- Katılım
- 25 Ocak 2013
- Konular
- 6,740
- Mesajlar
- 21,611
- Online süresi
- 2d 13h
- Reaksiyon Skoru
- 2,176
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 13 Yıl 4 Ay 15 Gün
- Başarım Puanı
- 509
- MmoLira
- 2,783
- DevLira
- 0
ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!
Bölüm 29 Asalet
Efendim! diye diretti adam. Lider koltuğunda bir kadının oturmasına akıl erdiremiyordu. Floempolis var olduğu sürece geçici liderler hep erkekler arasından seçilmişti; bir kadının bu makama gelmesi kabul edilemezdi ona göre. Francois Archard kendisini olmasa bile, pekala da konseyden başka bir kişiyi de seçebilirdi. Bir kadın bu işleri halledebilecek mi?
Size benden izin almadan konuşmamanızı söylediğimi hatırlıyorum, diye devam etti Lucrezia; sesi daha yüksekti. Soğuk bakışlarla süzüyordu kocasına sitem eden adamı. Şimdi yerinize oturun. Merak etmeyin, küçümsediğiniz kadın bu işleri halledecek. Eğer biraz daha konuşmaya devam ederseniz ilk işi sizi bu odadan attırmak olacak.
Lucrezia tarafından aleni bir şekilde tehdit edilen adam, itibarının insanların gözünde düştükçe düştüğünü hissetmişti o an. Hafife aldığı Lucrezia Archardın zehirli iğnelere benzeyen sözleri itibarını kurutmuştu. Yenik bir ifadeyle gözlerini yere indirirken oturdu sandalyesine. Hiçbir şey söylemeden inceledi yerdeki taşları.
Francoisin büründüğü sinirli ifade yerini mutluluk ve gurura bırakmıştı tekrar. Şu herifi, dedi dişlerinin arasından. Başıyla az önce Lucrezianın susturduğu adamı işaret ediyordu. Savaştan döner dönmez konseyden atacağım.
Sanırım senin yapmana gerek olmayacak, diye mırıldandı Leonardo. Gülümseyerek Lucreziaya bakıyordu; genç kadının istediğinde sıcakkanlı istediğinde soğuk ve sert olabilmesine hayrandı her zaman. Eğer birkaç laf daha ederse Lucrezia bu adamı konseyden atma işini halleder, adım gibi eminim bundan.
***
Küçük kulübede ona sevgi besleyen adamı bekliyordu Kate. Bedenini teslim edip etkisi altına aldığı adam şehrin merkezindeki pazardan yiyecek getirmek üzere gideli birkaç saat olmuştu. Charlie Howardın söylediklerine göre hazırlamıştı gerekeni; hançer masanın üstünde duruyordu öylece.
Birçok değişikliğe maruz kalan planın sonuna çok yaklaşmışlardı artık. Katein kendini yakalatmasının ardından son aşamaya geleceklerdi; Lucreziayı kaçırıp öldürmek.
Kulübenin tahta kapısı küçük bir gıcırtıyla açıldığında elindeki heybeyle görünmüştü John. Kahverengi saçları rüzgardan dağılmış, burnuysa soğuktan kızarmıştı. Kate? diye seslendi kadını göremeyince.
Her zamanki gülümsemesiyle bunca ay saklanmasına yardım eden adamın yanına doğru ilerledi Kate. Hoş geldin, sevgilim, diyerek adamın elindeki heybeyi aldı. Küçük bir pat sesiyle heybe taş zeminin üzerine düştü. Kate kollarını adamın boynuna dolayıp konuştu. Seni çok özledim.
John memnun bir şekilde gülümserken kadının onu oturma odalarına çekmesine izin verdi. Divana oturacaklarını zannederken Katein masaya kalçalarını dayamasına aldırmadı; kendini çoktan öpüşmeye kaptırmıştı. Bu kadın için şehrine ve liderine ettiği ihanet eskisi kadar suçlu hissetmiyordu artık. Tek bir düşüncesi vardı: Aşkı her şeyin bahanesiydi.
Kate eliyle kalçalarını dayadığı masanın üzerindeki hançerin kabzasını kavradı. John çoktan gözlerini kapatmış, kendini zevkin kollarına bırakmıştı. Adamın hemen kalbinin altına sapladı hançeri.
Şaşkınlık ve acıyla birlikte gözlerini açan Johnun bedeni kaskatı kesilmişti. Bir göz kırpmalık süreden sonra Katein kolları arasında düşmüştü yere. Kate hançeri çıkartıp tekrar saplamak üzereyken mırıldandı. Üzgünüm, sevgilim. Bunların hepsi karanlık tarafın kazanması için.
Johnun cansız bedenini taş zeminin üzerinde bıraktıktan sonra kendini yakalatmak için çıktı dışarı. Birkaç aydır saklanmak için taktığı pelerinlerden birini sırtına geçirmemiş olmak tuhaftı. Bir saat kadar yürüdükten sonra kulübenin olduğu ücra tarafları çoktan ardında bırakmıştı.
Francois Archardın atlı askerlerini gördüğünde gülümsedi. Yüzüne bir ifadesizlik maskesi oturturken adamların üzerine yürümeye başlamıştı. Askerlerden biri onu fark edip, Olduğun yerde kal! diye bağırdığında ona söyleneni yaptı. Hiçbir tepki göstermeden baktı ellerinin bağlanmasına.
Sakın kaçmaya çalışma, dedi ellerini saran ipi daha da sıkılaştıran asker.
Kate iç çekti; gülümsememek için zorluyordu kendini. Çalışmam.
***
2 Gün Sonra
Akşam yemeğinin saati geldi de geçiyordu. Francois savaş hazırlıklarının tamamlandığına ikna olmak için her şeyi bir kez daha kontrol etmiş, üstüne üstlük Katein yakalandığını öğrenmişti; bunun karısını mutlu edeceğini bilerek gelmişti odalarına. Lucreziaya o gelmeden başlaması için haber göndermesine rağmen kadının masadaki hiçbir şeye dokunmadığını seçmişti gözleri.
Kapının açılmasına hiçbir tepki vermeyen karısının yanına vardı uzun adımlarla. Lucreziada hala onun geldiğini duyduğuna dair bir tepki yoktu. İki elini koydu omuzlarına. İrkilen genç kadını rahatlatmak için yatıştırıcı bir tonda konuştu. Neden bu kadar dalgınsın?
Yerinden sıçrayacak gibi oldu Lucrezia. Kocasının sesini duyduğundaysa küçük bir gülümseme oturdu yüzüne. Elleriyle, genç adamın omuzlarına koyduğu iri ellerini kavradı. Seni düşünüyordum.
Beni düşünüyorsan, derken ellerini kurtarıp oturmuştu yerine. Lucrezianın yüzündeki huzursuz ifadeyi genç kadının saklama çabalarına rağmen fark etmişti daha birkaç saniyede. Yemeğe başlaman gerektiğini de bilirdin. Sana beni beklememen için haber yollattım. Ulaşmadı mı yoksa?
Yo, ulaştı. Başıyla işaret etmişti odadaki divanlardan birini. Küçük kağıt parçası buruşmuş bir şekilde yatıyordu yumuşak kumaşın üzerinde. Biraz beklemek istedim, birkaç dakika içinde gelmeseydin başlayacaktım.
Duyduğuna inanmadığını belli etmek için kaşlarını kaldırdı. Benim geleceğim zamanı düşünüyordun, öyle mi? Aynayı gösterdi tek eliyle. Aynaya bakıp yüz ifadeni görseydin daha ziyade başka şeylere dalıp gitmiş gibi gözüktüğünü bilirdin.
Başka ne düşünebilirim ki? derken kıpırdandı huzursuz bir şekilde. Kocasının yapmaya yelteneceği şeyi tahmin ettiği çatmıştı kaşlarını. Sakın zihnime girip ne olduğunu öğrenmeye uğraşma. Öyle bir şey yaparsan sana neler yapacağımı sadece Tanrı bilir.
Genç kadının söyledikleriyle beraber irkilmişti Francois. Arkadaşı Leonardonun söylediği doğruydu; Lucrezia rüyalarına müdahale edildiğini bilseydi çiğ çiğ yerdi hepsini. Öncelik kendisine ait olurdu elbet. Öyle bir niyetim yoktu, diye mırıldandı. Yemeğini ye artık.
Mekanik hareketlerle çatal ve bıçağını kavradı Lucrezia. Ne yaparsa yapsın Francois anlıyordu onun ne düşündüğünü, ne hissettiğini. Bu konu biraz daha uzarsa anlatmaktan başka çözüm yolu olmadığının farkında olan genç kadın, konuştuklarının değişmesi için yemeye başlamıştı hızla. Yiyorum işte. Şimdi mutlu musun?
Pek sayılmaz. Lucrezianın etini kesmek için giriştiği mücadeleye gülümseyerek baktı bir süre. Kadına daha fazla işkence çektirmemek için onun tabağındaki eti kesmişti hızla. Bana ne düşündüğünü anlatmadığın sürece bu duyguya erişemeyeceğim.
Önemli bir şey değildi, diye diretti. Neden bu kadar uzatıyorsun? Önemli değil diyorsam, önemli değildir.
Bıkkınlıkla iç geçiren genç adam elindekileri masaya bıraktı. Lucrezia, evleneli üç buçuk ay oldu, karnında benim çocuğumu taşıyorsun. Ve, gerçekten seni tanımadığımı ya da senin yüz ifadelerini anlayamadığımı mı düşünüyorsun?
Köşeye sıkıştığının bilincindeydi. Elinde kalan cümleye tutunacaktı sıkı sıkıya. Bunun Francoisi delirtebileceğini biliyordu ama korkularını paylaşmaktansa onunla küçük bir tartışmaya girmeyi tercih ederdi. Sana öyle gelmiştir. Şu anda hiçbir sorunum yok, önemli bir şey de düşünmüyordum.
Bana öyle gelmiştir?
Evet.
Hiçbir şey söylemeden gürültülü bir şekilde sandalyesini itti geriye. Lucrezia ona meraklı gözlerle bakarken kaldırmıştı onu da yerinden. Birkaç adım mesafedeki aynanın önüne sürüklemişti karısını. Kendisinden kısa olan genç kadının bedenini kendininkinin önüne getirmişti. İkisi de boy aynasına bakıyordu şimdi. Tek eliyle çenesini kavradı. Geldiğimde bu yüz ifadesinden çok daha kötü bir ifaden vardı. Sabah, konseyde erkeklere kafa tutan kadınla alakan yok; kat be kat kötüsün. Tenin neredeyse solmuş, gözlerinde saklamaya çalıştığın bir endişe var. Üstüne üstlük konuşurken gözlerimin içine
bakmaya çekiniyorsun. Bunun için de saçma sapan bahaneler uyduruyorsun. Derin bir nefes aldı sakinleşmek adına. Şimdi, son kez soruyorum. Ne düşünüyordun?
Francoisin söyledikleriyle beraber aynada kendi yansımasına kilitli kalmıştı. Haklıydı genç adam. Ne kadar saklamaya çalışırsa çalışsın, gözlerindeki endişe çok küçük de olsa belli ediyordu kendini. Kahkahasını bile takip eden kocasının bu ayrıntıyı gözden kaçırması imkansızdı zaten; bunu şimdi kendi kendine söylemeyi başarabilmişti Lucrezia. Francoisin gevşemiş elleri arasından kurtulup yerine oturduğunda iç çekti. Katei, Carlosu ve babamı düşünüyordum.
Ne? dedikten sonra kadının karşısındaki sandalyesine yerleşmişti. Neden? Lucrezia, hekimler sana kendini boş yere üzmemen gerektiğini söyledi. Onları düşünüp neden kendini boş yere yıpratıyorsun? Bunun sana hiçbir faydası yok; aksine zararı var.
Babamı hala yakalayamadınız, Carlos hala aşağıdaki zindanlardan birinde ve Kate kaçak-
Hayır, diyerek kesti onun sözünü. Kate artık kaçak değil.
Şaşkınlıktan gözleri irileşen Lucrezia duyduklarını anlamlandırmaya uğraşıyordu. Bu da ne demek?
Kate iki gün önce yakalanmış, dedi yavaşça. Neredeyse üç aylık hamile olan karısını birden bire böyle heyecanlandırmak istemiyordu. Haber biz konseydeyken ulaşmış. Sen konseyin dağılmasını buyurduktan sonra Ashleynin yanına gittin, ben de Leonardonun odasına gittim. Hatırlıyor musun?
Evet.
Haber o zaman geldi. Ben de sana akşam yemeğinde söylemeye karar verdim. Kate en fazla bir gün sonra sarayın zindanındaki yerini alacak.
Düşündüğü iki büyük sorundan birinin ortadan kalkmasını mutlulukla karşılamıştı Lucrezia. Gülümsemesi büyümüş, yüzündeki yerini çoktan almıştı. Gözlerindeki endişe silinmişti hızla; bununla birlikte sesi de daha iyi çıkıyordu. Gerçekten yakalanmış mı? Artık serbest değil mi?
Yakalanmış, derken gülümsüyordu o da. Lucrezianın bu haberle böylesine mutlu olduğunu görmek güzeldi Francois için. Artık kadının gözlerine endişe değil, saf mutluluk hakimdi. Normalde onu bir hafta bile geçmeden yakalarlardı. Ancak ona yardım eden bir hain varmış, onun sayesinde bunca ay saklanmayı başarabilmiş.
Kimmiş bu hain?
Tanımayacağın bir kişi.
Peki ona ne olacak?
Francois karısının bu soruyu hiç sormamış olmasını dilerdi. Adamın öldüğünü öğrenince tekrar hüzünleneceğini biliyordu. Floempolise ihanet eden şeref yoksunu bir adam yüzünden Lucrezianın üzülmesini istemiyordu. Lakin şimdi söylemezse ve karısı bunu başkasından öğrenirse daha kötü etkileneceğinin de farkındaydı. Ölmüş.
Ah. Bakışlarını tabağına indirmişti Lucrezia. Bu yanıtı aklına getirmek istememişti. Ama onun isteklerinin gerçeği değiştirmeyeceğinin de farkındaydı. Adamın bir ailesi olabileceğini düşüncesi sarmıştı onu. Çekinerek sordu. Peki bir ailesi var mıymış? Karısı, çocukları, annesi?
Hayır, diyerek güvence verdi Francois. Katein yakalandığını bildiren kağıtta hainin ismi de yazılıydı ve arkadaşları araştırmıştı o adamı. Araştırmaların sonucunu söyledi genç kadına. Kimsesizmiş.
Neyse ki, derken içindeki hüznün bir parça azaldığını hissetti. Arkasından üzülecek kimsesi yokmuş.
Lucreziayı az önce girdiği bu kötü ruh halinden kurtarmak için bir çıkış yolu aradı Francois. Aklına gelen şeyin onu da mutlu edeceğini umuyordu. Konseyden bir kişiyi atıp yerine seni mi alsam diye düşünür oldum.
Öyle mi? derken zorlukla gülümsemişti tekrar. Neden?
Lider olarak hepsini avucunun içine aldın. O kadar iyiydin ki, neredeyse yerimde gözün olduğunu düşüneceğim.
Kısa bir kahkaha attı Lucrezia. Ben mi iyiydim? Kadın olduğum için beni küçümseyenlerin üzerine atlamamak için zor dayandım. Gözlerini karşısındaki adamın gözlerine kilitlemişti. Merak etme, yerinde gözüm yok. Liderin karısı olmak çok daha güzel ve rahat.
Geri geldiğimde o herifi konseyden atacağım, derken sabah kendisine sitem eden adamı kast ediyordu. Bunu orada da söyledim. Leonardo bu işi senin halledeceğini söyledi.
Belki de Leonardo haklıdır. Omuz silkti. Bir kez daha aynı şeyi yaparsa senin söylediğin gibi nöbetçileri çağırıp onu yakasından tutup dışarı attıracağım.
Bir-iki saatlik büyü çalışmasının ardından Francois gözlerinde muzip bir ışıltıyla yatağa çekmişti karısını. Hemen hemen iki hafta boyunca dokunamayacağı, hasret kalacağı kadın bedenini tekrar tekrar sunmuştu ona.
Lucrezia bitap halde uyuyordu yanında. Francois kadının zihnini koruyan büyüleri zorladı bir müddet. Arkadaşları onun yapmak istediğini anlayıp çekmişti koruma büyülerini. Bunun ardından Francois daha önce de yaptığı gibi girmişti kadının zihnine. Katein öldürüş olduğu hainle ilgili tüm duygularını silmişti kafasından.
İşini bitirdiğinde Lucrezia huzursuzca kıpırdandı uykusunda. Yüzüstü yatan Francois sol kolunu kadının beline sararken kapatmıştı gözlerini.
***
Sabahki uğurlama töreni bir işkenceden farksızdı Lucrezia için. Kendi elleriyle kocasını küçük çatışmaya göndermek huzursuz ediyordu onu. İçine doğan kötü hissin nedenini bilmese de etkisinden kurtulamıyordu bir türlü. Gümüşi zırhının üstüne siyah bir pelerin takan kocası tam karşısında duruyordu. Biliyorum, biliyorum, diyerek konuşmasına müsaade etmedi. Konseyin işleriyle ilgileneceğim. Kendimi yormayacağım, üzülmeyeceğim, endişelenmeyeceğim, yemeklerimi aksatmadan yiyeceğim, ilaçlarımı unutmayacağım ve düzenli bir şekilde uyuyacağım. Kaşlarını çattı. Bunları bilmiyorum mu sanıyorsun? Hekimlerden her gün bu sözleri işitiyorum, senin de tekrarlamana gerek yok.
Aslında sandığın kadar uzun konuşmayacaktım, derken tek kaşını kaldırmış gülümsüyordu. Sadece hekimlerden işittiklerini yapmanı söyleyecektim, o kadar.
Gözlerini devirdi Lucrezia. Sinirliliği hızlıca uçup giderken yüzeye çıkan yeni bir duygu vardı: Endişe. Küçük bir çatışma olacağını söylüyorsun ama beni kandırıyormuşsun gibi hissediyorum. Derin bir nefes aldı sesinin titrememesi adına. Bana söz ver. Kendine çok dikkat edeceksin, sapasağlam döneceksin buraya.
Zaferle döneceğime söz veriyorum.
Hayır, diye itiraz etti Lucrezia. Biraz daha yaklaştı adama doğru. Zaferle dönmen umurumda bile değil. Tek istediğim bana hiçbir yara almadan, bu halinle dönmen.
Kılıç sallayacağım, Lucrezia, dedi Francois. Kadının endişesini silmek adına gülümsüyordu sürekli. Liderlik yaptığı onca yıl boyunca birçok çatışma ve savaşa girmiş, neredeyse hepsinden de yaralar almıştı. Şimdi yara almadan döneceğini söylemek onu kandırmak olurdu. Yara almadan dönmemi bekleme. Ama için rahatlasın diye söylüyorum, bu kadar küçük bir çatışmada alacağım en büyük yara vücudumun herhangi bir yerindeki kesik olur.
Söz mü?
Zaferle ve küçük bir yarayla döneceğime söz veriyorum. Lucrezia dalgın bir şekilde başını sallarken devam etti. Biliyorsun, bugün Kate buraya getirilecek.
Meraklanan Lucrezia kaşlarını kaldırdı; bunun arkasından ne geleceğini tahmin edemiyordu. Evet, biliyorum.
Senin herhangi bir müdahalede bulunmana gerek olmayacak. Bütün talimatları verdim; Kate en korunaklı zindanlardan birine kapatılacak. Ben dönene kadar nöbetçiler onu sorgulayacak. Döndüğümdeyse cezasına karar vereceğim.
Tamam ama bunları neden bana anlatıyorsun?
Onunla yüz yüze gelmene gerek olmadığını söylemeye çalışıyorum. Hangi zindana atılacağını veya nasıl davranılacağını söylemeyeceksin, çünkü nöbetçiler gereken her şeyi biliyor.
Pekala.
Francois huysuzlanan atına baktı. Ordunun bir kısmı çoktan hareket etmişti; artık onlara katılma zamanı gelmişti. Gitme vakti.
Lucrezia kollarını doladı adamın boynuna. Yapmacık bir sinirle tehdit etti onu. Eğer bir kesikten daha kötüsüyle karşılaşırsam sana yapmadığımı bırakmam.
Kadını geriye çekip öptükten sonra mırıldandı. Öyle bir şey olmayacak.
Francois atına binip onu son kez başıyla selamladı. Lucrezia o gözden kayboluncaya kadar baktı ardından. Sonrasında ise kendini zorlayarak gülümsedi ve biraz uzakta duran konsey üyelerine seslendi. Değerli konsey üyeleri, sizlerden 15 dakika sonra yerlerinizde olmanızı rica ediyorum.
Bunu söyledikten mavi elbisesinin eteklerini düzeltip koyulmuştu yola. Birkaç adımın ardından ona katılan Ashleyye gülümsedi. Benimle birlikte bu konseydeki hadsizlerle uğraşmaya hazır mısın?
Ashley başıyla onayladı. Az önce Lucrezia gibi kocasını uğurlamasına rağmen çok daha sakin gözüküyordu; alışıktı bu duruma, evlilikleri boyunca birçok kez aynı şeyi yaşamıştı. Elbette.
Konsey üyeleri mırıltılar eşliğinde yerlerini alırken Lucrezia normalde kocasının oturduğu yüksek arkalıklı sandalyeye yerleşmişti. Hemen yanında Deanin sandalyesinde oturan Ashleyye baktı. Herkes oturduktan sonra mırıltıların kesilmeyeceğini anlayan genç kadın boğazını temizledi. Sessizlik, lütfen.
Bugün, lidere iletilen davalarla ilgileneceğiz. Kendi sözcüklerinin yankılandığını duydu odada. Başlayabiliriz.
Ardına kadar açık olan kapıdan içeri 30lu yaşlarında olan iki adam girdi. Daha uzun boylu olanın saçları simsiyahtı. Sütlü çikolata tonuna sahip kahverengi gözleri Lucreziaya kilitlenmişti; kadını süzüyordu merakla. O da nasıl olup da bir kadının geçici lider seçildiğine akıl erdiremiyordu.
Kısa boylu olan ikinci adam ise sarışındı. Böylesine ciddi bir ortamda olmasına rağmen yeşil gözlerindeki yumuşaklık, normalde de ılımlı bir kişiliğe sahip olduğunu gösteriyordu Lucreziaya göre.
Adamlar sandalyelerin oluşturduğu koridor boyunca ilerleyip Lucreziaya birkaç adım mesafe kalınca durdular. Onlar selam verirken, Lucrezianın sol çaprazındaki konsey üyesi elindeki büyük kağıda bakarak konuştu. Michele Martinelli ve Beppi Nesta, efendim. Aralarındaki anlaşmazlığın nedeni tarlalarının sınırları.
Duyduğu İtalyan isimleriyle beraber şaşkınlığını saklamayı başarmıştı Lucrezia. Sarışın, yeşil gözlü adam İtalyan kanı taşımasına rağmen tıpkı onun gibi tipik İtalyan özelliklerine sahip değildi. Siyah saçları ve kahverengi gözleriyle Beppi Nesta ise onların zıttıydı. Bay Martinelli, Bay Nesta, benim adım Lucrezia Archard. Sorununuzu bizimle ayrıntılarıyla birlikte paylaşırsanız, hepimiz aranızdaki husumeti çözüme kavuşturmaya çalışacağız. Şimdi, lütfen, başlayın.
Michele Martinelli yeşil gözlerindeki rica eder bakışla yüzüne odaklanmıştı kadının. Öncelikle ben konuşabilir miyim, efendim?
Başını hafifçe eğerek izin verdiğini gösterdi genç kadın. Buyurun, Bay Martinelli.
Bay Nestanın tarlası ile benim tarlam hemen hemen bitişik sayılır, arada çok az sahipsiz toprak var. Benim tarlam, Bay Nestanın tarlasının aksine oldukça küçük, sadece üç-dört dönümlük toprağa sahibim. Geçimimi bununla birlikte kumaş satarak sağlıyorum. Eşiniz Bay Archardın getirdiği düzenlemelerle birlikte çektiğimiz yoksulluk ortadan kalktı. Derin bir nefes alırken çekinerek baktı yanında dikilen uzun boylu adama. Bay Nestanın kaç dönümlük arazisi var, ben bilmem. Kimsenin malında gözüm yok. Lakin, çok fazla toprağı olduğunu söyleyebilirim.
Devam edin lütfen.
Konuşmamın başında söylediğim gibi, tarlalar hemen hemen bitişik. Aradaki toprak ise sahipsiz, hiç kimse satın almadı bu zamana kadar. Ben bu arazinin ikimize eşit olarak pay edilmesini talep ediyorum ancak-
Fakat, Bayan Archard, diyerek girdi araya Beppi Nesta. Benim arazim daha büyük olduğuna göre o sahipsiz topraktan daha fazla pay almam gerekmez mi? Sonuçta-
Bay Martinellinin konuşacaklarının bittiğini düşünmüyorum, dedi sinirli bir şekilde Lucrezia. Bir insanın sözünün kesilmesini büyük bir saygısızlık olarak nitelendiren genç kadın rahatsız olmuştu bu durumdan. Lütfen size söz hakkı verilene kadar sessiz olun.
Efendim, söylediğim gibi, derken gözleri parlıyordu Michele Martinellinin. Ben bu topraklarda ikimizin de en başından beri hakkı olmadığı için eşit hak talep ediyorum. Ancak Bay Nesta benimle hemfikir değil.
Benim tarlalarım çok daha büyük olduğuna göre daha fazla pay almam gerektiğini düşünüyorum, efendim.
Bu davada konsey üyelerine sormama gerek kalmadan kararımı verdim. Lucrezia iki adamın da gözlerinin içine baktı. Adaletli davranacaktı. Sözünü ettiğiniz sahipsiz toprak ikinize de eşit miktarda paylaştırılacak. Daha fazla hak iddia eden adamın konuşmasına müsaade etmedi. Kararım değişmeyecek. Dava bitmiştir. Gidebilirsiniz.
Teşekkür ederiz, efendim, diyen iki adam selam vererek geri çekildikten sonra konsey sessizleşmişti.
Bayan Archard, bağışlayın. Fakat, karar alırken bize de danışmanız gerekmez miydi?
Adaletli davrandığımı düşünüyorum, dedi hızlıca. Benim kararıma herhangi bir itirazı olan var mı? Daha iyi bir çözüm fikri olan var mıydı? Zaman zaman kasığına giren ağrıyı hissetti o anda. Hiç kimse elini kaldırmadığında dişlerinin arasından konuştu. Demek ki hepimiz hemfikirmişiz. Derin bir nefes aldı. Konsey dağılabilir.
Zorlukla ayağa kalkıp Ashleynin koluna girdiğinde, Sanırım hekim çağırman gerekecek, diye fısıldadı.
***
Ertesi gün konsey üyelerinin yerleşmesini beklerken yardımcısının ona uzattığı kadehi dikti kafasına. Dünkü ağrıları yüzünden hekimler yeni bir ilaç hazırlamıştı. Mor renkli sıvı boğazından aşağı kayarken yüzünü buruşturdu; ilacın kekremsi tadının ağzından silinip gitmesini istiyordu.
Bugün de davalarla ilgileneceklerini ilan ettikten sonra içeri giren genç çifte odaklandı. Kadın onun, adam ise Francoisin akranı olmalıydı. Arkasında toplanan saçlarını ve kırmızı elbisesinin eteğini düzeltirken bile bakışlarını ayırmamıştı onlardan. Lucrezianın bu kadar dikkatli bakmasının sebebi kadının hamile olmasıydı; karnı zorlukla fark edilse bile anlamıştı.
Tıpkı bir önceki günkü gibi, sol çaprazındaki adam elindeki kağıda bakarak konuştu. Melanie Desna ve Nicholas Cromwell, efendim. Bayan Desnanın hamileliğinin sonlandırılmasını istiyorlar.
Öyle mi? derken kaşlarını kaldırmıştı Lucrezia. Kadının hüzünlü bakışlarla onu süzdüğünü fark etmişti. Bu talebinizin sebebini öğrenebilir miyiz?
Efendim, öncelikle bizi huzurunuza kabul ettiğiniz için minnettar olduğumuzu söylemek isterim, derken bir kez daha eğilip selam verdi Nicholas Cromwell.
Lucrezia kibarca gülümseyerek karşılık verdi. Lütfen bize Bayan Desnanın hamileliğini neden sonlandırmak istediğini anlatın.
Bayan Archard, Cromwell ailesi Floempoliste soylu bir ailedir. Ben de bu ailenin veliahtlarından biriyim. Babam işlerden kendini çektiğinde onun yerini alabilecek kişilerden biriyim. Melanie ise benim gibi soylu bir aileden gelmiyor; çiftçilik ile uğraşan bir ailenin kızı, aynı zamanda benim evimde hizmetçi.
Adamın anlattıklarından pek bir şey anlamayan Lucrezia giderek meraklanıyordu. Kadının üzgün bakışları ve bu asalet meselesi durumu daha da ilginçleştiriyordu. Devam edin lütfen.
Annem ve babam benim gibi soylu bir aileye mensup olan bir eş seçmemi istiyorlar. Melanie hamile olduğu için onunla evlenmemem gerektiğini düşünüyorlar, ki ben de aynı fikirdeyim, derken yanındaki kadına sert bir bakış attı. Melanienin hamileliği tamamen bir hatanın neticesidir. Kendisi
benim evimde hizmetçi. Bir gece ben sarhoşken başarmış yatağıma girmeyi. O geceden sonra bir daha birlikte olmadık, ancak o zaman hamile kalmış. Ben, onun karnındaki bebeği istemiyorum.
Kaşlarını çatan Lucrezia şüpheli bir sesle konuştu. Peki bu bebeği istememenizin nedeni nedir?
Çünkü o bir çiftçinin kızı, derken eliyle gösterdi yanında dikilen kadını. Ben ise soylu Cromwell ailesinden geliyorum. Çocuğumun da benim gibi tamamen asil kan taşımasını istiyorum. Annesi basit bir aileden gelen çocuk, nasıl benim kadar asil olabilir ki?
Son duyduklarıyla beraber siniri en üst seviyeye ulaşan Lucrezia dişlerini sıkarak konuştu. Yanlış anladıysam düzeltin. Bayan Desnanın karnındaki bebeği istemiyorsunuz çünkü ailesi çiftçi, sizin gibi asil değil. O bebeğin, sırf annesi sizin gibi soylu kanı taşımadığı için yok edilmesini mi istiyorsunuz?
Evet, efendim.
Bu sadece sizin verebileceğiniz bir karar değil, derken sesi iyiden iyiye yükselmişti. Bu hamile olan hanımın da söz hakkı olan bir mesele. Olanları bir de ondan dinleyeceğiz.
Ama, efendim-
Ama falan yok, diyerek susturdu adamı Lucrezia. Bakışlarını biraz yumuşatmaya çalışarak döndü Melanie Desnaya. Olanları sizin ağzınızdan da dinleyebilir miyiz, Bayan Desna?
Ben
Lütfen çekinmeyin. Adama sinirli bir bakış atıp sıraladı iğneleyici cümlelerini. Burada ikiniz de eşitsiniz. Ben, Bay Cromwell gibi asil kan taşıyıp taşımadığınıza bakmıyorum. Zira, asil veya değil gibi bir sınıflandırmanın var olmadığını düşünüyorum.
Efendim Derin bir nefes aldı Melanie Desna. Nicholasın da söylediği gibi benim ailem soylu değil, babam çiftçi. Lakin bundan hiçbir vakit utanmadım, utanmam da. Babam ailemize kendi
kazandıklarıyla baktı, hiçbir zaman kötü bir insan olmadı. Evet, bu hamilelik bir hatanın neticesidir. Ama Nicholas yalan söylüyor-
Lucrezia sinirden parlayan gözlerini eliyle kadını dürten Nicholasa çevirdi. Söylenenlere müdahale etmeye hakkınız yok, Bay Cromwell. Şu anda o konuşuyor, sadece dinleyin.
Evet, Bayan Archard, Nicholas genellikle her gece sarhoştur. Her gece biri erkek biri kadın olmak üzere iki kişi onu karşılamak için geç vakitlere kadar bekleriz. O gece benimle birlikte bekleyecek olan Sebastian çok yorgundu, yatmasını söyledim ona. Bay Cromwelli ben karşıladım. Merdivenlerden zorlukla çıkartıp yatırdım yatağına. Ardından beni yanına çekti-
Yalan söyleme!
Sessiz olun, Bay Cromwell! diye bağırdı Lucrezia. Adamın ne kadar paniklediğini görünce aslında onun yalan söylediğini anlamıştı. Gözleri yaşlarla dolan kadına döndü tekrar. Devam edin.
Kaçmaya çalıştım. Elbiselerimi yırtarken ona engel olmaya çalıştım. Ama gücüm yetmedi. Genç kadının sesi giderek kısılıyordu. Bana zorla sahip oldu. Bu hamilelik benim değil onun hatasının neticesidir.
Ashley yerinden kalkıp hıçkırıklara boğulan kadın için bir sandalye getirilmesini emretti. Melanieyi yerine oturturken yanındaki adama nefret dolu bakışlar atmayı da ihmal etmiyordu.
Bunlar doğru mu? diye sordu Lucrezia. Duydukları kanını dondurmuştu; karşısında böylesine iğrenç bir adamın durduğuna inanamıyordu.
Hayır, hepsi iftira! Benim servetimden pay alabilmek için uyduruyor, seni küçük çiftçi kızı-
Sözlerinize dikkat edin. Duydukları karşısında tıpkı onun gibi şaşkına dönen konsey üyelerine döndü. Kimin doğru söylediğini düşünüyorsunuz?
Ashley atıldı öncelikle. Tabii ki Bayan Desna doğruları söylüyor!
Konseyin yarısından fazlası Melanie Desnaya hak verirken, bir kısmı da Nicholas Cromwelli destekliyordu. Adamın destekçilerini Lucreziayı da soyu yüzünden yargılayan kesim oluşturuyordu.
Davaları bildiren adam, Efendim, dedi. Tartışmaya nokta koyacak cümleleri sıraladı bundan sonra. Bay Cromwellin yalan söylediğini aurasından anlayabiliriz. Aurasında ciddi dalgalanmalar var; bu birinin yalan söylediğine işarettir.
Melanie Desnanın konuşmasının ardından haklı olduğunu gören Lucrezia başıyla onayladı. Aura okumayı bilmediğini fark ettirmediğini düşünüyordu. Bayan Desnanın hamileliği hakkında hiçbir söz hakkınız kalmadı, Bay Cromwell.
Ama-
Hamileliğin akıbetini Bayan Desna belirleyecek. Sonrasında ise evinizdeki tüm görevlilerle konuşulacak. En sonunda sizin cezanıza karar verilecek. Ashleynin uzattığı suyu içen genç kadına döndü. Bayan Desna, bu bebeği istiyor musunuz?
Ben Uzun süren sessizliğin ardından ıslak yüzünü silip konuştu Melanie. Bu bebeği doğurmak istiyorum. Ben Nicholas gibi bir canavar değilim, onun canına kıymak istemem. Ancak, efendim, sizden koruma talep ediyorum. Bu adamın karnımdaki bebek üzerinde hiçbir hakkı olmamasını ve bana ve aileme ulaşamayacağını garanti etmenizi istiyorum.
Elbette, Bayan Desna, derken gülümsedi yavaşça. Kadının bakışları onun karnına kilitlenmişken yumuşadı bakışları. Ailenizi ve sizi güvence altına alacağız. Ayrıca meraklanmayın, bu adam cezasız kalmayacak.
Efendim, müsaadenizle konuşmama izin verin? diyerek araya girdi Nicholas Cromwell.
Hayır. Lucrezianın sert bir sesle verdiği net yanıt değiştirilemezdi. Bir müddet sonra cezanızın kararlaştırılması için tekrar çağırılacaksınız. Eşim Francois Archard cezanızı verirken ben de burada olacağım. Adama eliyle gitmesini işaret etti. Dava bitmiştir. Gidebilirsiniz.
Nicholas öfkeyle gözlerini yumup selam verirken, Melanie teşekkür ederek vermişti selamını. Genç kadın odadan çıkmak üzereyken seslendi Lucrezia. Bayan Desna, bahçedeki nöbetçilere benim misafirim olduğunuzu söyleyin, sizi ailenizin evine götürsünler.
Melanie Desna bir kez daha gülümseyerek teşekkür ettikten sonra gözden kayboldu.
Konseyin en yaşlı üyesi Joseph Dooley konseyin bittiği ilan edilmeden önce konuşmak istedi. Bu davada Nicholas Cromwelli destekleyen adam Lucreziayı suçlamak niyetindeydi. Bayan Archard, izninizle birkaç cümle söyleyebilir miyim?
Elbette Adamın soyadını hatırlayamamış olan Lucrezia sorar gibi baktı ona.
Dooley. Joseph Dooley.
Buyurun, Dooley.
Bu davada aceleci davrandığınızı ve hislerinizi dinlemeniz nedeniyle yanlış karar verdiğinizi düşünüyorum, efendim.
Öyle mi? derken alaycı bir şekilde tek kaşını kaldırmıştı genç kadın. Konuşan adamın böyle bir iğrençliği nasıl savunacağını merak ediyordu. Sizce tecavüze uğrayan zavallı bir genç kadın haksız da ona tecavüz eden bir soylu mu haklı?
Kadının soylu kelimesini büyük bir tiksintiyle söylemesine aldırmamıştı Joseph Dooley. Ne de olsa Lucrezianın geldiği soy da belliydi. Ben adamın tamamen haklı olduğunu söylemiyorum ancak hamileliğin sonlandırılması gerektiği kanaatindeydim.
Hamile bırakılan hanım bebeği doğurmak istemediğini söyleseydi sizin dediğiniz gibi olacaktı, Dooley.
Bu kararınızla asil Cromwell ailesinin tarihine kara bir leke sürdünüz, efendim. Bebeğin akıbetini belirlemesi gereken o küçük kız değil, Bay Cromwelldi. Kararınız sayesinde ailelerinin taşıdığı asil kana basitlik karıştı.
Tarihlerine leke süren ben değilim, savunduğunuz Nicholas Cromwellin ta kendisi. Madem o kadar asildi, sarhoş olup genç bir kıza tecavüz etmeseydi.
Soylular istediğini yapmakta özgürdür, diye diretti Joseph Dooley. Ayağa kalkmış sesini iyice yükseltmişti. Francoisin koyduğu Lucreziaya ailesi hakkında hiçbir şey söylememe kuralını çiğnedi sinirle. Ama siz nereden bileceksiniz ki! Ne de olsa siz de asil değilsiniz, asaletten yoksunsunuz!
Yanında oturan Ashley adamın imasını anlamıştı. Hırsla bağırmaya başlayacakken Lucrezia engel oldu ona. Dur, Ashley, dedi elini havaya kaldırdığında. Tekrar adama döndüğünde öfkesi yüksek sesle konuşacağı seviyeyi çoktan aşmıştı; sakin gözüküyordu. Ve sakin gözüktüğü zamanlar, bağırıp çağırdığı anlardan çok daha tehlikeli ve zehirleyici bir öfkeye sahip oluyordu. Ne demek istiyorsunuz, Dooley?
Anlamamış gibi davranmayın! Şu anda Archard soyadını taşıyor olsanız da siz bir Howardsınız. Babanızın geçmişte neler yaptığını buradaki herkes biliyor. Aydınlığın sizi kutsamış olması benim umurumda değil, bu taşıdığınız kanı değiştirmez! Siz o adamın, Charlie Howardın kızısınız! Asaletten yoksunsunuz!
Söylenenlerin ardından sessizliğe büründü oda. Hiç kimse ağzını açıp tek bir kelime dahi edemiyordu. Lucrezianın zehirleyici öfkesine nail olacak olan Joseph Dooley sinirden kızarmış yüzüyle ayakta dikiliyordu.
Genç kadın gözlerini kıstı ve yavaşça gülümsedi. Asalet kanla gelen bir şey değildir.
***
5 Gün Sonra
Konseydeki kavgasının ardından beş gün geçmişti. O günden sonra bir daha adamları toplamamıştı; zira Joseph Dooley denen adamın yüzünü görmeye tahammülü bile yoktu.
Kendine sevinecek iki şey bulmuştu o gün için. Francois en fazla bir hafta içinde dönecekti ve Kate hala tutsaktı. İkinci olgu onun kafasında farklı şeyler dönmesini de sağlıyordu. Uyandığından beri kurtulamıyordu düşüncesinden.
Güneş batmaya yakınken daha fazla yerinde duramayacağını anlamıştı. Odasının çift kanatlı kapısını ardına kadar açıp çıktı koridora. Yanında nöbetçi istemediğini söyleyen genç kadın aşağı inen merdivenlere yöneldi. Her bir basamakta ne yapacağını ve söyleyeceğini düşünüyordu.
Zindanların olduğu sarayın en alt katına inince nöbetçilerin şaşkın bakışları arasında girdi ana kapıdan. Birbiri ardına sıralanmış bir kısmında siyah parmaklıklar olan kalın kapıların olduğu koridorda birkaç adım attı. Sağ tarafındaki nöbetçilerden birine seslendi. Carlos nerede?
Şu-şurada, efendim, diyen nöbetçi kekelemişti şaşkınlıktan. Hanımlarının neden o adamla görüşmek istediğini anlayamamıştı.
Nöbetçinin işaret ettiği kapıya yöneldi Lucrezia. Aç şunu.
A-ama e-efendim-
Sana aç dedim.
Belindeki kemerde asılı duran büyülü anahtarlardan birini deliğe soktu genç nöbetçi. Kapının açıldığını duyuran ses etrafa yayıldığında içeri girmek için hamle etmişti. Sen gelmiyorsun, dedi Lucrezia. Tüm nöbetçiler burayı boşaltsın!
Bu mümkün değil.
Lucrezia tek kaşını kaldırarak baktı az önce yanına gelen adama. Öteki nöbetçilerden daha yüksek bir rütbede olduğu anlaşılıyordu; yine de küçümser bakışlarla süzdü kendisinden çok daha uzun ve kalıplı adamı. Sen de kimsin?
Ben bu nöbetçilerin en üstündeki kişiyim, efendim. Adım Benjamin-
Adını merak etmiyorum. Adamların en çabuk şekilde burayı boşaltması için sert bir şekilde konuşuyordu. Benjamin, şimdi sen dahil buradaki tüm nöbetçiler buradan ayrılacak. Benim işim bittiğinde geri gelebilirsiniz.
Efendim, bu mümkün değil. Lütfen-
Lucrezia birer buz kütlesini andıran mavi gözlerini adamın gözlerine kilitlemişti. Ya gidersiniz ya da hepinizin kellesi gider.
Bu tehditle birlikte irkilmişti Benjamin. Kadının ciddiyetini kavramıştı. Emrindeki herkese bir üst kata çıkılmasını emretmişti. İhtiyacınız olursa seslenmeniz yeter, efendim.
Teşekkürler. Benjaminin gözden kaybolmasıyla birlikte derin bir nefes alarak girdi içeri. Gözlerini loş ışığa alışamamışken itmişti kapıyı.
Yerde oturan Carlos zayıflamıştı. Francoisin kırdığı burnu biçimsiz bir şekilde kaynamıştı. Uzayan saçlarını geriye doğru taramıştı elleriyle. Gülümsedi yavaşça; bu anın geleceğini biliyordu. Charlie Howardın söylediği gibi, artık planın son aşamasındaydılar. Demek beni ziyarete geldin.
Lucrezia adama acımıyordu artık; onun babasına yardım ettiğini biliyordu, Francoisin Carlos ile ilgili anlattıklarından çıkarmıştı bunu. Burada fazla kalmaya niyeti yoktu; sorusunun cevabını aldıktan sonra ayrılacaktı iğrenç bulduğu adamın yanından. Fazla uzatmayacağım. Sadece tek bir soru soracağım ve cevabımı aldığımda gideceğim.
Soruyu büyük ölçüde tahmin eden Carlos gülümsemesini silmedi yüzünden. Ne soracaksın?
Babam nerede?
Keyifli okumalar
Efendim! diye diretti adam. Lider koltuğunda bir kadının oturmasına akıl erdiremiyordu. Floempolis var olduğu sürece geçici liderler hep erkekler arasından seçilmişti; bir kadının bu makama gelmesi kabul edilemezdi ona göre. Francois Archard kendisini olmasa bile, pekala da konseyden başka bir kişiyi de seçebilirdi. Bir kadın bu işleri halledebilecek mi?
Size benden izin almadan konuşmamanızı söylediğimi hatırlıyorum, diye devam etti Lucrezia; sesi daha yüksekti. Soğuk bakışlarla süzüyordu kocasına sitem eden adamı. Şimdi yerinize oturun. Merak etmeyin, küçümsediğiniz kadın bu işleri halledecek. Eğer biraz daha konuşmaya devam ederseniz ilk işi sizi bu odadan attırmak olacak.
Lucrezia tarafından aleni bir şekilde tehdit edilen adam, itibarının insanların gözünde düştükçe düştüğünü hissetmişti o an. Hafife aldığı Lucrezia Archardın zehirli iğnelere benzeyen sözleri itibarını kurutmuştu. Yenik bir ifadeyle gözlerini yere indirirken oturdu sandalyesine. Hiçbir şey söylemeden inceledi yerdeki taşları.
Francoisin büründüğü sinirli ifade yerini mutluluk ve gurura bırakmıştı tekrar. Şu herifi, dedi dişlerinin arasından. Başıyla az önce Lucrezianın susturduğu adamı işaret ediyordu. Savaştan döner dönmez konseyden atacağım.
Sanırım senin yapmana gerek olmayacak, diye mırıldandı Leonardo. Gülümseyerek Lucreziaya bakıyordu; genç kadının istediğinde sıcakkanlı istediğinde soğuk ve sert olabilmesine hayrandı her zaman. Eğer birkaç laf daha ederse Lucrezia bu adamı konseyden atma işini halleder, adım gibi eminim bundan.
***
Küçük kulübede ona sevgi besleyen adamı bekliyordu Kate. Bedenini teslim edip etkisi altına aldığı adam şehrin merkezindeki pazardan yiyecek getirmek üzere gideli birkaç saat olmuştu. Charlie Howardın söylediklerine göre hazırlamıştı gerekeni; hançer masanın üstünde duruyordu öylece.
Birçok değişikliğe maruz kalan planın sonuna çok yaklaşmışlardı artık. Katein kendini yakalatmasının ardından son aşamaya geleceklerdi; Lucreziayı kaçırıp öldürmek.
Kulübenin tahta kapısı küçük bir gıcırtıyla açıldığında elindeki heybeyle görünmüştü John. Kahverengi saçları rüzgardan dağılmış, burnuysa soğuktan kızarmıştı. Kate? diye seslendi kadını göremeyince.
Her zamanki gülümsemesiyle bunca ay saklanmasına yardım eden adamın yanına doğru ilerledi Kate. Hoş geldin, sevgilim, diyerek adamın elindeki heybeyi aldı. Küçük bir pat sesiyle heybe taş zeminin üzerine düştü. Kate kollarını adamın boynuna dolayıp konuştu. Seni çok özledim.
John memnun bir şekilde gülümserken kadının onu oturma odalarına çekmesine izin verdi. Divana oturacaklarını zannederken Katein masaya kalçalarını dayamasına aldırmadı; kendini çoktan öpüşmeye kaptırmıştı. Bu kadın için şehrine ve liderine ettiği ihanet eskisi kadar suçlu hissetmiyordu artık. Tek bir düşüncesi vardı: Aşkı her şeyin bahanesiydi.
Kate eliyle kalçalarını dayadığı masanın üzerindeki hançerin kabzasını kavradı. John çoktan gözlerini kapatmış, kendini zevkin kollarına bırakmıştı. Adamın hemen kalbinin altına sapladı hançeri.
Şaşkınlık ve acıyla birlikte gözlerini açan Johnun bedeni kaskatı kesilmişti. Bir göz kırpmalık süreden sonra Katein kolları arasında düşmüştü yere. Kate hançeri çıkartıp tekrar saplamak üzereyken mırıldandı. Üzgünüm, sevgilim. Bunların hepsi karanlık tarafın kazanması için.
Johnun cansız bedenini taş zeminin üzerinde bıraktıktan sonra kendini yakalatmak için çıktı dışarı. Birkaç aydır saklanmak için taktığı pelerinlerden birini sırtına geçirmemiş olmak tuhaftı. Bir saat kadar yürüdükten sonra kulübenin olduğu ücra tarafları çoktan ardında bırakmıştı.
Francois Archardın atlı askerlerini gördüğünde gülümsedi. Yüzüne bir ifadesizlik maskesi oturturken adamların üzerine yürümeye başlamıştı. Askerlerden biri onu fark edip, Olduğun yerde kal! diye bağırdığında ona söyleneni yaptı. Hiçbir tepki göstermeden baktı ellerinin bağlanmasına.
Sakın kaçmaya çalışma, dedi ellerini saran ipi daha da sıkılaştıran asker.
Kate iç çekti; gülümsememek için zorluyordu kendini. Çalışmam.
***
2 Gün Sonra
Akşam yemeğinin saati geldi de geçiyordu. Francois savaş hazırlıklarının tamamlandığına ikna olmak için her şeyi bir kez daha kontrol etmiş, üstüne üstlük Katein yakalandığını öğrenmişti; bunun karısını mutlu edeceğini bilerek gelmişti odalarına. Lucreziaya o gelmeden başlaması için haber göndermesine rağmen kadının masadaki hiçbir şeye dokunmadığını seçmişti gözleri.
Kapının açılmasına hiçbir tepki vermeyen karısının yanına vardı uzun adımlarla. Lucreziada hala onun geldiğini duyduğuna dair bir tepki yoktu. İki elini koydu omuzlarına. İrkilen genç kadını rahatlatmak için yatıştırıcı bir tonda konuştu. Neden bu kadar dalgınsın?
Yerinden sıçrayacak gibi oldu Lucrezia. Kocasının sesini duyduğundaysa küçük bir gülümseme oturdu yüzüne. Elleriyle, genç adamın omuzlarına koyduğu iri ellerini kavradı. Seni düşünüyordum.
Beni düşünüyorsan, derken ellerini kurtarıp oturmuştu yerine. Lucrezianın yüzündeki huzursuz ifadeyi genç kadının saklama çabalarına rağmen fark etmişti daha birkaç saniyede. Yemeğe başlaman gerektiğini de bilirdin. Sana beni beklememen için haber yollattım. Ulaşmadı mı yoksa?
Yo, ulaştı. Başıyla işaret etmişti odadaki divanlardan birini. Küçük kağıt parçası buruşmuş bir şekilde yatıyordu yumuşak kumaşın üzerinde. Biraz beklemek istedim, birkaç dakika içinde gelmeseydin başlayacaktım.
Duyduğuna inanmadığını belli etmek için kaşlarını kaldırdı. Benim geleceğim zamanı düşünüyordun, öyle mi? Aynayı gösterdi tek eliyle. Aynaya bakıp yüz ifadeni görseydin daha ziyade başka şeylere dalıp gitmiş gibi gözüktüğünü bilirdin.
Başka ne düşünebilirim ki? derken kıpırdandı huzursuz bir şekilde. Kocasının yapmaya yelteneceği şeyi tahmin ettiği çatmıştı kaşlarını. Sakın zihnime girip ne olduğunu öğrenmeye uğraşma. Öyle bir şey yaparsan sana neler yapacağımı sadece Tanrı bilir.
Genç kadının söyledikleriyle beraber irkilmişti Francois. Arkadaşı Leonardonun söylediği doğruydu; Lucrezia rüyalarına müdahale edildiğini bilseydi çiğ çiğ yerdi hepsini. Öncelik kendisine ait olurdu elbet. Öyle bir niyetim yoktu, diye mırıldandı. Yemeğini ye artık.
Mekanik hareketlerle çatal ve bıçağını kavradı Lucrezia. Ne yaparsa yapsın Francois anlıyordu onun ne düşündüğünü, ne hissettiğini. Bu konu biraz daha uzarsa anlatmaktan başka çözüm yolu olmadığının farkında olan genç kadın, konuştuklarının değişmesi için yemeye başlamıştı hızla. Yiyorum işte. Şimdi mutlu musun?
Pek sayılmaz. Lucrezianın etini kesmek için giriştiği mücadeleye gülümseyerek baktı bir süre. Kadına daha fazla işkence çektirmemek için onun tabağındaki eti kesmişti hızla. Bana ne düşündüğünü anlatmadığın sürece bu duyguya erişemeyeceğim.
Önemli bir şey değildi, diye diretti. Neden bu kadar uzatıyorsun? Önemli değil diyorsam, önemli değildir.
Bıkkınlıkla iç geçiren genç adam elindekileri masaya bıraktı. Lucrezia, evleneli üç buçuk ay oldu, karnında benim çocuğumu taşıyorsun. Ve, gerçekten seni tanımadığımı ya da senin yüz ifadelerini anlayamadığımı mı düşünüyorsun?
Köşeye sıkıştığının bilincindeydi. Elinde kalan cümleye tutunacaktı sıkı sıkıya. Bunun Francoisi delirtebileceğini biliyordu ama korkularını paylaşmaktansa onunla küçük bir tartışmaya girmeyi tercih ederdi. Sana öyle gelmiştir. Şu anda hiçbir sorunum yok, önemli bir şey de düşünmüyordum.
Bana öyle gelmiştir?
Evet.
Hiçbir şey söylemeden gürültülü bir şekilde sandalyesini itti geriye. Lucrezia ona meraklı gözlerle bakarken kaldırmıştı onu da yerinden. Birkaç adım mesafedeki aynanın önüne sürüklemişti karısını. Kendisinden kısa olan genç kadının bedenini kendininkinin önüne getirmişti. İkisi de boy aynasına bakıyordu şimdi. Tek eliyle çenesini kavradı. Geldiğimde bu yüz ifadesinden çok daha kötü bir ifaden vardı. Sabah, konseyde erkeklere kafa tutan kadınla alakan yok; kat be kat kötüsün. Tenin neredeyse solmuş, gözlerinde saklamaya çalıştığın bir endişe var. Üstüne üstlük konuşurken gözlerimin içine
bakmaya çekiniyorsun. Bunun için de saçma sapan bahaneler uyduruyorsun. Derin bir nefes aldı sakinleşmek adına. Şimdi, son kez soruyorum. Ne düşünüyordun?
Francoisin söyledikleriyle beraber aynada kendi yansımasına kilitli kalmıştı. Haklıydı genç adam. Ne kadar saklamaya çalışırsa çalışsın, gözlerindeki endişe çok küçük de olsa belli ediyordu kendini. Kahkahasını bile takip eden kocasının bu ayrıntıyı gözden kaçırması imkansızdı zaten; bunu şimdi kendi kendine söylemeyi başarabilmişti Lucrezia. Francoisin gevşemiş elleri arasından kurtulup yerine oturduğunda iç çekti. Katei, Carlosu ve babamı düşünüyordum.
Ne? dedikten sonra kadının karşısındaki sandalyesine yerleşmişti. Neden? Lucrezia, hekimler sana kendini boş yere üzmemen gerektiğini söyledi. Onları düşünüp neden kendini boş yere yıpratıyorsun? Bunun sana hiçbir faydası yok; aksine zararı var.
Babamı hala yakalayamadınız, Carlos hala aşağıdaki zindanlardan birinde ve Kate kaçak-
Hayır, diyerek kesti onun sözünü. Kate artık kaçak değil.
Şaşkınlıktan gözleri irileşen Lucrezia duyduklarını anlamlandırmaya uğraşıyordu. Bu da ne demek?
Kate iki gün önce yakalanmış, dedi yavaşça. Neredeyse üç aylık hamile olan karısını birden bire böyle heyecanlandırmak istemiyordu. Haber biz konseydeyken ulaşmış. Sen konseyin dağılmasını buyurduktan sonra Ashleynin yanına gittin, ben de Leonardonun odasına gittim. Hatırlıyor musun?
Evet.
Haber o zaman geldi. Ben de sana akşam yemeğinde söylemeye karar verdim. Kate en fazla bir gün sonra sarayın zindanındaki yerini alacak.
Düşündüğü iki büyük sorundan birinin ortadan kalkmasını mutlulukla karşılamıştı Lucrezia. Gülümsemesi büyümüş, yüzündeki yerini çoktan almıştı. Gözlerindeki endişe silinmişti hızla; bununla birlikte sesi de daha iyi çıkıyordu. Gerçekten yakalanmış mı? Artık serbest değil mi?
Yakalanmış, derken gülümsüyordu o da. Lucrezianın bu haberle böylesine mutlu olduğunu görmek güzeldi Francois için. Artık kadının gözlerine endişe değil, saf mutluluk hakimdi. Normalde onu bir hafta bile geçmeden yakalarlardı. Ancak ona yardım eden bir hain varmış, onun sayesinde bunca ay saklanmayı başarabilmiş.
Kimmiş bu hain?
Tanımayacağın bir kişi.
Peki ona ne olacak?
Francois karısının bu soruyu hiç sormamış olmasını dilerdi. Adamın öldüğünü öğrenince tekrar hüzünleneceğini biliyordu. Floempolise ihanet eden şeref yoksunu bir adam yüzünden Lucrezianın üzülmesini istemiyordu. Lakin şimdi söylemezse ve karısı bunu başkasından öğrenirse daha kötü etkileneceğinin de farkındaydı. Ölmüş.
Ah. Bakışlarını tabağına indirmişti Lucrezia. Bu yanıtı aklına getirmek istememişti. Ama onun isteklerinin gerçeği değiştirmeyeceğinin de farkındaydı. Adamın bir ailesi olabileceğini düşüncesi sarmıştı onu. Çekinerek sordu. Peki bir ailesi var mıymış? Karısı, çocukları, annesi?
Hayır, diyerek güvence verdi Francois. Katein yakalandığını bildiren kağıtta hainin ismi de yazılıydı ve arkadaşları araştırmıştı o adamı. Araştırmaların sonucunu söyledi genç kadına. Kimsesizmiş.
Neyse ki, derken içindeki hüznün bir parça azaldığını hissetti. Arkasından üzülecek kimsesi yokmuş.
Lucreziayı az önce girdiği bu kötü ruh halinden kurtarmak için bir çıkış yolu aradı Francois. Aklına gelen şeyin onu da mutlu edeceğini umuyordu. Konseyden bir kişiyi atıp yerine seni mi alsam diye düşünür oldum.
Öyle mi? derken zorlukla gülümsemişti tekrar. Neden?
Lider olarak hepsini avucunun içine aldın. O kadar iyiydin ki, neredeyse yerimde gözün olduğunu düşüneceğim.
Kısa bir kahkaha attı Lucrezia. Ben mi iyiydim? Kadın olduğum için beni küçümseyenlerin üzerine atlamamak için zor dayandım. Gözlerini karşısındaki adamın gözlerine kilitlemişti. Merak etme, yerinde gözüm yok. Liderin karısı olmak çok daha güzel ve rahat.
Geri geldiğimde o herifi konseyden atacağım, derken sabah kendisine sitem eden adamı kast ediyordu. Bunu orada da söyledim. Leonardo bu işi senin halledeceğini söyledi.
Belki de Leonardo haklıdır. Omuz silkti. Bir kez daha aynı şeyi yaparsa senin söylediğin gibi nöbetçileri çağırıp onu yakasından tutup dışarı attıracağım.
Bir-iki saatlik büyü çalışmasının ardından Francois gözlerinde muzip bir ışıltıyla yatağa çekmişti karısını. Hemen hemen iki hafta boyunca dokunamayacağı, hasret kalacağı kadın bedenini tekrar tekrar sunmuştu ona.
Lucrezia bitap halde uyuyordu yanında. Francois kadının zihnini koruyan büyüleri zorladı bir müddet. Arkadaşları onun yapmak istediğini anlayıp çekmişti koruma büyülerini. Bunun ardından Francois daha önce de yaptığı gibi girmişti kadının zihnine. Katein öldürüş olduğu hainle ilgili tüm duygularını silmişti kafasından.
İşini bitirdiğinde Lucrezia huzursuzca kıpırdandı uykusunda. Yüzüstü yatan Francois sol kolunu kadının beline sararken kapatmıştı gözlerini.
***
Sabahki uğurlama töreni bir işkenceden farksızdı Lucrezia için. Kendi elleriyle kocasını küçük çatışmaya göndermek huzursuz ediyordu onu. İçine doğan kötü hissin nedenini bilmese de etkisinden kurtulamıyordu bir türlü. Gümüşi zırhının üstüne siyah bir pelerin takan kocası tam karşısında duruyordu. Biliyorum, biliyorum, diyerek konuşmasına müsaade etmedi. Konseyin işleriyle ilgileneceğim. Kendimi yormayacağım, üzülmeyeceğim, endişelenmeyeceğim, yemeklerimi aksatmadan yiyeceğim, ilaçlarımı unutmayacağım ve düzenli bir şekilde uyuyacağım. Kaşlarını çattı. Bunları bilmiyorum mu sanıyorsun? Hekimlerden her gün bu sözleri işitiyorum, senin de tekrarlamana gerek yok.
Aslında sandığın kadar uzun konuşmayacaktım, derken tek kaşını kaldırmış gülümsüyordu. Sadece hekimlerden işittiklerini yapmanı söyleyecektim, o kadar.
Gözlerini devirdi Lucrezia. Sinirliliği hızlıca uçup giderken yüzeye çıkan yeni bir duygu vardı: Endişe. Küçük bir çatışma olacağını söylüyorsun ama beni kandırıyormuşsun gibi hissediyorum. Derin bir nefes aldı sesinin titrememesi adına. Bana söz ver. Kendine çok dikkat edeceksin, sapasağlam döneceksin buraya.
Zaferle döneceğime söz veriyorum.
Hayır, diye itiraz etti Lucrezia. Biraz daha yaklaştı adama doğru. Zaferle dönmen umurumda bile değil. Tek istediğim bana hiçbir yara almadan, bu halinle dönmen.
Kılıç sallayacağım, Lucrezia, dedi Francois. Kadının endişesini silmek adına gülümsüyordu sürekli. Liderlik yaptığı onca yıl boyunca birçok çatışma ve savaşa girmiş, neredeyse hepsinden de yaralar almıştı. Şimdi yara almadan döneceğini söylemek onu kandırmak olurdu. Yara almadan dönmemi bekleme. Ama için rahatlasın diye söylüyorum, bu kadar küçük bir çatışmada alacağım en büyük yara vücudumun herhangi bir yerindeki kesik olur.
Söz mü?
Zaferle ve küçük bir yarayla döneceğime söz veriyorum. Lucrezia dalgın bir şekilde başını sallarken devam etti. Biliyorsun, bugün Kate buraya getirilecek.
Meraklanan Lucrezia kaşlarını kaldırdı; bunun arkasından ne geleceğini tahmin edemiyordu. Evet, biliyorum.
Senin herhangi bir müdahalede bulunmana gerek olmayacak. Bütün talimatları verdim; Kate en korunaklı zindanlardan birine kapatılacak. Ben dönene kadar nöbetçiler onu sorgulayacak. Döndüğümdeyse cezasına karar vereceğim.
Tamam ama bunları neden bana anlatıyorsun?
Onunla yüz yüze gelmene gerek olmadığını söylemeye çalışıyorum. Hangi zindana atılacağını veya nasıl davranılacağını söylemeyeceksin, çünkü nöbetçiler gereken her şeyi biliyor.
Pekala.
Francois huysuzlanan atına baktı. Ordunun bir kısmı çoktan hareket etmişti; artık onlara katılma zamanı gelmişti. Gitme vakti.
Lucrezia kollarını doladı adamın boynuna. Yapmacık bir sinirle tehdit etti onu. Eğer bir kesikten daha kötüsüyle karşılaşırsam sana yapmadığımı bırakmam.
Kadını geriye çekip öptükten sonra mırıldandı. Öyle bir şey olmayacak.
Francois atına binip onu son kez başıyla selamladı. Lucrezia o gözden kayboluncaya kadar baktı ardından. Sonrasında ise kendini zorlayarak gülümsedi ve biraz uzakta duran konsey üyelerine seslendi. Değerli konsey üyeleri, sizlerden 15 dakika sonra yerlerinizde olmanızı rica ediyorum.
Bunu söyledikten mavi elbisesinin eteklerini düzeltip koyulmuştu yola. Birkaç adımın ardından ona katılan Ashleyye gülümsedi. Benimle birlikte bu konseydeki hadsizlerle uğraşmaya hazır mısın?
Ashley başıyla onayladı. Az önce Lucrezia gibi kocasını uğurlamasına rağmen çok daha sakin gözüküyordu; alışıktı bu duruma, evlilikleri boyunca birçok kez aynı şeyi yaşamıştı. Elbette.
Konsey üyeleri mırıltılar eşliğinde yerlerini alırken Lucrezia normalde kocasının oturduğu yüksek arkalıklı sandalyeye yerleşmişti. Hemen yanında Deanin sandalyesinde oturan Ashleyye baktı. Herkes oturduktan sonra mırıltıların kesilmeyeceğini anlayan genç kadın boğazını temizledi. Sessizlik, lütfen.
Bugün, lidere iletilen davalarla ilgileneceğiz. Kendi sözcüklerinin yankılandığını duydu odada. Başlayabiliriz.
Ardına kadar açık olan kapıdan içeri 30lu yaşlarında olan iki adam girdi. Daha uzun boylu olanın saçları simsiyahtı. Sütlü çikolata tonuna sahip kahverengi gözleri Lucreziaya kilitlenmişti; kadını süzüyordu merakla. O da nasıl olup da bir kadının geçici lider seçildiğine akıl erdiremiyordu.
Kısa boylu olan ikinci adam ise sarışındı. Böylesine ciddi bir ortamda olmasına rağmen yeşil gözlerindeki yumuşaklık, normalde de ılımlı bir kişiliğe sahip olduğunu gösteriyordu Lucreziaya göre.
Adamlar sandalyelerin oluşturduğu koridor boyunca ilerleyip Lucreziaya birkaç adım mesafe kalınca durdular. Onlar selam verirken, Lucrezianın sol çaprazındaki konsey üyesi elindeki büyük kağıda bakarak konuştu. Michele Martinelli ve Beppi Nesta, efendim. Aralarındaki anlaşmazlığın nedeni tarlalarının sınırları.
Duyduğu İtalyan isimleriyle beraber şaşkınlığını saklamayı başarmıştı Lucrezia. Sarışın, yeşil gözlü adam İtalyan kanı taşımasına rağmen tıpkı onun gibi tipik İtalyan özelliklerine sahip değildi. Siyah saçları ve kahverengi gözleriyle Beppi Nesta ise onların zıttıydı. Bay Martinelli, Bay Nesta, benim adım Lucrezia Archard. Sorununuzu bizimle ayrıntılarıyla birlikte paylaşırsanız, hepimiz aranızdaki husumeti çözüme kavuşturmaya çalışacağız. Şimdi, lütfen, başlayın.
Michele Martinelli yeşil gözlerindeki rica eder bakışla yüzüne odaklanmıştı kadının. Öncelikle ben konuşabilir miyim, efendim?
Başını hafifçe eğerek izin verdiğini gösterdi genç kadın. Buyurun, Bay Martinelli.
Bay Nestanın tarlası ile benim tarlam hemen hemen bitişik sayılır, arada çok az sahipsiz toprak var. Benim tarlam, Bay Nestanın tarlasının aksine oldukça küçük, sadece üç-dört dönümlük toprağa sahibim. Geçimimi bununla birlikte kumaş satarak sağlıyorum. Eşiniz Bay Archardın getirdiği düzenlemelerle birlikte çektiğimiz yoksulluk ortadan kalktı. Derin bir nefes alırken çekinerek baktı yanında dikilen uzun boylu adama. Bay Nestanın kaç dönümlük arazisi var, ben bilmem. Kimsenin malında gözüm yok. Lakin, çok fazla toprağı olduğunu söyleyebilirim.
Devam edin lütfen.
Konuşmamın başında söylediğim gibi, tarlalar hemen hemen bitişik. Aradaki toprak ise sahipsiz, hiç kimse satın almadı bu zamana kadar. Ben bu arazinin ikimize eşit olarak pay edilmesini talep ediyorum ancak-
Fakat, Bayan Archard, diyerek girdi araya Beppi Nesta. Benim arazim daha büyük olduğuna göre o sahipsiz topraktan daha fazla pay almam gerekmez mi? Sonuçta-
Bay Martinellinin konuşacaklarının bittiğini düşünmüyorum, dedi sinirli bir şekilde Lucrezia. Bir insanın sözünün kesilmesini büyük bir saygısızlık olarak nitelendiren genç kadın rahatsız olmuştu bu durumdan. Lütfen size söz hakkı verilene kadar sessiz olun.
Efendim, söylediğim gibi, derken gözleri parlıyordu Michele Martinellinin. Ben bu topraklarda ikimizin de en başından beri hakkı olmadığı için eşit hak talep ediyorum. Ancak Bay Nesta benimle hemfikir değil.
Benim tarlalarım çok daha büyük olduğuna göre daha fazla pay almam gerektiğini düşünüyorum, efendim.
Bu davada konsey üyelerine sormama gerek kalmadan kararımı verdim. Lucrezia iki adamın da gözlerinin içine baktı. Adaletli davranacaktı. Sözünü ettiğiniz sahipsiz toprak ikinize de eşit miktarda paylaştırılacak. Daha fazla hak iddia eden adamın konuşmasına müsaade etmedi. Kararım değişmeyecek. Dava bitmiştir. Gidebilirsiniz.
Teşekkür ederiz, efendim, diyen iki adam selam vererek geri çekildikten sonra konsey sessizleşmişti.
Bayan Archard, bağışlayın. Fakat, karar alırken bize de danışmanız gerekmez miydi?
Adaletli davrandığımı düşünüyorum, dedi hızlıca. Benim kararıma herhangi bir itirazı olan var mı? Daha iyi bir çözüm fikri olan var mıydı? Zaman zaman kasığına giren ağrıyı hissetti o anda. Hiç kimse elini kaldırmadığında dişlerinin arasından konuştu. Demek ki hepimiz hemfikirmişiz. Derin bir nefes aldı. Konsey dağılabilir.
Zorlukla ayağa kalkıp Ashleynin koluna girdiğinde, Sanırım hekim çağırman gerekecek, diye fısıldadı.
***
Ertesi gün konsey üyelerinin yerleşmesini beklerken yardımcısının ona uzattığı kadehi dikti kafasına. Dünkü ağrıları yüzünden hekimler yeni bir ilaç hazırlamıştı. Mor renkli sıvı boğazından aşağı kayarken yüzünü buruşturdu; ilacın kekremsi tadının ağzından silinip gitmesini istiyordu.
Bugün de davalarla ilgileneceklerini ilan ettikten sonra içeri giren genç çifte odaklandı. Kadın onun, adam ise Francoisin akranı olmalıydı. Arkasında toplanan saçlarını ve kırmızı elbisesinin eteğini düzeltirken bile bakışlarını ayırmamıştı onlardan. Lucrezianın bu kadar dikkatli bakmasının sebebi kadının hamile olmasıydı; karnı zorlukla fark edilse bile anlamıştı.
Tıpkı bir önceki günkü gibi, sol çaprazındaki adam elindeki kağıda bakarak konuştu. Melanie Desna ve Nicholas Cromwell, efendim. Bayan Desnanın hamileliğinin sonlandırılmasını istiyorlar.
Öyle mi? derken kaşlarını kaldırmıştı Lucrezia. Kadının hüzünlü bakışlarla onu süzdüğünü fark etmişti. Bu talebinizin sebebini öğrenebilir miyiz?
Efendim, öncelikle bizi huzurunuza kabul ettiğiniz için minnettar olduğumuzu söylemek isterim, derken bir kez daha eğilip selam verdi Nicholas Cromwell.
Lucrezia kibarca gülümseyerek karşılık verdi. Lütfen bize Bayan Desnanın hamileliğini neden sonlandırmak istediğini anlatın.
Bayan Archard, Cromwell ailesi Floempoliste soylu bir ailedir. Ben de bu ailenin veliahtlarından biriyim. Babam işlerden kendini çektiğinde onun yerini alabilecek kişilerden biriyim. Melanie ise benim gibi soylu bir aileden gelmiyor; çiftçilik ile uğraşan bir ailenin kızı, aynı zamanda benim evimde hizmetçi.
Adamın anlattıklarından pek bir şey anlamayan Lucrezia giderek meraklanıyordu. Kadının üzgün bakışları ve bu asalet meselesi durumu daha da ilginçleştiriyordu. Devam edin lütfen.
Annem ve babam benim gibi soylu bir aileye mensup olan bir eş seçmemi istiyorlar. Melanie hamile olduğu için onunla evlenmemem gerektiğini düşünüyorlar, ki ben de aynı fikirdeyim, derken yanındaki kadına sert bir bakış attı. Melanienin hamileliği tamamen bir hatanın neticesidir. Kendisi
benim evimde hizmetçi. Bir gece ben sarhoşken başarmış yatağıma girmeyi. O geceden sonra bir daha birlikte olmadık, ancak o zaman hamile kalmış. Ben, onun karnındaki bebeği istemiyorum.
Kaşlarını çatan Lucrezia şüpheli bir sesle konuştu. Peki bu bebeği istememenizin nedeni nedir?
Çünkü o bir çiftçinin kızı, derken eliyle gösterdi yanında dikilen kadını. Ben ise soylu Cromwell ailesinden geliyorum. Çocuğumun da benim gibi tamamen asil kan taşımasını istiyorum. Annesi basit bir aileden gelen çocuk, nasıl benim kadar asil olabilir ki?
Son duyduklarıyla beraber siniri en üst seviyeye ulaşan Lucrezia dişlerini sıkarak konuştu. Yanlış anladıysam düzeltin. Bayan Desnanın karnındaki bebeği istemiyorsunuz çünkü ailesi çiftçi, sizin gibi asil değil. O bebeğin, sırf annesi sizin gibi soylu kanı taşımadığı için yok edilmesini mi istiyorsunuz?
Evet, efendim.
Bu sadece sizin verebileceğiniz bir karar değil, derken sesi iyiden iyiye yükselmişti. Bu hamile olan hanımın da söz hakkı olan bir mesele. Olanları bir de ondan dinleyeceğiz.
Ama, efendim-
Ama falan yok, diyerek susturdu adamı Lucrezia. Bakışlarını biraz yumuşatmaya çalışarak döndü Melanie Desnaya. Olanları sizin ağzınızdan da dinleyebilir miyiz, Bayan Desna?
Ben
Lütfen çekinmeyin. Adama sinirli bir bakış atıp sıraladı iğneleyici cümlelerini. Burada ikiniz de eşitsiniz. Ben, Bay Cromwell gibi asil kan taşıyıp taşımadığınıza bakmıyorum. Zira, asil veya değil gibi bir sınıflandırmanın var olmadığını düşünüyorum.
Efendim Derin bir nefes aldı Melanie Desna. Nicholasın da söylediği gibi benim ailem soylu değil, babam çiftçi. Lakin bundan hiçbir vakit utanmadım, utanmam da. Babam ailemize kendi
kazandıklarıyla baktı, hiçbir zaman kötü bir insan olmadı. Evet, bu hamilelik bir hatanın neticesidir. Ama Nicholas yalan söylüyor-
Lucrezia sinirden parlayan gözlerini eliyle kadını dürten Nicholasa çevirdi. Söylenenlere müdahale etmeye hakkınız yok, Bay Cromwell. Şu anda o konuşuyor, sadece dinleyin.
Evet, Bayan Archard, Nicholas genellikle her gece sarhoştur. Her gece biri erkek biri kadın olmak üzere iki kişi onu karşılamak için geç vakitlere kadar bekleriz. O gece benimle birlikte bekleyecek olan Sebastian çok yorgundu, yatmasını söyledim ona. Bay Cromwelli ben karşıladım. Merdivenlerden zorlukla çıkartıp yatırdım yatağına. Ardından beni yanına çekti-
Yalan söyleme!
Sessiz olun, Bay Cromwell! diye bağırdı Lucrezia. Adamın ne kadar paniklediğini görünce aslında onun yalan söylediğini anlamıştı. Gözleri yaşlarla dolan kadına döndü tekrar. Devam edin.
Kaçmaya çalıştım. Elbiselerimi yırtarken ona engel olmaya çalıştım. Ama gücüm yetmedi. Genç kadının sesi giderek kısılıyordu. Bana zorla sahip oldu. Bu hamilelik benim değil onun hatasının neticesidir.
Ashley yerinden kalkıp hıçkırıklara boğulan kadın için bir sandalye getirilmesini emretti. Melanieyi yerine oturturken yanındaki adama nefret dolu bakışlar atmayı da ihmal etmiyordu.
Bunlar doğru mu? diye sordu Lucrezia. Duydukları kanını dondurmuştu; karşısında böylesine iğrenç bir adamın durduğuna inanamıyordu.
Hayır, hepsi iftira! Benim servetimden pay alabilmek için uyduruyor, seni küçük çiftçi kızı-
Sözlerinize dikkat edin. Duydukları karşısında tıpkı onun gibi şaşkına dönen konsey üyelerine döndü. Kimin doğru söylediğini düşünüyorsunuz?
Ashley atıldı öncelikle. Tabii ki Bayan Desna doğruları söylüyor!
Konseyin yarısından fazlası Melanie Desnaya hak verirken, bir kısmı da Nicholas Cromwelli destekliyordu. Adamın destekçilerini Lucreziayı da soyu yüzünden yargılayan kesim oluşturuyordu.
Davaları bildiren adam, Efendim, dedi. Tartışmaya nokta koyacak cümleleri sıraladı bundan sonra. Bay Cromwellin yalan söylediğini aurasından anlayabiliriz. Aurasında ciddi dalgalanmalar var; bu birinin yalan söylediğine işarettir.
Melanie Desnanın konuşmasının ardından haklı olduğunu gören Lucrezia başıyla onayladı. Aura okumayı bilmediğini fark ettirmediğini düşünüyordu. Bayan Desnanın hamileliği hakkında hiçbir söz hakkınız kalmadı, Bay Cromwell.
Ama-
Hamileliğin akıbetini Bayan Desna belirleyecek. Sonrasında ise evinizdeki tüm görevlilerle konuşulacak. En sonunda sizin cezanıza karar verilecek. Ashleynin uzattığı suyu içen genç kadına döndü. Bayan Desna, bu bebeği istiyor musunuz?
Ben Uzun süren sessizliğin ardından ıslak yüzünü silip konuştu Melanie. Bu bebeği doğurmak istiyorum. Ben Nicholas gibi bir canavar değilim, onun canına kıymak istemem. Ancak, efendim, sizden koruma talep ediyorum. Bu adamın karnımdaki bebek üzerinde hiçbir hakkı olmamasını ve bana ve aileme ulaşamayacağını garanti etmenizi istiyorum.
Elbette, Bayan Desna, derken gülümsedi yavaşça. Kadının bakışları onun karnına kilitlenmişken yumuşadı bakışları. Ailenizi ve sizi güvence altına alacağız. Ayrıca meraklanmayın, bu adam cezasız kalmayacak.
Efendim, müsaadenizle konuşmama izin verin? diyerek araya girdi Nicholas Cromwell.
Hayır. Lucrezianın sert bir sesle verdiği net yanıt değiştirilemezdi. Bir müddet sonra cezanızın kararlaştırılması için tekrar çağırılacaksınız. Eşim Francois Archard cezanızı verirken ben de burada olacağım. Adama eliyle gitmesini işaret etti. Dava bitmiştir. Gidebilirsiniz.
Nicholas öfkeyle gözlerini yumup selam verirken, Melanie teşekkür ederek vermişti selamını. Genç kadın odadan çıkmak üzereyken seslendi Lucrezia. Bayan Desna, bahçedeki nöbetçilere benim misafirim olduğunuzu söyleyin, sizi ailenizin evine götürsünler.
Melanie Desna bir kez daha gülümseyerek teşekkür ettikten sonra gözden kayboldu.
Konseyin en yaşlı üyesi Joseph Dooley konseyin bittiği ilan edilmeden önce konuşmak istedi. Bu davada Nicholas Cromwelli destekleyen adam Lucreziayı suçlamak niyetindeydi. Bayan Archard, izninizle birkaç cümle söyleyebilir miyim?
Elbette Adamın soyadını hatırlayamamış olan Lucrezia sorar gibi baktı ona.
Dooley. Joseph Dooley.
Buyurun, Dooley.
Bu davada aceleci davrandığınızı ve hislerinizi dinlemeniz nedeniyle yanlış karar verdiğinizi düşünüyorum, efendim.
Öyle mi? derken alaycı bir şekilde tek kaşını kaldırmıştı genç kadın. Konuşan adamın böyle bir iğrençliği nasıl savunacağını merak ediyordu. Sizce tecavüze uğrayan zavallı bir genç kadın haksız da ona tecavüz eden bir soylu mu haklı?
Kadının soylu kelimesini büyük bir tiksintiyle söylemesine aldırmamıştı Joseph Dooley. Ne de olsa Lucrezianın geldiği soy da belliydi. Ben adamın tamamen haklı olduğunu söylemiyorum ancak hamileliğin sonlandırılması gerektiği kanaatindeydim.
Hamile bırakılan hanım bebeği doğurmak istemediğini söyleseydi sizin dediğiniz gibi olacaktı, Dooley.
Bu kararınızla asil Cromwell ailesinin tarihine kara bir leke sürdünüz, efendim. Bebeğin akıbetini belirlemesi gereken o küçük kız değil, Bay Cromwelldi. Kararınız sayesinde ailelerinin taşıdığı asil kana basitlik karıştı.
Tarihlerine leke süren ben değilim, savunduğunuz Nicholas Cromwellin ta kendisi. Madem o kadar asildi, sarhoş olup genç bir kıza tecavüz etmeseydi.
Soylular istediğini yapmakta özgürdür, diye diretti Joseph Dooley. Ayağa kalkmış sesini iyice yükseltmişti. Francoisin koyduğu Lucreziaya ailesi hakkında hiçbir şey söylememe kuralını çiğnedi sinirle. Ama siz nereden bileceksiniz ki! Ne de olsa siz de asil değilsiniz, asaletten yoksunsunuz!
Yanında oturan Ashley adamın imasını anlamıştı. Hırsla bağırmaya başlayacakken Lucrezia engel oldu ona. Dur, Ashley, dedi elini havaya kaldırdığında. Tekrar adama döndüğünde öfkesi yüksek sesle konuşacağı seviyeyi çoktan aşmıştı; sakin gözüküyordu. Ve sakin gözüktüğü zamanlar, bağırıp çağırdığı anlardan çok daha tehlikeli ve zehirleyici bir öfkeye sahip oluyordu. Ne demek istiyorsunuz, Dooley?
Anlamamış gibi davranmayın! Şu anda Archard soyadını taşıyor olsanız da siz bir Howardsınız. Babanızın geçmişte neler yaptığını buradaki herkes biliyor. Aydınlığın sizi kutsamış olması benim umurumda değil, bu taşıdığınız kanı değiştirmez! Siz o adamın, Charlie Howardın kızısınız! Asaletten yoksunsunuz!
Söylenenlerin ardından sessizliğe büründü oda. Hiç kimse ağzını açıp tek bir kelime dahi edemiyordu. Lucrezianın zehirleyici öfkesine nail olacak olan Joseph Dooley sinirden kızarmış yüzüyle ayakta dikiliyordu.
Genç kadın gözlerini kıstı ve yavaşça gülümsedi. Asalet kanla gelen bir şey değildir.
***
5 Gün Sonra
Konseydeki kavgasının ardından beş gün geçmişti. O günden sonra bir daha adamları toplamamıştı; zira Joseph Dooley denen adamın yüzünü görmeye tahammülü bile yoktu.
Kendine sevinecek iki şey bulmuştu o gün için. Francois en fazla bir hafta içinde dönecekti ve Kate hala tutsaktı. İkinci olgu onun kafasında farklı şeyler dönmesini de sağlıyordu. Uyandığından beri kurtulamıyordu düşüncesinden.
Güneş batmaya yakınken daha fazla yerinde duramayacağını anlamıştı. Odasının çift kanatlı kapısını ardına kadar açıp çıktı koridora. Yanında nöbetçi istemediğini söyleyen genç kadın aşağı inen merdivenlere yöneldi. Her bir basamakta ne yapacağını ve söyleyeceğini düşünüyordu.
Zindanların olduğu sarayın en alt katına inince nöbetçilerin şaşkın bakışları arasında girdi ana kapıdan. Birbiri ardına sıralanmış bir kısmında siyah parmaklıklar olan kalın kapıların olduğu koridorda birkaç adım attı. Sağ tarafındaki nöbetçilerden birine seslendi. Carlos nerede?
Şu-şurada, efendim, diyen nöbetçi kekelemişti şaşkınlıktan. Hanımlarının neden o adamla görüşmek istediğini anlayamamıştı.
Nöbetçinin işaret ettiği kapıya yöneldi Lucrezia. Aç şunu.
A-ama e-efendim-
Sana aç dedim.
Belindeki kemerde asılı duran büyülü anahtarlardan birini deliğe soktu genç nöbetçi. Kapının açıldığını duyuran ses etrafa yayıldığında içeri girmek için hamle etmişti. Sen gelmiyorsun, dedi Lucrezia. Tüm nöbetçiler burayı boşaltsın!
Bu mümkün değil.
Lucrezia tek kaşını kaldırarak baktı az önce yanına gelen adama. Öteki nöbetçilerden daha yüksek bir rütbede olduğu anlaşılıyordu; yine de küçümser bakışlarla süzdü kendisinden çok daha uzun ve kalıplı adamı. Sen de kimsin?
Ben bu nöbetçilerin en üstündeki kişiyim, efendim. Adım Benjamin-
Adını merak etmiyorum. Adamların en çabuk şekilde burayı boşaltması için sert bir şekilde konuşuyordu. Benjamin, şimdi sen dahil buradaki tüm nöbetçiler buradan ayrılacak. Benim işim bittiğinde geri gelebilirsiniz.
Efendim, bu mümkün değil. Lütfen-
Lucrezia birer buz kütlesini andıran mavi gözlerini adamın gözlerine kilitlemişti. Ya gidersiniz ya da hepinizin kellesi gider.
Bu tehditle birlikte irkilmişti Benjamin. Kadının ciddiyetini kavramıştı. Emrindeki herkese bir üst kata çıkılmasını emretmişti. İhtiyacınız olursa seslenmeniz yeter, efendim.
Teşekkürler. Benjaminin gözden kaybolmasıyla birlikte derin bir nefes alarak girdi içeri. Gözlerini loş ışığa alışamamışken itmişti kapıyı.
Yerde oturan Carlos zayıflamıştı. Francoisin kırdığı burnu biçimsiz bir şekilde kaynamıştı. Uzayan saçlarını geriye doğru taramıştı elleriyle. Gülümsedi yavaşça; bu anın geleceğini biliyordu. Charlie Howardın söylediği gibi, artık planın son aşamasındaydılar. Demek beni ziyarete geldin.
Lucrezia adama acımıyordu artık; onun babasına yardım ettiğini biliyordu, Francoisin Carlos ile ilgili anlattıklarından çıkarmıştı bunu. Burada fazla kalmaya niyeti yoktu; sorusunun cevabını aldıktan sonra ayrılacaktı iğrenç bulduğu adamın yanından. Fazla uzatmayacağım. Sadece tek bir soru soracağım ve cevabımı aldığımda gideceğim.
Soruyu büyük ölçüde tahmin eden Carlos gülümsemesini silmedi yüzünden. Ne soracaksın?
Babam nerede?
Keyifli okumalar




