ShadowFon 1
ShadowFon
noisiv 1
noisiv
Manwe Work 1
Manwe Work
romegames 1
romegames
kralhakan2009 1
kralhakan2009
Vahsi Uzman 1
Vahsi Uzman
Bvural41 1
Bvural41
NovaLst 1
NovaLst
Hikaye Ekle
Reklam vermek için turkmmo@gmail.com

Aşka Dokunuş - 19. Bölüm

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan qecekondu06
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 3
  • Görüntüleme Görüntüleme 226

qecekondu06

Developer
Telefon Numarası Onaylanmış Üye
Fahri Üye
TM Üye
Katılım
25 Ocak 2013
Konular
6,740
Mesajlar
21,611
Online süresi
2d 13h
Reaksiyon Skoru
2,176
Altın Konu
0
TM Yaşı
13 Yıl 4 Ay 19 Gün
Başarım Puanı
509
MmoLira
2,783
DevLira
0
Ticaret - 0%
0   0   0

ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!

Erkekler ağlamaz diyen insanlara daima kötü bakmışımdır. Her zaman onların duygularını olduğunu, kırılabildiklerini, sevebildiklerini savundum. Şuan ne kadar haklı olduğumu görüyordum. Yalçın, öksürürken bir yandan da bana mahcup olduğunu belli eden bakışlar atıyordu. Buraya gelebilmek onun için cesaret gerektiren, zor bir olaydı. Emindim. Kim sevgilisi tarafından ağlarken görülmek isterdi ki.
Sorular sormak için delice bir istek duydum. Bunun yerine ona doğru iki adım yaklaştım. Konuşup onu daha da zorlamayacaktım. Eğer böyle bir anda yanıma geliyorsa sebebi rahatlamak olabilirdi. Tereddütle kollarımı ona doğru uzattığımda hiç düşünmeden vücuduma sarılıverdi.
Kocaman bir yumru mideme oturdu. Sanki oraya tuğla koymuşlar gibi. Göğsümdeki baskı ise üzüntümün timsaliydi. Yalçın bana ihtiyaç duyduğunu belli eder şekilde sarılmıştı. Sarılmak için değil de gerçekten istediği için.
‘‘Artık acımıyor değil mi?’’ diye mırıldandım geri çekilemeden. Hareket kabiliyetim sıfırdı, halimden memnun olmadığımı söyleyemezdim. Onu taklit ettiğimi anımsayınca anlık olarak omuzları titredi. Ellerimi göğsüne koyarak aramıza azıcık mesafe koydum. Parmak uçlarımda kalkarken kanayan kaşına doğru nefesimi üfledim. Bakışlarının ağırlığını her hücremde hissedebiliyordum. Gözlerimi ona çevirmedim, zaman tanıyordum.
‘‘Artık acımıyor.’’ diye destekledi söylediğim sözü. Sol eli çenemi kavrayınca, işte tam o anda gözlerine bakabildim. ‘‘Sana sarıldığım an geçti gitti bile.’’
Cümleler anlamını yitirdi, kelimeler yok oldu. Gözlerimiz kenetlenmişti, sadece birbirimizi bakıyorduk. Sonsuza dek sürmesini istediğim zamanlar oluyordu, şuan ki gibi. O hastaneden çıkarken, okula başlarken, insanların arasına karışırken bunu düşünememiştim. Sevgiyi bulmuştum ben. Yalçın’ı bulmuştum.
‘‘Eve çıkalım,’’ deyiverdim babamı düşünmeden. ‘‘Yaralarına bakmamız lazım.’’
Sadece bir baş hareketiyle onayladı beni. Miyavlamaya benzer ses duyduğumda binaya doğru attığım adımı durdurdum. Arkamı döndüğümde sabahleyin Ece ve Olcay’la gördüğümüz kedi olduğunu fark ettim. O küçücük tüy yumağı beni buraya kadar takip mi etmişti?
Hemen ürkütmemeye çalışarak birkaç adım attım. Miyavlayarak başını sağa yatırdı. Sevimliliği yüzünden çığlık atmamak amacıyla dudağımı ısırdım. İki avucumu yere koyarak onun bana gelmesini bekledim. Önce bir adım attı, etrafı kokladı, ardından ikinci adım. Islak burnunu parmak uçlarımda hissederken sırıtıyordum.
Yalçın boğazını sertçe temizlediğinde kediyi yakalayıverdim. Ani tepkimden korkup patilerini elime vurmaya başladı. ‘‘Resmen beni kediyle aldatıyorsun.’’ diye söylendi. Ona bakarken kahkaha atma isteğiyle dolup taştım. Yanında dikilirken parmak uçlarımda kalkarak yanağına öpücük kondurdum. Dudaklarımın baskısıyla yüzündeki ifadenin birazcık gevşediğini görmüştüm.
‘‘Babama bunun için dışarı çıktığımı söyleyeceğim.’’
Kediyi çevirip mavi gözlerine baktım. Her zaman hayvanlara saygı duyan biriydim, kedileri severdim. Yumuşacık tüyleri, renkli boncuk boncuk gözleri ve kendi sevdirebilmek için yaptıkları şebeklikler hoşuma gidiyordu. ‘‘Bundan sonra senin adın; tüy yumağı.’’
‘‘Sahibi varsa?’’ dedi Yalçın etrafa bakınırken. ‘‘Tasması olmaz mıydı?’’ diye sordum tüy yumağını incelemeye devam ederken. Yarası falan olup olmadığına bakıyordum, zaten olsa sürekli miyavlardı. Şuan rahatça iki elime yerleşmiş, patilerini başının altında birleştirerek yatıvermişti!
‘‘Tasmayı takan köpekler değil miydi?’’
Şuan konuşmamız gereken şeyler varken diyalogumuzun geldiği hale güldüm alayla. Gerçekten tasmayı köpeğin mi kedinin mi taktığını konuşacaktık? Yok artık. ‘‘Hadi, eve çıkıyoruz!’’
Babamın kedilere karşı hiçbir alerjisi veya nefreti yoktu. En azından birkaç gün bakmayı umut ediyordum. Ece’de onunla ilgilenir, kafasını dağıtırdı hem. Yalçın peşimden merdivenleri çıkarken ona döndüm. ‘‘Babam… Biraz şeydir… Seni saklamam lazım.’’
‘‘Tamam.’’
Kaşından sızan kan kurumuştu, dudağındaki yara hala kanıyordu ve gözlerindeki ıslaklık yok olmuştu. O an bana güvendiğini hissettim. Yalçın, en yakın arkadaşına, Olcay’a değil bana gelmişti. Bunun sebebi rahatlamak veya içini dökmek olabilirdi. Yine de içimde bir yerlerde kazandığımı biliyordum. Yalçın’ı kazanıyordum.
Anahtarı o aceleyle unutmadığım için kendime teşekkür ettim. Kapının deliğine yavaşça sokup açtım. Kediyi tek elimle tutmak gerçekten zordu. Homurdanmamaya çalışarak döndüm ve kucağımdaki miniği Yalçın’a uzattım.
‘‘Ben… Almasam…’’
Onun cevap vermesini beklemeden kediyi koluna bırakıverdim. Olumsuz herhangi bir cevabı kabul etmiyordum, hah! Kapı aralanınca içeri geçtim, babamın odasında olduğunu gördüğümde ise rahat bir nefes alabildim. Ondan gizli iş yapmak içime sinmese bile ne diyecektim? Baba, sevgilim yüzü dağılmış halde evime geldi, yaralarına sararak ona destek olacağım.
Sonraki durağım ise deli hastanesi.
Yavaş adımlarla ilerleyerek Yalçın’a elimle ‘gel’ işareti yaptım. Gergince etrafı izleyerek birkaç adım attı. Ayakkabılarını çıkarmıştı o sırada. Kedi miyavlayınca hemen elinden aldım ve ona odamı işaret ettim. Gürültüsüz şekilde odama girdiği an salonun ışıkları açıldı.
‘‘İmge?’’
Dış kapıyı açık unutmuştum. Ayrıca Yalçın’ın ayakkabıları oradaydı. İnsan düşünür, içeriye alır. Ama yok! Her şeyini ben halledeyim bey efendinin.
‘‘Baba?’’ dedim aynı ses tonuyla. ‘‘O ne yavrum?’’ diyerek tüy yumağıma bir bakış attı. ‘‘Kedi.’’ dedim gerginlikle verebileceğim en saçma cevabı vererek. ‘‘İmge!’’ diye azarladı babam beni. ‘‘Kedi olduğunu görüyoruz herhalde! Evimde ne yapıyor?’’
‘‘Valla yaşama tutunma çalışıyor çaresizce.’’
Babam derin nefes vererek gözlerini devirdi. ‘‘Kızım ne diye getiriyorsun elalemin kedisini eve?’’
Tüy yumağı huysuzlanırken ‘‘Elalem değil!’’ diyerek karşı çıktım. ‘‘Annesi yoktu, ölmek üzereydi! Ne yapsaydım? Dışarıda mı bıraksaydım? Neredeyse kasım oldu. Ölse miydi yavrucak? Acı içinde yaşasaydı? Kendini arabaların altına mı atsaydı? Motorlara mı tırmanmaya çalışsaydı-’’
‘‘İmge,’’ dedi babam tek elini yukarı kaldırarak durmamı işaret ederek. ‘‘Lütfen sus. Birkaç gün kalsın barınağa bırakırız.’’
Onu götürme vakti geldiğinde babama yalvarıp bir şekilde kalmasını sağlardım nasılsa. Şöyle şüpheci bir bakış atarak tekrar odasına döndüğünde ne zaman tuttuğumu bilmediğim nefesi bıraktım. Babama yalan söylediğimden olsa gerek midem kasılıyordu. Suçluluk onun odaya girişiyle kendini göstermişti.
Tamam, karşına geçip her şeyi anlatmayı bende isterdim. Tepkisini bilmiyordum ki. Sonuçta aylar sonra görüşüyorduk, beni önemsiyordu. Ama hala tam anlamıyla onu tanıyabildiğimi hissetmiyordum. Konuşsam, vereceği tepkiyi aklımda canlandıramıyordum. Çığlık çığlığa bağıran vicdan azabımı susturabilmek amacıyla hızla odaya daldım.
Yalçın yatağıma oturmuş meraklı bakışlarla odayı süzüyordu. Hemen dolabımın en köşesine attığım pamuk paketini aldım. Kediyi çalışma masama koyduğum an, yüksekten korktuğunu fark ettim. İçim rahat etmediği için halının üzerine bıraktım bu sefer.
Her hareketimi dikkatle izleyen Yalçın yüzünden huzursuzdum. Kedi direk duvarın dibine yanaştı, yürüyüşü savsaktı. Yatıp kıvrılırken onun tüylerini okşamak için büyük bir istek duydum. İşaret parmağımı ona yöneltip otoriter ses tonumu bulmaya çalıştım. Ki öyle bir ses tonum yoktu!
‘‘Bugünlük kaytarabilirsin kerata ama yarın banyo yapılacak!’’
Yalçın bu halime kıkırdadığında ‘‘Şş!’’ diye ikaz ettim. ‘‘Babam duyarsa görürüsün gülmeyi.’’
Gözlerini devirdi. O an aklıma ayakkabıların hala dışarıda olduğu geldi. Çığlık atmayayım diye ellerimi ağzıma kapadım. Şokla açılmış kocaman gözlerim, endişeyle garipleşen hareketlerim Yalçın’a bir şeyleri hatırlatabilmişti. Fısıldayarak ‘‘Ayakkabılarım..’’ dedi. Başımı onaylarcasına salladım, kapıyı açarak tekrar kolaçan ettim içeriyi.
Filmlerdeki gibi ‘Temiz, gidelim’ demek isterdim fakat zamanım yoktu. Parmak ucumla bastığım parkeler gıcırdayınca bana başka tarafıyla gülen şansıma küfrettim. Babamın odasının kapısı açılmadı, nefesimi tutarak bekledim ama hiçbir şey yoktu. Tam rahatlayarak gülümseyeceğim sırada Ece’nin odası açıldı.
‘‘İmge?’’
‘‘Efendim?’’
Kaşlarını yukarı, aşağı oynatarak ‘‘Yalçın’ı özledin mi kız?’’ dedi. Hayır, normalde asla bu tarz muhabbetlere girmezdik. Az uz bahsederdik o kadar. Şuan Yalçın’la aramızda sadece bir kapı olduğu için mi herkes beni rezil ediyordu? Cidden?
‘‘Im… Şey… Ne yapacaksın ya? Garip sorular soruyorsun.’’
‘‘Siz var ya… Ne fenasınız. Sana o kadar ima yaptım, kaş göz yaptım! Bari bana söyleseydin de mal gibi kalmasaydım. Ama Allah var taş çocuk yani. Kaptın meteoru yavrum. Elinden kaçırma derim. Hii, o değil de öpüştünüz mü?’’
Ece feci derecede hızlı ve akıcı konuşuyordu. Ne dediğini takip edememiştim, ta ki son sorusuna kadar. Ah be Ece. Yaktın beni. ‘‘Özelim o benim özelim! A-a! Ayıp canım!’’
Gitmeye çalıştım ama tüm aksilikleri üzerime çekiyordum. Ece tarafından durduruldum. Karşımdaki koltuğa yaslanıp kollarını göğsünde kavuşturdu. ‘‘İmge, senin üzülmeni istemiyorum. Eğer seni aldatacak, üzecek, ağlatacak olursa haberim olsun. Bütün saçlarını obsesif kompulsif bozukluğuna rağmen darmadağın keserim! Bununla da yetinmem! Onun yakışıklı yüzünü tırmıklarım! Yeter mi yetmez. Köprücük kemiğini bile kırarım!’’
‘‘Ece!’’ diye çığırdım sessizce. Babamın uyanmasından korkuyordum. ‘‘Kızım senin çenen açılacak bu gece mi buldu?!’’
‘‘Ne? Ne ki? Ne var ki? Yalçın mı gelecek?’’
Yalçın’ın odada dinleyip dinlemediğini bilmiyordum. Duymadıysa bile şimdi duyacak çocuk! ‘‘Banyo!’’ dedim cevaptan kaçarken. ‘‘Banyoda elimi yıkamam lazım! Kedi getirdim de.’’
‘‘Oha, nerede?’’
Ece kedi görebilme umuduyla etrafa bakınırken kendime kızdım içten içe. Odaya dalarsa nasıl açıklayacaksın durumu İmge Hanım? ‘‘Uyudu, yarın sabah bakalım olur mu?’’
Ece düşüncelerimin aksine uysalca başını sallayarak odasına girdi, vücudum donup kalmıştı. Gevşeyemiyordum, sanki rahatlasam bir oh çeksem babamın kapısı açılacak gibi geliyordu. Ürkek adımlarla kapıya ilerledim, ayakkabıları içeri alarak ultra sessiz şekilde kapadım. Ne olur ne olmaz diye arkamda birleştirdim ellerimi. Babam şuan da iş yerinde sorunlarla mücadele ediyordu. Duymamasını ümit ettim.
Tam arkama döndüm boş salona bakıyordum ki Ece’nin odasının kapısı açıldı. Heyecanla parlayan gözleriyle arkadaşım engelleyemeden odama daldı. Çığlık, bağırtı veya herhangi bir tepki bekledim.
Karşılığın homurdanmaya benzer sesler duydum. Babam duymasın diye hemen odaya ulaşarak kapıyı kapattım. Arkamı döndüğümde ise kalakaldım. Yalçın, Ece’yi iki kolunun arasına hapsetmiş, tek elini de ağzına dayamıştı. Şoka giren kardeşim uzun kirpiklerini kırpıştırarak bir bana bir de onu susturmayı görev edinmiş sevgilime baktı.
‘‘Sanırım olayı kavradı, bırakabilirsin.’’
Kendimdeki şanssızlığı anlayamıyorum! İlişkimizi saklama kararız alıyoruz, Fatih’e yakalanıyoruz. Yalçın’ saklama kararı alıyorum, Ece’ye yakalanıyorum. Ajan falan olsam çoktan ölmüştüm!
Yalçın tereddütle elini Ece’nin ağzından çekti ve yarı yarıya ona sarılmış olduğunun farkına vardı.
‘‘İnanamıyorum! Duydun mu? Duymadım de! Ay, rezillik! Yemin ederim normalde asla konuşmam, bu akşamı buldum. Çok utanıyorum. Bir dakika. Senin buradan ne işin var? Yoksa eve erkek mi attın İmge?’’
‘‘Evet, karşı odada babam. Ben buna rağmen eve erkek attım tövbe ya!’’
Ece daha fazla utanmış olmalı ki ‘‘Yarın hesabınızı alırım’’ dedikten sonra elinin tersini yanaklarına bastırarak odadan kaçtı. Hemen sonra Yalçın yüzünü buruşturarak kendini yatağa attı. Zaten moralinin bozuk olduğunu anlamıştım, şimdi daha da keyfi kaçmış gibiydi. Mutsuz hallerini görmek istemiyordum. Ayakkabıları kedinin karşısına bıraktım.
Dolabımdan canavarlı, kırmızı eşofmanımı ve düz mavi tişörtümü çıkararak banyoya gittim. Elim ayağıma dolaşsa da çabuk olabildiğimi umuyordum. Geri odaya döndüğümde bıraktığım Yalçın’ı buldum karşımda. Hemen yüzündeki yaraları tedavi etme isteğiyle bir parça pamuk aldım elime.
Pamuk parçasını neyle ıslatacağımı bilmediğimi anlayan sevgilim ‘‘Azıcık su yeterli.’’ dedi. İkinci defa koşar adımlarla banyoya ulaştım. Önce düzgünce ellerimi yıkadım ardından pamuğun üzerine iki damla su düşmesine sağladım. Onu böylesine yıkan, üzen, mahveden şeyi düşünmekten kendimi alamıyordum. Yalçın korunmaya muhtaç küçük bir çocuk gibiydi.
Odaya döndüğümde yanındaki boşluğa yerleştim. Pamuğu özenle alnına dokundurduğumda acıdığına dair bir ifade aradım yüzünde. Yoktu. Sanki hiç alnı kanamamışçasına rahattı. Sol elmacık kemiğinin üzerine yayılmaya başlayan morluğu görünce içime resmen öküz oturdu!
Ne yaptığımı fark edemeden diğer elimi kaldırarak morarmaya yüz tutmuş yeri özenle okşadım. Gözlerim tamamen yüzüne odaklıydı, gözlerine bakamayacağımı biliyordum. Benim aksime Yalçın gözümün içine bakmakta ısrarcıydı. Elim yüzünde kayarak dudaklarının patlamış, şişmiş yerini buldu. Oraya da dokundum acımamasını umarken.
‘‘Çok mu kötü?’’ dedim titreyen sesime inat. ‘‘Yani… Bu darbeleri alırken canın yanmış olmalı.’’
Ne oldu diye sormayacaktım. Veya nasıl oldu? Çok fazla merak ediyordum ama anlatmak istese çoktan konuşmaya başlardı. Belki de konusunun dahi açılmasına dayanamayacak bir olaydı. Üzerine giderek daha fazla üzülmesini istemiyordum. Bazen sırlar sır olarak kalmalıydı.
‘‘Normal bir insan olsa nasıl oldu diye sorardı.’’ dedi. ‘‘Belki de bu yüzden kendimi senin evinin önünde buldum. Beni sorgulamadan yaralarımı saracağın için.’’
Tatlı itirafı karşısında kalbim hızını artırırken kollarını bana sardı. Çenesini sağ omzuma yerleştirdi. ‘‘Bir süre böyle kalalım.’’ dedikten sonra elleri belimi buldu. Rahat etmesi için bende ona sarıldım. Gün içinde yaşadığımız ikinci sarılmamız olsa da istemiyor değildim.
Filmlerde ve dizilerde gördüğüm, kitaplarda okuyarak hayalimde canlandırdığım anlardan birini yaşıyordum. Nasıl istemem?
‘‘Aç mısın?’’ diye fısıldadım bakışlarımı duvarımda gezdirirken. ‘‘Hayır, sadece uyumak istiyorum.’’
Geri çekildikten sonra yere inmek için hamle yaptı. Tek kolunu tutarak ‘‘Ne yapıyorsun?’’ diye sordum. ‘‘Yerde yatacağım.’’ Ona olan sevgim her geçen gün artıyordu. Güldüm. ‘‘Böyle anlarda erkekler birlikte uyuyalım derler Yalçın.’’
‘‘Deseydim… Uyur muydun?’’
‘‘Hayır,’’ dedim tereddütsüz. ‘‘Ama duymak isterdim.’’
Kahkaha atmamak için eliyle ağzını kapadı. Yüz ifadesini düzelterek bakışlarını bana dikti. ‘‘Kızlar…’’ diye söylendi kafasını iki yana sallarken. ‘‘Gerçekten garip yaratıklarsınız!’’
‘‘Şuan feminist damarımı kabartıyorsun Yalçın.’’
Ayaklandığımda gözlerinin hapsine girdim. Dolabımı açarak kışlık yorganı aldım ve yatağımın diğer tarafına -kedinin olmadığı tarafa- serdim. İnce pike çıkararak üzerine koydum, son olarak yastık çekip aldım.
‘‘Uyuyabilirsin.’’
‘‘Teşekkür ederim.’’
Uyuyamayacağımı bilerek ışığı söndürdüm, yatağıma girdim. Yalçın yatağında yerini almıştı. Gözlerimi kapatarak düşündüm. Ona karşı hissettiğim onca duygu… Hepsini nasıl tek kalbe sığdırabiliyordum ki? Benim iradem bunları kaldırabilecek kadar güçlü müydü?
‘‘İmge?’’
‘‘Efendim?’’ dedim endişeyle doğrulurken. Romantik bir an sebebiyle yüzüne pansuman da yapamamıştım. ‘‘Bir şey söylemem lazım.’’
‘‘Seni dinliyorum.’’
Sessizlik. Yalçın ne söyleyecekse hoş şeyler olmadığını anlamıştım. Bacaklarımı yataktan sarkıtarak ona baktım. ‘‘Bana her şeyi söyleyebilirsin biliyorsun değil mi?’’ Ben ona güveniyordum. Odama alıp yatak hazırlayacak kadar hem de. Onunda bana güvenmesini istemek yanlış mıydı? Onun hakkın daha fazla şey bilmeyi istemek kötü bir şey miydi?
Son günler fazla güzel geçiyordu zaten. Yine kötü şeyler olmuş olmalıydı.
‘‘Ayrılalım.’’

20. Bölümden Alıntı;

Şuan uyanmış ve onun için hazırlığım yatağı boş görmüş olmanın verdiği etkiyle sarsıldığımı hissediyordum. Ayakkabıları da yoktu. Dün yaşananların gerçek olduğunu kanıtlayan üç şey vardı.
Birincisi; dağılmış bir yer yatağı. İkincisi; ayakkabıların hafif bıraktığı iz. Üçüncüsü ise; bana bıraktığı not.
‘‘Özür dilerim.’’
Tek bir cümle yakıp geçebilirdi her şeyi. Yalçın ne için özür diliyordu? Beni kırdığı için mi? Terk ettiği için mi? Hiçbir duygu kırıntısı göstermeden bunu söyleyebildiği için mi? Bilmiyordum. Bilmekte istemiyordum açıkçası.
Yakıcı hislerime esir olmuştu işte. Üzüntü, hayal kırıklığı, şaşkınlık. Dehşetle pişman olamadığımı fark ettim. Yalçın’la geçirdiğim güzel anlar için kötü duygular besleyemiyordum. Bu da onu ne kadar sevdiğimi daha çok kanıtlıyordu.

10360451_779484828769463_1327951269117504556_n.jpg
 
Paylaşım İçin Teşekkürler.
 
Teşekkürler.
 
bunuda üşendim okumadım :/ diğerine dedgm gibi 1.bölümü bulup okurum begenırse mdevamı gelir .d
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst