InfernoShade 1
InfernoShade
Fethi Polat 1
Fethi Polat
Bvural41 1
Bvural41
noisiv 1
noisiv
Manwe Work 1
Manwe Work
shrpnl 1
shrpnl
YusufŞimşek14 1
YusufŞimşek14
berzahx 2
berzahx
Hikaye Ekle
Reklam vermek için turkmmo@gmail.com

AŞKIN YÜZÜ | 9. Bölüm

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan qecekondu06
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 1
  • Görüntüleme Görüntüleme 215

qecekondu06

Developer
Telefon Numarası Onaylanmış Üye
Fahri Üye
TM Üye
Katılım
25 Ocak 2013
Konular
6,740
Mesajlar
21,611
Online süresi
2d 13h
Reaksiyon Skoru
2,176
Altın Konu
0
TM Yaşı
13 Yıl 4 Ay 21 Gün
Başarım Puanı
509
MmoLira
2,783
DevLira
0
Ticaret - 0%
0   0   0

HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!

9. Bölüm


Yağız;


Buse beni öper misin dediğin de önce hayır demiştim. Evet hayırdı. Sonsuza dek hayır. Ama sonra geriye dönüp öptüm onu. İlk söylediği an dudaklarına yapışıp, sonsuza dek o dudaklar da kalmak istedim. Onu bırakmamak, bak bebeğim geçti artık her şey bitti demek. Biz yine beraberiz bu kötü bir rüyaydı, uyandık. Bunları söylemek için neler vermezdim. Ama olmadı işte diyemedim. Bana yapılanlardan sonra nasıl diyebilirdim ki? Diyemezdim. Şuan Damla ile bize verilen küçük oda da lacivert tekli koltukta oturuyorum. Damla aşağıda sohbet ediyor hala. Birazdan yanıma gelecek, o elleri ile beni sarıp sarmalayacak, ben ise ona bırakacağım yine kendimi.
“Aşkım burada ne yapıyorsun?”
“Oturuyorum. Senin gelmeni bana sarılmanı, beni ısıtmanı bekliyordum.”
“Kıyamam ben sana. Pijamalarımı giyip geliyorum. Bu arada yarın için hazırlanmamız gerekiyormuş. Melek Teyze ile kocası bizi bir yere götürüyorlar.” Bu da nereden çıkmıştı şimdi? Her neyse gidilecekse gidecektik.
“Tamam hayatım.” Damla pijamalarını giyip yanıma uzanmıştı. Hemen arkasından ona sarıldım. O da bana daha da yaklaşarak cevap verdi.
“Bu gece yine senin olmak istiyorum Yağız.” Biliyordum bu gece bunu bilerek yapıyordu bu kız.
“Olmaz Damla. Sadece sarılıp uyumak istiyorum tamam mı?”
“Peki hayatım, olur.” Ben Damlaya sıkıca sarılıp uyumaya, onun sıcaklığını almaya çalışırken aynı şey şuan da başka bir oda da yaşanıyordu kesin. Selim ile Buse de böyle mi yatıyordu acaba? Yoksa başka şeyler mi yapıyorlardı? Artık beni ilgilendirmemesi gerekiyordu bunların. Olmuyordu işte lanet olsun! Aşık olduğum kadın başka adamın kollarında yatıyordu. Bende başka bir kadının kollarında yatıyordum. Adil değildi bunlar. Adil olan ikimizin beraber olmasıydı. Sonsuza dek diye söylemiştik. Sonsuza dek söz vermiştik. Şimdi ise hayatlarımız sonsuza dek olarak ayrılmıştı. Gözlerimi kapatınca hep aklım geriye gidiyordu. Korkuyordum geriye gitmekten. Korkuyordum oralarda kaybolup yanlış yapmaktan. Ama bu sefer korkmadan gidecektim. Korkmadan.
Biri omzumu sarsıyordu. Ama ben kalkmak istemiyordum. Bu sefer gıdıklamaya başlamıştı. Hemen bende altıma alıp gıdıklamaya başlamıştım. Gülüşlerimiz bütün evi doldurmuştu, duvarlar bizim gülüşlerimiz ile çınlıyordu. Kapı iki kez sesli bir şekilde tıklatılınca Damla ile aynı anda susmuştuk. Dudaklarımız da hala gülüşümüzden izler vardı. Kapıyı açınca Damla altta ben üstte bir şekilde Buse bizi görmüştü. O anda gülüşüm ufaktan silinmişti. Böyle yakalamasını istemezdim, olan olmuştu.
“Biraz sessiz olur musunuz? Sizin gülüşünüzü duymak zorunda değiliz.” Dedi ve pat kapadı. Bu aralar Buseye bir şeyler oluyordu ama hayırlısı. İkimiz de Damla ile küçük yaramaz çocuklar gibi kalkıp hazırlandık. Damla üstüne benim aldığım pembe gömleği ve beyaz pantolonu ile çok güzel görünüyordu. Saçlarını ise her zaman ki gibi salık bırakmıştı. Aşağı inince herkes kahvaltı masasında yerini almıştı. Bizde gelince hemen Buse ile Melek Hanım servise başladılar. Buse bugün de her zaman ki gibi güzeldi. Üstünde sarı bir bluz, altında ise kısa bir kot şort vardı. Saçlarını ise bir atkuyruğu ile toplamıştı. Halbuki o saçlarını açmasını nasıl isterdim. Onun salık saçlarını daha çok seviyordum. Servis işi bitince herkes sessizce yemek yemeğe başlamıştı. Sessizliği bozan Melek Hanım olmuştu.
“Akşama saat 7 de herkes aşağıda olsun olur mu?” herkes uslu bir çocuk gibi başını salladı. Kahvaltılar bitince el birliği ile masayı toplamıştık. Salona geçip oturmuştu işi biten herkes. Saate bakınca saatin daha 11 olduğunu görünce sıkıldım. Daha ne kadar burada böyle kalacaktık. Buse ile Selim karşıma yerleşmiş oturuyorlardı. Selim sımsıkı tutmuştu ellerini. Atkuyruğu saçları ile oynuyordu. Buse ise ona gülüyordu. Bu tablo canımı çok acıtıp, yakıyordu. O sırada annemin sözü doldu kulaklarıma. Aşk çok duygu barındırır oğlum. Aşk acı, mutluluk, sevgi, saygı kısaca her şeydir oğlum. Aşk bazen sevdiğini sıkıca sarıp sarmalamak, onun için her şey yapmaktır. Ama aşık olduğunda onun uğrunda ölmek değildir, onun için yaşamaktır. Bazen aşık olduğun insan ile ölene kadar yaşarsın. Bazen de aşık olduğun insan kayıp gider ellerinden. Bu kaderin bir oyunudur unutma. Aşk aslında sahip olamamaktır. Bazen ne kadar uğraşırsan olmaz işte. En kötüsü de ne biliyor musun? Aşık olmak kolay değildir. Bir kere oldun mu da zordur başkasına aşık olmak. Seversin başkasını, onun içinde için güler hatta yüzünde. Asla ama asla kalbin gülmez. Onu gördüğün gibi atmaz. Yavaş olarak başlarsın adım adım, her attığın adım kanatır seni. Düşün paraşütten atladın ve boşluğa çakıldın işte böyledir bazen
de. Şunu bil ki aşk aslında herkesin sahip olması gereken, herkesin zor yaşadığı bir şeydir. Sen oğlum çok şanslısın buna sahip oldun. Olmuştum anne ama gitmişti.
Damla bana bir şey soruyordu ama duymuyordum. İnat ile önümdeki sahneye dalmıştı gözlerim. Sonunda Damlanın çıkalım mı sorusunu yakalamıştım. Nereye çıkıyorduk? Saat ne zaman 7 olmuştu?
Boş gözlerle bakınca ; “Dışarı çıkalım mı diyorum hayatım?” ha dışarısı.
“Çıkalım.” Dışarı çıkmıştı çıkmasına ama niçin? Ben onları görmemek için çıkmıştım. Bugün havam da değildim.
“Üstüme bir şeyler alalım Yağız. Hiç üstüme elbisem yok. Sende bir şeyler al bence.”
“Tamam alalım. Bence de yoksa pijamalarımız ile gideceğiz.” İkimiz de kıkır kıkır gülmeye başlamıştık. Mağazaya girdiğimiz de başladık üstümüze aramaya bir şeyler. İkimiz de kabinlere girip çıkıyorduk. İlk işi biten ben olmuştum yine. Damlayı da bir saat, abartmıyorum doğru duydunuz bir saat bekledim. Bir saatin sonunda elindekileri kasaya götürdü. Ödemesini yapıp çıkmıştık. Bakmayın öyle, ben ödedim tabiî ki de. Benim olduğum yerde kızlar ödeyemez, kural budur.
“Ne aldın bakalım öyle.”
“Sorma söylemem. Akşama sürpriz aşkım.” Sürpriz çok güzeldi.
Saat beş gibi eve gelmiştik bile. Damla ile yukarı odamıza çıkmıştık. Zaten herkes odasında hazırlanmaya koyulmuştu.
“Keşke ne aldığımı söyleseydim sana.”
“Neden?”
“Aynı giyinirdik. Şimdi Buse ile Selim kesin öyle giyinirler.”
“Banane canım. Ne yaparsa yapsınlar.” Yok bu kız bilerek basıyordu damarıma.
“Önce sen giyin madem ben sonra.” Ne alaka söyler misiniz? Zaten görmeyecek miydim? Neyse aldıklarımı giymeye başlamıştım. Damla da beni seyrediyordu. Altıma koyu kot pantolon, üstüme siyah bir tişört, onun üstüne de beyaza yakın bir ceket, ayağıma da siyah rugan ayakkabılar. Ruganlardan nefret eden birisi olarak sadece özel günlerde giyenlerdenim. Her neyse! Saçlarımın önüne de hafif bir fön ve hazırdım.
“Aşkım! Çok ama çoooookkk yakışıklı oldun. Bütün gözler üzerinde olacak ya ama.”
“Abartma tatlım. Hem benim gözüm senden başkasına bakmaz.”
“Hele baksın, yoksa gözlerini oyarım. Hadi sen aşağı inde ben geliyorum.” Böylelikle postalanmıştım. Aşağı inince yalnız ben değil, Selim ve babası da aynı durumdaydı. Hayır, bu kadınları derdi neydi anlamıyorum.
“Sen de mi?” Selime dönmüştüm. İlk defa benimle konuşuyordu.
“Evet, sizde sanırım.” O anda hepimiz gülmeye başlamıştık.
İlk inen aşağı Melek Hanım olmuştu. Çok şık olmuştu. Üstünde siyah bir bluz vardı. Altında dizlerinde biten sade siyah etek ile tamamlamıştı. Altın da çokta yüksek olmayan siyah bir ayakkabı, saçlarını da sıkıca topuz yapmıştı. Yüzün de hafif bir sanırsam allık vardı. Dudaklarına da hafif bir pembe ruj sürmüştü. Hemen Refik Beyin yanına oturdu. Refik Beyde çok yakışıklı olmuştu. Kumaş takımları ve içinde siyah gömleği ile yakışıklı adamdı. Gözlerim o sırada Selime kaydı. O da takım giymişti. Yalnız o içine beyaz gömlek giymişti, tam tersi olarak ta takımı siyahtı. Gerçekten çok yakışıklı bir adamdı. Sarı saçları ve mavi gözleri ile her kızın rüyası bir adamdı.
“Baban ne iş yapıyordu Yağız oğlum?” Refik Beyin sorusu ile bakmayı kesmiştim.
“Babam kendi işinde çalışıyor efendim.”
“Baba çok mütevazı davrandı Yağız. Onun babası şu AVM ve oteller zinciri olan, hatta yurt dışında da otelleri ve giyim mağazası olan Mutlu Bey.”
“Mutlu? Soyadınız ne sizin?”
“Birler efendim.”
“Mutlu Birler. Şimdi hatırladım. Maşallah şanslı çocuksun. Ne iş yapacaksın peki oğlum. Babanın işini mi devam ettireceksin?”
“Hayır efendim, aslında derdim avukat olmak. Ama belki de ettiririm bilemiyorum.”
“Bence baban ister. Bak Selime baba mesleği o da doktor olmaya çalışıyor.” Gülümsemek ile yetinmek ona yeterdi. Sanane babamdan! Baba mesleği isteseydim zaten babam küsmezdi bana.
Nerede kaldı bu kızlar demeye kalmadan merdivenlerden aşağıya Damla inmeye başladı. Tam karşımıza gelince etrafında bir döndü. Çok güzel gözüküyordu. Gözlerim kamaşmıştı gerçekten.
Kızlarımızı size ben tarif etmek isterim. Damla Yağızın gerçekten ağzını sulandırmıştı. Üstünde yılın modalarına uygun siyah bir elbise vardı. Tam üstüne göre olmuştu. Her kıvrımını belli ediyordu. Göğüs yakası kalp şeklindeydi. Neredeyse göğüsleri dışarıya taşacaktı. Altında ayakkabı olarak ise beyaz topuklu tercih etmişti. Sarı saçlarını ise; sağ tarafından örüp arkasını topuz yayıp ona dolamıştı. Hafif pudra, pembeye yakın allık, rimel ve kıpkırmızı ateş gibi ruj ile bitirmişti işi. Bileklik olarak Yağızın aldığı pırlantayı takmıştı. Kulaklarına da pırlanta küpelerini takıp aşağı inmişti. Bu gece güzel olup herkesin aklını başından almak istemişti. Buseyi sollamak istemişti. Başardığını düşünüyordu da. Daha gelmemişti, demek ki yine sona o beklenecekti.
Gördüğüm kız Damlamı diye kendimi çimdikledim gerçekten. Peri kızı gibi olmuştu. Bu akşam belki de birkaç adam dövebilirdim. Hemen kollarıma alıp yanağından öptüm.
“Çok güzel olmuşsun.”
“Teşekkür ederim.”
“Etme. Ciddiyim. Bu gece sana bakan gözleri oyacağıma emin ol.” Sadece bana gülmek ile yetindi. Onu da anlıyordum, ilk defa ben bu kızı kıskanıyordum.
Buse de yavaşça aşağı inmişti. Herkesin önüne gelince, herkes bir sarsıntı yaşadı. Damlaya güzel diyorlardı. Tamam doğruydu. Ama içlerinden Damla peri ise bu kız kim diyorlardı. Buse de üstüne pembe bir elbise giymişti. Elbisesi dizlerinden bir karış yukarıda, göğüs kısmı bisiklet yaka gibi yuvarlaktı. Göğüs kısmının tam üstüne bitiyordu yakası. Yakasında ufak bir bağlamak için ip vardı. Kolları iki katlı şekilde katlı katlıydı. İncecik belin de ise; altın sarısı bir kemer vardı. Ayakkabısı ve çantasını da altın sarısı seçmişti. Saçlarını da maşa ile kıvırtmış, yanağına çikolata rengi gibi allık sürmüştü. Dudaklarına da Melek Hanım gibi koyu pembe bir ruj sürmüş, takı olarak da büyük altın sarısı şeklinde bilezik takmıştı. Kolye olarak da tabii ki de Yağızın aldığı melek kolyesi vardı.

Buse;
Herkes beğeni ile bakıyordu bana. Yağız düşündüğüm gibi Damlayı çoktan unutmuştu. Ben sana demiştim Yağız sen her zaman beni kıskanacak, o gözleri benim için oyacaksın diye. Herkes şoktan çıkınca Selim iltifata başladı hemen.
“Aşkım inanamıyorum. Düşteyim sanki. Sen bana verilmiş armağansın. Sen benim kaderimsin. Sen benimsin. Asıl ben seni korumam gerek.” Seslice kahkaha atmıştım. Selim de yakışıklı olmuştu. Ama Yağız yine kendini ben buradayım diye belli ediyordu. Artık işler değişmişti. Madem sürtük olmak gerekiyordu, oyuna katılmak lazımdı. Ben çoktan katılmıştım. Bence her şey şimdi başlıyordu. Üzgünüm Damla sen başlattın.
Refik Amcanın hadi demesi ile herkes dışarı hareketlendi. Ben rujumu almak için hemen koşmuştum. Aşağı inince Yağızı görmek şaşırtmıştı doğrusu. Tam yanından geçip gidecekken bileğimden tutup durdurdu.
“Ço-Çok güzelsin Buse. Asıl peri kızı sensin. Melek gibisin. Asıl seni korumam gerek. Biliyorum kıskanmam saçma, ama bırakamıyorum kıskanmayı. Benim olmayışın öldürüyor beni. İçimde fırtınalar kopuyor anlıyor musun? Öyle şiddetli fırtına ki, o fırtınada kayboluyorum. Acı yersin ağzın yanar çok işte, benim de yüreğim öyle yanıyor…”
“Yağız benim de yanıyor. Damlayı öldürmek bile istiyorum. Sizi bu sabah öyle görmek beni öldürdü. Kalbime hançer saplasan bu kadar acıtmazdı inan.” O sırada korna sesi bölüyor geceyi.
“Hadi gidelim bizi çağırıyorlar. Bu arada yanındaki kadın olmak için her şeyi verirdim. Çok yakışıklı olmuşsun.” Dedim ve ondan önce çıktım. Ağlamayacaktım artık. Kaybettiğini gösterecektim ona. Görmesi lazımdı. Bu çocuğun değişken ruh halini de anlamıyordum. İçeride başka, şimdi başka konuşuyordu. Bu yüzden hep canımı yakıyordu.
Restorana gidene kadar söyledikleri kulaklarımda çınladı. Bu demek oluyordu ki beni hala unutamamıştı. Biliyordum. Gözlerinden yalan söylediği, beni unutamadığını anlamıştım. Restorana gelince durmuştuk. Biz Selim, ben, Damla, Yağız dördümüz gelmiştik. Araba da gözlerimiz buluşmasın diye çok uğraşmıştık, ama başaramadık. Neyse! Refik Amcalarda önde kendi arabaları ile gelmişlerdi. İlk onlar inmişti. Sonra da biz indik. Hepimiz restorana bakakaldık. Çok şıktı gerçekten. Büyüleyiciydi.
İlk girişte bizi yerde çiçekler karşılıyordu. İçeriden de müzik geliyordu. Zenginler içindi belli oluyordu. İçeri girecekken tam yanlışlık ile Yağızın elini tutmuştum. O da anlamamıştı. Hemen ellerimi çekmiştim. Ah Buse! O eller yasak sana neden anlamıyorsun? Nasıl bir zamanlar elma yasak ise; bana da eller yasaktı. Yoksa bende cennetimden kovulurdum. Neyse ki kimse görmemişti. Ama Yağızın suratındaki gülüşü yakalamıştım. Aptal nasıl da mutlu olmuştu benim gibi. İçeri girince bir anlık gözler üzerimizde gezindi. Tabi yanımızdakiler hemen sahiplenircesine bellerimize sarıldılar. Bu kızlar bizim dercesine. Gözlerim Damla ile Yağıza kaydı. Nasıl da sahiplenmişti. O elleri kıracaktım, daha dursun zamanı gelecekti. Onunda gözleri bizdeydi. Kıskansın! Hatta kıskançlıktan gebersin. Sonra bir şey oldu, gözlerimiz başka bir masaya kaydı. Tanıdık o gülüşe takıldık. Gördüğümüz ile ikimizin de gözlerinde şimşekler çakıyordu biliyorum. Yağıza dönünce çoktan o masaya doğru harekete geçmişti.
 
Bunu bi baştan okuyayım :)
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst