HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!
"Düşünüyorum da, zamanınızı yanıtı
olmayan bilmeceler sorarak
harcayacağınıza daha iyi amaçlar
adına kullanabilirsiniz." dedi Alice.
"Eğer ki Zaman'ı benim kadar iyi
tanımış olsaydınız" diye yanıtladı
Şapkacı, "O'ndan harcanabilen bir
nesne olarak değil, bir kişi gibi
bahsederdiniz."
"Ne dediğinizi anlamıyorum." diye
söylendi Alice.
"Elbette ki anlamıyorsunuz!" diye
baş salladı Şapkacı kibirli bir
tavırla. "Öyle tahmin ederim ki,
Zaman'la bir kez olsun
konuşmamışsınızdır bile."
"Zannedersem hayır" diye yanıtladı
Alice tedbirle. Ancak müzik
dinlerken ne kadar zaman
aralıklarıyla tempo tutulması
gerektiğini biliyorum."
"Ya, işte şimdi anlaşıldı." dedi
Şapkacı. "Zamanın temposu
tutulmaz. Oysa O'nunla iyi
geçinmeyi bir öğrenebilseniz, saati
hep sizin keyfinize göre işletir. Söz
gelişi sabahleyin saat dokuzda, tam
derslere başlama vakti, ona şöyle
bir fısıldadınız mı, gözünüzü açıp
kapayana kadar fırt diye döner, bir
de bakarsınız saat 13.30 olmuş, tam
yemek vakti!".
Alice Harikalar Diyarı'nda, Lewis
Caroll, Bölüm 7
Kuşkusuz hepimizin ortak
deneyimidir; mutlu zamanlarımız
çabucak tükeniyorken, stres dolu
bekleyişlerimiz yorar, bir türlü geçip
bitmez. Örneğin, geleceğimize yön
verecek bir sınavın sonuçlarının
açıklanmasına birkaç saat kaldıysa, o
birkaç saat bize birkaç gün gibi bile
gelebilir. Ancak yıllardır
görmediğimiz yakın bir arkadaşımızla
yaptığımız keyifli bir akşam sohbeti,
sanki dakikalara sığıvermiştir. Zaman
algısındaki bu kişisel ve ansal
farklılıkların bilim dünyasınca
çözülmeyi bekleyen en büyük
gizemlerden biri olduğunu
söyleyebiliriz. Peki, eğer ki zamanı
tahmin gücümüz, duygu durumu ve
beklentilerimizle bu denli etkileşim
içindeyse, acaba sabit bir zaman
duyusuna sahip olabilir miyiz?
Sözünü ettiğimiz bu soru, bir yüzyılı
aşkın süredir psikologların aklını
kurcalamaya devam ediyor.
Zaman algısını deneylerle sınamak,
çoğu kez yalnızca süreölçer özelliği
bulunduran bir saat gerektirecek
kadar kolay oluyor. Deney
modellerinin en yaygınında
katılımcılar, fiziksel ya da düşünsel
olarak gerçekleştirdikleri çeşitli
davranışlar sonunda ne kadar süre
geçmiş olabileceğini sözle dile
getiriyorlar. Daha açık bir deyişle,
eyleme başladıklarından itibaren ne
kadar zaman geçmiş olabileceğine
dair tahminlerde bulunuyorlar.
Uygulama ve test tasarımı bu denli
basit ve kolay bir alanda kuramsal
açıklamaların yetersizliği ve
bulanıklığıysa zaman bağlamının
başlı başına karmaşık bir yapıya
sahip oluşundan kaynaklanıyor.
Özellikle de Einstein'ın görecelilik
kuramından sonra zamana dair
bildiklerimizi bile tekrar
sorguluyorken, kişilerin kendilerine
has akıl süreçleri içinde yoğrulan
değişken zaman algılarını
açıklayabilmek hiç de kolay
görünmüyor. Bugüne değin zaman
algısına dair biriken düşünsel ve
bilimsel birikimse öyle gösteriyor ki,
insanoğlu zamanı iki kaynak
üzerinden değerlendirip algılıyor. İlk
kaynak fizyolojik işleyişlerden güç
alıyor. İkincisiyse genel bilişsel
süreçlerimizden etkileniyor.
olmayan bilmeceler sorarak
harcayacağınıza daha iyi amaçlar
adına kullanabilirsiniz." dedi Alice.
"Eğer ki Zaman'ı benim kadar iyi
tanımış olsaydınız" diye yanıtladı
Şapkacı, "O'ndan harcanabilen bir
nesne olarak değil, bir kişi gibi
bahsederdiniz."
"Ne dediğinizi anlamıyorum." diye
söylendi Alice.
"Elbette ki anlamıyorsunuz!" diye
baş salladı Şapkacı kibirli bir
tavırla. "Öyle tahmin ederim ki,
Zaman'la bir kez olsun
konuşmamışsınızdır bile."
"Zannedersem hayır" diye yanıtladı
Alice tedbirle. Ancak müzik
dinlerken ne kadar zaman
aralıklarıyla tempo tutulması
gerektiğini biliyorum."
"Ya, işte şimdi anlaşıldı." dedi
Şapkacı. "Zamanın temposu
tutulmaz. Oysa O'nunla iyi
geçinmeyi bir öğrenebilseniz, saati
hep sizin keyfinize göre işletir. Söz
gelişi sabahleyin saat dokuzda, tam
derslere başlama vakti, ona şöyle
bir fısıldadınız mı, gözünüzü açıp
kapayana kadar fırt diye döner, bir
de bakarsınız saat 13.30 olmuş, tam
yemek vakti!".
Alice Harikalar Diyarı'nda, Lewis
Caroll, Bölüm 7
Kuşkusuz hepimizin ortak
deneyimidir; mutlu zamanlarımız
çabucak tükeniyorken, stres dolu
bekleyişlerimiz yorar, bir türlü geçip
bitmez. Örneğin, geleceğimize yön
verecek bir sınavın sonuçlarının
açıklanmasına birkaç saat kaldıysa, o
birkaç saat bize birkaç gün gibi bile
gelebilir. Ancak yıllardır
görmediğimiz yakın bir arkadaşımızla
yaptığımız keyifli bir akşam sohbeti,
sanki dakikalara sığıvermiştir. Zaman
algısındaki bu kişisel ve ansal
farklılıkların bilim dünyasınca
çözülmeyi bekleyen en büyük
gizemlerden biri olduğunu
söyleyebiliriz. Peki, eğer ki zamanı
tahmin gücümüz, duygu durumu ve
beklentilerimizle bu denli etkileşim
içindeyse, acaba sabit bir zaman
duyusuna sahip olabilir miyiz?
Sözünü ettiğimiz bu soru, bir yüzyılı
aşkın süredir psikologların aklını
kurcalamaya devam ediyor.
Zaman algısını deneylerle sınamak,
çoğu kez yalnızca süreölçer özelliği
bulunduran bir saat gerektirecek
kadar kolay oluyor. Deney
modellerinin en yaygınında
katılımcılar, fiziksel ya da düşünsel
olarak gerçekleştirdikleri çeşitli
davranışlar sonunda ne kadar süre
geçmiş olabileceğini sözle dile
getiriyorlar. Daha açık bir deyişle,
eyleme başladıklarından itibaren ne
kadar zaman geçmiş olabileceğine
dair tahminlerde bulunuyorlar.
Uygulama ve test tasarımı bu denli
basit ve kolay bir alanda kuramsal
açıklamaların yetersizliği ve
bulanıklığıysa zaman bağlamının
başlı başına karmaşık bir yapıya
sahip oluşundan kaynaklanıyor.
Özellikle de Einstein'ın görecelilik
kuramından sonra zamana dair
bildiklerimizi bile tekrar
sorguluyorken, kişilerin kendilerine
has akıl süreçleri içinde yoğrulan
değişken zaman algılarını
açıklayabilmek hiç de kolay
görünmüyor. Bugüne değin zaman
algısına dair biriken düşünsel ve
bilimsel birikimse öyle gösteriyor ki,
insanoğlu zamanı iki kaynak
üzerinden değerlendirip algılıyor. İlk
kaynak fizyolojik işleyişlerden güç
alıyor. İkincisiyse genel bilişsel
süreçlerimizden etkileniyor.
