- Katılım
- 25 Ocak 2013
- Konular
- 6,740
- Mesajlar
- 21,611
- Online süresi
- 2d 13h
- Reaksiyon Skoru
- 2,176
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 13 Yıl 4 Ay 18 Gün
- Başarım Puanı
- 509
- MmoLira
- 2,783
- DevLira
- 0
ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!
Bölüm 30 Mektup
Beni görmek istemenin nedeni bu muydu yani? Bozulmuş olan yüz hatlarına ukala bir ifade oturtmuştu yine. Gerçekten çok kırıldım, Lucrezia. Anılarımızı yad etmek istediğini düşünmüştüm.
Carlosun imasıyla yüzünü ekşitti. Bana yaklaşmayı aklına dahi getirme, dedi ayaklanan adama. Tek sözcükle tüm nöbetçileri toplarım buraya.
Bunu yapmayacağını ikimiz de biliyoruz. Ellerini pantolonunun ceplerine sokup birkaç adım attı. Yoksa babanın yerini öğrenemezsin.
Sana işkence etmelerini emredebilirim. Emin ol, dilini hemen çözerler.
Bunu da yapamazsın. Yüzünü tekrar eski sevgilisine dönmüş, loş ışıkta gözlerini kısmıştı. Ne kadar sert gözükmeye çalışsan da öyle değilsin, Lucrezia. Acıma duygun öylesine baskın ki, hiç kimseye isteyerek zarar veremezsin sen, yapamazsın böyle şeyleri.
İnan bana, Carlos, derken öfkeden gözlerinde bir ateş yanmaya başlamıştı bile. Az sonra kendini tutamayıp bağırmaya başlayacağını biliyordu. Aslında içten içe Carlosun haklı olduğunun da farkındaydı; yine de kendinden emin duruşunu bozmadı. Adamı korkutmak için yalan söyleme yöntemine başvurdu. Kuzenim Ryanı kaybettikten sonra çok değiştim. Yapamayacağımı düşündüğün her şeyi yaparım; bunların hepsine gücüm yeter.
Senin ve kocanın gücü çoğu şeye yeter haklısın. Lucrezianın artık hafifçe belli olan karnını işaret etti. Söylesene, babanın sana anlattıklarından sonra nasıl o adamın tohumunu kabullendin? Onu gerçekten doğuracak mısın? Ve Francois denen o herifi gerçekten seviyor musun?
Soğuk bakışlarıyla süzdü karşısındaki adamı. Bunların hiçbiri seni ilgilendirmez. Ağırlığını tek ayağına vermekten vazgeçti; iki ayağı da eşit yük taşıyordu artık. Soruma yanıt ver. Yoksa nöbetçileri çağıracağım. Onlara sana hoş vakit geçirtmeyecek emirler vermemi istemiyorsan konuşmaya başla. Hemen.
Carlos oyunu daha fazla uzatmaması gerektiğini biliyordu. Charlienin istediği gibi Lucreziayı elinden geldiğince oyalamış, dikkatini az da olsa dağıtmıştı. Plana göre bundan sonrasını Kate devralmalıydı. Üzgünüm ama sorunun cevabını bilmiyorum. Sana yardımcı olamayacağım.
Lucrezia kaşlarını kaldırıp sinirle iç geçirdi. Carlos, sabrımı zorluyorsun. Eğer hemen cevap vermezsen nöbetçilerden önce seninle ben ilgileneceğim. Canının yanmasını istemiyorsan konuş diyorum sana!
Carlos omuz silkti. Sorunun cevabı bende değil. Babanın nerede olduğundan haberim yok, uzun zamandır burada, zindandayım. Eliyle sağ tarafı işaret etti. Sana istediğin cevapları verebilecek olan kişi Kate, o da hemen yan taraftaki hücrede.
Ne? derken şaşkınlıktan gözleri irileşmişti. Kate ve babasının ne gibi bir alakası olabilirdi? Kate nasıl babasının yerini bilebilirdi ki? Onların birbirlerini tanıma olasılıkları bile yoktu onun gözünde. Ne saçmalıyorsun sen? Beni aptal mı zannediyorsun? Öfkeyle yüzünü kapıya dönüp var gücüyle bağırdı. Nöbetçiler, buraya gelin!
Lucrezia, dur! derken genç kadına doğru birkaç adım attı hızlıca. Doğruyu söylüyorum, dur!
Yaklaşma bana! Hafifçe aralık bıraktığı kapıdan çıkıp hızlıca çekti. Meşalelerle donatılmış olan koridora çıktığında kendini çok daha güvende hissetmişti.
Carlos ellerini kapıya dayamış, yüzüne ışık düşen genç kadının gözlerinin içine bakıyordu. Git ve onunla konuş! Cevabı biliyor!
Lucrezianın arkasında beliren iki nöbetçiyi umursadığı söylenemezdi. Kilitleyin. Kafasında birçok şey dönen Lucrezia kilidin sesini duyduktan sonra döndü yanındaki genç nöbetçiye. Katein kapısını açın.
Carlos planın kendine düşen payını başarıyla yerine getirdiğini belli eden bu cümle karşısında gülümsememeyi başardı. Hala korku dolu adamı oynuyordu genç kadına karşı. Lucrezia onun hücresinin önünden ayrıldığında fark edilemeyecek kadar hafifçe gülümsedi.
Lucrezia ise Katein hücresinin girişinin hemen önünde nöbetçilerle tartışıyordu. Öfkelenmemek adına derin nefesler aldı. Size kapıyı açmanızı söyledim.
Efendim, bu mahkumun hücreye kapatılmasının üzerinden çok az vakit geçti, dedi endişeyle Benjamin. Liderleri Francois Archardın eşine böylesine karşı çıkmak korkutuyordu nöbetçilerin başı olan iri yarı adamı. Ayrıca Bay Archard gitmeden önce bize bu kadının çok tehlikeli olduğunu söyledi. Liderimizden böyle bir emir almışken içeri girmenize müsaade-
Şu anda Bay Archard burada değil, diyerek adamın sözünü kesti. Kate ile karşılaşacak olmasının verdiği gerginlik sesini ve ifadesini daha da katılaştırıyordu. Ve onun yokluğunda Floempolise liderlik etmekle görevli olan kişi benim, tam karşınızda duruyorum. Kapıya doğru bir adım daha attı. Şimdi, kapıyı açın ve az önce yaptığınız gibi yukarı çıkıp bizi yalnız bırakın. Ben çağırdığımda geri dönebilirsiniz.
Efendim, sizi son bir kez dada uyarmak istiyorum-
Kapıyı açın. Büyülü anahtarlardan birinin kilidi açtığını ilan eden ses duyulduğunda hafifçe ittirdi kapıyı. Nöbetçiler merdivenlerden çıkıp gözden kaybolduklarında içeri girip kapıya dayadı belini. Kate elleri ve ayakları zincire vurulmuş vaziyette dizlerinin üstündeydi.
Nihayet gelebildin, dedi Kate gülümseyerek. Yakalandığım günden beri bu ziyareti bekliyordum. Neyse ki bize istediğimizi verdin.
Buraya seninle sohbet etmeye gelmedim, derken Katei inceliyordu. Etekleri yer yer yırtılmış elbisesi taş zemini süpürüyordu. Kendi yaşlarında olan kadın anlam veremediği bir şekilde gülümsüyordu. Carlos sorumun cevabının sende olduğunu söyledi.
Senin şu küçük sevgilin. Gözlerini devirdi. Kocan onunla görüştüğünü öğrenirse ne yapar, hiç düşündün mü? Bene bu sefer gerçekten onun canını alır-
Kes sesini. Lucrezia kapıya yakın bölgelerde volta atmaya başladı. Karşısındaki kadının ellerinin bağlı olması ondan kaynaklı gerginliğinin azaltmıştı bir nebze olsa da. Normal bir cadının ellerinin bağlanması, gücünün yarısını kullanamamasıyla eş değerdi neredeyse. Vücudunu kontrol edemediği için güçleri de düşünce boyutunda ihanet ediyordu ona. Babam nerede?
Ah, hayır hayır, dedi Kate; kıkırdadı bunun ardından. Senin için altın değerindeki bu cevabı hemen veremem, biraz eğlenmek istiyorum.
Eğer sabrımı zorlamaya devam edersen eğlenen taraf ben olacağım; sen ise acı içinde kıvranarak merhamet dileneceksin. Babamın yerini söyle.
Aylar önce canına kast ettiğim Lucrezia yok karşımda, fazlaca yol kat ettiğin belli. O zamanlar içinde büyük bir güç vardı ama sen hiçbir şey yapamıyordun. Buradakiler seni iyi çalıştırmış olmalı. Hoş, hala tüm potansiyelini kullanamadığını düşünüyorum.
Katein vücudunun her yerindeki kesikler dikkatini çekmişti. Bıçakla açılmış gibiydi bu yaralar; boynunda, ellerinin üstünde, kısacası her yerdeydiler. Sinirle gülümsedi Lucrezia. Emin ol, birazdan üstündeki elbiseleri yaktığımda potansiyelimi kullanıp kullanamadığımı göreceksin.
Elleri bağlı bir büyücüye saldırmak ne kadar da onurlu bir davranış.
Aylar önce gücünü kullanamayan bir büyücüyü bir yangının ortasında bırakıp gitmekten daha onurlu olsa gerek, diyerek kadının iğneleyici laflarını tamamen engellemişti. Katein onu savunmasız olmasına rağmen bir yangının ortasında bıraktığını hatırlatmıştı ona.
Biliyor musun? Az önce duyduklarını umursamamıştı bile. Ellerimi ve ayaklarımı zincire vurdular, vücuduma yaralar açtılar; çünkü buradan büyü kullanarak kaçmamı istemiyorlar. Ama bunlar gereksiz. Vücudumu istediğim gibi kontrol edebilsem veya sağlıklı olsam dahi buradan çıkamam, güçlerim bunun için yeterli değil. Yere indirdiği başını kaldırdı. Lucrezianın loş ışıkta bile dikkat çeken mavi gözlerine odaklandı. Zaten kaçma planlarımın içinde büyü güçlerimi kullanmakla ilgili tek bir şey yok. Dört gün sonra tekrar gökyüzüne bakacak, gerçekten de temiz olan bir hava soluyacağım.
Kaşlarını çatan Lucrezia duyduklarını anlamlandırmaya çalıştı bir müddet. Katein neden sürekli kaçmakla ilgili konuştuğunu çözemiyordu. Gökyüzünü ne zaman göreceğini ve Francoisin sana neler yapacağını ancak Tanrı bilir. Bu kadar veya şu kadar zaman diye kendini boş yere umutlandırma.
Dört gün sonra, akşam yemeğinin yenmesinin ardından çıkacağım buradan.
Buradan kaçamazsın.
Kaçacağımı kim söyledi ki? Boyu hemcinslerine göre uzun olan Lucrezianın yüzünün tamamını görebilmek için zorladı onu tutan zincirleri. Bu saraydan biri anahtarla açacak bu kapıyı. Buna kaçmak diyorsan evet, kaçacağım. Dişlerini göstererek sırıttı. Ve kaçış biletim tam karşımda duruyor.
Hah, derken küçümser bir ifadeyle süzüyordu dizlerinin üstündeki kadını. Seni buradan ben çıkaracağım, öyle mi? Aklını yitirmişsin, neden böyle bir şey yapayım?
Nerede olduğunu merak ettiğin babana kavuşabilmek için-
Sana işkence ederek de öğrenirim bunu! Ya da birinin senin zihnine girmesini sağlarım! Öyle ya da böyle, istediğimi alacağım ve sen de burada çürüyeceksin!
Lucrezia kapıya doğru ilerlerken sesini yükselterek konuştu Kate. Kadın onun yanından ayrılmadan son ve en etkili kozunu da sundu ortaya. Ve tabii ki, çok sevdiğin kocan Francoise bir zarar gelmemesi için beni buradan çıkaracaksın.
Lucrezia donup kaldı o anda. Katein bedenini tek bir el hareketiyle gerisindeki taş duvara yaslamıştı. Beni Francois ile tehdit etmeye kalkışma.
Onun gittiği gibi dönmesini istemiyorsan beni dinleyeceksin ve söylediklerimi harfi harfine yapacaksın.
Niye sana inanayım? Bu hücredeyken Francoise hiçbir şey yapamazsın.
Ben yapamam ama baban yapabilir. Lucrezianın donup kaldığını görüyordu Kate. Bu fırsattan istifade ederek Charlienin planına dahil olan konuşmaya başladı. Baban ona istediği gibi zarar verebilir. Şu anda Floempolisten uzakta , sarayında değil. Kuzenin Ryanı dünyadan getirip senin gözlerinin önünde canını alan bir adam Francoise mi zarar veremeyecek?
Francois ondan güçlüdür. Onu yenebilir.
Babanı yenme şansı olduğu doğru. Ama baban oraya gitmeyecek kadar akıllı. Eğer beni ve Carlosu buradan çıkartıp bizimle gelmeyi kabul etmezsen, baban Francoisin yanına asker kılığında birini yollayacak. Ve Francoisin beklemediği bir anda onun canını almasını emredecek.
Hayır. Dehşete düşen Lucrezia başını bir sağa bir sola sallıyordu. Duydukları gerçek olamazdı; böyle bir şey mümkün değildi. Yapamazsınız.
Yaparız, diye bastırdı Kate. Lucrezianın endişeli ifadesi, ikna olmaya yakın olduğunun somut bir kanıtıydı. Küçücük bir çocuğun canını aldık. Francoise acımayız.
Lucrezia duyduklarını idrak edebildiğinde kadının yüzüne sert bir tokat geçirdi. Ryana kıyarken ona yardım ettin!
Evet. Yanağında iz olacağını tahmin edebiliyordu; tokadın geldiği bölge zonkluyordu. Ve söylediklerimi yapmazsan Francois de Ryan ile aynı kaderi paylaşacak.
Sana inanmıyorum! diye bağırdı. Yalan söylüyorsun, beni kandırmaya çalışıyorsun! Çaresizsin. Kimse sana yardım edemeyecek; burada çürüyeceksin.
Aslında, kocan beni burada bulduğunda çürüme şansım olmayacak, canımı alır. Lucrezianın direnmesi çok normaldi; ama en sonunda teslim olacağı da kesindi. Kadının en büyük korkusu sevdiklerine zarar gelmesiydi; çok direnmeden kavrayacaktı söylenenlerin ciddiyetini. Ama dört gün sonra babanın yanında olmazsak, beşinci günde kocan yaşamıyor olacak. Plan hazırlandı, Lucrezia. Ne kadar itiraz edersen et, bu iki seçenekten birine boyun eğeceksin. Ya ben ve Carlos ile buradan ayrılacaksın ya da sevdiğin adam bu dünyadan göçüp gidecek.
Hayır, derken kafasını olumsuz anlamda sallıyordu yine. Yalan söylüyorsun.
Kate sadece gülümsemekle yetinirken, hücreden çıkan genç kadın tekrarlıyordu içinden: Yalan söylüyor. Francoise hiçbir şey yapamazlar. Sertçe kendine doğru çekti hücrenin kapısını. Nöbetçiler, kapıyı kilitleyin!
Dört nöbetçi ritmik adımlarla merdivenleri indikten sonra görmüştü geçici liderlerinin yüzünü. Kadının ten rengi solmuş, adeta kireç gibi bembeyaz olmuştu. Aralarından biri kemerinden çıkardığı anahtarla kilitledi kapıyı. İyi misiniz, efendim?
Adamın sorusunu bile duymamıştı Lucrezia; sadece ağız hareketlerinden konuştuğunu anlayabilmişti. Cevap vermeden yöneldi merdivenlere. Yavaşça basamakları tırmanırken Katein duvarlarda yankılanan sesi korkusunu daha da arttırıyordu. Seçimini yap, Lucrezia! diye bağırıyordu.
O ana kadar kendini zorlukla sakin tutan genç kadının iç sesi girdi devreye. Bu ses felaketi çağırıyordu adeta: Ya Francoise bir şey yaparlarsa?
***
Dolunayın saçtığı ışık perdeleri açık pencerelerden sızıyordu içeri. Vakit gece yarısını geçeli epey olmuştu; Lucrezia birkaç saat önce yatmış, daha tek bir saniye bile uyuyamamıştı. Sonuna kadar açtığı mavi gözlerini odanın tavanına dikmişti. Yan odada uyuyan hizmetçilere sesini duyurmamak için yavaşça kalktı geniş yatağından. Francoisin doldurması gereken boşluğa bakarken, Ya bu boşluk bir daha dolmazsa? düşüncesi beynini yiyordu.
Elinde bardağıyla ilerledi birkaç adım. Aynadaki yansıması bir yabancıyı andırıyordu. Ellerinin titremesini durduramayan genç kadın endişeli bakışlarla süzüyordu onu. Teni daha da solmuş, dudaklarının rengi çekilmişti sanki. Elinde sıkıca tuttuğu bardağı biraz ötesindeki aynaya fırlattı hınçla. Bardakla aynanın parçalarına ayrılma sesi onun çığlığına karışmıştı.
Gürültü yüzünden yerlerinden sıçrayarak uyanan iki hizmetçi hemen gelmişlerdi kadının odasına. Hanımları yere oturmuş, titreyen elleriyle gözyaşlarının ıslattığı yüzünü örtmüştü; birkaç adım uzağındaysa cam kırıkları duruyordu. İkisi de yere çöken kadının yanına koşmuştu. Efendim, ne oldu?
Onu kaldırmak için kollarına dokunan ellerden silkinerek kurtuldu Lucrezia. Düşünceleri ağır geliyordu; sanki bu ağırlığı taşıyamadığı için öne düşmüştü başı. Düşündüğü saatler boyunca olasıkları tartan genç kadın, Katein söylediklerine çoktan kaptırmıştı kendini. Sabahlığımı getirin.
Kalın, mavi sabahlığına sarınmış, dışarı çıkacakken hizmetçilerin sesi böldü düşüncelerini. Ne istiyorsa getireceklerini söyleyip ondan yatmasını rica eden genç kızlara, Sadece biraz gezineceğim, dedi. Siz uyuyun, beni beklemenize lüzum yok.
Ama, Bayan Archard-
Uyuyun.
Duygudan yoksun sesi odayı kapladıktan sonra çıktı koridora. Ona selam veren üç nöbetçi hariç görünürde kimse yoktu; herkes uyuyor olmalıydı. düşüncelerinin başka yöne sapmasına izin vermeyen genç kadının elleri titremiyordu artık. Daha birkaç saat önce endişe ve korkuyla tırmandığı basamakları indi sessizce. Burada dört nöbetçi vardı; Lucrezia hiçbirinin söylediğine aldırmadan girdi Katein hücresine.
Nöbetçilerin yukarı çıktığından emin olunca konuştu. Uyan. Karşısındaki kadın hala yavaşça nefes alıyordu. Uyan!
Sesini yükseltmesi işe yaramıştı; uyanmıştı Kate. Uyku mamurluğuyla gözlerini kırpıştırdı. Kapının önünde dikileni tanıyamamıştı. Kim var orada?
Ay ışığının yansıdığı bölgenin tam ortasına ilerledi. Benim, Lucrezia.
Ah, derken gülümsedi. Bu kadar çabuk karar vermeni beklemiyordum açıkçası. Öğlen saatlerinde geleceğini düşünüyordum; beni şaşırttın.
Eğer sizinle gelirsem Francoise bir şey yapmayacağınızdan nasıl emin olabilirim? Beni kandırmadığınız ne malum?
Gülümsemeye devam etti Kate. Lucrezia, babanın en çok istediği şey sensin. Eğer seni elde ederse, Francoise dokunmaz. Anlayacağın, en büyük hazine sensin.
Diyelim ki bu doğru, derken hala şüpheliydi Lucrezia. Francoise zarar gelmemesi için canını vermeye bile razıydı; ama karşısındaki kadın ve babası güvenilmezdi. Sizinle gelmeyi kabul edersem buradan nasıl çıkacağız? Sizi hücrelerinizden alıp istediğim gibi, elimi kolumu sallayarak gidebileceğimi mi zannediyorsun? Fark ettikleri anda sizi gerisin geriye buraya tıkarlar.
Sen bunları merak etme, Lucrezia. Hepsi düşünüldü; plan kusursuz. Biz buradan çıkarken saraydaki herkes derin bir uykuya dalmış olacak. Kimse gittiğimizi fark etmeyecek.
Henüz bu kadar insanı uyutabilecek kadar güçlü değilim, bunu yapamam.
Bunu büyüyle yapacağını kim söyledi ki? Lucrezianın ikni olduğundan emindi artık; detaylı bir şekilde yapılacakları anlatmaya başladı. Sarayın bahçesindeki ağaçların hemen dibinde İmolda isimli bir bitki yetişiyor. Beyaz ve şekli fındığı andırıyor. Bu bitkinin serçe tırnağından daha küçük bir miktarı normal bir kişiyi saatlerce uyutmaya yeter. Bir avuç İmolda toplayacaksın. Bunları havanda döveceksin; suları çıkacak. Çıkan suyu tüm yemeklere dökeceksin. Böylece akşam yemeğinden en fazla yarım saat sonra herkes uyuyor olacak.
Kaşlarını çatmış olan Lucrezia, Beyaz fındık, diye tekrarladı bitkinin görünüşünü aklında tutmak için. Mutfağa ne sebeple girip de bunları yapacağım?
Sen çok zeki bir kadınsın, derken dalga geçercesine gülümsüyordu Kate. Ona göre Lucrezia aptaldı; başkaları için kendini feda edecek kadar aptaldı. Bunu yapabilmek için oldukça güzel ve mantıklı bir bahane bulacağından eminim.
Birkaç saniye boyunca düşünen Lucrezia bahanesinin ana hatlarını bulmuştu bile; ayrıntıları daha sonra şekillendirecekti kafasında. Francois sizinle gittiğimi öğrendiğinde peşimize düşmez mi sanıyorsun? Nereye ve ne kadar uzağa gidersek gidelim, ne yapıp eder bulur beni.
Bir de bu mesele var tabii, derken karşısında dimdik duran kadını süzdü. Bakışlarındaki duygusuzlukla endişeli olmadığı izlenimini vermek istese de Kate onun korkusunu hissedebiliyordu. Ben anlatmadan planın can alıcı noktalarını bulabilmen çok hoş. Her neyse, bu sorunun iki cevabı yani çözümü var. Birincisi, Francoise bir mektup bırakacaksın. Mektupta onu sevmediğini ve terk
ettiğini yazacaksın. Beni kullanmanı unutamıyorum, artık sana aşık değilim, tarzında şeyler. Yani, öyle şeyler yazacaksın ki kalbi kırılacak, seni aramak istemeyecek. Anladın mı?
Duyduklarının yaratmış olduğu boşluk duygusunda kaybolacağını zannetti Lucrezia. Öyle şeyler yazacaksın ki kalbi kırılacak. Bu cümle içindeki boşlukta bir girdap oluşmasına neden oldu; kalbini yutacak bir girdap.
Lucrezianın donuk bakışlarını aldırmadan devam etti Kate; kadının onu dinlediğini biliyordu. İkincisi ise auranı gizleyeceksin.
Auramı mı gizleyeceğim?
Babanın neden aylardır bulunamadığını zannediyorsun? Aurasını gizleyen byücülerin yerini tespit etmek neredeyse imkansızdır. Bu yüzden kime babanı bulamıyor, enerjisini hissedebilen kimse yok çünkü.
Auraları okumayı bile bilmiyorum ben, derken sesi sertti. Babasının nasıl olup da saklandığını anlamıştı sonunda. Kendi auramı gizleyemem, yok gibi gösteremem.
Önünde üç buçuk gün var. Arkadaşın Ashley Kensington bunu öğretecektir. Tamamen öğrenmene gerek yok, babanın yanına ulaştığımızda auranı gizlemene yardımcı olacaktır. Temelini öğrenmen yeterli yani.
Bu kadar mı? Derin bir nefes aldı. Plan bu kadar mı?
Mektupta yazman gereken bir şey daha var, onu söylemeyi unuttum.
Neymiş o?
Başıyla kadının hafifçe belli olan karnını işaret etti. Bebekten kurtulduğunu söyleyeceksin.
Bebeğinden kurtulma düşüncesi elini karnının üstüne koymasına neden olmuştu içgüdüsel olarak. Aklından hiç çıkmayan şeyi tekrarladı. Sizinle geldiğimde Francoise zarar vermeyeceğinizi nereden bileceğim?
Söylediğim gibi, baban seni elde ederse Francoisin bir değeri kalmıyor. Umursamaz bir tavırla omuz silkti. Bir de şu açıdan düşün: Bizimle gelmezsen Francoisin yaşama şansı yok; eğer bizimle gelirsen yaşamak adına bir şansı olacak.
Bu cümleyle birlikte arkasını dönüp çıktı hücreden. Katein bir şey demesine izin vermeden konuştu. Söylediklerini kabul ediyorum.
***
Ashley kahvaltısını yaparken çaldı odasının kapısı. Ağzını kumaş bir peçeteyle silmeden evvel, Gelin, diye seslendi; bu kadar erken vakitte misafiri olması şaşırtmıştı onu.
Dün gece yaşadıklarının izlerini yüzünden silen Lucrezia, büyük bir gülümsemeyle girdi içeri. Günaydın Ashley.
Lucrezia, derken ayağa kalkmaya yeltenmişti. Arkadaşı onun omzuna dokunup oturmasını işaret edince devam etti konuşmaya. Günaydın, hoş geldin.
Teşekkürler. Ashleynin hemen karşısındaki sandalyeye oturdu dikkatlice. Seni bu denli erken bir vakitte rahatsız ettiğim için özür dilerim, lakin tek başıma canım sıkıldı, dayanamayıp geldim.
Ashley şefkatli bir şekilde gülümserken Lucrezianın yorgun ifadesi dikkatini çekmişti. Ne demek, çok iyi etmişsin gelerek. Nasılsın; biraz yorgun gözüküyorsun?
Ah, evet, derken her şeyi gizleyen gülümsemesini daha da büyüttü. Dün gece karnımdaki ufaklık yüzünden pek rahat uyuyamadım, o yüzden yorgunum biraz.
Gün geçtikçe büyüyor. Hemen hemen altı ayın kaldı. Eliyle masanın üzerindeki yiyecekleri işaret etti. Sen de buyursana.
Teşekkürler ama ben almayayım. Sana gelmeden önce yedim bir şeyler, diye yalan söyledi. iştahı yoktu; tek lokma geçmemişti boğazından. Aslında senden bir şey isteyecektim. Onun için de bu kadar erken geldim diyebilirim.
Öyle mi? Ne isteyecektin?
Bana aura okumayı öğretmeni istiyorum. Senin için de uygunsa tabii.
Sen genelde Francois ile büyü çalışıyordun, diyen Ashley şaşkınlığını gizleyememişti. Nereden çıktı ki bu? Niye bir anda auralara merakın arttı?
Francois gittiğinden beri yeni bir şey öğrenmedim, sürekli yapabildiğim şeyleri tekrarlıyorum. Açıkçası, bu durumdan biraz sıkıldım, dedi yumuşak bir sesle. Ve biliyorsun, önümüzdeki günlerde konseyi tekrar toplayacağım.
Evet?
Davalarda kimin yalan söylediğini auralardan anlayabiliyorsunuz; ama ben bunu yapamıyorum. Konsey üyelerinin bunu yapamadığımı öğrenmelerini istemiyorum. Biraz da bunun yüzünden aceleci davranıyorum.
Peki, diyen Ashley ikna olmuştu. Ne zaman başlayalım?
Mümkünse hemen, şimdi.
Ne kadar acelecisin.
Fazla istekliyim, derken gülümseyen Lucrezia yerinden kalkmış, odanın ortasına doğru ilerlemişti bile.
Odadaki hizmetçiyi dışarı çıkartan Ashley gelmişti arkadaşının yanına. Öncelikle bu işin özünü öğrenmelisin. Derin bir nefes alıp daha ciddi bir ifade takındı. Kanın damarların sayesinde vücudunda akıp gider, bu sayede bütün vücudunu dolaşır. Büyü enerjin de kanınla birlikte akar, onun dolaştığı yerlere ulaşır. Bu yüzden bir büyücünün kanını akıttığında gücü azalır. Çünkü büyü enerjisi de kanla birlikte vücudu terk eder.
Kaşlarını çatan Lucrezia da derin bir nefes aldı. Demek bu yüzden adet dönemlerinde daha güçsüz hissediyordum.
Evet, derken başıyla onayladı Ashley. Yavaşça soluk alıp verirken sağ elini kolunun üzerinde gezdiriyordu. Enerjin tıpkı su gibi akıp gider. Dikkatini verirsen bunu hissedebilirsin.
Ashleynin yaptığı hareketi tekrarlayan Lucrezia başını salladı. Hiçbir şey yok.
Suyu kontrol ediyormuş gibi düşün, yardımcı olacaktır. Gözlerini kapatan Lucrezia söylediklerini yaptı tekrar. Derin nefes almaya devam et. Kanında enerjinin varlığını hissedebiliyor musun? Bir değişiklik var mı?
Sanırım, derken içini gıdıklayan bir şey hissetti Lucrezia; kanının içinde dolaşan değişik bir şeydi bu. İçimi gıdıklıyor.
Doğru yoldasın. Kendi enerjini keşfedebildiğine göre benimkine yoğunlaşabilirsin. Bunu yapman daha kolay olacak. Lucrezianın aurasına baktı genç kadın. Hemen hemen tüm büyücülerden daha geniş bir auraya sahip olan arkadaşının endişeli olduğunu anlamıştı. Mesela senin auranda koyu renkler görüyorum; endişelisin. Sen bende ne görüyor, hissediyorsun?
Yüzüne kocaman bir gülümseme oturtsa dahi enerjisi onu ele vermişti. Sanırım açık renkler? Neşeli olduğunu hissediyorum. Gözkapaklarını araladı hafifçe. Doğru mu?
Evet, çünkü Deane mektup yolladım. Gülümsemesi soldu. Doğuştan yetenekli olduğun için bu kadar kısa sürede öğrendin. Ben başkasının enerjisini hissedebilmek için üç gün boyunca uğraşmıştım. Sahi, Lucrezia, neden endişeli ve mutsuzsun?
Francoisi sekiz gündür görmüyorum, diye yalan söyledi. Mutsuzluğunda bunun payı olsa da en büyük rol Francoisi ter edecek olmasına aitti. Onu özledim.
Ashleynin yüzüne şefkat ve anlayış dolu bir ifade yerleşmişti. Altı gün sonra burada olacaklar, çok az zaman kaldı. Hem mektuplaşıyorsunuz da, bu kadar mutsuz etme kendini.
Evet ama onun yerini tutmuyor işte. Aklına gelen bahaneye daha da sıkı sarıldı; elini karnının üstünde gezdirdi yavaşça. Sanırım hamilelik de bu denli etkilenmeme neden oluyor; hormon değişimi tuhaf bir şey.
Elbette bunun da etkisi vardır. Ayrıca ikinizin enerjisi de senin auranda toplanmış durumda; seni etkilememesi imkansız bir şey.
Söylenenleri anlamayan genç kadın kaşlarını çattı. İkimizin enerjisi?
Bebeğin ve senin enerjin yani. o doğana kadar auran onun enerjisini de tutuyor.
Bunu bilmiyordum.
Francois sana auralarla ilgili hiçbir şey anlatmamış da ondan.
Ashley, aura okumakta ustalaşmak için ne kadar zamana ihtiyacım var?
Şey Bir müddet düşündü genç kadın. Bunun hakkında kesin bir şey söyleyemem. Bazı büyücüler birkaç haftada bazıları birkaç yılda tamamen auralara hakim olabilirler. Senin öğrenme hızını ve yeteneğini baz alacak olursak, bol bol çalıştığın takdirde birkaç haftada halledersin.
Düşünür gibi başını salladı Lucrezia. Peki, derken sesi tereddütlüydü. Auramı gizlemeyi ne kadar zamanda öğrenebilirim? Sen öğretebilir misin bunu?
Şaşkınlıktan gözleri irileşen Ashley zorlukla konuştu. Aura gizlemeyi nereden biliyorsun?
Aslında sadece varlığından haberdarım. Francoisin bana verdiği kitaplardan birinde okumuştum; fazlasıyla ilgimi çekmişti.
Bu oldukça zor bir büyüdür, Lucrezia. Ne kadar yetenekli olsan da birkaç haftada altından kalkabileceğin bir şey değil; yıllarını alır. Kaldı ki, bazı büyücüler bunu hiçbir zaman yapamaz.
Lucrezia içinden Katee lanet ederken, Öğretemez misin yani? dedi.
Sadece temelini öğrenebilirsin, daha fazlasını değil.
Katein söylediği cümle kafasında yankılanırken, Olur, diye atıldı. Sadece temelini öğrenmenin yeterli olacağı söylenmişti ona. Temeline de razıyım. Lütfen, Ashley. Çok merak ediyorum.
Ashley yavaşça gülümsedi. Pekala.
***
3 Gün Sonra
Aurasını az da olsa gizlemeyi öğrenmişti çalışmaları sayesinde. Son bir kez daha denedikten sonra odasından ayrılıp mutfağa yöneldi.
Bugün herkese kendi ellerimle vişneli kek yapmak istiyorum, derken mutfaktaki çalışanlara gülümsüyordu Lucrezia. Mutfaktaki herkes onun vişneli keki ne kadar sevdiğini biliyordu; bu yüzden mutfağa girebilmek için böyle bir bahane bulmuştu. Lakin tek başıma olmayı yeğlerim. Gördüğüm kadarıyla yemeklerin hepsi hazır, rica etsem beni yalnız bırakabilir misiniz?
Mutfak boşaldıktan sonra raflardan birindeki havanı aldı Lucrezia. Sabahleyin toplayıp kumaş peçeteye sardığı İmoldaları boşalttı havanın içine. Bitkiler pörsümüş vaziyete gelip tüm sularını bırakana kadar sertçe dövmüştü onları. Yemek kazanlarının önüne geldiğinde parmaklarının arasını açarak havandaki suyu boca etti hepsine. Kepçelerle kazanları karıştırdıktan sonra pörsümüş bitkileri boş bir çuvalın içine atmış; havanı da bulaşıkların yıkandığı derin leğene bırakmıştı.
Ardından kumaş peçeteyle burnunu tutarak çıktı mutfaktan. Kapının hemen dışında oturan iki çalışan vardı. Kek yapamayacağım, dedi kendini sıkarak. Koku midemi bulandırıyor. Bugün yemeği normal saatinden daha erken dağıtın, daha fazla aç duramayacağım.
Koluna giren genç kız onu odasına kadar getirdikten sonra oturdu divanlardan birine. Yaptıkları ve yapacakları gerginliğini katmerlerken ne kadar vakit geçtiğini bilmiyordu; hava kararmıştı. Kapı çalındığında hizmetçisi yemeğini koymuştu masanın üstüne. Şimdi canım istemiyor, dedi ona. Sen git ye, ben ihtiyacım olduğunda haber yollarım sana.
Bir saat sonra sessizce kapısını açıp koridora çıkardı başını. Bütün nöbetçiler yere yığılmışlardı; uyuyorlardı. Lucrezia dün sabah hizmetçisine mutfaktan pazarda kullanılan heybelerden birini getirmesini söylemişti. Kumaş heybeye tüm ilaçlarını, bir geceliğini ve sabahlığını koydu hızlıca. Yastık kılıfının içine sakladığı üzerinde Francoise yazdığı mektubu bıraktı yemek masasına.
Ağlamamak için tavana bakarak yürüdü sürekli. Hücrelerin olduğu kata geldiğinde heybesini kenara bıraktı; yerde yatan nöbetçilerin birinden kemerdeki anahtarlığı çıkarmıştı. Birkaç denemenin ardından Carlosun bulunduğu hücrenin kapısını açabilmişti.
Adamın söylediklerini dinlemeden Katein hücresine yöneldi. Birkaç dakikalık uğraşından sonra bu kapıda açılmıştı. Zincirlerimden kurtulmam için şu küçük anahtarı kullan, dedi Kate. Lucrezia söyleneni yaptıktan sonra serbestti. Kızarmış bileklerini ovdu. Nihayet özgürüz.
Lucrezia hiçbir şey söylemeden heybesini alıp basamakları tırmandı; ardındaki iki kişi hiç konuşmuyordu. Sarayın bahçesine çıkıp karanlıkta ilerlemeye devam ederken, Çabuk olun, dedi sadece.
***
2 Gün Sonra
Francois sarayın surlarının ardından geçtiğinde bahçede dikilen Ashleyi görmüştü. Dün akşam saatlerinde ondan bir mektup gelmişti; Lucrezianın ortalarda olmadığını yazıyordu. Leonardonun arkasından, Yavaşla! diye bağırmasına aldırmadan devam etti yola. Ashleynin yanına ulaştığında hızla indi atından, dikildi kadının karşısına. Ashley, Lucrezia nerede?
Francois ben bilmiyorum, diyen kadının sesi ağlamaklıydı. Dün sabah uyandığımda yoktu. Her yeri aradık, sarayın her yerine baktık ama yok.
Karımı sana emanet ediyorum ve sen onun ortadan kaybolduğunu mu söylüyorsun bana! diye bağırdı Francois. Sinirden gözleri sonuna kadar açılmıştı; Leonardonun onu tutan kollarından kurtuldu bir silkinmeyle.
Ö-özür di-dilerim, dedikten sonra hıçkırarak ağlamaya başlamıştı Ashley. Dean onu kollarına aldığında zorlukla konuşmaya devam etti. Sana me-mektup yol-yollamadan önceki g-gece he-hepimiz ye-yemeğe katılan bir ş-şey yüzünden u-uyumuşuz.
Francois söylenenleri daha fazla dinlemedi. Karısının ortadan kaybolduğuna inanmıyordu; muhakkak sarayın içinde bir yerlerde olmalıydı. Aramaya önce yatak odalarından başlayacaktı. Kapının önünde dikilen nöbetçilere öfkeli bir bakış attıktan sonra kırarcasına açtı çift kanatlı kapıyı.
Odanın her yerine bakmıştı; girilmesi imkansız yataklarının altına bile. Yemek masasının altına da baktıktan sonra görmüştü üzerinde düzgün bir el yazısıyla Francoise yazan kağıdı.
Yamuk yumuk katlanan kağıdı hızla açtı.
Francois,
Sen bunu okuduğunda muhtemelen oldukça uzakta olacağım; gidebileceğim kadar uzakta olacağım. Bunun seni şaşırttığını biliyorum, üzgünüm. Ancak başka çarem yoktu. Gitmeme asla izin vermezdin, ben de sen yokken kaçmayı tercih ettim.
Babamın bizi o kulübeye çağırdığı gece olanları aklımdan silip atamıyorum. Beni kullandığın gerçeğini hiçbir zaman unutamıyorum, unutmayacağım da. Kuzenimi kaybettiğimde çok zayıftım, çökmüş vaziyetteydim. Toparlanmama yardım etmen için affettim seni. Ama şimdi, gerçekten gören gözlerle baktığımda, seni tam anlamıyla affedemediğimi görüyorum.
Beni kullandığın gerçeğini unutamadığım gibi, bunun benim üzerimdeki etkilerini de unutamıyorum. Babamın anlattıklarıyla aşkımın bittiğini hissetmiştim, gerçekten de öyleymiş. Artık seni sevmiyorum, sana aşık değilim. Bunlar seni yaralayabilir, lakin hakikat bu. Seni sevmiyorum.
Sana dair hiçbir şey istemiyorum artık hayatımda. Bu yüzden, çok daha önce aldırmak istediğim bebekten de kurtulacağım; istediğimi yapacağım. Sevmediğim bir adamla daha fazla devam edemezdim; hayatımı kendi ellerimle çürütemezdim. Lütfen beni anla.
Peşimden gelme. Seni istemiyorum. Bu bebekten kurtulduktan sonra kendime yeni bir hayat kuracak, gerçekten mutlu olacağım. Senden yetkilerini kullanarak beni boşamanı istiyorum. Böylece tam anlamıyla yeni bir hayata başlayabilirim, senin soyadını taşıdığım sürece mutsuzluk beni takip edecek, biliyorum.
Gitmekten başka çarem yoktu.
Eğer beni gerçekten sevdiysen, söylediğin gibi gerçekten bana aşıksan peşimden gelmezsin. Benim için son bir şey yap: PEŞİMDEN GELME. ÇÜNKÜ SENİ SEVMİYORUM. SANA AŞIK DEĞİLİM.
-Lucrezia
Keyifli okumalar
Beni görmek istemenin nedeni bu muydu yani? Bozulmuş olan yüz hatlarına ukala bir ifade oturtmuştu yine. Gerçekten çok kırıldım, Lucrezia. Anılarımızı yad etmek istediğini düşünmüştüm.
Carlosun imasıyla yüzünü ekşitti. Bana yaklaşmayı aklına dahi getirme, dedi ayaklanan adama. Tek sözcükle tüm nöbetçileri toplarım buraya.
Bunu yapmayacağını ikimiz de biliyoruz. Ellerini pantolonunun ceplerine sokup birkaç adım attı. Yoksa babanın yerini öğrenemezsin.
Sana işkence etmelerini emredebilirim. Emin ol, dilini hemen çözerler.
Bunu da yapamazsın. Yüzünü tekrar eski sevgilisine dönmüş, loş ışıkta gözlerini kısmıştı. Ne kadar sert gözükmeye çalışsan da öyle değilsin, Lucrezia. Acıma duygun öylesine baskın ki, hiç kimseye isteyerek zarar veremezsin sen, yapamazsın böyle şeyleri.
İnan bana, Carlos, derken öfkeden gözlerinde bir ateş yanmaya başlamıştı bile. Az sonra kendini tutamayıp bağırmaya başlayacağını biliyordu. Aslında içten içe Carlosun haklı olduğunun da farkındaydı; yine de kendinden emin duruşunu bozmadı. Adamı korkutmak için yalan söyleme yöntemine başvurdu. Kuzenim Ryanı kaybettikten sonra çok değiştim. Yapamayacağımı düşündüğün her şeyi yaparım; bunların hepsine gücüm yeter.
Senin ve kocanın gücü çoğu şeye yeter haklısın. Lucrezianın artık hafifçe belli olan karnını işaret etti. Söylesene, babanın sana anlattıklarından sonra nasıl o adamın tohumunu kabullendin? Onu gerçekten doğuracak mısın? Ve Francois denen o herifi gerçekten seviyor musun?
Soğuk bakışlarıyla süzdü karşısındaki adamı. Bunların hiçbiri seni ilgilendirmez. Ağırlığını tek ayağına vermekten vazgeçti; iki ayağı da eşit yük taşıyordu artık. Soruma yanıt ver. Yoksa nöbetçileri çağıracağım. Onlara sana hoş vakit geçirtmeyecek emirler vermemi istemiyorsan konuşmaya başla. Hemen.
Carlos oyunu daha fazla uzatmaması gerektiğini biliyordu. Charlienin istediği gibi Lucreziayı elinden geldiğince oyalamış, dikkatini az da olsa dağıtmıştı. Plana göre bundan sonrasını Kate devralmalıydı. Üzgünüm ama sorunun cevabını bilmiyorum. Sana yardımcı olamayacağım.
Lucrezia kaşlarını kaldırıp sinirle iç geçirdi. Carlos, sabrımı zorluyorsun. Eğer hemen cevap vermezsen nöbetçilerden önce seninle ben ilgileneceğim. Canının yanmasını istemiyorsan konuş diyorum sana!
Carlos omuz silkti. Sorunun cevabı bende değil. Babanın nerede olduğundan haberim yok, uzun zamandır burada, zindandayım. Eliyle sağ tarafı işaret etti. Sana istediğin cevapları verebilecek olan kişi Kate, o da hemen yan taraftaki hücrede.
Ne? derken şaşkınlıktan gözleri irileşmişti. Kate ve babasının ne gibi bir alakası olabilirdi? Kate nasıl babasının yerini bilebilirdi ki? Onların birbirlerini tanıma olasılıkları bile yoktu onun gözünde. Ne saçmalıyorsun sen? Beni aptal mı zannediyorsun? Öfkeyle yüzünü kapıya dönüp var gücüyle bağırdı. Nöbetçiler, buraya gelin!
Lucrezia, dur! derken genç kadına doğru birkaç adım attı hızlıca. Doğruyu söylüyorum, dur!
Yaklaşma bana! Hafifçe aralık bıraktığı kapıdan çıkıp hızlıca çekti. Meşalelerle donatılmış olan koridora çıktığında kendini çok daha güvende hissetmişti.
Carlos ellerini kapıya dayamış, yüzüne ışık düşen genç kadının gözlerinin içine bakıyordu. Git ve onunla konuş! Cevabı biliyor!
Lucrezianın arkasında beliren iki nöbetçiyi umursadığı söylenemezdi. Kilitleyin. Kafasında birçok şey dönen Lucrezia kilidin sesini duyduktan sonra döndü yanındaki genç nöbetçiye. Katein kapısını açın.
Carlos planın kendine düşen payını başarıyla yerine getirdiğini belli eden bu cümle karşısında gülümsememeyi başardı. Hala korku dolu adamı oynuyordu genç kadına karşı. Lucrezia onun hücresinin önünden ayrıldığında fark edilemeyecek kadar hafifçe gülümsedi.
Lucrezia ise Katein hücresinin girişinin hemen önünde nöbetçilerle tartışıyordu. Öfkelenmemek adına derin nefesler aldı. Size kapıyı açmanızı söyledim.
Efendim, bu mahkumun hücreye kapatılmasının üzerinden çok az vakit geçti, dedi endişeyle Benjamin. Liderleri Francois Archardın eşine böylesine karşı çıkmak korkutuyordu nöbetçilerin başı olan iri yarı adamı. Ayrıca Bay Archard gitmeden önce bize bu kadının çok tehlikeli olduğunu söyledi. Liderimizden böyle bir emir almışken içeri girmenize müsaade-
Şu anda Bay Archard burada değil, diyerek adamın sözünü kesti. Kate ile karşılaşacak olmasının verdiği gerginlik sesini ve ifadesini daha da katılaştırıyordu. Ve onun yokluğunda Floempolise liderlik etmekle görevli olan kişi benim, tam karşınızda duruyorum. Kapıya doğru bir adım daha attı. Şimdi, kapıyı açın ve az önce yaptığınız gibi yukarı çıkıp bizi yalnız bırakın. Ben çağırdığımda geri dönebilirsiniz.
Efendim, sizi son bir kez dada uyarmak istiyorum-
Kapıyı açın. Büyülü anahtarlardan birinin kilidi açtığını ilan eden ses duyulduğunda hafifçe ittirdi kapıyı. Nöbetçiler merdivenlerden çıkıp gözden kaybolduklarında içeri girip kapıya dayadı belini. Kate elleri ve ayakları zincire vurulmuş vaziyette dizlerinin üstündeydi.
Nihayet gelebildin, dedi Kate gülümseyerek. Yakalandığım günden beri bu ziyareti bekliyordum. Neyse ki bize istediğimizi verdin.
Buraya seninle sohbet etmeye gelmedim, derken Katei inceliyordu. Etekleri yer yer yırtılmış elbisesi taş zemini süpürüyordu. Kendi yaşlarında olan kadın anlam veremediği bir şekilde gülümsüyordu. Carlos sorumun cevabının sende olduğunu söyledi.
Senin şu küçük sevgilin. Gözlerini devirdi. Kocan onunla görüştüğünü öğrenirse ne yapar, hiç düşündün mü? Bene bu sefer gerçekten onun canını alır-
Kes sesini. Lucrezia kapıya yakın bölgelerde volta atmaya başladı. Karşısındaki kadının ellerinin bağlı olması ondan kaynaklı gerginliğinin azaltmıştı bir nebze olsa da. Normal bir cadının ellerinin bağlanması, gücünün yarısını kullanamamasıyla eş değerdi neredeyse. Vücudunu kontrol edemediği için güçleri de düşünce boyutunda ihanet ediyordu ona. Babam nerede?
Ah, hayır hayır, dedi Kate; kıkırdadı bunun ardından. Senin için altın değerindeki bu cevabı hemen veremem, biraz eğlenmek istiyorum.
Eğer sabrımı zorlamaya devam edersen eğlenen taraf ben olacağım; sen ise acı içinde kıvranarak merhamet dileneceksin. Babamın yerini söyle.
Aylar önce canına kast ettiğim Lucrezia yok karşımda, fazlaca yol kat ettiğin belli. O zamanlar içinde büyük bir güç vardı ama sen hiçbir şey yapamıyordun. Buradakiler seni iyi çalıştırmış olmalı. Hoş, hala tüm potansiyelini kullanamadığını düşünüyorum.
Katein vücudunun her yerindeki kesikler dikkatini çekmişti. Bıçakla açılmış gibiydi bu yaralar; boynunda, ellerinin üstünde, kısacası her yerdeydiler. Sinirle gülümsedi Lucrezia. Emin ol, birazdan üstündeki elbiseleri yaktığımda potansiyelimi kullanıp kullanamadığımı göreceksin.
Elleri bağlı bir büyücüye saldırmak ne kadar da onurlu bir davranış.
Aylar önce gücünü kullanamayan bir büyücüyü bir yangının ortasında bırakıp gitmekten daha onurlu olsa gerek, diyerek kadının iğneleyici laflarını tamamen engellemişti. Katein onu savunmasız olmasına rağmen bir yangının ortasında bıraktığını hatırlatmıştı ona.
Biliyor musun? Az önce duyduklarını umursamamıştı bile. Ellerimi ve ayaklarımı zincire vurdular, vücuduma yaralar açtılar; çünkü buradan büyü kullanarak kaçmamı istemiyorlar. Ama bunlar gereksiz. Vücudumu istediğim gibi kontrol edebilsem veya sağlıklı olsam dahi buradan çıkamam, güçlerim bunun için yeterli değil. Yere indirdiği başını kaldırdı. Lucrezianın loş ışıkta bile dikkat çeken mavi gözlerine odaklandı. Zaten kaçma planlarımın içinde büyü güçlerimi kullanmakla ilgili tek bir şey yok. Dört gün sonra tekrar gökyüzüne bakacak, gerçekten de temiz olan bir hava soluyacağım.
Kaşlarını çatan Lucrezia duyduklarını anlamlandırmaya çalıştı bir müddet. Katein neden sürekli kaçmakla ilgili konuştuğunu çözemiyordu. Gökyüzünü ne zaman göreceğini ve Francoisin sana neler yapacağını ancak Tanrı bilir. Bu kadar veya şu kadar zaman diye kendini boş yere umutlandırma.
Dört gün sonra, akşam yemeğinin yenmesinin ardından çıkacağım buradan.
Buradan kaçamazsın.
Kaçacağımı kim söyledi ki? Boyu hemcinslerine göre uzun olan Lucrezianın yüzünün tamamını görebilmek için zorladı onu tutan zincirleri. Bu saraydan biri anahtarla açacak bu kapıyı. Buna kaçmak diyorsan evet, kaçacağım. Dişlerini göstererek sırıttı. Ve kaçış biletim tam karşımda duruyor.
Hah, derken küçümser bir ifadeyle süzüyordu dizlerinin üstündeki kadını. Seni buradan ben çıkaracağım, öyle mi? Aklını yitirmişsin, neden böyle bir şey yapayım?
Nerede olduğunu merak ettiğin babana kavuşabilmek için-
Sana işkence ederek de öğrenirim bunu! Ya da birinin senin zihnine girmesini sağlarım! Öyle ya da böyle, istediğimi alacağım ve sen de burada çürüyeceksin!
Lucrezia kapıya doğru ilerlerken sesini yükselterek konuştu Kate. Kadın onun yanından ayrılmadan son ve en etkili kozunu da sundu ortaya. Ve tabii ki, çok sevdiğin kocan Francoise bir zarar gelmemesi için beni buradan çıkaracaksın.
Lucrezia donup kaldı o anda. Katein bedenini tek bir el hareketiyle gerisindeki taş duvara yaslamıştı. Beni Francois ile tehdit etmeye kalkışma.
Onun gittiği gibi dönmesini istemiyorsan beni dinleyeceksin ve söylediklerimi harfi harfine yapacaksın.
Niye sana inanayım? Bu hücredeyken Francoise hiçbir şey yapamazsın.
Ben yapamam ama baban yapabilir. Lucrezianın donup kaldığını görüyordu Kate. Bu fırsattan istifade ederek Charlienin planına dahil olan konuşmaya başladı. Baban ona istediği gibi zarar verebilir. Şu anda Floempolisten uzakta , sarayında değil. Kuzenin Ryanı dünyadan getirip senin gözlerinin önünde canını alan bir adam Francoise mi zarar veremeyecek?
Francois ondan güçlüdür. Onu yenebilir.
Babanı yenme şansı olduğu doğru. Ama baban oraya gitmeyecek kadar akıllı. Eğer beni ve Carlosu buradan çıkartıp bizimle gelmeyi kabul etmezsen, baban Francoisin yanına asker kılığında birini yollayacak. Ve Francoisin beklemediği bir anda onun canını almasını emredecek.
Hayır. Dehşete düşen Lucrezia başını bir sağa bir sola sallıyordu. Duydukları gerçek olamazdı; böyle bir şey mümkün değildi. Yapamazsınız.
Yaparız, diye bastırdı Kate. Lucrezianın endişeli ifadesi, ikna olmaya yakın olduğunun somut bir kanıtıydı. Küçücük bir çocuğun canını aldık. Francoise acımayız.
Lucrezia duyduklarını idrak edebildiğinde kadının yüzüne sert bir tokat geçirdi. Ryana kıyarken ona yardım ettin!
Evet. Yanağında iz olacağını tahmin edebiliyordu; tokadın geldiği bölge zonkluyordu. Ve söylediklerimi yapmazsan Francois de Ryan ile aynı kaderi paylaşacak.
Sana inanmıyorum! diye bağırdı. Yalan söylüyorsun, beni kandırmaya çalışıyorsun! Çaresizsin. Kimse sana yardım edemeyecek; burada çürüyeceksin.
Aslında, kocan beni burada bulduğunda çürüme şansım olmayacak, canımı alır. Lucrezianın direnmesi çok normaldi; ama en sonunda teslim olacağı da kesindi. Kadının en büyük korkusu sevdiklerine zarar gelmesiydi; çok direnmeden kavrayacaktı söylenenlerin ciddiyetini. Ama dört gün sonra babanın yanında olmazsak, beşinci günde kocan yaşamıyor olacak. Plan hazırlandı, Lucrezia. Ne kadar itiraz edersen et, bu iki seçenekten birine boyun eğeceksin. Ya ben ve Carlos ile buradan ayrılacaksın ya da sevdiğin adam bu dünyadan göçüp gidecek.
Hayır, derken kafasını olumsuz anlamda sallıyordu yine. Yalan söylüyorsun.
Kate sadece gülümsemekle yetinirken, hücreden çıkan genç kadın tekrarlıyordu içinden: Yalan söylüyor. Francoise hiçbir şey yapamazlar. Sertçe kendine doğru çekti hücrenin kapısını. Nöbetçiler, kapıyı kilitleyin!
Dört nöbetçi ritmik adımlarla merdivenleri indikten sonra görmüştü geçici liderlerinin yüzünü. Kadının ten rengi solmuş, adeta kireç gibi bembeyaz olmuştu. Aralarından biri kemerinden çıkardığı anahtarla kilitledi kapıyı. İyi misiniz, efendim?
Adamın sorusunu bile duymamıştı Lucrezia; sadece ağız hareketlerinden konuştuğunu anlayabilmişti. Cevap vermeden yöneldi merdivenlere. Yavaşça basamakları tırmanırken Katein duvarlarda yankılanan sesi korkusunu daha da arttırıyordu. Seçimini yap, Lucrezia! diye bağırıyordu.
O ana kadar kendini zorlukla sakin tutan genç kadının iç sesi girdi devreye. Bu ses felaketi çağırıyordu adeta: Ya Francoise bir şey yaparlarsa?
***
Dolunayın saçtığı ışık perdeleri açık pencerelerden sızıyordu içeri. Vakit gece yarısını geçeli epey olmuştu; Lucrezia birkaç saat önce yatmış, daha tek bir saniye bile uyuyamamıştı. Sonuna kadar açtığı mavi gözlerini odanın tavanına dikmişti. Yan odada uyuyan hizmetçilere sesini duyurmamak için yavaşça kalktı geniş yatağından. Francoisin doldurması gereken boşluğa bakarken, Ya bu boşluk bir daha dolmazsa? düşüncesi beynini yiyordu.
Elinde bardağıyla ilerledi birkaç adım. Aynadaki yansıması bir yabancıyı andırıyordu. Ellerinin titremesini durduramayan genç kadın endişeli bakışlarla süzüyordu onu. Teni daha da solmuş, dudaklarının rengi çekilmişti sanki. Elinde sıkıca tuttuğu bardağı biraz ötesindeki aynaya fırlattı hınçla. Bardakla aynanın parçalarına ayrılma sesi onun çığlığına karışmıştı.
Gürültü yüzünden yerlerinden sıçrayarak uyanan iki hizmetçi hemen gelmişlerdi kadının odasına. Hanımları yere oturmuş, titreyen elleriyle gözyaşlarının ıslattığı yüzünü örtmüştü; birkaç adım uzağındaysa cam kırıkları duruyordu. İkisi de yere çöken kadının yanına koşmuştu. Efendim, ne oldu?
Onu kaldırmak için kollarına dokunan ellerden silkinerek kurtuldu Lucrezia. Düşünceleri ağır geliyordu; sanki bu ağırlığı taşıyamadığı için öne düşmüştü başı. Düşündüğü saatler boyunca olasıkları tartan genç kadın, Katein söylediklerine çoktan kaptırmıştı kendini. Sabahlığımı getirin.
Kalın, mavi sabahlığına sarınmış, dışarı çıkacakken hizmetçilerin sesi böldü düşüncelerini. Ne istiyorsa getireceklerini söyleyip ondan yatmasını rica eden genç kızlara, Sadece biraz gezineceğim, dedi. Siz uyuyun, beni beklemenize lüzum yok.
Ama, Bayan Archard-
Uyuyun.
Duygudan yoksun sesi odayı kapladıktan sonra çıktı koridora. Ona selam veren üç nöbetçi hariç görünürde kimse yoktu; herkes uyuyor olmalıydı. düşüncelerinin başka yöne sapmasına izin vermeyen genç kadının elleri titremiyordu artık. Daha birkaç saat önce endişe ve korkuyla tırmandığı basamakları indi sessizce. Burada dört nöbetçi vardı; Lucrezia hiçbirinin söylediğine aldırmadan girdi Katein hücresine.
Nöbetçilerin yukarı çıktığından emin olunca konuştu. Uyan. Karşısındaki kadın hala yavaşça nefes alıyordu. Uyan!
Sesini yükseltmesi işe yaramıştı; uyanmıştı Kate. Uyku mamurluğuyla gözlerini kırpıştırdı. Kapının önünde dikileni tanıyamamıştı. Kim var orada?
Ay ışığının yansıdığı bölgenin tam ortasına ilerledi. Benim, Lucrezia.
Ah, derken gülümsedi. Bu kadar çabuk karar vermeni beklemiyordum açıkçası. Öğlen saatlerinde geleceğini düşünüyordum; beni şaşırttın.
Eğer sizinle gelirsem Francoise bir şey yapmayacağınızdan nasıl emin olabilirim? Beni kandırmadığınız ne malum?
Gülümsemeye devam etti Kate. Lucrezia, babanın en çok istediği şey sensin. Eğer seni elde ederse, Francoise dokunmaz. Anlayacağın, en büyük hazine sensin.
Diyelim ki bu doğru, derken hala şüpheliydi Lucrezia. Francoise zarar gelmemesi için canını vermeye bile razıydı; ama karşısındaki kadın ve babası güvenilmezdi. Sizinle gelmeyi kabul edersem buradan nasıl çıkacağız? Sizi hücrelerinizden alıp istediğim gibi, elimi kolumu sallayarak gidebileceğimi mi zannediyorsun? Fark ettikleri anda sizi gerisin geriye buraya tıkarlar.
Sen bunları merak etme, Lucrezia. Hepsi düşünüldü; plan kusursuz. Biz buradan çıkarken saraydaki herkes derin bir uykuya dalmış olacak. Kimse gittiğimizi fark etmeyecek.
Henüz bu kadar insanı uyutabilecek kadar güçlü değilim, bunu yapamam.
Bunu büyüyle yapacağını kim söyledi ki? Lucrezianın ikni olduğundan emindi artık; detaylı bir şekilde yapılacakları anlatmaya başladı. Sarayın bahçesindeki ağaçların hemen dibinde İmolda isimli bir bitki yetişiyor. Beyaz ve şekli fındığı andırıyor. Bu bitkinin serçe tırnağından daha küçük bir miktarı normal bir kişiyi saatlerce uyutmaya yeter. Bir avuç İmolda toplayacaksın. Bunları havanda döveceksin; suları çıkacak. Çıkan suyu tüm yemeklere dökeceksin. Böylece akşam yemeğinden en fazla yarım saat sonra herkes uyuyor olacak.
Kaşlarını çatmış olan Lucrezia, Beyaz fındık, diye tekrarladı bitkinin görünüşünü aklında tutmak için. Mutfağa ne sebeple girip de bunları yapacağım?
Sen çok zeki bir kadınsın, derken dalga geçercesine gülümsüyordu Kate. Ona göre Lucrezia aptaldı; başkaları için kendini feda edecek kadar aptaldı. Bunu yapabilmek için oldukça güzel ve mantıklı bir bahane bulacağından eminim.
Birkaç saniye boyunca düşünen Lucrezia bahanesinin ana hatlarını bulmuştu bile; ayrıntıları daha sonra şekillendirecekti kafasında. Francois sizinle gittiğimi öğrendiğinde peşimize düşmez mi sanıyorsun? Nereye ve ne kadar uzağa gidersek gidelim, ne yapıp eder bulur beni.
Bir de bu mesele var tabii, derken karşısında dimdik duran kadını süzdü. Bakışlarındaki duygusuzlukla endişeli olmadığı izlenimini vermek istese de Kate onun korkusunu hissedebiliyordu. Ben anlatmadan planın can alıcı noktalarını bulabilmen çok hoş. Her neyse, bu sorunun iki cevabı yani çözümü var. Birincisi, Francoise bir mektup bırakacaksın. Mektupta onu sevmediğini ve terk
ettiğini yazacaksın. Beni kullanmanı unutamıyorum, artık sana aşık değilim, tarzında şeyler. Yani, öyle şeyler yazacaksın ki kalbi kırılacak, seni aramak istemeyecek. Anladın mı?
Duyduklarının yaratmış olduğu boşluk duygusunda kaybolacağını zannetti Lucrezia. Öyle şeyler yazacaksın ki kalbi kırılacak. Bu cümle içindeki boşlukta bir girdap oluşmasına neden oldu; kalbini yutacak bir girdap.
Lucrezianın donuk bakışlarını aldırmadan devam etti Kate; kadının onu dinlediğini biliyordu. İkincisi ise auranı gizleyeceksin.
Auramı mı gizleyeceğim?
Babanın neden aylardır bulunamadığını zannediyorsun? Aurasını gizleyen byücülerin yerini tespit etmek neredeyse imkansızdır. Bu yüzden kime babanı bulamıyor, enerjisini hissedebilen kimse yok çünkü.
Auraları okumayı bile bilmiyorum ben, derken sesi sertti. Babasının nasıl olup da saklandığını anlamıştı sonunda. Kendi auramı gizleyemem, yok gibi gösteremem.
Önünde üç buçuk gün var. Arkadaşın Ashley Kensington bunu öğretecektir. Tamamen öğrenmene gerek yok, babanın yanına ulaştığımızda auranı gizlemene yardımcı olacaktır. Temelini öğrenmen yeterli yani.
Bu kadar mı? Derin bir nefes aldı. Plan bu kadar mı?
Mektupta yazman gereken bir şey daha var, onu söylemeyi unuttum.
Neymiş o?
Başıyla kadının hafifçe belli olan karnını işaret etti. Bebekten kurtulduğunu söyleyeceksin.
Bebeğinden kurtulma düşüncesi elini karnının üstüne koymasına neden olmuştu içgüdüsel olarak. Aklından hiç çıkmayan şeyi tekrarladı. Sizinle geldiğimde Francoise zarar vermeyeceğinizi nereden bileceğim?
Söylediğim gibi, baban seni elde ederse Francoisin bir değeri kalmıyor. Umursamaz bir tavırla omuz silkti. Bir de şu açıdan düşün: Bizimle gelmezsen Francoisin yaşama şansı yok; eğer bizimle gelirsen yaşamak adına bir şansı olacak.
Bu cümleyle birlikte arkasını dönüp çıktı hücreden. Katein bir şey demesine izin vermeden konuştu. Söylediklerini kabul ediyorum.
***
Ashley kahvaltısını yaparken çaldı odasının kapısı. Ağzını kumaş bir peçeteyle silmeden evvel, Gelin, diye seslendi; bu kadar erken vakitte misafiri olması şaşırtmıştı onu.
Dün gece yaşadıklarının izlerini yüzünden silen Lucrezia, büyük bir gülümsemeyle girdi içeri. Günaydın Ashley.
Lucrezia, derken ayağa kalkmaya yeltenmişti. Arkadaşı onun omzuna dokunup oturmasını işaret edince devam etti konuşmaya. Günaydın, hoş geldin.
Teşekkürler. Ashleynin hemen karşısındaki sandalyeye oturdu dikkatlice. Seni bu denli erken bir vakitte rahatsız ettiğim için özür dilerim, lakin tek başıma canım sıkıldı, dayanamayıp geldim.
Ashley şefkatli bir şekilde gülümserken Lucrezianın yorgun ifadesi dikkatini çekmişti. Ne demek, çok iyi etmişsin gelerek. Nasılsın; biraz yorgun gözüküyorsun?
Ah, evet, derken her şeyi gizleyen gülümsemesini daha da büyüttü. Dün gece karnımdaki ufaklık yüzünden pek rahat uyuyamadım, o yüzden yorgunum biraz.
Gün geçtikçe büyüyor. Hemen hemen altı ayın kaldı. Eliyle masanın üzerindeki yiyecekleri işaret etti. Sen de buyursana.
Teşekkürler ama ben almayayım. Sana gelmeden önce yedim bir şeyler, diye yalan söyledi. iştahı yoktu; tek lokma geçmemişti boğazından. Aslında senden bir şey isteyecektim. Onun için de bu kadar erken geldim diyebilirim.
Öyle mi? Ne isteyecektin?
Bana aura okumayı öğretmeni istiyorum. Senin için de uygunsa tabii.
Sen genelde Francois ile büyü çalışıyordun, diyen Ashley şaşkınlığını gizleyememişti. Nereden çıktı ki bu? Niye bir anda auralara merakın arttı?
Francois gittiğinden beri yeni bir şey öğrenmedim, sürekli yapabildiğim şeyleri tekrarlıyorum. Açıkçası, bu durumdan biraz sıkıldım, dedi yumuşak bir sesle. Ve biliyorsun, önümüzdeki günlerde konseyi tekrar toplayacağım.
Evet?
Davalarda kimin yalan söylediğini auralardan anlayabiliyorsunuz; ama ben bunu yapamıyorum. Konsey üyelerinin bunu yapamadığımı öğrenmelerini istemiyorum. Biraz da bunun yüzünden aceleci davranıyorum.
Peki, diyen Ashley ikna olmuştu. Ne zaman başlayalım?
Mümkünse hemen, şimdi.
Ne kadar acelecisin.
Fazla istekliyim, derken gülümseyen Lucrezia yerinden kalkmış, odanın ortasına doğru ilerlemişti bile.
Odadaki hizmetçiyi dışarı çıkartan Ashley gelmişti arkadaşının yanına. Öncelikle bu işin özünü öğrenmelisin. Derin bir nefes alıp daha ciddi bir ifade takındı. Kanın damarların sayesinde vücudunda akıp gider, bu sayede bütün vücudunu dolaşır. Büyü enerjin de kanınla birlikte akar, onun dolaştığı yerlere ulaşır. Bu yüzden bir büyücünün kanını akıttığında gücü azalır. Çünkü büyü enerjisi de kanla birlikte vücudu terk eder.
Kaşlarını çatan Lucrezia da derin bir nefes aldı. Demek bu yüzden adet dönemlerinde daha güçsüz hissediyordum.
Evet, derken başıyla onayladı Ashley. Yavaşça soluk alıp verirken sağ elini kolunun üzerinde gezdiriyordu. Enerjin tıpkı su gibi akıp gider. Dikkatini verirsen bunu hissedebilirsin.
Ashleynin yaptığı hareketi tekrarlayan Lucrezia başını salladı. Hiçbir şey yok.
Suyu kontrol ediyormuş gibi düşün, yardımcı olacaktır. Gözlerini kapatan Lucrezia söylediklerini yaptı tekrar. Derin nefes almaya devam et. Kanında enerjinin varlığını hissedebiliyor musun? Bir değişiklik var mı?
Sanırım, derken içini gıdıklayan bir şey hissetti Lucrezia; kanının içinde dolaşan değişik bir şeydi bu. İçimi gıdıklıyor.
Doğru yoldasın. Kendi enerjini keşfedebildiğine göre benimkine yoğunlaşabilirsin. Bunu yapman daha kolay olacak. Lucrezianın aurasına baktı genç kadın. Hemen hemen tüm büyücülerden daha geniş bir auraya sahip olan arkadaşının endişeli olduğunu anlamıştı. Mesela senin auranda koyu renkler görüyorum; endişelisin. Sen bende ne görüyor, hissediyorsun?
Yüzüne kocaman bir gülümseme oturtsa dahi enerjisi onu ele vermişti. Sanırım açık renkler? Neşeli olduğunu hissediyorum. Gözkapaklarını araladı hafifçe. Doğru mu?
Evet, çünkü Deane mektup yolladım. Gülümsemesi soldu. Doğuştan yetenekli olduğun için bu kadar kısa sürede öğrendin. Ben başkasının enerjisini hissedebilmek için üç gün boyunca uğraşmıştım. Sahi, Lucrezia, neden endişeli ve mutsuzsun?
Francoisi sekiz gündür görmüyorum, diye yalan söyledi. Mutsuzluğunda bunun payı olsa da en büyük rol Francoisi ter edecek olmasına aitti. Onu özledim.
Ashleynin yüzüne şefkat ve anlayış dolu bir ifade yerleşmişti. Altı gün sonra burada olacaklar, çok az zaman kaldı. Hem mektuplaşıyorsunuz da, bu kadar mutsuz etme kendini.
Evet ama onun yerini tutmuyor işte. Aklına gelen bahaneye daha da sıkı sarıldı; elini karnının üstünde gezdirdi yavaşça. Sanırım hamilelik de bu denli etkilenmeme neden oluyor; hormon değişimi tuhaf bir şey.
Elbette bunun da etkisi vardır. Ayrıca ikinizin enerjisi de senin auranda toplanmış durumda; seni etkilememesi imkansız bir şey.
Söylenenleri anlamayan genç kadın kaşlarını çattı. İkimizin enerjisi?
Bebeğin ve senin enerjin yani. o doğana kadar auran onun enerjisini de tutuyor.
Bunu bilmiyordum.
Francois sana auralarla ilgili hiçbir şey anlatmamış da ondan.
Ashley, aura okumakta ustalaşmak için ne kadar zamana ihtiyacım var?
Şey Bir müddet düşündü genç kadın. Bunun hakkında kesin bir şey söyleyemem. Bazı büyücüler birkaç haftada bazıları birkaç yılda tamamen auralara hakim olabilirler. Senin öğrenme hızını ve yeteneğini baz alacak olursak, bol bol çalıştığın takdirde birkaç haftada halledersin.
Düşünür gibi başını salladı Lucrezia. Peki, derken sesi tereddütlüydü. Auramı gizlemeyi ne kadar zamanda öğrenebilirim? Sen öğretebilir misin bunu?
Şaşkınlıktan gözleri irileşen Ashley zorlukla konuştu. Aura gizlemeyi nereden biliyorsun?
Aslında sadece varlığından haberdarım. Francoisin bana verdiği kitaplardan birinde okumuştum; fazlasıyla ilgimi çekmişti.
Bu oldukça zor bir büyüdür, Lucrezia. Ne kadar yetenekli olsan da birkaç haftada altından kalkabileceğin bir şey değil; yıllarını alır. Kaldı ki, bazı büyücüler bunu hiçbir zaman yapamaz.
Lucrezia içinden Katee lanet ederken, Öğretemez misin yani? dedi.
Sadece temelini öğrenebilirsin, daha fazlasını değil.
Katein söylediği cümle kafasında yankılanırken, Olur, diye atıldı. Sadece temelini öğrenmenin yeterli olacağı söylenmişti ona. Temeline de razıyım. Lütfen, Ashley. Çok merak ediyorum.
Ashley yavaşça gülümsedi. Pekala.
***
3 Gün Sonra
Aurasını az da olsa gizlemeyi öğrenmişti çalışmaları sayesinde. Son bir kez daha denedikten sonra odasından ayrılıp mutfağa yöneldi.
Bugün herkese kendi ellerimle vişneli kek yapmak istiyorum, derken mutfaktaki çalışanlara gülümsüyordu Lucrezia. Mutfaktaki herkes onun vişneli keki ne kadar sevdiğini biliyordu; bu yüzden mutfağa girebilmek için böyle bir bahane bulmuştu. Lakin tek başıma olmayı yeğlerim. Gördüğüm kadarıyla yemeklerin hepsi hazır, rica etsem beni yalnız bırakabilir misiniz?
Mutfak boşaldıktan sonra raflardan birindeki havanı aldı Lucrezia. Sabahleyin toplayıp kumaş peçeteye sardığı İmoldaları boşalttı havanın içine. Bitkiler pörsümüş vaziyete gelip tüm sularını bırakana kadar sertçe dövmüştü onları. Yemek kazanlarının önüne geldiğinde parmaklarının arasını açarak havandaki suyu boca etti hepsine. Kepçelerle kazanları karıştırdıktan sonra pörsümüş bitkileri boş bir çuvalın içine atmış; havanı da bulaşıkların yıkandığı derin leğene bırakmıştı.
Ardından kumaş peçeteyle burnunu tutarak çıktı mutfaktan. Kapının hemen dışında oturan iki çalışan vardı. Kek yapamayacağım, dedi kendini sıkarak. Koku midemi bulandırıyor. Bugün yemeği normal saatinden daha erken dağıtın, daha fazla aç duramayacağım.
Koluna giren genç kız onu odasına kadar getirdikten sonra oturdu divanlardan birine. Yaptıkları ve yapacakları gerginliğini katmerlerken ne kadar vakit geçtiğini bilmiyordu; hava kararmıştı. Kapı çalındığında hizmetçisi yemeğini koymuştu masanın üstüne. Şimdi canım istemiyor, dedi ona. Sen git ye, ben ihtiyacım olduğunda haber yollarım sana.
Bir saat sonra sessizce kapısını açıp koridora çıkardı başını. Bütün nöbetçiler yere yığılmışlardı; uyuyorlardı. Lucrezia dün sabah hizmetçisine mutfaktan pazarda kullanılan heybelerden birini getirmesini söylemişti. Kumaş heybeye tüm ilaçlarını, bir geceliğini ve sabahlığını koydu hızlıca. Yastık kılıfının içine sakladığı üzerinde Francoise yazdığı mektubu bıraktı yemek masasına.
Ağlamamak için tavana bakarak yürüdü sürekli. Hücrelerin olduğu kata geldiğinde heybesini kenara bıraktı; yerde yatan nöbetçilerin birinden kemerdeki anahtarlığı çıkarmıştı. Birkaç denemenin ardından Carlosun bulunduğu hücrenin kapısını açabilmişti.
Adamın söylediklerini dinlemeden Katein hücresine yöneldi. Birkaç dakikalık uğraşından sonra bu kapıda açılmıştı. Zincirlerimden kurtulmam için şu küçük anahtarı kullan, dedi Kate. Lucrezia söyleneni yaptıktan sonra serbestti. Kızarmış bileklerini ovdu. Nihayet özgürüz.
Lucrezia hiçbir şey söylemeden heybesini alıp basamakları tırmandı; ardındaki iki kişi hiç konuşmuyordu. Sarayın bahçesine çıkıp karanlıkta ilerlemeye devam ederken, Çabuk olun, dedi sadece.
***
2 Gün Sonra
Francois sarayın surlarının ardından geçtiğinde bahçede dikilen Ashleyi görmüştü. Dün akşam saatlerinde ondan bir mektup gelmişti; Lucrezianın ortalarda olmadığını yazıyordu. Leonardonun arkasından, Yavaşla! diye bağırmasına aldırmadan devam etti yola. Ashleynin yanına ulaştığında hızla indi atından, dikildi kadının karşısına. Ashley, Lucrezia nerede?
Francois ben bilmiyorum, diyen kadının sesi ağlamaklıydı. Dün sabah uyandığımda yoktu. Her yeri aradık, sarayın her yerine baktık ama yok.
Karımı sana emanet ediyorum ve sen onun ortadan kaybolduğunu mu söylüyorsun bana! diye bağırdı Francois. Sinirden gözleri sonuna kadar açılmıştı; Leonardonun onu tutan kollarından kurtuldu bir silkinmeyle.
Ö-özür di-dilerim, dedikten sonra hıçkırarak ağlamaya başlamıştı Ashley. Dean onu kollarına aldığında zorlukla konuşmaya devam etti. Sana me-mektup yol-yollamadan önceki g-gece he-hepimiz ye-yemeğe katılan bir ş-şey yüzünden u-uyumuşuz.
Francois söylenenleri daha fazla dinlemedi. Karısının ortadan kaybolduğuna inanmıyordu; muhakkak sarayın içinde bir yerlerde olmalıydı. Aramaya önce yatak odalarından başlayacaktı. Kapının önünde dikilen nöbetçilere öfkeli bir bakış attıktan sonra kırarcasına açtı çift kanatlı kapıyı.
Odanın her yerine bakmıştı; girilmesi imkansız yataklarının altına bile. Yemek masasının altına da baktıktan sonra görmüştü üzerinde düzgün bir el yazısıyla Francoise yazan kağıdı.
Yamuk yumuk katlanan kağıdı hızla açtı.
Francois,
Sen bunu okuduğunda muhtemelen oldukça uzakta olacağım; gidebileceğim kadar uzakta olacağım. Bunun seni şaşırttığını biliyorum, üzgünüm. Ancak başka çarem yoktu. Gitmeme asla izin vermezdin, ben de sen yokken kaçmayı tercih ettim.
Babamın bizi o kulübeye çağırdığı gece olanları aklımdan silip atamıyorum. Beni kullandığın gerçeğini hiçbir zaman unutamıyorum, unutmayacağım da. Kuzenimi kaybettiğimde çok zayıftım, çökmüş vaziyetteydim. Toparlanmama yardım etmen için affettim seni. Ama şimdi, gerçekten gören gözlerle baktığımda, seni tam anlamıyla affedemediğimi görüyorum.
Beni kullandığın gerçeğini unutamadığım gibi, bunun benim üzerimdeki etkilerini de unutamıyorum. Babamın anlattıklarıyla aşkımın bittiğini hissetmiştim, gerçekten de öyleymiş. Artık seni sevmiyorum, sana aşık değilim. Bunlar seni yaralayabilir, lakin hakikat bu. Seni sevmiyorum.
Sana dair hiçbir şey istemiyorum artık hayatımda. Bu yüzden, çok daha önce aldırmak istediğim bebekten de kurtulacağım; istediğimi yapacağım. Sevmediğim bir adamla daha fazla devam edemezdim; hayatımı kendi ellerimle çürütemezdim. Lütfen beni anla.
Peşimden gelme. Seni istemiyorum. Bu bebekten kurtulduktan sonra kendime yeni bir hayat kuracak, gerçekten mutlu olacağım. Senden yetkilerini kullanarak beni boşamanı istiyorum. Böylece tam anlamıyla yeni bir hayata başlayabilirim, senin soyadını taşıdığım sürece mutsuzluk beni takip edecek, biliyorum.
Gitmekten başka çarem yoktu.
Eğer beni gerçekten sevdiysen, söylediğin gibi gerçekten bana aşıksan peşimden gelmezsin. Benim için son bir şey yap: PEŞİMDEN GELME. ÇÜNKÜ SENİ SEVMİYORUM. SANA AŞIK DEĞİLİM.
-Lucrezia
Keyifli okumalar

- Katılım
- 5 Tem 2013
- Konular
- 4,750
- Mesajlar
- 6,784
- Reaksiyon Skoru
- 288
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 12 Yıl 11 Ay 12 Gün
- Başarım Puanı
- 250
- Yaş
- 31
- MmoLira
- -65
- DevLira
- 0
Paylaşım için teşekkürler.Çok uzun olmuş.Okumaya üşendim 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)
Benzer konular
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 20
- Cevaplar
- 0
- Görüntüleme
- 14
- Cevaplar
- 5
- Görüntüleme
- 81
- Cevaplar
- 3
- Görüntüleme
- 25





ama rep vercem emege saygı