Agora Metin2 1
Agora Metin2
Bvural41 1
Bvural41
romegames 1
romegames
noisiv 1
noisiv
Manwe Work 1
Manwe Work
Best Studio 1
Best Studio
kralhakan2009 1
kralhakan2009
Vahsi Uzman 1
Vahsi Uzman
InfernoShade 1
InfernoShade
Hikaye Ekle
Reklam vermek için turkmmo@gmail.com

AŞKIN YÜZÜ | 17. Bölüm

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan qecekondu06
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 0
  • Görüntüleme Görüntüleme 256

qecekondu06

Developer
Telefon Numarası Onaylanmış Üye
Fahri Üye
TM Üye
Katılım
25 Ocak 2013
Konular
6,740
Mesajlar
21,611
Online süresi
2d 13h
Reaksiyon Skoru
2,176
Altın Konu
0
TM Yaşı
13 Yıl 4 Ay 20 Gün
Başarım Puanı
509
MmoLira
2,783
DevLira
0
Ticaret - 0%
0   0   0

ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!

17. Bölüm


Kapının önüne el ele geldikten sonra, karanlıklar kadar koyu gözlerine baktım. Gözlerinde pişmanlık, sevgi, öfke her türlü duygu geçerken aşk öyle yoğundu ki kaybolacağımı hissettim. Yıllar geçse de, gözlerinin bana öyle bakması içimdeki organların hala yer değiştirmesine sebepti. O an düşündüğüm yeniden geleceğimiz nasıl olurdu?

Evlenmiş ve mutlu çocuklarımız olmuş olurdu. Selim ve Damlayı tanımazdık hiç. Onlar belki de kendilerinin yolları kesişip aşık olurdu. Ya da başkaları ile mutlu olurdular. Ama hayat öyle yapmamıştı işte bize. Benim hastalığım ve bizim ayrılışımız ile sonlanmış ve yarım kalan bir aşktı.

Ne kadar yarım kalmış gibi gözükse de, bizim aşkımızın içimizde arttığını biliyorum. Çünkü asla gözler yalan söylemez. Bizim hikayemiz de, konuşan ya kalplerimizdi; ya da gözlerimiz. Ağzımız ile konuşup sevgimizi haykırsak da, yetmediğinden gözlerimiz de haykırdı. Kalbimiz her dakika, saniye veya salise birbirimiz için çarptı. Ne kadar beni sevmediğini söylese de, beni ne kadar sevdiğini biliyorum. Elimi kalbinin üstüne koyup ritimlerini hissetmesem de, kalbindeki o ritim uzaktan bile belli oluyordu işte. O ve ben buyduk. Ne birbirimizden uzağa gidebilirdik; ne de birbirimizden vazgeçebilirdik.

Hem vazgeçmek isteyen kimdi ki? Bu aşk bana bir armağan hediyeydi. Verilen hediyeleri geri veremezdik değil mi? Bende vermiyorum. Ben kendimi bildiğimden beri onu kalbime kabul ettim. O minicik dedikleri kalp onun sayesinde kocaman oldu. Onun varlığı beni benden alırken, hayat bize çelme taktı. Kendimize gelmemiz için yaptı belki de. Eğer ayrılırsak hediyemi daha da anlayayım diye. Ben anlamıştım ama çok geçti. Her şey için çok ama çok geçti. Ve biz iki aşık şuan kadere meydan okuyorduk. Hala biz ruhumuzun eşleriyiz diye. Ve ben hediyem olan ruh eşimi kaybettiğimi bir kez daha tokat atılmışçasına anladım.

“Şimdi önünde basamak var dikkat… Bir adım at… Tamam, bir adım daha… İlerleyelim şimdi biraz… Dur bakalım… Gözlerini açıyorum.” Yağızın söylediklerinden sonra; “Hazırım aç.” Dedim ve nutkumun tutulması bir oldu.

İlk dört basamaklı merdivenlerin yanında her iki yanlarında birer yanan beyaz mumlar koymuş. Onlara bakarak giderken, merdivenlerden inişim tamamdı. Odanın ortasına doğru yürüyünce karşımda yemek masası ve üstüne kırmızı şarap –olduğunu tahmin ediyorum- ve iki kadeh yerleştirmiş. Mumlarımız da o filmlerdeki gibi altılı şamdandı. Siyah küçük bir kutu masanın üzerinde dikkat çekendi. Zaten evin için beyaz ve kırmızı hakimdi olduğundan o kutu çok iğreti durmuştu. Etrafa daha da baktıkça hiç bir şey düşünmedim. Sadece bakmakla yetiniyorum. Burası o kadar özel ki, her kızın hayatında bir kez isteyeceği türden bir ortam. Gözüm o sırada yerde olan kalp şeklindeki mumlara takıldı. İçine de Y ve B yazmış. Zaten diğer her yeri de mumlarla süslemiş.

Kendimi özel hissetmek ayıpsa ben ayıbın en büyüğünü yapıyorum. Damlaya bir borcum artık olduğunu düşünmüyorum. Ben yıllarımın bedelini, benden alıp götürülen aşkımın bedelini alıyorum.

Odada ki renkler gibiydi bizim aşkımız. Ama sonra siyahlıklar girdi içine. Lekeler ile dolu, kırmızı uğur böceğinde olan siyah benekler gibi girdiler. Sonra bizi kopardıklarını sandılar ve yanıldılar. Bedenlerimizi ayırsalar da, kalbimi asla söküp atamadılar bizden. Uzaktan sevdik biz. Acı çeksek de, sevdik. Aşkın yüzü işte bu yüzden bizdik.

Aşkın gerçekten ne kadar çok yüzü varmış. Siyah ve beyaz gibi o da. Siyah ve beyazı ayırırlar ve onların arasında grimsi toz bulutları kalır. Onlar zıt diye istemez bazıları ve yanılırlar. Onlar zıt olsa da, birbirlerinin ruh eşleridirler. Onlar birbirlerini tamamlayan iki kişilerdir. Bizde siyah ve beyaz gibiydik. Birbirini tamamlayan ve asla kopamayanlardık.

“Nasıl beğendin mi?” Yağız arkam da o koyu karanlıklar gibi olan gözleri ile endişeli bir şekilde baktı. İçimden ona sarılıp geçti demek gelse de yapmadım ve kendime hakim oldum. “Be-beğendim. Ben çok mutlu oldum.”

“Hayat dediğin sanki kaç sene. Ama aşklar ölümsüzdür. Şarkı bu kadar aşkım. Gerisi yok, çünkü evime sen değil Damla girecek. Senin evine de Selim girecek. Lanet olsun! İstemiyorum işte anla. Bizim aşkımız böyle bitmemeli. Bizim sevdamı bu, bu değil. Mutlu son ve çocukları olmalı demeli,” Yağız ve ben hıçkırarak odanın ortasında birbirimize bakar ağlıyor, ben de onu dinliyorum. Diyeceğim yok benim de. Haklı. Biz böyle bitmemeliyiz ama bittik. Kabul edemediğimiz nokta da bu. “Ama bittik demi? Biz artık bittik.” İçimden geçenleri sesli bir şekilde söylemesi içimden bütün organları kopardı. Kalbimi söküp attı.

Uzay mekiğini nasıl fırlatıp geri sayım ile atıyorlarsa beni de benden öyle fırlattı. Sesli dile getiriliş cidden bambaşka bir boyut. Dilim lal olmuş öylece baktım. Ağzımı açıp kapatıp söylemem gereken her şeyi dile getirmek için öylece kaldım. Hani buzdolabına suyu donması için koyarsınız, su donunda buz gibi olur bu sefer de ısıtmak için dışarı çıkarırsınız ya bende böyleydim. Hem donuyor, hem de ısınıyordum. Gözlerine bakarak bittik demeye ne yürek ne de cesaret vardı bende.

“Ya da söyleme boş ver. Söylersen eğer gerçekten biteriz biz. O yüzden yemek yiyelim mi?” dedi. En az benim korktuğum kadar korkuyordu o da. Ama benden cesurdu. Bittiğimizi söylemiş ve sonra kulaklarını tıkamıştı. Ben ise sadece baktım. Söylenecek sözler dururken sadece baktım. “Tabi olur.” Beni elimden tuttuğu gibi o güzelim masaya doğru götürdü.

Tabaklar, bardaklar, çatallar her şey o kadar mükemmel ki; benim hayatım onun yanında şuan solda sıfır kalıyor. Mükemmel hayatım geride kalırken, en çok da anladığım şey mükemmel diye bir şeyin olmadığı. Ben mükemmel olmayan hayatımı düşünürken, Yağızın sandalyemi bir centilmen gibi çekişi ile kendimi o ana vermeye son bir gayret ile başardım. Sandalyeye oturduktan sonra hemen o da karşıma geçti ve oturdu. Tedirginlik beni ele geçirirken ertelemenin manası yoktu. Bu gece her şey burada son bulacak ve bitecekti. En azından söylenmemiş söz olmamalıydı.

“Yağız,” ismini söyleyince incelediği peçeteden bakışlarını hemen bana çevirdi. Geldiğimden beri en güçlü sesim ile seslendiğim için belki de beni duydu. Güçlü olmalıydık. Olmazsak kaybederdik. Gerçi kazanacak ne kaldı?

“Beni dinlemeni istiyorum.”

“Tabi yemek yiyelim mi bu arada?” zaman kazanmak için söylediği sözlerdi bunlar. Saate gözüm kaydığında 9.30 olduğunu gördüm. Konuşacak o kadar konu varken yemek ile uğraşamam. “Hayır. Konuşalım sadece istiyorum.” Kafasını sallaması ile konuya nereden gireceğimi düşünmeye başladım. Ne diyebilirdim ki ona? Beni neden bıraktın desem onca yıl sonra olur muydu ki?

“Bana neden hasta olduğunu söylemedin?” işte o soru. Hayatım boyunca kaçtığım ve kaçarak unutmak istediğim hayatımın en berbat zamanlarının sorusu. “Yanımda yoktun Yağız. Sen kızıp gittikten sonra oldu. Yani varmış ama sen gidince şiddetlendi. Ben,” bir soluk alıp dudaklarımı ıslattım. O zamanları anlatmak beni yoruyordu. “Ben yalnızdım. Suna yoktu. Sen yoktun. Aradım hem de defalarca ama cevap vermedin. Sonra babamlar Selimin babasını buldu. Onların oraya taşındık bizde. Numaramı hiç değiştirmedim. Bir gün çıkıp gelmeni beklerken sen yine en yakın arkadaşlarımdan biri ile geldin hayatıma.” Sessizce beni dinlerken gözlerim yeniden dolmaya, olaylar film şeridi gibi geçmeye başladı. Hastalığım, yalnızlığım, ailemin çektikleri ve Selim. Hayatıma devam etmem gerektiğini söyleyen Selim.

Bana bakarken bunları ona anlatmak acımıza acı katsa da söylemeliydim. Bunca sene sustum ve şimdi içimdekileri kusuyordum. Tam ben konuşmaya devam edecekken onun sözleri ile sustum. “Busem. Hayatımın aşkı. Her şeyim. Canımdan çok sevdiğim. Ben seni hep aradım. Hep sordum. Beni istemediğin notu bulunca da aradım ama açmadın. Sonra telefonunu bir erkek açtı ve konuşmak istemediğini söyledi bana. O zaman beni unuttuğunu sandım. Ben seni ararken yüksek bir tepe de dolaşıyordum. Sonra konuşmak istemediğini söyleyince o erkek ben uçurumdan aşağı düştüm ve öldüm.”

Söyledikleri canımı yaksa da, ikimizde oyuna geldik. Bunu daha net anladım artık. Gözlerimden yaşlar boşanırken hıçkırıklarım da ona eşlik etmeye başladı. Ben ağlamaya devam ederken sıcacık bir kol beni sarıp sarmaladı. Onun kokusu benim başımı döndürürken, kafamı göğsüne dayadım ve orada ağlamaya devam ettim. Birden dudakları saçlarımı öpmeye başlarken ben iyice ona sokuldum. Bu gece sondu bizim için. Ne olacaksa olup bitecek ve böylelik ile hayatımıza oksijensiz devam edecektik.

“Sana kötü davranmak zordu. Seni üzmek elime bıçağı alıp derimi soymak gibiydi. Sen ağladıkça kalbim isyan etti bana. Sen Selim ile hastaneye gelince babama Damlayı sevdiğimi söyledim. Sen evleneceğiz deyince sana kızdım da söyledim. Ne oldu bak hayatlarımızı berbat ettik.” Bu sefer öpücükleri boynumu yakarken sustum. Benim sözlerimi dile getire dursun, ben kolları arasında rahattım. Güvendeydim. Huzur ve mutluluk buydu. Aşık olduğum adamın kollarında huzur ve mutluluk buydu.

“Canımı yaktın evet ama sana kızmadım. İkimizde acı çektik Yağız biraz mutlu olmaya hakkımız var. Kendimi sana verirken pişman olmadım. Ve son kez şuan yine sana kendimi teslim ederken pişman olmayacağım gibi.”

Sözlerimden sonra sandalyemden beni kucağına alıp üst kata doğru götürdü. Merdivenlerden çıkarken son kez odaya baktım. Konuşamadığımız odaya. O beni üst kata taşırken ben onun boynuna sıcacık öpücüklerimi kondururken beni kendine daha da bastırdı. “Kapı lütfen!” Beni taşıdığı için kendim elim ile açıp içeri girdikten sonra ayağı ile kapıyı kapattı. Etrafı incelerken pek bir şey olmadığını gördüm. Bir yatak ve üstünde siyah örtüler. Bir dolap ve masa vardı.

Beni yatağın üstüne yavaşça bıraktıktan sonra o da yanıma uzandı. Saçlarımı okşarken bir yandan da çeneme, yanaklarıma, boynuma ve kulağıma minicik öpücükler kondururken bende o yüzü izledim. Mükemmel değildik. O da mükemmel değildi. Ama aşkımız mükemmeldi. Aşkımızı mükemmel yapanda bizdik.

Beni nazikçe yatağın ortasına taşıyınca o da üstüme çıktı. Öpücüklerine ve tenimi okşamaya orada devam ederken bir dakikadan sonra üstümüzdekiler gitti ve sadece o siyah kumaştan çarşaf kaldı. Tenlerimiz birbirine karışırken tek düşündüğüm aşkımızın mükemmelliğiydi.

Hepimizin kusuru vardır. Kimimiz saçını beğenmez, kimimiz onu seven çocuğu veya kızı. Bacaklarını, kollarını, kilosunu kısacası her şeyinde insan kusur arar ve bulur. Ama aşkında arayamaz. Arasa da gözü bulmaz. Nasıl siyah, beyazına sen çok beyazsın gelme diyemiyorsa; bizde sevdiğimize diyemeyiz. Biz Yağız ile son kez bütünleşirken, birbirimizin adlarını söyleyip mutluluğu bulduğumuzda, sıcacık tenlerimiz karıştığında mükemmel olduğumuza inandıysak aşık olduğumuzdan. Aşk işte böyledir. Kusuru kabul edemeyecek kadar bencil bir o kadar da cefakâr. Aşk, aşık olduğum kişinin yanında daha bir güzel. Başımı onun göğsüne yaslayıp beline sımsıkı sarılıp, onun kokusunu içime çekerek uyurken daha bir güzel. Kayıp hediyem gibi benim.

“Sen benim hediyemsin.”

“Sen de benim kadınımsın.”
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst