HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!
14. Bölüm
Buse yaptıklarından zerrece pişmanlık duymuyordu. Bu hayatta hep kendinin ihanete uğradığını varsayarsak buna hakkı olduğunu içten bir şekilde biliyordu. Sabah uyandığında Yağızın yanında olduğuna inanamamıştı. Bir süre onu izlemiş, saçını okşamış, onu uyandırmadan yanından ayrılmıştı. Kendini gerçekten tek ve ilk erkeğine vermenin sarhoşluğunda kimseyi umursamadan bir banka oturmuş, lise yıllarında bir zamanlar nasıl hayatının gerçekten alt üst olduğunu düşünürken, dudaklarına dokundu. Bu çıkarken Yağızı son öpüşüydü. İlk öpüşü de buna benzer güzellikteydi. O anlar aklına doldukça kendini o zaman çekilmeden alıkoyamadı.
Aşkımmmm. Hadi ama geç kalıyoruz. Yağızın, Buseyi dürtmesi ile Buse daldığı yerden gözlerini çekmişti. Bir haftadan beri böyleydi. Aslında Suna öldüğünden beri böyleydi. Ne zaman Suna aklına gelse, vicdanı su yüzüne çıkıyor, Yağıza bile suçlu gibi bazen bakıyordu. Bu aşkta kimin suçlu olduğunu düşünüp duruyordu. Suna masumdu belki de? Belki de aşk masumdu. Ama ne zaman aşk bu kadar masum oldu ki? İçinden kaç defa Sunanın onu affetmesi için yalvarmıştı. Belki bu dünyada affetmezdi, ama öbür dünyada olabilirdi. Kendini suçlu hissetmesinin bir nedeni de giderken Sunanın kağıda seni hep sevdim yazmasıydı. Herkes bunun Yağıza yazıldığını sanıyordu. Hatta eminlerdi. Tek bilmedikleri ne kadar emin olduklarıydı.
Ge-geliyorum hemen. Bugün onlar için özel bir gündü. Tam bir dokuz aylarını doldurmuşlardı. İçlerinden kutlamak gelmese de, Yağız bunu Buse için yapıyordu. Ne kadar kendini suçladığını, yıprattığını biliyordu. Aynı az önce olduğu gibi. Busenin eskisi gibi olmaması onun canını yakıyordu.
Şuan çevresinde Gözde ona arkadaşlık ediyordu. Buse ile bir kez tanışmışlar, o da ayaküstü kısaca olmuştu. Buse, Gözdeden hoşlanmasa da bunu söylememişti. Yağız bunu zaten Busenin gözlerinden anlamıştı. Gözler kalbin aynası değil miydi? Karşısında duran kıza bakarken, sevgi dolu olan kızı aklına getirdikçe kaybettiği kızı görememesi, artık onun bedeninden eksilmiş bir şeyler onunda bedeninden bir şeyler söküp alıyordu. Seviyordu Buseyi hala ama bu aşkta artık bir şeyler eksikti.
Çıkalım mı hayatım? Geç kalıyoruz da. Buse oturduğu yerden sessizce kalkmış, çantasını alıp Yağızın koluna girmişti. Buseyi evinden almak için sözleşmişlerdi. O yüzden eve gelince Buseyi odasında öylece oturur halde bulmuştu. Merdivenleri ikisi de indikten sonra, Busenin anne ve babasına selam verip dışarı çıkmışlardı. Yağız, Buseyi bırakıp siyah BWM ye koşup kapısını Buse için açmıştı. Buse de hafifçe gülüp koltuğa yerleşmişti. Yağız kapıyı kapatıp hemen koşarak şoför koltuğuna atlamış ve sürmeye başlamıştı. Gideceğimiz yeri çok beğeneceksin sevgilim. Buse hafif Yağıza dönmüş, Eminim aşkım. demiş, böylece sessiz yolculuklarına devam etmişlerdi.
Sonunda ikisi de restoranda varmışlardı. Burası gerçekten çok pahalı bir yerdi. Boğaz kenarında; ünlü iş adamları, sanatçılar kısacası zenginlerin uğrak mekânlardandı. Yağız arabayı restoranın girişine çekmiş, vale hemen Busenin kapısını açmıştı. Yağız da kendi kapısını açıp dışarı çıkmıştı. Buseye şöyle bir göz atınca bu yere gerçekten çok uygun olduğunu hatta buradan daha ışıltılı olduğunu anlamıştı. Buse bu geceye yakışır şekilde, mini bir elbise giymişti. Rengi siyahtı. Zaten artık tek giydiği renk nerede ise buydu. Elbisenin sırtı v şeklinde gelirken, önü de göğüs kısmından v geliyordu. O güzelim saçlarını bu gece saklama gereği duymuş, dağınık topuz ile toplamıştı. Ayağına da siyah topuklu ayakkabılarını giymiş, hafif makyaj ile bu restorana taş çıkaran herkesten güzel olmayı başarmıştı. Herkes içeri giren bu kıza bakıyordu. Buse ise sadece bu yerden ne zaman gideceğini düşünüyordu.
Yağız ise bambaşka âlemler deydi. Buseyi kıskanmaktan onun ruh halini göremeyecek kadar kör olmuştu.
Onları durduran garson olmuştu. Buyurun Yağız Bey masanız bu tarafta.
Teşekkür ederim. Yağız, Busenin belinden tutup onu masaya doğru yönlendirmişti. Masaya geldiklerinde hemen Yağız sandalyeyi çekip Busenin oturmasını sağlamıştı. Yerine oturan Buseden sonra Yağız da karşısına geçip oturmuştu. Yağızın gözleri Buseye kilitlenmiş, başka kimseyi
görmüyordu. Buse de aslında Yağızdan başkasını görmüyordu. Girdikleri andan beri kızların gözleri Yağızdan başka kimseyi görmüyordu. Giydiği takımlarının içinde çok şıktı. Gözleri gibi siyah takım giymiş, içini de aynı siyahlıkla tamamlamıştı. Saçlarını da şöyle hafif bir şekilde dikmişti. O yüzden bu yakışıklı çocuğun onun olduğuna bazen inanamıyordu.
Efendim seçiminizi yaptınız mı? Gelen garson ile gözlerini birbirlerinden çektiler.
Yapamadık. Biraz sonra gelebilir misiniz?
Tabi efendim. Giden garsondan sonra ikisi de kahkaha ile gülmeye başlamıştı. Birbirlerine bakmaktan yemek servis etmeyi unutmuşlardı. İkisi de kahkahaları ile restoranı neredeyse inletiyorlardı. Herkesin onlara bakmaya başlaması ile kendilerini tutmayı denemişlerdi. Ne yaparlarsa yapsınlar maalesef durduramıyorlardı kendilerini. Yaptıkları daha da kendilerinin gülmesine neden oluyordu. Buse daha fazla dayanamadı ve gözlerinden yaşlar gelene kadar gülmeye devam etti. Artık karnına ağrı girene kadar güldü, güldü ve güldü. Yağız ise o gülerken susmuştu. Sunadan beri çünkü ilk defa Buse böyle gülüyordu. Elinde değildi ki, sevdiği kadını kaybetme korkusu yaşıyordu. O anda rahatlamış, içine bir ferahlık dolmuştu. Suna olayından sonra ilk defa içinde bir huzur hissetmişti.
Ne yemeği düşünüyorsun canım aşkım benim. Busenin o anda gülüşü dudaklarında kalmıştı. Kendini bir anda şık restoranda olduğunu hatırlatması gerekti. İçinden buranın yemekleri ne bilmem diyordu. Menüyü eline alınca anlamadığı bir sürü yemek olduğunu görünce bir şey diyemedi. Hayatında ilk defa böyle bir restorana geldiği için hali ile susmuştu. Yağız ise kendi kendine mırıldanıp yemeklerin ismini gayet hoş bir şekilde söylüyordu. Sonunda Buse dayanamamıştı. Burada yazanları anlamıyorum ben aşkım. minik dudaklarını büzüp Yağıza küçük sevimli çocuklar gibi bakmıştı. Yağızın aklına o anda gelmişti buranın yemeklerinin yabancı olduğu. Bu yüzden seçim ona kalmıştı.
İstersen ben senin yerine seçebilirim aşkım ne dersin? Busenin içindeki havayı dışarı üflemesi ile rahatladığı belli olmuştu.
Madem öyle ne yapalım seç bakalım. Ama bana bak güzel olsun. Yoksa başından aşağı dökerim vallahi. Yağız kafasını sallamış, garsonu çağırmak içinde elini kaldırmıştı. Menüye bakmış, zaten hep sevdiği yemekleri söyleyeceği için bir sorun görmemişti. Yanlarına gelen garson başlarında durmuş siparişleri almak için onları bekliyordu. İki Mantarlı Risotto, iki Sezar Salatası ve bir de kırmızı şarap lütfen. Tatlı seçimlerini sonraya bırakacağız. Garson siparişleri not ettikten sonra hemen yanlarından ayrılmıştı. Şimdi baş başa kalan çift gözleri ile yine konuşmaya başlamıştı. İçlerinden ne kadar şanslı oldukları geçiyordu. Aşk ile bakan gözler birbirlerinden ayrılmayacağını haykırıyordu. Derler ya kalpler sussa da gözler konuşur diye, işte onlarınki de aynı böyleydi. Sustukları zaman hep gözleri konuşuyordu. Zorlu günler geçirseler de hep yan yana olmuşlar, şimdi şu masa da beraber oluşlarını kutluyorlardı. Onlar için zor olan yol yoktu. Onlar için tek bir şey vardı. Onların tek sahip oldukları bir aşklarının yüzü oluşuydu. O da kendileriydi. Birbirlerine sahip oluşu aşklarının tek gerçek yüzüydü, gerisi ise bir hikaye; belki de korkunç bir kabus.
Seni böyle görmek beni sevindiriyor. Yağızın sözlerinden dolayı gözleri yine bir ayrılık yaşamıştı. Halbuki Buse istemiyordu o gözlerden ayrılmak. Gözlerini çektiği an bir boşlukta olduğunu düşünüyordu. O boşluğu yine o gözler dolduruyordu yine. Kap kara dipsiz gözler. İçlerine girince seni yutan, alıp götüren o gözler. Aşk ile bakan, doya doya yudumlanan o gözler. Her baktığında içini eriten o güzel gözler
Niye hayatım öyle dedin? Sunadan dolayı ise vicdanım el vermiyor işte anla beni. En yakın arkadaşımdı o benim. Busenin yine gözlerinden bir damla düşmüştü. Oysaki Yağızın tek niyeti onun bu halini görmek istediğiydi. Ama söyledikleri bambaşka boyuta çıkmıştı. İçinden kendine okkalı bir küfür savurduktan sonra hemen Busenin yanına gitmek için ayağa kalkmıştı. Gittiğinde sıkıca ona
sarılmış, hep yanındayım demek için bırakmamıştı. Busenin ağlamasına dayanamadığı için ona her türlü şebeklikler yapıyordu. Tek istediği bu hayatta sevdiği kadının onun yüzünden üzülmemesiydi. Onun yüzünde bir tebessüm görmek için bütün dünyayı verirdi. Ağlama biliyorsun dayanamıyorum. Senin o inci tanesi yaşlarının dökülmesine dayanamıyorum. Bu söz üzerine Buse biraz daha ağlamasını durdurmaya çalışmıştı. Durdurmuştu da zaten. Sevdiği adama daha fazla acı çektiremezdi. Biliyordu Yağızın içinden söylemek istedikleri sözler vardı ama onun üzülmemesi için bunları yapıyordu. Gözlerinde tuttuğu sözler bazen anlam kazansa da ikisi bu hayatta sözsüz yemin etmişlerdi. Asla birbirlerini üzmek, kırmak ve kavga etmek yoktu. Onlar da bu sözsüz yeminlerini uyguluyorlardı. O sıra da onlar öyle otururken, garson masalarına doğru geliyordu. Bir anda onları rahatsız etmek istemese de, görev icabı götürmek zorunda olduğundan sessizce masalarının yanlarına gelmişti. Baktığında o bile bu iki aşığın birbirleri için yaratıldığını anlamıştı.
Yemekleriniz geldi efendim.
Şöyle koyun lütfen, bende artık yerime güzel sevgilimin karşısına geçeyim. Hemen Yağız bir ok gibi yerinden fırlamış, Busenin karşısına geçmişti. Garson yemekleri servis ettikten sonra, şarabı da tattırmış Yağızın beğenisi ile de kadehleri doldurmuştu. Buse de gelen yemeklerden bir çatal almış ve tadını beğenmişti. Şarabından da bir yudum içmiş, boğazından akan ılık sıvının vücuduna karışmasına izin vermişti. Yağız da bir çatal aldıktan sonra o da yemeğe başlamıştı. Aşkım bu yemekler demeden cırtlak bir ses masalarına davetsiz bir kuş misali konmuştu.
Afiyet olsun çifte kumrular. Yağız, Gözdeyi görünce şaşkınlığını gizleyememişti. Buse ile bir kere karşılaşsalar da bu gece bu olmamalıydı. Bu özel anda nerden çıktın der gibi bakıyordu. Buse ise gelen kızı gözleri ile tarıyordu. Bu özel gece de sinirlenmek istemese de istemsizce sinirleniyordu. Kızın saçları dalgalı bir şekilde bırakılmış, şarap kırmızısı elbisesinin kısalığı ile gözleri pörtlemişti. Dudaklarında da aynı renk vardı. İçinden kızı dövmek gelse de sakince orada öylece oturmuştu. Nedense bu kızdan hiç hoşlanmıyordu. Ondaki enerji insanı ondan kaçmak için fırsat veriyordu. Yağız ile arkadaş olduklarını bilse de olmamalarını tercih ediyordu. Afiyet olsun. O sırada gelen ses ile Buse de onu görmüştü. İlk günden kendini sinir etmesini sağlayan zengin züppesi Orkundu. Bu çocuğu görünce de tüyleri diken oluyordu. Bu gece gerçekten berbat hale geldi diye içinden düşündü Buse. İki insandan da ne kadar nefret edebileceğinin sınırlarını zorluyordu bu gece.
Sağolun, size de. Hangi rüzgar attı seni buralara bakalım. Yağızın sorusundan rahatlıkla kendini davetsizce pat diye atmıştı Gözde. Babamın iş yemeği için gelmiştik. Bu arada bu Orkun bizim ortağımızın oğlu. Yağız ile Orkun birbirleri ile tokalaşmıştı. Buse ise bu gece bu kız ile burada gerçekten olmak istemiyordu. Gözdenin gözlerinde gördüklerinden korkuyordu adeta. Yağıza bakışları, konuşunca o dokunan elleri Hepsi onu çıldırtmaya yetecek kadar yakındı. Gözleri ise birbirlerine değmemeliydi. Gözde nedense hep göz teması kuruyorken, Yağız bundan kaçınıyordu. Daha fazla burada kalamayacaklarını anlamıştı Buse. Zaten tepesinde ona dik dik bakan Orkun gerçekten de sinir bozucuydu. İçinden neden bakıyor? diye kaç defa sormuştu. Sesli sorarsa eğer burada bir olay çıkacağından emindi. Yağızın kıskançlığından korkuyordu. Bir gün çocuğun biri yanlışlıkla baksa da baktığı için yumruk yemişti. Kim bilir Orkuna neler yapardı?
Affedersiniz. Ama ben kendimi iyi hissetmiyorum da, gidelim mi Yağız?
Aaa, tabi gidin. Size iyi geceler. Gözde, Orkunu da alıp masadan gitmişlerdi. Ama biliyordu Buse, onlar hakkında konuştuklarını. Yağız da gelmiş, Buseyi sakince dışarı çıkarmaya çalışıyordu. Tam Gözdelerin masadan geçerken Orkun ile ikisi onlara bakıp gülmüşlerdi. Buse aldırmamaya özen gösterip dışarı çıkmışlardı. Temiz havayı içine öyle bir çekmişti ki, ciğerlerinde dolan yanma başını döndürmüştü. Şükür ki, araba hemen gelmişti. O sıra da hesabı ödeyen Yağızda çoktan yanına gelmişti. Kendilerini arabaya atan ikili oradan ayrılmıştı.
Berbat etmedim değil mi? Busenin mahcup çıkan sesi Yağızı etkilemişti. Ona bir şey olmasındansa, o restoran batsındı. Bu kızı bir daha ne kadar çok sevdiğini anlamıştı. Kendini değil, yine onu düşünmesi içinde dalgalar uyandırıyordu. Olur, mu öyle şey aşkım. Senden önemli değil. Ben bu gece çok eğlendim. Bu gece benim için çok güzeldi. Gerçi sana vermek istediğim bir şey var ama Buse iki ellerini küçük çocuklar gibi sevinçle çırpmıştı. Özel hediyesini merak ediyordu hali ile. Busenin bu hareketi Yağızın çok hoşuna gitmişti. Onu böyle eğlenirken görmek, mutluyken görmek için her gün, her dakika hediye almaya razıydı. Arabayı kenara çekmiş, Busenin o kahverengi masum gözlerine bakmaya başlamıştı. O sırada kendinden bağımsız sıvışan saçını eli ile kenara çekmiş, Busenin içindeki arzu kıpırtılarını uyandırmıştı. Elini ceketinin cebine atıp, küçük bir kutuyu Busenin önüne tutmuştu. Buse ise anın büyüsünde kalmış, öylece kutuya bakıyordu.
Açmayacak mısın bakalım? Buse eline kutuyu alıp açınca ağzı şaşkınlıkla açıp kapanmıştı. Söyleyecek bir şey bulamıyordu. Elinde tuttuğu kutuda, bilmediği bir parlat çok karatlı tek taş yüzük çıkmıştı. Hemen kutudan çıkarıp parmağına takmıştı bile. Gözlerine inanamıyordu, elinde yüzük öyle güzeldi ki Aş-aşkım bu- bu çok güzel. Elini kaldırıp Yağıza göstermiş, Yağızda o küçük parmağı alıp öpmüştü. Artık tek şeyden emindi, bu kız onundu. Onun olduğu artık tescillenmiş gibi hissediyordu.
Artık benimsin. Benim olduğunu herkes anlayacak. Zaten biliyordu ama olsun. Bu arada annemler ile de kısa zamanda tanışacaksın. Buse sarılıp olur aşkım demiş, Buseyi kapıyı kadar bırakmıştı. İkisi de bu gece mutlulukla dolmuştu. Buse yine elindeki yüzüğe bakıp kendini güzel rüyalara daldırmıştı.
Buse de bir rüyadan o anda uyanmıştı. Yerinden kalkıp odasına gidip, masadan kırmızı bir kutu çıkarmıştı. Elinde şimdi Yağızın verdiği yüzüğü tutuyor, ıslak gözleri ile ona bakıyordu. O günden sonra tek dayanağı elinde tuttuğu yüzük ve boynundaki kolyesi olmuştu. O geceden sonra bir daha boynundan kolyeyi çıkarmasa da elinden yüzüğü çıkarmıştı. Onu atmaya kıyamadığından, kutuya koyup saklamıştı. Şimdi parmağında başkasının yüzüğünü taşırken, o elinde tuttuğu yüzüğe bakıp kendini sevdiği adama vermekten memnun bir ifade ile ağlıyordu. Yüzüğü alıp salona geçip ona bakmaya devam ediyordu. İçinden daha da fazla ağlamak geliyor, bir hüzünlü şarkı da içindekileri atacağını biliyordu. O yüzden bir şarkı açıp onu dinlemeye başlamıştı. İşte şarkı onun yerine yeminleri tekrar ediyordu.
Seni bir tek zamansız bir ölüm;
Biz de son bölüm bitmeden alır benden;
Seni bir tek bu yollar anlatır.
Sen yeter ki geç benden.
Bu sözler; söylenmemiş sözler, yeminlerdi. O ağlarken tam da kapı alıcılar gibi çalmaya başlamıştı. Gözleri yaşlı ayağa kalkıp kapıya bakmaya gitmişti. Kapıyı açınca karşısında Damlayı görmek onu şaşırtmıştı. Damla da onu ağlarken gördüğünde şaşırsa da bir şey dememiş, elindeki yüzüğe bakıyordu. Buse hemen anladığında baktığı yere hemen kutuyu kapamış, elleri ile yüzünü silmişti.
Neden ağlıyorsun? Aslında nedenini biliyordu. Nedeni Yağızdı. Arkadaşının ağlamasını görmektense, ölmeyi tercih eden dostu da olsa; sevdiği adamı ona vermek onun içini de yakardı. O Yağız ile bütünleşmişti. Artık ondan vazgeçemiyordu. Yok, bir-birşeyim. Sen neden geldin? Elindeki davetiyeyi Buseye uzatmıştı. Buse de alıp gülümsemiş, gerçeklerin yüzüne bir kez daha tokat gibi çarpmasına izin vermişti.
Ben gideyim daha çok işim var.
Tamam, yine gel. Hep mutlu ol arkadaşım. Damlanın ardından kapıyı kapamış, içeri ağlayarak geri dönmüştü. Elindeki davetiye, mutluluk sembolüydü. Kendi sevdiği adamın mutluluğuydu. Bir anda elindeki kutuyu atmış, boynundaki kolyeyi de koparıp çekip atmıştı. Artık onlara ihtiyacı yok gibi
hissetse de, dayanamamış yerden alıp onlara sıkıca kendine bastırmıştı. Onlara sıkıca sarılıp ağlarken, bir kez davetiye gözüne gerçekleri gösteriyordu. Artık sevdiği adam iki gün sonra evleniyordu. Gerçek bir kere daha gün yüzündeydi işte. Aşkın yüzü kaybetmekti.
Buse yaptıklarından zerrece pişmanlık duymuyordu. Bu hayatta hep kendinin ihanete uğradığını varsayarsak buna hakkı olduğunu içten bir şekilde biliyordu. Sabah uyandığında Yağızın yanında olduğuna inanamamıştı. Bir süre onu izlemiş, saçını okşamış, onu uyandırmadan yanından ayrılmıştı. Kendini gerçekten tek ve ilk erkeğine vermenin sarhoşluğunda kimseyi umursamadan bir banka oturmuş, lise yıllarında bir zamanlar nasıl hayatının gerçekten alt üst olduğunu düşünürken, dudaklarına dokundu. Bu çıkarken Yağızı son öpüşüydü. İlk öpüşü de buna benzer güzellikteydi. O anlar aklına doldukça kendini o zaman çekilmeden alıkoyamadı.
Aşkımmmm. Hadi ama geç kalıyoruz. Yağızın, Buseyi dürtmesi ile Buse daldığı yerden gözlerini çekmişti. Bir haftadan beri böyleydi. Aslında Suna öldüğünden beri böyleydi. Ne zaman Suna aklına gelse, vicdanı su yüzüne çıkıyor, Yağıza bile suçlu gibi bazen bakıyordu. Bu aşkta kimin suçlu olduğunu düşünüp duruyordu. Suna masumdu belki de? Belki de aşk masumdu. Ama ne zaman aşk bu kadar masum oldu ki? İçinden kaç defa Sunanın onu affetmesi için yalvarmıştı. Belki bu dünyada affetmezdi, ama öbür dünyada olabilirdi. Kendini suçlu hissetmesinin bir nedeni de giderken Sunanın kağıda seni hep sevdim yazmasıydı. Herkes bunun Yağıza yazıldığını sanıyordu. Hatta eminlerdi. Tek bilmedikleri ne kadar emin olduklarıydı.
Ge-geliyorum hemen. Bugün onlar için özel bir gündü. Tam bir dokuz aylarını doldurmuşlardı. İçlerinden kutlamak gelmese de, Yağız bunu Buse için yapıyordu. Ne kadar kendini suçladığını, yıprattığını biliyordu. Aynı az önce olduğu gibi. Busenin eskisi gibi olmaması onun canını yakıyordu.
Şuan çevresinde Gözde ona arkadaşlık ediyordu. Buse ile bir kez tanışmışlar, o da ayaküstü kısaca olmuştu. Buse, Gözdeden hoşlanmasa da bunu söylememişti. Yağız bunu zaten Busenin gözlerinden anlamıştı. Gözler kalbin aynası değil miydi? Karşısında duran kıza bakarken, sevgi dolu olan kızı aklına getirdikçe kaybettiği kızı görememesi, artık onun bedeninden eksilmiş bir şeyler onunda bedeninden bir şeyler söküp alıyordu. Seviyordu Buseyi hala ama bu aşkta artık bir şeyler eksikti.
Çıkalım mı hayatım? Geç kalıyoruz da. Buse oturduğu yerden sessizce kalkmış, çantasını alıp Yağızın koluna girmişti. Buseyi evinden almak için sözleşmişlerdi. O yüzden eve gelince Buseyi odasında öylece oturur halde bulmuştu. Merdivenleri ikisi de indikten sonra, Busenin anne ve babasına selam verip dışarı çıkmışlardı. Yağız, Buseyi bırakıp siyah BWM ye koşup kapısını Buse için açmıştı. Buse de hafifçe gülüp koltuğa yerleşmişti. Yağız kapıyı kapatıp hemen koşarak şoför koltuğuna atlamış ve sürmeye başlamıştı. Gideceğimiz yeri çok beğeneceksin sevgilim. Buse hafif Yağıza dönmüş, Eminim aşkım. demiş, böylece sessiz yolculuklarına devam etmişlerdi.
Sonunda ikisi de restoranda varmışlardı. Burası gerçekten çok pahalı bir yerdi. Boğaz kenarında; ünlü iş adamları, sanatçılar kısacası zenginlerin uğrak mekânlardandı. Yağız arabayı restoranın girişine çekmiş, vale hemen Busenin kapısını açmıştı. Yağız da kendi kapısını açıp dışarı çıkmıştı. Buseye şöyle bir göz atınca bu yere gerçekten çok uygun olduğunu hatta buradan daha ışıltılı olduğunu anlamıştı. Buse bu geceye yakışır şekilde, mini bir elbise giymişti. Rengi siyahtı. Zaten artık tek giydiği renk nerede ise buydu. Elbisenin sırtı v şeklinde gelirken, önü de göğüs kısmından v geliyordu. O güzelim saçlarını bu gece saklama gereği duymuş, dağınık topuz ile toplamıştı. Ayağına da siyah topuklu ayakkabılarını giymiş, hafif makyaj ile bu restorana taş çıkaran herkesten güzel olmayı başarmıştı. Herkes içeri giren bu kıza bakıyordu. Buse ise sadece bu yerden ne zaman gideceğini düşünüyordu.
Yağız ise bambaşka âlemler deydi. Buseyi kıskanmaktan onun ruh halini göremeyecek kadar kör olmuştu.
Onları durduran garson olmuştu. Buyurun Yağız Bey masanız bu tarafta.
Teşekkür ederim. Yağız, Busenin belinden tutup onu masaya doğru yönlendirmişti. Masaya geldiklerinde hemen Yağız sandalyeyi çekip Busenin oturmasını sağlamıştı. Yerine oturan Buseden sonra Yağız da karşısına geçip oturmuştu. Yağızın gözleri Buseye kilitlenmiş, başka kimseyi
görmüyordu. Buse de aslında Yağızdan başkasını görmüyordu. Girdikleri andan beri kızların gözleri Yağızdan başka kimseyi görmüyordu. Giydiği takımlarının içinde çok şıktı. Gözleri gibi siyah takım giymiş, içini de aynı siyahlıkla tamamlamıştı. Saçlarını da şöyle hafif bir şekilde dikmişti. O yüzden bu yakışıklı çocuğun onun olduğuna bazen inanamıyordu.
Efendim seçiminizi yaptınız mı? Gelen garson ile gözlerini birbirlerinden çektiler.
Yapamadık. Biraz sonra gelebilir misiniz?
Tabi efendim. Giden garsondan sonra ikisi de kahkaha ile gülmeye başlamıştı. Birbirlerine bakmaktan yemek servis etmeyi unutmuşlardı. İkisi de kahkahaları ile restoranı neredeyse inletiyorlardı. Herkesin onlara bakmaya başlaması ile kendilerini tutmayı denemişlerdi. Ne yaparlarsa yapsınlar maalesef durduramıyorlardı kendilerini. Yaptıkları daha da kendilerinin gülmesine neden oluyordu. Buse daha fazla dayanamadı ve gözlerinden yaşlar gelene kadar gülmeye devam etti. Artık karnına ağrı girene kadar güldü, güldü ve güldü. Yağız ise o gülerken susmuştu. Sunadan beri çünkü ilk defa Buse böyle gülüyordu. Elinde değildi ki, sevdiği kadını kaybetme korkusu yaşıyordu. O anda rahatlamış, içine bir ferahlık dolmuştu. Suna olayından sonra ilk defa içinde bir huzur hissetmişti.
Ne yemeği düşünüyorsun canım aşkım benim. Busenin o anda gülüşü dudaklarında kalmıştı. Kendini bir anda şık restoranda olduğunu hatırlatması gerekti. İçinden buranın yemekleri ne bilmem diyordu. Menüyü eline alınca anlamadığı bir sürü yemek olduğunu görünce bir şey diyemedi. Hayatında ilk defa böyle bir restorana geldiği için hali ile susmuştu. Yağız ise kendi kendine mırıldanıp yemeklerin ismini gayet hoş bir şekilde söylüyordu. Sonunda Buse dayanamamıştı. Burada yazanları anlamıyorum ben aşkım. minik dudaklarını büzüp Yağıza küçük sevimli çocuklar gibi bakmıştı. Yağızın aklına o anda gelmişti buranın yemeklerinin yabancı olduğu. Bu yüzden seçim ona kalmıştı.
İstersen ben senin yerine seçebilirim aşkım ne dersin? Busenin içindeki havayı dışarı üflemesi ile rahatladığı belli olmuştu.
Madem öyle ne yapalım seç bakalım. Ama bana bak güzel olsun. Yoksa başından aşağı dökerim vallahi. Yağız kafasını sallamış, garsonu çağırmak içinde elini kaldırmıştı. Menüye bakmış, zaten hep sevdiği yemekleri söyleyeceği için bir sorun görmemişti. Yanlarına gelen garson başlarında durmuş siparişleri almak için onları bekliyordu. İki Mantarlı Risotto, iki Sezar Salatası ve bir de kırmızı şarap lütfen. Tatlı seçimlerini sonraya bırakacağız. Garson siparişleri not ettikten sonra hemen yanlarından ayrılmıştı. Şimdi baş başa kalan çift gözleri ile yine konuşmaya başlamıştı. İçlerinden ne kadar şanslı oldukları geçiyordu. Aşk ile bakan gözler birbirlerinden ayrılmayacağını haykırıyordu. Derler ya kalpler sussa da gözler konuşur diye, işte onlarınki de aynı böyleydi. Sustukları zaman hep gözleri konuşuyordu. Zorlu günler geçirseler de hep yan yana olmuşlar, şimdi şu masa da beraber oluşlarını kutluyorlardı. Onlar için zor olan yol yoktu. Onlar için tek bir şey vardı. Onların tek sahip oldukları bir aşklarının yüzü oluşuydu. O da kendileriydi. Birbirlerine sahip oluşu aşklarının tek gerçek yüzüydü, gerisi ise bir hikaye; belki de korkunç bir kabus.
Seni böyle görmek beni sevindiriyor. Yağızın sözlerinden dolayı gözleri yine bir ayrılık yaşamıştı. Halbuki Buse istemiyordu o gözlerden ayrılmak. Gözlerini çektiği an bir boşlukta olduğunu düşünüyordu. O boşluğu yine o gözler dolduruyordu yine. Kap kara dipsiz gözler. İçlerine girince seni yutan, alıp götüren o gözler. Aşk ile bakan, doya doya yudumlanan o gözler. Her baktığında içini eriten o güzel gözler
Niye hayatım öyle dedin? Sunadan dolayı ise vicdanım el vermiyor işte anla beni. En yakın arkadaşımdı o benim. Busenin yine gözlerinden bir damla düşmüştü. Oysaki Yağızın tek niyeti onun bu halini görmek istediğiydi. Ama söyledikleri bambaşka boyuta çıkmıştı. İçinden kendine okkalı bir küfür savurduktan sonra hemen Busenin yanına gitmek için ayağa kalkmıştı. Gittiğinde sıkıca ona
sarılmış, hep yanındayım demek için bırakmamıştı. Busenin ağlamasına dayanamadığı için ona her türlü şebeklikler yapıyordu. Tek istediği bu hayatta sevdiği kadının onun yüzünden üzülmemesiydi. Onun yüzünde bir tebessüm görmek için bütün dünyayı verirdi. Ağlama biliyorsun dayanamıyorum. Senin o inci tanesi yaşlarının dökülmesine dayanamıyorum. Bu söz üzerine Buse biraz daha ağlamasını durdurmaya çalışmıştı. Durdurmuştu da zaten. Sevdiği adama daha fazla acı çektiremezdi. Biliyordu Yağızın içinden söylemek istedikleri sözler vardı ama onun üzülmemesi için bunları yapıyordu. Gözlerinde tuttuğu sözler bazen anlam kazansa da ikisi bu hayatta sözsüz yemin etmişlerdi. Asla birbirlerini üzmek, kırmak ve kavga etmek yoktu. Onlar da bu sözsüz yeminlerini uyguluyorlardı. O sıra da onlar öyle otururken, garson masalarına doğru geliyordu. Bir anda onları rahatsız etmek istemese de, görev icabı götürmek zorunda olduğundan sessizce masalarının yanlarına gelmişti. Baktığında o bile bu iki aşığın birbirleri için yaratıldığını anlamıştı.
Yemekleriniz geldi efendim.
Şöyle koyun lütfen, bende artık yerime güzel sevgilimin karşısına geçeyim. Hemen Yağız bir ok gibi yerinden fırlamış, Busenin karşısına geçmişti. Garson yemekleri servis ettikten sonra, şarabı da tattırmış Yağızın beğenisi ile de kadehleri doldurmuştu. Buse de gelen yemeklerden bir çatal almış ve tadını beğenmişti. Şarabından da bir yudum içmiş, boğazından akan ılık sıvının vücuduna karışmasına izin vermişti. Yağız da bir çatal aldıktan sonra o da yemeğe başlamıştı. Aşkım bu yemekler demeden cırtlak bir ses masalarına davetsiz bir kuş misali konmuştu.
Afiyet olsun çifte kumrular. Yağız, Gözdeyi görünce şaşkınlığını gizleyememişti. Buse ile bir kere karşılaşsalar da bu gece bu olmamalıydı. Bu özel anda nerden çıktın der gibi bakıyordu. Buse ise gelen kızı gözleri ile tarıyordu. Bu özel gece de sinirlenmek istemese de istemsizce sinirleniyordu. Kızın saçları dalgalı bir şekilde bırakılmış, şarap kırmızısı elbisesinin kısalığı ile gözleri pörtlemişti. Dudaklarında da aynı renk vardı. İçinden kızı dövmek gelse de sakince orada öylece oturmuştu. Nedense bu kızdan hiç hoşlanmıyordu. Ondaki enerji insanı ondan kaçmak için fırsat veriyordu. Yağız ile arkadaş olduklarını bilse de olmamalarını tercih ediyordu. Afiyet olsun. O sırada gelen ses ile Buse de onu görmüştü. İlk günden kendini sinir etmesini sağlayan zengin züppesi Orkundu. Bu çocuğu görünce de tüyleri diken oluyordu. Bu gece gerçekten berbat hale geldi diye içinden düşündü Buse. İki insandan da ne kadar nefret edebileceğinin sınırlarını zorluyordu bu gece.
Sağolun, size de. Hangi rüzgar attı seni buralara bakalım. Yağızın sorusundan rahatlıkla kendini davetsizce pat diye atmıştı Gözde. Babamın iş yemeği için gelmiştik. Bu arada bu Orkun bizim ortağımızın oğlu. Yağız ile Orkun birbirleri ile tokalaşmıştı. Buse ise bu gece bu kız ile burada gerçekten olmak istemiyordu. Gözdenin gözlerinde gördüklerinden korkuyordu adeta. Yağıza bakışları, konuşunca o dokunan elleri Hepsi onu çıldırtmaya yetecek kadar yakındı. Gözleri ise birbirlerine değmemeliydi. Gözde nedense hep göz teması kuruyorken, Yağız bundan kaçınıyordu. Daha fazla burada kalamayacaklarını anlamıştı Buse. Zaten tepesinde ona dik dik bakan Orkun gerçekten de sinir bozucuydu. İçinden neden bakıyor? diye kaç defa sormuştu. Sesli sorarsa eğer burada bir olay çıkacağından emindi. Yağızın kıskançlığından korkuyordu. Bir gün çocuğun biri yanlışlıkla baksa da baktığı için yumruk yemişti. Kim bilir Orkuna neler yapardı?
Affedersiniz. Ama ben kendimi iyi hissetmiyorum da, gidelim mi Yağız?
Aaa, tabi gidin. Size iyi geceler. Gözde, Orkunu da alıp masadan gitmişlerdi. Ama biliyordu Buse, onlar hakkında konuştuklarını. Yağız da gelmiş, Buseyi sakince dışarı çıkarmaya çalışıyordu. Tam Gözdelerin masadan geçerken Orkun ile ikisi onlara bakıp gülmüşlerdi. Buse aldırmamaya özen gösterip dışarı çıkmışlardı. Temiz havayı içine öyle bir çekmişti ki, ciğerlerinde dolan yanma başını döndürmüştü. Şükür ki, araba hemen gelmişti. O sıra da hesabı ödeyen Yağızda çoktan yanına gelmişti. Kendilerini arabaya atan ikili oradan ayrılmıştı.
Berbat etmedim değil mi? Busenin mahcup çıkan sesi Yağızı etkilemişti. Ona bir şey olmasındansa, o restoran batsındı. Bu kızı bir daha ne kadar çok sevdiğini anlamıştı. Kendini değil, yine onu düşünmesi içinde dalgalar uyandırıyordu. Olur, mu öyle şey aşkım. Senden önemli değil. Ben bu gece çok eğlendim. Bu gece benim için çok güzeldi. Gerçi sana vermek istediğim bir şey var ama Buse iki ellerini küçük çocuklar gibi sevinçle çırpmıştı. Özel hediyesini merak ediyordu hali ile. Busenin bu hareketi Yağızın çok hoşuna gitmişti. Onu böyle eğlenirken görmek, mutluyken görmek için her gün, her dakika hediye almaya razıydı. Arabayı kenara çekmiş, Busenin o kahverengi masum gözlerine bakmaya başlamıştı. O sırada kendinden bağımsız sıvışan saçını eli ile kenara çekmiş, Busenin içindeki arzu kıpırtılarını uyandırmıştı. Elini ceketinin cebine atıp, küçük bir kutuyu Busenin önüne tutmuştu. Buse ise anın büyüsünde kalmış, öylece kutuya bakıyordu.
Açmayacak mısın bakalım? Buse eline kutuyu alıp açınca ağzı şaşkınlıkla açıp kapanmıştı. Söyleyecek bir şey bulamıyordu. Elinde tuttuğu kutuda, bilmediği bir parlat çok karatlı tek taş yüzük çıkmıştı. Hemen kutudan çıkarıp parmağına takmıştı bile. Gözlerine inanamıyordu, elinde yüzük öyle güzeldi ki Aş-aşkım bu- bu çok güzel. Elini kaldırıp Yağıza göstermiş, Yağızda o küçük parmağı alıp öpmüştü. Artık tek şeyden emindi, bu kız onundu. Onun olduğu artık tescillenmiş gibi hissediyordu.
Artık benimsin. Benim olduğunu herkes anlayacak. Zaten biliyordu ama olsun. Bu arada annemler ile de kısa zamanda tanışacaksın. Buse sarılıp olur aşkım demiş, Buseyi kapıyı kadar bırakmıştı. İkisi de bu gece mutlulukla dolmuştu. Buse yine elindeki yüzüğe bakıp kendini güzel rüyalara daldırmıştı.
Buse de bir rüyadan o anda uyanmıştı. Yerinden kalkıp odasına gidip, masadan kırmızı bir kutu çıkarmıştı. Elinde şimdi Yağızın verdiği yüzüğü tutuyor, ıslak gözleri ile ona bakıyordu. O günden sonra tek dayanağı elinde tuttuğu yüzük ve boynundaki kolyesi olmuştu. O geceden sonra bir daha boynundan kolyeyi çıkarmasa da elinden yüzüğü çıkarmıştı. Onu atmaya kıyamadığından, kutuya koyup saklamıştı. Şimdi parmağında başkasının yüzüğünü taşırken, o elinde tuttuğu yüzüğe bakıp kendini sevdiği adama vermekten memnun bir ifade ile ağlıyordu. Yüzüğü alıp salona geçip ona bakmaya devam ediyordu. İçinden daha da fazla ağlamak geliyor, bir hüzünlü şarkı da içindekileri atacağını biliyordu. O yüzden bir şarkı açıp onu dinlemeye başlamıştı. İşte şarkı onun yerine yeminleri tekrar ediyordu.
Seni bir tek zamansız bir ölüm;
Biz de son bölüm bitmeden alır benden;
Seni bir tek bu yollar anlatır.
Sen yeter ki geç benden.
Bu sözler; söylenmemiş sözler, yeminlerdi. O ağlarken tam da kapı alıcılar gibi çalmaya başlamıştı. Gözleri yaşlı ayağa kalkıp kapıya bakmaya gitmişti. Kapıyı açınca karşısında Damlayı görmek onu şaşırtmıştı. Damla da onu ağlarken gördüğünde şaşırsa da bir şey dememiş, elindeki yüzüğe bakıyordu. Buse hemen anladığında baktığı yere hemen kutuyu kapamış, elleri ile yüzünü silmişti.
Neden ağlıyorsun? Aslında nedenini biliyordu. Nedeni Yağızdı. Arkadaşının ağlamasını görmektense, ölmeyi tercih eden dostu da olsa; sevdiği adamı ona vermek onun içini de yakardı. O Yağız ile bütünleşmişti. Artık ondan vazgeçemiyordu. Yok, bir-birşeyim. Sen neden geldin? Elindeki davetiyeyi Buseye uzatmıştı. Buse de alıp gülümsemiş, gerçeklerin yüzüne bir kez daha tokat gibi çarpmasına izin vermişti.
Ben gideyim daha çok işim var.
Tamam, yine gel. Hep mutlu ol arkadaşım. Damlanın ardından kapıyı kapamış, içeri ağlayarak geri dönmüştü. Elindeki davetiye, mutluluk sembolüydü. Kendi sevdiği adamın mutluluğuydu. Bir anda elindeki kutuyu atmış, boynundaki kolyeyi de koparıp çekip atmıştı. Artık onlara ihtiyacı yok gibi
hissetse de, dayanamamış yerden alıp onlara sıkıca kendine bastırmıştı. Onlara sıkıca sarılıp ağlarken, bir kez davetiye gözüne gerçekleri gösteriyordu. Artık sevdiği adam iki gün sonra evleniyordu. Gerçek bir kere daha gün yüzündeydi işte. Aşkın yüzü kaybetmekti.
