- Katılım
- 14 Eki 2010
- Konular
- 14,630
- Mesajlar
- 71,943
- Online süresi
- 9h 11m
- Reaksiyon Skoru
- 8,946
- Altın Konu
- 3
- Başarım Puanı
- 708
- Yaş
- 33
- MmoLira
- -6,246
- DevLira
- 0
ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!
Kitabın Adı:Linç
Kitabın Yazarı:Kerim Korcan
Kitabın Özeti:
Kadir Güler yirmi yaşına basmadan hapse düşmüştür. Bir arkadaşının kız kaçırmasına yardım ederken birisini yaralamış, içeri atılmıştır. Hapiste ona Arap Kadir derler. Ailesinin biricik oğlu olduğundan şımarık büyümüştür. Mahallenin enikonu külhanbeyisi olmuştur. Toy ve cahil bir delikanlıdır, ama dürüst ve iyi yüreklidir. İnsanları sever, haksızlığa dayanamaz, hemen başkaldırır. Gelgelelim, zayıflığı ve yaşının küçüklüğü dolayısıyla hapishanede kimse onu ciddiye almaz. Yalnızca azılılardan Feti Bey ona önem vermiş görünür. Arap Kadiri kandırır. Kendisine kafa tutan ve ağalık taslıyan bir mahkumun yüzüne jilet attırır. Olaydan sonra hapisane karışır, gerilim artar. Bir uğultudur gider. Müdür Şevket Erdoğan Feti Beyi bir başka hapishaneye sürdürür. Disiplini sağlamak ve huzursuzluk çıkaranlara gözdağı vermek için Arapı hücreye attırır. Burası pis kokulu, rutubetli bir yerdir. Arap gün geçtikçe eriyip gideceğini görür. Kaçmaya karar verir. Bir gece başıyla pencerenin demirlerini zorlayarak genişletir. Oradan hapishanenin avlusuna çıkar. Kale duvarının kertiklerine basarak sessizce yukarı tırmanır. Yavaşça aşağı iner. Karanlığa karışır.
Günlerce dağ taş demeden yürür. Yanındaki tayınlar tükenir. Açlık ve yorgunluktan bitkinleşir. Temiz bir yatak ve sıcak bir yemek özlemiyle düze iner. Ahlatlar köyünün muhtarına konuk olur. Güler yüzle karşılanır, güzelce karnı doyurulur, altına yatak serilir. Yazık ki sahte bir dostluktur bu: Sabahleyin jandarmalar gelir, Arapı yavaşça uyandırır, alıp götürürler. Hapishanede Arapı yine hücreye koyarlar. Siyasi mahkumlardan biri müdüre de, savcıya da Arapı koğuşa almaları için rica eder. Fakat bunun bir etkisi olmaz. Tersine, hava gittikçe gerginleşir. Arap, sabah akşam ancak on beş dakika dışarı çıkarılır. Bir süre sonra bu haktan da yoksun bırakılır. Hücresine kırık bir teneke konulur. Arap bu duruma kızar, derdini ilgililere duyurabilmek için çabalar. Emekleri boşa gider. Sonunda, hücresindeki yatağını yakar. Yangını görünce gardiyanlar koşuşurlar. Ertesi gün olayı duyan müdür Arapı azarlar. Bunun üzerine Arap, duvarın kovuğunda gizlediği bıçağıyla onu yaralar. Avazı çıktığı kadar bağırır. O, iyi insan olmak, insanlara saygı ve sevgi göstermek istedikçe, onlar onu zorla suç işlemeye itmişlerdir.
Müdürün yarası kısa zamanda iyileşir. Ama Kadire duyduğu öfke azalmaz, artar, öc almaya ant içer.
Yaralama olayı dolayısıyla Arap mahkemeye verilir. Olaya, Arapı her zaman savunan genç siyasi tanıklık eder. Mahkemede hapishanenin insanlık dışı orman kanunlarıyla yöneltildiğini yürekleri burkan bir konuşmayla açıklar. Ağır tahrik göz önünde tutularak Arapa kırk gün hücre cezası verilir.
Müdür bu kez Arapı içinden lağım akan bir hücreye kapattırır. Arapın on gün sonra gözlerinin altı şişer. Gitgide erir.
Öte yandan, genç siyasi Arapı kurtarmak amacıyla Ankaraya Bakanlığa sert bir tel çeker. Fakat tel müdürün eline geçer. Savcı, hapisane doktoru ve gardiyanların hazır bulunduğu bir toplantı yapılır. Telgraf hepsini korkutmuştur. Ertesi gün siyasiye telgraftan vazgeçmesi öğütlenir, ama o direnir ve telgraf gönderilir.
Ankaradan emir gelmeden, hapisane yetkilileri harekete geçerler. Arapı koğuşa alırlar, yumuşatmaya çalışırlar. Telgraf yüzünden siyasi de ayrı bir odaya konulmuştur. Arap onun da serbest bırakılmasını ister. Siyasi de koğuşa getirilir. İçerde azçok sevinçli, düzenli bir hava esmeye başlar.
Bu kavgasız yaşantı başgardiyan Rüştü Efendiyi tedirgin eder. Kafasında bir plan kurar: Eğer Arap kavga çıkarırsa, dikkatler hapishane idaresinin üzerine çevrilecektir, öteden beri mahkumlarca şikayet konusu edilen idari düzensizlik bir daha duyulacaktır. O zaman müdür belki görevinden alınacak, yerine belki kendisi atanacaktır. Onun için, Kütahyadan eli bıçaklı üç mahkum gelince, onları Arapın koğuşuna koyarak hır çıkmasını bekler. Fakat tasarısı gerçekleşmez. Çünkü Arap başgardiyanın niyetini sezmiş, hatta, yüzüne bir gün defterinin dürüleceğini söylemiştir. Başgardiyan ölüm korkusuna kapılır. Kurtulmak amacıyla Arapı üst kattaki en güzel odaya kapatır. Dokuz ay odada kalan Arap yalnızlıktan sıkılır. Burası da bir çeşit hücre olur ona. Öte yandan, başgardiyan bazı mahkumları kışkırtır. Arap bunda duyunca tepesi atar. Bir gün doktora çıkar. Dönüşte başgardiyanı bıçaklar. Başgardiyanın kolladığı mahkumlar Arapa saldırırlar. «Sen babamızı nasıl vurdunsa, al işte, biz de seni öyle vuruyoruz!» diyerek üzerine çullanırlar. Bıçaklarla delik deşik ederler. Savcı gelmeden dağılırlar. Böylece Arap kim vurduya gitmiş olur.
Arap ölmeden önce doktora, şimdiye değin kimseye yalvarmadığını, haksızlık etmediğini, yalnızca canını yakanların canını yaktığını söyler.
Kitap Hakkında Yorumlar ve Yargı
«Kerim Korcan, on iki yıl aralarında yaşadığı mahkumların karanlık dünyalarını, bu eserinde, yalın ve sert acılıkta gözlemler dizisi halinde ortaya koymaya çalışıyor. Hapishane idaresi ile çatışa çatışa dar yerlere sıkışan Arap Kadirin ölüme itelenişini tasvir ederken, bizdeki ceza mekanizmasının işleyişindeki çürütücü, kahredici, cahilane insafsızlığı, hapishane yönetim düzenindeki çok eski törelerden kalma zalimliği, dış dünyaya kapalı zindanlardaki insanların kıyasıya yürüttükleri usulleri dile getiriyor, kendilerini bu facialar dünyası dışında mutlu ve olumlu sayanlara acıklı bir protesto yöneltiyor.» (Tahir Alangu).
«Korcanın Linçi roman mıdır, röportaj mıdır? Her ikisi için de evet diyebilmek zordur. Korcan roman boyutlarını sık sık zorlarken, bir de bakarsınız, ancak bir röportajda rastlanılabilecek yaman bir gözlemcilikle karşmızdadır. Az sonra aynı Korcan, gereksiz bir nutuk çekmeğe girişir. Bunlar kusurdur. Büyük kusur ya da küçük kusur. Ama her şeye karşılık Korcanın şaşırtıcı bir ustalık taşıyan, az rastlanır o keskin gözlemciliğiyle birlikte gelen başarısını bütünüyle pek gölgeleyemeyecektir.» (Tarık Dursun).



