- Katılım
- 25 Ocak 2013
- Konular
- 6,740
- Mesajlar
- 21,611
- Online süresi
- 2d 13h
- Reaksiyon Skoru
- 2,176
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 13 Yıl 4 Ay 18 Gün
- Başarım Puanı
- 509
- MmoLira
- 2,783
- DevLira
- 0
ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!
Ellerim buz kesmişti ve bacaklarım titriyordu, kalbim çıkacaktı, nefesim kesiliyordu. Boğazımı soğuk bir nefes bile yakıyordu.
"Dawson?" Dedim. Bir an tereddüt etti.
"Adım Drew." Dedi. Bozuntuya vermedim, yüzünü incelemekten de vazgeçtim. Profesyonelce sunumumu yaptıktan sonra bu işi bir başkasına devredecektim. Sunum boyunca gözlerim yüzüne takıldı, tanıdık bir ifade aradım ama tamamen farklıydı, sanki bedenine başka bir ruh yerleştirilmişti, gözlerini tahtadan ayırmadı. Parmağını salladı ve onaylarcasına gülümsedi.
Evet İşte bu. Reklamı alıyorum, bir an duraksadı. reklamdan daha iyi olan ne biliyor musun? cevap vermedim. Sunumun. Dedi. Gülümsedi, dosyalarımın altına imzasını attı.
Sizi bir yerden tanıyor gibiyim. Dedim dayanamayıp. Tekrar gülümsedi.
İnsanlar çift yaratılmıştır. İzninle toplantıya yetişmeliyim. Yeteneklisin, bunun hakkında daha sonra konuşmak isterim. Dedi kalkıp kapıya yürürken, ben de onu takip ettim.
İyi günler. Dedim ve birlikte çıktık, o üst kata çıkarken ben de geldiğim yöne doğru yürüdüm, aklım çok karışmıştı, tanıdık olan sadece yüzüydü, midem bulanmaya başlamıştı, tıpkı ilk ayrıldığımızda olduğu gibi Aklımdaki sorularla yolun karşısına yürürken ışıkların durmam için yandığını fark edememiştim, araba bir iki santim yanımda frenledi, bana değmemesine rağmen başım dönünce yere kapaklanmıştım ve şoför paniğe kapılmıştı, hızla yanıma geldi ve beni yerden kaldırmadan önce bir şeyim olup olmadığını sordu.
Sadece başım döndü, iyiyim bir sorun yok. Dedim. Bunun üzerine beni yerden kaldırdı.
Hastaneye gitmek ister misiniz?
Hayır, teşekkür ederim, iyiyim gerçekten.
Sizi evinize bırakayım, lütfen. Yüzüne baktım, kötü birine benzemiyordu, arabanın ön koltuğuna geçtim ve evimin bir arka sokağını tarif ettim. Kimin nasıl biri olduğunu bilemezsiniz.
Gerek yoktu, teşekkür ederim. Bu arada, kart uzattı. bu kartım, bir sorun olursa arayabilirsiniz. Tuhaf biriydi. Karta bakarak arabadan indim, bu isim tanıdık gelmişti Çantama atıp yürümeye başladım, caddeye girince karşı taraftan gelen Joeyu gördüm, el salladı, evin önünde buluştuk.
Günün nasıl geçti?
İyiydi. Dedim. Patron erken çıkmam için izin verdi.
Benim de işim erken bitti. Başımı salladım. Eee? Bir şeyler yapalım öyleyse. Güldüm. Bugün işe giderken yolda gördüğüm afişi anımsadım.
Bugün Pearl Caddesi Paris gibi düzenlenecek, dans, içki Kısa bir süre düşündü.
Olur. Diyerek yanıtladı, eve girip resmi kıyafetlerden kurtuldum, o da üzerini değiştirdi, kırmızı bir elbise ve siyah topuklu ayakkabılarımı giydim ve üzerime ince siyah bir hırka aldım, Joe ise siyah bir takım giymişti, oldukça iyi görünüyordu. Bana doğru hafifçe eğilerek kolunu uzattı, gülümsedim ve koluna girdim, o şekilde evden çıktık. Evin önündeki taksiyi görünce şaşırmıştım, aslında ben de birkaç caddeyi geçerek ulaşabileceğimiz Pearl Caddesine bu kıyafetlerle nasıl yürüyeceğimizi düşünmemiş değildim. Taksi durunca Joe benden önce inip kapımı açtı ve elini uzattı, inmeme yardım etti ve birlikte caddenin için doğru ilerlemeye başladık, insanlar bir an için kafalarını çevirdiler, daha sonra eğlencelerine devam ettiler. Yarın hasta olarak uyanacağımı biliyordum çünkü hava oldukça soğuktu. Yine de Joe üşüyüp üşümediğimi sorduğunda yalan söylemiştim, ceketini almak bencilce olurdu.
Fransız mutfağının eşsiz lezzetlerinden tattıktan sonra herkese yarım kadeh şarap verildi ve müziğin sesi kısıldı. İri yapılı bir adam platformun üzerine çıktı, mikrofona bir iki kez vurdu.
Beni dinler misiniz? Lütfen, beni dinleyin. Sessizlik tam olarak sağlanamasa da çoğu insan dinliyordu. Şimdi herkesin bu yarım kadeh şarabı nefessiz bitirmesini istiyorum, böylece dansa başlayabiliriz. Joe bana baktı. Hazır mısınız? Herkesten bir EVET! sesi yükseldi.
Bir İki Üç! Şaraplarımızı tek seferde bitirdikten sonra Joenun yüzünün değişmemiş olmasına şaşırmıştım, yüzümü nasıl ekşittiğimi merak ediyordum çünkü Joe kahkaha atmıştı. Bir müzik sonra insanlar yavaşlamaya başladı. Joe beklememi söyleyip az önce platforma çıkan adamın yanına gitti ve kulağına bir şeyler fısıldadı, beş saniye kadar sonra müzik insanlara uyum sağladı. Yanıma gelerek elimdeki ikinci şarap kadehimi aldı beni ortaya çekti, dans pozisyonu almamızı sağladı.
Umarım Tango yapmayı biliyorsundur.
Biliyorum. Ama bu müzikte Tango yapılmaz.
Biliyorum. Dedi. Müzik şekillendi, şekillendi ve sonunda istediğimiz kıvama geldi. Ağır birkaç hareketten sonra kulağıma eğildi. Hazır mısın? Diye sordu. Aldığım derin nefesi ağzımdan hızla verdim.
Hazırım.
Dans ederken gözlerimi kapattım ve kendimi müziğin ritmine bıraktım. Joe da yardım ediyordu zaten, ne yaptığımı hissetmeden dans ettim, bir an için müziğin dansımıza göre şekillendiğini bile düşündüm. Öyle bir andı ki her şey bomboş gelmişti, hızlı ve gerçekti. Gerçek ve doğruydu. Müzik tekrar yavaşlarken üzüldüğümü itiraf etmeliyim, çok kısa sürmüştü, bir alkış kıyametiyle gözlerimi açtım. Ortadaydık ve herkes bizi izlemişti, öylece kaldım.
Joe ve Alisha çifti tam 8 dakika 42 saniye dans ederek gizli yarışmamızı kazandılar, tebrikler! bir kez daha alkışlandık. İki adam arkamıza dev bir ***** Kulesi posteri getirdiler. Poz verin lütfen. Joe birkaç adım ilerleyerek bir adamın başındaki fötr şapkayı aldı, sol elinde tuttu ve sol kolunu açtı, sağ kolunu belime sardı, ben de bedenimi ona doğru çevirerek bir ayağımı kaldırdım, geriye doğru eğilerek gülümsedim, fotoğrafı aldığımızda istemsiz olarak gülmüştüm. İri adam yanımıza geldi.
Yarım saat daha burada oyalanın, dedi ve gülümseyerek gitti. Boş bir masaya doğru ilerledik.
8 dakika 42 saniye ha? Çok kısa gibiydi. Dedim. Güldü, masanın üzerindeki elime dokundu.
Yakalandın, üşüyorsun. Ürperdim. Ceketini çıkarttı.
İyiyim Joe, fazla üşümüyorum. Umursamadı, ceketi omuzlarıma attı. Cadde yavaş yavaş toparlanmaya başlamıştı, yağmur yağıyordu. Bir kafeye girdik ve beklemeye başladık, biz beklerken cadde de tamamen toplanmıştı. Biraz sonra, daha önce yarım saat oyalanmamızı söyleyen adamın bizi aradığını gördük ve kafeden çıktık.
Ben de sizi arıyordum, iki paket uzattı. hediyeleriniz, tekrar tebrikler. İkimizin de elini sıktıktan sonra koşar adımlarla yanımızdan ayrıldı ve caddenin sonundaki arabasına bindi. Ceketi başımın üzerine aldım, topuklularla koşamazdım.
Eee? Sonrası için bir şey düşünmedin mi yani? Dedim. Ellerini kaldırdı.
Tamam, bir fikrim var. Bekledim, arkasını döndü ve başını hafifçe sola çevirdi. Atla.
Ne?
Benden hızlı koşamazsın.
Onun yerine taksi beklesek olmaz mı?
Hiç eğlenceli değil. Haklıydı, onaylar gibi başımı salladım. Sırtına atladım, o kadar çok gülmüştüm ki bir an gerçekten tam olarak nefessiz kaldığımı söyleyebilirim. Eve ulaştığımızda nefes nefese kalmıştık. Cebinden anahtarları çıkarıp kapıyı açtı. Hızlı adımlarla odama girip üzerimi değiştirdim ve ıslanan saçlarımı havluya sardım.
Alisha? diye seslendi Joe, sesinde öfke vardı. Odamdan çıktım.
Ne oldu? Ben salona ilerlerken o da bana doğru ilerliyordu, başını kolunda tuttuğu çiçekten kaldırdı, üzerindeki kartı okuyordu sanırım.
Biri sana çiçek göndermiş.
"Dawson?" Dedim. Bir an tereddüt etti.
"Adım Drew." Dedi. Bozuntuya vermedim, yüzünü incelemekten de vazgeçtim. Profesyonelce sunumumu yaptıktan sonra bu işi bir başkasına devredecektim. Sunum boyunca gözlerim yüzüne takıldı, tanıdık bir ifade aradım ama tamamen farklıydı, sanki bedenine başka bir ruh yerleştirilmişti, gözlerini tahtadan ayırmadı. Parmağını salladı ve onaylarcasına gülümsedi.
Evet İşte bu. Reklamı alıyorum, bir an duraksadı. reklamdan daha iyi olan ne biliyor musun? cevap vermedim. Sunumun. Dedi. Gülümsedi, dosyalarımın altına imzasını attı.
Sizi bir yerden tanıyor gibiyim. Dedim dayanamayıp. Tekrar gülümsedi.
İnsanlar çift yaratılmıştır. İzninle toplantıya yetişmeliyim. Yeteneklisin, bunun hakkında daha sonra konuşmak isterim. Dedi kalkıp kapıya yürürken, ben de onu takip ettim.
İyi günler. Dedim ve birlikte çıktık, o üst kata çıkarken ben de geldiğim yöne doğru yürüdüm, aklım çok karışmıştı, tanıdık olan sadece yüzüydü, midem bulanmaya başlamıştı, tıpkı ilk ayrıldığımızda olduğu gibi Aklımdaki sorularla yolun karşısına yürürken ışıkların durmam için yandığını fark edememiştim, araba bir iki santim yanımda frenledi, bana değmemesine rağmen başım dönünce yere kapaklanmıştım ve şoför paniğe kapılmıştı, hızla yanıma geldi ve beni yerden kaldırmadan önce bir şeyim olup olmadığını sordu.
Sadece başım döndü, iyiyim bir sorun yok. Dedim. Bunun üzerine beni yerden kaldırdı.
Hastaneye gitmek ister misiniz?
Hayır, teşekkür ederim, iyiyim gerçekten.
Sizi evinize bırakayım, lütfen. Yüzüne baktım, kötü birine benzemiyordu, arabanın ön koltuğuna geçtim ve evimin bir arka sokağını tarif ettim. Kimin nasıl biri olduğunu bilemezsiniz.
Gerek yoktu, teşekkür ederim. Bu arada, kart uzattı. bu kartım, bir sorun olursa arayabilirsiniz. Tuhaf biriydi. Karta bakarak arabadan indim, bu isim tanıdık gelmişti Çantama atıp yürümeye başladım, caddeye girince karşı taraftan gelen Joeyu gördüm, el salladı, evin önünde buluştuk.
Günün nasıl geçti?
İyiydi. Dedim. Patron erken çıkmam için izin verdi.
Benim de işim erken bitti. Başımı salladım. Eee? Bir şeyler yapalım öyleyse. Güldüm. Bugün işe giderken yolda gördüğüm afişi anımsadım.
Bugün Pearl Caddesi Paris gibi düzenlenecek, dans, içki Kısa bir süre düşündü.
Olur. Diyerek yanıtladı, eve girip resmi kıyafetlerden kurtuldum, o da üzerini değiştirdi, kırmızı bir elbise ve siyah topuklu ayakkabılarımı giydim ve üzerime ince siyah bir hırka aldım, Joe ise siyah bir takım giymişti, oldukça iyi görünüyordu. Bana doğru hafifçe eğilerek kolunu uzattı, gülümsedim ve koluna girdim, o şekilde evden çıktık. Evin önündeki taksiyi görünce şaşırmıştım, aslında ben de birkaç caddeyi geçerek ulaşabileceğimiz Pearl Caddesine bu kıyafetlerle nasıl yürüyeceğimizi düşünmemiş değildim. Taksi durunca Joe benden önce inip kapımı açtı ve elini uzattı, inmeme yardım etti ve birlikte caddenin için doğru ilerlemeye başladık, insanlar bir an için kafalarını çevirdiler, daha sonra eğlencelerine devam ettiler. Yarın hasta olarak uyanacağımı biliyordum çünkü hava oldukça soğuktu. Yine de Joe üşüyüp üşümediğimi sorduğunda yalan söylemiştim, ceketini almak bencilce olurdu.
Fransız mutfağının eşsiz lezzetlerinden tattıktan sonra herkese yarım kadeh şarap verildi ve müziğin sesi kısıldı. İri yapılı bir adam platformun üzerine çıktı, mikrofona bir iki kez vurdu.
Beni dinler misiniz? Lütfen, beni dinleyin. Sessizlik tam olarak sağlanamasa da çoğu insan dinliyordu. Şimdi herkesin bu yarım kadeh şarabı nefessiz bitirmesini istiyorum, böylece dansa başlayabiliriz. Joe bana baktı. Hazır mısınız? Herkesten bir EVET! sesi yükseldi.
Bir İki Üç! Şaraplarımızı tek seferde bitirdikten sonra Joenun yüzünün değişmemiş olmasına şaşırmıştım, yüzümü nasıl ekşittiğimi merak ediyordum çünkü Joe kahkaha atmıştı. Bir müzik sonra insanlar yavaşlamaya başladı. Joe beklememi söyleyip az önce platforma çıkan adamın yanına gitti ve kulağına bir şeyler fısıldadı, beş saniye kadar sonra müzik insanlara uyum sağladı. Yanıma gelerek elimdeki ikinci şarap kadehimi aldı beni ortaya çekti, dans pozisyonu almamızı sağladı.
Umarım Tango yapmayı biliyorsundur.
Biliyorum. Ama bu müzikte Tango yapılmaz.
Biliyorum. Dedi. Müzik şekillendi, şekillendi ve sonunda istediğimiz kıvama geldi. Ağır birkaç hareketten sonra kulağıma eğildi. Hazır mısın? Diye sordu. Aldığım derin nefesi ağzımdan hızla verdim.
Hazırım.
Dans ederken gözlerimi kapattım ve kendimi müziğin ritmine bıraktım. Joe da yardım ediyordu zaten, ne yaptığımı hissetmeden dans ettim, bir an için müziğin dansımıza göre şekillendiğini bile düşündüm. Öyle bir andı ki her şey bomboş gelmişti, hızlı ve gerçekti. Gerçek ve doğruydu. Müzik tekrar yavaşlarken üzüldüğümü itiraf etmeliyim, çok kısa sürmüştü, bir alkış kıyametiyle gözlerimi açtım. Ortadaydık ve herkes bizi izlemişti, öylece kaldım.
Joe ve Alisha çifti tam 8 dakika 42 saniye dans ederek gizli yarışmamızı kazandılar, tebrikler! bir kez daha alkışlandık. İki adam arkamıza dev bir ***** Kulesi posteri getirdiler. Poz verin lütfen. Joe birkaç adım ilerleyerek bir adamın başındaki fötr şapkayı aldı, sol elinde tuttu ve sol kolunu açtı, sağ kolunu belime sardı, ben de bedenimi ona doğru çevirerek bir ayağımı kaldırdım, geriye doğru eğilerek gülümsedim, fotoğrafı aldığımızda istemsiz olarak gülmüştüm. İri adam yanımıza geldi.
Yarım saat daha burada oyalanın, dedi ve gülümseyerek gitti. Boş bir masaya doğru ilerledik.
8 dakika 42 saniye ha? Çok kısa gibiydi. Dedim. Güldü, masanın üzerindeki elime dokundu.
Yakalandın, üşüyorsun. Ürperdim. Ceketini çıkarttı.
İyiyim Joe, fazla üşümüyorum. Umursamadı, ceketi omuzlarıma attı. Cadde yavaş yavaş toparlanmaya başlamıştı, yağmur yağıyordu. Bir kafeye girdik ve beklemeye başladık, biz beklerken cadde de tamamen toplanmıştı. Biraz sonra, daha önce yarım saat oyalanmamızı söyleyen adamın bizi aradığını gördük ve kafeden çıktık.
Ben de sizi arıyordum, iki paket uzattı. hediyeleriniz, tekrar tebrikler. İkimizin de elini sıktıktan sonra koşar adımlarla yanımızdan ayrıldı ve caddenin sonundaki arabasına bindi. Ceketi başımın üzerine aldım, topuklularla koşamazdım.
Eee? Sonrası için bir şey düşünmedin mi yani? Dedim. Ellerini kaldırdı.
Tamam, bir fikrim var. Bekledim, arkasını döndü ve başını hafifçe sola çevirdi. Atla.
Ne?
Benden hızlı koşamazsın.
Onun yerine taksi beklesek olmaz mı?
Hiç eğlenceli değil. Haklıydı, onaylar gibi başımı salladım. Sırtına atladım, o kadar çok gülmüştüm ki bir an gerçekten tam olarak nefessiz kaldığımı söyleyebilirim. Eve ulaştığımızda nefes nefese kalmıştık. Cebinden anahtarları çıkarıp kapıyı açtı. Hızlı adımlarla odama girip üzerimi değiştirdim ve ıslanan saçlarımı havluya sardım.
Alisha? diye seslendi Joe, sesinde öfke vardı. Odamdan çıktım.
Ne oldu? Ben salona ilerlerken o da bana doğru ilerliyordu, başını kolunda tuttuğu çiçekten kaldırdı, üzerindeki kartı okuyordu sanırım.
Biri sana çiçek göndermiş.



