HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!
Ezidilik, Ortadoğunun kadim dini geleneklerinden birisidir. Anavatanı Kürdistan coğrafyasıdır. Günümüzde, Irak Federal Kürdistan Bölgesi, Türkiye, Suriye, Ermenistan, Gürcistan, çeşitli Avrupa ülkeleri ve Rusya federasyonu sınırları içinde yaşıyorlar. Eskiye nazaran nüfusları çok azalmış. Ezidi kaynaklarına göre, şu anda bütün dünyada, Irak Federe Kürdistan Bölgesinde 400-450 bin, Suriyede 15-20 bin, Türkiyede binlerle ifade edilecek küçük bir nüfus, Rusya Federasyonunda 150-180 bin, Avrupada 60-75 bin olmak üzere toplam 750 bin Ezidi yaşamaktadır.
Avrupadaki nüfusun büyük çoğunluğu Türkiyeden gidenlerdir, dolayısıyla buradaki Ezidilerin hemen tümü Türkiyelidir. Dünyadaki toplam Ezidi nüfusun yarısından fazlası Irak Kürdistanındadır. Musula bağlı Ninova ve Duhoka bağlı Şengal bölgeleri barındırıyor bu nüfusu. Ezidiler Kürttür. Hemen hemen tümü Kürtçenin Kurmanci lehçesinin Botan şivesini kullanıyor. Bunun yanında Ninovada bulunanların bir kısmı şu anda Arapça da konuşuyor.
Mezopotamya'nın üvey evlatları
Şengal'e ses ver
460 Ezidi Türkiye'ye sığındı
Ezidi inanç sisteminin kurucusu ve peygamberi olarak kabul edilen Şeyh Adi bin Musafir, aslen Hakkârili olup Lübnana göçmüş bir ailenin çocuğudur. 1072 yılında Baalbekte doğmuştur. Musulun kuzeyinde yer alan Laleş Vadisindeki eski bir manastırı bir dergâha çevirdi, bu dergâhta birçok mürit yetiştirdi, kimin yazdığı hâlâ kesinlik kazanmamış, dünyanın en kısa kutsal kitabı olarak kabul edilen ve tamamı Kürtçe olan Mishefa Reşi (Kara Kitap) kutsal kitap belledi ve 1162 yılında vefat etti. Şeyh vefat ettikten sonraLaleşteki tapınakta gömüldü, bu tarihten itibaren Laleş tapınağı, Musul, Hakkâri, Botan Çayı, Cizre, Nusaybin, Mardin, Van, Kafkaslar ve Urmiyede bulunan Kürt aşiretleri içinde yaygınlaşmış olan Ezidiinancına sahip herkes için bir hac mekânına dönüştü.
KUTSAL VADİNİN GİZEMİ
HER yıl 6-13 Ekim günleri arasında Laleşte büyük Ezidi buluşması yaşanır. Bunun adı Cema (Toplanma) Bayramıdır. Şeyh Adinin türbesine yapılan hac ziyareti, onlar için hem dini, hem de milli bir vazifedir. Bu tören sırasında, şeyhin sandukasına yüz sürüp üç kez tavaf eden her Ezidi hacı olmuş sayılır. Şeyhin türbesine, Sırat Köprüsü denilen bir köprüden geçerek ulaşılır.
Cudiden Şengale bir Ezidi aşkı
"Küpeleri kulaklarımızı keserek alıyorlardı"
Kelime-i şehadet getirenler IŞİD'den kurtuldu
Türbenin içinde bir pınar var. Pınarın adı Akpınardır (Kahniya Sipî). Bu pınarın suyuna zemzem suyu adı verilir. Çocuklarını bu pınarın suyuyla vaftiz ederler. Hac vazifesi, bir tören şeklinde yerine getirilir. Vadi boydan boya, kocaman dut ağaçlarıyla çevrilidir ve her dut ağacına bir büyük dini şahsiyetin adı verilmiştir. Bu ağaçlar teker teker ziyaret edilir. Vadide bulunan ağaçların tek dalını bile kesmek, günahların en büyüğüdür. Kutsal vadinin hiçbir yerinde ayakkabı ile dolaşılmaz. Burada zinhar cinsel ilişki kurulmaz. İçki içilip sarhoş dolaşılmaz. Kem gözle kimseye bakılmaz. Ziyaret boyunca her türlü kötülükten arınır insan, pür iyilikle dolar.
Ezidiler, tarih boyunca aldıkları yaraların acısını dindirmek istercesine seher vakti, güneşin ilk ışıkları vadiye vurur vurmaz, yüzlerini güneşe çevirip dua etmeye başlarlar. Sonra Şeyh Adinin türbesinin kapısında sıraya geçerler. Türbenin kapısında dizilmiş olan din adamları şeyh, pir, kaval (qewal) ve fakirlerin (feqîr) ellerini öpüp durmadan kavilleri okurlar. Kaval ve fakirlerin çaldıkları bendirler ve okudukları kaviller eşliğinde dans ederler. Güneş batarken de, tekrar hep birlikte yüzlerini güneşe çevirip içlerinden geçenleri kavil ve dualarla güneşe anlatırlar. Sabah ve akşam günde 2 kez kılınır namaz. Sabah namazında, güneş belirli bir sarılığa ulaştıktan sonra, güneşe karşı durup 3 defa eğilmek (rükua varmak) suretiyle kaviller okunur. Akşam güneş batmaya yüz tuttuğunda da aynı hareket tekrarlanır.
Ezidilik hiçbir dinin, felsefenin kolu ya da devamı değildir. İçinde Mezopotamyada bulunan bütün dinlerden, felsefelerden, inançlardan birer parça barındırır. Hıristiyanlıktan vaftiz ve İsanın yeniden doğacağı inancını, Zerdüştlükten düalizm ve ateşin kutsallığını, İslamiyetten hac, oruç, namaz, sünnet ve kurbanı, Alevilikten ahret kardeşliğini (birayê axretê), Şamanizmden dans ve zikir törenlerini aldığını söylerler konunun uzmanları.
EZİDİ KELİMESI NEREDEN GELİYOR?
Son IŞİD saldırısına kadar Türkiyedeki yazılı ve görsel basında isimleri hep Yezidi olarak geçti. Kürtçe kavramların doğru yazılmasına özen göstermeyen basın, ne olduysa son günlerde dil değiştirerek isimlerini gerçek biçimiyle Ezıdi olarak yazmaya başladı. Aslında isimleri konusunda, Batılı misyonerler tarafından keşfedildikleri günden bugüne bu karışıklık hep sürdü. Kimin onlara ne dediği önemli değil, önemli olan onların kendilerine ne dediği...
Kürtçe bilen hiçbir Kürtün ağzından, onları tanımlarken Yezıdi kelimesi çıkmaz. Onlar ve Müslüman Kürtler onlara Êzıdi veya Ezıdi diyor. Ezıd kök isimdir, i eki aitlik bildirir Kürtçede. Yani Ezıdi derken, Ezıde ait olan, Ezıd kavmine, dinine mensup demek istiyoruz. Kelimenin kökeni hakkında birçok fikir ortaya atılmış. İranın Yezd şehrinden geldikleri için bu isim aldıklarını söyleyenlerden, Farsçadaki Tanrı anlamına gelen Yezdana, Kürtçedeki beni yaratan anlamındaki Ezda kelimesinden, Farsçadaki Îzed kelimesine kadar bir yığın değişik fikir bugüne kadar hep tartışıldı. Ama günümüz Ezıdi aydınların en çok rağbet ettikleri isim Ezıdi kelimesi. Bu aydınlardan Xelil Cındi Reşoya göre bu kelime ilk defa temiz ruhlar, dosdoğru yolda yürüyenler anlamına gelen E-zı-di şeklinde Sümer yazıtlarında kullanılmış.
Gazetemiz yazarlarından Murat Bardakçı ise Yezıdi kelimesinin Kerbelada Hazreti Hüseyini şehit eden Muaviyenin oğlu Yezid ile hiçbir alakası olmadığını, buradaki Yezidin kökeninin Farsçada Allaha ibadet eden anlamına gelen Îzed kelimesinden geldiğini, Îzed veya Îzidin İranın eski dini olan Zerdüştlükte iyilik tanrısı olduğunu, bu tanrının bir başka adının Hürmüz olduğunu ve kötülük tanrısı Ehrimanla mücadele halinde olduğunu, kelimenin Farçadan Kürtçeye Ezid şeklinde geçtiğini söyler ki, bu yorum günümüz Ezıdi aydınlarının da yorumuna çok yakındır. Ben de aynı fikirdeyim.
ŞEYTANA TAPMAZ ONU YOK SAYARLAR
Ezidi inanışında Tanrı, dünyanın koruyucusu değil sadece yaratıcısıdır. O faal değildir ve dünya ile ilgilenmez. O yüzden dünya iktidarını 7 meleğe devretmiştir. Her bin yılda bir melekler insan kılığına girip yeryüzüne iner, yeni bir kanun getirir, giderlerken de geride bir çocuk bırakırlar. İşte o çocuk bir şeyhtir. Tanrı adına yeryüzü nizamını sürdüren bu meleklerin başında Azazil, bir diğer adıyla Tavus Meleği (melekê tawûs) vardır. Tavus Meleği, meleklerin en güçlüsü, en iyisidir. Tanrı adına düzeni yürüten yani Tanrının ikinci kişiliğidir. Ezidi inanışına göre, Tanrı Ademi yarattıktan sonra, bütün meleklerine Ademe secde etmesini emreder.
Ancak Tavus Meleği, Tanrıdan başkasına secde etmeyeceğini, çünkü kendisinin ateşten, Ademin topraktan yaratıldığını söyleyerek secde etmeyi reddeder. Bunun üzerine Tanrı, onu cennetinden kovar, o da 7 bin sene ağlayıp gözyaşı döker, öyle ki döktüğü gözyaşlarıyla cehennemin ateşini söndürür. Tanrı ödül olarak, onu tekrar cennetine kabul eder.
Bu inanıştan, Ezidiler şöyle bir sonuç çıkarmışlar. Tavus Meleği, Tanrının buyruğuna karşı gelerek kötü bir şey yaptı. Yaptığı kötülükle Tanrı bile baş edemediğine göre, kötülüğü uyandırmamak lâzım. Onun için en iyisi, Tanrıyı bile dize getirebilen kötülük timsalini yok saymaktır. İnsanın karşılaştığı her şey Tanrının isteğine göre olur ve iyidir. Bir şeyi kötü diye nitelendirmek, insanın bakış açısına bağlıdır. Kötülük ve cehennemin olmaması, kendisiyle birlikte cehennemin kapılarını açan varlığı da yok sayar.
Ezidiler, şeytana tapınmayı değil, onun varlığını yadsımayı temel alıyorlar. Tanrıdan sonra en büyük varlık olan Azazil, yani Tavus Meleği, Ezidilerin çevresinde yaşayan Sünni çoğunluk ve Hıristiyan azınlık tarafından kötülüğün simgesi Şeytan olarak görüldüğünden, Ezidiler bu yüzden şeytan kelimesini hakaret olarak algılamış, bu kelimeyi hayatlarından çekip almışlar. Bundan dolayı şeytan kelimesini kullanmaz, bu kelimeyi çağrıştıracak şat, kaytan, nalet, şin vb. kelimelerin kullanılmasını yasaklamışlar.
MARUL YASAK, KURU FASULYE HARAM
Ezidi inanışına göre, insan ölür ancak ruhu ölmez, ruh başka gövdelere geçerek varlığını sürdürür. Güneş, ay ve yıldızlar ışık kaynaklarıdır, onun için hepsi kutsaldır. Ateş, nur saçan bir kaynak olduğu için kutsanır ve ona asla tükürülmez. Kutsal kitapları olan Kara Kitapta (Mishefa Reş) bazı yasaklar şöyle sıralanır: Peygamberin adını çağrıştırdığı için marul yemek yasaktır. Kuru fasulye haramdır. Koyu mavi boya kullanmak, mavi elbise giymek yasaktır. Onu karnında sakladığı için Yunus Peygambere saygısızlık olmasın diye, balık yenmez.
Peygamberlerinden birinin sürüsü olduğu için ceylanların etini yemek haramdır. Tavus kuşuna saygısızlık etmemek için ona benzeyen horozun eti de yenmez. Güneş kutsaldır, ışık saçar, ısıtır, hayat verir. Yılan güneş ışığını çok sevdiği için yılan kutsal bir hayvandır, kesinlikle öldürülmez. Beyaz renk kutsaldır; beyaz, saflığın, temizliğin sembolüdür. Onun için Ezidiler, beyaz kıyafetler giymeye özen gösterir. Saç ve bıyık uzatmak, uzatılan saçları örgü yapmak gelenektir. Ezidiler için farz olan dini vecibeler şahadet, namaz (ibadet), oruç, zekât ve haçtır.
Onlara göre Tanrının birçok ismi vardır. Bunlardan en çok kullanılanı ve en güzeli Xuda (Hüda) dır. Şahadet, Tanrının sonsuz kudret sahibi olduğunu gösterir. Şeyh Adi ile mürşitleri Sultan Ezit ise Tanrının meleği, yerin nuru ve insanlığın sevincidir. Tavus Meleği, Tanrının meleği ve elçisidir. Ezidiler, kendilerini büyük bir aile olarak görüyorlar. Bu aile kendi arasında Binemal veya Babik diye ayrılır.Ezidiler birbirini aşiret, kabile, mal ve ocaklar üzerinden tanımaktadırlar.
KATI BİR HİYERARŞİ
SINIFLI bir toplumdur Ezidi toplumu. Katı bir hiyerarşi vardır. Temelini dinden almaktadır. Kan bağına dayanır. Sınıflar arası geçiş mümkün değildir. Toplumu tepeden aşağıya şeyhler, pirler ve müritler oluşturur. Şeyhler ve pirler toplumu yönetir, müritler ise onlara bağlıdır. Bu müritlere göre, Doğunun diğer ucunda veya Batının diğer ucunda olsun, müridin yatağında kaç kez döndüğünü bilmeyen bir şeyh, şeyh değildir, bağlılık o derecedir.
Toplum yapısını inceleyen antropologlar ve sosyologlar, tarih boyunca uğradıkları onca kıyıma, gördükleri onca zulme rağmen, toplumun varlığını hâlâ sürdürüyor olmasını, çok sıkı bir şekilde oluşmuş olan bu örgütlenme yapısına bağlarlar. Her mürit, muhakkak bir şeyh, bir pir, bir usta, bir mürebbi ve bir ahiret kardeşine (birayê axretê) sahip olmak zorundadır. Şeyhler, kendi aralarında Adaniler, Şemsaniler ve Kataniler diye üç bölüme ayrılıyorlar. Bu üç şeyh kastı kendi aralarında evlenemezler ancak her şeyh ailesi kendi kastı içinde evlenebilir.
Örneğin bir Adani şeyhi, ancak Adani bir aileden birisiyle evlenebilir. Pirlere gelince... Pir kelimesi Arapçadaki şeyh kelimesinin Kürtçedeki karşılığıdır. Şeyh aileleri, Şeyh Adinin ailesinden gelirler ve bu aileler kendi aralarında evlenebiliyorlar. Bu iki kastın dışında kalan Ezidilerin tümü mürittir. Müritler ancak kendi aralarında evlenebiliyorlar. Hemen hemen hepsi aşiret ve kabileler şeklinde örgütlenmişler. Ezidi toplumu yılın büyük çoğunluğunu bayram, özel günler ve özel ziyaretlerle geçirir.
Êzid, Bêlinda, Hıdır İlyas bayramlarının yanında en büyük bayramları yılbaşıdır. Bu bayram Melekzan, Melek Tavus ve Kızıl Çarşamba (Çarşemba Sor) olarak da bilinir. Doğu takvimine göre nisan ayının ilk çarşambasına rastlar. Bu ay boyunca düğün yapılmaz. Yılbaşı gecesi, Babaşeyh ve meclisinde sema icra edilir. Kutsal Laleşin her tarafında kandiller yakılır. Ezidilerin ibadet için Müslümanların camisine, Hıristiyanların kilisesine, Musevilerin havrasına benzer özel bir mabedi yoktur. Bir Ezidi için evliyaların mezarı, dağlar, pınar başları, görkemli ağaçların altı gibi kutsallık kazanmış mekânlar, yüzünü güneşe dönüp ibadete durması için mükemmel birer mekândır.
Yaşadıkları yerlerde ziyaret edilebilecek böylesi bir mekân mutlaka vardır, bu mekanlarda tertiplenen şenlik ve festivaller onlar için ibadettir. Yılbaşının bitiminden haziranın sonuna kadar bu mekânlar kafileler halinde ziyaret edilir. Bu ziyaretlere tavaf denir.
SANATÇILARDAN EZİDİLERE DESTEK
MELTEM Cumbul, Şevval Sam, Engin Günaydın, Bennu Yıldırımlar ve Tülin Özenin de aralarında bulunduğu 35 sanatçı, IŞİDin yaptığı katliamın ardından Şengale göç etmek zorunda kalan Ezidi halkına destek için kameraların karşısına geçti. Şengale Ses Ver sloganıyla hazırlanan ve Zeynel Doğanın çektiği kamu spotunda, ünlüler şu mesajları verdi: On binlerce Ezidi göç yollarında. Şengale bir ses ver. Ezidi felsefesinde düşmanlık ve kin yoktur. Ezidilerin tanrısı Azda, intikam peşinde koşan bir tanrı değil. Ezidi halkının bize ihtiyacı var. Sakladığın değil, paylaştığın senindir. Katliamdan sonra bir Ezidi şeyhi şöyle der: Güneşi öldüremezsiniz. On binlerce Ezidi göç yollarında, Şengale bir ses ver.
Avrupadaki nüfusun büyük çoğunluğu Türkiyeden gidenlerdir, dolayısıyla buradaki Ezidilerin hemen tümü Türkiyelidir. Dünyadaki toplam Ezidi nüfusun yarısından fazlası Irak Kürdistanındadır. Musula bağlı Ninova ve Duhoka bağlı Şengal bölgeleri barındırıyor bu nüfusu. Ezidiler Kürttür. Hemen hemen tümü Kürtçenin Kurmanci lehçesinin Botan şivesini kullanıyor. Bunun yanında Ninovada bulunanların bir kısmı şu anda Arapça da konuşuyor.
Mezopotamya'nın üvey evlatları
Şengal'e ses ver
460 Ezidi Türkiye'ye sığındı
Ezidi inanç sisteminin kurucusu ve peygamberi olarak kabul edilen Şeyh Adi bin Musafir, aslen Hakkârili olup Lübnana göçmüş bir ailenin çocuğudur. 1072 yılında Baalbekte doğmuştur. Musulun kuzeyinde yer alan Laleş Vadisindeki eski bir manastırı bir dergâha çevirdi, bu dergâhta birçok mürit yetiştirdi, kimin yazdığı hâlâ kesinlik kazanmamış, dünyanın en kısa kutsal kitabı olarak kabul edilen ve tamamı Kürtçe olan Mishefa Reşi (Kara Kitap) kutsal kitap belledi ve 1162 yılında vefat etti. Şeyh vefat ettikten sonraLaleşteki tapınakta gömüldü, bu tarihten itibaren Laleş tapınağı, Musul, Hakkâri, Botan Çayı, Cizre, Nusaybin, Mardin, Van, Kafkaslar ve Urmiyede bulunan Kürt aşiretleri içinde yaygınlaşmış olan Ezidiinancına sahip herkes için bir hac mekânına dönüştü.
KUTSAL VADİNİN GİZEMİ
HER yıl 6-13 Ekim günleri arasında Laleşte büyük Ezidi buluşması yaşanır. Bunun adı Cema (Toplanma) Bayramıdır. Şeyh Adinin türbesine yapılan hac ziyareti, onlar için hem dini, hem de milli bir vazifedir. Bu tören sırasında, şeyhin sandukasına yüz sürüp üç kez tavaf eden her Ezidi hacı olmuş sayılır. Şeyhin türbesine, Sırat Köprüsü denilen bir köprüden geçerek ulaşılır.
Cudiden Şengale bir Ezidi aşkı
"Küpeleri kulaklarımızı keserek alıyorlardı"
Kelime-i şehadet getirenler IŞİD'den kurtuldu
Türbenin içinde bir pınar var. Pınarın adı Akpınardır (Kahniya Sipî). Bu pınarın suyuna zemzem suyu adı verilir. Çocuklarını bu pınarın suyuyla vaftiz ederler. Hac vazifesi, bir tören şeklinde yerine getirilir. Vadi boydan boya, kocaman dut ağaçlarıyla çevrilidir ve her dut ağacına bir büyük dini şahsiyetin adı verilmiştir. Bu ağaçlar teker teker ziyaret edilir. Vadide bulunan ağaçların tek dalını bile kesmek, günahların en büyüğüdür. Kutsal vadinin hiçbir yerinde ayakkabı ile dolaşılmaz. Burada zinhar cinsel ilişki kurulmaz. İçki içilip sarhoş dolaşılmaz. Kem gözle kimseye bakılmaz. Ziyaret boyunca her türlü kötülükten arınır insan, pür iyilikle dolar.
Ezidiler, tarih boyunca aldıkları yaraların acısını dindirmek istercesine seher vakti, güneşin ilk ışıkları vadiye vurur vurmaz, yüzlerini güneşe çevirip dua etmeye başlarlar. Sonra Şeyh Adinin türbesinin kapısında sıraya geçerler. Türbenin kapısında dizilmiş olan din adamları şeyh, pir, kaval (qewal) ve fakirlerin (feqîr) ellerini öpüp durmadan kavilleri okurlar. Kaval ve fakirlerin çaldıkları bendirler ve okudukları kaviller eşliğinde dans ederler. Güneş batarken de, tekrar hep birlikte yüzlerini güneşe çevirip içlerinden geçenleri kavil ve dualarla güneşe anlatırlar. Sabah ve akşam günde 2 kez kılınır namaz. Sabah namazında, güneş belirli bir sarılığa ulaştıktan sonra, güneşe karşı durup 3 defa eğilmek (rükua varmak) suretiyle kaviller okunur. Akşam güneş batmaya yüz tuttuğunda da aynı hareket tekrarlanır.
Ezidilik hiçbir dinin, felsefenin kolu ya da devamı değildir. İçinde Mezopotamyada bulunan bütün dinlerden, felsefelerden, inançlardan birer parça barındırır. Hıristiyanlıktan vaftiz ve İsanın yeniden doğacağı inancını, Zerdüştlükten düalizm ve ateşin kutsallığını, İslamiyetten hac, oruç, namaz, sünnet ve kurbanı, Alevilikten ahret kardeşliğini (birayê axretê), Şamanizmden dans ve zikir törenlerini aldığını söylerler konunun uzmanları.
EZİDİ KELİMESI NEREDEN GELİYOR?
Son IŞİD saldırısına kadar Türkiyedeki yazılı ve görsel basında isimleri hep Yezidi olarak geçti. Kürtçe kavramların doğru yazılmasına özen göstermeyen basın, ne olduysa son günlerde dil değiştirerek isimlerini gerçek biçimiyle Ezıdi olarak yazmaya başladı. Aslında isimleri konusunda, Batılı misyonerler tarafından keşfedildikleri günden bugüne bu karışıklık hep sürdü. Kimin onlara ne dediği önemli değil, önemli olan onların kendilerine ne dediği...
Kürtçe bilen hiçbir Kürtün ağzından, onları tanımlarken Yezıdi kelimesi çıkmaz. Onlar ve Müslüman Kürtler onlara Êzıdi veya Ezıdi diyor. Ezıd kök isimdir, i eki aitlik bildirir Kürtçede. Yani Ezıdi derken, Ezıde ait olan, Ezıd kavmine, dinine mensup demek istiyoruz. Kelimenin kökeni hakkında birçok fikir ortaya atılmış. İranın Yezd şehrinden geldikleri için bu isim aldıklarını söyleyenlerden, Farsçadaki Tanrı anlamına gelen Yezdana, Kürtçedeki beni yaratan anlamındaki Ezda kelimesinden, Farsçadaki Îzed kelimesine kadar bir yığın değişik fikir bugüne kadar hep tartışıldı. Ama günümüz Ezıdi aydınların en çok rağbet ettikleri isim Ezıdi kelimesi. Bu aydınlardan Xelil Cındi Reşoya göre bu kelime ilk defa temiz ruhlar, dosdoğru yolda yürüyenler anlamına gelen E-zı-di şeklinde Sümer yazıtlarında kullanılmış.
Gazetemiz yazarlarından Murat Bardakçı ise Yezıdi kelimesinin Kerbelada Hazreti Hüseyini şehit eden Muaviyenin oğlu Yezid ile hiçbir alakası olmadığını, buradaki Yezidin kökeninin Farsçada Allaha ibadet eden anlamına gelen Îzed kelimesinden geldiğini, Îzed veya Îzidin İranın eski dini olan Zerdüştlükte iyilik tanrısı olduğunu, bu tanrının bir başka adının Hürmüz olduğunu ve kötülük tanrısı Ehrimanla mücadele halinde olduğunu, kelimenin Farçadan Kürtçeye Ezid şeklinde geçtiğini söyler ki, bu yorum günümüz Ezıdi aydınlarının da yorumuna çok yakındır. Ben de aynı fikirdeyim.
ŞEYTANA TAPMAZ ONU YOK SAYARLAR
Ezidi inanışında Tanrı, dünyanın koruyucusu değil sadece yaratıcısıdır. O faal değildir ve dünya ile ilgilenmez. O yüzden dünya iktidarını 7 meleğe devretmiştir. Her bin yılda bir melekler insan kılığına girip yeryüzüne iner, yeni bir kanun getirir, giderlerken de geride bir çocuk bırakırlar. İşte o çocuk bir şeyhtir. Tanrı adına yeryüzü nizamını sürdüren bu meleklerin başında Azazil, bir diğer adıyla Tavus Meleği (melekê tawûs) vardır. Tavus Meleği, meleklerin en güçlüsü, en iyisidir. Tanrı adına düzeni yürüten yani Tanrının ikinci kişiliğidir. Ezidi inanışına göre, Tanrı Ademi yarattıktan sonra, bütün meleklerine Ademe secde etmesini emreder.
Ancak Tavus Meleği, Tanrıdan başkasına secde etmeyeceğini, çünkü kendisinin ateşten, Ademin topraktan yaratıldığını söyleyerek secde etmeyi reddeder. Bunun üzerine Tanrı, onu cennetinden kovar, o da 7 bin sene ağlayıp gözyaşı döker, öyle ki döktüğü gözyaşlarıyla cehennemin ateşini söndürür. Tanrı ödül olarak, onu tekrar cennetine kabul eder.
Bu inanıştan, Ezidiler şöyle bir sonuç çıkarmışlar. Tavus Meleği, Tanrının buyruğuna karşı gelerek kötü bir şey yaptı. Yaptığı kötülükle Tanrı bile baş edemediğine göre, kötülüğü uyandırmamak lâzım. Onun için en iyisi, Tanrıyı bile dize getirebilen kötülük timsalini yok saymaktır. İnsanın karşılaştığı her şey Tanrının isteğine göre olur ve iyidir. Bir şeyi kötü diye nitelendirmek, insanın bakış açısına bağlıdır. Kötülük ve cehennemin olmaması, kendisiyle birlikte cehennemin kapılarını açan varlığı da yok sayar.
Ezidiler, şeytana tapınmayı değil, onun varlığını yadsımayı temel alıyorlar. Tanrıdan sonra en büyük varlık olan Azazil, yani Tavus Meleği, Ezidilerin çevresinde yaşayan Sünni çoğunluk ve Hıristiyan azınlık tarafından kötülüğün simgesi Şeytan olarak görüldüğünden, Ezidiler bu yüzden şeytan kelimesini hakaret olarak algılamış, bu kelimeyi hayatlarından çekip almışlar. Bundan dolayı şeytan kelimesini kullanmaz, bu kelimeyi çağrıştıracak şat, kaytan, nalet, şin vb. kelimelerin kullanılmasını yasaklamışlar.
MARUL YASAK, KURU FASULYE HARAM
Ezidi inanışına göre, insan ölür ancak ruhu ölmez, ruh başka gövdelere geçerek varlığını sürdürür. Güneş, ay ve yıldızlar ışık kaynaklarıdır, onun için hepsi kutsaldır. Ateş, nur saçan bir kaynak olduğu için kutsanır ve ona asla tükürülmez. Kutsal kitapları olan Kara Kitapta (Mishefa Reş) bazı yasaklar şöyle sıralanır: Peygamberin adını çağrıştırdığı için marul yemek yasaktır. Kuru fasulye haramdır. Koyu mavi boya kullanmak, mavi elbise giymek yasaktır. Onu karnında sakladığı için Yunus Peygambere saygısızlık olmasın diye, balık yenmez.
Peygamberlerinden birinin sürüsü olduğu için ceylanların etini yemek haramdır. Tavus kuşuna saygısızlık etmemek için ona benzeyen horozun eti de yenmez. Güneş kutsaldır, ışık saçar, ısıtır, hayat verir. Yılan güneş ışığını çok sevdiği için yılan kutsal bir hayvandır, kesinlikle öldürülmez. Beyaz renk kutsaldır; beyaz, saflığın, temizliğin sembolüdür. Onun için Ezidiler, beyaz kıyafetler giymeye özen gösterir. Saç ve bıyık uzatmak, uzatılan saçları örgü yapmak gelenektir. Ezidiler için farz olan dini vecibeler şahadet, namaz (ibadet), oruç, zekât ve haçtır.
Onlara göre Tanrının birçok ismi vardır. Bunlardan en çok kullanılanı ve en güzeli Xuda (Hüda) dır. Şahadet, Tanrının sonsuz kudret sahibi olduğunu gösterir. Şeyh Adi ile mürşitleri Sultan Ezit ise Tanrının meleği, yerin nuru ve insanlığın sevincidir. Tavus Meleği, Tanrının meleği ve elçisidir. Ezidiler, kendilerini büyük bir aile olarak görüyorlar. Bu aile kendi arasında Binemal veya Babik diye ayrılır.Ezidiler birbirini aşiret, kabile, mal ve ocaklar üzerinden tanımaktadırlar.
KATI BİR HİYERARŞİ
SINIFLI bir toplumdur Ezidi toplumu. Katı bir hiyerarşi vardır. Temelini dinden almaktadır. Kan bağına dayanır. Sınıflar arası geçiş mümkün değildir. Toplumu tepeden aşağıya şeyhler, pirler ve müritler oluşturur. Şeyhler ve pirler toplumu yönetir, müritler ise onlara bağlıdır. Bu müritlere göre, Doğunun diğer ucunda veya Batının diğer ucunda olsun, müridin yatağında kaç kez döndüğünü bilmeyen bir şeyh, şeyh değildir, bağlılık o derecedir.
Toplum yapısını inceleyen antropologlar ve sosyologlar, tarih boyunca uğradıkları onca kıyıma, gördükleri onca zulme rağmen, toplumun varlığını hâlâ sürdürüyor olmasını, çok sıkı bir şekilde oluşmuş olan bu örgütlenme yapısına bağlarlar. Her mürit, muhakkak bir şeyh, bir pir, bir usta, bir mürebbi ve bir ahiret kardeşine (birayê axretê) sahip olmak zorundadır. Şeyhler, kendi aralarında Adaniler, Şemsaniler ve Kataniler diye üç bölüme ayrılıyorlar. Bu üç şeyh kastı kendi aralarında evlenemezler ancak her şeyh ailesi kendi kastı içinde evlenebilir.
Örneğin bir Adani şeyhi, ancak Adani bir aileden birisiyle evlenebilir. Pirlere gelince... Pir kelimesi Arapçadaki şeyh kelimesinin Kürtçedeki karşılığıdır. Şeyh aileleri, Şeyh Adinin ailesinden gelirler ve bu aileler kendi aralarında evlenebiliyorlar. Bu iki kastın dışında kalan Ezidilerin tümü mürittir. Müritler ancak kendi aralarında evlenebiliyorlar. Hemen hemen hepsi aşiret ve kabileler şeklinde örgütlenmişler. Ezidi toplumu yılın büyük çoğunluğunu bayram, özel günler ve özel ziyaretlerle geçirir.
Êzid, Bêlinda, Hıdır İlyas bayramlarının yanında en büyük bayramları yılbaşıdır. Bu bayram Melekzan, Melek Tavus ve Kızıl Çarşamba (Çarşemba Sor) olarak da bilinir. Doğu takvimine göre nisan ayının ilk çarşambasına rastlar. Bu ay boyunca düğün yapılmaz. Yılbaşı gecesi, Babaşeyh ve meclisinde sema icra edilir. Kutsal Laleşin her tarafında kandiller yakılır. Ezidilerin ibadet için Müslümanların camisine, Hıristiyanların kilisesine, Musevilerin havrasına benzer özel bir mabedi yoktur. Bir Ezidi için evliyaların mezarı, dağlar, pınar başları, görkemli ağaçların altı gibi kutsallık kazanmış mekânlar, yüzünü güneşe dönüp ibadete durması için mükemmel birer mekândır.
Yaşadıkları yerlerde ziyaret edilebilecek böylesi bir mekân mutlaka vardır, bu mekanlarda tertiplenen şenlik ve festivaller onlar için ibadettir. Yılbaşının bitiminden haziranın sonuna kadar bu mekânlar kafileler halinde ziyaret edilir. Bu ziyaretlere tavaf denir.
SANATÇILARDAN EZİDİLERE DESTEK
MELTEM Cumbul, Şevval Sam, Engin Günaydın, Bennu Yıldırımlar ve Tülin Özenin de aralarında bulunduğu 35 sanatçı, IŞİDin yaptığı katliamın ardından Şengale göç etmek zorunda kalan Ezidi halkına destek için kameraların karşısına geçti. Şengale Ses Ver sloganıyla hazırlanan ve Zeynel Doğanın çektiği kamu spotunda, ünlüler şu mesajları verdi: On binlerce Ezidi göç yollarında. Şengale bir ses ver. Ezidi felsefesinde düşmanlık ve kin yoktur. Ezidilerin tanrısı Azda, intikam peşinde koşan bir tanrı değil. Ezidi halkının bize ihtiyacı var. Sakladığın değil, paylaştığın senindir. Katliamdan sonra bir Ezidi şeyhi şöyle der: Güneşi öldüremezsiniz. On binlerce Ezidi göç yollarında, Şengale bir ses ver.
Linkleri görebilmek için Turkmmo Forumuna ÜYE olmanız gerekmektedir.
Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)
Benzer konular
- Cevaplar
- 3
- Görüntüleme
- 21
