- Katılım
- 25 Ocak 2013
- Konular
- 6,740
- Mesajlar
- 21,611
- Online süresi
- 2d 13h
- Reaksiyon Skoru
- 2,176
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 13 Yıl 4 Ay 23 Gün
- Başarım Puanı
- 509
- MmoLira
- 2,783
- DevLira
- 0
HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!
Oturduğum deri koltukta rahatsızca kıpırdandım. Bütün bakışların odağı olmak çok berbattı. Karşımdaki bordo kanepede Nida Yalçına sarılmış ağlıyor ve insan içine çıkamayacağına dair bir şeyler saçmalıyordu. Olcay kapının yanında kollarını göğsüne kavuşturmuş, gözlerini boşluğa dikmiş bakıyordu. Müdürümüz kaşlarını çatmıştı, oturduğu sandalyede geri yaslanmış yarım saat önce aradığı babamın gelmesini bekliyordu.Herkesin tek ortak noktası vardı; ben.Benim yapmadığım bir kavga eylemi.Yalçının Nidanın saçında dolaşıp onu rahatlatan ellerini görünce bakışlarımı kaçırdım. Bana inanacaklarını sanmıştım. Çok fena yanılmışım. Ne Olcay ne de Yalçın bir kere bile sorgulama gereği duymamışlardı. Benim yapıp yapmayacağıma dair tek kanıt istememişlerdi, en kötüsü olayı bana soran bile olmamıştı!Nidanın tek başına anlattığı şeyi biliyordu müdür! Sonra zaten suçlu sorgusuz sualsiz kabul edilmişti. İmge Altınay.Müdürün odasına hiçbir şekilde öğrenci kabul edilmiyordu. Büyük ihtimalle doğum günümü de sakinleştiricilerle uyutulduğum bir zaman diliminde geçirecektim. Çünkü bu okulda çakı taşımak demek yatarak tedavi görmek zorunda olmak demekti.Ellerimle yüzümü ovuşturduktan ayağa fırladım. Böylece pes etmek bana göre değildi. Ben yapmadım! Yemin ederim! Çakı bile taşımam ben yanımda!Benim koluma attığın o koca çiziği neyle yaptın?! Tırnaklarınla mı?Nidanın koyu kahverengi gözlerine bakarken tekrar ettim. Ben yapmadım- Tam cümlemi bitirmek üzereydim müdür konuşmamı bölmeseydi.Yeter! Baban gelince konuşacağız İmge!Odanın kapısı tıklandığında Gir diye seslendi müdür. Babam endişeyle içeri girdi ve bana bakmadan Yalçının kolları arasında kaybolmuş Nidaya yöneldi. Özür dileriz! Gerçekten, eminim amacı bu değildir. İmge böyle bir insan değil.İşte canım şimdi daha fazla yanmıştı. Kendi babam bile bana sormadan inanıyorsa kişiliğim berbat olmalıydı. Ben yapmadım! diye bağırdım hâkimiyetimi kaybederken. Önümdeki sehpaya tekmemi savururken tekrar bağırdım. Ben yapmadım diyorum!İmge! dedi babam uyarıcı bir ses tonuyla. Daha fazla konuşma.O an beni dik tutan bütün kayışların, iplerin teker teker koptuğunu hissettim. Beynim devre dışı kalırken babamın kurduğu cümleler aklımda dönmeye başladı. Aramıza mesafe koyan ben miyim baba? dedim geriye sendelememek için kanepeye tutunurken. Yoksa daha beni dinlemeden suçlu olduğuma, canavar olduğuma karar veren sen mi? Biliyor musun inanmıyorum. Samimiyetine veya beni sevdiğine. Sekiz, dokuz yaşlarında belki ama şimdi değil. Sadece gösteriş. İnsanlara gösterebileceğin, bu kız benim diyebileceğin biri olması için kullanıyorsun beni. Çünkü eğer gerçekten aramızdaki o duvarları yıkmak isteseydin bir kez olsun beni dinlemeyi seçerdin.Babamdan kaçırdığım gözlerimi müdürün yüzüne sabitledim. Lütfen beni okuldan atın. Bu bana iyilik olur.Ardından hiçbir şey demeden kapıya ilerledim. Açıklamanı yapmayacak mısın? Savunma yazman gerekiyor. Gel buraya.Öfkeyle geri dönerek adamın bana uzattığı beyaz kâğıdı aldım. Herkesin gözü önünde adımı soyadımı yazarak imzamı attım. Ardından da geriye kalan koskoca boşluğa içimdeki derin acıyı ifade edebilmek için çizgi çektim.Savunmam yok. Ben o kadar vahşi ve manyak biriyim ki bu kızı öldürmeye çalıştım. Bence beni kapatın hatta hafızamı falan silin. Çünkü artık sakinleştiricilerle yaşayabileceğimi sanmıyorum.Kalemi masada sertçe bırakınca müdürün eli bileğimi yakaladı. Söylediğin her sözün kanıt olarak kullanılabileceğini biliyorsun değil mi? Dudaklarımı araladım fakat vazgeçtim. Onlara ne kadar anlatsam da anlamayacaklardı. Odanın kapısının ardından gelen çığlığı duydum. Ardından kapı açıldı ve Asmin ileriye savrularak yere düştü.İmge yapmaz! diye bağırdı kalkmaya çalışırken. O asla düşündüğünüz gibi bir şey yapmaz!Üstünü silkelerken öğretmenin onu dışarı çekmesine izin vermeden yanıma yürüdü. Ellerimi tutarak avuç içlerimi çevirdi. Soyulan tenimde parmağını gezdirdikten sonra müdüre doğrulttu. Gördünüz mü? Yere düşmüş! Bariz belli o yapmamış. Babam ikimize bakarken Asmin yere eğildi.Şşt! dedi ben daha ağzımı açmadan. Hemen sonra giydiğim pantolonun paçalarını kıvırmaya başladı. Dizime geldiğinde işaret parmağıyla soyulan yerleri gösterdi. Hafifçe kızarmış ve aralarından kan damlaları çıkmış yerleri.Gördünüz mü yara almış!Sıyırdığı paçalarımı geri açarken Önemli değil. dedim sinirle. Sen buna karışma. Ellerini beline dayadıktan sonra kaşlarını kaldırarak bakışlarını bana dikti. Bana bu işe karışmamamı söyleme bir kere! Çok geç.Müdür, babam hatta Olcayla Yalçın bile neye inanmaları gerektiğini şaşırmış gibiydiler. Onlara doğru düzgün anlatmaya karar verdim o an. Ağlamamak için kendimi motive ettikten sonra Beni çatıya çağıran Nidaydı. diyebildim. Konuşmamız gerektiğini söylemişti. Bende kabul ettim, her neyse işte. Orada iki kişi beni tuttu ve Nidada cebinden çakı çıkardı. Önce bana yürüdü ama hiçbir şey yapmadı. Çakıyı kendine batırıp deli gibi bağırmaya başladı.Nida o an ayağa fırlayarak dağılmış halini gösterdi. Bunu ben yapmış olabilir miyim? Azıcık mantıklı düşünün. Mağdur olan benim!Ben seni daha tanımadan neden zarar vereyim ya? diye bağırdım öfkeyle. Tek sebep söyle bana!Yalçın. Beni ondan kıskandın!Başımı öne eğince saçlarım yüzümü kapatacak şekilde gölgelendi. Omuzlarım titremeye başlayınca kendimi tutamadım. Alayla kahkaha atarken sanki güldüğüm için gözlerim dolmuş gibi yaparak elimi yüzümde gezdirdim.O ve benim aramda hiçbir şey yok Nida. Hiçbir şey! Bunu o küçük beynine sok! Tek istediğim huzur dolu bir okul hayatından sonra sonsuza kadar sürecek uyku. Bu kadar! Yalçın ve ben diye bir şey yok, anladın mı?!Gözlerim anlık olarak Yalçına kayınca donmuş gibi öylece dikildiğini gördüm. Söylediğim cümleler herkesi kendine getirmişti. Şahidin var mı? Senin çakı taşımadığına dair herhangi bilgisi olan biri.Ece? dedim soru dolu gözlerimi müdüre dikerken. Ece ile aynı evde yaşıyoruz.Tam o sırada düşüncelerimi duymuşçasına kapı açıldı. Ece nefes nefese ellerini dizlerine dayayıp bize baktı. Nidanın Bir sen eksiktin. diye homurdandığını duyunca kötücül bakışlarımı ona çevirdim.Ben
Ben şahidim. O
O bıçak taşımaz hatta evde salata bile yapamaz!Kapıyı mı dinliyordun?Müdürün sorusuna kızararak başını salladı. Dudağımı ısırdıktan sonra babama döndüm. Kızına olan güveninin sonsuzluğu gözlerimi yaşarttı baba. Başka tek kelime dahi söylemeden arkamı döndüm. Asmini kolundan çekiştirirken kapıya ilerlemeye başladım. Eceyi de diğer elimle yakalayıp dışarı çıkarttım. Sinirlerim yatışmış değildi!Herkes ona inanmıştı, nereden geldiği belli olmayan o kıza!İçeriden gelen çığlığı duyunca adımlarımı durdurdum. Nidanın çığlığı. Yalçın kapıyı çarpınca neler olduğunu anladım. Olcay ve o yaptıkları hatayı anlamışlardı, hem de en ağır şekliyle. Olcayın bana doğru yaklaştığını görünce iki adım geriye çekildim.Sakın! dedim işaret parmağımı ona doğrulturken. Sakın özür dileme Olcay!Koşarak sınıfa doğru ilerlemeye çalıştım. Ne yazık ki gözyaşlarım yerini hatırlayarak görüşümü mahvetmişti. Arkamda Ecenin ikisine uzun nutuk çekmeye başladığını duyduğumda kendimi tutamadım. Ardı ardına akan gözyaşlarımın yerini hep bir diğeri doldurdu. Hıçkırıklarımı engellemeye çalışırken elim daralan göğsüme gitti.Az önce Yalçının benim için hiçbir şey ifade etmediğini söylemiştim, bunu bana yaptırdığı için hem ondan hem de kendimden nefret ediyordum! (
) Kendimi sakinleştirebilmeyi başardığım çantamı alarak okuldan kaçmıştım, tabi babam bütün günlere dilekçe imzalayarak verip devamsızlığımı sıfıra düşürdüğünden rahattım. Öylece yürüyordum, nereye gittiğime bakmadan.İnsanlara çarpmamı önemsemiyordum, bir ara arkasına dönerek bana bağıran oğlanı takmadığım gibi. Koluma yapışan bir elle geriye sendeledim. Ah, anlık düşünceyle o kişinin Yalçın olabileceğine inanmıştım.Tabi ki değildi! Hey, burası gerçek hayat!Kumral dalgalı saçlara sahip, ela gözlü bir kız bana bakıyordu. Aslında minyon tipliydi, şirin bir kız. Buyurun? dedim kim olduğunu çıkaramadan. İmge değil mi? diye sordu. Gözlerimi kısarak onu iki kere süzdüm. Tereddütle onayladığımda Biliyordum! dedi gülümseyerek.Tabi sen o kızsın! Benim adım Helin. Bu arada Helin kuş yuvası demek. Bir ara merak edersen sana ismimin nereden geldiğini açıklayabilirdim. Ah, konudan saptım yine! Ben Nidanın arkadaşıyım.Nidanın arkadaşı. Beynim cümleyi algıladığında geriye kaçtım. Kendini kesen bir kızın arkadaşı beni öldürürdü!Yanlış anladın, durumu açıklamaya geldim.Bak, dedim öfkeyle. Anlatacağın olayların, söyleyeceğin cümlelerin hiç önemi yok. O deli kız yüzünden herkes insanları bıçakladığımı düşünmeye başladı. Ona karşı olan düşüncelerimi değiştiremezsin.Haklısın! Tabi ki doğru beş dakika istiyorum. Konuşacağım beş dakika. Sonra beni bir daha görmezsin.Hızla değişen ruh halime kızarken onayladım. Sadece onu tekrar görmek istemiyordum.Nida
Kötü zamanlar geçiyordu. Yalçınla tanışana kadar. Onunla tanıştığında yeniden doğmuştu. Mutluydu, huzursuzluğunu atmıştı. Âşık olmasaydı ilişkileri iyiydi. Yani
Yalçın için kız kardeş gibiydi. Ama o daha fazlasını istedi. Bunun yüzünden kendi hayatını bile riske attı. Yalçına saldırdıklarında araya girerek yüzündeki o yarayı aldı. Bu yüzden birlikteler, Nidanın baskıcı kişiliği yüzünden. Aslında onda kişilik bozukluğu baş gösterdi.Yarasını Yalçın için aldığını duyunca üzülmüştüm, kabul ediyordum. Bunlara rağmen omuz silktim. Ben yollarına bile çıkmadım! dedim dizginleyemediğim sinirimle. Yalçını almaya çalışmadım ama bana iftira attı.Başka şey söyleme gereği görmeden arkamı döndüm.Yalçın her yerde seni arıyor.Helin denen kıza dönerken bakışlarında anlık nefret parıltısı yakalamıştım. Beni sevmiyordu, gerçi kim seviyordu ki?Peki
Bu neden seni ilgilendiriyor?Yorum yapmaktan kaçındığından olsa gerek umursamadan yanımdan geçerek yürüdü. Sanki düşüncelerimizi duymuş gibi köşeyi dönen Yalçına şaşkınlıkla baktım. Nefes nefese tek elini kirli duvara dayayarak gözlerini caddede gezdirdi.Ardından bakışlarımız kesişti. Onu gördüğüm an çantamın askısını tutarak koşmaya başladım. Her ne kadar saçma gelse de arkamda olduğunu biliyordum. İkimizin sertçe basan ayakkabı sesleri birbirine karışıyordu. Ne yazık ki ondan kısa bacaklara sahiptim. Daha yüz metre koşamadan kolumu yakaladı.Ne o? diye bağırdım kolunu iterken. Bu sefer ne yapmışım? Nidanın saçını başını mı yolmuşum? Ah, keşke! Bari yapsaydım da şikâyet etseydi!Sakinleşir misin?Hayır!Yürümeye devam etmeye çalıştım ama önüme geçerek beni durdurdu. Kaşları çatılmıştı, gözleri sert bakıyordu. Ne? Daha ne öyle bakıyorsun? Ben değildim işte!Çünkü suçlu hissediyorum! diye bağırdı dayanamayarak. Çünkü Nida, senle beni görmemeliydi! Bunlar olmamalıydı, babanla aran bozulmamalıydı, kimse zarar görmemeliydi tamam mı?Bir adım öne çıkarak olabildiğince parmak uçlarımda yükseldim. Olanları geri alabilir misin? diye sordum hissizlikle. Babama karşı hissettiğim güven duygusunu tekrar kazandırabilir misin? Bütün öğrencileri bıçakla gezen biri olmadığıma inandırabilir misin? Yapamazsın! Yapamazsın işte Yalçın!Cevap veremeyeceğini anladığında cebini yokladı. Ardından telefonunu çıkararak hızla rehberine girdi. Onun ne yapmaya çalıştığını anlayamıyordum. Bekledim, o da isme tıklayarak kulağına götürdü.Onu buldum dedi Olcay olduğunu tahmin ettiğim kişiyle konuşurken. Evet, getiriyorum. Tamam. Tamam. Anladım.Telefonunu arka cebine yerleştirdikten sonra tek kelime etmeden bileğimi yakaladı. Beni peşinde sürüklerken direnmedim. Fazla yorgundum ve hayal kırıklığına uğramış
Hatırlayamadığım sokaklardan geçerken düşündüm. İnsanların neden bencil olduklarını, bana niye düşman olduklarını, tam olarak ne kadar itici olduğumu. Kendimden nefret edene kadar sadece bunlar geçti aklımdan. Yalçının eli artık sıcak değildi, soğukta değildi. Hissedemiyordum. İnsan kalbi narindi ki. Kırılınca kolayca atlatılmıyordu. Bana bakışlarını asla unutamazdım, ne Olcayın ne de Yalçının.Onların anında Nidaya inanması
Gözlerinde gördüğüm kızgınlık
Hepsi kazınmıştı zihnime. Nasıl silerdim şimdi o anları? Bana karşı bir gram güvenden yoksun olduklarını görmüştüm, pembe hayallerde yaşadığımı.Yalçın adımlarını okulun yakınlarında durdurunca neler söyleyeceğini az çok tahmin edebilmiştim.Söyleme. diye mırıldandım bakışlarımı kaçırırken. Edeceğin hiçbir özrü kabul etmeyeceğim.Ciddi olduğumu fark etmişti muhtemelen. Babamın bana doğru yürüdüğünü görünce gözlerimi sımsıkı kapattım. Görmek istemiyordum, baktığım her insanda nefret hissedeceğimi düşünüyordum artık.İmge!Babam aniden kollarını vücuduma doladı. Böyle çıkıp gitmenden nefret ediyorum! Beni endişelendirmenden, senden haber alamamaktan! Bana bunu yapma.Konuşmadım. Konuşamadım. Ne diyebilirdim ki? Umurunda olmadığını biliyorum baba. Rol yapmayı kes, hiç beni umursamadın. Bunları söylemedim, aksine seslice nefes alıp verdikten sonra Eve gidelim diye fısıldadım.Ecede gelince tam olmuştuk. Arabaya ilerleyeceğimiz sırada Olcay babamdan konuşmak için izin istedi. Ben umursamadan arabaya yönelecektim ama Ece sağ olsun durmak zorunda kalmıştım.Özür dilerim
Ben
Yapmayın. dedim. Özür dilemeyin. Özür dilemek bir daha aynı hatayı yapmamak demektir. Siz yapacaksınız. Gram güven yok içinizde. Haklısınız da tabi. Kimim ki ben? Neyinizim yani? Bırakın ne olur. Sadece
Rahat bırakın yeter.Asminin bize doğru yürüdüğünü görünce rahatlamayla doldum. O beni anlardı, hep anlıyordu. Güveniyordu, herkes karşımda olsa bile.Sana kendimi affettireceğim.Yalçının sesiyle kaşlarımı kaldırdım. Alayla gülümsedikten sonra başımı sağa yatırdım. Bunu nasıl yapmayı planlıyorsun Yalçın?Yapacağım. Sen beni affedeceksin.Ona açıklayabilirdim. Sadece bir aydır tanıştığımızı, benim için hiç anlam ifade etmediğini. Ama yapmadım. Bunun yerine omuz silktim ve arabanın olduğu yere doğru yürümeye başladım. Ecenin adımlarının hemen arkamda olduğunu biliyordum. O da bende yorum yapmaktan kaçındık.Söz veriyorum! diye bağırdı Yalçın. Beni affedeceksin! Keyifli Okumalar...



