- Katılım
- 7 May 2014
- Konular
- 3,161
- Mesajlar
- 4,597
- Online süresi
- 8m 6s
- Reaksiyon Skoru
- 206
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 12 Yıl 1 Ay 1 Gün
- Başarım Puanı
- 274
- MmoLira
- -66
- DevLira
- 0
ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!
Evliyanın meşhurlarından, büyük İslam alimi. Hicri ikinci bin yılının müceddidi İmamı Rabbani hazretlerinin üçüncü oğlu. İnsanları Hakka davet eden, doğru yolu göstererek saadete kavuşturan ve kendilerine silsile-i aliyye denilen büyük alim ve velilerin yirmi dördüncüsüdür. Lakabı Mecdüddin olup, Urvet-ül-vüska ismiyle meşhurdur. Urvet-ül-vüska; sağlam ip, kendisine uyulan büyük alim demektir. 1599 (H.1007) yılında Hindistanın Serhend şehrine iki mil uzakta bulunan Mülk-i Haydar mevkiinde doğdu. 1668 (H.1079) yılında Rebiul-evvel ayının dokuzuncu günü öğle vakti Serhendde vefat etti.
Muhammed Masum hazretleri, bu ümmette gelmiş olan en yüksek evliyadandır. O doğduğu zaman babası; Muhammed Masumun dünyaya gelişi, bizim için çok bereketli ve pek mübarek oldu. Onun doğmasından birkaç ay sonra yüksek hocamın (Muhammed Bakibillahın) huzuruna kavuştum. Ona talebe oldum. Gördüklerimi orada gördüm. buyurmuştur. Kuran-ı Kerimi üç ayda ezberledi. Küçük yaşta ilim tahsiline başladı. On bir yaşında iken; zikr ve murakabe yolunu babasından aldı. Tasavvufta yetişmesi ve makamları aşması pek süratli oldu. Hallere, yüksek makamlara, eşsiz varidata ve kemallere kavuşunca, mübarek babası kendisine mutlak icazet verdi. Babasını, zahir ve batın ilimlerinde adım adım takip etti. Keşfleri çok doğru ve çok kuvvetli olup, uzak memleketlerdeki talebesinin vilayetin hangi mertebesinde olduğunu ve meşreblerinin ne halde bulunduğunu haber verirdi. Babası İmamı Rabbani hazretleri onun için; Bu oğlum sabıkundan (bu ümmetin büyüklerinden) dır buyurdu.
Daha küçük iken, babası kendisinde tam bir olgunluk ve irşad eserleri gördü. İstidadının yüksekliğini anlayınca teveccüh ve nazarı ile ona yönelip, istidadı altındaki gizli kemalatın açığa çıkmasını bekledi. Buyurdu ki: Hal, ilimden sonra olduğundan, ilim okumaktan başka çare yoktur. Bu sebeple oğluna akli ve nakli ilimleri okutmağa başladı. En zor ve en derin kitapları satır satır okumasını emretti. Böylece Muhammed Masum hazretleri, ilim tahsilinde bulundu. İmamı Rabbani hazretleri ona; Tahsilini çabuk bitir ki, seninle büyük işlerimiz vardır. buyurdu. Daha on dört yaşında babasına; Ben kendimde bütün alemi güneş gibi aydınlatan bir nur görüyorum. Eğer o sönerse dünya karanlık ve zulmetli olur. diye arzedince, babası; Sen zamanının kutbu olursun. buyurarak müjde vermiştir. Nitekim daha sonra bunu kendisi; Allahu Tealaya hamd ü senalar olsun. Vad edilen ele geçti. Babamın müjdelediklerine kavuştum. diye haber vermiştir.
Muhammed Masum, ilminin çoğunu babasının huzurunda öğrendi. Bu tahsili sırasında İmamıRabbani hazretleri bir mektubunda şunları yazmıştır: Bu günlerde oğlum Muhammed Masum, Şerh-i Mevakıfı bitirdi. Bu arada Yunan felsefecilerinin kusur ve hatalarını iyi anladı. Faydası ve karı çok oldu. Allahu Tealaya bu ihsanından dolayı hamd ve senalar olsun. Ayrıca büyük ağabeyi Muhammed Sadıktan ve babasının halifelerinden olan büyük alim Muhammed Tahir-i Lahoriden ve başka alimlerden de ilim tahsil etti. Hadis ilminde babasından icazet (diploma) aldı.
Onaltı yaşında, bütün ilimlerin tahsilini bitirdi. Sonra tamamen tasavvufa yönelip, babasının feyzlerine, üstün makamlara, büyük derecelere ve yüksek kemalata kavuştu.
Muhammed Masum, babası İmamıRabbani hazretlerinin vefatından sonra, vaz ve irşad makamına geçip talebe yetiştirmeye başladı; ilim ve feyz saçarak insanları doğru yola davet etti. İslam tarihinde rüşd ve hidayeti onunki kadar yaygın bir alim ve mürşid görülmemiştir. Dokuz yüz bin kişi ona talebe olup huzurunda tövbe etmiş, talebelerinden yüz kırk bini velilik mertebelerine kavuşmuş, yedi bini de mürşidikamil (tam ve olgun bir alim) olarak yetişip, irşad ile emrolunmuştur. Talebeleri onun huzurunda bazan bir ayda, bazan bir haftada evliyalık kemalatına ererlerdi. Bazılarını bir teveccühde, makamların hepsine ulaştırırdı.
Başta kendi altı oğlu olmak üzere; Muhammed Sıbgatullah, Muhammed Nakşibend (Hazreti Huccetullah ismi ile meşhurdur), Muhammed Ubeydullah (İslamiyeti kuvvetlendiren manasında; Mürevvic-üş-şeriat lakabı ile meşhurdur), Muhammed Eşref, Muhammed Seyfeddin, Muhammed Sıddik yetiştirdiği büyük alim ve velilerdendir.
Altı oğlu, kemal mertebelerinin en yüksek derecelerine çıkmışlar ve yüksek babalarına mahsus nisbetten pay almışlardır. Altısı da kutb-i zaman idiler. Her biri en yüksek halifelerinden ve sır mahremlerinden idi. En önde gelen talebelerinden biri de torunu Şeyh Ebül-Kasım olup, bunu da oğullarından saymıştır. Kardeşi Muhammed Saidin oğlu Hazreti Vahdet ismiyle bilinen Abdülehad da meşhur talebelerinden olup, çok sırlara ve yüksek derecelere mazhar olmuştur. Hace Muhammed Hanif Kabili de rahmetullahi aleyh, Muhammed Masum hazretlerinin oğullarından sonra gelen en meşhur talebelerinden olup, icazet verilen halifelerindendir. Bundan sonra, Hace Muhammed Sıddik Peşaveri rahmetullahi aleyh seçilmiş talebelerindendir. Bu on halifesi, talebelerinin en seçkinleridir. Bunlarla beraber yedi bin halifesi vardı. Halifelerinden Ahmed-i Yekdest rahmetullahi aleyh, Hicaza gönderilmiş ve orada İstanbulun Eshab-ı kiramdan sonra üç büyük evliyasından biri olan Muhammed Emin Tokadiyi irşad etmiştir. Diğer bir halifesi Murad-ı Münzavi rahmetullahi aleyh de, İstanbulda yıllarca feyz saçmış, sohbetleriyle İstanbul halkını aydınlatmıştır. Eyüp Nişancasında medfundur. Hindistandaki Babürlü Devletine elli sene hükümdarlık yapmış olan Alemgir Şah da, Muhammed Masum hazretlerinin halifelerinden idi. Muhammed Masum hazretlerinin yetiştirdiği mürşidikamillerden her biri, bulundukları yerlerde insanlara feyz vererek, onları irşad ettiler, hak yolu anlattılar. Böylece onun feyz ve marifeti her tarafa yayıldı. Yapılan bu mükemmel hizmetler, izah edilemeyecek kadar umumileşti, yaygınlaştı ve asırlar sonrasına aksetti.
Muhammed Masum hazretleri vefat edince cenazesini Ahmed Sücadil yıkadı. Namazını en küçük kardeşi Şeyh Yahya kıldırdı. Mezarı, hayatta iken; Burada kemal mertebelerine kavuşan bir fakirin mezarı bulunur buyurduğu yer oldu. Halifesi ve Babür sultanı olan Alemgir Şah, kabri üzerine yüksek kubbeli bir türbe yaptırdı. Türbesi, Serhendde, babası İmamı Rabbani hazretlerinin türbesinin birkaç yüz metre kuzeyindedir.
Muhammed Masum hazretlerinin makamlarını, keşiflerini ve kerametlerini anlatan pekçok menkıbe vardır. Bunlardan bazıları şöyledir:
Sadullah Han, Şah Cihanın yanındayken, Muhammed Masum hazretlerinin büyük bir mürşidikamil olduğunu inkar ederek, dil uzatıp hallerini yalanlamıştı. O anda kulunç hastalığına tutuldu. Birden bire hastalanmasının, Muhammed Masum hazretleri hakkında söylediği kötü sözler sebebiyle olduğunun farkına vardı. Pişman oldu ve Muhammed Masum hazretlerine beş yüz rupiyye (o zamanın parası) ve bazı hediyeler göndererek; Benim kusur ve anlayışsızlığımı affetsin diye haber yolladı. Bir bardak içerisinde de su gönderip şifa bulması için suya okumasını istedi. Fakat Muhammed Masum hazretleri bunları kabul etmedi. Oğulları o kimseyi kurtarmak için çok yalvarınca; Yalan söyleyenlerin nefesinde bereket ve şifa olmaz. Bize yalancı dedi. buyurdu. Sadullah Hanın adamlarına da; Çabuk gidiniz. Onun ruhu, bu cevabı bekliyor. buyurdu. Sadullahın adamları, utanarak geri döndüler. Sadullah Hana duyduklarını söylediler. Sadullah Han bu sözleri işittiği anda öldü.
Berekat-ı Masumi kitabının müellifi şöyle anlatmıştır: Bir gün Babürlü hükümdarı Alemgir Şahın oğlu, zamanın padişahı, Muhammed Muazzam Şahın meclisinde idim. Muhammed Masum hazretlerinin tasarruflarından bahsediliyordu. Muhammed Muazzam Şah dedi ki: Babam Alemgir Şah, Keşmire giderken, irşad diyarı olan Serhendden geçiyordu. Urvet-ül-vüska Muhammed Masum hazretlerini ziyaret ile şereflendi. O sene, padişahlığının beşinci yılı idi. Ben de babamın yanında idim. Muhammed Masum hazretleri, Baban vefat ettikten sonra, padişahlık sana geçecektir. buyurdu. Kırk beş sene sonra bu müjdesi çıktı. Alemgir Şahın padişahlık müddeti elli sene idi.
Birgün abdest alırken, ibriği kuvvetle duvara fırlattı. Talebesi, verdiği ibriğin böyle atılıp kırılmasına üzüldü fakat gidip başka bir ibrik getirdi. Acaba ne kusur etim diye de düşünüp, Muhammed Masum hazretlerinin hanımına gidip, durumu anlattı. O da, talebesinin bu üzüntülü ve korkulu halini Muhammed Masum Faruki hazretlerine bildirdi. Muhammed Masum hazretleri buyurdu ki: Ona söyleyiniz korkmasın. O ibriği attığım sırada, bizi sevenlerden birisi sahrada, kana susamış bir arslana rastladı. O anda onu orada öldürecek, parça parça edecekti. O talebemiz ise tam bir acizlik içinde bizden yardım istedi. Benim o anda elimde ve yanımda o ibrikten başka bir silahım yok idi. Bunun için ibriği o arslana fırlattım, o zavallıyı kurtardım.
Bu hadiseyi arslandan kurtulan talebesi sonra şöyle anlattı:
Aniden bir kızgın arslan gördüm. O anda hocam, İmamı Muhammed Masum hazretlerini hatırladım. Hemen baş gözüm ile gördüm ki, İmamı Masum hazretleri geldi, elinde olan ibriği o arslana fırlattı. Arslanda hareket edecek kuvvet kalmadı. Sonra hocam gözümden kayboldu. Beni o arslandan kurtardılar. Bundan sonra, o ibriğin kırılmış parçalarını yerden topladım. Hatta hala yanımda saklıyorum.
Muhammed Masum hazretlerinin menkıbelerini, makamlarını, keşflerini, kerametlerini ve yüksek hallerini anlatan pekçok kitap yazılmış olup, bunlardan altısı her memlekette yayılmıştır. Bu eserler şunlardır:
1) Zübdet-ül-Makamat, 2) Hadarat-ül-Kuds, 3) Hadaik-ul-Verdiyye fi Hakaik-i Ecilla-in-Nakşibendiyye, 4) Hadikat-ül-Evliya, 5) Umdet-ül-Makamat, 6) Yevakit-ül-Haremeyn.
Bunlardan başka Muhammed Masum hazretlerinin üç ciltlik Mektubat-ı Masumiyye adlı eseri vardır. Bu üç ciltte toplam altı yüz elli iki mektup bulunmaktadır. Son olarak 1976 (H.1396) yılında Pakistanın Karaçi şehrinde bastırılmıştır. Farisi olan bu mektuplar arasından yüz kırk bir adedi seçilerek; Müntehabat-ı Masumiyye adıyla İhlas A.Ş. tarafından İstanbulda bastırılmıştır.
Buyurdu ki:
İnsanın ömrü çok azdır. Sonsuz olan ahiret hayatında, insanın karşılaşacağı şeyler dünyada yaşadığı hale bağlıdır. Aklı başında olan, ileriyi görebilen bir kimse, dünyadaki kısa hayatında hep ahirette iyi ve rahat yaşamağa sebep olan şeyleri yapar. Ahiret yolcusuna lazım olan şeyleri hazırlar.
Muhammed Masum hazretleri, ikinci cilt 105. mektubunda buyuruyor ki:
Resulullah efendimize uymak nasıl olur? Bunlardan mühim olan birkaçını bildiriyorum. Günah işleyince hemen tövbe etmelidir. Gizli işlenen günahların tövbesi gizli, açık işlenen günahların tövbesi açık olur. Tövbeyi geciktirmemelidir. Rızkını helaldan kazanmalı, kendinin ve çoluk çocuğunun nafakasını helaldan kazanmak için çalışmalıdır. Bunun için ticaret, sanat yapmak lazımdır. Helal kazanmanın sevaplarını bildiren birçok hadis-i şerif vardır.
Yemekte, içmekte orta halli olmayı gözetmelidir. Gevşeklik verecek kadar çok yememeli, ibadet yapamayacak kadar da perhiz etmemelidir. İbadet, iyilik yapmaya yardımcı olan her şey iyi, mübarektir. Her işte niyete dikkat etmelidir. İyi niyet olmadıkça o işi yapmamalıdır. İyi kötü herkese güler yüz göstermeli, af dileyenleri affetmeli, herkese karşı iyi huylu olmalıdır. Münakaşa etmemelidir. Herkese yumuşak söylemeli, sert söylememelidir. Evliyanın başka insanlardan nasıl ayırt edileceğini Muhammed bin Salim hazretlerinden sorduklarında; Sözlerinin yumuşak olması, konuşurken itiraz etmemesi, özür dileyenleri affetmesi ve herkese merhametli olması ile anlaşılır buyurdu.
Az konuşmalı, az uyumalı, az gülmelidir. Çok gülmek kalbi karartır. Çalışmalı, fakat karşılığını yalnız Allahu Tealadan dilemelidir. Onun emirlerini yapmaktan zevk duymalıdır. Yalnız Ona güvenmelidir.
Yahya Muaz-ı Razi buyuruyor ki: Allahu Tealayı sevdiğin kadar, herkes seni sever. Allahu Tealadan korktuğun kadar da herkes senden korkar. Allahu Tealaya kulluk ettiğin miktarda herkes sana yardımcı olur.
Dünyaya düşkün olanlarla birlikte bulunmamalıdır. Her işinde sünnete uymalı, neşeli zamanlarında İslamiyetin dışına taşmamalıdır. Sıkıntılı anlarda Allahu Tealadan ümidini kesmemelidir. Her güçlük yanında kolaylık bulunduğunu unutmamalıdır. Neşede ve sıkıntıda hali değişmemeli, varlıkta ve yoklukta aynı halde olmalıdır. Hatta yokluktan rahatlık duymalıdır, varlıkta sıkılmalıdır. Hadiselerin değişmesi insanda değişiklik yapmamalıdır.
Buyurdu ki:
Günah işleyince, hemen tövbe etmelidir. Gizli işlenen günahın tövbesi gizli, açık işlenen günahın tövbesi de açık olur. Tövbeyi geciktirmemelidir. Kiramen katibin melekleri, günahı hemen yazmaz. Tövbe edilmezse yazarlar. Cafer bin Sinan buyurdu ki: Günaha tövbe etmemek, bu günahı yapmaktan daha fenadır. Hemen tövbe etmeyen de, ölmeden önce tövbe etmelidir. Vera ve takvayı elden bırakmamalıdır. Takva açıkça yasak edilmiş olan şeyleri, Vera şüpheli şeyleri yapmamaktadır. Yasak edilenlerden sakınmak, emir olunanları yapmaktan daha faydalıdır. Büyüklerimiz buyurdu ki: İyiler de, kötüler de iyilik yapar. Fakat, yalnız sıddiklar, iyiler, günahtan sakınır.
Adet olarak, riya, gösteriş olarak değil de Allah rızası için, fakirlere yemek, sadaka verip, sevaplarını meyyitin ruhuna göndermek iyi olur ve büyük ibadet olur.
Muhammed Masum hazretlerinin Mektubatından birinci cilt dördüncü mektubu şöyledir:
Bu bir köşede unutulmuşu hatırlayarak, kardeşim Mevlana Muhammed Hanif ile gönderdiğiniz mektup geldi. Okuyunca, çok sevindirdi. Ortağı, benzeri olmayan cenab-ı Hakka bağlılığınızı ve Onun muhabbetinin ateşi ile yandığınızı okuyunca, sevincimiz kat kat arttı. Bu ahir zaman fitne ve zulmeti içinde, Allahu Teala, bir kulunun kalbine, kendi sevgisini yerleştirir ve kendi hicranı, ayrılığı ile onu yakarsa ne büyük nimettir. Bu nimetin kıymetini bilip, şükrünü yapmak lazımdır. Durmayıp, bunun artmasına çalışarak, aşkı ilahinin en son derecesine yükselmesini beklemelidir. Hakiki matlubdan (sevgiliden) başka hiçbir şeye gönül bağlamamalıdır. Muhabbet ateşi nefs-i emmarenin azgınlığından, yükselmesinden meydana gelen, benlik, izzet-i nefs perdesini tamamen yakarak ezeli ve ebedi kemalatın nurları, kalbi aydınlatmalıdır. Kuran-ı Kerimde; Nimetlerime şükr ederseniz, onları arttırırım buyrulmuştur.
Ey mesut ve bahtiyar kardeşim! Madem ki, Allahu Tealanın sevdiği kullarının yolunda yürümek arzusundasın, bu yolun şartlarını ve edeplerini gözetmelisin. En önce sünnet-i seniyyeye yapışmak ve bidatlerden sakınmak lazımdır. Çünkü Allahu Tealanın sevgisine ulaştıran yolun esası bu ikisidir. İşlerinizi, sözlerinizi, ahlakınızı, dinini bilen ve seven, dindar alimlerin sözlerine ve kitaplarına uydurmalısınız. Salih kullar gibi olmalısınız ve onları sevmelisiniz. Uykuda, yemekte ve söylemekte aşırı gitmeyip, orta derecede olmalısınız. Seher vakti, (yani gecelerin sonunda) kalkmağa gayret etmelisiniz. Bu vakitlerde istiğfar etmeyi, ağlamayı, Allahu Tealaya yalvarmayı ganimet bilmelisiniz. Salihlerle düşüp kalkmayı aramalısınız. İnsanın dini, arkadaşının dini gibidir sözünü unutmayınız! Şunu, iyi biliniz ki, ahireti (seadet-i ebediyyeyi) istiyenlerin dünya lezzetlerine düşkün olmaması lazımdır.
Zekatı ve fıtraları, şeriatin emrettiği kimselere seve seve vermelidir. Akrabayı ziyaret etmeli, mektupla gönüllerini almalıdır. Komşuların haklarını gözetmelidir. Fakirlere ve borç isteyenlere merhamet etmelidir. Malı, parayı, şeriatin izin vermediği yerlere harcetmemeli, izin verilen yere de, israf etmemelidir. Bunlara dikkat edince, mal, zarardan kurtulur ve dünyalıklar, ahiretlik halini alır. Belki de bunlara dünya denmez.
İyi biliniz ki, namaz, dinin direğidir. Namaz kılan bir insan dinini doğrultmuş olur. Namaz kılmayanın, dini yıkılır. Namazları, müstehap zamanlarında ve şartlarına ve edeplerine uygun olarak kılmalıdır. Bunlar, fıkıh kitaplarında bildirilmiştir. Namazları cemaatle kılmalı ve birinci tekbiri imamla birlikte almaya çalışmalıdır. Birinci safta yer bulmalıdır. Bunlardan biri yapılmazsa, matem tutmalıdır. Kamil bir Müslüman, namaza durunca, sanki dünyadan çıkıp ahirete girer. Çünkü dünyada Allahu Tealaya yaklaşmak, çok az nasip olur. Eğer nasip olursa, o da zılle, gölgeye, surete yakınlıktır. Ahiret ise, asla yakınlık yeridir. İşte namazda, ahirete girerek, burada nasip olan devletten hisse alır. Bu dünyada hasret ve firak ateşiyle yanan susuzlar, ancak namaz çeşmesinin hayat suyu ile serinleyip rahat bulur. Büyüklük ve mabudluk sahrasında şaşırmış kalmış olanlar, namaz gelininin çadır etekleri altında vuslatın (sevgiliye kavuşmanın) kokusunu duyarak hayran olurlar. Allahu Tealanın Peygamberi (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: Bir mümin namaz kılmağa başlayınca, Cennet kapıları onun için açılır. Rabbi ile onun arasında bulunan perdeler kalkar. Cennette olan hur-ı in onu karşılar. Bu hal, namaz bitinceye kadar devam eder.
Muhammed Masum hazretleri, bu ümmette gelmiş olan en yüksek evliyadandır. O doğduğu zaman babası; Muhammed Masumun dünyaya gelişi, bizim için çok bereketli ve pek mübarek oldu. Onun doğmasından birkaç ay sonra yüksek hocamın (Muhammed Bakibillahın) huzuruna kavuştum. Ona talebe oldum. Gördüklerimi orada gördüm. buyurmuştur. Kuran-ı Kerimi üç ayda ezberledi. Küçük yaşta ilim tahsiline başladı. On bir yaşında iken; zikr ve murakabe yolunu babasından aldı. Tasavvufta yetişmesi ve makamları aşması pek süratli oldu. Hallere, yüksek makamlara, eşsiz varidata ve kemallere kavuşunca, mübarek babası kendisine mutlak icazet verdi. Babasını, zahir ve batın ilimlerinde adım adım takip etti. Keşfleri çok doğru ve çok kuvvetli olup, uzak memleketlerdeki talebesinin vilayetin hangi mertebesinde olduğunu ve meşreblerinin ne halde bulunduğunu haber verirdi. Babası İmamı Rabbani hazretleri onun için; Bu oğlum sabıkundan (bu ümmetin büyüklerinden) dır buyurdu.
Daha küçük iken, babası kendisinde tam bir olgunluk ve irşad eserleri gördü. İstidadının yüksekliğini anlayınca teveccüh ve nazarı ile ona yönelip, istidadı altındaki gizli kemalatın açığa çıkmasını bekledi. Buyurdu ki: Hal, ilimden sonra olduğundan, ilim okumaktan başka çare yoktur. Bu sebeple oğluna akli ve nakli ilimleri okutmağa başladı. En zor ve en derin kitapları satır satır okumasını emretti. Böylece Muhammed Masum hazretleri, ilim tahsilinde bulundu. İmamı Rabbani hazretleri ona; Tahsilini çabuk bitir ki, seninle büyük işlerimiz vardır. buyurdu. Daha on dört yaşında babasına; Ben kendimde bütün alemi güneş gibi aydınlatan bir nur görüyorum. Eğer o sönerse dünya karanlık ve zulmetli olur. diye arzedince, babası; Sen zamanının kutbu olursun. buyurarak müjde vermiştir. Nitekim daha sonra bunu kendisi; Allahu Tealaya hamd ü senalar olsun. Vad edilen ele geçti. Babamın müjdelediklerine kavuştum. diye haber vermiştir.
Muhammed Masum, ilminin çoğunu babasının huzurunda öğrendi. Bu tahsili sırasında İmamıRabbani hazretleri bir mektubunda şunları yazmıştır: Bu günlerde oğlum Muhammed Masum, Şerh-i Mevakıfı bitirdi. Bu arada Yunan felsefecilerinin kusur ve hatalarını iyi anladı. Faydası ve karı çok oldu. Allahu Tealaya bu ihsanından dolayı hamd ve senalar olsun. Ayrıca büyük ağabeyi Muhammed Sadıktan ve babasının halifelerinden olan büyük alim Muhammed Tahir-i Lahoriden ve başka alimlerden de ilim tahsil etti. Hadis ilminde babasından icazet (diploma) aldı.
Onaltı yaşında, bütün ilimlerin tahsilini bitirdi. Sonra tamamen tasavvufa yönelip, babasının feyzlerine, üstün makamlara, büyük derecelere ve yüksek kemalata kavuştu.
Muhammed Masum, babası İmamıRabbani hazretlerinin vefatından sonra, vaz ve irşad makamına geçip talebe yetiştirmeye başladı; ilim ve feyz saçarak insanları doğru yola davet etti. İslam tarihinde rüşd ve hidayeti onunki kadar yaygın bir alim ve mürşid görülmemiştir. Dokuz yüz bin kişi ona talebe olup huzurunda tövbe etmiş, talebelerinden yüz kırk bini velilik mertebelerine kavuşmuş, yedi bini de mürşidikamil (tam ve olgun bir alim) olarak yetişip, irşad ile emrolunmuştur. Talebeleri onun huzurunda bazan bir ayda, bazan bir haftada evliyalık kemalatına ererlerdi. Bazılarını bir teveccühde, makamların hepsine ulaştırırdı.
Başta kendi altı oğlu olmak üzere; Muhammed Sıbgatullah, Muhammed Nakşibend (Hazreti Huccetullah ismi ile meşhurdur), Muhammed Ubeydullah (İslamiyeti kuvvetlendiren manasında; Mürevvic-üş-şeriat lakabı ile meşhurdur), Muhammed Eşref, Muhammed Seyfeddin, Muhammed Sıddik yetiştirdiği büyük alim ve velilerdendir.
Altı oğlu, kemal mertebelerinin en yüksek derecelerine çıkmışlar ve yüksek babalarına mahsus nisbetten pay almışlardır. Altısı da kutb-i zaman idiler. Her biri en yüksek halifelerinden ve sır mahremlerinden idi. En önde gelen talebelerinden biri de torunu Şeyh Ebül-Kasım olup, bunu da oğullarından saymıştır. Kardeşi Muhammed Saidin oğlu Hazreti Vahdet ismiyle bilinen Abdülehad da meşhur talebelerinden olup, çok sırlara ve yüksek derecelere mazhar olmuştur. Hace Muhammed Hanif Kabili de rahmetullahi aleyh, Muhammed Masum hazretlerinin oğullarından sonra gelen en meşhur talebelerinden olup, icazet verilen halifelerindendir. Bundan sonra, Hace Muhammed Sıddik Peşaveri rahmetullahi aleyh seçilmiş talebelerindendir. Bu on halifesi, talebelerinin en seçkinleridir. Bunlarla beraber yedi bin halifesi vardı. Halifelerinden Ahmed-i Yekdest rahmetullahi aleyh, Hicaza gönderilmiş ve orada İstanbulun Eshab-ı kiramdan sonra üç büyük evliyasından biri olan Muhammed Emin Tokadiyi irşad etmiştir. Diğer bir halifesi Murad-ı Münzavi rahmetullahi aleyh de, İstanbulda yıllarca feyz saçmış, sohbetleriyle İstanbul halkını aydınlatmıştır. Eyüp Nişancasında medfundur. Hindistandaki Babürlü Devletine elli sene hükümdarlık yapmış olan Alemgir Şah da, Muhammed Masum hazretlerinin halifelerinden idi. Muhammed Masum hazretlerinin yetiştirdiği mürşidikamillerden her biri, bulundukları yerlerde insanlara feyz vererek, onları irşad ettiler, hak yolu anlattılar. Böylece onun feyz ve marifeti her tarafa yayıldı. Yapılan bu mükemmel hizmetler, izah edilemeyecek kadar umumileşti, yaygınlaştı ve asırlar sonrasına aksetti.
Muhammed Masum hazretleri vefat edince cenazesini Ahmed Sücadil yıkadı. Namazını en küçük kardeşi Şeyh Yahya kıldırdı. Mezarı, hayatta iken; Burada kemal mertebelerine kavuşan bir fakirin mezarı bulunur buyurduğu yer oldu. Halifesi ve Babür sultanı olan Alemgir Şah, kabri üzerine yüksek kubbeli bir türbe yaptırdı. Türbesi, Serhendde, babası İmamı Rabbani hazretlerinin türbesinin birkaç yüz metre kuzeyindedir.
Muhammed Masum hazretlerinin makamlarını, keşiflerini ve kerametlerini anlatan pekçok menkıbe vardır. Bunlardan bazıları şöyledir:
Sadullah Han, Şah Cihanın yanındayken, Muhammed Masum hazretlerinin büyük bir mürşidikamil olduğunu inkar ederek, dil uzatıp hallerini yalanlamıştı. O anda kulunç hastalığına tutuldu. Birden bire hastalanmasının, Muhammed Masum hazretleri hakkında söylediği kötü sözler sebebiyle olduğunun farkına vardı. Pişman oldu ve Muhammed Masum hazretlerine beş yüz rupiyye (o zamanın parası) ve bazı hediyeler göndererek; Benim kusur ve anlayışsızlığımı affetsin diye haber yolladı. Bir bardak içerisinde de su gönderip şifa bulması için suya okumasını istedi. Fakat Muhammed Masum hazretleri bunları kabul etmedi. Oğulları o kimseyi kurtarmak için çok yalvarınca; Yalan söyleyenlerin nefesinde bereket ve şifa olmaz. Bize yalancı dedi. buyurdu. Sadullah Hanın adamlarına da; Çabuk gidiniz. Onun ruhu, bu cevabı bekliyor. buyurdu. Sadullahın adamları, utanarak geri döndüler. Sadullah Hana duyduklarını söylediler. Sadullah Han bu sözleri işittiği anda öldü.
Berekat-ı Masumi kitabının müellifi şöyle anlatmıştır: Bir gün Babürlü hükümdarı Alemgir Şahın oğlu, zamanın padişahı, Muhammed Muazzam Şahın meclisinde idim. Muhammed Masum hazretlerinin tasarruflarından bahsediliyordu. Muhammed Muazzam Şah dedi ki: Babam Alemgir Şah, Keşmire giderken, irşad diyarı olan Serhendden geçiyordu. Urvet-ül-vüska Muhammed Masum hazretlerini ziyaret ile şereflendi. O sene, padişahlığının beşinci yılı idi. Ben de babamın yanında idim. Muhammed Masum hazretleri, Baban vefat ettikten sonra, padişahlık sana geçecektir. buyurdu. Kırk beş sene sonra bu müjdesi çıktı. Alemgir Şahın padişahlık müddeti elli sene idi.
Birgün abdest alırken, ibriği kuvvetle duvara fırlattı. Talebesi, verdiği ibriğin böyle atılıp kırılmasına üzüldü fakat gidip başka bir ibrik getirdi. Acaba ne kusur etim diye de düşünüp, Muhammed Masum hazretlerinin hanımına gidip, durumu anlattı. O da, talebesinin bu üzüntülü ve korkulu halini Muhammed Masum Faruki hazretlerine bildirdi. Muhammed Masum hazretleri buyurdu ki: Ona söyleyiniz korkmasın. O ibriği attığım sırada, bizi sevenlerden birisi sahrada, kana susamış bir arslana rastladı. O anda onu orada öldürecek, parça parça edecekti. O talebemiz ise tam bir acizlik içinde bizden yardım istedi. Benim o anda elimde ve yanımda o ibrikten başka bir silahım yok idi. Bunun için ibriği o arslana fırlattım, o zavallıyı kurtardım.
Bu hadiseyi arslandan kurtulan talebesi sonra şöyle anlattı:
Aniden bir kızgın arslan gördüm. O anda hocam, İmamı Muhammed Masum hazretlerini hatırladım. Hemen baş gözüm ile gördüm ki, İmamı Masum hazretleri geldi, elinde olan ibriği o arslana fırlattı. Arslanda hareket edecek kuvvet kalmadı. Sonra hocam gözümden kayboldu. Beni o arslandan kurtardılar. Bundan sonra, o ibriğin kırılmış parçalarını yerden topladım. Hatta hala yanımda saklıyorum.
Muhammed Masum hazretlerinin menkıbelerini, makamlarını, keşflerini, kerametlerini ve yüksek hallerini anlatan pekçok kitap yazılmış olup, bunlardan altısı her memlekette yayılmıştır. Bu eserler şunlardır:
1) Zübdet-ül-Makamat, 2) Hadarat-ül-Kuds, 3) Hadaik-ul-Verdiyye fi Hakaik-i Ecilla-in-Nakşibendiyye, 4) Hadikat-ül-Evliya, 5) Umdet-ül-Makamat, 6) Yevakit-ül-Haremeyn.
Bunlardan başka Muhammed Masum hazretlerinin üç ciltlik Mektubat-ı Masumiyye adlı eseri vardır. Bu üç ciltte toplam altı yüz elli iki mektup bulunmaktadır. Son olarak 1976 (H.1396) yılında Pakistanın Karaçi şehrinde bastırılmıştır. Farisi olan bu mektuplar arasından yüz kırk bir adedi seçilerek; Müntehabat-ı Masumiyye adıyla İhlas A.Ş. tarafından İstanbulda bastırılmıştır.
Buyurdu ki:
İnsanın ömrü çok azdır. Sonsuz olan ahiret hayatında, insanın karşılaşacağı şeyler dünyada yaşadığı hale bağlıdır. Aklı başında olan, ileriyi görebilen bir kimse, dünyadaki kısa hayatında hep ahirette iyi ve rahat yaşamağa sebep olan şeyleri yapar. Ahiret yolcusuna lazım olan şeyleri hazırlar.
Muhammed Masum hazretleri, ikinci cilt 105. mektubunda buyuruyor ki:
Resulullah efendimize uymak nasıl olur? Bunlardan mühim olan birkaçını bildiriyorum. Günah işleyince hemen tövbe etmelidir. Gizli işlenen günahların tövbesi gizli, açık işlenen günahların tövbesi açık olur. Tövbeyi geciktirmemelidir. Rızkını helaldan kazanmalı, kendinin ve çoluk çocuğunun nafakasını helaldan kazanmak için çalışmalıdır. Bunun için ticaret, sanat yapmak lazımdır. Helal kazanmanın sevaplarını bildiren birçok hadis-i şerif vardır.
Yemekte, içmekte orta halli olmayı gözetmelidir. Gevşeklik verecek kadar çok yememeli, ibadet yapamayacak kadar da perhiz etmemelidir. İbadet, iyilik yapmaya yardımcı olan her şey iyi, mübarektir. Her işte niyete dikkat etmelidir. İyi niyet olmadıkça o işi yapmamalıdır. İyi kötü herkese güler yüz göstermeli, af dileyenleri affetmeli, herkese karşı iyi huylu olmalıdır. Münakaşa etmemelidir. Herkese yumuşak söylemeli, sert söylememelidir. Evliyanın başka insanlardan nasıl ayırt edileceğini Muhammed bin Salim hazretlerinden sorduklarında; Sözlerinin yumuşak olması, konuşurken itiraz etmemesi, özür dileyenleri affetmesi ve herkese merhametli olması ile anlaşılır buyurdu.
Az konuşmalı, az uyumalı, az gülmelidir. Çok gülmek kalbi karartır. Çalışmalı, fakat karşılığını yalnız Allahu Tealadan dilemelidir. Onun emirlerini yapmaktan zevk duymalıdır. Yalnız Ona güvenmelidir.
Yahya Muaz-ı Razi buyuruyor ki: Allahu Tealayı sevdiğin kadar, herkes seni sever. Allahu Tealadan korktuğun kadar da herkes senden korkar. Allahu Tealaya kulluk ettiğin miktarda herkes sana yardımcı olur.
Dünyaya düşkün olanlarla birlikte bulunmamalıdır. Her işinde sünnete uymalı, neşeli zamanlarında İslamiyetin dışına taşmamalıdır. Sıkıntılı anlarda Allahu Tealadan ümidini kesmemelidir. Her güçlük yanında kolaylık bulunduğunu unutmamalıdır. Neşede ve sıkıntıda hali değişmemeli, varlıkta ve yoklukta aynı halde olmalıdır. Hatta yokluktan rahatlık duymalıdır, varlıkta sıkılmalıdır. Hadiselerin değişmesi insanda değişiklik yapmamalıdır.
Buyurdu ki:
Günah işleyince, hemen tövbe etmelidir. Gizli işlenen günahın tövbesi gizli, açık işlenen günahın tövbesi de açık olur. Tövbeyi geciktirmemelidir. Kiramen katibin melekleri, günahı hemen yazmaz. Tövbe edilmezse yazarlar. Cafer bin Sinan buyurdu ki: Günaha tövbe etmemek, bu günahı yapmaktan daha fenadır. Hemen tövbe etmeyen de, ölmeden önce tövbe etmelidir. Vera ve takvayı elden bırakmamalıdır. Takva açıkça yasak edilmiş olan şeyleri, Vera şüpheli şeyleri yapmamaktadır. Yasak edilenlerden sakınmak, emir olunanları yapmaktan daha faydalıdır. Büyüklerimiz buyurdu ki: İyiler de, kötüler de iyilik yapar. Fakat, yalnız sıddiklar, iyiler, günahtan sakınır.
Adet olarak, riya, gösteriş olarak değil de Allah rızası için, fakirlere yemek, sadaka verip, sevaplarını meyyitin ruhuna göndermek iyi olur ve büyük ibadet olur.
Muhammed Masum hazretlerinin Mektubatından birinci cilt dördüncü mektubu şöyledir:
Bu bir köşede unutulmuşu hatırlayarak, kardeşim Mevlana Muhammed Hanif ile gönderdiğiniz mektup geldi. Okuyunca, çok sevindirdi. Ortağı, benzeri olmayan cenab-ı Hakka bağlılığınızı ve Onun muhabbetinin ateşi ile yandığınızı okuyunca, sevincimiz kat kat arttı. Bu ahir zaman fitne ve zulmeti içinde, Allahu Teala, bir kulunun kalbine, kendi sevgisini yerleştirir ve kendi hicranı, ayrılığı ile onu yakarsa ne büyük nimettir. Bu nimetin kıymetini bilip, şükrünü yapmak lazımdır. Durmayıp, bunun artmasına çalışarak, aşkı ilahinin en son derecesine yükselmesini beklemelidir. Hakiki matlubdan (sevgiliden) başka hiçbir şeye gönül bağlamamalıdır. Muhabbet ateşi nefs-i emmarenin azgınlığından, yükselmesinden meydana gelen, benlik, izzet-i nefs perdesini tamamen yakarak ezeli ve ebedi kemalatın nurları, kalbi aydınlatmalıdır. Kuran-ı Kerimde; Nimetlerime şükr ederseniz, onları arttırırım buyrulmuştur.
Ey mesut ve bahtiyar kardeşim! Madem ki, Allahu Tealanın sevdiği kullarının yolunda yürümek arzusundasın, bu yolun şartlarını ve edeplerini gözetmelisin. En önce sünnet-i seniyyeye yapışmak ve bidatlerden sakınmak lazımdır. Çünkü Allahu Tealanın sevgisine ulaştıran yolun esası bu ikisidir. İşlerinizi, sözlerinizi, ahlakınızı, dinini bilen ve seven, dindar alimlerin sözlerine ve kitaplarına uydurmalısınız. Salih kullar gibi olmalısınız ve onları sevmelisiniz. Uykuda, yemekte ve söylemekte aşırı gitmeyip, orta derecede olmalısınız. Seher vakti, (yani gecelerin sonunda) kalkmağa gayret etmelisiniz. Bu vakitlerde istiğfar etmeyi, ağlamayı, Allahu Tealaya yalvarmayı ganimet bilmelisiniz. Salihlerle düşüp kalkmayı aramalısınız. İnsanın dini, arkadaşının dini gibidir sözünü unutmayınız! Şunu, iyi biliniz ki, ahireti (seadet-i ebediyyeyi) istiyenlerin dünya lezzetlerine düşkün olmaması lazımdır.
Zekatı ve fıtraları, şeriatin emrettiği kimselere seve seve vermelidir. Akrabayı ziyaret etmeli, mektupla gönüllerini almalıdır. Komşuların haklarını gözetmelidir. Fakirlere ve borç isteyenlere merhamet etmelidir. Malı, parayı, şeriatin izin vermediği yerlere harcetmemeli, izin verilen yere de, israf etmemelidir. Bunlara dikkat edince, mal, zarardan kurtulur ve dünyalıklar, ahiretlik halini alır. Belki de bunlara dünya denmez.
İyi biliniz ki, namaz, dinin direğidir. Namaz kılan bir insan dinini doğrultmuş olur. Namaz kılmayanın, dini yıkılır. Namazları, müstehap zamanlarında ve şartlarına ve edeplerine uygun olarak kılmalıdır. Bunlar, fıkıh kitaplarında bildirilmiştir. Namazları cemaatle kılmalı ve birinci tekbiri imamla birlikte almaya çalışmalıdır. Birinci safta yer bulmalıdır. Bunlardan biri yapılmazsa, matem tutmalıdır. Kamil bir Müslüman, namaza durunca, sanki dünyadan çıkıp ahirete girer. Çünkü dünyada Allahu Tealaya yaklaşmak, çok az nasip olur. Eğer nasip olursa, o da zılle, gölgeye, surete yakınlıktır. Ahiret ise, asla yakınlık yeridir. İşte namazda, ahirete girerek, burada nasip olan devletten hisse alır. Bu dünyada hasret ve firak ateşiyle yanan susuzlar, ancak namaz çeşmesinin hayat suyu ile serinleyip rahat bulur. Büyüklük ve mabudluk sahrasında şaşırmış kalmış olanlar, namaz gelininin çadır etekleri altında vuslatın (sevgiliye kavuşmanın) kokusunu duyarak hayran olurlar. Allahu Tealanın Peygamberi (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: Bir mümin namaz kılmağa başlayınca, Cennet kapıları onun için açılır. Rabbi ile onun arasında bulunan perdeler kalkar. Cennette olan hur-ı in onu karşılar. Bu hal, namaz bitinceye kadar devam eder.
- Katılım
- 1 Eki 2014
- Konular
- 118
- Mesajlar
- 685
- Reaksiyon Skoru
- 29
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 11 Yıl 8 Ay 8 Gün
- Başarım Puanı
- 93
- MmoLira
- 20
- DevLira
- 0
Değerli Paylaşım İçin Teşekkurler
- Katılım
- 9 Ağu 2009
- Konular
- 10,503
- Mesajlar
- 76,744
- Online süresi
- 2d 17h
- Reaksiyon Skoru
- 3,271
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 16 Yıl 10 Ay 2 Gün
- Başarım Puanı
- 661
- Yaş
- 30
- MmoLira
- 797
- DevLira
- 0
Teşekkürler.
Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)
Benzer konular
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 18
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 55
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 13





