Bvural41 1
Bvural41
romegames 1
romegames
noisiv 1
noisiv
Manwe Work 1
Manwe Work
Best Studio 1
Best Studio
kralhakan2009 1
kralhakan2009
Vahsi Uzman 1
Vahsi Uzman
InfernoShade 1
InfernoShade
BlackFullMoon 1
BlackFullMoon
Hikaye Ekle
Reklam vermek için turkmmo@gmail.com

Aşka Dokunuş - 11. Bölüm

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan qecekondu06
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 0
  • Görüntüleme Görüntüleme 206

qecekondu06

Developer
Telefon Numarası Onaylanmış Üye
Fahri Üye
TM Üye
Katılım
25 Ocak 2013
Konular
6,740
Mesajlar
21,611
Online süresi
2d 13h
Reaksiyon Skoru
2,176
Altın Konu
0
TM Yaşı
13 Yıl 4 Ay 20 Gün
Başarım Puanı
509
MmoLira
2,783
DevLira
0
Ticaret - 0%
0   0   0

ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!

Sıkıntılı hafta sonundan sonra nihayet pazartesi gelmişti. Normalde ilk iş gününden ölesiye nefret ederdim, tabi babamın o konuşmasını duyduktan sonra benim için özel nimetler arasına girmişti. Babam gülümseyerek bizi okula bırakmayı teklif ettiğinde gerilmiştim. Gerçekten de çabalıyordu sanırım.Doğum günüme sadece dört gün kalmıştı, ne güzel(!) Bu arada telefonumu arayan her kimse buna devam ediyordu. Açmasam da ısrarla arıyordu, sapık olduğu yönündeki düşüncelerimi kanıtlamış gibi hissediyordum.Arabadan inmeden hemen önce babamın elime tutuşturduğu harçlığı arka cebime koydum. Yalçın’a parasını ödemeliydim, aslında bu kocaman bir bahaneydi. Onunla konuşmam için biçilmiş kaftan!Ece’yle yan yana sessizce yürürken aramızdaki mesafenin uçuruma dönüşmeye başladığını anladım, hemen bir şeyler düşünmeliydim. ‘‘Olcay’la-’’ diye başladığım cümleme devam edemedim çünkü arkadaşım ellerini beline koyarak kötücül bakışlarını bana yöneltti.‘‘Sana hala kızgınım biliyorsun değil mi?’’‘‘Evet.’’Hiçbir şey demeden adımlarını hızlandırdı. Okulun kapısını izlerken huzursuzlukla iç çektim. Duygularım, düşüncelerim her şey karmaşıklaşmıştı. Kulaklığımı çıkarırken yalnız kız lakabına dönmenin iyi olabileceğini fikri aklımda dolanıyordu.Gerçi Ece okuldayken yapamazdım, onu umursamadan öylece müzik dinleyemezdim. Peşinden ikişer, üçer merdivenleri çıkmaya başladım. Ece’ye yetiştiğim sırada sınıfın kapısına ulaşmıştık. Tam içeri girmek üzereydim, Nida denen kızı görmeseydim.Hayır, hayal gücüm değildi. Halisünasyonda görmüyordum. Olcay, Yalçın ve Nida öğretmen masasının orada dikilmiş gülüşüyorlardı. Kalbim ağrımaya başlayınca dikkatimi başka yöne çekmeye çalıştım. Ece’nin omzunu iterek sınıfa girdim. Direk olarak Asmin’in yanına ilerlemeye başladım. Aniden neden bu kadar tuhaf davranıyordum ki?Bakışlarımı kaldırarak üçlü grubu izlemeye başladım.‘‘Kıskanıyorsun, her ne kadar inkar etsen de aptal değilim. Onlar da değil. Eminim, amaçları budur. İmge! Gözlerini ne zaman bana çevireceksin? Aralıksız otuz saniyedir konuşuyorum!’’Dayanamayarak ona döndüm. Kaşlarımı kaldırınca öyle büyük bir kahkaha attı ki sınıftaki herkes bize döndü. Çağan Canbolat bile. Utandığını kızarmış olan yanaklarından anladım. ‘‘Ah, çok tatlı olduğunu söylemiş miydim?’’ diye geveledi ağzının içinde. Garipti ama bende gülmek istiyordum.‘‘Asmin, beni korkutuyorsun.’’‘‘İtiraf et.’’ dedi herkesin bakışları normale dönünce rahatlayarak. ‘‘O kızı kıskanıyorsun! Hem de delirecek derecede!’’‘‘Ben deliyim zaten.’’‘‘İmge!’’ diyerek azarladı beni. ‘‘Hiçbirimiz deli değiliz anladın mı?’’ Başımı olumlu anlamda sallayarak gözlerimi onların olduğu grupta gezdirdim. ‘‘Dudakları çok dolgun, ayrıca burnu çok güzel. Saçları dümdüz! Hem de kahverengi, ayrıca gözlerinin rengi de normal olmasına rağmen herkesten farklı bakışları var! Kız çok güzel! Dövüş veya dans filmlerinden fırlamış gibi. Okul üniforması üstünde çok güzel durmuş zaten. Bekle! Okul üniforması giyiyor!’’‘‘İmge! Hayatındaki en uzun konuşmayı yaptığın için bugün yemekler benden!’’Asmin benimle öylece dalga geçerken üçlüyü izlemeye devam ettim. O kadar samimilerdi ki kıskandığımı kabullenmek zorunda kalmıştım.Ece’ye döndüğümde arkasındaki adı Ezgi olan bir kızla sohbete daldığını gördüm. Yapmam gereken şeyi halletmeliydim. ‘‘Asmin, bekle bir dakika.’’ dedim sırıtarak. Ardından sıramdan kalkarak öne, arkadaşımın yanına yürüdüm. En yakın arkadaşımın. ‘‘Ece.’’ diye seslendim dikkatleri üzerime çekerken. ‘‘Aptallık ettim, üzgünüm.’’Bana sonsuz gibi gelen bir süre içinde bekledi ve sonra ‘‘Neden bahsediyorsun?’’ diyerek sırıtmaya başladı. İşte şimdi bende gülebilirdim.‘‘Sen o gün ki kızsın.’’Nida’nın ahenkli sesi kulağıma dolduğunda elimde olmadan arkamı döndüm. Yara izini saklama gereği görmemişti, yakından bakıldığında bile makyaj olarak sadece göz kalemi ve ruj kullandığını anlayabilmiştim. Kız gerçekten güzeldi, şanssız hayat!‘‘Evet, şey… Aynı sınıftayız… Bilirsin.’’Ne dediğim hakkında en ufak fikrim yoktu. Boğazım kurumaya, avuç içlerim terlemeye başlamıştı. Gülümseyemeye çalıştım ama dudaklarım iki yana kıvrılmamak için direniyordu. Tam o anda imdadıma Asmin yetişti. Yalçın yanımıza gelmek üzereyken araya girerek ‘‘Biz… Müzik sınıfına gidiyoruz. Orada saatimi unutmuşum.’’ dedi.Kolumdan çekiştirilirken Yalçın’ın ‘‘Saat kolunda!’’ diye bağırdığını duydum. Sınıfın çoğunluğu ikimize gülerken o çok sakin şekilde koridorda ilerlemeye başladı.‘‘Seni rezil ettim. Çağan bile oradaydı! Ben…’’‘‘Bu aralar herkesten özür diliyorsun geçerliliği kalkacak haberin olsun.’’Asmin’in yüzüne bakabildiğimde halden anlar şekilde gülümsediğini gördüm. Kalbim ağrıyordu, uzun zaman sonra Ece’den başka bir yakın arkadaşım daha olduğunu hissetmiştim.‘‘Şimdi nereye gidiyoruz?’’Asmin gülmeye başlayınca bende kendimi tutamadım. Sırtımı okulun boyalı duvarlarına yaslayarak kahkaha atmaya başladım. İkimiz de nefes nefese durabildiğimizde Yalçın’ın yanımıza yürüdüğünü gördük. Kaşları çatılmıştı ve sinirli gibiydi.‘‘Nida’dan neden kaçıyorsunuz?’’Kısa bir bakışma yaşadık Asmin’le. Sevgili arkadaşım beni korumak adına kendini öne attı. ‘‘Çünkü o kız çok ürkünç!’’ O an Yalçın’ın sabrı taşmıştı. Öfkeyle Asmin’in üzerine yürüyerek ‘‘Ne bilirsin ki?’’ diye bağırdı. ‘‘Kendini onun yerine koydun mu hiç? O da yüzünün yarısını kapsayan bir yara istemezdi!’’‘‘Benim yüzümdendi.’’İkisi de aniden bana dönünce Asmin’e sorun yok der gibi gülümsemeye çalıştım. ‘‘Yeni insanlarla anlaşamadığımı biliyorsun. Bu sebeple kaçtık.’’ Daha söylenecek başka söz yoktu. Yalçın’a temas etmeden yanından geçerek sınıfa ilerlemeye başladım. İnsanları yanlış düşüncelerle doldurup onları kırmak başardığım en iyi şeydi muhtemelen.İlk defa ona şaşırıyordum, beni durdurmamış veya arkamdan bağırmamıştı. Gerçi ikisinin de şok olduğunu biliyordum. Nida’yla konuşmasam da ondan kaçmayacaktım. Bir zamanlar bende onun gibiydim. Çevresi tarafından hor görülen küçük kız. Parmakla işaret edilen,zavallı diye anılan ve gurursuz olduğu düşünülen bir birey. Nida’da aynılarını yaşıyordu muhtemelen. Yine ve yine empati yapmayı unutmuştum.Koridorda yankılanan ayak seslerini duyduğumda hemen peşimde olduklarını anladım. Yere basan sert adımlar birdenbire hızlandı, tahmin ettiğim gibi Yalçın’ın eli kolumdan tutarak beni durdurdu.‘‘Nida’yı üzersen seni affetmem.’’‘‘Tanımadığım bir insanı nasıl üzebilirim?’’ dedim tuttuğu kolumu çekiştirirken. ‘‘Ayrıca sınıfın önündeyiz! Çek elini kolunu.’’Beni ikinci kez şaşırtarak dediğime uydu ve yavaşça geri çekildi. Kapıyı tıklatarak cevap beklemeden içeri girdim. ‘‘Girebilir miyim?’’ dedim hangi öğretmen olduğuna bakmadan. Sınıftan kıkırdamalar yükseldiğinde gözlerimi devirdim. İlk gün geldiğimde kulaklık yüzünden kavga ettiğim öğretmenim karşımdaydı.‘‘Bunu girdikten sonra sorman çok ironik.’’‘‘Kapının arkasından sesimi duyabilme yeteneğinizin olduğunu bilmiyordum.’’‘‘Kapıyı tıklatma bu yüzden var zeki öğrenci. Çok konuşma ve geç yerine.’’Tekrar gözlerimi devirmemek için kendimi zor tutarken sırama yürüdüm. O an Olcay ve Nida’nın yan yana oturmuş gülüşerek bir şeyler konuştuğunu gördüm. Nedenini tam anlayamasam da kalbime rahatlama yayıldı. Sanırım davranışımın üzerinde durmamıştı.Kulaklığımı çantamdan çıkarmaya çalışırken öğretmenin yine bana sataşacağını bakışlarından anladım. ‘‘Çıkarma o kabloyu.’’ Kahkaha atmamak için dudaklarımı ısırırken ‘‘Hangi kablo hocam?’’ diyerek cevap verdim. ‘‘Benim kablom değil kulaklığım var da.’’Öğretmen cevap vermeden kapı tıklatıldı, Asmin ve Yalçın içeri girerek özür dileyip yerlerine doğru yürüdüler. ‘‘Yapmamalıydın.’’ dedi beni dürtükleyen arkadaşım. ‘‘Kıvırabilirdim!’’Omuz silktim, keşke dememek için elimden geleni yapan biri olarak kafaya takmamaya çalışıyordum. Kollarımı birleştirerek kendime yastık yaptım. Kafamı masama gömerek uyumayı denedim. Öğretmenin deyimiyle ‘kabloyu’ çıkarmama kararı almıştım. Yeterince yıpranıyordu sinirlerim, bir de onunla uğraşamazdım.Benim yönümde gözlerimi kapatalı birkaç saniye olmamıştı ki dürtüldüğümü hissettim. Sınıfın boşalmış olduğunu görünce teneffüse girdiğimi anladım. ‘‘Seninle konuşabilir miyim?’’ Nida’nın sesini ikinci duyuşumdu ve kesinlikle barışçıl bir tonda değildi. Kafamı kaldırarak kırpıştırdığım gözlerimi ona diktim.‘‘Benimle ne konuşacaksın?’’‘‘Gelirsen öğrenirsin. Öğle tatilinde. Çatıda.’’Gitmeyecektim. Umurumda değildi, istediğini düşünebilirdi. Hem belki de gittiğime pişman olurdum. Nida yüzüne ışıltı gülümsemesini yerleştirerek Yalçın’ın peşinden sınıftan çıkınca başımı ellerimin arasına aldım. Ne zaman teneffüse çıkmıştık?Çok eskilerden, derinlerden anılarım canlandı. Annemin soluk yüzünü görür gibi oldum. Saçlarımı okşayarak daima ‘Yaptığın için pişman ol, yapamadığın için değil.’ derdi. Sanırım yaşım küçük olduğundan dediğini anlamazdım. Zaten sözlerini ‘Büyüyünce anlarsın’ veya‘Anne olunca anlarsın’ diyerek bitirirdi.İçimden bir ses gitmemi bu işi hemen bitirmemi söylüyordu. Yaptığım için pişman olmam gerektiğini. Aynı zamanda bunu istemiyordum. Pes ederek tekrar sırama kapandım.Gidecektim, ne yazık ki büyümüştüm. Her ne kadar istemesem de. (…) Vücudumu yukarı iterek çatı katında gözlerimi gezdirdim. Nida’nın biçimli vücudu görüş açıma girince derin bir nefes aldım. Beni kızdırmasına izin vermeyecektim.‘‘Ne söyleyeceksen çabuk söyle lütfen.’’Bana döndüğünde geriye sendelememek için tırmandığım demire tutunmam gerekti. Bambaşka bir bakış vardı gözlerinde. Saf öfke ve nefret. Bana karşı hissedilen soğuk duygular. ‘‘Sen… Kimsin?’’ dedi dişlerinin arasından. Bana doğru hamle yaptığı sırada arkaya birkaç adım attım.Alayla kahkaha patlattı. ‘‘Sana yenileceğimi mi zannettin?’’ diyerek çatıdaki başka demirlerden birine yaslandı. Kollarını göğsünde kavuştururken eğleniyormuş gibi görünüyordu.‘‘Yalçın’ı sana vereceğimi mi sanıyorsun? Onunla olabilmek için çok çabaladım! Daima onun etrafında oldum hatta yüzümdeki bu iğrenç yara izini kazandım. Sen kimsin ki benimle yarışabilesin!’’‘‘Öyle bir amacım yok.’’ dedim nasıl psikopatlarla uğraştığımı düşünürken. Nida kendinden geçmiş gibi çığlık attı. ‘‘Yalancı! Sende onu istiyorsun, kendine almaya çalışıyorsun. Buna izin vermeyeceğim. Yalçın benim. O benim her şeyim.’’‘‘Bak. Ne istediğini anlamadım. Tamam, o senin. Bitti mi? Gidebilir miyim?’’‘‘Gösteri daha yeni başladı.’’ Ben daha ne olduğunu soramadan arkamdan yaklaşan ayak seslerini işittim. Kollarıma yapışan iri eller yüzünden olduğum yere sabitlendim. ‘‘Benim yaramın aynısından ister misin İmge?’’‘‘Sen manyaksın!’’ diye bağırdım kurtulmaya çalışırken. Zihnimde hiç kimseye nereye gittiğimi söylemediğimi fark ettim. Beni bulamayacaklardı. Belki de bazen yapmadığımız için pişman olmamız sağlığımız açısından daha yararlıydı.‘‘Evet, manyağım. Zaten bu yüzden buradayım.’’Arka cebinden çıkardığı çakıyı tehditkâr şekilde sallamaya başladı. ‘‘Korkmaya mı başladın küçük kız.’’ Kaşlarımın çatılmaması amacıyla yüzümü ifadesiz tutmaya çalıştım. Onu kışkırtmamalı, huyuna gitmeliydim. Ne yazık ki beni tutan kişilerin yüzlerini de göremiyordum.‘‘Her istediğini yapacağım, sadece beni rahat bırak!’’Her adımın da kalbimin kulaklarımda gümbürdediğini duyuyordum. Nefes nefese kalmıştım. Başım dönüyordu, bacaklarım titriyordu. Beni tutan eller olmasa çoktan yere yapışmıştım. Nida’nın yüzündeki gülümseme Yalçın’ın yanında büründüğü maskesine benzemiyordu. Yüzünde taşıdığı izin hakkını vermişti. Çakının parladığını görünce kendimi sakinleştirmeye çalıştım. Adrenalin hormonum tavan yapmıştı, sürekli hareket halindeydim.Beni tutan iri eller sertçe yere düşmemi sağlarken yüzünü göremediğim iki oğlan benim tırmandığım yerden atladılar. Avuç içlerim yere çarpmanın verdiği acıyla yanıyordu. Diz kapağımdaki sızı soyulduğunu anlamam için yeterliydi.Avucuma batan minik taşları ve yapışan tozları silkelemeye çalıştığım sırada Nida’nın çığlık attığını duydum. Anlık dürtüyle başımı kaldırdım. Çakıyla kendi kolunu kesmeye çalışıyordu. Ayağa kalktığımda kolunu tutmayı denedim. Kendinde geçmiş gibi beni ittirerek çakıyı ayaklarımın dibine fırlattı.Saçlarını karıştırdıktan sonra gömleğinin yakasını çekiştirdi. İkinci çığlığı kulaklarımda yankılanınca ne yapmaya çalıştığını anladım. Geriye attığım birkaç adımla tırmandığım yere yaklaşmaya çalıştım.Tam arkaya döndüğüm sırada Yalçın’ın kendini yukarı çekerek çatıya çıkışını izledim. Vücudum titremeye başlamıştı, Nida beni kötü taraf gibi göstermeyi deniyordu. Tescilli deli!‘‘İmge? Ne oluyor burada?’’Bakışları benden arkamdaki Nida’ya kayınca göz bebekleri büyüdü. O kadar şaşırmıştı ki dudaklarının aralandığına şahit oldum. Çakı bir adım ötemdeydi, ellerim iki yanda sıkılıydı ve dövülmüş gibi görünün bir Nida arkamdaydı!‘‘Sen?! Ne yaptın?’’Yalçın aniden atılarak omzuma çarpmayı umursamadan ona koştu. Ardından Olcay tırmandı ve gözlerini iki tarafında üzerinde gezdirdi. Çığlık atmak istedim, ben yapmadım diyebilmek. Hepsinin önünde başı dik, kendinden emin durabilmek. Yapamadım.Yalçın ve Olcay gözlerinde beliren hayal kırıklığı ve öfkeyle bana bakarken dudaklarımı kıpırdatamadım. Savunamadım hatta kımıldayamadım. Nida timsah gözyaşlarıyla birlikte Yalçın’ın kolları arasına girerken yaptığı adiliği izledim sadece.Neden diye soramadım. Gözlerime dolan yaşlardan kurtulamadım. Tamamen Nida’ya inanıyorlardı. Olayı anlamaya çalışmadan, sorgusuz sualsiz ona inanmışlardı.Benim onu dövdüğümü düşünüyorlardı!‘‘Gerçekten Nida’yı anlayacağını düşünmüştüm.’’ dedi Yalçın kaşlarını çatmış vaziyette. Olcay sessiz kalma hakkını kullanıyordu. Sürekli bakışları o kız ve benim arasında gidip geliyordu. Tek kelime etmeden eğilerek çakıyı elime aldım. Bariz şekilde titrerken üzerindeki kana baktım. Ardından da Nida’ya. Kolundaki uzun çiziğe, dağılmış ve yolunmuş saçlarına, yırtılan gömleğine, toz toprak olmuş eteğine. Bunları ben yapmamıştım! Hepsini kendi elleriyle yapmıştı işte!‘‘Ben…’’ dedim sesimin gittiğini fark ederken. ‘‘Ben… Değildim.’’‘‘Kimdi o zaman?’’ diye bağırdı Nida arkadan. Yalçın’ın kolları arasından sıyrılarak bir adım öne çıktı ve açıkta kalan kanlı kolunu gösterircesine ileri çıkardı. ‘‘Ben mi yaptım bunu?Kendime?’’Yumurtadan yeni çıkmış ördek yavrusu gibi hissediyordum. Çevremdekileri anlamaya çalışırken etrafa şaşkın bakışlar atıyordum. Hayal görmediğime emindim, birileri kolumdan tutmuştu. Nida, şuan ağlayan ve mağdur rolüne bürünen kız, beni tehdit etmişti. Ardından da kendine zarar vererek benim yaptığımı söylemişti. Hem de ciddi zararlar.‘‘Müdür odasına sen mi gitmek istersin yoksa Olcay zorla mı götürsün?’’Aniden bakışlarımı Olcay’a çevirdim. Gitmemekte ısrar edersem zorla götürür müydü sahi? Gözlerini kaçırdığında cevabın ‘evet’ olduğunu anlamıştım. Çakıyı onların ayaklarının ucuna fırlattıktan sonra ‘‘Yazık.’’ diye fısıldadım. ‘‘Beni gram tanıyamamışsınız. Ah, korkmayın. Ben tek başıma giderim. Aslında olmayan şeyleri anlatır, okuldan atılma cezası alırım.’’‘‘Doğruyu anlatmayacak!’’Nida araya girince sözlerime ara verdim. Ne hissetmem gerekiyordu? Kısa sürede güvendiğim insanlar bana inanmayınca duygularım hangi yöne sapmalıydı?‘‘Müdüre yalan yanlış anlatacak! Sen onunla git Olcay.’’Daha geçen gün arkadaşım olduğunu sandığım kişi koluma girerek beni resmen sürükleyince duygularımın nereye gideceğini anladım. Hayal kırıklığı, üzüntü, kabullenmeme, depresyon ve daha niceleri.‘‘Bunu yapmamalıydın İmge.’’ dedi kulağıma yaklaşarak Olcay. Ağlamamak için dudaklarımı ısırırken anlamasını sağlamak ister gibi tane tane söylemeyi denedim. ‘‘Ben. Yapmadım.’’Tırmandığımız yeri çeviklikle atladım. Olcay’ın arkamdan geldiğini duysam da dönmedim. Okuldaki öğrencilerin yarısı bakışlarını bana dikerek yüksek sesle fısıldaşmaya başladı. Benim duymamı istiyorlardı.‘‘Okula gelir gelmez olaylar aldı başını gitti.’’‘‘Kız değil ayaklı bela.’’‘‘Babası bunu buraya atmakla çok haklı. Benim çocuğum olsa ben bile bırakırdım.’’‘‘Sudan çıkmış gibi bakıyor bir de.’’Duyduğum en belirgin cümleler bunlardı. Onlara dönüp işlerine bakmalarını söyleyemeyecek kadar üzgündüm. ‘‘Bana kızma.’’ dedi Olcay ikinci kez benimle konuşurken. Onun düşündüğü gibi değildi, kızgın değildim.‘‘Kızgın değilim,’’ dedim başımı iki yana sallayarak. Nefesimi üfledikten sonra alayla gülümsedim. ‘‘Kırgınım Olcay. İkisinin arasında dağlar kadar fark var.’’ Keyifli Okumalar...
10262152_730915133626433_565775316392825412_n.jpg
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst