Eser Adı: ÂL-İ ABA
Yazar: Fahrettin ALTAN
Yayınevi: İmam Ali (a.s) Müessesesi
Hamd-u sena Allaha, salat ve selam Peygambere ve Onun tertemiz Ehl-i Beytine olsun. İnsanları şaşkınlıktan kurtarmak, cehaleti gidermek, zulümle mücadele yapmak ve beşerle yaratıcısının irtibatını sağlamak yolunda bütün varlıklarını vakfeden ve insanlığa ışık tutmak ve hidayet nişanelerini göstermek için didinen ve bu yüce hedefler uğruna aziz canlarından geçen vahiy ve risalet muhafızları, hak ve adalet koruyucuları olan Hz. Peygamber ve Ehl-i Beytinin (Allahın salat ve selamı onların hepsinin üzerine olsun) eserlerini yayınlamak, insanın akıl, idrak ve fıtratına sunulan ve diğer hizmetlerin temeli olan en büyük hizmettir.
İslamın doğru önder ve şahsiyetlerini ve tarih boyunca tanınmayan masum İmamları tanımak için en iyi yol, onların söz ve siyerlerine bakıp onları can gözüyle okumaktır. Allaha hamd olsun ki, bu söz ve siyerler bütün kin, düşmanlık, hadis yasaklama ve tahriflere rağmen zaman aşımından korunup bugünün nesline ulaşmıştır.
Velayet aşıkları, kendi mevlâlarının ve İslam dünyasının yüce şahsiyetlerinin söz ve siyerlerini ve Hz. Peygamberin Gadir çöllerinin kavurucu sıcağında yüz yirmi bin civarındaki kişiyi bekletmesi ve deve semerleriyle minber yaparak onun üzerine çıkıp hutbe okumasının ve coşkulu bir önsözünden sonra Hz. Alinin elini tutup; Ben kimin mevlâsı isem Ali de onun mevlâsıdır buyurmasının sebebinin ne olduğunu, bütün dünya ve İslam alemine sunmalıdırlar.
Acaba neden Hz. Peygamber (s.a.a), Hz. Aliyi sevenler hakkında iyi dua ve düşmanları hakkında ise beddua etti.? Acaba Ali kimdi ki, Allahın en seçkin Peygamberi ve yaratılış unsurunun en üstünü 23 yıl boyunca, o kadar üzüntü ve zorluklardan ve insanları putların esaretinden kurtardıktan ve özgürlük tadını beşere tattırdıktan sonra, hayatının en son anlarında ve ele geçmiş en kritik fırsatta, bu kadar titizlik ve ihtimamla Hz. Aliyi Mevla unvanıyla, yani Allah Tealanın kendisi ve Peygamberine tahsis ettiği bir sıfatla halka tanıtmaktadır? Allahdan başka düşüncesi olmayan, insanın kurtuluşundan başka risaleti olmayan ve manevi değerlerden başkasına değer vermeyen Hz. Peygamber, Hz. Alinin vücudunda ne gördü ki onu kendisine kardeş yaparak kendi yerine atadı?!
Veya Ehl-i Beytini, Kurânın eşi, alemdeki hakikatlerinin tecelligahı ve varlık esrarının hazinesi kılıp, onlara uymayı hidayetin yegane garantisi ve dalalet yolunun setti olarak tanıtmasının sebebi nedir acaba?!
Veya onları, gökyüzünün parlak yıldızları ve kurtuluş gemisi olarak tanıtmasının sebebi nedir?
Bunların (Ehl-i Beytin) vücutlarında yatan sır nedir ki, bütün insanların saadet ve kurtuluşu onlara uymakla gerçekleşmektedir?
İşte bu soruların ve yüzlerce sorunun cevaplarını Hz. Ali ve evladının siyer, ahlak ve düşünme hakkındaki vahye benzer sözlerinin arasında aramak gerekir. Nehcul- Belağa, Sahifetus- Seccadiyye, Tuhaful- Ukul ve Şianın diğer hadis kitaplarını iyice bir düşünerek, kelime-kelime, satır-satır okuyup Kurân ve Resulullahın hadisleriyle mukayese ederek, vasilerin son silsilesinin azametini anlamak gerekir.
Peygamber (s.a.a) ve Ehl-i Beytinin tevhit, nübüvvet, imamet, mead, sabır, direniş, zulme ve küfre karşı mücadele, ümitli olmak, değerleri diriltme yolunda fedakarlık, emanet, doğruluk, dürüstlük, adalet, ihsan, vefa, yiğitlik, cömertlik, insani keramet, izzet-i nefs, yüce himmetlilik, iffet, kanaat, özgürlük, kardeşlik, ihlas, hamaset, gayret, korku, nifak, heva ve heves, ahdi bozmak, hile, hıyanet, refah düşkünlüğü, zulmü kabullenmek, zorbacı güçlerin karşısında teslim olmak vb. şeyler hakkındaki sayısızca hadis ve rivayetlerini, Ehl-i Beytin kimler olduklarını, imametin ne olduğunu, halkın İmamlara başvurmasının gerekliliğinin sırrının ne olduğunu, Peygamber'in halifesi olmanın ne anlam taşıdığını, Al-i Muhammedin İslamda ne kadar büyük hakkı olduğunu anlamaları için Biharul Envar, Vesailuş- Şia, Vafi, İleluş- Şerayi, Tevhid-i Saduk, İhticac-ı Tabersi, Uyun-u Ahbarur- Rıza, Tuhaful- Ukul, Mişkatul- Envar gibi büyük ve küçük hadis mecmualarını görüp okumaları gerekir.
İşte böylece, İslam felsefelerinin en öz ve halisini kimin dilinden duyduklarını, İslami vahdetin doğru davetçilerinin kimler olduğunu, güzel örneğin kimlerde bulunduğunu, Allahın kimleri sevip onlara uyulmasının gerekliliğini ve kimlerin Kurân açısından nurlu kandiller olduğunu, Allahın kimlere velayet nimetini verdiğini... öğrenmiş olacaklardır.
Yine kimlerin Hz. Peygamberin yerine oturup Kurânın muallimi, fıtrat ve sırat-ı müstakimin hidayetçisi ve kılavuzu olabileceğini bilmiş olacaklardır.
Yine, fıkhı kimden öğrenmenin gerekliliğini, Kuranın tefsiri için kimin kapısının çalınmasının gerektiğini, mülhitlerin şüphelerinin cevabının nasıl verileceğini, sünnetle bidatı birbirinden kimin ayırt edebileceğini, Peygamberlerin alim varislerinin kimler olduğunu anlamış olacaklardır.
Evet Şia alimleri Hidayet İmamlarına (Ehl-i Beyte) uyarak akıl, kültür, İslam, Kurân ve Hz. Peygambere çok değerli hizmetler etmişlerdir. Sürgünlerde, zindanlarda, medrese zaviyelerinde, evlerin köşe bucaklarında tam fakirlik ve mahrumiyet içerisinde, Emevi ve Abbasi halifelerinin baskısı altında, diğer acımasız şahısların egemenliğinde olmalarına ve saray alimlerinin sinsi hilesi, sömürgecilerin komplosu ve cahillerin taassubuna rağmen bu değerli hazineleri nesilden nesile aktarmış, akıl ve din hırsızlarının yağmasından korumuş ve böylece bizim elimize ulaşıp gelecek nesillere hazine olmuştur.
Ama maalesef bu değerli ve zengin eserler Türkçe diline kazandırılmamıştır. Bu son zamanlar içerisinde bazı küçük eserler, bazı değerli kardeşlerimizin çaba, gayret ve fedakarlıklarıyla halkımızın istifadesine sunulmuştur. Yeni yeni büyük eserlerin Türkçeye kazandırılmasına da el atılmıştır. Fakat maddi sorunlar bu işin gecikmesine sebep olmaktadır. Bir takım değerli kitapları, tercümesinden on yıldan fazla bir zamanın geçmesine rağmen maddi sorunlar nedeniyle halen bastırabilmiş değiliz. Büyük eserlere el atmaya cüret edemiyoruz. Çünkü onları bastırabilecek güce sahip değiliz. Dolayısıyla o kitaplar elimizde kalacaktır; nitekim kalmıştır da. Halkımız da maalesef sadaka-i cariye olan kültürel alanlarda katkıda bulunmaya adet etmemişlerdir.
Her Ehl-i Beyt dostunun, Şianın bunca değerli eserlerinden en azından bir tanesini Türkçeye kazandırmak için kollarını sıvaması gerekir. Çünkü bizler diğerlerine oranla çok geride kalmışız. Onların Türkçeye kazandırılmamış eserleri kalmamıştır. Bizim halkımız bu konuda gerçekten kusur etmiştir; bunun farkında bile değildir. Hatta alim kardeşlerimizden bazıları, çeşitli hal ve hareketleriyle bizim bu alandaki çalışmalarımızı doğru görmüyorlardı; "Bizim kalem tutacak kimsemiz yoktur, bizim bozduğumuz düzelttiğimizden daha çok olur." deyip bu ağır mesuliyetten kaçıyorlardı. O sözleri diyerek bir çoklarımızı bu işlerden soğutuyorlardı. Ama şimdi elhamdulillah bu ağır işi yapmayı artık başarabilecek bir birçok değerli alim arkadaşlarımız vardır; telif ve çevirileriyle bunu ispatlamışlardır.
Evet, Ehl-i Beyt üzerine ne kadar çalışsak yine de yetersizdir. Onlar adeta engin bir denizdirler. Denizin suyunu tamamıyla çekemeyiz, ama susuzluğumuz miktarınca ondan içmeliyiz. Bizim bu çalışmamız da o engin denizden damlalardır. Allahın yardımı, Hz. Peygamber ve Ehl-i Beytinin manevi lütuflarıyla inşaallah On Dört Masum (a.s)ın kısaca hayatı, fazileti, sözleri ve sirelerini siz kardeşlerimizin istifadesine sunmaya çalışacağız. Elinizdeki bu kitap bu alanda ilk adımdır. Sizlerin de maddi ve manevi yardımlarınız, yapıcı tenkit ve tavsiyelerinizle, Allahın izniyle yakın bir zamanda diğer masumların hayat, fazilet, siyer ve sözlerini daha mükemmel bir şekilde sizlerin istifadesine sunmaya çalışacağız.
Bu kitabın hazırlanmasında Biharul-Envar, Ayanuş-Şia, Usul-u Kafi, Tuhaful-Ukul, Nehcul-Hayat, Fatımatuz-Zehra Behcetul- Kalbil- Mustafa, Münthal-Amal, Banu-yi Numune-i İslam, Fezail-i Hz. Peyamber, Fezail-i Hz. Ali, Fezail-i İmam Hasan, Fezail-i İmam Hüseyin, Sire-i Nebevî, Sire-i Alevî, Sire-i Fatimî, Sire-i Hasenî, Sire-i Hüseynî, Nigerişi Kutah be Zindegi-yi Peyamber-i İslam, Pişva-yi Evvel, Pişva-yi Dovvum, Pişva-yi Sevvum, Ali Kist?, el-İmam Ali b. Ebi Talib gibi pek çok değerli kitaplara müracaat ettik ve gereken hadis ve sözleri onlardan derledik. Daha güvenilir ve yararlı olması için de yararlanmış olduğumuz kitapların isimlerini dipnotta zikrettik. Bazı küçük kitaplardan istifade etmemize rağmen onların isimlerini değil onların yararlanmış oldukları kaynak kitapların isimlerini zikretmeye özen gösterdik. Allah Tealadan bu çalışmalarımızı kabul buyurmasını ve ahiret için bir azık olmasını niyaz ediyoruz.
Allahım, Muhammed ve Al-i Muhammede salat ve rahmet eyle, bizleri Onlardan ayırma, bu dünyada ziyaretlerini, ahirette ise şefaatlerini bizlere nasip eyle. Amin!
Yazar: Fahrettin ALTAN
Yayınevi: İmam Ali (a.s) Müessesesi
Hamd-u sena Allaha, salat ve selam Peygambere ve Onun tertemiz Ehl-i Beytine olsun. İnsanları şaşkınlıktan kurtarmak, cehaleti gidermek, zulümle mücadele yapmak ve beşerle yaratıcısının irtibatını sağlamak yolunda bütün varlıklarını vakfeden ve insanlığa ışık tutmak ve hidayet nişanelerini göstermek için didinen ve bu yüce hedefler uğruna aziz canlarından geçen vahiy ve risalet muhafızları, hak ve adalet koruyucuları olan Hz. Peygamber ve Ehl-i Beytinin (Allahın salat ve selamı onların hepsinin üzerine olsun) eserlerini yayınlamak, insanın akıl, idrak ve fıtratına sunulan ve diğer hizmetlerin temeli olan en büyük hizmettir.
İslamın doğru önder ve şahsiyetlerini ve tarih boyunca tanınmayan masum İmamları tanımak için en iyi yol, onların söz ve siyerlerine bakıp onları can gözüyle okumaktır. Allaha hamd olsun ki, bu söz ve siyerler bütün kin, düşmanlık, hadis yasaklama ve tahriflere rağmen zaman aşımından korunup bugünün nesline ulaşmıştır.
Velayet aşıkları, kendi mevlâlarının ve İslam dünyasının yüce şahsiyetlerinin söz ve siyerlerini ve Hz. Peygamberin Gadir çöllerinin kavurucu sıcağında yüz yirmi bin civarındaki kişiyi bekletmesi ve deve semerleriyle minber yaparak onun üzerine çıkıp hutbe okumasının ve coşkulu bir önsözünden sonra Hz. Alinin elini tutup; Ben kimin mevlâsı isem Ali de onun mevlâsıdır buyurmasının sebebinin ne olduğunu, bütün dünya ve İslam alemine sunmalıdırlar.
Acaba neden Hz. Peygamber (s.a.a), Hz. Aliyi sevenler hakkında iyi dua ve düşmanları hakkında ise beddua etti.? Acaba Ali kimdi ki, Allahın en seçkin Peygamberi ve yaratılış unsurunun en üstünü 23 yıl boyunca, o kadar üzüntü ve zorluklardan ve insanları putların esaretinden kurtardıktan ve özgürlük tadını beşere tattırdıktan sonra, hayatının en son anlarında ve ele geçmiş en kritik fırsatta, bu kadar titizlik ve ihtimamla Hz. Aliyi Mevla unvanıyla, yani Allah Tealanın kendisi ve Peygamberine tahsis ettiği bir sıfatla halka tanıtmaktadır? Allahdan başka düşüncesi olmayan, insanın kurtuluşundan başka risaleti olmayan ve manevi değerlerden başkasına değer vermeyen Hz. Peygamber, Hz. Alinin vücudunda ne gördü ki onu kendisine kardeş yaparak kendi yerine atadı?!
Veya Ehl-i Beytini, Kurânın eşi, alemdeki hakikatlerinin tecelligahı ve varlık esrarının hazinesi kılıp, onlara uymayı hidayetin yegane garantisi ve dalalet yolunun setti olarak tanıtmasının sebebi nedir acaba?!
Veya onları, gökyüzünün parlak yıldızları ve kurtuluş gemisi olarak tanıtmasının sebebi nedir?
Bunların (Ehl-i Beytin) vücutlarında yatan sır nedir ki, bütün insanların saadet ve kurtuluşu onlara uymakla gerçekleşmektedir?
İşte bu soruların ve yüzlerce sorunun cevaplarını Hz. Ali ve evladının siyer, ahlak ve düşünme hakkındaki vahye benzer sözlerinin arasında aramak gerekir. Nehcul- Belağa, Sahifetus- Seccadiyye, Tuhaful- Ukul ve Şianın diğer hadis kitaplarını iyice bir düşünerek, kelime-kelime, satır-satır okuyup Kurân ve Resulullahın hadisleriyle mukayese ederek, vasilerin son silsilesinin azametini anlamak gerekir.
Peygamber (s.a.a) ve Ehl-i Beytinin tevhit, nübüvvet, imamet, mead, sabır, direniş, zulme ve küfre karşı mücadele, ümitli olmak, değerleri diriltme yolunda fedakarlık, emanet, doğruluk, dürüstlük, adalet, ihsan, vefa, yiğitlik, cömertlik, insani keramet, izzet-i nefs, yüce himmetlilik, iffet, kanaat, özgürlük, kardeşlik, ihlas, hamaset, gayret, korku, nifak, heva ve heves, ahdi bozmak, hile, hıyanet, refah düşkünlüğü, zulmü kabullenmek, zorbacı güçlerin karşısında teslim olmak vb. şeyler hakkındaki sayısızca hadis ve rivayetlerini, Ehl-i Beytin kimler olduklarını, imametin ne olduğunu, halkın İmamlara başvurmasının gerekliliğinin sırrının ne olduğunu, Peygamber'in halifesi olmanın ne anlam taşıdığını, Al-i Muhammedin İslamda ne kadar büyük hakkı olduğunu anlamaları için Biharul Envar, Vesailuş- Şia, Vafi, İleluş- Şerayi, Tevhid-i Saduk, İhticac-ı Tabersi, Uyun-u Ahbarur- Rıza, Tuhaful- Ukul, Mişkatul- Envar gibi büyük ve küçük hadis mecmualarını görüp okumaları gerekir.
İşte böylece, İslam felsefelerinin en öz ve halisini kimin dilinden duyduklarını, İslami vahdetin doğru davetçilerinin kimler olduğunu, güzel örneğin kimlerde bulunduğunu, Allahın kimleri sevip onlara uyulmasının gerekliliğini ve kimlerin Kurân açısından nurlu kandiller olduğunu, Allahın kimlere velayet nimetini verdiğini... öğrenmiş olacaklardır.
Yine kimlerin Hz. Peygamberin yerine oturup Kurânın muallimi, fıtrat ve sırat-ı müstakimin hidayetçisi ve kılavuzu olabileceğini bilmiş olacaklardır.
Yine, fıkhı kimden öğrenmenin gerekliliğini, Kuranın tefsiri için kimin kapısının çalınmasının gerektiğini, mülhitlerin şüphelerinin cevabının nasıl verileceğini, sünnetle bidatı birbirinden kimin ayırt edebileceğini, Peygamberlerin alim varislerinin kimler olduğunu anlamış olacaklardır.
Evet Şia alimleri Hidayet İmamlarına (Ehl-i Beyte) uyarak akıl, kültür, İslam, Kurân ve Hz. Peygambere çok değerli hizmetler etmişlerdir. Sürgünlerde, zindanlarda, medrese zaviyelerinde, evlerin köşe bucaklarında tam fakirlik ve mahrumiyet içerisinde, Emevi ve Abbasi halifelerinin baskısı altında, diğer acımasız şahısların egemenliğinde olmalarına ve saray alimlerinin sinsi hilesi, sömürgecilerin komplosu ve cahillerin taassubuna rağmen bu değerli hazineleri nesilden nesile aktarmış, akıl ve din hırsızlarının yağmasından korumuş ve böylece bizim elimize ulaşıp gelecek nesillere hazine olmuştur.
Ama maalesef bu değerli ve zengin eserler Türkçe diline kazandırılmamıştır. Bu son zamanlar içerisinde bazı küçük eserler, bazı değerli kardeşlerimizin çaba, gayret ve fedakarlıklarıyla halkımızın istifadesine sunulmuştur. Yeni yeni büyük eserlerin Türkçeye kazandırılmasına da el atılmıştır. Fakat maddi sorunlar bu işin gecikmesine sebep olmaktadır. Bir takım değerli kitapları, tercümesinden on yıldan fazla bir zamanın geçmesine rağmen maddi sorunlar nedeniyle halen bastırabilmiş değiliz. Büyük eserlere el atmaya cüret edemiyoruz. Çünkü onları bastırabilecek güce sahip değiliz. Dolayısıyla o kitaplar elimizde kalacaktır; nitekim kalmıştır da. Halkımız da maalesef sadaka-i cariye olan kültürel alanlarda katkıda bulunmaya adet etmemişlerdir.
Her Ehl-i Beyt dostunun, Şianın bunca değerli eserlerinden en azından bir tanesini Türkçeye kazandırmak için kollarını sıvaması gerekir. Çünkü bizler diğerlerine oranla çok geride kalmışız. Onların Türkçeye kazandırılmamış eserleri kalmamıştır. Bizim halkımız bu konuda gerçekten kusur etmiştir; bunun farkında bile değildir. Hatta alim kardeşlerimizden bazıları, çeşitli hal ve hareketleriyle bizim bu alandaki çalışmalarımızı doğru görmüyorlardı; "Bizim kalem tutacak kimsemiz yoktur, bizim bozduğumuz düzelttiğimizden daha çok olur." deyip bu ağır mesuliyetten kaçıyorlardı. O sözleri diyerek bir çoklarımızı bu işlerden soğutuyorlardı. Ama şimdi elhamdulillah bu ağır işi yapmayı artık başarabilecek bir birçok değerli alim arkadaşlarımız vardır; telif ve çevirileriyle bunu ispatlamışlardır.
Evet, Ehl-i Beyt üzerine ne kadar çalışsak yine de yetersizdir. Onlar adeta engin bir denizdirler. Denizin suyunu tamamıyla çekemeyiz, ama susuzluğumuz miktarınca ondan içmeliyiz. Bizim bu çalışmamız da o engin denizden damlalardır. Allahın yardımı, Hz. Peygamber ve Ehl-i Beytinin manevi lütuflarıyla inşaallah On Dört Masum (a.s)ın kısaca hayatı, fazileti, sözleri ve sirelerini siz kardeşlerimizin istifadesine sunmaya çalışacağız. Elinizdeki bu kitap bu alanda ilk adımdır. Sizlerin de maddi ve manevi yardımlarınız, yapıcı tenkit ve tavsiyelerinizle, Allahın izniyle yakın bir zamanda diğer masumların hayat, fazilet, siyer ve sözlerini daha mükemmel bir şekilde sizlerin istifadesine sunmaya çalışacağız.
Bu kitabın hazırlanmasında Biharul-Envar, Ayanuş-Şia, Usul-u Kafi, Tuhaful-Ukul, Nehcul-Hayat, Fatımatuz-Zehra Behcetul- Kalbil- Mustafa, Münthal-Amal, Banu-yi Numune-i İslam, Fezail-i Hz. Peyamber, Fezail-i Hz. Ali, Fezail-i İmam Hasan, Fezail-i İmam Hüseyin, Sire-i Nebevî, Sire-i Alevî, Sire-i Fatimî, Sire-i Hasenî, Sire-i Hüseynî, Nigerişi Kutah be Zindegi-yi Peyamber-i İslam, Pişva-yi Evvel, Pişva-yi Dovvum, Pişva-yi Sevvum, Ali Kist?, el-İmam Ali b. Ebi Talib gibi pek çok değerli kitaplara müracaat ettik ve gereken hadis ve sözleri onlardan derledik. Daha güvenilir ve yararlı olması için de yararlanmış olduğumuz kitapların isimlerini dipnotta zikrettik. Bazı küçük kitaplardan istifade etmemize rağmen onların isimlerini değil onların yararlanmış oldukları kaynak kitapların isimlerini zikretmeye özen gösterdik. Allah Tealadan bu çalışmalarımızı kabul buyurmasını ve ahiret için bir azık olmasını niyaz ediyoruz.
Allahım, Muhammed ve Al-i Muhammede salat ve rahmet eyle, bizleri Onlardan ayırma, bu dünyada ziyaretlerini, ahirette ise şefaatlerini bizlere nasip eyle. Amin!