- Katılım
- 25 Ocak 2013
- Konular
- 6,740
- Mesajlar
- 21,611
- Online süresi
- 2d 13h
- Reaksiyon Skoru
- 2,176
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 13 Yıl 4 Ay 17 Gün
- Başarım Puanı
- 509
- MmoLira
- 2,783
- DevLira
- 0
ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!
Çok önceden bir olay yaşamıştım. Aslında her çocuk için normaldi, ayağım takılmıştı ve yere kapaklanmıştım. Asıl sorun ise; tam kırık cam parçalarının içine düşmemdi. İlk ne olduğunu fark edemeden safça etrafıma bakınmıştım. Acı yoktu, kan yoktu, ağlama dürtüsü yoktu. Saniyeler akarken hepsi birer birer geldi. Önce yere yayılan koyu kırmızılık çarptı gözüme. Ardından kesilen her yerimi yakıcı bir acı esir aldı. En sonunda ağlama dürtüsü.
Gözlerim dolmuş şekilde düştüğüm yerden kalkamayınca daha fena olmuştum. Ellerim, dizlerimin üzerinde öylece beklemişti. Sakince.
Sonra annem gelmişti yanıma. Endişeyle yüzümü incelemişti. O an beni tutan ipler yok olmuş gibi hissetmiştim. Güçlü bir çığlık atmış, bağırarak ağlamaya başlamıştım. Çok net hatırlıyorum.
Yalçının söylediklerinde de aynen böyle olmuştu.
Gece kurduğu tümleçsiz, zarfsız sade cümle anlık şokla acı vermemişti. Ayrılalım demişti. İki kere üst üste sarılarak beni iyice kendine bağladıktan sonra bunu yapması kalbimi kırmıştı. Cevap vermemiştim, o an dudaklarımı aralayıp tek laf edememiştim! Kâbus olmasını dilerken sessizce gözlerimi yummuştum.
Şuan uyanmış ve onun için hazırlığım yatağı boş görmüş olmanın verdiği etkiyle sarsıldığımı hissediyordum. Ayakkabıları da yoktu. Dün yaşananların gerçek olduğunu kanıtlayan üç şey vardı.
Birincisi; dağılmış bir yer yatağı. İkincisi; ayakkabıların hafif bıraktığı iz. Üçüncüsü ise; bana bıraktığı not.
Özür dilerim.
Tek bir cümle yakıp geçebilirdi her şeyi. Yalçın ne için özür diliyordu? Beni kırdığı için mi? Terk ettiği için mi? Hiçbir duygu kırıntısı göstermeden bunu söyleyebildiği için mi? Bilmiyordum. Bilmekte istemiyordum açıkçası.
Yakıcı hislerime esir olmuştu işte. Üzüntü, hayal kırıklığı, şaşkınlık. Dehşetle pişman olamadığımı fark ettim. Yalçınla geçirdiğim güzel anlar için kötü duygular besleyemiyordum. Bu da onu ne kadar sevdiğimi daha çok kanıtlıyordu.
Yavaş hareketlerle yayıldığım yerden kalktım. Yalçının kokusu sinen yastığa bakarken göğsüm sıkıştı. Kalbimi avuçları arasına alan birisi vardı. Sanki onlarca kez ardı ardına mideme vurmuşlar gibi hissediyordum. Ağzımdaki iğrenç tat ise asla yok olmayacaktı. Yastığa sarıldığımı bile fark edememiştim. Yalçının dün gece yattığı yerdeyken gözlerimi yumdum.
Keşke dün sarıldığımızda zaman dursaydı. Anılarımızı unutmamalıydım, tekrar ve tekrar en ince ayrıntısına kadar düşündüm hepsini. Odamın kapısı tıklandı. Kapattığım gözlerimi aralamadım. Bir şekilde gelen kişinin Ece olduğunu biliyordum.
Kötü bir şey mi oldu? dedi titreyen sesiyle. Yastığa daha sıkı sarıldım. Anlatmak demek aynı anları bir daha yaşamak demekti. Yalçının beni terk edişini kabullenmek demekti. Akciğerlerimi rahatlatan derin bir nefes çektim içime.
Bitti
İki dudağımın arasından anca bu kadarı çıkabilmişti. Kırık dökük hissediyordum. Anlamsızdı, kim sevgilisinden ayrıldıktan sonra boşluğa düşmüşçesine çırpınırdı? Böyle hislerin varlığını bile bilmiyordum ki ben. Yalçın sayesinde mutluluğun doruğunda gezinmiştim, şimdi ise en dibe batmıştım.
Hem yara hem ilaç olmayı nasıl başarıyordu? Aklımı başımdan alan tek kişiydi. Beni koruyan, sahiplenen, sevdiğine inandığım yegâne insandı.
Gözüm kapalı güvenmiş, sıkı sıkıya bağlanmıştım ona. Peri masalını yaşamıştım aklımca. İnsanlara verdiğim değerin beni dağıtmaması gerekirdi. Gözlerimi açarak ayaklandım. Ece miyavlayıp sevilmek isteyen kediyi kollarının arasına almış, robotlaşmış hareketlerle okşuyordu.
Yastığı benimkinin yanına koyduktan sonra yorganı kaldırdım. Masanın üzerinden aldığım peçeteyle ayakkabısının bıraktığı izi silmeye başladım. Ece ne yapacağına karar vermemiş gibiydi. Beni durdurmak istercesine adım atıyor, sonra güçsüz halimi görerek vazgeçiyordu.
Ben ona ne yaptım? dedim bütün bedenimin zangır zangır titrediğini hissederken. Kirli mendili yere fırlattım. Neden böyle davranıyor Ece? diye inledim. Sarılıyor, sahipleniyor, kıskanıyor. Sevmiyorsa neden yapıyor?
Ağlamadım, ağlayamadım. Duygularımı kabullenerek etrafıma bir set çektim. Değer vermezsen kırılmazsın. Okula ilk geldiğimde düşüncem aynen buydu. Benimsemezsen, incinmezsin. Şimdi etrafıma ördüğüm buzdan duvarları kalınlaştırma zamanıydı. Evet, Yalçına tamamen kendimi kaptırmış olabilirdim fakat bir daha öyle aptallığa karışmayacaktım. Babam, Ece, Asmin bana yeterdi.
Daha fazlası zarardı, hem de büyük zarar. Bana bıraktığı son nota baktım. Özür dilerimOkudukça sinirlerimi daha fazla yıpratıyordu. Hangi biri içindi ki özrü? Yeteceğini mi sanıyordu? Benim sessizce kenara çekilip mutlu olmasına izin vereceğimi?
Çok fena yanılıyordu!
Bugün okula geç kalamayız. dedi Ece başını önüne eğip kediyle ilgileniyormuş gibi yaparken. Tarih sınavı var.
Kediyi götür.
Ne? dedi şaşkınlıkla. Onun asıl şok olmasının sebebi sözcüklerim değildi elbette. Ses tonumdu büyük ihtimalle. Duygusuz, heyecandan yoksun bir kuru gürültü. Bakışlarımı yerden kaldırdıktan sonra Kediyi başka birine ver. diye tekrarladım.
Bıraktığı son notu alıp dolabıma yapıştırdım. Her sabah kalkacak, buraya bakacak ve onu affetmemek için kendimle savaşacaktım. Şuan bile gelip sarılsa, açıklama yapsa kalbim yumuşar diye düşünüyordum.
Daha çok özrün var Yalçın diye fısıldadım düzgün el yazısına bakarken. Benden dileyeceğin bir sürü özür olacak.
( )
Okulun kapısında girip girmemek arasında kalmıştım. Yeterince güçlü müydüm? Onun karşısına geçip iyiymiş rolü yapabilir miydim? Cevabının hepsi oradaydı, içeride. Nefesimi düzenleyerek cesaretimi topladım.
Hadi kızım!
Yanımdaki Ecenin tereddüdünü görebiliyordum. Benim aptalca şeyler yapmamdan korkuyordu. Ah, ben bile en çok bundan korkuyordum. Kendimi toparlayamamaktan. Yıkılmaktan.
Olcayın gülümseyen yüzü bizi gördüğü an soldu. Neler oluyor? derken başını sağa yatırarak bakışlarımızı birleştirmeye çalıştı. Dümdüz ileriye bakarken Olcaya selam vermedim. Onlarla konuşmayan ben olacaktım, Ece değil. Bunun bilincinde olarak Kantindeyim. dedim. Hızlı adımlarla oraya doğru yürürken arkamda şoka girmiş bir Olcay bırakmanın keyfini yaşıyordum.
Belki de hayatımın en büyük hatasını yapıyordum. Bilmiyordum. Belki de ilk defa bu kadar doğru bir şey yapıyordum.
Maşayla dalgalandırdığım saçlarım her adımımda kıpırdıyordu. Yüzüme renk gelmesi için allık sürmüştük. Bunun dışında parlatıcı. Bu kadar. Eski halimden daha iyi görünüyordum en azından. Eteğim daha kısaydı ve çoraplarım yarımdı.
Yalçın beni sevmiyorsa sorun yoktu. İstediğim gibi giyinebilir, istediğim gibi hareket edebilirdim. Özgürdüm, her ne kadar bundan nefret ediyor olsam da.
Sınıfa girdiğimde birkaç kişinin bakışlarını üzerime çektiğimin farkına vardım. Tabi bir de Yalçının. Gözleri kararınca içimde oluşan heyecan kıpırtısını yok etmeye çalıştım. Onun sinirlenmeye hakkı yoktu! Yine de gizlice bir bakış atmayı ihmal etmedim. Kaşındaki yara yer kabuk bağlamış, dudağının da patlayan kısmı morarmıştı.
Fatihin meraklı ifadesini görünce onun yüzünden ayrılıp ayrılmadığımı düşündüm. Yalçın bana sebep vermemişti, aniden ikimizi bitirmişti bu kadar. İmge dedi Asmin sırıtarak yanıma gelirken. Bakışlarımdaki donukluğu görmüş olmalı ki neşe saçan hali soldu. Neler oluyor? diye sordu gözleri bir Yalçına bir bana dönerken.
Bitti, dedim resmen gülerek. Ayrıldık.
Sinirlerim feci derecede harap olmuştu, bunu söylersen nasıl gülebildiğimi bilmiyordum. Vücudum kendi kendine tepki veriyordu. En öndeki yerime otururken ilk gün ki gibi iki sıranın gürültüyle savrulduğunu duydum. Dönüp bakmamak için kendi içimde kocaman bir savaşa giriştim, neyse ki irademe sahip çıkabilmiştim.
İmge, iyi misin?
Özür dilerim
Asmin yüzünü buruşturdu, ne dediğimi anlayamamıştı. Haklıydı. Ben olsam bende anlamazdım. Burnumdan alaycı bir ses çıkardım. Özür dilerim yazan bir notla birlikte ayrıldı benden. Nasıl iyi olabilirim? Hiçbir şey yoktu, öylece ayrıldı. Sebebini bile bilmiyorum.
Gülümseyen yüzüm yerini ağlamak üzere olan bir ifadeye dönüştü. Asmin bunu fark ettiği an önüme geçerek görmelerini engelledi. Ona minnet dolu bakışlar fırlattım. En sevmediğim şeylerden biri de zayıf anımda izlenmekti.
Bence mantıklı açıklaması vardır. Öylece bitirmesi saçmalık.
Belki de sebep falan yok. Sıkıldı benden.
İmge! diye bağırdı neredeyse. Çoğu kişinin bizi izlediğini anlayınca Sesini alçalt dedim uyarıcı bir ses tonuyla.
Yargısız infaz yapıyorsun ama.
Şu an Asminin bana kızmasını dinleyemezdim. Kollarımı birbirine dolayarak masaya koydum, başımı da kollarıma. Biraz uyusam Kendime gelebilirdim belki. Beynime engel olamıyordum. O not, Yalçının sözleri. Hepsi allak bullak etmişti bünyemi. Kavga sesleri duyar gibi olsam da kafamı kaldırmadım. Sadece tek başıma kaldığım boşlukta biraz daha savrulmak istiyordum. Sahi, ben nereye gidiyordum? Sonum neydi?
Çok uzaklardan gelen bir ses duydum. İmge! diyordu. Bana sesleniyordu. Gözlerimi kırpıştırarak açarken karşımda Asminin endişeli yüzünü gördüm.
Kötüsün. Yüzün solmuş.
Cevap vermedim, şu durumda iyiyim diyemezdim ki. Başımı onaylarcasına sallarken aniden ağrı saplandı. Elimle alnımın sol tarafını tutarken istemsizce inledim.
Asminin eli alnımı buldu. Hii! diye bağırdı sınıfın ortasında. Ateşin var senin! Yanıyorsun!
Onun soğuk avucunu iterken homurdandım. Teneffüste miyiz, derste miyiz? Öğretmen burada mı, değil mi? En önemli Yalçın sırasında mı, yoksa gitti mi? Bilmiyordum. Beynim gördüklerimi algılamıyor gibiydi. Başım dönüyor hatta midem de bulanıyordu.
Ben eve gidiyorum. Ne tek ders dinleyebilirim ne de uyuyabilirim burada
Ayaklanarak tek hamlede çantamı omzuma attım. Yalçına ikinci kez bakmadım. Ona bakmak, hatalarıma bakmak gibiydi. İstemiyordum. Çünkü aklıma sızıyordu. Neden diye soruyordum kendime. Neden gitti? Neden ayrıldık? Neden?
Keşkelerin, belkilerin bir önemi yoktu benim için.
Şu an istediğim tek şey yatağıma uzanarak uyuyabilmekti.
Yalpalayarak sınıftan çıktığımda teneffüste olduğumuzu gördüm. En azından açıklama yapmak zorunda kalmayacaktım. Ecenin adımı seslendiğini duyunca el mecbur durdum.
Yalçın herkese seni soruyor, yatıştıramadık!
Ne yapayım?
Ece aniden sustu. Sanırım haklı olduğumu düşünüyordu. Ne yapabilirdim ki? Beni terk eden, hiçbir açıklama yapmayan oydu! Madem benim için endişelenecekti o zaman hangi sebeple ayrılmıştı ki?
Al bakalım. Tekrar başa dönüyorum.
Ben Özür dilerim.
Özür dileme! diye bağırdım sertçe. Özür dileme, tamam mı? Özür dileyecek şeyler yapmamaya bak sadece!
Yalçının en büyük hakareti oydu bana karşı. Özür dilerim. Yazdığı not yerine gelip senden sıkıldım deseydi daha az sakin olurdum belki.
Yatağımda tek başıma öylece bırakıp gitmesi üzmüştü beni. Açıklama yapmaması. Tek kelimeyle her şeyi bitirmesi. Beni, bizi, ikimizi.
Tek kelime söylemiş, ikimizin de hayatını mahvetmişti!
Eceyi öylece bırakırken merdivenlere yöneldim. Dudaklarımın kurumuştu. Yutkunamıyordum, bir şeyler tıkanmıştı sanki. Kalbimin sesi kulaklarımı sağır edecekti. Nedense ciddi gelmiyordu. Ayrılmıştık.
Kapıyı açarak kendimi dışarı bıraktığımda mide bulantım geçer gibi oldu. Öğürmemeyi başarmıştım en azından. Kararlı adımlarla bahçede ilerlerken İmge? diye seslendi biri.
Dönünce inceledim çaktırmamaya çalışarak. Tanımıyordum. Öğretmenim, arkadaşım veya müdür tayfasından birisi değildi. Yirmili yaşlarında, genç bir adamdı. Kahverengi düz saçları, yine aynı renk koyu kahverengi gözleri vardı.
Yalçınla aranızdaki problemin Sebebini biliyor musun? Şunu söyleyeyim, ben biliyorum.
İstemsizce kaşlarım çatılmıştı. Anlayamadığım iki şey vardı. Karşımda adam Yalçınla olan ilişkimi nereden biliyordu? Bunu geçtim, neden ayrıldığımız ben bile bilmezken o nasıl biliyordu?
Ne dediğinizi anlamıyorum.
Bakışlarını yukarı kaldırdı, pencerelerden birine odakladı. Aynı şekilde baktığı yere gözlerimi çevirdim. Bizim sınıfın penceresi. Yalçın gözüktü aniden. İkimizi gördü, ne dediğini veya ne yaptığını göremedim. Sadece ellerini saçlarından geçirdikten sonra yok oldu.
Buraya geliyor. diye açıkladı adam. Buraya geliyor çünkü sana zarar vermemden korkuyor.
O an engelleyemeden geriye doğru bir adım attı. Gülümsedi başını sağa doğru eğerken. Öyle korkutucu değil, gerçekten güldü.
Onun aksine ben kızlara zarar vermem.
Yalçını seviyor olmamdan kaynaklanan koruma içgüdüsüyle kafamı kaldırdım. Yalçın asla kızlara el kaldırmaz!
Çığırından çıkıp duvarı yumruklamıştı, hem de bana zarar vermemek için! Hastalığına rağmen! Fiziksel zarardan bahseden kim? diye sordu adam aniden kolumu yakalarken. Ben psikolojik çöküntüden bahsediyorum.
Eli canımı yakmak istercesine an be an öyle çok sıkıyordu ki kolumun moraracağına emin oldum. Alayla gülümsedim, karşımdaki insandan korkmuyordum! Onun aksine sen hem fiziksel hem psikolojik zarar verebiliyorsun!
Ne yaptığını fark etmiş gibi bir kolumu yakalayan eline, bir canımın yandığı belli olan yüz ifademe baktı. Ardından geriye doğru iterek hapsettiği şekilde hızla bıraktı beni. Bu adam Yalçın geliyor dememiş miydi? Nerede hani?
Onu döven babası.
Titredi tüm bedenim. Ne demişti şimdi karşımdaki adam? Nidayı akıl hastanesini tıktırdığı için babasından dayak yedi.
Gözlerimin önü karar gibi oldu. Mide bulantım iki katıyla geri gelmişti. Bu nasıl saçmalıktı Allah aşkına?! Nida oraya gideli kaç gün oluyor? Babası yeni öğrendi. Çünkü ona ben söyledim.
Üçüncü bir şokla baş başa kaldım. Bazı şeyler sindirmem gerekiyordu, hem de hemen! Neden Yaptın? Gülmeye başladı kahkahalar atarak. Öyle ki eğilerek karnını tutmaya başlamıştı. Delirmiş gibi.
Çünkü Nida benim kız kardeşim!
İmge!
İkisinin birbirine karışan sesleri. Yalçın ve karşımdaki adam. Öğrendiğim yeni şeyler. Beynim aldığı yeni bilgileri reddediyordu. Yalçını döven babasıydı, çünkü Nidanın ağabeyi akıl hastanesine kapatıldığını söylemişti! Nidayı hatırlıyorsun değil mi? diye bağırdı hırsla. Yalçın çoktan yanımıza ulaşmış, kolumu tutarak beni sürüklemeye çalışmıştı. Durdurdum onu.
Karşımdaki adamı sonuna kadar dinlemek istiyordum.
Ancak böylelikle inanabilirdim.
Hatırlıyorum! dedim resmen tıslayarak. Dişlerimi birbirine bastırmıştım, öfkemi bir şekilde dizginlemem gerekiyordu.
Önce yüzümü bıçaklamaya çalıştı, ardından kendini keserek suçu bana attı!
Nereden geldiğini göremediğim bir darbe yanağıma indiğinde şaşkınlıkla sendeledim. Okulun ortasında yediğim tokat gözlerimi sulandırmıştı. Kızaracağına emin olduğum yer cayır cayır yanıyordu. Gözlerimin kocaman olduğunu tahmin edebiliyordum, öylece bakıyordum bir Yalçına bir de o adama.
Hastaydı! diyerek yakama yapıştığında uykudan uyanmış gibi kendine geldi Yalçın. Yumruk yaptığı eli adamın suratına inmek üzereyken olayı durduran öğretmen oldu. Kapıda duran güvenliği çağırırken aynı zamanda bana iyi olup olmadığımı soruyordu.
Donup kalmıştım. İyi miydim? Kötü müydüm?
Bilmiyordum.
Tokattan çok yaşadıklarıma rağmen hak etmiş olmak acıtıyordu canımı.
O gün Nida çağırdığında gitmeseydim Bunlar olmazdı.
Yanıyordu, hem yanağım hem de ağlamamak için direnen gözlerim. Dün gece duyumsadığım koku burnumdan içeri sızarken hıçkırığımı duydum. Yalçının kolları vücudumu mengene misali sararken yapabildiğim tek şey ağlamak oldu. Hıçkırıklarım artarken sadece bir günde özlediğim o omza yasladım başımı.
Yapabileceğim başka şey yoktu çünkü.
Benim sakinleştiricim Yalçındı.
Vücudum titremeye devam ederken daha da sıkı sarıldı bana. Öğretmenin ikaz etmediğini varsayıyordum.
Özür dilerim. diye fısıldadı kulağıma. Çok çok özür dilerim İmge. Sana anlatmalıydım, yapamadım. Kendini suçlarsın sandım. Özür dilerim.
Konuşmadım. Yorum yapmadım. Gözyaşlarım kuruyana dek ağladım.
Gözlerim dolmuş şekilde düştüğüm yerden kalkamayınca daha fena olmuştum. Ellerim, dizlerimin üzerinde öylece beklemişti. Sakince.
Sonra annem gelmişti yanıma. Endişeyle yüzümü incelemişti. O an beni tutan ipler yok olmuş gibi hissetmiştim. Güçlü bir çığlık atmış, bağırarak ağlamaya başlamıştım. Çok net hatırlıyorum.
Yalçının söylediklerinde de aynen böyle olmuştu.
Gece kurduğu tümleçsiz, zarfsız sade cümle anlık şokla acı vermemişti. Ayrılalım demişti. İki kere üst üste sarılarak beni iyice kendine bağladıktan sonra bunu yapması kalbimi kırmıştı. Cevap vermemiştim, o an dudaklarımı aralayıp tek laf edememiştim! Kâbus olmasını dilerken sessizce gözlerimi yummuştum.
Şuan uyanmış ve onun için hazırlığım yatağı boş görmüş olmanın verdiği etkiyle sarsıldığımı hissediyordum. Ayakkabıları da yoktu. Dün yaşananların gerçek olduğunu kanıtlayan üç şey vardı.
Birincisi; dağılmış bir yer yatağı. İkincisi; ayakkabıların hafif bıraktığı iz. Üçüncüsü ise; bana bıraktığı not.
Özür dilerim.
Tek bir cümle yakıp geçebilirdi her şeyi. Yalçın ne için özür diliyordu? Beni kırdığı için mi? Terk ettiği için mi? Hiçbir duygu kırıntısı göstermeden bunu söyleyebildiği için mi? Bilmiyordum. Bilmekte istemiyordum açıkçası.
Yakıcı hislerime esir olmuştu işte. Üzüntü, hayal kırıklığı, şaşkınlık. Dehşetle pişman olamadığımı fark ettim. Yalçınla geçirdiğim güzel anlar için kötü duygular besleyemiyordum. Bu da onu ne kadar sevdiğimi daha çok kanıtlıyordu.
Yavaş hareketlerle yayıldığım yerden kalktım. Yalçının kokusu sinen yastığa bakarken göğsüm sıkıştı. Kalbimi avuçları arasına alan birisi vardı. Sanki onlarca kez ardı ardına mideme vurmuşlar gibi hissediyordum. Ağzımdaki iğrenç tat ise asla yok olmayacaktı. Yastığa sarıldığımı bile fark edememiştim. Yalçının dün gece yattığı yerdeyken gözlerimi yumdum.
Keşke dün sarıldığımızda zaman dursaydı. Anılarımızı unutmamalıydım, tekrar ve tekrar en ince ayrıntısına kadar düşündüm hepsini. Odamın kapısı tıklandı. Kapattığım gözlerimi aralamadım. Bir şekilde gelen kişinin Ece olduğunu biliyordum.
Kötü bir şey mi oldu? dedi titreyen sesiyle. Yastığa daha sıkı sarıldım. Anlatmak demek aynı anları bir daha yaşamak demekti. Yalçının beni terk edişini kabullenmek demekti. Akciğerlerimi rahatlatan derin bir nefes çektim içime.
Bitti
İki dudağımın arasından anca bu kadarı çıkabilmişti. Kırık dökük hissediyordum. Anlamsızdı, kim sevgilisinden ayrıldıktan sonra boşluğa düşmüşçesine çırpınırdı? Böyle hislerin varlığını bile bilmiyordum ki ben. Yalçın sayesinde mutluluğun doruğunda gezinmiştim, şimdi ise en dibe batmıştım.
Hem yara hem ilaç olmayı nasıl başarıyordu? Aklımı başımdan alan tek kişiydi. Beni koruyan, sahiplenen, sevdiğine inandığım yegâne insandı.
Gözüm kapalı güvenmiş, sıkı sıkıya bağlanmıştım ona. Peri masalını yaşamıştım aklımca. İnsanlara verdiğim değerin beni dağıtmaması gerekirdi. Gözlerimi açarak ayaklandım. Ece miyavlayıp sevilmek isteyen kediyi kollarının arasına almış, robotlaşmış hareketlerle okşuyordu.
Yastığı benimkinin yanına koyduktan sonra yorganı kaldırdım. Masanın üzerinden aldığım peçeteyle ayakkabısının bıraktığı izi silmeye başladım. Ece ne yapacağına karar vermemiş gibiydi. Beni durdurmak istercesine adım atıyor, sonra güçsüz halimi görerek vazgeçiyordu.
Ben ona ne yaptım? dedim bütün bedenimin zangır zangır titrediğini hissederken. Kirli mendili yere fırlattım. Neden böyle davranıyor Ece? diye inledim. Sarılıyor, sahipleniyor, kıskanıyor. Sevmiyorsa neden yapıyor?
Ağlamadım, ağlayamadım. Duygularımı kabullenerek etrafıma bir set çektim. Değer vermezsen kırılmazsın. Okula ilk geldiğimde düşüncem aynen buydu. Benimsemezsen, incinmezsin. Şimdi etrafıma ördüğüm buzdan duvarları kalınlaştırma zamanıydı. Evet, Yalçına tamamen kendimi kaptırmış olabilirdim fakat bir daha öyle aptallığa karışmayacaktım. Babam, Ece, Asmin bana yeterdi.
Daha fazlası zarardı, hem de büyük zarar. Bana bıraktığı son nota baktım. Özür dilerimOkudukça sinirlerimi daha fazla yıpratıyordu. Hangi biri içindi ki özrü? Yeteceğini mi sanıyordu? Benim sessizce kenara çekilip mutlu olmasına izin vereceğimi?
Çok fena yanılıyordu!
Bugün okula geç kalamayız. dedi Ece başını önüne eğip kediyle ilgileniyormuş gibi yaparken. Tarih sınavı var.
Kediyi götür.
Ne? dedi şaşkınlıkla. Onun asıl şok olmasının sebebi sözcüklerim değildi elbette. Ses tonumdu büyük ihtimalle. Duygusuz, heyecandan yoksun bir kuru gürültü. Bakışlarımı yerden kaldırdıktan sonra Kediyi başka birine ver. diye tekrarladım.
Bıraktığı son notu alıp dolabıma yapıştırdım. Her sabah kalkacak, buraya bakacak ve onu affetmemek için kendimle savaşacaktım. Şuan bile gelip sarılsa, açıklama yapsa kalbim yumuşar diye düşünüyordum.
Daha çok özrün var Yalçın diye fısıldadım düzgün el yazısına bakarken. Benden dileyeceğin bir sürü özür olacak.
( )
Okulun kapısında girip girmemek arasında kalmıştım. Yeterince güçlü müydüm? Onun karşısına geçip iyiymiş rolü yapabilir miydim? Cevabının hepsi oradaydı, içeride. Nefesimi düzenleyerek cesaretimi topladım.
Hadi kızım!
Yanımdaki Ecenin tereddüdünü görebiliyordum. Benim aptalca şeyler yapmamdan korkuyordu. Ah, ben bile en çok bundan korkuyordum. Kendimi toparlayamamaktan. Yıkılmaktan.
Olcayın gülümseyen yüzü bizi gördüğü an soldu. Neler oluyor? derken başını sağa yatırarak bakışlarımızı birleştirmeye çalıştı. Dümdüz ileriye bakarken Olcaya selam vermedim. Onlarla konuşmayan ben olacaktım, Ece değil. Bunun bilincinde olarak Kantindeyim. dedim. Hızlı adımlarla oraya doğru yürürken arkamda şoka girmiş bir Olcay bırakmanın keyfini yaşıyordum.
Belki de hayatımın en büyük hatasını yapıyordum. Bilmiyordum. Belki de ilk defa bu kadar doğru bir şey yapıyordum.
Maşayla dalgalandırdığım saçlarım her adımımda kıpırdıyordu. Yüzüme renk gelmesi için allık sürmüştük. Bunun dışında parlatıcı. Bu kadar. Eski halimden daha iyi görünüyordum en azından. Eteğim daha kısaydı ve çoraplarım yarımdı.
Yalçın beni sevmiyorsa sorun yoktu. İstediğim gibi giyinebilir, istediğim gibi hareket edebilirdim. Özgürdüm, her ne kadar bundan nefret ediyor olsam da.
Sınıfa girdiğimde birkaç kişinin bakışlarını üzerime çektiğimin farkına vardım. Tabi bir de Yalçının. Gözleri kararınca içimde oluşan heyecan kıpırtısını yok etmeye çalıştım. Onun sinirlenmeye hakkı yoktu! Yine de gizlice bir bakış atmayı ihmal etmedim. Kaşındaki yara yer kabuk bağlamış, dudağının da patlayan kısmı morarmıştı.
Fatihin meraklı ifadesini görünce onun yüzünden ayrılıp ayrılmadığımı düşündüm. Yalçın bana sebep vermemişti, aniden ikimizi bitirmişti bu kadar. İmge dedi Asmin sırıtarak yanıma gelirken. Bakışlarımdaki donukluğu görmüş olmalı ki neşe saçan hali soldu. Neler oluyor? diye sordu gözleri bir Yalçına bir bana dönerken.
Bitti, dedim resmen gülerek. Ayrıldık.
Sinirlerim feci derecede harap olmuştu, bunu söylersen nasıl gülebildiğimi bilmiyordum. Vücudum kendi kendine tepki veriyordu. En öndeki yerime otururken ilk gün ki gibi iki sıranın gürültüyle savrulduğunu duydum. Dönüp bakmamak için kendi içimde kocaman bir savaşa giriştim, neyse ki irademe sahip çıkabilmiştim.
İmge, iyi misin?
Özür dilerim
Asmin yüzünü buruşturdu, ne dediğimi anlayamamıştı. Haklıydı. Ben olsam bende anlamazdım. Burnumdan alaycı bir ses çıkardım. Özür dilerim yazan bir notla birlikte ayrıldı benden. Nasıl iyi olabilirim? Hiçbir şey yoktu, öylece ayrıldı. Sebebini bile bilmiyorum.
Gülümseyen yüzüm yerini ağlamak üzere olan bir ifadeye dönüştü. Asmin bunu fark ettiği an önüme geçerek görmelerini engelledi. Ona minnet dolu bakışlar fırlattım. En sevmediğim şeylerden biri de zayıf anımda izlenmekti.
Bence mantıklı açıklaması vardır. Öylece bitirmesi saçmalık.
Belki de sebep falan yok. Sıkıldı benden.
İmge! diye bağırdı neredeyse. Çoğu kişinin bizi izlediğini anlayınca Sesini alçalt dedim uyarıcı bir ses tonuyla.
Yargısız infaz yapıyorsun ama.
Şu an Asminin bana kızmasını dinleyemezdim. Kollarımı birbirine dolayarak masaya koydum, başımı da kollarıma. Biraz uyusam Kendime gelebilirdim belki. Beynime engel olamıyordum. O not, Yalçının sözleri. Hepsi allak bullak etmişti bünyemi. Kavga sesleri duyar gibi olsam da kafamı kaldırmadım. Sadece tek başıma kaldığım boşlukta biraz daha savrulmak istiyordum. Sahi, ben nereye gidiyordum? Sonum neydi?
Çok uzaklardan gelen bir ses duydum. İmge! diyordu. Bana sesleniyordu. Gözlerimi kırpıştırarak açarken karşımda Asminin endişeli yüzünü gördüm.
Kötüsün. Yüzün solmuş.
Cevap vermedim, şu durumda iyiyim diyemezdim ki. Başımı onaylarcasına sallarken aniden ağrı saplandı. Elimle alnımın sol tarafını tutarken istemsizce inledim.
Asminin eli alnımı buldu. Hii! diye bağırdı sınıfın ortasında. Ateşin var senin! Yanıyorsun!
Onun soğuk avucunu iterken homurdandım. Teneffüste miyiz, derste miyiz? Öğretmen burada mı, değil mi? En önemli Yalçın sırasında mı, yoksa gitti mi? Bilmiyordum. Beynim gördüklerimi algılamıyor gibiydi. Başım dönüyor hatta midem de bulanıyordu.
Ben eve gidiyorum. Ne tek ders dinleyebilirim ne de uyuyabilirim burada
Ayaklanarak tek hamlede çantamı omzuma attım. Yalçına ikinci kez bakmadım. Ona bakmak, hatalarıma bakmak gibiydi. İstemiyordum. Çünkü aklıma sızıyordu. Neden diye soruyordum kendime. Neden gitti? Neden ayrıldık? Neden?
Keşkelerin, belkilerin bir önemi yoktu benim için.
Şu an istediğim tek şey yatağıma uzanarak uyuyabilmekti.
Yalpalayarak sınıftan çıktığımda teneffüste olduğumuzu gördüm. En azından açıklama yapmak zorunda kalmayacaktım. Ecenin adımı seslendiğini duyunca el mecbur durdum.
Yalçın herkese seni soruyor, yatıştıramadık!
Ne yapayım?
Ece aniden sustu. Sanırım haklı olduğumu düşünüyordu. Ne yapabilirdim ki? Beni terk eden, hiçbir açıklama yapmayan oydu! Madem benim için endişelenecekti o zaman hangi sebeple ayrılmıştı ki?
Al bakalım. Tekrar başa dönüyorum.
Ben Özür dilerim.
Özür dileme! diye bağırdım sertçe. Özür dileme, tamam mı? Özür dileyecek şeyler yapmamaya bak sadece!
Yalçının en büyük hakareti oydu bana karşı. Özür dilerim. Yazdığı not yerine gelip senden sıkıldım deseydi daha az sakin olurdum belki.
Yatağımda tek başıma öylece bırakıp gitmesi üzmüştü beni. Açıklama yapmaması. Tek kelimeyle her şeyi bitirmesi. Beni, bizi, ikimizi.
Tek kelime söylemiş, ikimizin de hayatını mahvetmişti!
Eceyi öylece bırakırken merdivenlere yöneldim. Dudaklarımın kurumuştu. Yutkunamıyordum, bir şeyler tıkanmıştı sanki. Kalbimin sesi kulaklarımı sağır edecekti. Nedense ciddi gelmiyordu. Ayrılmıştık.
Kapıyı açarak kendimi dışarı bıraktığımda mide bulantım geçer gibi oldu. Öğürmemeyi başarmıştım en azından. Kararlı adımlarla bahçede ilerlerken İmge? diye seslendi biri.
Dönünce inceledim çaktırmamaya çalışarak. Tanımıyordum. Öğretmenim, arkadaşım veya müdür tayfasından birisi değildi. Yirmili yaşlarında, genç bir adamdı. Kahverengi düz saçları, yine aynı renk koyu kahverengi gözleri vardı.
Yalçınla aranızdaki problemin Sebebini biliyor musun? Şunu söyleyeyim, ben biliyorum.
İstemsizce kaşlarım çatılmıştı. Anlayamadığım iki şey vardı. Karşımda adam Yalçınla olan ilişkimi nereden biliyordu? Bunu geçtim, neden ayrıldığımız ben bile bilmezken o nasıl biliyordu?
Ne dediğinizi anlamıyorum.
Bakışlarını yukarı kaldırdı, pencerelerden birine odakladı. Aynı şekilde baktığı yere gözlerimi çevirdim. Bizim sınıfın penceresi. Yalçın gözüktü aniden. İkimizi gördü, ne dediğini veya ne yaptığını göremedim. Sadece ellerini saçlarından geçirdikten sonra yok oldu.
Buraya geliyor. diye açıkladı adam. Buraya geliyor çünkü sana zarar vermemden korkuyor.
O an engelleyemeden geriye doğru bir adım attı. Gülümsedi başını sağa doğru eğerken. Öyle korkutucu değil, gerçekten güldü.
Onun aksine ben kızlara zarar vermem.
Yalçını seviyor olmamdan kaynaklanan koruma içgüdüsüyle kafamı kaldırdım. Yalçın asla kızlara el kaldırmaz!
Çığırından çıkıp duvarı yumruklamıştı, hem de bana zarar vermemek için! Hastalığına rağmen! Fiziksel zarardan bahseden kim? diye sordu adam aniden kolumu yakalarken. Ben psikolojik çöküntüden bahsediyorum.
Eli canımı yakmak istercesine an be an öyle çok sıkıyordu ki kolumun moraracağına emin oldum. Alayla gülümsedim, karşımdaki insandan korkmuyordum! Onun aksine sen hem fiziksel hem psikolojik zarar verebiliyorsun!
Ne yaptığını fark etmiş gibi bir kolumu yakalayan eline, bir canımın yandığı belli olan yüz ifademe baktı. Ardından geriye doğru iterek hapsettiği şekilde hızla bıraktı beni. Bu adam Yalçın geliyor dememiş miydi? Nerede hani?
Onu döven babası.
Titredi tüm bedenim. Ne demişti şimdi karşımdaki adam? Nidayı akıl hastanesini tıktırdığı için babasından dayak yedi.
Gözlerimin önü karar gibi oldu. Mide bulantım iki katıyla geri gelmişti. Bu nasıl saçmalıktı Allah aşkına?! Nida oraya gideli kaç gün oluyor? Babası yeni öğrendi. Çünkü ona ben söyledim.
Üçüncü bir şokla baş başa kaldım. Bazı şeyler sindirmem gerekiyordu, hem de hemen! Neden Yaptın? Gülmeye başladı kahkahalar atarak. Öyle ki eğilerek karnını tutmaya başlamıştı. Delirmiş gibi.
Çünkü Nida benim kız kardeşim!
İmge!
İkisinin birbirine karışan sesleri. Yalçın ve karşımdaki adam. Öğrendiğim yeni şeyler. Beynim aldığı yeni bilgileri reddediyordu. Yalçını döven babasıydı, çünkü Nidanın ağabeyi akıl hastanesine kapatıldığını söylemişti! Nidayı hatırlıyorsun değil mi? diye bağırdı hırsla. Yalçın çoktan yanımıza ulaşmış, kolumu tutarak beni sürüklemeye çalışmıştı. Durdurdum onu.
Karşımdaki adamı sonuna kadar dinlemek istiyordum.
Ancak böylelikle inanabilirdim.
Hatırlıyorum! dedim resmen tıslayarak. Dişlerimi birbirine bastırmıştım, öfkemi bir şekilde dizginlemem gerekiyordu.
Önce yüzümü bıçaklamaya çalıştı, ardından kendini keserek suçu bana attı!
Nereden geldiğini göremediğim bir darbe yanağıma indiğinde şaşkınlıkla sendeledim. Okulun ortasında yediğim tokat gözlerimi sulandırmıştı. Kızaracağına emin olduğum yer cayır cayır yanıyordu. Gözlerimin kocaman olduğunu tahmin edebiliyordum, öylece bakıyordum bir Yalçına bir de o adama.
Hastaydı! diyerek yakama yapıştığında uykudan uyanmış gibi kendine geldi Yalçın. Yumruk yaptığı eli adamın suratına inmek üzereyken olayı durduran öğretmen oldu. Kapıda duran güvenliği çağırırken aynı zamanda bana iyi olup olmadığımı soruyordu.
Donup kalmıştım. İyi miydim? Kötü müydüm?
Bilmiyordum.
Tokattan çok yaşadıklarıma rağmen hak etmiş olmak acıtıyordu canımı.
O gün Nida çağırdığında gitmeseydim Bunlar olmazdı.
Yanıyordu, hem yanağım hem de ağlamamak için direnen gözlerim. Dün gece duyumsadığım koku burnumdan içeri sızarken hıçkırığımı duydum. Yalçının kolları vücudumu mengene misali sararken yapabildiğim tek şey ağlamak oldu. Hıçkırıklarım artarken sadece bir günde özlediğim o omza yasladım başımı.
Yapabileceğim başka şey yoktu çünkü.
Benim sakinleştiricim Yalçındı.
Vücudum titremeye devam ederken daha da sıkı sarıldı bana. Öğretmenin ikaz etmediğini varsayıyordum.
Özür dilerim. diye fısıldadı kulağıma. Çok çok özür dilerim İmge. Sana anlatmalıydım, yapamadım. Kendini suçlarsın sandım. Özür dilerim.
Konuşmadım. Yorum yapmadım. Gözyaşlarım kuruyana dek ağladım.



