de yaşayan Ezidilerin uyduğu pek görülmez ancak bu kurallar Suriye ve Irak Ezidileri için halen önemlidir.
Bir Ezidi’nin herhangi bir sebeple etrafına çizilen çemberden dışarı çıkmaması en popüler yasaklarından biridir. Buna göre Ezidi’nin çember dışına çıkması ancak çemberi çizenin veya çember dışındaki herhangi bir kişinin dairede ufak da olsa bir aralık silmesiyle mümkündür.
Sadece Türkiye Ezidileri arasında uygulanan bu yasağın esas nedeni bilinmemektedir ancak bu inancın Şeyh Adi’nin “benim takipçilerim, dinimin çemberinden çıkmasın” sözüne dayandığı söylenebilir.


 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst