Bvural41 1
Bvural41
noisiv 1
noisiv
Manwe Work 1
Manwe Work
shrpnl 1
shrpnl
YusufŞimşek14 1
YusufŞimşek14
berzahx 2
berzahx
xranzei 1
xranzei
Agora Metin2 1
Agora Metin2
Hikaye Ekle
Reklam vermek için turkmmo@gmail.com

AŞKIN YÜZÜ | 12. Bölüm

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan qecekondu06
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 1
  • Görüntüleme Görüntüleme 294

qecekondu06

Developer
Telefon Numarası Onaylanmış Üye
Fahri Üye
TM Üye
Katılım
25 Ocak 2013
Konular
6,740
Mesajlar
21,611
Online süresi
2d 13h
Reaksiyon Skoru
2,176
Altın Konu
0
TM Yaşı
13 Yıl 4 Ay 21 Gün
Başarım Puanı
509
MmoLira
2,783
DevLira
0
Ticaret - 0%
0   0   0

ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!

12. Bölüm


Kendime kalacak küçük bir yer bulmuştum. Kendimi odama atıp, küçük kanepeye oturmuştum. Geceyi izlemeye dalarken anılar kalbimde çok ama çok can yakmaya başlamışlardı.



Yağız o günlere ne kadar dönmek istemese de dönüş yapmıştı. Kendini yine lise yıllarında Buse ile çıkarken bulmuştu. Bu sefer durum biraz daha farklıydı. Düşünün her şey yolunda gidiyor, sonra hayatınızı allak bullak edecek olaylar oluyor. Kimsenin dur demeye gücü yetmiyor. Kader bir kez daha size dudak büküyor. İşte onların durumları da tam olarak buydu. O sırada Buse de, kendini eski anılara kaptırmıştı. Yağızın restoranda karşılaştığı kız Gözde, onunla ilk olarak liseler arası basketbol turnuvasında tanışmışlardı. Güzel kızdı Gözde. Herkesin ilgisini çeken, güzel bir yüzü vardı. Ne yazık ki Yağızın dikkatini çekmiyordu işte. Yağız, Gözdeyi görünce şöyle bir bakmıştı. Güzel kız Allah için demiş, soyunma odalarının olduğu yere gitmişti. Aklında Buse vardı. Onu okulda bırakmak içine pek sinmemişti. Korkuyordu. Başkasına aşık olursa Buse diye. Maça çıkmalarına daha yirmi dakika vardı. İçinden dışarı çıkmak gelmiş, okulun kantinini aramaya başlamıştı.


“Yardımcı olabilir miyim?” kafasını çevirince Gözdeyi görmüştü. Yüzündeki gülüşü gamzeleri ile daha da mükemmel duruyordu. Her ne kadar konuşmak istemese de, içindeki ses bu kız ile arkadaş olabileceklerini söylüyordu.


“Kantini arıyordum ben.” Yağız da kıza gülümsemişti. Her zaman yaptığı gibi saçları ile oynamaya başlamıştı. Kız gel işareti yapınca onu takip etmeye başladı. İkisi birlikte kantinde boş buldukları masaya oturmuşlardı. Yağız, bu yaptığından utansa da; kızın arkadaşlığından da keyif alıyordu. Daha tanışalı tamam kısa süre olmuştu olmasına, yine de kendini bu kıza yakın hissederken bulmuştu.


“Ben Gözde bu arada. Senin isim sormak gibi bir inceliğin yok sanırım?” Yağızın utangaçlıktan başını eğmiş, Gözde de kıkır, kıkır gülmeye başlamıştı. Aslında hoş çocuk diye geçirdi içinden. Asıl amacını unutuyordu az kalsın. Herkese bu çocuğun ne mal olduğunu göstereceğine yemin etmişti. Yağız ise olanlardan habersiz Gözde ile muhabbet etmeye devam ediyordu. Bir on- on beş dakika geçmiş, ikisi de sohbeti bayağı koyulaştırmıştı. Hatta birbirlerinin numaralarını almışlardı.


“Yağız Birler. Yağız Birler. Spor salonuna lütfen!” yapılan anons ile Yağız saatine baktı. Bu kadar zaman buradaydı. Antrenmana bile geç kalmıştı. İçinden hocasından yiyeceği lafları düşünüyordu. Birde aklında tabi Buse vardı. Buseyi aramak yerine, bu kız ile sohbet etmesi vicdanına etki yapmıştı. İçinden kendine ne kadar lanet etse de, bir taraftan da Gözde ile sıkılmadan konuşması onu memnun etmişti.


“Beni çağırıyorlar. Gitsem iyi olacak. Maçı izlemeye geleceksin değil mi?” Yağız masadan kalkmış, Gözdenin gözlerinin içine bakıyordu. Bu kızın arkadaşlığına ihtiyaç duyar gibiydi. Onunla konuşmalarından dost olabileceklerini çoktan anlamıştı.


“Tabi. Hadi gidelim olur mu? Bu arada çok iyi arkadaş olacağız.” İkisi de gülerek spor salonuna gitmişlerdi. Hocası, Yağızın tahmin ettiği gibi onu azarlamıştı. Cezasını sonra vereceğini söyleyip, bir iki dakika ısınma turlarını yaptırmıştı. Derken maç başlamıştı. Gözde ileriden yeni arkadaşı Yağızı gülerek izliyordu.



Okulda ise Buse, Yağızın aramasını bekliyordu. Onunla konuşmadığı her dakika kendini kötü hissediyordu. Onun yabancı okullara gitmesini hiç ama hiç istemiyordu. Orada başkasını bulacağından korkuyordu. Onun öpüşlerini, saçlarını okşayışını, Yağızın kokusunu içine doyarak çekmeyi özlemişti. Bu koskoca okul o olmadan anlamsız geliyordu. Zaten bugün içinde bir sıkıntı vardı nedense. Sanki kötü bir şey olacakmış gibi geliyordu. Tek başına sınıfına gitmiş, tam yerine oturacakken yerine biri geçmişti. Yıllardır aynı yerde otururken, Busenin yerini kapmaları onu sinirlendirmişti.


“Hey pardon ama orası benim sıram yaylan bakalım.” Serseri kızlar gibi söylediğini fark edince yanakları hemen kızarmıştı. Kendinden beklenmeyecek bir şey söylemişti. Hemen çocuğa dikti gözlerini. Belki psikolojik baskı uygularsa kalkacağını düşünmüştü. Ama tam tersi olmuştu. Çocuk sıraya daha da yayılmıştı. Bu sefer o da Buseye gözlerini dikmiş bakıyordu.


“Sana söylüyorum be. Kalk yerimden.” Koskoca sınıfta herkes onlara dönmüş bakıyordu. Süper! Diye içinden söylenmeye başlamıştı Buse.


“Bak. Kalk. Yerimden. “ üstüne basa basa konuşmuş, sinirle ayağını yere vurmuştu. Ama çocukta tık yoktu. Sanki onu anlamıyormuş gibi yapıyordu. Buse ise o sırada Yağıza daha çok ihtiyaç duymuştu.


Bu çocuğu sırasından hemen kaldıracağını biliyordu. Yağız onun bir nevi süper kahramanı gibiydi. Öyle olsa da şuan tek başınaydı. Kendi başının çaresine bakmasının gerektiğini biliyordu. Çocuğun öyle put gibi durmasına daha da sinirleniyordu.


“Kalkacak mısın? Konuşabiliyor musun? Dilin var mı?” Buse iyice sesini yükseltmişti. Şimdi tüm sınıf onlara bakıyordu. O sırada birden içeri hoca girmişti.


“Buse neden ayaktasın?” Buse bu sefer sinir ile hocaya dönmüştü. Ona kızacakken, tuttu kendini. Karşısındakinin bir öğretmen olduğunu içinden yineledi. Omzundaki çantaya daha bir sıkı kavramıştı sinirden. Sanki hocası görmüyordu, neden ayakta olduğunu.


“Yerimde biri oturuyor ondan olabilir mi hocam?” öğretmeni de Buseden bu çıkışı beklemiyordu. Sessiz, sakin kızın böyle davranması ona şok etkisi yaratmıştı. Yine de bir şey demeden elindekileri masaya bırakmıştı.


“Buyurun hanımefendi kıymetli yeriniz.” Buse gözleri büyüyerek çocuğa dönmüştü. Bunca dakikalar yalvarmasına rağmen, şimdi kalkmasını iyice onu şoke etmişti. Çocuk ise yavaşça yerinden kalkmıştı. Buseye gülümsemeden önce gözlerinin içine iyice bakmıştı. Buse bundan rahatsız olmuşsa da inadına o da aynısı yaptı. Güçlü olmasını yeniliyordu içinden. Başını dimdik kaldırmış, sırasına da aynı güçlü duruşu ile oturmuştu. Çocuk ise onun çaprazında olan bir sıraya geçip oturmuştu. Ders boyunca kimse çocuğun neden tanıştırılmadığını merak ediyordu. Özellikle Buse. Sınıfa yeni birisi gelince tanıştırılması gerekiyor, diye içinden düşünüyordu. Zilin çalmasına on beş dakika varken hocaları dersi bitirmişti. Yeni gelen çocuğa dönmüştü işte.


“Evet. Kalk bakalım Orkun. Anlat bize kendini.” Hocaları Orkuna yalakalıkta sınır tanımayacak bir şekilde gülümsemişti. Buse daha da mide bulandırıcı olamaz diye düşündü. Böyle insanlardan nefret ederdi. Diğer insanlardan üstün tutulmalarını hiç anlamazdı. O sırada gözler çocuğa kaymıştı. Kendinden emin tavrı alkışa şayandı. Dik yürümesi ona ayrı bir hava veriyordu. Buse o sırada Yağız ile karşılaştırmaya başlamıştı Orkunu nedense. Aslında Busenin kötü bir niyeti yoktu. Çocuğu beğenme gibi yani. Sadece emin duruşu ona Yağızı hatırlatıyordu. Zaten o kime baksa her yerde Yağızı görüyordu, o ayrı meseleydi. Orkunun dalgalı kumrala yakın saçları vardı. Gözleri yeşil gibiydi. Aslında Buse onunla tartışırken görmüştü gözlerini. Atletik bir vücuda sahipti. Boyu aşağı yukarı 1.80 vardı beklide. Ama en belirgin özelliği gerçekten de emin duruşuydu. Yakışıklı denecek kadar olmasa da, karizmatik bir yüzü vardı. Yağız ise tam tersi diye düşündü Buse. Kapkara gözleri insanı içine hapseden, koyu bir kör kuyu gibiydi. Boyu, Orkundan biraz daha uzundu. Yağız da emin dururdu kendinden. Onun da özgüveni vardı. Ama bu çocukta ki aşırıydı. Bunu vücut dillerinden anlamak zor değildi.


“Ben Orkun Gün. Zengin biriyim. Neden buradasın derseniz bende bilmiyorum. Bunu babama sorun. Şimdilik bu kadar.” Göz kırparak yerine tekrar oturmuştu. O sırada Buse ağzından şımarık lafını biraz sesli kaçırmıştı. Bütün sınıf Buseye dönmüş, ona bir şey demeyen Orkuna daha sonra da bakmışlardı. İşte o sırada kurtarıcı gibi çalan zil çalmıştı.


“Oturun. Oturun. Herkes partnerini seçti. Buse senin partnerin Orkun olacak. Ödevinizi beraber yapacaksınız. Konunuzu daha sonra belirleyip söyleyeceğim. Şimdi çıkabilirsiniz.” Buse bu ani ödevle birlikte, bir sinir krize daha neden olacaklar diye düşünüp koridora çıkmıştı. Aslında Orkunun yanına gidip, ödev hakkında konuşması gerekiyordu. Gerekiyordu ama şuan daha önemliydi yapacağı. Yağızın yanına gitmesi gerekiyordu. Koşarak spor salonunun oraya gitmişti. Doğru tahmindi, dönmüşlerdi. Salondan herkes çıkmaya başlamıştı. Derken Yağız da kapıdan çıkıyordu. Buse koşarak onun boynuna atladı hemen. Yağızda onu kucağına alıp döndürdükten sonra, yere bırakmıştı. Birbirlerine sıkıca bir daha sarılan çift, kantine el ele tutuşarak yürümeye başlamışlardı. Oturdukları yerde maçı anlatmaya başlayan Yağız, çantasından bir kutu çıkarıp Busenin önüne koymuştu. Buse önce çok şaşırmış, ardından bir şey demeden kutuyu açmıştı. Busenin bu hareketlerini inceleyen Yağız, onu her hali ile sevdiğini düşünüyordu. Onsuz hayatın, bir yıkım hatta bir cehennem olacağından emindi.


“Aşkım. Bu-Bu-Bu çok güzel.” Buse, Yağızın yanağına bir öpücük kondurduktan sonra, kolyeyi eline vermişti. Yağız da ayağa kalkarak kolyeyi boynuna takmıştı. Takarken oralar da fazla oyalansa da Buse bir şey dememişti. Aslında diyememişti. Onun dokunuşları Busenin çok hoşuna gidiyordu. O
dokunduğunda zaman kavramını yitiriyordu. Dünya duruyordu. Sanki onlardan başka kimse yokmuş gibi oluyordu.


“Çok yakıştı hayatım. Seni gördüm sandım. Sana benzettim. Anla işte. Hayatın boyunca ne olursa olsun çıkarma olur mu? Hep sende dursun. Çıkardığın gün, benden vazgeçtiğin hatta bizden vazgeçtiğin gündür. İşte o gün beni ölürüm. Anladın mı beni? Ben ölürüm.” Busenin gözlerinden ufak bir damla süzülmüştü. Yağız da o ufak damlayı, elleri ile yavaşça silmişti. Buse de Yağızı kaybetmeye dayanamazdı. Bu yaş mutluluktan dökülüyordu. Hayatı boyunca istediği şey yanındaydı. Sanki bir rüyada gibiydi. Uyanınca bozulacak bir rüya. Ya da çocukken çok sevdiği dondurma bitmesin diye; yavaşça yiyen, sonra da bitince ağlayan çocuklar gibi hissediyordu. Ya da çok sevdiği oyuncak bebeğinin kaybolması gibi. Her duyguyu içinde barındırıyordu şuan.


“Senden vazgeçemem ben. Vazgeçersem bende ölürüm. Sensiz ben bir hiçim. Sen benim en güzel düşümsün. Sen uyanmak istemediğim, en güzel rüyamsın.” Yağız da Busenin saçlarını okşuyordu o sıralarda. Herkes onlara özenerek bakıyordu. Kızlar Buseye kıskançlıkla bakıyordu birde. Yağızın ona aşık olması, kızları kıskandırıyordu. Bazıları onları yakıştırsa da, bazıları hiç yakıştırmıyordu. Onlar bunlara aldırmıyorlardı. Onlar sadece ikisi bir dünya kurmuşlardı. Ve o dünyada hayatları boyunca yaşamak istiyorlardı. Sonra birden koşarak yanlarına Berkay gelmişti. Yağızın çok yakın arkadaşıydı. Neredeyse yedikleri içtikleri beraber gidiyordu.


“Duydunuz mu?” ikisi de hayır anlamında başlarını sallamışlardı.


“Suna intihar etmiş. Şuan yoğun bakımdaymış. Herkes gizli tutuyor, ama ben öğrendim birinden.” İkisi de Berkaya uzaylı görmüş gibi bakıyordu. Buse ise hemen ayağa kalkmış sınıfa uçarsına koşuyordu. Duyduklarına inanamıyordu. En yakın arkadaşına belki de onun sebep olduğunu düşünüyordu. Aslında bir nevi Buse olmuştu. Yağız ile çıkmasının durumu vardı bunda. Yağız da, Busenin peşinden koşarak sınıfa girmişti. İkisi de hastanenin yerini öğrenmişlerdi. Şimdi koridorda, ailesi ile birlikte Buse ve Yağızda bekliyorlardı. Öğrenmeleri zor olmuştu aslında. Danışmada ki hemşire gizli tutulduğu için yerini söylememişti. Buse de hemen Sunanın annesini aramış, hastane de olduklarını söylemişti. Annesi de mecbur onları yukarı almıştı. Şimdi Buse, Sunaya bakıyordu karşıdan. En yakın arkadaşına. Vicdanı sızlıyordu. Onu kaybetmekten çok korkuyordu. Eğer kaybederse, biliyordu artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını. Sunanın durumu çok ağırdı. Geç kalınmıştı. Haplardan ziyade, birde bileklerini kesmişti. Kan kaybı çoktu. Buse camdan şimdi arkadaşını izliyordu. Yağızda sıkıca elinden tutmuş ona teselli olmaya çalışıyordu. Derken birden makine ötmeye başlamıştı. Dıt dıt sesleri beyinlerinde adeta öter olmuştu. Koşarak gelen doktor, hemşireleri uzaktan izliyor gibiydi. Doktor ona elektro şok uyguluyordu. Ama bir türlü ses kesilmiyordu. Derken ses kesilmişti. Doktor başınız sağ olsun demişti. Buse olduğu yere yığılıp kalmıştı. Belki de yığılmamıştı, anlamıyordu. Biri onu tutmuştu. Ama o ise bilinci giderek kapanarak, gözlerini yummuştu. Tek düşündüğü, bunun acısı ile yaşayamayacağıydı. İşte Buse o an anlamıştı bir şeyi. Aşk gerçekten fedakarlık istiyordu. Aşk gerçekten acı vericiydi. Ya birini kaybediyordunuz onun için, ya da kazanıyordunuz. Artık onun içinde aşkın bir yüzü fedakarlıktı. O sırada Buseyi bir odaya yerleştirmişler ayılmasını bekliyorlardı. Bu olanları ise uzaktan kızıl saçlı bir kız öfke, nefret ve öç alma duygusu ile izliyordu.

Yağız kaldığı odada, oturduğu yerden, daldığı hayallerden kendini koparmıştı. Geldiği gibi üstü başı duruyordu. Sunanın ölümü onun içinde zordu. Buseyi zaten orada başta kaybetmişti. O kaybedişten sonra, sırası ile gelmişti her şey. Ceketini çıkaracakken, iç cebinde bir şey fark etti. Çekip alınca mektup olduğunu anlamıştı. Merakla açıp okumaya başlamıştı.



Yağızım;


Sana daha önceden, yani seni bırakıp gittiğim günden beri yazdım. Ama onları sana vermedim hiç. Bu aşkta ikimizde suçluyuz. Sen beni, benim gibi bırakıp gittin. İlk sen başlattın bunu. Ben seni beklerken sen başka kollardaydın. Yazın seni nasıl bekledim bilemezsin. Sana kavuşmak için yanıp tutuşurken öğrendiklerim beni bitirdi. Sen hep benimsin sanmıştım oysaki. Sana sahip olduğumu sanmıştım, yanılmışım. Seni bırakıp gittiğimi sandın hep ama yanıldın. Seni nasıl bırakabilirdim ben? Sana gittiğim yerin adresini bırakmıştım. Ama sen ne aradın, ne de sordun. Ben yine senin yollarını gözledim. Tam bir sene boyunca seni bekledim. Ama gelmedin. Ve bir gün gelen mesajla yıkıldım ben. O mesajda ben
mutluyum, hayatına bak yazıyordu. Senden gelmişti bu mesaj. Ben yıkılmıştım. Ben artık yoktum. Altı ay boyunca da kimseyi sokmadım. Sonunda Selim girdi hayatıma. Aslında vardı, bir köşede bekliyordu ama ben hep seni bekledim. Artık gelmeyeceğini anlamıştım. Artık yoktun. Ben yine de seni bekledim. Hep seni biriktirdim içimde. Öyle kocaman oldun ki… Koskocaman işte. Selimi nerden tanıyorsun diyeceksin demi? Artık anlatmamın vakti geldi sanırım. Suna öldüğünde ben bayılmıştım. Sonra sen gittikten sonra, bu bayılmalar sıkça olmaya başlamıştı. Ben ise bir şeylerin ters gittiğini hissediyordum. Hissetmek ile kalmıyor, biliyordum. İkinci kez bayılınca hemen doktora götürdüler beni. Doktor her yerimi kontrol ettikten sonra beni nörolojiye sevk etmişti. Korkarak girdiğim doktorun odasından yine korkarak çıkmıştım. Ben hastaydım aşkım. Beynimin bir yerinde tümör vardı. Neyse ki iyi huylu dediler. Tedavi dediler. O sırada Selimin babasını bulduk. Dalında çok iyiydi. Ben gitmek istemesem de ailem apar topar hazırlanıp bindirdiler beni arabaya. Ben de sonradan yakın arkadaşın Orkun’a adresimi bırakıp gitmiştim. Ama sen gelmedin. Gelmediğin gibi aramadın da. İşte o dediğim mesajı yolladın. Ben ameliyatlara girip çıkarken, tedavi görürken sen yoktun. Selim vardı hep. Onu sen olarak hayal ettim hep. Sonradan etmekten de yoruldum. O sen değildi. Sen de o değildin. Biz böyle yakınlaştık. Böylece bana çıkma teklif etti. Sen hayatına bakarken ben de kabul ettim. Yeni sayfa olsun istedim, yapamadım.


Her yerde, herkeste seni görürken başta yapamadım. Sonradan ise alıştım ona. Ellerimi tutmasına, beni öpmesine, saçlarımı okşamasına alıştım. Tam alıştım derken sen geldin Yağız. Yeniden en yakın arkadaşım ile geldin. Beni yeniden damarımdan vurdun. Suna da olduğu gibi yapamazdım. Hem arkadaşıma ihanet edemez, hem de Selime yapamazdım. Hayata kazandırmışken, ona da hayat olmuşken hayatları karartamazdım. Karartamazdık. Sen beni, ben seni suçladım hep. Artık yoruldum Yağız. İkimizin de mutlu olma zamanı geldi bence artık. O yüzden ben gidiyorum. Yani biz gidiyoruz. İki ay sürelik olmayacağız. Sakın beni aramaya kalkma. Şimdi Damlaya git. Onunla ol. O seni, sende onu hak ediyorsun. Şunu sakın da unutma, seni sonsuza dek seveceğim. Sonsuza dek kalbimin tek sahibi sensin hayatım. Mutlu ol. Biz gelince seni mutlu görmek istiyorum. Sakın dediğim gibi beni arama bu mektubu okuduktan sonra. Benim için de zor bir durum ama yapmak zorundayız. Bu bir elveda değil, bu bir veda da değil. Bu bir ayrılış. Bu aşkın son perdesi Yağız. Hoşça kal. Daima seni seven Busen…



Yağız duydukları ile tamamen şok olmuştu. Bunca senelik ayrılık, bunca senelik hasretlik… Damlaya gidemem dedi içinden. Artık yapamam dedi. Ama Buse öyle istemişti işte. Buse onu tamamen artık bırakmıştı. Tek istediği Damlaya gitmesiydi. Madem öyle yapacaktı. Hayatlarına kimsenin zarar vermek derken, kendi hayatlarını düşünmeden yola koyulmuşlardı. Buse ile Selim iki aylık bir Amerika yolculuğuna çıkarken, Yağız da Damlanın yanına dönüyordu. Ama içinden söz vermişti Yağız. Ne olursa olsun artık adilce değil, oyunu adice oynamaya. Kaybettiğini geri almaya yemin etmişti. Damlaya neden gittiğini anlatacaktı, ama yalanlarla bir anlatım olacaktı. Arkadaşım yaralanmıştı diyecekti. Damla sorgusuz sualsiz kabul ederdi biliyordu. Geldiğinde direk Damlayı arabaya çağırmıştı. Damla da koşa koşa gitmişti. Arabaya binince de Yağıza sıkıca sarılmıştı.


“Şitt. Sakın bir şey deme. Geri döndün ya önemli olan bu. Hadi evimize gidelim.” Yağız sadece arabayı çalıştırmıştı. Yola koyulmuşlardı. Giderlerken Damla uyuya kalmıştı. Yağızın tek düşündüğü, sorgusuz onu kabul eden bu kadına minnettar olduğuydu. Seviyordu sevmesine; işte aşk yoktu. Aşık olduğu kadın yoktu. Kendinden utanıyordu. Sevdiği kadının bunca sene yanında olamamasından, yanındaki fedakar kadına istediği biri olamamasında utanıyordu. En önemlisi de yapacaklarından, Buseyi kazanmak için yapacaklarından utanıyordu. Ama tek şeyden emindi, pişman değildi.
 
Ben fazla sevmedim :(
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst