HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!
Yılın en sevmediğim tek günü; doğum günüm.Yalçın'ın affedilmek için hiçbir şey yapmadığı, Olcay'ın ise kendini yırttığı zaman dilimi acıdan başka bir şey değildi. Düşüncelerim daima ona kayıyordu. Hani kendini affettirecekti, acaba beni umursamıyor mu? Sorular zihnimi ele geçiriyordu. Amaçlarını anlamamıştım. Giydiğim salaş tişörtü çekiştirdikten sonra aynanın karşısında saçlarımı karıştırdım. Bugün okuldan izinliydim, kendi kendimi idare edebilirdim.Çantamı boynuma astıktan sonra kahvaltıyı hazırlayan babama seslendim. Ben çıkıyorum, akşam geç gelirim. Ardından itiraz etmesini veya soru sormasını beklemeden kapıdan çıkıverdim. On yedi olacaktım ve bir yıl daha sabredince on sekiz. Daha sonra babamlardan uzağa kaçardım herhalde. Onun planı hazır değildi.Yolda gördüğüm ve girmeyi aklıma not ettiğim eğlence kulüplerine doğru yöneldim. Bugün azıcık dağıtma niyetindeydim. Hayır, azıcık değil fazlasıyla.Dudaklarımı esir alan gülümsemeye engel olamıyordum, ne yazık ki istemiyordum da. Bugün benim günümdü! Ayaklarımdaki spor ayakkabılarla beni alacaklarından emin olmasam da mutluydum. Ah, uzun boylu olmanın avantajından yaralanarak kimlik sormadan içeri girebilecektim, en azından amacım buydu. Çantamın askısını düzeltirken omzuma aldığım darbeyle geriye sendeledim. Gözlerimi devirdikten sonra bana çarpan kişiye bakmak amacıyla başımı kaldırdım.Arkaya düşmeme için kolumu yakalamış olan kişi genç bir oğlandı. Benimle yaşıt veya bir kaç yaş büyük o kadar. Koyu kahverengi kıvırcık saçları vardı ve aynı tonda gözleri. Yüz hatları yumuşaktı ve sol tarafında kocaman gamzesi vardı!İncelemen bittiyse gidebilir miyim?Gözlerimi kırpıştırıp kendime gelmeye çalıştım. Yolun ortasında çarpıştığım adamın tekini böyle süzmek tam da benim yapacağım şeydi. Onun yolunu açmak adına geriye çekildim. Hemen arkamda var olduğunu fark etmediğim gece kulübünün girişine ilerledi. Normale sabahın bu saatlerinde açık olmaz sanıyordum.Hey, dedim utana sıkıla. Beni de içeri alır mısın?Kaşlarını kaldırıp çok da zayıf olmayan bedenimi süzdü.Sen... Reşit misin ki?Duraksadıktan sonra başını arkaya atarak kahkaha patlattı. Sıkıntıyla seslice nefes aldım. Sence reşit olsam senden yardım ister miyim? diye sordum omuz silkerken. Beni almamaları bir ihtimaldi, sadece işimi kesinleştiriyordum. Peki, küçük kız benim kazancım ne olacak?Sanırım dikkatini çekebilmiştim. Bir içki? dedim başımı sağa yatırarak. Dişlerini gösteren bir gülüşle Adım; Tugay. dedi. Olumlu anlamda aşağı yukarı salladım başımı. Ardından elini omzuma dolayıp beni kendine doğru çekti.İki saniye sürecek söz veriyorum. dedi kulağıma fısıldayarak. Nedense bana tehlikeyle yaklaştığını düşünmüyordum hatta beş dakika önce tanıştığım birine hissedilecek güvenden fazlası vardı içimde. Ağabey gibi. Koruyacak biri gibi.Merdivenlerden indiğimizde filmlerden fırlamış olan korumayla karşılaştık. Kalıplıydı ve ifadesizce gelenleri kontrol ediyordu. Bakışları dolaşarak beni buldu. Tugay onun bana baktığını fark edince omzumdaki kolunu sıkılaştırdı. Küçük hanım benimle. dedi az öncekinin aksine alayla gülümseyerek.Kızın ismi? diye sordu ürkünç sesle koruma. Tugay'a bu küçük ayrıntıyı söylemediğimi anlayınca duruma karışma gereği duydum.İmge, adım yani.İkisi de kötücül bakışlarını bana dikince susmanın en iyisi olduğuna karar verdim. Ayağımı yere vurmaya başlamıştım ki Tugay'ın ismi için 'Yavuzcan' dediğini duydum. Bana mı adama mı yalan söylüyordu bilmiyordum. Öylece kapı açıldı, omzuma sarılmış tanımadığım biriyle gece kulübüne giriş yaptım.Hemen elini çekerek yanağımdan makas aldı. Bu işlerden hiç anlamıyorsun, herkes ikinci adını kullanır. Sana bir tane uydurmalıydım.Yanaklarımın kızarmaya başladığına emindim. İyi ki loş ortamdaydık. Ah, gece kulübü sabah olmasına rağmen karanlıktı hatta başım ağrımaya başlamıştı. Kırmızı, yeşil ve mavi ışıklar etrafa renk katmıştı. Bar kısmındaki tabureler deridendi ve fazla yüksekti. Diğer koltuklar ise normal diyebileceğim şekildeydi, yine deri olması dışında.Sandığımdan daha fazla kişi vardı, yaklaşık yirmi. Bar kısmına yürümeye çalıştım tabi ki dans edenlerin çoğu geceden kalma olduğundan bedenlerini öylece savuruyorlar ve bana çapıyorlardı.Tugay elimi tutarak beni çekiştirmeye başladı. Barların olduğu kısma gidiyorduk ve bana denk gelmesi büyük ihtimal olan on, on beş darbeyi engellemişti. Sonunda açıklığa çıktığımızda soluklandık.Yanımdan ayrılmaman en iyisi Simge.İmge! Adım İmge.Uflayarak şu çok yüksek bar taburesine zıpladım. Ne içersin? diye sordu tezgâhı silen barmenlerden birisi. Su. dedim o an aklıma alkol ismi gelmeyince. Kaşları anlık olarak çatıldı ama dudakları dalga geçtiğini belirten şekilde iki yana büküldü.Yanlış yere gelmişsin koca bebek.Biz iki viski alalım!Tugay kurtarıcım olmaya heveslenmişti belli ki. Başımı olumlu anlamda salladım. Daha önce böyle ortamlara girmediğim yüz ifademden bile anlaşılıyordu.Nedense onu bir tehdit olarak görmüyordum. Beni birilerini öldürmeye çalışmakla suçlamazdı en azından. O an aslında herkese tavır yaptığımı fark ettim. Normalde asla beş dakikadır konuştuğum biriyle eğlence kulübüne girmez, alkol almazdım. Ama onlar beni sinirlendirmişti. Güvenimi yok saymışlar ve Nidaya inanmışlardı. Sanırım artık olacakları önemsememeyi öğrenmeye başlamıştım.Buralarda doğal davranmaman gerektiğini bilmelisin. dedi barmenin önümüze sürdüğü bardağı kafasına dikerken. Sinirlenmiştim, hem de çok fazla. Öfkeyle bardağı elime aldım ve tek dikişle boğazımdan aşağı yuvarladım. İçecek geçtiği her yeri yakarken midemin bulandığını hissettim. İnsanlar sarhoş olana kadar nasıl içiyorlardı bu şeyi?Öksürerek bardağı tezgâha çarptım, elimde parçalanmadığı için şükretmeliydim ama başıma aniden giren ağrı her türlü düşünme yetimi yok etmişti.Yavaş ol Simge.İmge ya İmge! Adımın bu kadar zor olduğunu düşünmüyorum.Ardından tezgâhtan destek alarak barmene yaklaştım. Bir şeyden daha... Şey... Neydi şu söylediğin şeyin adı? Tugay benim garipliğime kahkaha attıktan sonra işaret vererek Son bardak. dedi.Karşımda gülen yüzler görüyordum ve bunun gözümün yanılması olduğundan emindim. Alkolün beni bu kadar çabuk çarpacağını tahmin edememiştim. Viski şişesinden akan rengini anlayamadığım sıvıyı izledim. Her ne kadar boğazımı yakmış olsa da tadını sevmiştim, sonradan.Önüme itilen bardağı kaparak yine tek dikişle mideme yolladım. Kesinlikle sarhoş olmanın eşiğindeydim, belki de olmuştum bile. Midem resmen kaynıyordu. Ama unutmak istiyordum, bir kez olsun zil zurna sarhoş olarak bütün dertleri, sorunları ve problemleri hayatımdan çıkarmaya çalışıyordum.Tugay önüme sürdüğü kuruyemiş tabağından aldığı fıstığı ağzına attığında onu iki tane görmeye başlamıştım. Başlangıcı iyi yapamamıştım. Eğer alkole bu kadar dayanıksızsan içmemelisin küçük kız. dedi önüme düşen bir tutam saçımı parmağında çevirirken. Ne olduğunu anlamadan tabureden atlayıverdim.Ben... Dans edeceğim.Kekelemediğim, sadece duraksadığım için kendimle gurur duyuyordum. Müziğin ritmi iyice düşmüştü, ağır ağır sallanan bedenlerin yarısı sızmak üzere gibi duruyordu. Zaten yüzde doksanı sarhoş olduğu için yüksek sesle kahkaha atmaktan kaçınmadım.Acılarımı silmenin tek yolu buydu. Gülümsemeye, kahkahaya tutunmak. Yapabileceğim başka bir şey yoktu. Unutmak istiyorsam unutacaktım. Onları aklımdan tamamen atacaktım. Doğum günümde kendimi depresyona sokmaya niyetim yoktu ki ilaçlarımı da almıyordum bir süredir. Fena uyku yapıyorlardı, gözlerimi açık tutamıyordum içince. Yanımdan geçmekte olan garsonu durdurarak ne olduğunu bilmediğim ve rengini anlayamadığım bardağı kaptım. Tek dikişte içmeye çalışsam da tadı viskiden de kötü olduğundan öğürdüm.Tugay'ın önünde iğrenç olmanın dibine vurmuştum, gerçekten utanıyordum.Hadi kızlar tuvaletine gidelim. dedi kolumu yakalarken. Birlikte mi? diye sordum kaşlarımı manalı şekilde kaldırırken. Yaptığım rezilliğe gözlerini devirdikten sonra Neden senin gibi bir bücürle uğraşıyorsam sanki. diye homurdandı.Pişt! dedim öfkeyle. Sarhoş olmam, cümlelerini anlamadığım manasına gelmez.Ama yarın hatırlamayacağın anlamına gelir.Başımı aşağı yukarı sallayarak onu onayladım. Kolunu belime sararak gülümsedi. Küçük kız kardeşime benziyorsun. Sanırım bu sebeple sana yardımcı oluyorum.Beni çekiştirirken bedenimin onun peşinden sürüklenmesine aldırmadım. Zihnimi açık tutmak istiyordum ama yapamayacak kadar yorgundum. Beni ne zaman geldiğimizi anlamadan kızlar tuvaletine soktu ve saçlarımı ensemde toplayarak avucuna doldurduğu suyu yüzüme fırlattı. Öksürerek elini itmeye çalıştım. Kendine gelmen için. diyerek çabalarımı sonlandırdı.Kaç saattir buradayız? diye sordum ağrıyan başımı ovuştururken. Hayır, ayılmamıştım hatta kelimeleri yayvan şekilde söylemeye başlamıştım. Keşke ısınma turunu yavaş geçseydim.Saat iki. Öğlen iki.Eve gitmek istemiyorum, bugün benim doğum günüm! diye homurdandım. Aniden dizlerimin arkasında hissettiğim baskı ve yerden kesilen bedenimle beni kucağına aldığını fark ettim. Gerçekten bela oldun. dedi sırıtarak. Şuan bilincim tamamen yerinde olsaydı çığlık atarak kaçardım ama değildi. Bu yüzden uysal davranarak başımı omzuna yasladım. Bedenen ve ruhen yorulmuştum, hem de kendimi kaybedecek kadar.Kapıyı ayağıyla açarken Benim gibi iyi bir insana denk geldiğin için şanslısın. dedi. Heheyt be kızların kurtarıcısıyım ya.Tugay'ın kendini övmesini dinlerken gözlerimin kapanmaya başladığını hissettim. Arabayla geldim diye fısıldadı kulağıma. Ona bindireceğim, kızılayın ortasında kucağımda kızla gezemem.Mırıldanarak kabul ettiğimi belirttim. Devamı koyu karanlık. Ne zaman o eğlence kulübünden çıktığımızı, arabaya nasıl bindiğimizi, nereye gittiğimizi bilmiyordum. Aynı saatin kaç olduğunu bilmediğim gibi.Bilincim yavaşça açılırken nerede olduğumu kavrayabildim. Pahalı bir arabanın içindeydim, her kasım isyan edercesine ağrıyordu ve çoktan hava kararmıştı. Nerede olduğuma dair hiç fikrim yoktu. Son yaşadıklarım film şeridi misali gözümün önünden geçti. En son Tugay adlı oğlanın beni kucağına aldığını hatırlıyordum.Arabanın içi boştu, hala o kulübün önündeydik. O zaman beni kaçırma gibi planları olamazdı. Zaten akıllı bir insan benim gibi kızı kaçırmazdı.Günaydın Simge.Onu düzeltme gereği görmedim. Beni sinirlendirmeye çalıştığını anlayacak kadar zekiydim. Şoför koltuğunun camından bana uzattığı Starbucks bardağını hemen elime aldım. Kahve! Baş ağrıma gelebilecek en güzel nimet.Teşekkür ederim.Yorum yapmadı ve kapıyı açarak arabaya bindi. Altı saattir uyuyorsun, öldüğünü düşünmeye başlamıştım.Çüş!Hayatımdaki en kaba tepkiyi verdikten sonra doğruldum. Arabanın saatine bakınca haklı olduğunu gördüm. 20:24. Babam meraktan çıldırmış olmalıydı.Evim şurada. dedim arabadan inmek için hamle yaparken. Ben seni götürürüm. dedi Tugay. Emniyet kemerimi kontrol ettikten sonra arabayı çalıştırdı. Benim talimatlarıma uyarak evimize ilerlerken çantamı açarak telefonumu çıkardım.59 cevapsız çağrı, 83 mesaj, 11 sesli mesaj.E, yuh ama!Gözlerimi ovuşturduktan sonra telefonumun elimde titreşmeye başladığını fark ettim. Babamın olduğunu görünce açıp kulağıma götürdü. İmge! diye bağırdı korktuğu belli olan ses tonuyla. Neredesin kızım sen? Ne yapıyorsun? Beni kalpten götürecektin! Polise gidecektim, zor tuttular!Dışarıdaydım baba.Sesim çatlamasaydı daha inandırıcı olabilirdi. El işaretleriyle Tugaya arabayı çalıştırmasını anlatmaya çalıştım. Anladığını belirtmek ister gibi kafasını sallayınca oturduğum koltukta iyice yayıldım.Bir daha bunu yaparsan-Ne olur baba? diye sordum gerilirken. Keşke bunu onun yanında yaşamasaydım. Ne yaparsın? Bence bunu evde, yüz yüzeyken konuşmalıyız. Çünkü şuan başım çatlıyor.Geldiğinde kaçışın olmayacak!Telefon suratıma kapandığında babamın öfkesini dizginlediğini, içinde büyüttüğünü ve eve gittiğimde bana patlayacağını anlamıştım. Başımı geriye yaslarken İkinci soldan dön. dedim ve çok kaba olduğumun farkına vardım. Yani dönersen bizim eve çıkıyor.Önemli olmadığını gösterircesine gülümsedikten sonra Kardeşimde senin gibi. dedi. Anlamayınca kaşlarımı kaldırıp soru dolu bakışlarımı ona diktim. Sürekli isyan ediyor, bağırıyor ama daima ilgi bekliyor. Ona sürekli sahip çıkmam gerekiyor.Başımla onayladım onu. Yapabileceğim başka bir şey yoktu. Ona isyan etmediğimi anlatmaya kalkışsam düşünceleri değişmeyecekti. Arabayı durdurduğunda teşekkür ederek indim. Bunu yaptığım için gece kendimi cezalandırabilirdim, şuan değil.Kapıyı kapattığımda onunda şoför koltuğundan indiğini gördüm. Ne yapıyorsun? dedim etrafıma bakmadan. O ise benim aksime direk karşıya bakıyordu. Gözleriyle binanın kapısını işaret edince o tarafa dönmeyi akıl ettim.Gördüğüm şey; elindeki tekli pastayla üçlü merdivene oturmuş, öfkeden kudurmuş bir Yalçındı.Git hadi Tugay. dedim ortamın gerilmesini engellemeye çalışarak. Ardından ona doğru yürümeye başladım. Elindeki frambuazlı pastaya küçümseyici bakışlar atsam da ağzımın suyu akmıştı. Kötü şans! Frambuaza bayılırdım!Kendini tek kişilik bir pastayla mı affettireceksin Yalçın?O kim?Tugaya attığı öldürücü bakışları görmezden gelmeye çalıştım. Soğuktan üşümeye başlayan ellerimi ovuştururken derin nefes çektim ciğerlerime. Şuan uğraşmak istediğim son şey bile değildi bu durum.Susma hakkımı kullanıyorum. dedim merdivene yürürken. Tabi ki Yalçın öfkesini kusmadan geçip gitmeme asla izin vermezdi. Kolumu tutarak kabı dört tarafından açılmış pastayı işaret etti.Bunu dörtte aldım. Buraya altıda geldim, Ece inip benimle konuşmasına rağmen gitmedim. Mesaj attım ve aradım. Bunların hepsini keyfimden yapmadım.Beni iki saattir kapıda bekliyorsun ha? Güzel jest. Teşekkür ederim. Artık evime gidebilir miyim?Benim psikopat olduğuma inanan biriyle konuşmaya devam etmek istemiyordum. Bu kadar mı? diye sordu ama dikkatim dağılmıştı. Arkama dönerek kapısını açmış bizi izleyen Tugaya baktım.Ne yapıyorsun? diye seslendim dibimdeki Yalçını önemsemeden. Taksi paramı getirmeni bekliyorum.Güldüm, kahve beni kendime getirmiş olabilirdi ama hala üzerimde dengesizlik vardı. Midem kendi kendini sindirmeye başlamadan eve ulaşmalıydım. Yalçın önüme geçerek beni ikinci kez durdurdu.Bu soğukta beni küçümse diye beklemedim.Ne bekliyorsun Yalçın? dedim sinirle gülmeye başlarken. Alkışlayayım mı?O kim? dedi ikinci kez. Biraz sonra kafamı duvarlara vurmaya başlayacaktım. Kurduğum cümleyi anlaması neden bu kadar zordu? Sana ne.Yan tarafından geçtikten sonra bütün merdivenleri çıktım. Fakat gerçekten pes etmemişti. İmge kendimi affettireceğimi söyledim ve yapmaya çalışıyorum! diye bağırdı. Arkama dönerek sağ elimi ağzına kapadım.Hava kararmıştı, sokaklar boşalmış sayılırdı. Böyle alelade bağırması hiç uygun değildi. Zaten babamdan azar işitecektim, bu süreci uzatmaya niyetim yoktu. Sus! Tamam, sus!Elimi tutarak dudakları üzerinden çekerken yaptığım şeyin bilincine vardım. Yanaklarımın kızardığını görmesin diye başımı öne eğdim. Nida sana zarar verirdi, eğer kime inandığımı belli etseydim. O an gözü dönmüştü.Umurumda değil! Bak, sadece eve gitmek istiyorum.O oğlan kim İmge?!Daha bugün tanışmamıza rağmen bana sizden çok daha fazla güvenen biri!Söylediğim her kelimenin ağırlığı aniden beni esir aldı. Omuzlarım çöktü, başıma sancı girdi. Bunları söylememeliydim. Dudağımı ısırarak omzuna çarpmaya aldırmadan yanından geçtim. Seni korumak içindi. diye tısladı dişlerinin arasından. Tam arkamı dönüp ne dediğini soracaktım ki benim için işi kolaylaştırdı.Vücudumu kendine çevirerek yüzümü avuçları arasına aldı. Yüzü her saniye yüzüme yaklaşırken kalbimin ritmi kulaklarımda uğuldamaya başlamıştı. Dudakları aşağı doğru büzüldü. O an titrediğimin farkına vardım.Ben bu kadar tiksindiğini bilseydim sana yaklaşmazdım.Yüzümü kavrayan sıcak eller yok olunca bomboş kalakaldım. Yalçının kırılmış ifadesine bakarken önümde iki seçenek olduğunu anladım. Ya durumu açıklayacaktım ya da tiksindiğimi düşünmesine izin verecektim.Herkes kendine göre yorumlar Yalçın.Son sözümü söyleyerek arkamı döndüm. Kalbim ritmini yavaşlatmamıştı aksine daha da hızlanıyordu sanki. Salaş tişörtümün yakasını çekiştirirken geriye baktım. Öylece durmuş beni izliyordu. Burnunun ucunun ve kulaklarının kızardığını gördüğümde doğru söylediğini kanıtlanmış oldu. Beni beklemişti.Nasıl yorumlamalıyım İmge?Doğum günümde tatsızlık istemiyorum! dedim kollarımı üşüyen, titreyen bedenime sararken. İyi de hediyemi daha vermedim.Tam hediyeye gerek olmadığını söyleyecektim, tişörtümün yakasını kavrayıp beni çekmeseydi. Öyle sert yaklaştık ki birbirimize dudaklarımız çarpıştı. Dehşetle geri çekildiğimde bunu bilerek yaptığını anladım.Yalçın beni öpmüştü! Saniyelikti ama öpmüştü işte!Onun dudaklarının dokunduğu yer karıncalanıyordu. Kendime engel olamadan dudağımı ısırdım. Gözlerimin kocaman açıldığını biliyordum. Tamamen aptal görüntüsü çiziyor olmalıydım.Doğum günün kutlu olsun.Resmen benimle dalga geçiyordu, pislik! Nevrim dönmüştü. Hem gerçek olamayacak kadar güzel, hem de beni öfkeden kudurtacak kadar garipti. Bütün gece uyuyamayacağımı bilirken arkamı döndüm ve merdivenleri koşarak çıkmaya başladım. Son iki dakikadır beynimi ele geçiren düşünce tekrar ve tekrar yankılandı zihnimde.
