xranzei 1
xranzei
Bvural41 1
Bvural41
D 1
delimuratt
ShadowFon 1
ShadowFon
shrpnl 1
shrpnl
DEVLOPER 1
DEVLOPER
Manwe Work 1
Manwe Work
Agora Metin2 1
Agora Metin2
Karan2offical 1
Karan2offical
mavzermete 1
mavzermete
M 1
m2referencee
Fethi Polat 1
Fethi Polat
Hikaye Ekle

Aşka Dokunuş - 10. Bölüm

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan qecekondu06
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 0
  • Görüntüleme Görüntüleme 195

qecekondu06

Developer
Telefon Numarası Onaylanmış Üye
Fahri Üye
TM Üye
Katılım
25 Ocak 2013
Konular
6,740
Mesajlar
21,611
Online süresi
2d 13h
Reaksiyon Skoru
2,176
Altın Konu
0
TM Yaşı
13 Yıl 4 Ay 25 Gün
Başarım Puanı
509
MmoLira
2,783
DevLira
0
Ticaret - 0%
0   0   0

HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!

Sabah uyandığımda günlerdir ilk defa bu kadar mutlu hissediyordum. Ece ile aramızda oluşmaya başlayan çatlaklar canımı yaksa da kendi başıma bir şeyleri yoluna koyabilmek güzeldi. Yatakta gözlerimi tavana dikmiş öylece yatıyordum. Kalkıp günümü mahvetmek istemiyordum. Bugünün cumartesi olduğunu fark edince yüzüme kocaman sırıtış yayıldı.Okul iyiydi fakat yorucuydu. Hem de benim gibi sürekli olay yaşıyorsanız...Telefonumun titrediğini görünce kaşlarımı kaldırdım. Rehberimde toplam dört kişi vardı, beni kim arıyordu ki? Uzanıp arayanın gizli numara olduğunu görünce hayal kırıklığına uğradım. İçimde bir yerlerde Yalçın'ın arama ihtimalini tartıyordum çünkü.‘‘Efendim?’’ dedim telefonu açıp. Karşımdaki her kimse sadece dinledi, konuşmadı. ‘‘Hey,’’ dedim sinirle. ‘‘Sen kimsin?’’Yaptığımın saçma olduğunu birkaç dakika sonra fark ettim. Zaten kim olduğunu söyleyecek olsa gizli numaradan aramazdı ki! Şaşkınlığımı atmaya çalışırken ‘‘Kapatıyorum’’ diyerek haber verdim. Cevabı duyduğum nefes sesleriydi. Harika(!), bir telefon sapığım eksikti!‘‘İmge.’’Babamın bana seslendiğini duyunca gözlerimi devirdim. Bir sabah huzurla sade tavanımı izleyemez miydim? Neden herkes beni rahatsız etmeye çalışıyordu. ‘‘İmge!’’Babamın sesi sertleşmişti, kaşlarını çattığını görmesem de biliyordum. Kapım gürültüyle geriye savrularak açıldı.‘‘İmge dedim!’’‘‘Biliyorum, duydum.’’‘‘Neden cevap vermiyorsun? Duymuşsun bir de!’’‘‘İmge dedin, soru sormadın ki!’’Anlık şaşkınlıktan sonra kendini topladı. ‘‘Marketten ekmek alıp gel. Bugün kahvaltıyı üçümüz yapacağız.’’ Pikeyi tekmeledikten sonra oflayarak doğruldum. Evin bütün ayak işlerini ben yapıyordum!Masamın üzerine bıraktığı paraya baktım. Kendimi daha garip hissedemezdim. Altımdaki pijamayı çıkarma gereği görmeden tişörtümü değiştirdim. Banyoya girerek hızla işlemleri tamamladım. Siyah hırkamı alarak kapıya yürüdüm. Hızlı olmalıydım, kahvaltının soğuması hoşlanmadığım şeylerden biriydi.‘‘Gelmeme gerek var mı?’’ diye seslendi Ece. ‘‘Sorun değil.’’ dedim moralimin bozulduğunu dışa yansıtmadan. Eskiden olsa sormazdı bile.Ayakkabılarımı giyerek kendimi dışarı atınca oksijeni içime çektim. Soğuk günlerdeydik fakat bugün güneş açmıştı. Sarı ışıklar gözümü kamaştırınca ellerimi alnıma siper ettim.‘‘İmge!’’Neden herkes ısrarla bana sesleniyordu? Sıkılmış bakışlarımı etrafta dolaştırdığımda dalgınlıkla sendeledim. Kolumu yakalayan el dengemi geri kazanmama yardımcı oldu. ‘‘Bu kadar sakar olmana şaşmamalı.’’ diye homurdandı Yalçın.‘‘Burada ne yapıyorsun?’’ dedim dehşet içinde. Yüz ifademe bakarak bolca güldükten sonra ‘‘Seni takip ediyordum.’’ diyerek cevap verdi. Gözlerimi kırpıştırarak bir süre anlamaya çalıştım, eğer gerçekten böyle yapıyorsa söylemezdi ki!Eliyle saçlarımı dağıtıp ‘‘Aynı yoldan okula gidiyoruz, evim yakın.’’ dedi. İstifimi bozmadan ‘‘Dalga geçtiğini biliyordum’’ diye sızlandım.Beni inanacak kadar aptal mı sanıyordu? Dil çıkarıp küçük kızlar gibi koşmamak için kendimi zor tutuyordum.‘‘Bence inanmıştın.’’‘‘Yo. Hayır, asla.’’Tepkime sırıttıktan sonra yanımda yürümeye başladı. İkimizin gittiği yönün aynı olduğundan şüpheliydim. Adımlarımı durdurunca o da bekledi. ‘‘Ama bu sefer beni takip ediyorsun değil mi?’’ dedim.‘‘Sende narsisizm hastalığı mı var? Dünya senin etrafında dönmüyor İmge. Markete gidiyorum ben.’’‘‘Ben kendini beğenmiş bir insan değilim!’’ diye homurdandım yanından geçip yürümeye devam ederken. Sabahın köründe Yalçın’a ardı ardına rezil olmak zorunda mıydım sanki? Sessizliğini koruyarak benimle birlikte ilerlemeye başladı.‘‘Yanakların kızarmış.’’‘‘Utandım çünkü!’’İkimiz de aynı anda susunca sessizlik büyüdü ve büyüdü. Başımı yere eğdiğimde adımlarımızın eşit olduğunu fark edip buna odaklanmaya çalıştım. Nedense aniden gerilmiştim, evden çok özenerek çıktığımı söyleyemeyecektim. Muhtemelen içinden benimle dalga geçiyordu. Saçlarımla uğraşmamış, altımdaki pijamayı çıkarmamıştım. ‘‘Sesli gülebilirsin.’’ dedim nefesimi üfleyerek. Beni gözlerinin ucuyla süzdükten sonra oldukça normal ses tonuyla ‘‘Neden ki?’’ diye sordu. ‘‘Şaka mı yapıyorsun?’’ dedim alayla sırıtırken. ‘‘Altımda pijamam var. Ayrıca saçlarımı da yapmamıştım, sadece yüzümü yıkadım. Hiçbir makyaj malzemesi kullanmadım ve büyük ihtimalle zombi gibi görünüyorum.’’‘‘Makyaj yapmaman iyi bir şey değil miydi?’’‘‘Hey, konuşmanın tamamını dinle. Yarısını değil.’’Sonunda markete gelebilmiştik. Gözlerimi devirerek açılan otomatik kapıdan içeri girdim. Almam gereken sadece ekmekti, reyonlarda bakışlarımı gezdikten sonra hemen raflara yürüdüm. Görevliye ifadesizce bakarak ‘‘Üç ekmek’’ dedim. Arkama döndüğümde Yalçın’ın omzuna çarparak öne sendeledim. Kafamı önümdeki cama vurmadan hemen önce kolumu yakaladı.Beklediğimin aksine dalga geçmedi, gülümsemedi. Kadına bakarak iki ekmek istedi o kadar. Neden bu kadar gerildiğimi anlayamıyordum. Yalçın’ın eli hala koluma sarıldığı için mi yoksa onun karşısında pijamalarımla dikildiğim için mi?‘‘Bir şey sormak istiyorum.’’ dedim aklıma sabah beni arayan numara gelince. ‘‘Evet?’’ dedi hem onun hem de benim poşetlenmiş ekmeklerimizi almak amacıyla uzanırken.‘‘Benim telefon numaramı birine vermiş olma ihtimalin var mı?’’Olduğu yerde huzursuzca kıpırdandıktan sonra rengi koyulaşmış gözlerini bana dikti. Kendimi kötü hissediyordum, ona böyle sormamalıydım. ‘‘Neden böyle bir şey yapayım ki?’’ dedi bana sakin gelen sesiyle. Aslında onun zorlandığını biliyordum. Yani öfkelenmemek için sinirlerine hâkim oluyordu.‘‘Sadece… Almış olabilirler mi? Sen fark etmeden?’’Konuştukça daha da battığımı fark etmem zaman aldı. Yaptığım imayı benden önce Yalçın anlamıştı. Gittikçe sertleşen ve kenetlenen çenesi susmam için ufak bir uyarıydı, sıkılan yumrukları da.‘‘Ne kadar kötü olursam olayım çevremde belalı insanlar yok, düşündüğünün aksine.’’Kelimelerle kendimi ifade edebilen bir insan değildim ve bundan nefret ediyordum. Yalçın’a söylediğim her söz başka yöne çekilebilecek şeyler oluyordu. Benim bir ayarım yok muydu acaba?‘‘Yanlış anladın-’’‘‘Bence yeterince doğru anladım.’’ derken çoktan arkasını dönüp yürümeye başlamıştı. Olduğum yerde öylece kalakalmıştım. Kalbim ve mantığım savaş içindelerdi. Onun peşinden gitmem gerektiğini biliyor fakat kımıldayamıyordum. Telefonumu yanıma aldığımı çalmaya başladığında fark ettim. Yalçın’ın süte uzanışını izlerken telefonu açıp kulağıma götürmüştüm.‘‘Alo?’’Nefes alışverişler dışında duyduğum hiçbir şey yoktu. ‘‘Her kimsen… Beni artık rahatsız etme.’’ dedim öfkeyle. Hemen telefonumu kapatarak onun olduğu tarafa baktım. Yalçın’la aramızı daha yeni düzeltmiştik. Boğazımı temizleyerek onun yanına yürümeye başladım. Tekrar barışmak için Olcay’ı sormam gerekiyordu.‘‘O… Olcay nasıl oldu?’’Bana dönmeden ‘‘İyi.’’ dedi ve makarnaların olduğu rafa yöneldi. Peşinden ilerlediğimde aniden durdu. Tabi ki beceriksiz reflekslerimde onun sırtına gömüldüm. Ellerimde kendimi geriye iterek kısa bir özür mırıldandım.‘‘Bugün biraz sinirliyim, gitsen iyi olacak.’’Normalde böyle söylendiğinde kitap veya film karakterleri gitmezdi. Benim hayatım bunu kaldıracak kadar normal değildi ne yazık ki. Dediğini yaparak birkaç adım geriye kaçtım. Ardından arkamı dönerek kasanın olduğu tarafa yürümeye başladım. Vicdanım onu arkamda bırakmamam konusunda çığlık atsa da durmadım. Alelacele ekmekleri kasaya koyarak parayı attığım cebimi karıştırdım.Para yoktu, daha neler!Ön cebimi, arka cebimi hatta düşürmüş müyüm diye yeri bile kontrol ettim ama yoktu işte. Bu sırada kasiyer kız çoktan ekmeği geçirmiş, paramı bulmamı bekliyordu.‘‘Efendim, sıradakiler var.’’ dedi ve ben o zaman geriye dönmeyi akıl edebildim. Beynimde tek kelime dönüyordu. Rezilim, rezilim, rezilim. Titreyen bedenime aldırmadan kasiyere döndüm. Amacım; ekmekleri geri iade etmekti. Yalçın ne zaman geldiğini anlayamadığım şekilde parayı uzatıverdi.‘‘Benim yanımda düşürmüşsün.’’Uzattığı parayı görememiştim bile. İlerleyip ekmek poşetini alırken paranın en son masada durduğunu hatırladım. Ben parayı yanıma almamıştım ki! Yalçın’ın beni kurtarmaya çalıştığını o an fark ettim.Utanmamam için rol yapıyordu. Aldığı her şeyi kasadan geçirene kadar onu bekledim, en azından teşekkür etmeliydim. Sürekli ikilemde kalıyordum, Yalçın’ın yanındayken bir tarafım kaçmak diğer tarafım onunla konuşmak istiyordu. İçerideki havanın nefesimi daralttığını anlayınca kendimi dışarı attım. Yanaklarımı şişirerek derin bir soluk aldım.Arkamdaki kapının açılma sesi kulaklarımda çınlayınca geriye döndüm. Yalçın iki elinde taşıdığı poşetlerle bana bakıyordu, yüzünden hiçbir şey belli olmuyordu. Kızgın mı, üzgün mü anlayamamıştım.‘‘Ne oldu? Neden bekledin?’’ dedi aynı yüzü gibi olan ses tonuyla. Benimle böyle konuşurken teşekkür etmek düşündüğümden daha zor olacaktı.‘‘Teşekkür etmek için beklemiştim, parayı düşürmedim. Beni kurtarmaya çalıştın biliyorum.’’Hayır, hiç de zor olmamıştı! Kelimeler öylece ağzımdan dökülüvermişti işte. Bana sonsuzluk gibi gelen süre içinde hiçbir şey demeden sadece baktı. Ardından dudaklarını iki yana kıvıran ve beni ürküten bir gülümseme takındı.‘‘Benden korkuyorsan neden konuşuyorsun?’’‘‘Ne?’’‘‘Benden korkuyorsan neden iletişim kurmaya çalışıyorsun?’’Ne zaman bu kanıya vardığını düşündüm, git dediğinde ikiletmeden kasaya yürüdüğüm zaman mı yoksa ona kötü ithaflarda bulunduğumda mı?‘‘Senden korkmuyorum.’’ dedim mantığımın kalbimi ele geçirmesine fırsat vermeden. Titreyen elime uzandığında anlık şaşkınlıkla donup kaldım. ‘‘Korkmuyorsan neden titriyorsun?’’Söyleyecek hiçbir şeyim yoktu. Ondan korkmadığımı bağırmak istedim o an. Bütün konuşma yetimi kaybetmiş gibiydim, sesime ulaşamıyordum. Yalçın’a düşüncelerimi aktaramıyordum. Güçsüzlüğümün en büyük göstergesi de buydu belki. İnsanlarla aramdaki ilişkileri düzeltmede berbattım.‘‘Yalçın?’’Arkamdan gelen sesle ikimizin bakışları da oraya çevrildi. Genç bir kız gülümseyerek bize bakıyordu. Bizim yaşlarımızda olmalıydı, elimde olmadan onu inceledim. Kahverengi, düz saçları beline kadar iniyordu, gözleri de aynı saçlarının rengindeydi. Düz bir burnu, dolgun dudakları vardı. Güzelliğini bozan tek şey kulağının yakınında başlayan ve çenesine kadar inen yara iziydi. Hatta o iz bile sadece vahşilik katmıştı, çirkinlik değil.Kıyafetleri bile ben buradayım diye bağırıyordu. Siyah dar pantolon, beyaz tişörtle fantastik filmlerden fırlamış başrol gibiydi. Kısaca; mükemmel.‘‘Nida?’’İkisinin gözleri kesişince kendimi fazlalık olarak gördüm. Gitmem gerekiyordu hem de arkama bakmadan hızlıca ortadan kaybolmam.‘‘O zaman ben gideyim sonra konuşuruz.’’ dedim hızlıca. Ekmeği sallamamaya özen göstererek büyük adımlar atmaya başladım. Neden bilmiyordum fakat bekliyordum. Onun elimi tutup beni durdurmasını, gitme diyerek seslenmesini. Tabi ki öyle bir şey olmadı. Ben adım attıkça aramızda oluşan mesafeler uzadı. Artık ona barıştığımız zamanki kadar yakın değildim. En azından bunu biliyordum.Köşeye geldiğimde içimdeki meraklı dürtüye engel olamadım, her ne kadar canımı yakacağını bilsem de arkamı döndüm. Nida denen kız kolunu Yalçın’ın beline sarmıştı. Dudaklarında kocaman bir gülümseme vardı.Yeni kavuşan sevgililer gibi duruyorlardı.Onun tepkisine baktığımda sendelememek için duvara tutunmak zorunda kaldım. Yalçın’ın ilk defa bu kadar içten güldüğünü görüyordum. Yani, tamam bizim yanımızda da kahkaha falan atıyordu ama…Değer verdiği belli oluyordu. O kız her kimse gerçekten çok şanslıydı.Eve doğru hızlı adımlar atarken karnımın içerisinde bir şeyler düğümlendiğini fark ettim. Ağzımda acı bir tat vardı ayrıca göğsüm sıkışıyordu. Kendimi ilaçların yan etkisi olduğuna inandırdığım sırada eve ulaştım.İçimden sabahımı mahveden Yalçın’a homurdandım, ne diye kafamı karıştırıyordu ki? Anahtarımı kaşla göz arasında cebime attığımdan hemen eve girebildim. Sessizce mutfağa ilerlerken babamın sesini duydum.‘‘-Beni suçladığını bildiğim için ona yaklaşamıyorum. Daha doğrusu ne yapmam gerektiğini bilmiyorum, beni asla affetmeyecek. Korkunç şeyler yaşadı. Onları silemem.’’‘‘Yeni anılar oluşturabilirsiniz ama.’’ Ece’nin sesini duyunca bütün vücudum karıncalanmaya başladı, benim hakkımda konuşuyorlardı. ‘‘Kötü anılarının yerini güzel anılarla doldurabilirsiniz. O da bilmiyor. Sizinle nasıl konuşması gerektiğine emin olamaz ki sonuçta aranızda mesafeler var. Aynı durumdasınız efendim.’’Vücudumu soğuk duvara dayayarak beklemeye başladım. Babamın derin bir iç çektiğini duyunca onu kötülediğim bütün zamanlar aklıma doluştu. Ondan nefret ettiğimi bağırdığım saniyelerden nefret ediyordum şuan.‘‘Onu sevmediğinizi düşünüyor İmge. Acı çekiyor. Kızınıza böyle davranmamalısınız ve tabi ki doğum gününde bir şeyler yapmalısınız.’’Benim doğum günüm bu kadar yaklaşmış mıydı ki? Ekim ayındaydık yani yaklaşık altı gün falan kalmıştı. Ah, gerçekten yaklaşmışız.‘‘O… Sürekli onunla konuşma çabalarımı boşa çıkarıyor. Kısa cevaplar veriyor, somurtuyor ve ulaşabileceğim tüm yolları tıkıyor.’’Şuan babam ve Ece ‘İmge’ neden böyle?’ konuşması yapıyorlardı. Sinirle yaslandığım yerden doğrularak ‘‘Ben geldim!’’ diye bağırdım. Kapının kolunu indirerek ekmekleri gösterdim.Babam ve Ece gerilmişlerdi, onları rahatlatmak amacıyla umursamazca içeri daldım. ‘‘Kahvaltı da ne var?’’‘‘Omlet.’’Babamın tek kelimelik cevabı bütün sinirlerimi tepeme çıkarmıştı. Hani yolumuza taş koyan bendim? Hani mesafeleri açan, aramıza duvar ören kişi bendim baba?Yemek masasında babamın karşısındaki sandalyeye kurularak tabağıma biraz omlet aldım. Çatalımla keserek ağzıma attığım lokmayı yutamıyordum. Duyduklarım, Yalçın’ın yanındaki kız, doğum günüm. Hepsi canımı yakmak istiyor gibiydi. Ağzımdaki yemek çiğnedikçe büyüyordu sanki. Belki de yutkunmamı engelleyen gözlerime dolan yaşlardı.Sanki kirpiklerimi kırpıştırsam gözyaşları engelleyemeyeceğim şekilde akacak gibi hissediyordum. Aslında doğum günüm hiç gelmesin istedim o an.‘‘İmge?’’ dedi Ece bakışlarını yüzüme dikerken. Kırpmaya korktuğum gözlerimi ona çevirince bulanıklaştığını fark ettim. Alt dudağımı sertçe ısırarak tavana doğru diktim gözlerimi.‘‘Sorun mu var?’’Evet. ‘‘Hayır.’’Sandalyemi seslice geri iterek çatalımı masaya bıraktım. ‘‘Midem ağrıyor, ben bugün yatacağım.’’ Gülümsemek için kendimi kasmaya gerek yoktu, nasılsa başaramazdım. Elimle karnımı tutarak içeri yürüdüm.‘‘Doktora gitmek ister misin?’’‘‘Gerek yok.’’ dedim aslında sorunun sadece ruhsal olduğunu düşünürken. ‘‘Hiçbir şeye gerek yok, sadece dinlenirsem geçer.’’Odama girmeden hemen önce hıçkırıklarımı engelleyemedim. Kalbim patlayacak gibiydi. Hiçbir şekilde yaram yokken canımı ne bu kadar çok yakabilirdi? Kollarımı vücuduma dolayarak yere çöktüm. Bedenimin sarsıldığını biliyordum ama durduramıyordum. Yaşadıklarım artık sınırımı geçmişti. Herkesin olduğu gibi benimde bir dayanma noktam vardı ne yazık ki.Tek sorunum; insanların bunu anlamamasıydı. Kimse beni anlamıyordu, tam tersini düşünsem de. Keyifli Okumalar...
10168204_727992550585358_6880347861911738287_n.jpg
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst