- Katılım
- 25 Ocak 2013
- Konular
- 6,740
- Mesajlar
- 21,611
- Online süresi
- 2d 13h
- Reaksiyon Skoru
- 2,176
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 13 Yıl 4 Ay 19 Gün
- Başarım Puanı
- 509
- MmoLira
- 2,783
- DevLira
- 0
ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!
16. Bölüm
Yağızın gelip beni arabayla almasından sonra gideceğimiz yere yola koyulmuştuk. Bu koca şehirde ilerliyorken ikimizde ağzımızdan tek bir kelime, hatta harf bile çıkarmamıştık. Onun sebebini çok iyi biliyor ve anlıyordum. Yanlış bir şey yapsa veya söylese kavga edip gitmemden korkuyordu. Bunu gözlerinden değil, kalbinden anlıyordum. Ben onun içinden geçen her şeyi çok iyi anlıyordum. Benim de korkum vardı. Benim korkum ondan daha da fazlaydı. Damlanın da teninde gezinmiş olsa da; o yakıcı, kavurucu ve bir o kadar da rahatlatıcı elleri bana dokunmuş ve sahip olmuştu. Yani tamamen bana sahipti. Bundan pişman mıydım? Asla. Çünkü bunu ben istemiştim. Yıllar sonra da olsa onunla bütünleşmiştim. Beni kendimden koparırken, gittiğimiz yerde belki de son anılarımızı tekrar yaşayacaktık. Aslında ne kadar bakarsak bakalım biz bir bütündük. Bir demiri eline alınca nasıl hemen kırılmıyor ise bizde öyleydik. O benim diğer yarımdı yani. Diğer yarımı bırakıp gitmek benim için asıl bu gece zordu. Gitmem için önce unutmam, sevmemem ve koparıp içimden onu atmam gerekiyordu. Zor olsa da yapmam gerekti.
Ne düşünüyorsun? Seni, bizi. Seni sevdiğimi, sana olan aşkımı. Ah Yağız! Aslında bizim olmayan geleceğimizi. Seni bırakıp tamamen gitmem gerektiğini. Bunları söylersem beni alıp giderdin. O yüzden ifadesiz bir surat ile ona dönüp Hiç. Dedim. Bana yan gözle bakıp kafasını tekrar yola çevirdi. O sırada ışıkları yanıp sönen bir lunapark dikkatimi çekti. Akıp giden bu yolda kafamı cama yaslayıp o geceyi düşünmeye başladım. Onun olduğumu hissettiğimi o gece
Yarım saat sonra seni almaya geliyorum hazır ol sevgilim
Mesaj sesini duyunca hemen telefonumu elime aldım. Gelenler de Yağızı Dünyam diye kayıtlıydı- hemen açıp heyecan ile okumaya başladım. Gördüğüm ile gözlerim pörtlemişti. Ne yarım saat mi? Bu çocuğu şuan öldürmek istiyordum. Cidden! Yarım saatte ben nasıl hazırlanabilirdim ki? Bana en azından bir saat gerekiyordu. Tamam, belki de daha fazla. Telefonumu sinirle yatağa atıp banyoya gidip önce dişlerimi fırçaladım. Yüzümü de bolca yıkadıktan sonra odaya girip dolabımın başına gittim. Ne giyeceğimi düşünmeden kafamda oluşturduğum kombinimi alıp yatağıma koydum. Altıma beyaz fırfırlı eteğimi, üstüne de koyu kot gömleğimi giydim. Belime de kahverengi kemerimi de taktım. Ayakkabı kutumdan da kahverengi dolgu topuklarımı çıkarıp kenara koydum. Tuvalet masamın başına geçip saçıma hafif dalgalı bir maşa yaptım. Rimel ve biraz da çilekli koruyucumu sürünce tamamdım. Saatime bakınca yarım saatten birazcık az zamanda tamamlamıştım işimi. Şimdi sıra beklemekti. Annem ile babam yurtdışında olduğundan bu gece serbesttim. Babam iş adamı olmasa da çalıştığı yer ailesi ile onu çağırmış beni de evde bırakmışlardı. Arkadaşlarımdan biri bizde kaldıklarını düşünseler de yanılıyorlardı. Tam 3 gündür evde tektim. Korkuyordum evet ama yalnız kalmak istiyordum. Sunadan sonra bir arkadaşa pek hazır değildim. Ben Sunayı tam düşünmeye başlarken kurtarıcı telefonum yeniden ötmeye başladı. Kalbim hızlanmış, midemde yeniden kelebekler uçuşmaya başlamıştı. Bir mesajda olsa ondan geldiğini bilmek bana bunları hissettiriyordu işte.
Geldim aşağıdayım minik kelebeğim.
Ah! Bu çocuğun bu lafları nereden bulduğuna inanamıyordum. Telefonumu ve ayakkabılarımı alarak hemen koştum. Ayakkabılarımı da giyip siyah küçük çantamı da aldıktan ve içine telefonumu attıktan sonra kapıyı açtım ve dışarı çıktığımda istemsizce ayaklarım durdu. Yağızı ve altındakini görünce istemsizce durakladım. Altında bir motor vardı. Siyah bir motordu. Arabasını seven bir çocuğun motor ile gelmesi acayipti. Motorun yanında durmuş bana gülümserken kalbimde bir şeyler benden bağımsız hareket ediyordu. Kan akışım düzensizleşmiş, midemdeki kelebekler çoktan halay çeker gibi harekete geçmişti. Ben öylece dururken o bana doğru ilerliyordu. Ben büyülenmiş gibi sadece onu izlemek ile yetindim. Benim sevgilim olduğuna hala inanamıyordum. Benim oluşu bir mucize gibiydi resmen. Her adımında kalbimin atışını da hızlandırıyor, nefesimi sıklaştırıyordu. Tam önüme geldiğinde nefes almayı unutmuş gibiydim. O bana, ben ona bakıyor bir şey demeden gözlerimiz ile konuşuyorduk.
Çok, çok güzelsin aşkım. Melekler nasıl bilmiyorum, ama sen yeryüzündeki meleksin. Deyip yanağıma bir öpücük kondurup beni daha da güçsüzleştirmişti. Gerçekten bacaklarım titriyordu. Onu görüp de aşık olmayacak kız yoktu. Tamamen siyahlar içindeydi bu gece. Siyah saçları ve o siyah gözleri zaten beni benden alırken, siyah deri ceketi, siyah kot pantolonu ve siyah tişörtü ile gecelerin kara prensi gibiydi. At yerine motoru vardı sadece o kadar.
Sen de gecenin kara prensi olmalısın. Derinden gelen kahkahası kulaklarımı bayram ettirdi. Onun bu melodik sesi ve gülüşlerini bir ömür boyu dinleyebilirdim. Teşekkürler matmazel. Sizi bu gece eğlendirmek ile sorumlu bir şövalyeyim sadece. Önümde sağ dizini yere koyup eğildi. Elini uzatıp beni bekliyorken ona elimi uzatıp beni alıp kaçırmasına izin verdim. İkimizde motora gelince bana kaskını verip takmamı bekledi. Taktıktan sonra arkasına atlayıp gecenin karanlığında gideceğimiz yeri kafamda canlandırmaya başladım.
Motor durunca kafamı dayadığım sırtından kaldırıp etrafıma baktım ama bir şey göremedim. Karanlıktan başka bir şey yoktu. Eee neden burası böyle karanlık? Bir şey demeden motordan inip bana bakmaya başladı. Bende kaskı çıkarıp motora koyduktan sonra inip yanına gittim. Hadi ama burada cidden ne işimiz vardı bizim?
İki defa ellerini alkış şeklinde çırptı ve bir şey olmasını bekler gibi bekledi. Bu bana komik gelse de ciddi yüz ifadesinden dudağımı ısırıp devamını bekledim. Bekledim ama gelen ya da giden yoktu. Arkana dön sevgilim. Dediği gibi arkama dönünce yanıp sönen ışıklardan ağzım bir karış açılmıştı bundan emindim. Karanlık gecenin içinde dünyamızı aydınlatan lunapark vardı. Elini çenemi kapatır gibi yapınca cidden ağzımın açık olduğunu o zaman anladım. Be-ben ne diyeceğimi bilemiyorum. Bu- burası çok güzel bir yer. Aynı masallarda ki gibi. Kollarımı boynuna dolayınca o da belime sarılıp beni içine sokarcasına kendine çekti. Kokusunu içime çekerken, o da aynı benim gibi boynuma burnunu koyup kokumu içine çekti. Onun bu nane ya da başka bir koku türünden olan kokusu benim için iyi olmadığından hemen kendimi geriye çektim. Ona yakın olunca cidden içimde bir şey oluyor ve ben daha fazlasını istiyordum.
Sarılmamız bittiğin de belimi tutup kendine doğru çekmiş ve nefesi kulağımı eritirken konuşmaya başlamıştı bile. Aşkımıza ne dersen de bir tanem. İstersen roman de, istersen masal. Sonu güzel biten her şeyi söyle. Bizim aşkımızın sonu da güzel bitecek biliyorum ben bunu. İleri de sen ben ve minicik çocuklarımız bizim aşkımızı dinleyecek. Sana her baktığımda gözlerimdeki aşk ile onlarda büyülenecek. Sen şu karanlıkta parıldayan ışıklar gibi benimde içimde parıldıyorsun. Sen benim karanlık gecem de tek ışığımsın. Sana bunu göstermek için siyah giyindim. Şimdi bu adamın karanlıktan korkusu sadece sen oldun. Sen bana her şey oldun. En önemlisi de, bana dönüp alnını alnıma yasladı. Nefeslerimiz birbirimize karışırken sadece ben onu dinliyordum. Sen benim kalbimin diğer yarısı oldun. Kalbim senin ellerinde ne yaparsan artık kabullendim ben. Sözleri bitmiş bana bakıyordu. Ben ise sadece söylediği son söze kalbim senin ellerinde takılmıştım. Yağız romantik bir insan olsa da ilk defa bu kadar uzun cümleler ile aşkımızı anlatmıştı.
Ondan geri istemeyerek de olsa geri çekildim. Çünkü nefes almaya ihtiyacım vardı. Yoksa şuracıkta düşüp ölebilirdim. Ciğerlerime nefesimi çektikten sonra bu sefer ben ona yaklaştım. Tekrar ellerimi boynuna doladım. O da hemen ellerini belime yerleştirmiş bana bakıyordu. Elimi boynundan çekip o siyah saçlarını biraz okşadıktan sonra aynı yerine geri koydum. Benim de ona bir şey demem gerekiyordu. Ama ağzımdan bir söz bile çıkarmayı beceremiyordum. Utanıyordum yeniden. Hadi Buse utanma artık. Utanma.
Sende benim için kalbimin diğer yarısı oldun. Ben kız olmama rağmen öyle açık konuşamam bilirsin beni. Seni sevdiğimi söyleyebilirim ancak. Sana aşkımı anlatamam Yağız. Tek bir şey diyebilirim sadece sana, o da aşkın yüzü sensin.
Aşkın yüzü sensin. Söylediğimi tekrar edip sanki bu sözü mühürlemiştik. Yıllar geçse de o söz bizim bir anlaşmamız gibiydi. Yanağından bir öpücük aldıktan sonra belimden doladığı kollarını çözüp elini uzatmıştı. Girelim mi içeri? kafamı sallayıp onunla birlikte el ele içeri girdim. İçerisi o kadar büyüleyiciydi ki. Peri masallarını yaşıyormuşum gibi his veriyordu bana. İçimden Allaha bu mutluluğun bitmemesi için dua ettim.
Nereye binelim ilk önce söyle bakalım bebeğim. Gözlerimi devirip parmağım ile çarpışan arabaları gösterdiğim de kolumdan tuttuğu gibi beni oraya sürükledi. Etrafta insan göremesem de, makineleri çalıştırmak için biri olduğunu biliyordum. Çarpışan araba çalışmaya başlayınca birbirimize vurup durduk. Ben ona vurdukça homurdansa da sesini fazla çıkarmıyordu. Bu durumda ise ben kahkahalar ile gülüyordum. Sonunda arabalar durunca inip beni başka bir yere sürükledi. Nereye gittiğimizi bilmeden peşinden gidiyordum işte. Hayatımın sonuna kadar gideceğim gibi.
Sana ne kazanmamı istersin minik kelebek! tek kaşımı kaldırmış ona bakıyordum. Bana 32 diş sırıtırken gözlerim mor ayıcığa kaymıştı bile. Mor ayıyı istiyorum. Tamam dercesine kafasını salladı ve ceketini çıkarıp bana uzattı. Ceketi alıp pür dikkat o kaslı kollarına bakıyordum. Beni sıkıca sardığı o kollar ve nane kokusu deri ceketi. İkisi de şuan da ağız sulandırıcı ikiliydiler. O sıra da o kendinden geçmiş aleti incelerken oyuna başladı. Boks aleti gibi alete vurunca ışıklar yanıp sönmüştü bile. Nereden çıktığını anlamadığım adam gelip yanımızda bitmişti. Korku ile hafif sıçradım ama kimse görmemişti iyi ki. Küçük hanım için hangisini alırdınız? Yağız bana bakıp sırıtırken çoktan ben mor ayıma doğru koşmuştum. Onu alıp kucakladığım da adam da dahil ikisi de bana gülüyordu. Ne yapabilirim, ayıcık çok tatlı ama. Teşekkür ederiz. Deyip adamın yanından ayrılıp başka bir yere doğru gitmeye devam ettik. Ben mor ayım ile yürürken Yağız elimden ceketini alıp yeniden giydi. Oysaki ben o ceketten kokusunu çekmeye çalışıyordum ve o beni bundan resmen mahrum bırakmıştı.
Dönme dolaba binelim hadi. Bileğimi sıkıca kavramış beni oraya doğru sürüklüyordu. Sanki kaçıp gidecekmişim gibi. Dönme dolaba bindikten sonra kucağımda ki ayıcığımı alıp karşı tarafa koydu. Hemen o da yanıma kuruldu. Dolap dönmeye başlarken elini de omzuma atıp etrafı izliyordu. Ben ise sıklaşan nefesim ile kokusuna çarpılmıştım. Birden dolap durunca ağzımdan ahh! Diye bağırmayı maalesef kaçıramadım.
Minik aşkım korktu mu yoksa? bu çocuğun cidden değişken bir ruh tipi vardı. Ben bir seneye yakın zamanda nasıl görememiştim. Ama çokta tatlıydı. O dalga geçer gibi yarım ağız kıvırdığı dudakları ile tam bir sokak serserisi havası verip kalbimi çokta bilmediğim diyarlara götürdü. Korkmadım tabi ki de. Sadece birden durunca panik oldum. Tamam, biraz korksam da ona bunu demeyecektim işte. O yarım ağız gülüşü ile bana doğru kayarken ben bir milim kıpırdayamıyordum. Kıpırdamak isteyende kimdi ki?
Elini bel boşluğuma koyup bana daha da yaklaşırken nefesi bir rüzgar gibi beni okşuyordu. Bu da bizim ikimizin ilk sürprizi olsun. Dedi ve o ilk gerçek öpücüğümü bana verdi. Dudaklarının tadı aynı çikolatalı pasta etkisi yaratmıştı bana. Tadını alınca bırakamayacağınız bir tat gibiydi. Yumuşak ve nazik öperken ben acemice ona karşılık vermeye çalışıyordum. Daha fazlasını isteyen bir acemiydim. Ben daha ne olduğunu anlamadan geri çekilip benim içimde hayal kırıklığı yaratmıştı. Halbuki daha fazlasını istiyordum ama ben. Nasıldı? işte tuzak sorumuz. Nasıldı? Ne diyebilirim ki? Müthiş bir daha lütfen mi? Ama o karanlıkta parlayan gözler benden cevap beklerken benim utanmadan söylemem gerekiyordu.
Ben, ben bilmiyorum. İlk öpücüğümdü ve güzeldi. Aslında sen söylemelisin nasıldım?
Müthiştin. Benim içimde uyandırdıklarını bir bilsen güzelim. Dediklerinden sonra kafamı çevirdim hemen. Çünkü her yerim yanıyordu. Alev almıştım ve üstüme kamyonlarca su boşaltmaları gerekiyordu. Ben yüzümü ondan saklamaya devam ederken dolap tekrar çalışmış ve bizi aşağı indirdi.
Yağız inince bende onu takip etmeye çalıştım. Çünkü aklım yaşananlardaydı. İlk öpücüğümü almıştım ve resmen sarhoş gibiydim. Motorun yanına gelince kaskı bu sefer ben aldım ve motora binip beline sıkıca sarılıp ilk öpücük anımı kaç kere eve gelene kadar yaşadım bilemiyorum.
Hiç sevmediğim ayrılık vaktinden önce aklıma gelen ile dondum. Ah olamazdı bu. Bu gece söylememem gerekiyordu. Motordan inip kaskı ona uzatmış ellerimi suçlular gibi kenetleyip derin nefesten sonra konuşmaya başladım. Teşekkür ederim aşkım. Dünyanın en mutlu insanı ben oldum ama sana söylemem gereken bir şey var. Tek kaşını kaldırmış seni dinliyorum işaretini vermişti.
Hoca ödev verdi ve ben Orkun denen bir çocuk ile eşleştim. Yarın onun ödev yapmam gerek. Bir çırpıda söylemiştim işte. Ama korkuyordum. Tepkisinden çok korkuyordum. Yüzü duygularını ele vermeden bana sertçe bakıyordu.
Neden o çocuk ile? sesi sertti.
Hoca istedi. Bak suçum yok ve değiştirmiyor. Lütfen zayıf almak istemiyorum.
Motordan inip yanına geldi ve dudaklarıma sertçe kapanıp beni öpmeye başladı. O öptükçe ben ölüyordum. O öptükçe de yaşıyordum aynı zamanda. Sonunda dudaklarımız ayrıldığında ikimizde nefes nefese bir şekildeydik.
İyi yapın. Ama o çocuk sana yaklaşırsa onu öldürürüm. Ona bunu iletmeyi unutma. Yarın seni almaya gelirim hayatım. Şimdi iyi geceler. Bir de ona şunu da söyle. Senin bana ait olduğunu. Kulağıma bunları fısıldayıp gecenin karanlığında gitti. Benim beynimde uyuyana kadar senin bana ait olduğunu dönüp duruyordu. Ve ben bu gece ilk defa onun olduğumu hissettim.
Araba durunca camdan kafamı çektim. Önümde iki katlı şirin bir ev duruyordu. Yağız ifadesiz bir surat ile karşıya bakarken ben de ona baktım. O zamanlarda ki söz doğrulanmış ve ona ait olmuştum. Birden bana dönüp elini eskisi günlerdeki gibi uzattı. Hazır mısın? bir eline birde kendine baktım. Gerçekten hazır mıydım? İçeri girip olacakların her bir karesine hazır mıydım? Belki değildim ama girmeliydim. Girmezsem hayatım boyunca pişmanlık ile yaşayacaktım. Uzattığı eline elimi bırakırken, aslında kendimi yeniden ona bırakmış gibi hissediyor ve bu durumda heyecandan titrememi durduramıyordum. Her bir adım atışımız da, ben ona daha da çekiliyor ve içeri de beni bekleyen her şey için şimdiden kendimi hazırlamaya çalışıyordum. Tabi ne kadar hazırlayıp güçlü olabilirsem.
Keyifli okumalar
Yağızın gelip beni arabayla almasından sonra gideceğimiz yere yola koyulmuştuk. Bu koca şehirde ilerliyorken ikimizde ağzımızdan tek bir kelime, hatta harf bile çıkarmamıştık. Onun sebebini çok iyi biliyor ve anlıyordum. Yanlış bir şey yapsa veya söylese kavga edip gitmemden korkuyordu. Bunu gözlerinden değil, kalbinden anlıyordum. Ben onun içinden geçen her şeyi çok iyi anlıyordum. Benim de korkum vardı. Benim korkum ondan daha da fazlaydı. Damlanın da teninde gezinmiş olsa da; o yakıcı, kavurucu ve bir o kadar da rahatlatıcı elleri bana dokunmuş ve sahip olmuştu. Yani tamamen bana sahipti. Bundan pişman mıydım? Asla. Çünkü bunu ben istemiştim. Yıllar sonra da olsa onunla bütünleşmiştim. Beni kendimden koparırken, gittiğimiz yerde belki de son anılarımızı tekrar yaşayacaktık. Aslında ne kadar bakarsak bakalım biz bir bütündük. Bir demiri eline alınca nasıl hemen kırılmıyor ise bizde öyleydik. O benim diğer yarımdı yani. Diğer yarımı bırakıp gitmek benim için asıl bu gece zordu. Gitmem için önce unutmam, sevmemem ve koparıp içimden onu atmam gerekiyordu. Zor olsa da yapmam gerekti.
Ne düşünüyorsun? Seni, bizi. Seni sevdiğimi, sana olan aşkımı. Ah Yağız! Aslında bizim olmayan geleceğimizi. Seni bırakıp tamamen gitmem gerektiğini. Bunları söylersem beni alıp giderdin. O yüzden ifadesiz bir surat ile ona dönüp Hiç. Dedim. Bana yan gözle bakıp kafasını tekrar yola çevirdi. O sırada ışıkları yanıp sönen bir lunapark dikkatimi çekti. Akıp giden bu yolda kafamı cama yaslayıp o geceyi düşünmeye başladım. Onun olduğumu hissettiğimi o gece
Yarım saat sonra seni almaya geliyorum hazır ol sevgilim

Mesaj sesini duyunca hemen telefonumu elime aldım. Gelenler de Yağızı Dünyam diye kayıtlıydı- hemen açıp heyecan ile okumaya başladım. Gördüğüm ile gözlerim pörtlemişti. Ne yarım saat mi? Bu çocuğu şuan öldürmek istiyordum. Cidden! Yarım saatte ben nasıl hazırlanabilirdim ki? Bana en azından bir saat gerekiyordu. Tamam, belki de daha fazla. Telefonumu sinirle yatağa atıp banyoya gidip önce dişlerimi fırçaladım. Yüzümü de bolca yıkadıktan sonra odaya girip dolabımın başına gittim. Ne giyeceğimi düşünmeden kafamda oluşturduğum kombinimi alıp yatağıma koydum. Altıma beyaz fırfırlı eteğimi, üstüne de koyu kot gömleğimi giydim. Belime de kahverengi kemerimi de taktım. Ayakkabı kutumdan da kahverengi dolgu topuklarımı çıkarıp kenara koydum. Tuvalet masamın başına geçip saçıma hafif dalgalı bir maşa yaptım. Rimel ve biraz da çilekli koruyucumu sürünce tamamdım. Saatime bakınca yarım saatten birazcık az zamanda tamamlamıştım işimi. Şimdi sıra beklemekti. Annem ile babam yurtdışında olduğundan bu gece serbesttim. Babam iş adamı olmasa da çalıştığı yer ailesi ile onu çağırmış beni de evde bırakmışlardı. Arkadaşlarımdan biri bizde kaldıklarını düşünseler de yanılıyorlardı. Tam 3 gündür evde tektim. Korkuyordum evet ama yalnız kalmak istiyordum. Sunadan sonra bir arkadaşa pek hazır değildim. Ben Sunayı tam düşünmeye başlarken kurtarıcı telefonum yeniden ötmeye başladı. Kalbim hızlanmış, midemde yeniden kelebekler uçuşmaya başlamıştı. Bir mesajda olsa ondan geldiğini bilmek bana bunları hissettiriyordu işte.
Geldim aşağıdayım minik kelebeğim.
Ah! Bu çocuğun bu lafları nereden bulduğuna inanamıyordum. Telefonumu ve ayakkabılarımı alarak hemen koştum. Ayakkabılarımı da giyip siyah küçük çantamı da aldıktan ve içine telefonumu attıktan sonra kapıyı açtım ve dışarı çıktığımda istemsizce ayaklarım durdu. Yağızı ve altındakini görünce istemsizce durakladım. Altında bir motor vardı. Siyah bir motordu. Arabasını seven bir çocuğun motor ile gelmesi acayipti. Motorun yanında durmuş bana gülümserken kalbimde bir şeyler benden bağımsız hareket ediyordu. Kan akışım düzensizleşmiş, midemdeki kelebekler çoktan halay çeker gibi harekete geçmişti. Ben öylece dururken o bana doğru ilerliyordu. Ben büyülenmiş gibi sadece onu izlemek ile yetindim. Benim sevgilim olduğuna hala inanamıyordum. Benim oluşu bir mucize gibiydi resmen. Her adımında kalbimin atışını da hızlandırıyor, nefesimi sıklaştırıyordu. Tam önüme geldiğinde nefes almayı unutmuş gibiydim. O bana, ben ona bakıyor bir şey demeden gözlerimiz ile konuşuyorduk.
Çok, çok güzelsin aşkım. Melekler nasıl bilmiyorum, ama sen yeryüzündeki meleksin. Deyip yanağıma bir öpücük kondurup beni daha da güçsüzleştirmişti. Gerçekten bacaklarım titriyordu. Onu görüp de aşık olmayacak kız yoktu. Tamamen siyahlar içindeydi bu gece. Siyah saçları ve o siyah gözleri zaten beni benden alırken, siyah deri ceketi, siyah kot pantolonu ve siyah tişörtü ile gecelerin kara prensi gibiydi. At yerine motoru vardı sadece o kadar.
Sen de gecenin kara prensi olmalısın. Derinden gelen kahkahası kulaklarımı bayram ettirdi. Onun bu melodik sesi ve gülüşlerini bir ömür boyu dinleyebilirdim. Teşekkürler matmazel. Sizi bu gece eğlendirmek ile sorumlu bir şövalyeyim sadece. Önümde sağ dizini yere koyup eğildi. Elini uzatıp beni bekliyorken ona elimi uzatıp beni alıp kaçırmasına izin verdim. İkimizde motora gelince bana kaskını verip takmamı bekledi. Taktıktan sonra arkasına atlayıp gecenin karanlığında gideceğimiz yeri kafamda canlandırmaya başladım.
Motor durunca kafamı dayadığım sırtından kaldırıp etrafıma baktım ama bir şey göremedim. Karanlıktan başka bir şey yoktu. Eee neden burası böyle karanlık? Bir şey demeden motordan inip bana bakmaya başladı. Bende kaskı çıkarıp motora koyduktan sonra inip yanına gittim. Hadi ama burada cidden ne işimiz vardı bizim?
İki defa ellerini alkış şeklinde çırptı ve bir şey olmasını bekler gibi bekledi. Bu bana komik gelse de ciddi yüz ifadesinden dudağımı ısırıp devamını bekledim. Bekledim ama gelen ya da giden yoktu. Arkana dön sevgilim. Dediği gibi arkama dönünce yanıp sönen ışıklardan ağzım bir karış açılmıştı bundan emindim. Karanlık gecenin içinde dünyamızı aydınlatan lunapark vardı. Elini çenemi kapatır gibi yapınca cidden ağzımın açık olduğunu o zaman anladım. Be-ben ne diyeceğimi bilemiyorum. Bu- burası çok güzel bir yer. Aynı masallarda ki gibi. Kollarımı boynuna dolayınca o da belime sarılıp beni içine sokarcasına kendine çekti. Kokusunu içime çekerken, o da aynı benim gibi boynuma burnunu koyup kokumu içine çekti. Onun bu nane ya da başka bir koku türünden olan kokusu benim için iyi olmadığından hemen kendimi geriye çektim. Ona yakın olunca cidden içimde bir şey oluyor ve ben daha fazlasını istiyordum.
Sarılmamız bittiğin de belimi tutup kendine doğru çekmiş ve nefesi kulağımı eritirken konuşmaya başlamıştı bile. Aşkımıza ne dersen de bir tanem. İstersen roman de, istersen masal. Sonu güzel biten her şeyi söyle. Bizim aşkımızın sonu da güzel bitecek biliyorum ben bunu. İleri de sen ben ve minicik çocuklarımız bizim aşkımızı dinleyecek. Sana her baktığımda gözlerimdeki aşk ile onlarda büyülenecek. Sen şu karanlıkta parıldayan ışıklar gibi benimde içimde parıldıyorsun. Sen benim karanlık gecem de tek ışığımsın. Sana bunu göstermek için siyah giyindim. Şimdi bu adamın karanlıktan korkusu sadece sen oldun. Sen bana her şey oldun. En önemlisi de, bana dönüp alnını alnıma yasladı. Nefeslerimiz birbirimize karışırken sadece ben onu dinliyordum. Sen benim kalbimin diğer yarısı oldun. Kalbim senin ellerinde ne yaparsan artık kabullendim ben. Sözleri bitmiş bana bakıyordu. Ben ise sadece söylediği son söze kalbim senin ellerinde takılmıştım. Yağız romantik bir insan olsa da ilk defa bu kadar uzun cümleler ile aşkımızı anlatmıştı.
Ondan geri istemeyerek de olsa geri çekildim. Çünkü nefes almaya ihtiyacım vardı. Yoksa şuracıkta düşüp ölebilirdim. Ciğerlerime nefesimi çektikten sonra bu sefer ben ona yaklaştım. Tekrar ellerimi boynuna doladım. O da hemen ellerini belime yerleştirmiş bana bakıyordu. Elimi boynundan çekip o siyah saçlarını biraz okşadıktan sonra aynı yerine geri koydum. Benim de ona bir şey demem gerekiyordu. Ama ağzımdan bir söz bile çıkarmayı beceremiyordum. Utanıyordum yeniden. Hadi Buse utanma artık. Utanma.
Sende benim için kalbimin diğer yarısı oldun. Ben kız olmama rağmen öyle açık konuşamam bilirsin beni. Seni sevdiğimi söyleyebilirim ancak. Sana aşkımı anlatamam Yağız. Tek bir şey diyebilirim sadece sana, o da aşkın yüzü sensin.
Aşkın yüzü sensin. Söylediğimi tekrar edip sanki bu sözü mühürlemiştik. Yıllar geçse de o söz bizim bir anlaşmamız gibiydi. Yanağından bir öpücük aldıktan sonra belimden doladığı kollarını çözüp elini uzatmıştı. Girelim mi içeri? kafamı sallayıp onunla birlikte el ele içeri girdim. İçerisi o kadar büyüleyiciydi ki. Peri masallarını yaşıyormuşum gibi his veriyordu bana. İçimden Allaha bu mutluluğun bitmemesi için dua ettim.
Nereye binelim ilk önce söyle bakalım bebeğim. Gözlerimi devirip parmağım ile çarpışan arabaları gösterdiğim de kolumdan tuttuğu gibi beni oraya sürükledi. Etrafta insan göremesem de, makineleri çalıştırmak için biri olduğunu biliyordum. Çarpışan araba çalışmaya başlayınca birbirimize vurup durduk. Ben ona vurdukça homurdansa da sesini fazla çıkarmıyordu. Bu durumda ise ben kahkahalar ile gülüyordum. Sonunda arabalar durunca inip beni başka bir yere sürükledi. Nereye gittiğimizi bilmeden peşinden gidiyordum işte. Hayatımın sonuna kadar gideceğim gibi.
Sana ne kazanmamı istersin minik kelebek! tek kaşımı kaldırmış ona bakıyordum. Bana 32 diş sırıtırken gözlerim mor ayıcığa kaymıştı bile. Mor ayıyı istiyorum. Tamam dercesine kafasını salladı ve ceketini çıkarıp bana uzattı. Ceketi alıp pür dikkat o kaslı kollarına bakıyordum. Beni sıkıca sardığı o kollar ve nane kokusu deri ceketi. İkisi de şuan da ağız sulandırıcı ikiliydiler. O sıra da o kendinden geçmiş aleti incelerken oyuna başladı. Boks aleti gibi alete vurunca ışıklar yanıp sönmüştü bile. Nereden çıktığını anlamadığım adam gelip yanımızda bitmişti. Korku ile hafif sıçradım ama kimse görmemişti iyi ki. Küçük hanım için hangisini alırdınız? Yağız bana bakıp sırıtırken çoktan ben mor ayıma doğru koşmuştum. Onu alıp kucakladığım da adam da dahil ikisi de bana gülüyordu. Ne yapabilirim, ayıcık çok tatlı ama. Teşekkür ederiz. Deyip adamın yanından ayrılıp başka bir yere doğru gitmeye devam ettik. Ben mor ayım ile yürürken Yağız elimden ceketini alıp yeniden giydi. Oysaki ben o ceketten kokusunu çekmeye çalışıyordum ve o beni bundan resmen mahrum bırakmıştı.
Dönme dolaba binelim hadi. Bileğimi sıkıca kavramış beni oraya doğru sürüklüyordu. Sanki kaçıp gidecekmişim gibi. Dönme dolaba bindikten sonra kucağımda ki ayıcığımı alıp karşı tarafa koydu. Hemen o da yanıma kuruldu. Dolap dönmeye başlarken elini de omzuma atıp etrafı izliyordu. Ben ise sıklaşan nefesim ile kokusuna çarpılmıştım. Birden dolap durunca ağzımdan ahh! Diye bağırmayı maalesef kaçıramadım.
Minik aşkım korktu mu yoksa? bu çocuğun cidden değişken bir ruh tipi vardı. Ben bir seneye yakın zamanda nasıl görememiştim. Ama çokta tatlıydı. O dalga geçer gibi yarım ağız kıvırdığı dudakları ile tam bir sokak serserisi havası verip kalbimi çokta bilmediğim diyarlara götürdü. Korkmadım tabi ki de. Sadece birden durunca panik oldum. Tamam, biraz korksam da ona bunu demeyecektim işte. O yarım ağız gülüşü ile bana doğru kayarken ben bir milim kıpırdayamıyordum. Kıpırdamak isteyende kimdi ki?
Elini bel boşluğuma koyup bana daha da yaklaşırken nefesi bir rüzgar gibi beni okşuyordu. Bu da bizim ikimizin ilk sürprizi olsun. Dedi ve o ilk gerçek öpücüğümü bana verdi. Dudaklarının tadı aynı çikolatalı pasta etkisi yaratmıştı bana. Tadını alınca bırakamayacağınız bir tat gibiydi. Yumuşak ve nazik öperken ben acemice ona karşılık vermeye çalışıyordum. Daha fazlasını isteyen bir acemiydim. Ben daha ne olduğunu anlamadan geri çekilip benim içimde hayal kırıklığı yaratmıştı. Halbuki daha fazlasını istiyordum ama ben. Nasıldı? işte tuzak sorumuz. Nasıldı? Ne diyebilirim ki? Müthiş bir daha lütfen mi? Ama o karanlıkta parlayan gözler benden cevap beklerken benim utanmadan söylemem gerekiyordu.
Ben, ben bilmiyorum. İlk öpücüğümdü ve güzeldi. Aslında sen söylemelisin nasıldım?
Müthiştin. Benim içimde uyandırdıklarını bir bilsen güzelim. Dediklerinden sonra kafamı çevirdim hemen. Çünkü her yerim yanıyordu. Alev almıştım ve üstüme kamyonlarca su boşaltmaları gerekiyordu. Ben yüzümü ondan saklamaya devam ederken dolap tekrar çalışmış ve bizi aşağı indirdi.
Yağız inince bende onu takip etmeye çalıştım. Çünkü aklım yaşananlardaydı. İlk öpücüğümü almıştım ve resmen sarhoş gibiydim. Motorun yanına gelince kaskı bu sefer ben aldım ve motora binip beline sıkıca sarılıp ilk öpücük anımı kaç kere eve gelene kadar yaşadım bilemiyorum.
Hiç sevmediğim ayrılık vaktinden önce aklıma gelen ile dondum. Ah olamazdı bu. Bu gece söylememem gerekiyordu. Motordan inip kaskı ona uzatmış ellerimi suçlular gibi kenetleyip derin nefesten sonra konuşmaya başladım. Teşekkür ederim aşkım. Dünyanın en mutlu insanı ben oldum ama sana söylemem gereken bir şey var. Tek kaşını kaldırmış seni dinliyorum işaretini vermişti.
Hoca ödev verdi ve ben Orkun denen bir çocuk ile eşleştim. Yarın onun ödev yapmam gerek. Bir çırpıda söylemiştim işte. Ama korkuyordum. Tepkisinden çok korkuyordum. Yüzü duygularını ele vermeden bana sertçe bakıyordu.
Neden o çocuk ile? sesi sertti.
Hoca istedi. Bak suçum yok ve değiştirmiyor. Lütfen zayıf almak istemiyorum.
Motordan inip yanına geldi ve dudaklarıma sertçe kapanıp beni öpmeye başladı. O öptükçe ben ölüyordum. O öptükçe de yaşıyordum aynı zamanda. Sonunda dudaklarımız ayrıldığında ikimizde nefes nefese bir şekildeydik.
İyi yapın. Ama o çocuk sana yaklaşırsa onu öldürürüm. Ona bunu iletmeyi unutma. Yarın seni almaya gelirim hayatım. Şimdi iyi geceler. Bir de ona şunu da söyle. Senin bana ait olduğunu. Kulağıma bunları fısıldayıp gecenin karanlığında gitti. Benim beynimde uyuyana kadar senin bana ait olduğunu dönüp duruyordu. Ve ben bu gece ilk defa onun olduğumu hissettim.
Araba durunca camdan kafamı çektim. Önümde iki katlı şirin bir ev duruyordu. Yağız ifadesiz bir surat ile karşıya bakarken ben de ona baktım. O zamanlarda ki söz doğrulanmış ve ona ait olmuştum. Birden bana dönüp elini eskisi günlerdeki gibi uzattı. Hazır mısın? bir eline birde kendine baktım. Gerçekten hazır mıydım? İçeri girip olacakların her bir karesine hazır mıydım? Belki değildim ama girmeliydim. Girmezsem hayatım boyunca pişmanlık ile yaşayacaktım. Uzattığı eline elimi bırakırken, aslında kendimi yeniden ona bırakmış gibi hissediyor ve bu durumda heyecandan titrememi durduramıyordum. Her bir adım atışımız da, ben ona daha da çekiliyor ve içeri de beni bekleyen her şey için şimdiden kendimi hazırlamaya çalışıyordum. Tabi ne kadar hazırlayıp güçlü olabilirsem.
Keyifli okumalar




