- Katılım
- 25 Ocak 2013
- Konular
- 6,740
- Mesajlar
- 21,611
- Online süresi
- 2d 13h
- Reaksiyon Skoru
- 2,176
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 13 Yıl 4 Ay 21 Gün
- Başarım Puanı
- 509
- MmoLira
- 2,783
- DevLira
- 0
HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!
Yıl 2013
Buse;
Restoranda öylece kalmıştım. Bu kız benim hayatımı mahfeden birinci etkendi. Hayatımı çalan, aşkımı çalandı. Nasıl küçük bir çocuğun elinden balon almak isteyen yaramaz kızlar var ya işte onun gibiydi. Bu kız her yere felaket veriyordu. O sırada titrediğimi fark ettim. Hala korkuyordum. Elimde kalanların gitmesinden korkuyordum. Acı çekmekten korkuyordum. Yağızı o kızın yanına giderken görünce elimde olmadan ilk tanıştığım ana gitmiştim. Telefona gelen ilk mesaj ile o kızla tanışmıştım. Bir şeyler konuştular ama ben anlamadım. Yağızın sert yüz hatları birden yumuşamıştı. Bu kıza nasıl gülerdi? Hiç mi, ufacıkta olsa bir değerim yoktu? Demek ki yoktu. Peki öyle olsun Yağız. Melek anne hepimizi masaya yönlendirmişti. Ben Selimin elini sıkıca tutmuştum. Bırakırsam yığılıp kalacaktım. Bir beş dakika sonra Yağızda gelmişti. Damla da ona bakıyordu. Benim durumum da o da vardı. Damla onu yer bitirirdi. Benden daha kıskançtır. O kızı yolar hatta. Zaten kıza ölümcül bakışlar atmaya başlamıştı bile.
Kimdi o hayatım?
Liseden arkadaş. Çok sevdiğim bir arkadaşımdır. Arkadaş mı? Düşman o be düşman. O yılanın ta kendisi. O yelloz var ya o yelloz! Neyse sinirlenmeyecektim. Bu gece ben değil Yağız üzülecekti.
Çok geçmeden garson siparişleri almaya gelmişti. Hepimizin ortak seçimi kırmızı şarap olmuştu. Adını bilmediğim yemek seçmiştim. Neden yapmıştım bunu? Ya ıstakoz ya da çekirge gelirse? Aman bu akşam başka kız olacaktım. Yağız bana tuhaf bakıyordu. Evet, ben yemezdim böyle yemekler. Sevmezdim yabancı yemekler. Söz vermiştim kendime bu gece için. Herkesi şaşırtacaktım. Zaten çok geçmeden yemekler gelmişti. Herkes yemeğini yerken ben bakıyordum. Ne biçim yemekti bu.
Selim bu ne?
Ahtapot aşkım. Iyyyy! Ben nasıl yerim bunu? Zorla da olsa yemem gerek. Yoksa pes etmiş gibi olacaktım. Ufacık bir çatal almıştım. Ama tadı güzeldi.
Gerçekten beğenmiştim. Yemeğe koyuldum hemen. Ben yemeğimle ilgilenirken valla herkes muhabbeti koyulatmıştı. Damla ile Melek anne ne güzel anlaşmıştı. Refik Bey Yağız ile konuşuyordu. Selim bazen annesinin, bazen de babasının sohbetlerine katılıyordu. Kendimi orada fazlalık gibi hissetmiştim. Hiç olmaması gereken bir insandım. Sahi ben neden buradaydım? Selimin gelecekteki karısı olarak mı? Yoksa Damlanın arkadaşımı? Ya da Yağızın eski ve nefret ettiği sevgilisi? Ben bu masada şuan neydim? Birden çok kişiydim. Ruhum tükenmişti. Kendimi birden çok kişiliği olan insanlar gibi hissediyordum. Kalksam masadan kimsenin ruhu duymazdı emin olun. Acaba kalksam mı? Yok, en iyisi oturmaktı. Karar veremiyordum. Ben karar verene kadar ışıklar hafif karartılmıştı. Ne gerek vardı? İnsanlar nasıl yemek yiyecekti? Bunu düşünen var mıydı? Tabiki hayır. Sonra arka fondan bir müzik yükselmeye başlamıştı.
Eksik bir şeyler var mazide yaşanmıyor.
Resmini her gördüğümde ellerim titriyor.
Uzaklarda bir yerlerde, lacivert gökyüzünde;
Varlığın tam tam içimde ismini yazdım gönlüme.
Bu aşk sonsuz aşk!
Bu aşk onsuz aşk!
Kalbime gömdüm diye gözyaşım aksın hep içime içime.
Bitmez mi, bu acı?
Dinmez mi gözyaşı?
Sonsuzluğun sancısı saplanır göğsüme anıları.
Bu aşk sonsuz aşk!
Bu aşk onsuz aşk!
Kalbimde artık evin üşümez narin elleri gözleri.
Versin kara toprak sana beni.
Bir gün gelecek, sonsuzluk bitecek!
Gözlerimden yaşlar boşanırcasına akıyordu. Kimse fark etmiyor derken Yağız ile gözlerimiz buluşmuştu. O da beni düşünüyordu. O da anılarımızı düşünüyordu. Şarkı doğru söylüyordu. Bu aşk sonsuz, en önemlisi onsuzdu. Bende kalbime gömmemiş miydim gözyaşlarımı? Yağızın ismi benim de kalbimde silinmeyecek şekilde yazılı değil miydi? Göğsüme sancı oturmuştu. Gözyaşlarım akarken, tek istediğim artık gitmekti. Ben kaçarken neden kader bizi bir araya getiriyordu? Ben acımı unutmak için kaçarken, beni neden kovalıyordu? Sonsuza dek bitmişti. Bitmişti ama kader bırakmıyordu. Kimse fark etmesin diye dua ediyordum. Herkes kendini şarkıya kaptırmıştı. Kim bilir kimi düşünüyorlardı? Yağızın da gözleri dolmuştu. Dolmasın o gözlerin. Ben kıyamam o gözlere. O kara gözlerden bir damlaya kıyamam. Her damlası benimde içime akıyordu. Ona sarılmak, geçti buradayım demek için kendimi zor tutuyordum. Masadan kalmak için izin istemiştim. Burada daha fazla ağlayamazdım. Tam giderken Yağızın dudakları sonsuz aşk demişti. Sonsuz aşk mı? O benim içimde saklı Yağız. Gözyaşlarım daha beter akıyordu. Sonunda tuvalete gelmiştim. Dışarıdan başka müzik sesi geliyordu. Benim kafamda hala sonsuz aşk, onsuz aşk diye tekrarlanan bir plak vardı sanki. Ellerim ile kulaklarımı tıkamıştım. Sussun istiyordum. Olmuyordu. Susmuyordu. Daha çok beynimde tekrar ediyordu. Sırtımı beton fayanslara dayayıp yere çömelmiştim. Şimdi daha da beter ağlıyordum. Kendi vücudumu sarmıştım. Beni saracak vücut bulamamıştım. Selime dese miydim? Beni ısıtır mıydı? Isıtırdı. Ben onu istemezken, o beni ısıtırdı. Öyle ne kadar kaldım bilmiyordum. O sırada biri içeri girdi. Yanıma yaklaşmıştı. Kimseye ihtiyacım yoktu. Şu dedikoducu kadınlardan nefret ediyordum. Kafamı kaldırdığımda Melek anneyi görmüştüm. Sımsıkı sarılmıştı bana. Anneye ihtiyaç duyduğumu anlamıştı. Hiçbir şey söylemiyorduk. Ne diyebilirdik?
Ağla kızım. Ağlama diyemem. Aşk can yakar
Melek anne ben ben ne? Söylesene Buse? Kadına ne diyeceksin bende merak ettim. İç sesim de amma meraklı çıkmıştı.
Bir şey deme yavrum. İlk günden anlamıştım. Yağız denen oğlana baktığın gibi bizimkine bakmıyordun. Seviyorsun belki, belki de sevmiyorsun bilemiyorum. Ama aşık olmadığın belli. Mutlusun Selimin yanında o da belli.
Evet mutluyum. Seviyorum da. Nasıl anladınız?
Dedim ya kızım gözlerinden. Ağız yalan söyler. Beden de bazen yalan söyler. Ama gözler söylemez. Kalbin aynası gibidirler. Bende kocama aşık değildim kızım. Ben aşkı bulamayan insanlardanım. Ama sen bulmuşsun Allahtan. Bu çok hoş ve güzel bir şeydir. Kaybetmişsin sonradan. Kader de en yakın arkadaşına göndermiş onu. Neler oldu bilemiyorum, senden tek istediğim kızım Selime bunu yapmaman. Onun üzülmesini istemiyorum. O benim oğlum. Sende benim kızım gibisin. Ya ayrıl bitir bu işi. Ya da gözlerinden de sil bu aşkı.
Nasıl yapılır bilemiyorum Melek anne. Bilseydim inan yapardım. Ama elimde değil işte. Aşk öyle bir şey ki anlatamıyorum. İçinde acı da var. Sevgide, saygı da, hüzünde, mutlulukta var. Hepsi katman katmandır. Karman çorman. Silip atmak istedikçe üzerine yapışan ten gibidir. Yazı yazdıktan sonra silgi ile silince her şey biter ya, aşkta ne kadar silersen sil silinmeyendir. Uğu ile yapıştırırsın kartonu çıkar belli bir zaman sonra ama aşk çıkmaz. Ruhunun içine işlenmiş kristal gibidir. Işıldar, ışıldar. Bazen öyle bir parlar ki sönmez. Bazen de öyle bir söner ki yanmaz. Benim aşkım hangisi inan bilmiyorum. Ama inan bana silmek için elimden geleni yapıyorum.
Peki kızım. Tek istediğim mutlu olmanız. Yuva kurmanız.
İnanın bende bunu istiyorum. Selim ile yuva fena sayılmazdı değil mi? Kadına yalan söylemiyordum. Bazen düşünüyordum.
Hadi o zaman kalk bakalım. Sevgilini yalnız bırakma. Dedikten sonra yanımdan kalktı. Benimde kalkmam gerekiyordu ama ben yapamıyordum. İçeri gitmek istemiyordum. Ama söz vermiştim bir nevi yapmak zorundaydım. Ellerimi, yüzümü yıkayıp kendime çeki düzen verip masama dönmüştüm.
Nasılsın can parçam? anlamış mıydı Selim? Ne diyecektim şimdi? Melek anneye dönmüştüm, gülümsüyordu bana. Demek işler yolunda.
İyiyim aşkım. Selime yetmişti bu cümlem. Sıkıca sarılıp herkesin içinde öpmüştü beni. Bu çocukta nispet yapmaya meraklı herhalde. Artık kalbim dayanmıyordu. Küçücük yüreğim kaldırmıyordu. Garson yanımıza geldiğinde Selim ona bir şeyler söylemişti. Herkes hem beni merak ediyordu, hem de Selimi. Doğrusu bende merak ediyordum. Birden ışıklar daha da karardı. Tek bizim masa yanıyordu. İnsanlar da bize bakıyordu. Acaba ışıklar mı bozulmuştu? Ama durun Selim neden diz çöküyordu? Düşündüğüm şey olmasın lütfen! Cebinden küçük kutu çıkarıp bana açmıştı. Tek taş pırlanta parlıyordu. Düşündüğüm gibiydi. Geri dönüşü yoktu. Küçük kutuya herkes hayranlık ile bakıyordu. Tek kişi hariç Yağız. O düşmanmış gibi bakıyordu.
Aşkım! Selimin sesi beni ona döndürmüştü. Seni sevdiğimi biliyorsun! Elbette biliyorsun. Sana aşkım sonsuzluk kadar Neden bugün herkes sonsuzluk derki? Canımı acıtmak için mi?
Ben aşkında yanıyorum. Öyle bir yanıyorum ki! Sadece sen üflesen geçer bu. Sadece sen ellerinde tutup büyütebilir ve küçültebilirsin. Seçim her zaman senin biliyorsun. Ben büyütmenden yanayım. Ne olur büyüt. Sonsuza kadar büyütmeye var mısın? herkes bize bakıyordu. Gerçekten var mıydım? Gözlerim masada ki herkesi taramıştı. Melek anne, Refik Amca, Damla hepsi onaylıyordu. Belki de buradaki herkes. Yağıza döndü hemen bakışlarım. Gözleri bir şey demiyordu. Boş bakıyordu. Selim cevap bekliyordu. Tam döneceğim sırada Yağız kafasını hayır anlamında salladı. Ne yapmalıydım? Kader ağlarını örüyordu. Ağzımdan bir anda Evet. Çıktı. O kadar kısık söylememe rağmen herkes alkışlıyordu. Herkes memnundu. Kafamı çevirince aynı anda Yağız ile gözlerimizden bir damla yaş akmıştı. Şimdi biliyorduk, ikimizin elinde bir şey yoktu. Bu aşk sonsuz değildi. Benim için sonsuz olsa da onun için bitmişti. Gürültüyle sandalyesini çekti ve gitti. Herkes arkasından şaşkınca bakakalmıştı.
Buse;
Restoranda öylece kalmıştım. Bu kız benim hayatımı mahfeden birinci etkendi. Hayatımı çalan, aşkımı çalandı. Nasıl küçük bir çocuğun elinden balon almak isteyen yaramaz kızlar var ya işte onun gibiydi. Bu kız her yere felaket veriyordu. O sırada titrediğimi fark ettim. Hala korkuyordum. Elimde kalanların gitmesinden korkuyordum. Acı çekmekten korkuyordum. Yağızı o kızın yanına giderken görünce elimde olmadan ilk tanıştığım ana gitmiştim. Telefona gelen ilk mesaj ile o kızla tanışmıştım. Bir şeyler konuştular ama ben anlamadım. Yağızın sert yüz hatları birden yumuşamıştı. Bu kıza nasıl gülerdi? Hiç mi, ufacıkta olsa bir değerim yoktu? Demek ki yoktu. Peki öyle olsun Yağız. Melek anne hepimizi masaya yönlendirmişti. Ben Selimin elini sıkıca tutmuştum. Bırakırsam yığılıp kalacaktım. Bir beş dakika sonra Yağızda gelmişti. Damla da ona bakıyordu. Benim durumum da o da vardı. Damla onu yer bitirirdi. Benden daha kıskançtır. O kızı yolar hatta. Zaten kıza ölümcül bakışlar atmaya başlamıştı bile.
Kimdi o hayatım?
Liseden arkadaş. Çok sevdiğim bir arkadaşımdır. Arkadaş mı? Düşman o be düşman. O yılanın ta kendisi. O yelloz var ya o yelloz! Neyse sinirlenmeyecektim. Bu gece ben değil Yağız üzülecekti.
Çok geçmeden garson siparişleri almaya gelmişti. Hepimizin ortak seçimi kırmızı şarap olmuştu. Adını bilmediğim yemek seçmiştim. Neden yapmıştım bunu? Ya ıstakoz ya da çekirge gelirse? Aman bu akşam başka kız olacaktım. Yağız bana tuhaf bakıyordu. Evet, ben yemezdim böyle yemekler. Sevmezdim yabancı yemekler. Söz vermiştim kendime bu gece için. Herkesi şaşırtacaktım. Zaten çok geçmeden yemekler gelmişti. Herkes yemeğini yerken ben bakıyordum. Ne biçim yemekti bu.
Selim bu ne?
Ahtapot aşkım. Iyyyy! Ben nasıl yerim bunu? Zorla da olsa yemem gerek. Yoksa pes etmiş gibi olacaktım. Ufacık bir çatal almıştım. Ama tadı güzeldi.
Gerçekten beğenmiştim. Yemeğe koyuldum hemen. Ben yemeğimle ilgilenirken valla herkes muhabbeti koyulatmıştı. Damla ile Melek anne ne güzel anlaşmıştı. Refik Bey Yağız ile konuşuyordu. Selim bazen annesinin, bazen de babasının sohbetlerine katılıyordu. Kendimi orada fazlalık gibi hissetmiştim. Hiç olmaması gereken bir insandım. Sahi ben neden buradaydım? Selimin gelecekteki karısı olarak mı? Yoksa Damlanın arkadaşımı? Ya da Yağızın eski ve nefret ettiği sevgilisi? Ben bu masada şuan neydim? Birden çok kişiydim. Ruhum tükenmişti. Kendimi birden çok kişiliği olan insanlar gibi hissediyordum. Kalksam masadan kimsenin ruhu duymazdı emin olun. Acaba kalksam mı? Yok, en iyisi oturmaktı. Karar veremiyordum. Ben karar verene kadar ışıklar hafif karartılmıştı. Ne gerek vardı? İnsanlar nasıl yemek yiyecekti? Bunu düşünen var mıydı? Tabiki hayır. Sonra arka fondan bir müzik yükselmeye başlamıştı.
Eksik bir şeyler var mazide yaşanmıyor.
Resmini her gördüğümde ellerim titriyor.
Uzaklarda bir yerlerde, lacivert gökyüzünde;
Varlığın tam tam içimde ismini yazdım gönlüme.
Bu aşk sonsuz aşk!
Bu aşk onsuz aşk!
Kalbime gömdüm diye gözyaşım aksın hep içime içime.
Bitmez mi, bu acı?
Dinmez mi gözyaşı?
Sonsuzluğun sancısı saplanır göğsüme anıları.
Bu aşk sonsuz aşk!
Bu aşk onsuz aşk!
Kalbimde artık evin üşümez narin elleri gözleri.
Versin kara toprak sana beni.
Bir gün gelecek, sonsuzluk bitecek!
Gözlerimden yaşlar boşanırcasına akıyordu. Kimse fark etmiyor derken Yağız ile gözlerimiz buluşmuştu. O da beni düşünüyordu. O da anılarımızı düşünüyordu. Şarkı doğru söylüyordu. Bu aşk sonsuz, en önemlisi onsuzdu. Bende kalbime gömmemiş miydim gözyaşlarımı? Yağızın ismi benim de kalbimde silinmeyecek şekilde yazılı değil miydi? Göğsüme sancı oturmuştu. Gözyaşlarım akarken, tek istediğim artık gitmekti. Ben kaçarken neden kader bizi bir araya getiriyordu? Ben acımı unutmak için kaçarken, beni neden kovalıyordu? Sonsuza dek bitmişti. Bitmişti ama kader bırakmıyordu. Kimse fark etmesin diye dua ediyordum. Herkes kendini şarkıya kaptırmıştı. Kim bilir kimi düşünüyorlardı? Yağızın da gözleri dolmuştu. Dolmasın o gözlerin. Ben kıyamam o gözlere. O kara gözlerden bir damlaya kıyamam. Her damlası benimde içime akıyordu. Ona sarılmak, geçti buradayım demek için kendimi zor tutuyordum. Masadan kalmak için izin istemiştim. Burada daha fazla ağlayamazdım. Tam giderken Yağızın dudakları sonsuz aşk demişti. Sonsuz aşk mı? O benim içimde saklı Yağız. Gözyaşlarım daha beter akıyordu. Sonunda tuvalete gelmiştim. Dışarıdan başka müzik sesi geliyordu. Benim kafamda hala sonsuz aşk, onsuz aşk diye tekrarlanan bir plak vardı sanki. Ellerim ile kulaklarımı tıkamıştım. Sussun istiyordum. Olmuyordu. Susmuyordu. Daha çok beynimde tekrar ediyordu. Sırtımı beton fayanslara dayayıp yere çömelmiştim. Şimdi daha da beter ağlıyordum. Kendi vücudumu sarmıştım. Beni saracak vücut bulamamıştım. Selime dese miydim? Beni ısıtır mıydı? Isıtırdı. Ben onu istemezken, o beni ısıtırdı. Öyle ne kadar kaldım bilmiyordum. O sırada biri içeri girdi. Yanıma yaklaşmıştı. Kimseye ihtiyacım yoktu. Şu dedikoducu kadınlardan nefret ediyordum. Kafamı kaldırdığımda Melek anneyi görmüştüm. Sımsıkı sarılmıştı bana. Anneye ihtiyaç duyduğumu anlamıştı. Hiçbir şey söylemiyorduk. Ne diyebilirdik?
Ağla kızım. Ağlama diyemem. Aşk can yakar
Melek anne ben ben ne? Söylesene Buse? Kadına ne diyeceksin bende merak ettim. İç sesim de amma meraklı çıkmıştı.
Bir şey deme yavrum. İlk günden anlamıştım. Yağız denen oğlana baktığın gibi bizimkine bakmıyordun. Seviyorsun belki, belki de sevmiyorsun bilemiyorum. Ama aşık olmadığın belli. Mutlusun Selimin yanında o da belli.
Evet mutluyum. Seviyorum da. Nasıl anladınız?
Dedim ya kızım gözlerinden. Ağız yalan söyler. Beden de bazen yalan söyler. Ama gözler söylemez. Kalbin aynası gibidirler. Bende kocama aşık değildim kızım. Ben aşkı bulamayan insanlardanım. Ama sen bulmuşsun Allahtan. Bu çok hoş ve güzel bir şeydir. Kaybetmişsin sonradan. Kader de en yakın arkadaşına göndermiş onu. Neler oldu bilemiyorum, senden tek istediğim kızım Selime bunu yapmaman. Onun üzülmesini istemiyorum. O benim oğlum. Sende benim kızım gibisin. Ya ayrıl bitir bu işi. Ya da gözlerinden de sil bu aşkı.
Nasıl yapılır bilemiyorum Melek anne. Bilseydim inan yapardım. Ama elimde değil işte. Aşk öyle bir şey ki anlatamıyorum. İçinde acı da var. Sevgide, saygı da, hüzünde, mutlulukta var. Hepsi katman katmandır. Karman çorman. Silip atmak istedikçe üzerine yapışan ten gibidir. Yazı yazdıktan sonra silgi ile silince her şey biter ya, aşkta ne kadar silersen sil silinmeyendir. Uğu ile yapıştırırsın kartonu çıkar belli bir zaman sonra ama aşk çıkmaz. Ruhunun içine işlenmiş kristal gibidir. Işıldar, ışıldar. Bazen öyle bir parlar ki sönmez. Bazen de öyle bir söner ki yanmaz. Benim aşkım hangisi inan bilmiyorum. Ama inan bana silmek için elimden geleni yapıyorum.
Peki kızım. Tek istediğim mutlu olmanız. Yuva kurmanız.
İnanın bende bunu istiyorum. Selim ile yuva fena sayılmazdı değil mi? Kadına yalan söylemiyordum. Bazen düşünüyordum.
Hadi o zaman kalk bakalım. Sevgilini yalnız bırakma. Dedikten sonra yanımdan kalktı. Benimde kalkmam gerekiyordu ama ben yapamıyordum. İçeri gitmek istemiyordum. Ama söz vermiştim bir nevi yapmak zorundaydım. Ellerimi, yüzümü yıkayıp kendime çeki düzen verip masama dönmüştüm.
Nasılsın can parçam? anlamış mıydı Selim? Ne diyecektim şimdi? Melek anneye dönmüştüm, gülümsüyordu bana. Demek işler yolunda.
İyiyim aşkım. Selime yetmişti bu cümlem. Sıkıca sarılıp herkesin içinde öpmüştü beni. Bu çocukta nispet yapmaya meraklı herhalde. Artık kalbim dayanmıyordu. Küçücük yüreğim kaldırmıyordu. Garson yanımıza geldiğinde Selim ona bir şeyler söylemişti. Herkes hem beni merak ediyordu, hem de Selimi. Doğrusu bende merak ediyordum. Birden ışıklar daha da karardı. Tek bizim masa yanıyordu. İnsanlar da bize bakıyordu. Acaba ışıklar mı bozulmuştu? Ama durun Selim neden diz çöküyordu? Düşündüğüm şey olmasın lütfen! Cebinden küçük kutu çıkarıp bana açmıştı. Tek taş pırlanta parlıyordu. Düşündüğüm gibiydi. Geri dönüşü yoktu. Küçük kutuya herkes hayranlık ile bakıyordu. Tek kişi hariç Yağız. O düşmanmış gibi bakıyordu.
Aşkım! Selimin sesi beni ona döndürmüştü. Seni sevdiğimi biliyorsun! Elbette biliyorsun. Sana aşkım sonsuzluk kadar Neden bugün herkes sonsuzluk derki? Canımı acıtmak için mi?
Ben aşkında yanıyorum. Öyle bir yanıyorum ki! Sadece sen üflesen geçer bu. Sadece sen ellerinde tutup büyütebilir ve küçültebilirsin. Seçim her zaman senin biliyorsun. Ben büyütmenden yanayım. Ne olur büyüt. Sonsuza kadar büyütmeye var mısın? herkes bize bakıyordu. Gerçekten var mıydım? Gözlerim masada ki herkesi taramıştı. Melek anne, Refik Amca, Damla hepsi onaylıyordu. Belki de buradaki herkes. Yağıza döndü hemen bakışlarım. Gözleri bir şey demiyordu. Boş bakıyordu. Selim cevap bekliyordu. Tam döneceğim sırada Yağız kafasını hayır anlamında salladı. Ne yapmalıydım? Kader ağlarını örüyordu. Ağzımdan bir anda Evet. Çıktı. O kadar kısık söylememe rağmen herkes alkışlıyordu. Herkes memnundu. Kafamı çevirince aynı anda Yağız ile gözlerimizden bir damla yaş akmıştı. Şimdi biliyorduk, ikimizin elinde bir şey yoktu. Bu aşk sonsuz değildi. Benim için sonsuz olsa da onun için bitmişti. Gürültüyle sandalyesini çekti ve gitti. Herkes arkasından şaşkınca bakakalmıştı.



