Fethi Polat 1
Fethi Polat
xranzei 1
xranzei
Bvural41 1
Bvural41
kralhakan2009 1
kralhakan2009
noisiv 1
noisiv
Manwe Work 1
Manwe Work
Vahsi Uzman 1
Vahsi Uzman
Cannn6161 1
Cannn6161
B 1
berione65
sen272 1
sen272
Mt2Hizmet 1
Mt2Hizmet
Hikaye Ekle
Reklam vermek için turkmmo@gmail.com

Aşka Dokunuş - 17. Bölüm

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan qecekondu06
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 6
  • Görüntüleme Görüntüleme 512

qecekondu06

Developer
Telefon Numarası Onaylanmış Üye
Fahri Üye
TM Üye
Katılım
25 Ocak 2013
Konular
6,740
Mesajlar
21,611
Online süresi
2d 13h
Reaksiyon Skoru
2,176
Altın Konu
0
TM Yaşı
13 Yıl 4 Ay 15 Gün
Başarım Puanı
509
MmoLira
2,783
DevLira
0
Ticaret - 0%
0   0   0

ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!

Bazı anlar vardır. Dilin tutulur, boğazın kurur ve sen hiç orada olmamış olmayı dilersin. Özellikle yalanın yakalandığı zaman hissettiğin bir duygudur. Şuan iliklerime kadar aynen böyle hissediyordum. Sertçe yutkundum, Fatih’in beni tanımama olasılığı sıfırdı. Sonuçta düzenli olarak yüzümü görüyordu ve bildiğim kadarıyla aptal da değildi.
‘‘Fatih, kardeşim?’’
Yalçın’da aynen benim gibi düşünüyor olmalıydı. Bu yüzden huyuna gidiyordu. Cevapsız kalacağını bilsem de başımı eğerek saçlarımın öne düşmesini sağladım. Minicik bir umuda tutunmuştum, kızı görmek üzere üstelemeden ortadan kaybolması.
‘‘İmge?’’
Bütün umutları teker teker yok olurken sertçe dudağımı dişledim. Yakalanmıştık, şanssızlık! Göğsümü şişiren derin bir nefes alırken tüm cesaretimi toplamaya çalışıyordum. Vücudumdaki kanın yanaklarımda toplanmaya başladığını biliyordum. Allah’ım! Nasıl utanmam? Oğlan bizi yakalamıştı resmen! Bakışlarımı yerden kaldırarak Fatih’in ela gözlerine kilitledim.
‘‘Selam.’’
Söyleyebileceğim tek şey buydu. Ne diyebilirdim ki? Fatih’in önce dudakları şaşkınlıkla aralandı. Ardından bir adım geriye çekilerek gözlerini kıstı. ‘‘Vay be!’’ diyerek daha fazla utanmamı sağladı.
‘‘İmge ve Yalçın? Yemin ederim hissetmiştim. İkinizin arasında öyle bir elektrik var zaten.’’
Neden herkes bizim ilişkimizi bizden önce fark etmişti? Yanağımın için sertçe dişlerken bakışlarımı kaçırdım. Kalbim göğüs kafesimi zorlayacak şekilde gümbürdüyordu. Örtünün üzerine konmuş pet şişeyi alarak bir yudum su içerken Yalçın’ın ayaklandığını gördüm. O kadar gergindim ki ne yapacağımı, karşımdakine ne diyeceğimi düşünememiştim. Beynim sanki olaylar karşısında donmuş gibiydi.
‘‘Fatih, bak. Beni anlayacağını biliyorum. Sınıftan kimsenin bunu bilmemesi gerek. Sana güveniyorum. Kimseye bir şey söyleme.’’
‘‘İmge utangaç galiba.’’
Elimdeki şişeyi sepetin yanına koyarken gözlerimi kapatarak kendimi sakinleştirmeye çalıştım. Ruhum çekilmişti sanki. Çok büyük tepki verdiğimi, olayları abarttığımı biliyordum ama elimde değildi. Sınıfta herkesin bakışları altında altın çifti oynayabilecek kapasite yoktu bende.
Kavga ettiğimizde başımıza dikilip bizi dikizleyecek insanları düşünmek bile avuçlarımın terlemesine yetiyordu. Aynen şuan olduğu gibi. Ellerimi pantolonuma sürerken ayağa kalkmak için hamle yaptım. ‘‘Fatih,’’ dedim yalvaran bir ses tonuyla. ‘‘Lütfen kimseye durumumuzdan bahsetme.’’
Gözleri ortamda gezindi, ardından bakışları Yalçın’la kesişti. ‘‘Korkmayın.’’ dedi ciddiyetle. ‘‘Yalçın’a borcum vardı zaten, ödendi sayarsınız.’’
İçime yayılan ferahlık öyle rahatlatıcıydı ki nefesimi üflediğimi bile fark etmedim. Uzaktan bir kız yanımızdaki Fatih’e seslenince ‘‘Size iyi eğlenceler.’’ diyerek koşarak uzaklaştı. Yalçın’ın tedirgin olduğunu görünce kaşlarım havaya kalktı.
‘‘Çocuk kimseye anlatmayacağını söyledi, neden bu kadar gerginsin?’’
‘‘Paranoid kişilik bozukluğu olan birine güvenmemi mi söylüyorsun?’’ dedi öfkeyle homurdanır gibi. Uzun zamandır bu hastalığın adını duymadığım için ne olduğunu bilmiyordum. Kaşlarım çatılırken bütün kaslarım gerildi.
‘‘Nasıl bir kişilik bozukluğu ki bu?’’
‘‘Sürekli kuşku içinde, kendine yapılan iyiliklere duyarsız. Başı belaya girerse gözünü kırpmadan bizi ele verir. Hatta belaya girmesine gerek bile yok. Eminim bir ağacın arkasında bizi seyrediyordur, buna devam edecek. Eğer onu kırarsak veya yüzüne kötü herhangi bir şey söylersek sonsuza kadar bize karşı kin güder. Daha devam edeyim mi?’’
Altı tane on birinci sınıfın olduğu bir okuldaydım. Bin bir çeşit hastalıklı veya bağımlı insanlarla aynı yerde okuyordum. Ama Yalçın’la bizi öğrenen kişi; paranoid kişilik bozukluğu olan biriydi. Evren bile ilişkimizi saklamak istemiyordu sanırım.
‘‘Gidelim o zaman!’’
‘‘Şimdi değil.’’ dedi yorgun görünerek. ‘‘Şimdi gidersek bizden şüphelenir. Dediğim gibi bizi izlediğine eminim. Geçenlerde ilacını almadığını fark ettim. Her ne kadar herkesi sevse de içi içini yiyor.’’
Anladığımı belirtmek istercesine başımı sallarken ‘‘Oturalım.’’ dedim. ‘‘Çok fazla dikkat çektik.’’
İkimiz örtünün üzerine yerleşirken gergin bir sessizlik ortama hâkim oldu. Söyleyecek bir şeyler bulmak umuduyla etrafıma göz gezdirmeye başladım. Tam bu sırada Yalçın gürültüyle öksürdü. ‘‘İyi misin?’’ dedim endişeyle doğrulup ikinci pet şişeyi açarken. Tek elini havaya kaldırınca ‘‘Soğuk aldın galiba.’’ diye mırıldandım.
‘‘Daha kasım ayına bile girmedik. Soğuk falan almadım.’’
Omuz silkerek ekmek parçası kopardım. Midem bulanıyordu, lokmayı ağzıma atsam da çiğnedikçe büyüyordu. ‘‘Aslında…’’ dedi Yalçın dikkatimi çekerek. ‘‘Piknik çok klişe gelmişti gözüme. Ama… Yağmurlu aylara girdiğimizden iyi olur diye düşündüm.’’
‘‘Sorun değil.’’
Gerginliğim had safhadaydı. Sıkıntılı halimi fark etmemesi için gülümsemeye çalışıyordum ama onunda moralinin bozulduğu belliydi. Böyle bir atmosferde büründüğümüz hava etraftakilerin de dikkatini çekmişti. Sanırım çoğu insan çift kavgası olarak düşünüyordu.
‘‘Hadi gidelim. Seni eve bırakayım.’’
‘‘Ama dedin ki-’’
Yalçın aniden yerinden doğrulup elini bana uzattığında cümlem yarıda kaldı. Yüzündeki ifadeyi görebilmek için başımı geriye atmak zorunda kaldım. Gülümsüyordu. ‘‘Hadi,’’ diye mırıldandı uzattığı eli tutmamı istediğini belli ederken. ‘‘Çabuk ol. Fatih bakıyor.’’
Yüzümü ele geçiren minik gülümseme solarken elini tutarak ayağa kalktım. Çantamı takarken hafifçe ittim. Sebebimiz olduğundan ellerimizi ayırmamız garip karşılanmazdı. Yalçın, havadaki romantizmi fark ettiği an mahvedebilmek adına her şeyi yapıyordu. Bilinçli veya bilinçsiz olduğunu bilmiyordum. Bildiğim tek şey amacına ulaştığıydı.
‘‘Yanlış bir şey mi söyledim?’’
Gözlerimi devirirken birkaç adım attım. Daha sonra sepet aklıma geldi. ‘‘Şurayı toplayalım mı?’’
‘‘Arkadaşım halleder.’’
Nasıl bir arkadaştı bu? Bizim için her şeyi hazırlıyor, bir de üstüne topluyor muydu? ‘‘Arkadaş olduğunuza emin misin? Bana daha çok kölen gibi geldi.’’ dedim.
Büyük adımlarla zorlanmadan bana yetişti.
‘‘Öyle de diyebiliriz.’’
Onun kendini beğenmişliğine karşın gözlerimi devirdim. ‘‘Bu arada…’’ diyerek yönümü ona çevirdim. Madem aramızdaki romantik iletişimi yok ediyordu, ben de öyle anlar yaratmazdım. ‘‘Lütfen evin önüne gelme. Okulda zaten beni görüyorsun, hem Fatih öğrenmiş olsa bile henüz kimse bir şey bilmiyor.’’
Aniden kaşlarını çattı, yüzü gölgelendi. Dudakları memnuniyetsizce büküldü. Söylediklerimin az çok farkındaydım. Bunu bende istemezdim ama sinirlenmiştim. Sırf Fatih bakıyor diye elini tutmamı istemişti! Ne kadar küçük düşürücü olduğunun farkına varmamıştı bile.
Öksürürken elini ağzına götürdüğünde endişeyle bir adım yaklaştım. ‘‘Sana söyledim!’’ diyerek homurdandım. ‘‘Hastalandın kesin! Öksürüp duruyorsun.’’
‘‘Ben hasta olmam.’’
‘‘Neden sen insan değil misin? Hasta olmam ne demek ya?’’
Sinirle söylenmeye devam ederken yürüdüm de. Peşimden büyük adımlarla ilerleyen Yalçın’a dönüp bakmamak için kendimle savaşmaya başladım. Rüzgâr her saniye daha da sertleşirken ellerimi sertçe ovuşturdum. Henüz kışlıkları çıkarmamıştık, tam zamanıydı.
‘‘Evine götüreyim.’’ dedikten sonra birkaç kez daha öksürdü. Dışarıdan havalı görünebilmek için yaptığı şey hiç hoşuma gitmiyordu. Israrla hasta olmayacağını savunuyordu. ‘‘Tamam’’ dedim titreyen sesimle. Onun adına endişeleniyordum, hem de çok fazla.

(…)

Yalçın gece boyunca attığım hiçbir mesaja cevap vermemişti. Sabah uyandığımda ise tek bir cevap attığını görmüştüm. ‘Kusura bakma, hastalanmışım.’ Ona -ben sana söylemiştim- içerikli uzun nutuk tarzı mesajlardan göndermeliydim. Ama yapamamıştım. Okula gelip gelemeyeceğini sorarken aynı zamanda saçlarımı örüyordum. Odamdan çıktığımda önümü kesen Ece dudağını bükerek ‘‘Yalçın hastalanmış!’’ dedi.
‘‘Hım..’’ diye mırıldandım ilgisiz gözükmeye çalışarak. ‘‘Nereden öğrendin?’’
‘‘Olcay söyledi. Kendini berbat hissediyor olmalı. Ah, çıkışta evine gidelim.’’
Mutfağa doğru yürüyeceği sırada koluna tutundum. ‘‘Senin durumun nasıl?’’ Bir süre anlamamış gözlerle beni izledi. Sanırım ilk başta neden bahsettiğimi fark edememişti. ‘‘İyiyim,’’ diye geçiştirmeye başladı. ‘‘Daha az sayar oldum.’’
Buna rağmen gözleriyle sürekli etrafı izlediğini, temiz tutmaya çalıştığını, gizlice yastıkların tüylerini çıkarıp saydığını biliyordum. ‘‘İlacını doğru düzgün alıyorsun değil mi?’’
‘‘Evet, tabi ki.’’
Daha fazla üzerine gitmemek için bende içeriye doğru hareketlendim. Bu sefer o beni durdurdu. ‘‘Ya sen? Hala kâbus görüyor musun? İlaçların?’’
‘‘Kâbuslar daha az artık. İlaçları bıraktım, sinirlerimi yıpratıyorlar.’’
Anladığını belirtircesine başını salladıktan sonra ‘‘Şu ilaçlar!’’ diye mırıldandı öfkeyle. ‘‘İyileşelim diye varlar ama bizi daha da delirtmekten başka işe yaramıyorlar!’’
‘‘Geç kalacaksınız okula!’’
Babamın sesi konuşmamızı böldüğünde uykudan uyanmış gibi olduk. Hemen kapıya koştum, Ece endişeyle çantasını aramaya başladı. Kısa telaşımızın ardından tamamen okula hazır şekilde evden çıkmayı başarabildik. Merdivenleri inerken Ece’de bir tuhaflık sezmiştim. Her zaman ki neşeli tavrının aksine yüzü asıktı. Yalçın’la olan ilişkim yüzünden, kardeşimi ihmal etmiştim. İçten içe pişmanlıkla kavrulurken ona seslendim.
Dalgınca bakışlarını bana çevirdiğinde kendimi tutamadım. ‘‘Ne oluyor Ece?’’ dedim tamamen önüne geçerek. Sanki bunu sormamı bekliyormuş gibi ağlamaya başladı. Hıçkırmamak için ellerini dudaklarının üzerine bastırdı. Yine de omuzları hareket ediyordu. Onun bu haliyle gözlerimi kaçırdım.
‘‘İmge.’’ dedi fakat devam edemedi. Sözlerini kesen hıçkırıklarıydı. Elim ayağıma dolanırken kollarımı boynuna doladım. Hemen bana sarılarak yüzünü saçlarıma gömdü. Titriyordu, her şeyi sormak istiyordum. Bunun yerine bekledim. Kendine gelmesini, moralini bozan şeyi onun anlatmasını bekledim.
‘‘Ben… Ben dün Olcay’ı aradım. Onu sevdiğimi söyledim.’’
Duyduklarım bende soğuk duş etkisi yaptı. Birisi dürtmüş gibi irkilirken tek elimle onu geriye iterek yüzüne baktım. Doğru söylediğine emindim, ağlayarak yalan söylemezdi. Beni bu kadar endişelendirmezdi. Gözlerim şokla açılırken ne yapabileceğimi düşündüm. ‘‘Ne dedi cevap olarak?’’ dedim korkarak. Eğer Ece’yi kıracak şeylerden bahsetmişse… Hastalığı ilerleyebilirdi. Bunu göze alamazdım.
‘‘Beni arkadaşı olarak gördüğünü!’’ diyerek patladı ve daha fazla ağlamaya başladı. ‘‘Öncelikle ağlamayı kesiyorsun.’’ dedim kararlı bir sesle. ‘‘Yapamam.’’ dediğinde kaşlarım çatıldı.
‘‘Neden?’’
‘‘Çünkü sol gözümden üç damla, sağ gözümden iki damla yaş aktı! Eşitlenmesi gerekiyor.’’
Gözyaşlarını eşitlemeye çalışmasını izlerken içimden Olcay’a hakaret yağdırıyordum. ‘‘Ece,’’ dedim kırılmaması için gülümsemeyi denerken. ‘‘Hadi okula geç kalıyoruz. Sil gözyaşlarını. Eşitlenmesin, ağlama hatta. Bırak.’’
‘‘Lütfen filmlerdeki gibi o seni kaybetti muhabbetini yapma. Çünkü bariz belli ki kaybeden benim.’’
Kendi sorunlarıma, sevgilime, hayatıma o kadar dalmıştım ki kardeşim dediğim insanı görmezden gelmeye başlamıştım. İstemeden olmuş olabilirdi fakat yapmıştım bir kere. Hatalarıma pişman olmaktansa onları düzeltmeye meyilliydim. Kendimi sorgulamayacaktım, Ece’nin daha iyi olmasını sağlayacaktım o kadar!
Demir kapıyı açarken bahçeye adım attık. Kaskatı kesilen Ece gözlerini karşıya dikmişti. Dudaklarının arasından birkaç küfür mırıldandığını duyunca bende onun baktığı yere döndüm. Ve karşımda Olcay’ı buldum. Başını sağa yatırmış, kapıya yaslanmış, kolları göğsünde birleşmiş, yere bakan bir Olcay. Kapının sesi yüzünden olsa gerek dikkatini çekebilmiştik. Yaslandığı yerden doğrularak gülümsemeye çalıştı.
Ece’nin titrediğine yemin edebilirdim!
‘‘Günaydın! Geçiyordum, sizi de alayım dedim.’’
Suratına yerleşmiş olan sırıtış hiç de geçerken alayım gülüşü değildi! Eğer Ece’yi zor duruma düşürmeye çalışıyorsa yumruğumla tanışırdı. Korumacı abla rolüme bürünürken önden yürümeye başladım. Bahçe kapısını gürültüyle açarak tam onun önünde durdum. ‘‘Üzersen… Ne yapacağımı biliyor musun?’’
‘‘Döver misin?’’ dedi alayla dudaklarını iki yana kıvırarak. ‘‘Hayır.’’ diye inkâr ettim hemen. ‘‘Dövmekle kurtulamazsın Olcay.’’
Başını anladığını belirtircesine aşağı yukarı salladığında nihayet Ece yanımıza gelebilmişti. ‘‘Gü... Günaydın.’’ dedi, sesi titreyerek kendini ele vermişti. Başını eğerek ayakkabılarına baktı. Kızarmış burnu, dolmuş gözleri ağladığını o kadar belli ediyordu ki Olcay’ın fark etmeden yürümesine inanamadım.
Hödüğün tekiydi!
İnsan bir ‘ağladın mı?’ diye sorar! Kibar olmaya çalışır! Yok, imkânsız! Ece öfkeyle sulanan gözlerini ovuşturdu. Ağzının içinden kötü şeyler homurdanırken aradan çıkarabildiğim cümleyle kahkaha attım.
‘‘Ama ben sana bu yaptıklarını yedirmezsem…’’
‘‘Bir şey mi dedin?’’
Olcay safça bize dönerek çantasını düzeltti. ‘‘Bir şey yok!’’ diye atladım ikinci kez. Eğer aralarına girmezsem kavga edebilirler gibi geliyordu. Bu yüzden kendimi engelleyemiyordum sanırım.
‘‘Okula dedim geç kalıyoruz.’’
Önce omuzlarım titredi, ardından başımı arkaya atarak kocaman kahkahalarımdan birini patlattım. İkisi delirmiş olma ihtimalim üzerine bakışlarını bana yönlendirince boğazımı temizledim. Aslında atışmaları çok tatlıydı. Olcay ondan hoşlanmıyorsa bile hoşlanacaktı! İte kaka, zorla!
Yürümeye başladığımızda huzursuzca kıpırdandım. Olcay ve Ece pusuya yatmış, Yalçın’ın durumunu sormam için bana kaçamak bakışlar atıyorlardı. Gözlerimi kaçırarak etrafa bakındım. O sırada küçücük bir kedi yavrusunun çaresizce miyavladığını fark ettim. Onlara tek kelime etmeden adımlarımı o tarafa çevirdim. Bir şeyler kediciği öylece bırakıp gitmemi engellemişti. Eğilerek elimi uzattım, kaçmasını falan bekliyordum. Başını geriye atan gri tüy yumağı daha yüksek sesle miyavladı.
Yerinden hareket edemiyordu galiba.
‘‘Geç kalıyoruz! Gel hadi, dönüşte burada olursa eve götürürüz.’’ dedi Ece aklımdan geçenleri okumuş gibi. Başımı onaylarcasına sallarken ayaklandım. Görünmeyen tozları çırparken ‘‘Yalçın nasıl olmuş?’’ diye soruverdim.
Ece’nin ‘nihayet sorabildin’ ifadesine karşın Olcay daha sakin duruyordu ama iki yana kıvrılan dudaklarıyla bunu beklediği belli etmişti.
‘‘Aslında önemsiz bir şey.’’ diye homurdandı. ‘‘Soğuk algınlığı veya grip. Ama pek sık hasta olmaz. O yüzden birazcık endişeliyim. Ailesi de evde değil, tek başına yavrucak.’’
‘‘Çıkışta hasta ziyareti yapmalıyız!’’ diyen Ece iki kere ısrar etmişti. Gitmezsem çok ayıp olurdu! Sırf Ece istiyor diye gidecektim! ‘‘Gidelim madem.’’
‘‘İmge?’’
Olcay’a dönerken iki kaşımı da kaldırdım. Dudakları aralandı fakat kelimeleri birleştirme cesaretini gösteremedi. Onu desteklemek için ‘‘Efendim?’’ dedim. Sabırsızca adımlarımı durdurdum.
‘‘Ece ile özel bir şey konuşmak istiyorum.’’
‘‘Seni sevdiğini söylediğini söyledi bana. Oh, cümleye bak be!’’
‘‘İmge!’’ diye çığlık attı Ece utançla. Yanakları kızarmaya başlamıştı, teni bembeyaz olduğu için azıcık bile utansa hemen domatese dönüyordu. Açık sözlülüğüme karşın oldukça öfkeliydi. Omuzlarımı silktim, Olcay’ın bildiğini kimden saklayacaktım ki?
‘‘Tamam, her neyse. Bizi birazcık yalnız bırakamaz mısın?’’
Nereden geldiğine emin olamadığımın cesaretle ‘‘Sevgili olacaksanız, evet.’’ diye cevapladım. Ece öksürmeye başlarken yüzümdeki kocaman sırıtış ciddi olmadığımı ele veriyordu. Bir ara baktığımda Olcay’ın da boğazını temizleyerek başını eğdiğini gördüm.
‘‘Anladım. Kayboluyorum. İki domates halledin aranızdakileri.’’
Ece’nin bana vurmak amacıyla havaya kalkan elinden iki adımla kaçabildim. Eğer ikisi sevgili olacaklarsa benden çekecekleri vardı! İçimden kahkahalar atarken yürümeye devam ettim. Bir şekilde hayatlarımızı yoluna koymayı başarabilmiştik. Ece, Yalçın, Olcay ve ben. Zor şeyler yaşamış insanlardık hepimiz. Hayatımızın karanlık dönemleri olmuştu, yine de umut ışığımız vardı.
Halimiz berbat değildi. Depresyon belirtileri geri çekilmişti. Psikologuma giderek beni neden daha önce dışarı bırakmadığını sormak istiyordum. Şuan kendimi hiç olmadığım kadar iyi hissediyordum.
Ah, Tugay’ı da arayabilirdim. Beni o yere alan, doğum günümün tamımı -uyuyarak- onunla geçirmiştim sonuçta. Onu ağabey olarak kabullenmiş gibiydim. İçimdeki ses bu tatlı rüyanın kısa süreceğini söylese de kendimi buna inandıracak değildim.
Günün çabucak geçmesi ve Yalçın’ın evine yapılacak ziyaretin hemen gelmesi için birkaç dua mırıldandım. Onu özlemiştim, ne kadar süredir görüşmediğimiz umurumda değildi! Özlemiştim, işte o kadar!

18. Bölümden Alıntı;

‘‘Hoş geldiniz *Öksürük* Sınav sonuçları *Öksürük* ne oldu?’’
Onun ne kadar kötü hastalandığını bir kez daha anlarken içim cız etti. Ayaklandım kendime engel olamadan. ‘‘Çorba falan var mı evde? Isıtayım da iç. Çok fena öksürüyorsun.’’
‘‘Buzdolabında olacaktı *Öksürük*’’
Çağan onun aldığı güzel notu haber verirken bende Olcay’ın rehberliği eşliğinde mutfağa geçtim. Asmin ve Ece’de yanımıza gelirken garip bir heyecan seline kapıldım. Normalde çok ev işi yapan bir insan değildim ama çorbayı da ısıtabilirdim herhalde.
Mantar çorbasını ocağa koyarken Asmin ve Ece’nin kaş göz işaretleriyle anlaştıklarını gördüm. ‘‘Neler oluyor yine?’’ dedim gözlerimi kısarken. Omuz silkerek ortadan kaybolduklarında peşlerinden öfkeyle homurdandım.
Hem ardımdan geliyorlar, hem de hiçbir iş yapmadan toz oluyorlardı! Tahta kaşıkla çorbayı karıştırırken öksürük sesi duydum. Hemen arkama dönüp Yalçın’ın ayakta zor duran haline baktım. ‘‘Otursana.’’ dedim sesimin normal çıkmasını dilerken. O ise koyulaşmış gözlerini bana dikmiş, kapının pervazına yaslanmıştı. Hiç kıpırdamadan güldü.
‘‘Çok yakıştın.’’
‘‘Efendim?’’ dedim anlamayarak. Neden bahsediyordu bu Allah aşkına?
‘‘Mutfağıma, evime, her şeyime. Çok yakıştın.’’

10440705_776016669116279_1715610294932832352_n.jpg
 
Paylaşım için teşekkürler.Çok uzun olmuş.Diğeri gibi okumaya üşendim :)
 
Paylaşım için teşekkürler.Çok uzun olmuş.Diğeri gibi okumaya üşendim :)


Tavsiye ederim paylaştıgım hikayeleri hepsi amatör yazarlar ama çok güzel işler çıkarmışlar 1. bölümünden oku derim :)
 
Tavsiye ederim paylaştıgım hikayeleri hepsi amatör yazarlar ama çok güzel işler çıkarmışlar 1. bölümünden oku derim :)

Tamam.1 bölümünü okuyacağım.Beğenirsem diğerlerini de okurum :)
 
Paylaşım İçin Teşekkürler.
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst