HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!
Pep Guardiolanın kazanılabilecek tüm kupaları kazanmış Bayern Münihe gelmesi, teknik direktör açısından hem kolay, hem de zor bir durumdu. Bozuk değilse, tamir etme sözüne uyup kazanan düzeni korumak işin kolay tarafı. Guardiola zoru seçip, inandığı felsefeyi takıma ekleme düşüncesine gitti. Ortaya çıkan sonuç, Franz Beckenbaueri zaman zaman memnun etmese de, bilinen kalıpları yıkan, ezberleri bozan, modern futbolun tanımını yapan bir takım oldu.
Guardiolanın ikinci sezonunun başında, Bayern Münihin Şampiyonlar Ligindeki açılış maçı Avrupanın en güçlü takımlarından birine, Manchester Cityye karşıydı. Geçen sezon Münihte 3-2 yenildiği Cityye karşı Bayernin birçok sakat oyuncusu vardı. Takımın en önemli iki hücum silahından Franck Ribery dizindeki sakatlık sebebiyle kadroda yoktu ve Arjen Robben de ilk 11de sahaya çıkamadı. Üstelik Guardiola, orijinal planında orta sahanın ortasında yer verdiği Bastian Schweinsteiger, Thiago Alcantara ve Javi Martinezden de yararlanamıyordu. Yani Guardiolanın sihrini konuşturması için her şart mevcuttu.
Guardiola, Kazanmanın Başka Yolu adlı biyografisinde futbol felsefesini Eğer top, rakipten daha hızlı hareket ediyorsa rakibin daha uzun ya da daha kuvvetli olması bir şeyi değiştirmez. şeklinde özetliyor. Topu rakipten daha hızlı hareket ettirebilmek için de doğru pozisyon alan, doğru karar veren ve verdiği kararı uygulayabilecek kadar yetenekli oyunculara ihtiyaç var. İspanyol hoca geçen sezon o görev tanımına uydurduğu Philipp Lahmı kanat savunucusu rolünden orta sahanın ortasına evirmişti. Bu sezon da sol bek Juan Bernatı transfer ederek benzer bir değişimi David Alaba için yaptı. İki bek, orta sahanın ortasındaki rolleriyle Bayernde gedikleri kapatırken, oyuna çabukluk da kazandırdılar.
Manchester City karşısında Pep Guardiolanın 11inde kanat savunucuları Bernat, Alaba, Lahm ve Rafinha vardı. İlk 11de dört bek varken muhtemel dizilişi yapmak hiç de kolay değildi. Nitekim UEFA resmi sitesi ve yayın grafiklerinde Bayerni 4-3-3 şeklinde dizmiş, dört bekten ikisini sağ ve sol kanat savunmacısı olarak yerleştirmişti bile. Ancak Guardiolanın bir sürprizi vardı: Dört bekle sahaya çıkardığı takımın dizilişinde hiç bek yoktu. Bayern sahaya 3-4-3 ile dizilirken; beklerden Alaba stoper, Lahm da artık alışılageldiği üzere orta sahanın ortasında görev yapıyordu...
Üçlü savunmanın ortasında Jerome Boateng, -eski usul sarkık libero tarzında olmasa da- savunma lideri rolüyle Mehdi Benatia ile Alabanın pozisyonlarını kontrol etti, savunmayı hep öne çıkardı. Burada Manchester Citynin hızlı forveti Kun Agüero yerine ilk 11de Edin Dzekoya yer vermesi Bayernin işine geldi ve oyunu rakip sahaya yıkma şansı buldular. Tabii savunmayı önde kurmak isteyen Guardiolanın elini güçlendiren en önemli faktörlerden biri de kalede Manuel Neuer gibi ceza sahasına hakim bir kaleciye sahip olmasıydı.
Guardiolanın takımı her ne kadar rakip sahaya yerleşme amacıyla başlasa da, ilk bölümde topu orta sahadan forvete taşımakta zorluk çekti. Bundaki en büyük sebep, Citynin iki beki Bacary Sagna ve Gael Clichynin kanatları iyi savunmasıydı. Kanatları işlemeyen Bayernde Xabi Alonsonun da üçlü savunmaya daha yakın oynaması, ortadan gelişecek atakları da sınırladı. Bunu gören Guardiola, 30. dakikada oyunu değiştiren bir hamle yaptı ve üçlü savunmadan David Alabayı orta sahaya attı. Alaba, adeta Cem Yılmazın AROG filminde kafesten sahaya salıverilen Carlos karakteri gibiydi. Alaba ileri çıkınca Bayern, onunla anında iki pozisyon buldu.
Alabayı orta sahanın ortasına alan Guardiolanın Xabi Alonsoyu defansın ortasına çektiğini söylemek, doğru ama eksik bir ifade olur. Katalan teknik adam, biraz daha karmaşık bir dizilişi tercih etti. Bayern hücumda farklı, savunmada farklı dizilişlerle Manchester Citynin kafasını karıştırmak istedi.
Bayern savunmadayken Rafinha ve Bernat, kanat savunucusu görevlerine döndüler. Boateng ve Benatia ikilisi stoperde yer aldı ve Barcelonanın 4-3-3üne çok benzer bir diziliş sahadaydı. Tek fark, Guardiolanın Iniesta-Xavi ikilisinin yerinde Alaba-Lahm ikilisini kullanmasıydı!
Bayern hücumlarındaysa durum daha farklıydı. Guardiola, Thomas Müller ve Mario Götzeyi ceza sahasına yaklaştırmayı amaçladığı için Rafinha ve Bernatı yine çizgiden hücum etmek için kullandı. Bu noktada Xabi Alonso stoperlerin arasına girerek, dizilişi üçlü savunmaya çevirdi ve Bayern yine 3-4-3e döndü. Hücumda 3-4-3, savunmada 4-3-3 oynayan takım, sonuçlarını da yarattığı birkaç pozisyonla aldı. Joe Hartın başarılı performansı, o pozisyonların gole çevrilmesini engelledi.
Bayernin esas büyüsü, hücum-savunma geçişlerinde diziliş değişikliklerini kusursuz uygulamalarıydı. Bunu sadece oyuncu yetenekleri ya da zekasıyla açıklamak mümkün değil, o değişikliğin ciddi bir çalışma ve tekrarın ürünü olduğu çok açık. Lahm ve Alaba ikilisi Rafinha ve Bernatın arkasını kapatırken, Alonso savunmanın kaymasını ve kademe anlayışını sağladı.
Yine de bir türlü gol atamadı Bayern, Manchester Cityye. Guardiola, belki de ev sahibi olmanın avantajıyla son bölümde çok büyük risk aldı. Arjen Robben 76da Müllerin yerine oyuna girdiğinde dizilişte bir değişiklik olmadı. Fakat 84te Rafinhanın yerine bir santrafor, Claudio Pizarro oyuna girdiğinde Bayern artık tüm gemileri yakmıştı. İki santrafor Pizarro-Lewandowskinin sağında Robben, solunda Götze yer alıyordu. Bayern, dört forvetle saldırırken, sağ kanatta Rafinhadan oluşan boşluğu doldurmak için Lahm bu kez o bölgeye kaydırıldı.
68 bin çılgın taraftarını arkasına almış Bayernin dört forvetle, üçü sarı kartla oynayan City savunmasına dur durak bilmeden yaptığı saldırılar bir yerde patlak verecekti elbet. Sonuçta Boatengin galibiyeti getiren golü de öyle bir baskının ardından kazanılan köşe vuruşu sonrasında geldi. Guardiolanın ufak dokunuşları, talimatları kusursuz uygulayan elit yeteneklerle birleşince galibiyet kaçınılmaz oldu. Guardiola, bir kez daha ezberleri bozarak dört bekle başladığı maçta Manchester City gibi bir devi mağlup etmeyi başardı. Ne derler bilirsiniz: En iyi yol bildiğin yoldur.
Guardiolanın ikinci sezonunun başında, Bayern Münihin Şampiyonlar Ligindeki açılış maçı Avrupanın en güçlü takımlarından birine, Manchester Cityye karşıydı. Geçen sezon Münihte 3-2 yenildiği Cityye karşı Bayernin birçok sakat oyuncusu vardı. Takımın en önemli iki hücum silahından Franck Ribery dizindeki sakatlık sebebiyle kadroda yoktu ve Arjen Robben de ilk 11de sahaya çıkamadı. Üstelik Guardiola, orijinal planında orta sahanın ortasında yer verdiği Bastian Schweinsteiger, Thiago Alcantara ve Javi Martinezden de yararlanamıyordu. Yani Guardiolanın sihrini konuşturması için her şart mevcuttu.
Guardiola, Kazanmanın Başka Yolu adlı biyografisinde futbol felsefesini Eğer top, rakipten daha hızlı hareket ediyorsa rakibin daha uzun ya da daha kuvvetli olması bir şeyi değiştirmez. şeklinde özetliyor. Topu rakipten daha hızlı hareket ettirebilmek için de doğru pozisyon alan, doğru karar veren ve verdiği kararı uygulayabilecek kadar yetenekli oyunculara ihtiyaç var. İspanyol hoca geçen sezon o görev tanımına uydurduğu Philipp Lahmı kanat savunucusu rolünden orta sahanın ortasına evirmişti. Bu sezon da sol bek Juan Bernatı transfer ederek benzer bir değişimi David Alaba için yaptı. İki bek, orta sahanın ortasındaki rolleriyle Bayernde gedikleri kapatırken, oyuna çabukluk da kazandırdılar.
Manchester City karşısında Pep Guardiolanın 11inde kanat savunucuları Bernat, Alaba, Lahm ve Rafinha vardı. İlk 11de dört bek varken muhtemel dizilişi yapmak hiç de kolay değildi. Nitekim UEFA resmi sitesi ve yayın grafiklerinde Bayerni 4-3-3 şeklinde dizmiş, dört bekten ikisini sağ ve sol kanat savunmacısı olarak yerleştirmişti bile. Ancak Guardiolanın bir sürprizi vardı: Dört bekle sahaya çıkardığı takımın dizilişinde hiç bek yoktu. Bayern sahaya 3-4-3 ile dizilirken; beklerden Alaba stoper, Lahm da artık alışılageldiği üzere orta sahanın ortasında görev yapıyordu...
Üçlü savunmanın ortasında Jerome Boateng, -eski usul sarkık libero tarzında olmasa da- savunma lideri rolüyle Mehdi Benatia ile Alabanın pozisyonlarını kontrol etti, savunmayı hep öne çıkardı. Burada Manchester Citynin hızlı forveti Kun Agüero yerine ilk 11de Edin Dzekoya yer vermesi Bayernin işine geldi ve oyunu rakip sahaya yıkma şansı buldular. Tabii savunmayı önde kurmak isteyen Guardiolanın elini güçlendiren en önemli faktörlerden biri de kalede Manuel Neuer gibi ceza sahasına hakim bir kaleciye sahip olmasıydı.
Guardiolanın takımı her ne kadar rakip sahaya yerleşme amacıyla başlasa da, ilk bölümde topu orta sahadan forvete taşımakta zorluk çekti. Bundaki en büyük sebep, Citynin iki beki Bacary Sagna ve Gael Clichynin kanatları iyi savunmasıydı. Kanatları işlemeyen Bayernde Xabi Alonsonun da üçlü savunmaya daha yakın oynaması, ortadan gelişecek atakları da sınırladı. Bunu gören Guardiola, 30. dakikada oyunu değiştiren bir hamle yaptı ve üçlü savunmadan David Alabayı orta sahaya attı. Alaba, adeta Cem Yılmazın AROG filminde kafesten sahaya salıverilen Carlos karakteri gibiydi. Alaba ileri çıkınca Bayern, onunla anında iki pozisyon buldu.
Alabayı orta sahanın ortasına alan Guardiolanın Xabi Alonsoyu defansın ortasına çektiğini söylemek, doğru ama eksik bir ifade olur. Katalan teknik adam, biraz daha karmaşık bir dizilişi tercih etti. Bayern hücumda farklı, savunmada farklı dizilişlerle Manchester Citynin kafasını karıştırmak istedi.
Bayern savunmadayken Rafinha ve Bernat, kanat savunucusu görevlerine döndüler. Boateng ve Benatia ikilisi stoperde yer aldı ve Barcelonanın 4-3-3üne çok benzer bir diziliş sahadaydı. Tek fark, Guardiolanın Iniesta-Xavi ikilisinin yerinde Alaba-Lahm ikilisini kullanmasıydı!
Bayern hücumlarındaysa durum daha farklıydı. Guardiola, Thomas Müller ve Mario Götzeyi ceza sahasına yaklaştırmayı amaçladığı için Rafinha ve Bernatı yine çizgiden hücum etmek için kullandı. Bu noktada Xabi Alonso stoperlerin arasına girerek, dizilişi üçlü savunmaya çevirdi ve Bayern yine 3-4-3e döndü. Hücumda 3-4-3, savunmada 4-3-3 oynayan takım, sonuçlarını da yarattığı birkaç pozisyonla aldı. Joe Hartın başarılı performansı, o pozisyonların gole çevrilmesini engelledi.
Bayernin esas büyüsü, hücum-savunma geçişlerinde diziliş değişikliklerini kusursuz uygulamalarıydı. Bunu sadece oyuncu yetenekleri ya da zekasıyla açıklamak mümkün değil, o değişikliğin ciddi bir çalışma ve tekrarın ürünü olduğu çok açık. Lahm ve Alaba ikilisi Rafinha ve Bernatın arkasını kapatırken, Alonso savunmanın kaymasını ve kademe anlayışını sağladı.
Yine de bir türlü gol atamadı Bayern, Manchester Cityye. Guardiola, belki de ev sahibi olmanın avantajıyla son bölümde çok büyük risk aldı. Arjen Robben 76da Müllerin yerine oyuna girdiğinde dizilişte bir değişiklik olmadı. Fakat 84te Rafinhanın yerine bir santrafor, Claudio Pizarro oyuna girdiğinde Bayern artık tüm gemileri yakmıştı. İki santrafor Pizarro-Lewandowskinin sağında Robben, solunda Götze yer alıyordu. Bayern, dört forvetle saldırırken, sağ kanatta Rafinhadan oluşan boşluğu doldurmak için Lahm bu kez o bölgeye kaydırıldı.
68 bin çılgın taraftarını arkasına almış Bayernin dört forvetle, üçü sarı kartla oynayan City savunmasına dur durak bilmeden yaptığı saldırılar bir yerde patlak verecekti elbet. Sonuçta Boatengin galibiyeti getiren golü de öyle bir baskının ardından kazanılan köşe vuruşu sonrasında geldi. Guardiolanın ufak dokunuşları, talimatları kusursuz uygulayan elit yeteneklerle birleşince galibiyet kaçınılmaz oldu. Guardiola, bir kez daha ezberleri bozarak dört bekle başladığı maçta Manchester City gibi bir devi mağlup etmeyi başardı. Ne derler bilirsiniz: En iyi yol bildiğin yoldur.
Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)
Benzer konular
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 151
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 89
- Cevaplar
- 0
- Görüntüleme
- 39
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 36
